mustafaozbag.org

49. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:26:37

Allah gecenizi hayırlısın. Cenâb-ı Hak yılınızı, ömrünüzü, hayatınızı hayırlı eylesin. Hazret-i Allah ayet-i kerimede Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin huzurunda konuşurken, birbirlerinizin yanındaki gibi konuşmayın ve yüksek sesle konuşmayın. Yoksa bir de bakarsınız ki ahmetleriniz hoşuna gider buyurur. Dolayısıyla onun varislerinin huzurunda yukarıdaki uyarılar dikkate alınmazsa, durulmasın. Hakkımızı helal ederiz. Biz istiyoruz ki nasıl Efendimiz'in yanında sahabe, efendilerimiz ayetteki uyarıları dikkati alarak Allah'ın razı olduğu bir şekilde durdular, davrandılar, amel ettiler.
Buradaki kardeşler ve yukarıdaki kardeşler buraya girdikleri andan itibaren kapıdan çıkıncaya kadar siz buradayken daha dikkatli davransınlar ve umumla amel etsinler. Eğer edepsizlik yaptıysa şükürler. Estağfurullah. İnsanların birisine edep göstermesi, o kimseyi sevmesi ve büyük olarak kabul etmesiyle alakalıdır. Bir kimseye siz zorla birisine edep göstertiremezsiniz.
Muhakkak ki her mekanın kendi içerisinde bir edebi vardır. Mesela camilerin içerisinde mal, alışveriş, dünya işi çok konuşulması uygun görünmemiş. Peygamber sallallahu ve sellem adetleri ibadethanelerde böyle şeylerin yapılmasını yasaklamış. Bu caminin kendi içerisindeki bir edebi erkanıdır. Caminin içerisinde siz iman, alışverişi yapamazsınız.
Caminin içerisinde dövüşemezsiniz, kavga edemezsiniz. Mesela Kabetullah'ın içerisinde Mekke-i Münevvere'nin de hem Mekke şehrinin içerisinde edep vardır. Bir de Halev-i Şerif'in içerisinde edep vardır. Aynı şekilde muhakkak ki bu edeplerin hepsi de ama hadis, ama ashab-ı, imamların, istatların bunlar çok güzel.
Biraz bizim kardeşlerimizin ben burada böyle rahat konuşacağım bu nokta. Kardeşlerimizin bu noktada sıtmamamızın veyahut da bu noktayı çok böyle öne getirmeyişimin benim şahsi bir stratejim var. Şahsi olarak stratejim şu insanlar sevdiklerine ve aktap kabul ettiklerine edep gösterirler. Bir kimse seviyorsa ve o sevdiği kimse aktap kabul ettiyse onun huzurunda konuşma ihtiyacı duymaz. Onun huzurunda onun yanında her daim edepli olmaya çalışır. Ama sevmiyorsa onu aktap kabul etmiyorsa siz onu bir edeb dairesinin içine katmaya çalışsanız o döner bir gün sizden intikam alır.
Döner bir gün o edeb gösterdiği kimseden de intikam alır. Niçin? Sevmeden yaptı çünkü. Onu aktap kabul etmeden yaptı. Burada muhakkak ki bir peygamberle bunun varisi aynı noktada değil. Burada İbun Uç'u bazı yerlerde kaçmış. Yani Peygamber Peygamber Salullah ve Seylem Hazretlerine gösterilen edepten fazla üstadlara edep gösterilmeye başlanmış. Burada da ayrı tehlikeler çıkmış. Bunu biraz böyle rahat bırakınca edepsizliğe doğru yol almış bazıları. Bizim burası için geçerli değil. Ama bazıları da edep adı altında sünnet noktasını aşmışlar. Bakın sünnet noktasını da aşmışlar. Biz orta yolu takip etmeye çalışıyoruz. Ben kendi nefsim olarak söyleyeyim.
Ben aslında yetişirken sıkı disiplinli bir şekilde yetiştik. Benim zaten kendime göre bir iç disiplinim vardır. Tarikattan öncesinde de vardır. tarikatla beraber bu pekişmiştir. Ben kendi dairemde, kendi nefsimde disiplinli bir insanımdır. Eski bizim dervişçiyi öğrendiğimiz hem üstadımız olsun Allah rahmet eylesin hem de onun etrafındaki eski Hacı Üstad Efendi Hazretlerinden kalan dervişler olsun onlar bu noktada çok sıkıydılar.
Bakın çok sıkıydılar. Aşırı sıkıydılar hem. Bakın aşırı sıkıydılar. Ama bir gün geldi o aşırı sıkı olanlar döndüler intikam aldılar kendilerinden. Veya orada da kendince başka yerlerde kendince eksiklikler tespit ettiler. Bu manada o yüzden arkadaşları, kardeşleri edeb adı altında sevmedikleri, istemedikleri birşeyi asla üzerlerinde oturtturmak istemem. Şunu unutmayın hiçbir zaman. Tasavvuf sevgi yeridir, sevgiyle yürüyecek birşeydir. Eğer siz birisini sevmiyorsanız o kimseyi aktar kabul edip onun dediklerini, onun düşüncelerini, onun stratejisini, onun yolunu kendinize yol olarak görmezsiniz. Tasavvuf böyle enteresan bir oluşumdur. Tasavvuf zorlayıcı birşey olmaz.
Disiplinlidir uyana, disiplinlidir sevene, disiplinlidir tabi olana, disiplinlidir isteyene. Bir kimse bunu kendisi istemeli. Kendisi isterse gayet makul ve malum olur. Örnek, eğer ki birisi üstadı konuşurken yanındaki birisi makul veya malum birşey sormazsa ona cevap vermez. O kimse de bir sohbet esnasında konuşulmayacağını bilir.
Ona siz konuşma demek yanlış olur. Hani Hazreti Mevlana'ya demişler ya bu edebe nasıl sahip oldun. Edebsizlere baktım, bakmayarak, yapmayarak sahip oldun demiş. O kimse, lafının, üstadın lafının kesilmeyeceğini, üstadın ilginçlik taslanmayacağını, onun yanında etrafındaki arkadaşlarıyla şaka yapılmayacağını, işte haro reglere yapılmayacağını, böyle olur olmaz konuşulmayacağını, bunlara siz dikte etseniz dahi, söyleseniz dahi, o kimse severse, ahtap kabul ederse kabul edecek.
Eğer sevmezse, ahtap kabul etmezse kabul etmeyecek. çok eski bir derviş ağabeyimiz vardı, anlatalım hep bunu. Bunlar çünkü yaşanmış örnekler. Bir kimse yaşamadıkça tecrübe sahip olmadı. Yaşar, tecrübe sahip olur, edebi, ahlâkı o zaman öyle. Bir yere gittik, ben daha önce oraya üç beş sefer sohbete gittim, Efendimiz Hazretlerini götürdüm oraya. Orada ders vereceğiz arkadaşlar, anlatacağız. Şeyh Efendi Hazretleri tam anlatmaya başlıyor, o aradan çıkıyor. Efendi, işte bir derviş sabahleyen kalkar, namazını kılar, bir miktar Kur'an-ı Kerim okur, dersini yapar, işrah namazını kılar, ondan sonra uyur, aradan bir daha, daha adamlar yeni derviş oluyorlar, daha yeni namaz kılıyorlar, işlerinden bir kısmı.
Öyle bir dervişlik anlattı ki, onu, benim yaşamam mümkün değil mi? Ben daha ileri konuşayım, o zaman Şeyh Efendi'nin öyle bir yaşaması mümkün değil. Bir gün orada, bir gün orada, bir gün orada, bir gün orada yaşayan insanın çok sıkı dervişlik yapacağına inanmayın. Ömür ayakta geçer diyor üstadın. Onun dervi, o noktadaki işleri bitmiştir artık. O kazandığını dağıtmakla meşguldür. Sen kazanacaksın, sen çalışacaksın. Bir anlattı, oradaki hiç kimse ders almalı. Dervişlik buysa dediler, mümkün değil. Benim canım sıkıldı, o gece orada kalacaktık, dönüyoruz dedim ben. Kısa kesiyorum muhabbeti. Yolda dedim ki efendim patlayacak.
