mustafaozbag.org

489. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Mart 2016 · 46:19

Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Geçen sohbetinizde Allah Müslümanları koruyup kolladığını söylediniz. İnandık, iman ettik fakat Müslümanların durumu ortada, Allah Celle Celaluhu sevdiğini tokatlar cinsinden mi korur, muhafaza eder? Eğer Müslümanların canı, hırzı, namusu, malının bir değeri yokken ve yeni dünyanın köleleri olarak Müslümanlar gösterilirken, Allah Celle Celaluhu'nun koruması bunun neresinde? Hakkınızı helal edin. Biz bu konuyla ilgili zahiri gördüğümüz budur. Ama işin hak ve hakikatini, manevi durumunu bilmiyoruz.
Bizi bu konu ile ilgili bilgilendirir misiniz? Müslümanlar Müslümanlıklarını yerine getiremezlerse, yerine getiremediklerinden dolayı, başlarına bela, musibet ve sıkıntı gelirse, Cenab-ı Hakk'ın onları temizlediğine işaret ederiz. Eğer Müslümanlar Müslümanlıklarını yerine getiremeden bu dünyadan göçer giderlerse, ötede işleri çok zordur.
O yüzden bir hastalık Müslümana temizliktir. Maddi sıkıntı Müslümana temizliktir. Başına gelen belalar, musibetler, sıkıntılar, inananlar için bir temizliktir. Başınıza ne tür bir sıkıntı gelirse, ne tür bir bela, musibet gelirse, bilin ki o temizliktir. Allah sizi katına temiz olarak almak istediğindendir. Eğer Müslümanlar iman ettikleri dinin gereğini yerine getirmezler de, başlarına bela, musibet, sıkıntı gelmeden bu alemden göçüp giderlerse, o zaman korkulur ki, o zaman daha büyük sıkıntı vardır.
Bu dünya geçicidir. O yüzden bu dünyada biz güç, kuvvet, kudret sahibi olmaya gelmedik. Biz bu dünyaya Allah'ın varlığını, birliğini tanıyıp, ona ibadet etmeye geldik. O yüzden dünya üzerinde hükmetmeyi isterseniz, önce nefsinize hükmedin. Nefsine hükmedemeyenler, dünyaya hükmedemezler. O yüzden önce nefsimizi temizleyelim. Nefislerini temizlemeyenler, dünyayı mı temizleyecekler, hükmedecekler? Eğer bir toplum kendini Kur'an ve sünnet dairesinde pişirip, Kur'an ve sünnet dairesinde yürümez ise, onların elde ettikleri her şey, onların başlarından aşağı geçirilir. Bir kimse dünya malına tamah eder ama dünya malını gerektiği zaman, gerektiği yerde kullanmazsa, dünya malından onu hesaba çekerler.
Dünya malı onun için bir zul olur. Dünya malı onun için bir Allah'tan uzaklaşmasına sebep olan meta olur. O zaman biz her şeyin hayırlısını isteyelim. Evet Müslümanlar şu anda, zahiren baktığımızda sıkıntıdalar. Bu sıkıntıyı görmüyor, pembe rüyalar içerisinde dolaşıyor zannetmeyin. Ama bu sıkıntıların tamamı, Müslümanların dinlerinin gereğini yerine getiremediklerinden dolayı. Eğer dinlerinin gereğini yerine getirmiş olsalardı, bu sıkıntı başlarına gelmeyecekti. Madem ki bu sıkıntı geldi başlarına, Cenab-ı Hak dünyada onları temizlemeyi istiyor. Bir hastalık diyor ya, yolda giderken ayağınıza taş olsa sizin günahınıza kefarettir. Bir hastalığa bulaşsanız, bir öksürseniz, grip olsanız sizin günahınıza kefarettir.
Eğer bir hastalıktan vefat ederseniz, sizi şehit hükmünde karşısına almak istiyor. Bir zalimin zulmü altında canınızı verirseniz, şehit hükmünde sizi karşınıza alıyor. Bu farkında olmadan, perdenin gerisinde Cenab-ı Hakk'ın korumasıdır. Kulunu tertemiz, huzuruna almak istiyor. Kulunu temizlenmiş olarak huzuruna almak istiyor. Diyor ki, siz benim yolumdan gitmediniz, siz benim peygamberlerin yolundan da gitmediniz, siz benim gönderdiğim kitabın hükümlerini çiğnediniz, siz her türlü melaneti işlediniz, her türlü yanlışlığı, eksikliği kendinize doğruymuş gibi kabul ettiniz. Ama ben yüceler yücesi Rabbim. Ben, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen temizlenmiş olarak karşımı almak isterim.