Ben eski, yani bunu böyle kendim için söylüyordum. Üstad konuşurken, eğer gerçekten Allah'ın dostuysa, bunu o manada konuşturan Allah'tır. Sana eksik gibi gelir. Sana gereksizmiş gibi gelir. Sana yanlışmış gibi gelir. O senin kibrindendir. O senin körlüğündendir. O başkasına tam geliyordur, başkasına ilaç geçiyordur. Sen kör ve kibirli olduğundan eksik ve noksan görürsün. Sen kör ve kibirli olduğundan algılayamazsın, anlayamazsın. Sohbetin nereye gittiğini bilemezsin. Bunu nereden konuştu ya adam ya da kitabın ortasından dersin. Hiç gerek yok bunu konuşmaya dersin. O senin körlüğünden ve sağırlığındandır. Ve kibrindendir. Ve sevmediğindendir.
Ve ahtap kabul etmediğindendir. Ona zorla edep uygulayamazsın. İnsan sevdiğini gördüğünde lar olur, dilsiz olur. Sevdiğinde kulaksız olur, sağır olur. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Kişi sevdiğine sağır ve dilsizdir der. Bu ne demek? Sağır, dilsiz. Bir rivayette de kördür der. Bu ne demek? Yani sevdiğinden başka bir şey görmez. Sevdiğinden başka bir şey konuşmaz. Sevdiğinden başka bir şey duymaz. ve başka da duymak, konuşmak istemez. Eğer birisi sizin yanınızda, bugün hava çok soğuk ya, buzlu ortalık, kayıyor ortalık. Üstadınız sohbet ederken sen de dönersin ona.
He ya arabayı şöyle kaydasın, böyle hoplattım, şurada şöyle düştü derse, ikiniz de gittiniz. İkisi de gitti. Bu da lazım. Nasıl lazım? Has ile has olmayan nasıl meydana çıkacak? Sahtesiyle sahte olmayan nasıl meydana çıkacak? İyi ile kötü nasıl meydana çıkacak? İyi ile kötü nasıl meydana çıkacak? Doğru ile yanlış nasıl meydana çıkacak? Doğru ile yanlış nasıl meydana çıkacak? Birisi yanlış yapacak, birisi doğru yapacak. Aynı toplulukta yapacak. Edeb kalkma aşı gibi olmaz insana. O içsel bir şeydir. Eğer bir kimse içsel yolculuğa başladıysa, üstadını rüyasında görüyorsa, içinde hissediyorsa, onun muhabbet hissediyorsa, onunla iletişime girdiyse, o zaten edeplenir merak etmeyin.
Bakın o edeplenir. Siz onu edepsizliğe sevk etseniz dahi, o edepsizliğe doğru yol almaz. O şeyhin yanında ileri geri kahkahayla konuşulmayacağını, şeyhin yanında bacak bacak üstüne atılmayacağını, edeple davranılacağını, şeyhin üstadın yanında ince davranılması gerektiğini, ince konuşulmasının gerektiğini, ileri geri dangolarıca konuşulmaması gerektiğini bilir. Niçin? O, o noktada onun içinde artık o aşk, o muhabbet, o sevgi oluşmuştur. Ona karşı o kimseyi edeplendirir o. Sevgi edeplendirir, sevgi değiştirir, sevgi dönüştürür o kimseyi. Ama yoksa içinde sevgisi, o kimseyi aktak kabul etmiyorsa, büyük kabul etmiyorsa, her türlü şeyi yapar, ona zorla bir şey yaptırmakta mümkün değil.
Edeb, Kur'an ve sünnete uygun olmalı. Edeb, Kur'an, sünnet, imanların iştahına uygun olmalı. Edeb, Kur'an, sünnet, imanların iştahı ve aynı zamanda da ehli tasavvufun kendi içerisinde oluşturduğu disipline uygun olmalı. Bakın dört kademe, üç kademe edep çıktı, Kur'an, sünnet. Bir kimse der ki, bu işin en geniş dairesidir. Kur'an ve sünnet dairesinde davranırım, bu bana yeter, doğru yeter. Daha incesini görür bir kimse. İmamlar bir şeylere şerh etmişlerdir. İmamlar bir şeylere fetva vermişlerdir. Bunu da insan kendisine edeb olarak alır. Bu imanların iştahatlarıyla daha disipline etmektir. İnceliğini görmektir. Ehli tasavvufunda edebini koyarsak içine bu daha da şekerpare halini alır.
Ama biz bunu insanlardan zor da isteyemeyiz. Ben kendine disipline istemem. Ama bu mekanın disiplini için isterim. Bakın bu mekanın disiplini için. Bu mekanda sizler de ben de gideceğiz. Hiçbirimiz de kalıcı değil. Bu mekanda bizden sonra da gelecek olanlar edebi, terbiyeyi, adabı öğrenmekler. Yalnız şunu da unutmayın. Bu kapıdan içeri giren en edepsiz olarak gördüğümüz kimse en edepsiz olarak gördüğümüz kimse toplulukta bu kapıdan içeri girmeyenlerin arasında yüzde bin fark vardır. Bunu görürsünüz. Kendi içinizde yaşadığınızdan belki de fark etmeyebilirsiniz. Ama dışarıda insanları gördüğünüzde, kıyasladığınızda o zaman fark edersiniz.
Tabi arkadaşların, kardeşlerin bu soruyu soranın da ve bu noktada bana da telefonla veya değişik sohbetlerde bana anlattıkların, anlatanların rahatsızlığını biliyorum. Ama bunu zamanla pişip olgunlaşacak bir şey. Bir de Allah'ın bu bir takdiri benim için lütfu ilahi, ikram. Benim bulunduğum cemaatler benim yaşıma bakmaksızın hep gençlerden oluştu. Burada belki de benden yaşlı beş altı tane, beş altı kişi vay ha vardır ha yoktur. Yani yaşıdım vardır üç dört kişi, üç dört kişi de benden yaşlısındır geri kalan hepsi de gençtir. Bundan mutluluk duyuyorum. Bunu bir lütfu ilahi olarak görüyorum. Allah'ın bu noktada bir ikramı olarak görüyorum. Buradaki genç arkadaşların, genç kardeşlerin şurada iki saat boyunca sohbet dinlemeleri, zikrullah yapmaları ve edeble, terbiye ile durmaları büyük bir lütuf, büyük bir ikram.
Muhakkak ki yeni arkadaşlarımız, yeni kardeşlerimiz gelecek. Bunlar edebi, adamı bilmeyecekler. Bilmedikleri için konuşabilecekler, dürüntü edebilecekler. veyahut da edeb sınırını aşacaklar. Biz onları edeb sınırına katmak için onlara baskı yapmayacağız. Bizim stratejimizde bu yok. Benim stratejimde bu yok. Hiçbir kardeş, hiçbir kardeşe baskı yapmayacak. Buna hakkı yok. Biz buraya kim gelirse ona hizmet edeceğiz, hürmet edeceğiz, saygı duyacağız. Ona edepli davranacağız. Ona edepli davranacağız. Biz ona sen neden böyle yapıyorsun diye sormayacağız. Asla. Hiçbir kardeşi bu noktada görevlendirmedim, görevlendirmemde ve yanlış yaparlar. Sizin birisini ikaz etmeniz, onun böyle tepesine binip bunu böyle yapacaksınız demeniz, benim stratejime ters.
Ben böyle bir şey istemiyorum. Sevgiyle, muhabbetle, saygıyla isteyerek olmasını istiyorum bir şeyin. Benim nazarımda tasavvuf bu. Bir kimse severse gelir buraya. Muhabbet görürse gelir buraya. Destek görürse gelir buraya. Ve muhabbetle, sevgiyle, aşkla durursa burada durur. Dışarısı sıfırın altında eksi bir. Herkes evinde çok rahat oturabilir. Buraya bu kadar kalabalık geldiyse, o gelen kimselerin hepsi de muhabbetinden, sevgisinden, özverisiyle geliyor. Çevre köylerden, ilçelerden, mahallelerden yolda yürümek için yürek ister. Buz gibi ortalık. Buz kayıyor. Bu noktada biz, bir de gelen kimseye, sen edepsiz davranın değil bana ters davranırsa, bu tasavvufun özüne aykırı bir şey.
Biz kendimiz edepli davranalım. Bakın hayatınızı, hayatınızı başkalarının eksikliklerini tamamlamak için, başkalarının yanlışlıklarını düzeltmek için heder etmeyin. Bu sizin vazifeniz değil. Bunu bir not olarak düşünüyorum. Dervişin vazifesi mutmainne oluncaya kadar kendi nefsiyle ilgilenmesidir. Kalbi mutmainne oluncaya kadar. O nefistir ki mutmain olacak. O mutmain olan kalp Allah'tan razı olmuştur. O noktaya gelinceye kadar. Yani nefs-i mutmainne noktasına gelinceye kadar, dervişin etrafıyla ilgilenmesi, başkalarıyla ilgilenmesi uygun değildir. O kimse kendi nefsiyle ilgilenir. Birisi ona bir şey sorarsa, doğru bildiği bir şey var ise ona doğru bildiği şeyi aktarır.
Ama birisi ona bir şey sormuyorsa ona kalkıp da kalkma aşı yapmaya çalışmaz. O yüzden kardeşler muhakkak ve muhakkak kendi eksikliklerini, kendi kusurlarını, kendi yanlışlıklarını görmekle uğraşacaklar. Bir başkasının yanlışlığını, eksikliğini gören bir kimse, kendi eksikliğini ve yanlışlığını görmesi mümkün değildir. Biz kendi nefsimizle devamlı tövbeye, edebe, adaba, hayra, hasenata, zikrullaha, ibadete doğru yönlendirmeye çalışacağız. Kendimize bakacağız. Allah bizi affetsin icallah. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, küfrün başı doğu tarafındadır. Kibir ve kendini beğenme, ölmede, haykırıp bağıranlarda at ve deveyle uğraşan sürü sahiplerindendir.
Tevazu ve fakir ise koyunlarla uğraşanlardandır. Bu konuyla alakalı dersimiz var. Bu akşam kibirle alakalı dersimiz. İnşallah. Sağırlık kuruluşunda çalışıyorum. Bayanım, işim icabı vefat eden hastaları bağlamak zorundayız. Bunlar bayıl oluyor bayanda ve bütün huzurlarını görüyoruz. Usul almam gerekir mi? Gerekmez. Yapmış olduğumuz zikrullah o günkü virt yerine geçiyorum, bilgilenirseniz sevinirim demiş.
Evet, yapmış olduğumuz zikrullah o günün virti olarak geçer. Ama ben daha hiçbir zaman, bugün zikrullah var, dedim, virtim sakıt oldu deyip çekmediğim bir gün yoktu. Bunu Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretlerine sordum, dedim efendim, o günkü virt yerine geçer mi? Geçer mi usta ben de dedi. O gün o kimse virtini çekmese olur dedi. Bu bir ruhsattır. Böyle bir ruhsat var mı var? Evet siz o gün derse geldiyseniz, zikrullah yaptıysanız, girdiniz yerine geçer. Yapabiliyorsanız, dersinizi tekrar çekin. Yapabiliyorsanız, zamanınız varsa ki vardır, dersinizi tekrar çekin. Bakın, bu bir tavsiye. Kendinizi disiplin edin. Tasavvuf, bir kimsenin kendi kendine disiplin etmesi.
Virtsiz, zikirsiz bir gündüz geçmesin. Her gece derseye gidin. Hiç önemli değil. Umur üstüne nur olsun. Ayet-i keramete buyurmadı mı o münafıklar, Allah'ı az zikrederler diye? Biz onlardan olmayalım inşallah. Bir senedir devamlı geceleri korkutuyorlar. Dün akşam ensenden tuttumlar. Sabaha kadar uyuyamadım. Devamlı her gece okuyorum. Lisede okuyan bir öğrenciyim. Bu akşam da uyuyacağını sanmıyorum. Ne yapmam gerekir? Uyuyacağını san, uyursun. Allah'tan ümidinizi kesmeyin. Koruyucu ve şifa verici olan Allah'tır. Sizin okumanız dilinizde kalırsa, sizin okuduğunuz şey size tesir etmez. Veya başkasının okuduğu şey de size tesir etmez. Ama okuduğunuz şeye inanırsanız ve okuduğunuz şeye ve okuduğunuza inanırsanız ve kalben unutmayın iseniz inancınızda o şey sizi koruyacaktır. O şey nedir? Allah. Eğer siz Allah'a okuyorsanız ve Allah'ı koruyucu ve muhafaza edici görüyorsanız ve öyle inanıyorsanız o sizi koruyacaktır. Ve koruyordur.
Siz beni korumadı diye düşünmeniz Allah'ın üzerinde suizandır. Allah'ın üzerindeki suizan sizi küfre götürür. Allah en büyük koruyucudur. Allah hakim. Allah metindir. Allah kerimdir. Allah malükül mülktür. Allah yerdekinlerin ve göttekinlerin sahibidir. Allah her şeyin sahibidir. Şirk iki türlüdür. Zahirisi gidip bir puta inanıp ona ibadet etmektir.
Putun önünde saygılı durmaktır. Puta saygı göstermektir. Bu şirkin zahiridir. Bu küfrün zahiridir. Şirkin kalbisi vardır. Nedir? İyiliği veya kötülüğü insanlardan bilmek. Üzerimize gelen bela ve musibetlerin sebebini insanları görmek. Eksirten ve artırtanın insanları veya başka şeyleri görmek. Bu küfrün kalbi olanıdır ki korkulacak olan şey budur.
Gelin. İlk önce kalbimizi bu noktada küfrî noktadan çıkaralım. Üzerimizdeki her ne var ise arttıran ve eksirten Allah'tır. Üzerimize her ne bela veya musibet olarak gördüğünüz veya güzellik veya neşe veya keder veya hüzün veya varlık veya yokluk her ne geldiyse Allah'tan bilin. Bu imanın kemal noktasıdır. Size neşeyi veren, neşeyi veren bakın, kahkahayı değil, sefahatı değil, eğlenceyi değil.
Bizim gönlünüze neşeyi veren odur. Sizin kalbinize hüznü veren odur. Size hastalığı veren odur. Size dermanı veren odur. Size borçu veren odur. Size borçtan kurtulmayı veren odur. Sizin malınızı eksirten odur. Malınızı arttıran odur. Sizi sağlıklı kılan odur. Sağlığınızı bozan odur. Evlatlarınızla imtihan eden odur. Anne ve babalarınızla imtihan eden odur. Eş ve çocuklarınızla imtihan eden odur. Dinleme. Kalbini ona çevir. Gözünü ona çevir. Kulağını ona çevir. Oynama orada burada.
Dünyanın en yıkamayız diye düşündüğünüz şeyi o sinekle helak eder. Dersin ki bu eksik. Bu yanlış. Sakın yanlış görme. Kendine bak. Uğraşan, başkalarının yanlışlıklarıyla ve eksiklikleriyle uğraşanlar kibirli insanlardır.
Allah kibirlilerini sevmez. O işler okuyorum. Ben muhafaza olmuyorum. Küfürdür içinde. O kardeş tövbe edecek gibi görünen şey dair. Okuyayım uçayım. Okuyayım yatayım. Okuyayım işim her şey asan olsun. Hani imtihanın sırrı nerede? Kardeşim hiç dişi kırılmayacak.