O yüzden ümmetin başındaki sıkıntılar, ümmetin başındaki dertler, problemler Allah'ın korumasındandır. Eğer Cenab-ı Hak üzerimizden, komplo ümmetin üzerinden korumasını alırsa, o zaman yandığımız gündür. O zaman kafirlerden farkımız kalmaz bize. Zaten biz dini bu manada tam Müslümanca, tam mümince yaşayan Müslümanlar değiliz. Bakın hayatınıza, hayatınıza baktığınızda, kendinizi tam mümince görüyorsanız, bu sözlerim, özür dilerim, bana ait. Ben kendi açımdan konuşuyorumdur. Başınıza bir bela, bir musibet, bir sıkıntı, bir dert geldiyse, deyin ki, kendi içinizden, benim yaptıklarımın karşılığıdır.
Ben bu geleni iyilikle savuşturayım da, benim günahıma kefaret olsun diye düşünün. O yüzden ümmet de, başına gelenleri, başına gelenleri, günahına kefaret olarak düşünsün. Neden silahlanmadınız kafirler gibi? Neden kafirler gibi bir ve beraber olmadınız? Neden ayrılığa düştünüz? Neden parçalandınız? Neden benim cemaatim senin cemaatin oldunuz? Neden benim tarikatım senin tarikatın oldunuz? Neden bir tarikatın şeyhi, öbür tarikatın şeyhinin arkasından konuştu? Neden insanların zekat topluyoruz deyip paralarını iç ettiniz? Neden insanların sadaka topluyoruz deyip paralarını iç ettiniz?
Neden insanları Kur'an ve sünnet dairesinde çalışacağız deyip, iktidarı ele geçirip, Kur'an ve sünnet dairesinde çalışmadınız? Neden belediyelerde peşkeş çektiniz? Neden siyasette peşkeş çektiniz? Neden siz vazifeleri ehline vermediniz? Neden zekatlarınızı düzgün hesaplayıp, zekatı yerli yerine vermediniz? Neden Allah yolunda koşmadınız? Neden Allah yolunda mücadele etmediniz? Neden fi ise bilillah hayatınızı Allah yolunda vakfetmediniz? Neden geceleri oturdunuz, televizyon izlediniz, orada burada vakit geçirdiniz, Allah'ı zikretmediniz? Neden heva ve hevesinize göre dininizi yorumladınız? Neden Kur'an ve sünnete tabi olmadınız? İmamların iştahına tabi olmadınız?
Neden ayrılığa düştünüz? Neden kalkıp da Osmanlı'ya arkadan vurdunuz son İslam devletini? Neden Osmanlı askerlerini Yemen'de, Bağdat'ta, Şam'da, Arnavutluk'ta, Balkanlar'da, Bosna'da, Kırım'da, Hindistan'da, Pakistan'da arkadan vurdunuz kardeşlerinizi? Neden ümmet kendi içerisinde masonuyla, o sucusuyla, bu sucusuyla parça parça oldu?
E bunları böyle göz önünde bulundurunca hiçbir şeyde başınıza gelmeden ölürseniz vay ki hesabınız sizin. Vay ki hesabımız hepimizin de. Vay ki hesabımız. O hesap da çetin bir hesaptır. O hesap çetin bir hesaptır.
Çetin bir hesap. O yüzden başımıza bir hastalık geliyorsa, ümmetin başına bir musibet geliyorsa, ümmet böyle cavur ellerinde rezil zebil oluyorsa, rezil zebil oluyorsa, Cenab-ı Hakk'ın onları temizlemesindendir. Allah diyor ki uyanın, kendinize gelin. Uyanın kendinize gelin, titreyin. Bize mesaj veriyor. Ayrılırsanız, dağılırsınız. Perişan olursunuz. Perişan olursunuz. Siz Allah yolunda mücadele etmez, cihad etmezseniz perişan olursunuz. Birbirlerinizle kardeşliğinizi tesir etmezseniz perişan olursunuz. Başınıza dinsiz yöneticiler seçer, dinsiz yöneticileri getirirseniz perişan olursunuz.