Hiç eli acımayacak. Hiç ayağına taş almayacak. Böyle bir müminlik yok. Allah bizi affetsin. Caminin içerisinde sema gösterisi yapmakta bir beyiş var mıdır? Caminin içerisinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kendi zamanında bazı kabiliyelerin halk oyunlarının oynanmasına müsaade etmiş. Biz şimdi ulu camide sema edeceğiz. Bizim köfrümüze fetva verirler. Allah bizi affetsin. Bir de hedef ve hayattan bahseder misiniz demiş. Az bir şey bahsettik. Herhalde Peygamber Efendimiz buyurdu ki Allah'ın zikriyle adeta mest olan müteferritler herkesi geçtiler. Zikir onlardan ağır yüklerini kaldırmıştır. Onlar kıyamet gününde hafif yük olarak da mahşere varırlar. Buradaki yük insanların günahlarıdır, kusurlarıdır, hatalarıdır, gafletidir, hayasıdır, pardon hayasılığıdır, edepsizliğidir, yanlışlıklarıdır, eksiklikleridir.
Allah zikredenleri affolmuş olarak kaldırır. Zikrullah cemaatinden. Allah zikredenleri sever. Allah zikredenleri affeder. Allah zikredenleri kendine dost eder. Allah zikredenlerin zikrinden dolayı bir şeyi istemeyen güçleri yetmezse, güçleri yetmezse, zikrinden dolayı akıllarına gelmezse, Allah onların isteklerini yerine getirir. Sakın ha! Kardeşler, bunu böyle samimiyetimle söylüyorum. Yirmi yıllık dini hayatım boyunca herhalde sizin başınızın gelmemiştir benim başıma gelenler. Allah halakasına sımsıkı yapışın. Zikrullah'a sımsıkı yapışın. Size bir kardeş nasihatı. Kardeş nasihatı. Göreceksiniz ki ayakta kalan siz olacaksınız.
Ey ashabım siz de zikredenle zikretmenin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Zikreden diridir. Zikretmeyen ölüdür. Zikretmek istiyorsanız devamlı zikrullah ile alakalı olacaksınız. Şeyh Efendi için neler söylüyorlardı bana? O zikrullah halakası var ya, bütün her şeyin işaretidir. Her şeyin işaretidir.
O halakada sen gerçekten Allah'ı zikrediyorsan, sen gerçekten Allah'la baş başa kalıyorsan, yeminle söylüyorum ki Allah sana ayağın beyan gösterir. Neden? Affedince camda, aynada is var, pus var, kirlilik var. Silinince görüş mesafenin artar mı senin? Artar.
Hatta hele bir de gözlük takarlarsa, beninki gibi daha net görürsün öyle değil mi? O yüzden sakın ha, zikrlaha devam edin. Allah'ın zikri bırakmayın. Kim Allah'ın zikrini bıraktı? O helaka doğru yol aldı. Helaka doğru yol aldı. Kim Allah'ın zikrini terk etti? Allah onun kalbini mühürledi. Kim Allah'ın zikrini terk etti? Allah da onu terk etti.
İstersen bana her gün... Sen zikri terk ettin, terk ettin. Allah da seni terk etti. Zikullah halakasını terk eden kimse, Allah'ın terk ettiği kimsedir. Bana evliyalık taslama, bana verilik taslama, bana dervişlik taslama, bana müminlik taslama.
Zikrullah halakasına oturur. Allah'ın ikram ettikleri zikrullah halakasına oturur. Adamı siz dokuz kazıkla bağlayın, oturtamazsınız burada. Dokuz kazıkla bağlayın. Yüz on dokuz iplik atın, halat atın adama. Keramet gösterin, onu bağlayamazsınız. Görmedin mi? Elini uzattın, ayı ikiye bölürdün. Ayı ikiye böl, selam. Sen dersin ki bunlar büyücü. Dua et kalbin, şeytan kalbi.
Bulaşırsa üstadı hakir görürsün. Sana ders yaptıranı hakir görürsün. Zikrullah halakasını gideni cahil görürsün. O Allah'ı zikrediyor, sen onu cahil görürsün. O Allah'ı zikrediyor, sen onu hakir görürsün. O Allah'ı zikrediyor, sen onu fakir görürsün. O Allah'ı zikrediyor, sen böyle işe yaramaz bir adam görürsün. Ey ha senin kalbin şeytan kalbi. Oysa Allah, o zikredenler var ya, nurden minberler üzerine oturtulacaklar. Peygamberler soracak, bunlar hangi peygamberler der?
Bir münadi melek. Bunlar peygamber değil, hangi şehitler der? O melek diyecek ki bunlar şehit de değil. Soracak peygamberler de ki bunlar kim? Bunlar Allah'ın zikreden kimseye nasıl ters bakarsın, nasıl yanlış bakarsın? Gönlünde kibir olan asla cennete giremez. Nurden minberler üzerine oturacak, oturacak olan bir halkı. Sokaktaki adamla karıştırma. Konuşma.
Kesikliğini kusurla araştırma, vallahi Allah. Billahi seni para parçayla. Demedi mi? Zikrullah halakasından ayrılmayın.
Bu kimin zikrullah halakası olursa olsun. Sakın halakayı oturana da böyle yaparlar ya. Hüküm ya. Bu da mı geldi buraya ben? Be ahmak! Onu Allah getirdi. Be ahmak! Bir işini görmek için gelsene Allah onu affeder. Burası hazine! Be ahmak! Hadi getir birisini Arşana'nın gölgesine getirebileceksen sen. Arşana'nın gölgesine ancak Allah dostlarına ait. Allah muhafaza eylesin. O yüzden zikrullah.
Kimsenin ağır yükünü kaldırır. Olmazını oldurur. Bulunmazını buldurur. Gitmesini götürür. Götürüleni getirir. Sakın nefsine uyaraktan terk etme. Sakın! Terk ettiğinden kibirli olduğundan alır. Kibirleri Allah asla sevmez. Semazenin kafasından sikkesi düştüğü zaman kurban gerekiyor denildi. Doğru mudur bayan veya erkek olması fark eder mi? Tamam böyle bir kurban kesilecekse bizi de davet edelim. Alakası yok. Kur'an-ı Kerim'in mealiyle tefsiri ayıran nedir?
Mealindeki cümleler genellikle hitap eden, hitap eden bir cümlesi çok geçiyor. Allah-u Teala'nın ben kelimesi çok az. Biz şöyle böyle yaptık derken kimleri anlatıyor? Peygamber Efendimiz'e bütün insanlığa hitap da bizi anlayamadı. Allah kibirliliği sevmez. O yüzden biz diyor. İslam fıkıhı asiklopedisinde Şafilere göre güzel kadınla evlenmek mekruh görünmüştür yazıyor. Açıklar mısınız? Allah güzeli sever. Güzel olan şeyleri de sever. Şafii fıkhında öyle bir söz vardır. Bilmiyorum varsa vardır. Ama bu noktada eğer ki o güzel kadın kibirliliğe düşerse veya bir erkek bu noktada hataya yanlışa düşerse diye düşünmüşlerdi. Dünyadan ukbaya göçen, mürşitten alınan dersi devam ettirmek doğru mudur?
Yani bu noktada bir kimse yeni bir üstad buluncaya kadar dersine devam edecek. Ne zaman ki yeni bir üstad buldu o zaman yeni üstadın dersini çekecek. Ama şu yanlış yani bir tek işte benim üstadımın dersi devam eder. Ben bu noktada işte buna devam ederim. İşte şöyle böyle der ise bu hatalı. Allah muhafaza eylesin inşallah. Benim üstadımın dersi yeter. Yeni bir üstade gerek yok. Yeni bir kimseye gerek yok diyorsa bu yanlış. Öyle diyenler var Allah muhafaza eylesin. Bu yanlış. Hüküm taslayanları ayetlerinden yüz çevirteceği. Tık altı.
Peygamberler yardım istediler ve her inatçı zorma hüsranı uğradı. İbrahim suresi ayet on beş. Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbinin bundan dolayı mühürler. El mü'min ayet otuz beş. Allah büyüklük taslayanları sevmez. Nahül suresi ayet yirmi üç. Bana kumluk etmeyi büyüklerine yediremeyenler, büyüklüklerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme girecekler. El mü'minin ayet atmış. Kibir. Dünyanın insanlık yaratıldıklar yaratıldığından beri en büyük hastalık, kalbi hastalık, kibir. Bütün peygamberlerin ümmetlerine tavsiye ettikleri, kaçındırdıkları, korkuttukları, hasta bulaşmak istemelerini istemedikleri şey kibir. Bu Allah'ın ahirini inkar etmek.
İman noktasından dışarı çıkmak. Ona ibadet etmemek. İslamını haram kabul etmemek. Onun helalini helal kabul etmemek. İbadetlerini kabul etmemek. Onun emirlerini kabul etmemektir. Bu insanı küfre götürür. Aslında kibirin tamamı küfre götürür de, biz biraz böyle yumuşatalım. İnsanların hepsini de cehenneme, küfre sokmayalım. Biraz kolaylaştıralım. Merhametimiz galebe çalsın. Allah'a isyan noktasında olmayalım inşallah. Bu noktadaki kibir men edilmiş. Cenab-ı Hak ayet-i kerime ile bildiriyor. Ayetlerimizi yüz çevirteceğim. O kimse Allah'ın ayetlerini göremez.
Allah'ın ayetleri hem Kur'an-ı Kerim hem yaratılmış olan her şey koparmıştır. Artık o zahiri manada Allah'la ilişkisi, alakası kesilmiştir. Çünkü namaz kılmıyor, namazı red ediyor. Oruç tutmuyor, orucu red ediyor. O dinin emirlerini red ediyor. Allah'la ilişkisi kesilmiş. Küfür. Ve ilişkisini kestiği için Allah onun gönlünü mühürlüyor. İlişkisini kestiği için, Allah'a büyüklük tasladığı için, kendi aklını, kendi fikrini, kendi hevasını önde tuttuğu için Allah onun ilişkisini kesiyor. Ve gittiğinizde onunla konuşmaya çalıştığınızda onun tepeden baktığını, Müslümanları beğenmediğini, Kur'an-ı Kerim'de hatalar gördüğünü, peygamberde hatalar gördüğünü, onları hafife aldığını görürsünüz.
O Allah'ın ayetleriyle alay eder. O Allah'ın ayetlerinden yüz çevirmiştir, ayetler de ondan yüz çevirmiştir. Döneceğim diye uğraşma, ona hürmetle hizmetle bulunacağım diye uğraşma. Allah muhafaza eylesin. Kibir.
Onun evliliğinin ağlayına tepeden bakmak. Burada da peygamber hata yaptığı için hicreti için birisi öyle demişti. Peygamber korktu da kaçtı Mekke'den dedi. Peygamberin üzerinde eksiklik görmek. Peygamberin üzerinde kusur görmek.
Peygamberin üzerinde hata görmek. Bu da küfürdür. Birisi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hata tespit ediyor. Ve siz de onu dinlediyseniz, gönlü şeytanlaşmış. Allah Resulü ad-i şerifte ne diyor?
Şeytan da kibre üründü. Adem'e secde etmedi. Allah'ın emrini yemektir. Çünkü Adem'e secde emrini Allah verdi. Kibir aldatır. Zannedersin ki ben bunun söylediğine itiraz ediyorum kardeş. Onun söylediği doğruysa o hakkın söylediğidir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri sana bir şey söylediyse o hakkın söylediğidir.
Allah'ın söylediğidir. O heva ve hevesinden konuşmadı. O yaşarken dünyada zahiri olarak nasıl heva ve hevesinden konuşmadıysa şimdi de rüyasında gördüysen rüyanda da hevasından hevesinden konuşmadı. Halinde de gördüysen heva ve hevesinden konuşmadı. Ahma rüyada gördüğün Resulullah'a inanmazsan sende de kibir var. Kimi beğenmiyorsun? Ama diyeceksin ki rüyanda Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri bana şöyle dedi. Hem ondan sonra diyeceksin ki ya yok ya böyle bir şey olmamıştır. Ben hayalledim herhalde işine gelmedi ya. Kibir. Kalbimle eğleniyordu dikkat et. Allah kibirlenenleri sevmez. Bu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadretlerine karşı kibir.
Bu da seni küfre götürür. Dikkat et maşa. Allah'ın yeryüzündeki velilerine, alimlerine, büyüklerine kibirli davranma. Onların söylediği Allah ve Resulunun söylediği ise tabi ol, itaat et, kibirlenme. Allah ve Resulunun sözü taştan gelse doğrudur. Duvardan gelse doğrudur. Aha duvar. Ondan konuşan Allah. Eğer doğruysa konuşan Allah. Gel, doğru nereden geliyorsa Allah'ındır. Hakikat nereden geliyorsa Allah'ındır.
Kur'an ve Sünnet bu Allah'ındır. Söyleneni eksik görmek kibirdir. İnce hastalıktır bunlar. Kalbi hastalıktır. Dersin ki kendi kendine. Bu hoca ne konuşuyor burada kürsüde ya. Bırakın şu adamı ya. Eğer konuştuğu doğruysa nasıl bırakın diyeceksin. Bırakın dediğin Kur'an ve Sünnet. Dinlemediğin Kur'an ve Sünnet. İtiraz ettiğin Kur'an ve Sünnet. Hakikati. Gel, ahmaklık yapma. Doğru kimden nasıl geliyorsa gelsin onu Allah'tan bil. Derviş ise onu Rabbinden bil. Hakikatla alakalı değilse bırakalım yakanı git nereye istiyorsan.
Allah muhafaza eylesin. Şibril bir altı. İnsanlardan kendini üstün görmen. Birisi bana bundan on yıldan fazla. Ya ben dedi çok seviyorum dedi. Şeyhinizi de seviyorum. Seni de seviyorum dedi. Allah razı olsun dedi. Ya toplanıyoruz orada sikrular yapıyoruz ya dedi. Oradaki arkadaşlar hep fakir fukara ya. Aynen ha böyle söyledi bana. Bir ter kokuyor orası dedi. Böyle omzundan koydum. Bir daha gelme sen. Senin dediğin doğru dedim. Bize gider hep fukara dedim ya. Ne yapalım dedi. Bir de ter kokuyorlar dediğin doğru dedi. Ben dedi oraya o zaman Adnanların aşağıda Reyhan'da pardon burada yukarda caminin aralığında Adnan'ın babası Allah razı olsun bir gece derse geldi dedi orayı size hibe etti.
Orada dersinizi yapın dedi. Biz orada ders yapıyoruz. Bana diyor ki buraya birkaç tane klima alayım be. Dedim Allah razı olsun alma. O zannediyor ki ben artıracağım hemen. O zengin ya. Ben de fakirim ya. Onlar da fakir ya. O adam da birkaç tane klima alacak ya. Dedim Allah razı olsun. Senin dediğin doğru. Burası ter kokuyor. Bunların hepsi de fakir fukara. Kıbrama. Sen zenginsin. Sen dedim buraya gelme. Sen buraya layık değilsin dedim. Ya İstanbul öyle demek isterim. Ne demek dedim ya. Hıh. Gelmedi. Şeye ben de geldim de geliyorum. Oradaki bunları hakir görmek. Burdun etrafın bunları kendinle bırak.
Aşağıya görmen eş değerli. Kibir ve yaratılanlara karşı kibir. Yaratılanlara yani taşa kibirlenmek, ağaca kibirlenmek, nimete kibirlenmek, meyveye kibirlenmek, sebzeye kibirlenmek, evdeki yiyeceklerinize kibirlenmek, giyeceklerinize kibirlenmek, nimete nankörlük, nimetin üzerinde kendini büyük görmen. Kadınlar, yüzünüz her yiyecek Allah'a nankörlük, israfa yol açmanız Allah'a nankörlük.