Zülme karşı, zalimlere karşı, dost doğru, hakkınca, yerli yerinde mücadele etmezseniz dağılırsınız, perişan olursunuz. O gün için sizin canınıza comcom'dur. Size dokunmuyorlardır. Yarın dokunan gelir size. Yarın dokunan gelir. O yüzden herkes şapkasını önüne koyacak. Ben ne yaptım da benim başıma geldi diyecek. Bu bir. İkincisi, benim ailem ne yaptı ki bu başımıza geldi. Üçüncüsü, biz topluluk olarak ne yaptık da bizim başımıza geldi. Yoksa suçu başkalarını da aramak işin kolayı. İşin kolayı.
Biz 28 Şubat'tan önce arkadaşlara derdik ki, arkadaşlar dışarıda toplanmayın, dışarıda konuşmayın. Dışarıda kendi kendinize boş muhabbetler yapmayın. Dersten çıktınız mı, hızla arabalarınıza gidin, dağılın. Öyle demiyoruz da. Siz dışarıda cigara için. Birbirinizle muhabbet edin. Kakara kukara yapın. Gürültü yapın. Tak telefon açıyorlardı. Burada toplanıyorlar, zikrular yapıyorlar. Şu oluyor, bu oluyor. Haydi polis basıyordu. Yapmayın. Dinlemiyor ki adam. Adam başındaki çavuşundan iyi biliyor, zakirinden iyi biliyor, şeyhinden iyi biliyor. Hepsinden iyi biliyor. Zaten o çavuşundan iyi görmezse, böyle problem olursa, çavuşmuyor memlekette, öbürkünü arıyor.
Selamun aleyküm, aleyküm selam. Abi ya, burada böyle böyle oluyor abi ya. Öbürkü de diyor ki, olmaması lazım ya, burada öyle değil. Haydi. Böyle çok bilenler de olur. E kardeşim, Bayındır'ın derdi ayrı, Tire'nin derdi ayrı. Ödemiş'in derdi ayrı, İzmir'in derdi ayrı. İnsanı ayrı, anlayışı ayrı. Sen başındakine baksana. Yok. Onu dinlemeyecek ya. Nefsini dinleyecek. Ali olmazsa belli olur. Semazenbaşı kim? Ali. Ali'den koparttıramadı ya. Eee? Ya birini bulmak lazım. Kim lazım? Adem vardır ya. Adem var oğlum. Adem abi ya. Ya böyle böyle oldu ya. Örnekliyorum ha. Adem diyor. Böyle olmaması lazım ya.
Tamam bitti iş. Adam Ali'yi dinler mi de? Dinlemez. Örneğin. Biz çok biliriz ya. Bu önceden de aynı. Değişmiyor bir şey. Şimdi de aynı. Herkesin idolünde bir şey vardır. Çavuş vardır. Kendi çavuşu değildir ama. Ve ahmah. Senden önce o ders almış. Neredeydin? Senden önce nefsini uğurmuş yere. Neredeydin? Senden önce o oturmuş halakaya. Neredeydin? Öyle değil. Bir de buğda vardır ya. Ha. Biz basılıyorduk. Ondan sonra diyorduk ki arkadaşlar.
Aha. Sonuç. Hadi yer arayalım şimdi bir daha. E ne oldu? E basıldı. Yer aranıyor. Harıl harıl. Ya kim verir bize zikurlaha yerini? Kaç kişi verir? Nimeti görmüyor insanoğlu. Görmüyor. İçindeyken bilmiyor. Aynı şey Osmanlı'yken bilmiyorlardı. O günün alimi, ulaması, şeyhi şeriat istediği için Osmanlı'yı yıktı. Şeriat istedi diye Osmanlı'yı yıktı. O günün alimi, ulaması.
Osmanlı'yı yıkıldıktan sonra yıkıntının altında kendileri de kaldılar. Ondan sonra pişmanlık risaleleri yazdılar. Ne anlamı kaldı? Yıkıldı mı? Yıkıldı. Yıkılırken bir tuğla da sen çektin mi? Çektin. Bir tuğla da sen çektin. Yıkılırken bir tuğla da sen çektin. Sen bin bir tane tuğla koysan şimdi o tuğlanın bir tuğlanın karşılığı değil o. Bin bir tane tuğla koysan o bir tuğlanın karşılığı değil. Gitti, yüz yıl gitti ümmet için. Ümmet yüz yıldan beri kan ağlıyor. Yüz yıldan beri kanı dökülüyor. Yüz yıldan beri peşkeş çekiliyor. Yüz yıldan beri ümmetin başına gelen, gelen, gelen, gelen geliyor.