Suyu hor ve hakir, hiçbir şeyi hor ve hakir görmez. Bu çay bardağı ister içindeki su olsun, isterse toprak olsun, isterse taş olsun, isterse kağıt olsun, hor ve hakir görme. Onu yerli yerinde kullan. Ona karşı büyüklenme. Onu sana veren Allah, ona zulmetme. Gönüllü ol, ince fikirli ol. Gözünün gördüğü, elinin dokunduğu hiçbir şeye karşı kibirlenme. Hiçbir şeye karşı kibirlenme. Giyecek, sen giymiyorsundur, bir giyen olur, götürver. Yiyecek, sen yemiyorsundur, onu bir giyen olur.
Götürver, yesin. Eski kadınlar, ekmek kırıntıları, böyle yenmeyecek gibi olanların tabloları vardı, duvarın üzerinden. Oraya silkelerlerdi. Sohra bezlerini, kuşlar yesin diye. Onların kuşları vardı. Bahçelerinde, balkonlarında. Neden? Oraya ekmek farklarını, hiç de yenilmeyecek gibi olan yiyeceklerini oraya koyarlardı. İnce gönüllü ol. Nimeti yabana atma. Balkonunda iki tane güverçinin olsun. Balkonuna gelen kumruların olsun. Balkonuna gelen serpçelerin olsun. Gel ne olursun, Allah rızası için. Hiçbir şeyi heba etme. Yaratılan hiçbir şeyi hor ve hakir görme. Bu halinle Allah'ın huzurunda nasıl varacaksın? Bu halinle Allah'ın huzurunda duracaksın.
Demeyecek mi o bir lokmayı ben sana vermedim mi ilk oğlum? Demeyecek mi o bir perinci ben sana vermedim mi? Neden attın, neden döktün? Neden bozdun? Gel suya karşı daha iyi kibirlenme. Suyu israf etme. Gel ota karşı daha iyi kibirlenme. Ota israf etme. Otun üstüne bevletme. Otun üstüne tuvaletini yapma. O otun bir hayvan yiyecek. Otun bir böcek yiyecek. Bir kuzu yiyecek. Bir inek yiyecek. Sen gidip otun göbeğine bevletme. Sen gidip otun göbeğine büyük abdestini yapma. Sen oraya köpünü atma, kibirlenme. Bir kaya dibine utanarak yap. Git bir çalı dibine utanarak yap. Aman! Allah'tan hayal et. Aslığı şey Allah'ın nimeti, lütfu, ikramı. Üzerine dolaşsın, art Allah'ım.
Arabanı mı inerken kibirlenme? Bana böyle araba al. Benim böyle arabam var. Ahmak! Allah seni ona imtihan için verdi. Kendi yolunda kullanasın diye verdi. İnsanlara hava atasın diye vermedi. İnsanlara böbürlenesin diye vermedi. Allah sana o evi bir nimet olarak verdi. Ya seni onunla hesaba çekecek. Ya senin cennetliğin olacak ya cehennemnin. O evinde eğer sen Allah dostlarını ağırladınsan, fukaraları ağırladınsan, sen karimleri kurabaların başını okşadınsan, oraya sofra açtınsan, seni alkış diyorum Allah adına! Sen Firavun'da saraylarda yaşıyordun, Nemrut'ta saraylarda yaşıyordun. Gel kibirlenme! Kibirin toprak gibi olma! Kibrin ilacı fukaralarla oturma!
Kibrin ilacı kimsenin nimet vermediği, hor gördüğü kimselerle beraber olma! Kibrin ilacı! Kibrin ilacı kendini bilgisiz gör! Kibrin ilacı kendini ilimsiz gör! Kibrin ilacı kendini fukara gör! Kibrin ilacı kendini kimsesiz gör! Yalnız gör! Kibrin ilacı kendini... Orta yerde yaşayan bir kimse gibi gör! Misafir gibi gör kendini! Sakın! Birinden kendini üstün gördün! Kalbin mühürlendi! Kibrin ilacı kendini gör! Etrafında 20 tane adamın olabilir! Fabrikanda 150 tane adam çalışabilir! Sakın deme! Oğlum benim arabamı getir! Aman ha! Bin geç! Yan dükkanında 5 tane adam çalışabilir!
Oğlum! Bana çay getirin oğlum! Bir bardak çayı görür müsünüz? Onu da utanaraktan, sıkılaraktan! O seni anlamasın! Diyorlar buranın emiri kim? Kendi kendilerine düşünüyorlar! Herhalde diyorlar buranın emiri Hz. Ebu Bekir der! Gidiyorlar diyorlar ki buranın emiri kim? Ümmetine hizmet eder diyor! Gösteriyor Allah Resulunu! O da su dağıtıyor! Su dağıtıyor! Su! Kime? Ashabına! Kardeşlerine! Arkadaşlarına! Allah dostlarına! Ve ahmak! Ve nemrut gönüllü! Ve Resulullah da! O Allah'a iman eden!
Allah yolunda çarpışan! Allah yolunda yetişen insanlara hizmet ediyorsa! Sen kimsin? Sen kimsin? Allah diyene hizmet et! Hürmet et! Allah diyene koş peşinden! Bu kim olursa olsun! Kibirlenme! Birini hakir görme! Birini eksik görme! Sakın ha! Birini arkasından atıp tutma! Kibirlenme! Birinin arkasından sen laf yetiştirme! O senin başına gelir! O senin başına gelir! Tövbe! Kibir! Bundan uzak durun! Kibirlenmekten uzak durun! Aman ha! Ne eşinize! Ne çocuklarınıza! Ne akrabalarınıza! Ne kardeşlerinize! Ne eşyanıza!
Ne arabanıza! Ne atınıza! Ne avradınıza! Ne evinize! Hiçbir şeyinize kibirlenmeyin! Bir şeye kibirlenirsin! Önemsiz ne kağıt parçası dersin! Değil mi? O sana kibrin yolunu açar! O sana kibrin yolunu açar! Ne? İşte! Maydanoz sapı! Ne mi? Maydanozın yaprağı! At kenara! Atma! Onu hor ve hakir görme! Onu eksik ve nakıs görme! Onu gereksiz görme! Bu sende kibrin yolunu açar! Çocuklarının kibirliği yetiştirme! Eşini kibirli gösterttirme! Mantosuyla, elbisesiyle hava atmasın! Sen takım elbisenle, kıyafetinle hava atma! Ayakkabınla hava atma! Hayatınla hava atma!
Eşyalarınla hava atma! Dervişliğinle hava atma! Üstadlığınla hava atma! Sakın ha! Eksik görmek kendini! Allah muhafaza eylesin! Hiç günahın yok demektense, günahımız var deyip tövbe etmeyi tercih edin! Biz eksiksiziz, kusursuzuz demektense, biz eksiğimizde kusurumuzda çok fazla değil, tövbe etmeyi, tevasılı davranmayı seçin!
Allah muhafaza eylesin! Bu yüzden kardeşlerin hepsi de, hiç kimsenin burada birbirlerinin üstünlüğü yok! Üstünlüğünüz takva Allah'ın üstünlüğünüz! Hiçbiriniz diyemezsiniz, ben takvayayım senden üstünüm! Sakın ha! Kimilere der ya, biz daha takva cemaatız! Aman kardeşim ya! Sakın öyle sözler söylemeyin! Sakın biz daha takvayız demeyin! Sakın biz daha iyiyiz demeyin! İyiyi Allah bilir! En takva olanı Allah bilir! En güzel olanı Allah bilir! Senin güzel gördüğün çok çirkin olabilir! Senin çirkin gördüğün çok güzel olabilir! Doğrusunu Allah bilir! Sen hayırlı etme! Senin hayırlı gördüğün çok şer olabilir! Senin şer gördüğün çok hayırlı olabilir!
Sakın! Doğrusunu Allah bilir! Sen karışma! Seni ilgilendirmiyor! Ne ilgilendirmiyor? Allah muhafaza eylesin! Bugün esnafın biri söyle diyor bana! Ya senin için herkes iyi mi? Kardeşim ne yapayım diyorum ben kötülüğünü görmedim ki! Görmedim ki! Birisi de koluna girmiş akıl veriyor! Ya Hacı abi hakkını helal et ya! Helal olsun! Ya etrafında hep böyle dedi ya! Hani kaygırıp ufak adamlar var! Haa öyle dedim ya! Ben şimdi gördüm! Ya bunlardan bir sıyrılsan dedim! Böyle baktım! Hadi selamünaleyküm dedim! Yürüdün! Ya benden ayrıldın dedi! Başkasının kaygırıp ufaklığını gören kendisi de kaygırıp ufak ki biliyor dedim!
Dedim kardeşim! Ben onlarla dedim! Allah'ı zikrediyorum! Aynı halakada! Sen neredesin dedim! Senin en kötü gördüğün adamla dedim! Ben kol kola Allah'ı zikrediyorum! O adamla dedim! Ömreye gittim! Aynı Betullah'ı tavaf ettim! Bir kapta yemek yedim! Bir sofrada oturdum! Beraber yol gittim! Sen şimdi kalkıyorsun! Bu adam bana kötülüyorsun dedim! Kimin işini yapıyorsun? Şeytanın işini yapıyorsun sen dedim! Ya böyle diyeceğini, böyle olacağını hiç bilemedim! Bilemezsin dedim! Onlar benim hepsi de başımın tacı dedim! Hepiniz de başımın tacısın! Bunu böyle şeyden söylemiyorum!
Ama samimiyetimle söylüyorum! Şuradan kapıdan içeri giren başımın tacı! Dede! Allah onu göre lütfetmiş! Ona ikram etmiş! Ona ihsan etmiş! Ona af kapısı açmış! Ona dostluk kapısı açmış! Onu kendi zatını zikretme kapısını açmış! Allah biliyor içindekini! Eksikliği, kusuru, hatası varsa kapının dışında beni ilgilendirmiyor! Beni ilgilendirmiyor! O benim için Allah'ın dostu! Şimdi biraz sonra la ilahe illallah derken hangi melek ayırt edecek? Allah'ım şu la ilahe illallah dedi ya! Bunun la ilahe illallah dediğini yazmıyorsun diyecek!
Haddine mi? Haddine mi? Kimsenin haddine değil! Sakın! Allah'ı zikredenlere hizmet et! Hürmet et! Allah'ı zikredenlere dost ol! Allah'ı zikredenlere kardeş ol! Arkadaş ol! Allah'ı zikredenlerle aynı sofrada oturmaya çalış! Aynı Allah'ı zikredenlerle beraber olmaya çalış! Onlardan hikmet öğren! Onlardan ilim öğren! Onlardan hedef öğren! Onlardan hedef öğren! Zikredenin gönlünde azine vardır! Gönlünde nur vardır! Gönlünde nur al! Kalbinde ilahi ilim vardır! Onda ilahi ilim olmasa zikrullah alakasına oturmaz!
Sebepler oluşmaz! Sen sebeplere takılma! Hiç kimse! Hiç kimse! İç dahil eder! Bugün abi zikretmeye gitse deyip de gidemez! Perdenin gerisinde onu Allah getirir! Perdenin gerisinde onu Allah getirir! Sakın! Nerede varsa! Gelsin başımın tacı! İnsanların beğenmedikleri gelsin başımın tacı! İnsanların beğenmediklerini Allah'ın beğendikleri vardır! Zikrediyorsa! Kusuru vardır! Sen onu görüyorsun! O zikrediyor! Onun bir hatası vardır! Sen görürsün!
Ama o zikrediyor! Zikredenlerle! Zikredenlerle! Cömertlerin! Sakın ha bakın! Sakın! Bir! Cömertler! İki! Allah'ı zikredenler! Üç! Allah'ın velileri! Zikredenlerle uğraşma! Millet de peşine takılmış onun! Allah'ın eksini kusurunu tamamlar! Çoluğundan, çocuğundan geç! Eşinden geç! Malından geç! Mülkünden geç! Sağlığından geç! Varlığından geç! Yokluğundan geç! On milyar maaş vereceğim! On milyar vereceğim! Hadi geç! Onun eksini kusur tamamlar! Merak etme! Cömert!
Uğraşma! Onun eksini kusurunu Allah tamamlar! Allah'ı zikreden! Uğraşma! Allah onun eksini kusurunu tamamlar! Oruç tutan! Allah onun eksini kusurunu tamamlar! Uğraşma! Kibirlenme! Uğraşma! Kibirlenmektir! Onun eksini kusurunu görmek kibirlenmektir! Onun yanlışını görmek kibirlenmektir! Kibirlenenler hasta cennete girenmez! Allah'ın düşmanı olur çünkü! Allah muhafaza eylesin! Cenab-ı Hakkın bizi korusun inşallah! Aman kardeşler! Şeytan ve nefis sizin dervişliğinizi helak etmesin! Sizi baba derviş, üstün derviş, sizi iyi derviş göstermesin! Sakın sizi sağlam derviş, harika derviş göstermesin! Sakın birbirinizin üstünde, birbirinizin yanında üstünlük taslamayın!
Sakın birbirinize hava basmayın! Tepeden bakmayın! Sakın gelen kardeşinize! Bu yeni geldi edebi adabı bilmez! Bu yeni geldi daha dünkü çocuk! Sakın tepeden bakmayın! O gün gelmiştir! O gün der ki! Ya Rabbi! Nasıl bir yermiş burası! Nasıl bir halakaymış burası! Bitti! Hep kendi gidişim gözümün önüne gelir!
İlk zikurla halakasına gittim! Gittim! La la heylallah başladı! Başka dünyadayım! Orası değil! Dünya dönünür! Orası değil! Orası değil! Daha la la heylallah gözüm yumuldum bitti! Orası değil! Gözümü açıyorum! İhtiyarlar var! Sakallılar var! Allah'ı zikrediyorlar! La la heylallah diyorlar! Kapatıyorum! Başka yerde sakallılar var! Durun içerisinde altın sarısı! Altın sarısı bir dünya! Altın sarısı bir alem! Sakallılar! Sarıklılar! Cübbeliler! Maraşalından vararsın! Görüşlerinde bir sürü madalyasından vararsın!
Türlü türlüsü! Cübbelisinden vararsın! Temessüm edene mi bakarsın! Ağlayana mı bakarsın! Hoş geldin diyene mi bakarsın! Etrafıma gelene mi bakarsın! Allah Allah! Ben bir babam öldüğünde ağladıydım! Bir de o gece ağladım!
Öldüğünde ağladım diye bir de ağlamayı yasak ettim kendime! Babanın acısı dedim ya! Bu acıdan daha büyük bir acı var mı? Bu yalnızlıktan daha büyük yalnızlık var mı? Bu kederden daha büyük keder var mı? Bu hicrandan, bu hüsrandan daha büyük bir şey var mı dedim kendi kendime! Yasak ettim ağlamayı! Gözümden bir damla akıtmadım hiç! O gece hariç! Ağlamak varmış! Susturamamışlar beni! Esmayı değiştiriyorlarmış! Onlar Allah ismâsına geçiyorlarmış! Ben daha illallah diyeyim! Oradakınlar illallah diyor! Ben oradakınlara tabi! Aşağıda kınlara değil! Onlar Allah ismâsına geçmişler!
Ben sonradan onlar Allah deyince ben de Allah gidiyorum! Hem onlar nasıl diyorsa öyle diyor! Zekullah bitti! Ben oturduğum yerden iki kişi zor kaldırdı beni! Gittim oraya böyle bir koltuk var oturdum! Efsâbile dedim Hasan ağabey gel buraya geldi! Buraya girmek için ne imzalanacaksa getir beni imzalayacağım dedim! Bakın kibirlilik ne kadar kötü! O gün için oranın dersi yaptıran kimse bir bakış fırlattı bana tepeden! Ona söylemişler tabi! Hemen bu arada dervişler gitmişler ona mı? Demişler eskin kucu berduş şöyle böyle! Ona gitmişler demişler ki ders istiyor bana! Söylediler gitti! O böyle tepeden bakıyor! Ha! Yazdım! Anında!