Risale-i Aslan, eski Said böyleydi, yeni Said böyle de. Ondan sonra bin bir gece sen tövbe edeceksin de. Neden? Eskisi böyleydi, yenisi böyleydi de. Yıkıldı. Ümmetin bir halifesi yok, bir komutanı yok. Yok. Yıkıldı. Yıkıldı, yıkıldı. Sen yazdın mı Risale olarak bunun yıkılması için? Yazdın. Sen yazdın mı buna? Yazdın. Sen yaptın mı bunu? Yaptın. Yaptın. Sen yürüdün mü bu yolda? Yürüdün. Kim bir kötülük yaparsa geçen bütün kötülüklerden nasibini alır. Al nasibini şimdi.
Al nasibini. Osmanlı'nın yıkılmasına fetva veren, sebep olan ne kadar alimi, şeyhi, osubusu varsa hepsi de sorumlu. Ümmetin içerisindeki karhanelerden, meyhanelerden, barlardan, pavyonlardan, akılan kanlardan, yapılan zinalardan, katliamlardan, Osmanlı'nın yıkılmasına sebep olanların hepsi de sorumlu. Ne temizleyecek?
Ne temizleyecek? Sorumlu. Sen yıktın mı kardeşim? Yıktın. Sorumlusun. Sebep olsun. Bir tuğla çektin mi oradan? Sen çektin. Sorumlusun. E 28 Şubat'tan da sorumlu. E kerhen desteklediler. Sorumlusunuz kardeşim. Sorumlusunuz. Desteklediniz mi? Desteklediniz. Tekkelerinizi kapattınız mı? Kapattınız. Mücadele ettiniz mi? Hayır. Kelepçeyi göze aldınız mı? Almadınız. Ne yaptınız? Efendim burada baskı var. Polisler kapının önünde duruyor. Dersleri iptal edelim mi? Edin.
Eptiniz dersleri iptal. Hani mücahettiniz? Hani çok sufidiniz? Hani Allah yolunda koşardınız siz ya? Çeklerinizi Mustafa abi mi ödecek efendim? İçeri girersek Mustafa abi mi dükkanlarımızı açacak? İyi. 28 Şubat'ta kerhen destek oldunuz mu? Oldunuz. İmam hatiplerin kapanmasından sorumlusunuz. Kur'an-ı Kerim'lerin, Kur'an kurslarının kapanmasından sorumlusunuz. Türkiye'deki İslami gelişmeye 20 yıl geriye itti. Sorumlusunuz. Sorumlusunuz. Başınıza bir hastalık gelirse temizleyecek Allah sizi. Diyeceğiz ki, lan bir hastalık gelmiş bunlara, taun hastalığı gibi.
Bunlar temizlendi diyeceğiz. Gelirse, rahat yataklarında yatarlarsa eyvah ki eyvah. Bilin ki hesapları ağır. Neden? E o Kur'an'ın, o Kur'an kursunun kapanmasından sorumlusun destekledin ya. E o İmam Hatip'in kapanmasından sorumlusun destekledin ya. E şimdi HDP'ye oy verenler, Güneydoğu'daki şehitlerden sorumsuz mu?
Dolaylı olarak PKK'yı desteklen, cemaatmiş, tarikatmış adı neyse sorumluluğu yok mu? Olur. Zaman Gazetesi'ni destekleyenler sorumlu değiller mi? Yazarları ben HDP'ye oy açacağım derken, HDP'yi bizim önümüzde avlayıp pullarlarken, Onca şimdi şehit veriliyor orada. Her gün şehit veriliyor. Sorumlu değiller mi? Allah'ın tokadı böyle göstere göstere gelir. Derler ya görünmez diyor. Görünür o, zahir o. Göstere göstere gelir.
O yüzden bir hastalık geliyorsa, bir bela, bir musibet, bir sıkıntı geliyorsa deyin ki bu bizim işlediklerimizden dolayıdır. Cenab-ı Hak yine merhametini coşturmuş, temizleyip dalıyor karşısına. Merhametini coşturmuş. Merhametini coşturmazsa zulüm bataklığında, küfür bataklığında debelenir gider insan. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ben bu bela, musibet, sıkıntıları ümmetin temizliği olarak görüyorum. Diyorum ki, bir tarafta, hiç kimse zulmü istemez, ister mi? Kim ister zulmü? Kim ister? İnsanın içi dayanmıyor. Pazara gidiyorsun, domates alacaksın, bakıyorsun Suriyeli bir kadın, alamıyor, dolanıyor ortalıkta.
Dilenemeyenleri var. Bir dilenenler dileniyor zaten. Dilenemeyenler var. Dolaşıyor. Orada burada öyle bakıyor. Alamıyor. Buna kimin ciğeri dayanır? Veyahut da büronun olduğu yerde, orada bir okul var bizim. Yani Suriyelilerin geldiği bir okul var. Her gün görüyorum onları kapınlarında. Kimin ciğeri dayanır ona? Her gün. Ben her gün onlarla içeceğim. Her gün. Oraya okula gidiyor. Onlar iyileri gelenler. Kimin ciğeri dayanır? Ama bunun sorumlusu ümmet. Bunun sorumluları biz deriz.
Biz dinimizi tam olarak yaşayıp, tam olarak dinimizin üzerinde duramıyoruz ki. Biz laylomdayız biz. Yok sarını öyle mi sardı, yok sarını böyle mi sardı? Yok kırmızı mı olsun, yok yeşil mi olsun? Adam koca profesör ya, İzmir'de bile onu soruyor. Neden böyle renkli giyiniyorsunuz? Adam Kur'an sünnetten eksiklik var mı, yok mu diye bakmıyor.
Adam seni kıyafetine takmış. Neden yeşilsin, neden beyazsın? Neden sarısın? Adam meselenin özüne bakmıyor. Oturmuş ümmet kendi içerisinde habire olup olmayacak şeyleri tartışıyor. Organ bağışının üzerinde fırtına koparıyorlar. Allah bizi temizleye inşallah.
Bu uzun sidretül münteha neresidir? Ama ile bilinmezlik arasında mıdır? Yok diye bir şey yok mudur? Her şey var mıdır? Bir şeyin kavram anlamıyla mecaz anlamını nasıl ayırt edebiliriz? Sidretül münteha, Cenab-ı Hak ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Miraç'ta görüştükleri yer. Neresi olduğunu bilmiyoruz. Bu manada biz buna mekan izaf etmek mümkün değil. Hani o amaya mekan, amaya mekan olarak bir şey izaf etmek de mümkün değil. Orada Müslümanlar bu manada meseleyi anlasınlar diye hiçbir şey yaratmazdan önce neredeydi?
Amadaydı diyor. Yani amâ halindedir. Bunu mekansal olarak anlatmak mümkün değil. Arabi bunu normalde kendince mantık önermelerinde amâ demesi mekan olarak izaf edilir diyor. Ben buna katılmıyorum. Amaya mekan izaf edilmez. Evet belki de, yani normalde amaya mekan izaf edemem ben. Amâ bir südur, haldir kendi içinde. Zatıyla alakalıdır. O yüzden ben ona neresidir dediğimde ben ona burasıdır deme noktasında değilim. Amâ ile bilinmezlik arasında mıdır? Bu noktada buna bir şey söylemem mümkün değil. Bu bir hal meselesi.
Bunu normalde geçen gün Çanakkale'de de söyledim. Bir hali olmayan bir kimsenin bunları anlaması, bunları normalde bilmesi, bunların üzerinde fikir yürütmesi sadece ve sadece edebiyat olur. Yani o kimsenin amâ ile bilinmezlik arasında mı diye bunun sorması, normalde bu kimsenin hiç halinin olmadığına işaret. Ben normalde bazen Arabi'den bir söz veya bir şey naklediyorlar, bakıyorum ben ve onunla alakalı bir şey soruyorlar.
Diyorum ki kendi içinden hiç haliyle alakalı bir şey yok. Anlaşılması mümkün değil. Arabi'yi anlamak isteyenler keşf ilmi olacak, keşfleri olacak. Bunun başlangıcı da hal. Keşf ilminin başlangıcı haldir. Hal keşf ilmidir. Bir kimsenin halinin açılması keşfinin açılmasıdır. Bir kimsenin kalbine ilham gelmesi keşfinin açılmasıdır. Bunları normalde zahir olarak, ben yine okuyacağım buraya sonuna kadar vaktimiz kalmayacak belki de ama yani kırılmasın, incinmesin diye okuyorum bunları. Bakın kırılınmasın, incinilmesin diye okuyorum. Yok diye bir şey yok mudur? Vardır. Neye göre vardır, neye göre yoktur?