Böyle tepeden bakıyor bana! Gitti! Adam el salladı! O güne el sallarsın! Bu bakışı Allah bu bakışı! Demedi mi Hacı Kudsi'de? Benimle görür! Benimle tutar! Benimle konuşur! Esnada onun gönlü Allah gönlü oldu! Kötü nazarını alma! O esnada onun Allah gönlü oldu gönlü! Kötü dua alma! Tüccar geçiyormuş ya mesnevi de geçer! Dervişin bir işin oturmuş Allah'ı zikrediyor köşede!
Ona selam vermemiş! Selamünaleyküm dememiş! Adaptandır! Sünnettir! Ayaktaki oturana selam verir! Bineğin üzerindeki yürüyene selam verir! Adaptır! Adaptır! Sünnettir! O da ona selam vermemiş! O da selamdan takmış! Yürümüş ya tüccar! Selamsız sabahsız! Kaldırmış elini! Ya Rabbi! Sen mi mütegebir bu mu mütegebir! Bir mal almış zarar etmiş! Öbür köye gitmiş! Mal almış! Üçüncü köye gidiyor! Mal almış! Çoluk! Eş!
Dost! Hepsi de gidiyor! Ahiretlikler kalır adamın yanında! Tarık! Paran gidince bir iki sadece ahiretlikler kalır yanında! Gerçek dostların kalır yanında! Sağlık gidince gerçek dostlar kalır yanında! Eşin gerçekten eşse kalır! Çocukların gerçekse çocukse kalır! Paran gitmiş! Gerçek kardeşlerin, gerçek arkadaşların, gerçek dostların kalır! Deli kalan iddia! O gerçekten gelir! Kardeş! Bir şey yapamadık! Gerçekleri kalır! Sakın vefasızlık etme! Sen de sonra ona sırt dönme! Sakın vefasızlık etme! Allah seni de çarpar sonra!
Allah seni de indirir! Sakın onlara sırtını dönme! Sakın o yok zamanında! Sakın o dar zamanında! Sana kucak açan! Sana gönlünü açan! Sana duasını açan! Sana ilini uzatan! Sana tevessüm eden! Sana selam veren! Seninle beraber yürüyen! Sakın! Vefasızlık etme! O da senin kibri! O ticcarının etrafında kimse kalmamış! Eş çoluk çocuk! Herkes gitmiş! Yol düşmüş Hazreti Mevlana'ya! Gelmiş demiş ki! Üstad! Hünkâr! Bittim! Perişan oldum! Yedi yıldan beri! Şunları şunları gördük! Mübarek bir huzur etmiş! Demiş şu lanca yerde! Allah'ın bir dostu var! Bir velisi var! Bir evliyası var! Ya! Sen ona selam vermeden geçmişin! Şimdiki tondan helallık iste!
Senin yüzüne bakmayabilir demiş! Bizden selam selam! Bak! Dostun dostunun selamı nasıl oluyor? İyi dinle! Selamünaleyküm! Kafası yerde aleyküm selam demiş! Bakmıyor yüzüne! Demiş! Efendim! Kusura bakma! Hakkını helal et! Hazreti Mevlana'dan sana selam getirdim! Ve aleyküm selam! Hemen ayağa kalkmış! Hakkını helal et bana! Şuradan geçerken sana selam vermemişim, görmemişim! Evet demiş! Selam vermedin! Selam vermedin bana demiş! Mütekebbirde orlandın! Ben de dedim ki demiş! Sen mi mütekebbirsin bu mu mütekebbir? Ben demiş dersimi aldın! Hakkını helal et bana!
Helal olsun demiş! Dersini aldın ya demiş! Yerden gel helal olsun! Ya Rabbi bu işin bu arındı işini azal eyle! Bunun işini düzel! Buna hazinenden ver! Buna lütfundan ver! Buna ikramından ver! Vay ya! Sen bizim tüttar değil misin? He oyum! Demiş ya! Al şu buğdayı götür kardeş! Param yok! Sat getir! Kardeşim! Deve yok taşımak için! Aha getirin deve şuradan getirmişler! Al develeri de! Bunları da sattık sana! Sat getir! Öbür tarafa gitmiş herkes! Sat getir! Bir sezon sonu kimse hor hatir görme! Kır dervişleri hor hakir görme! Eksik görme!
Sakın! Sen ondan zarar görmüş olabilirsin! Sen ondan eksiklik görmüş olabilirsin! O sana zarar vermiş olabilir! Eyvallah! Zahiri manada! Al! Ver! Helallaş! Orcunu öde al! Can al! Hor ve hakir görme! Hor ve hakir görme! Allah bizi affetsin! Cenab-ı Hak cümlemizi korusun! Cenab-ı Hak cümlemizin gönlünü ilham eylesin! Kibirden! Vücut derler! Kendini beğenmekten! Kendini üstün görmekten! Bizleri korusu muhafaza eylesin! Cenab-ı Hak cümlemizi kendi yolunda isikdam etsin! Cenab-ı Hak cümlemizin gönlüne kendi zikrullahını yerleştirsin! Bizi zikrullah halakalarından nimetlendirsin! Bizi kullahından ayırmasın! Kur'anından ayırmasın! Cünneti Resulullah'tan ayırmasın!
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem maddetlerinden ayırmasın! Göç-i İhlas bir Fatiha şerife! Amin! Evela bizzat fahrika inna sevilme mücuda! Sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem maddetler mübarek ruh şerplerine! Cihariye al-i kürseleb-i ve kürsültür-i kurman-ı Faruk Osman'ın zundur-i reyn-ar-i yaran-ı muntazadat-ı Allah! Hamlet-i etnab-i zenev-i ağrı resmine-ma! Zev-cihâz-i Resulullah, ashab-ı resulullah, ashab-ı resulullah, feda-i resulullah!
İmamız İmam-ı Azam-ı Guhan-i Ferah! İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hamber-i İmam-ı Eşşâ, İmam-ı Atur-i İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, Bütün İmam-ı İmam-ı Hazretten ruhlarına, birimiz Pir, Seyyid Abdül-Kalir Geylani, Seyyid-i Ahmet-el-Rubayi, Seyyid-i Ahmet-el-Bedevi, Seyyid-i İbrahim-i Muzuki, Şeyh-i Evlasen Ali Şazeli, Şah-ı Nakşiberni Muhammed-i Bahaddin, Şah-ı Mevlana Celalettin-i Rumi, Hacı Bektaş-i Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Veysel Karani, Mahmud-i Dayı, Halvet-i Celleti, Umuşak-ı Sümülüsühreverdi, Kühreverdi, Şeyh Muhyiddin Arabi, Bütün Pir, Piran Hazretleri Mübarek, Ruh Şeyhlerine,
Geçmiş bütün velilerin, Mürşid-i Kamillerin, Evliyalarına, Aşık-ı Kar, Sadık-ı Kar, Mühban, Ehli İman, La İlahe İllallah, Muhammed-i Resulullah diye, Bütün mümin ve müminatın ruhlarına, Yaşayan mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyalarına, Aşık-ı Kar, Sadık-ı Kar, Mühban, Ehli İman, La İlahe İllallah, İlallah, Muhammed'in Resulullah diye bütün müminatın muhaniyetlerine, cahit ve cahitlerlerine ruhlarına, burada bulunan kardeşlerimizin ruhaniyeti kudselerine, bulunamayan kardeşlerimizin de ruhaniyeti kudselerine, bütün ecdatların ruhlarına hediye edin.
Vası ve sadar eyle ya Rabbi. Ya Rabbi. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah. El hayyul gayyumu ve dümle gözübillahimineşşeytanurrahim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftar zikr fayemenna hu.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi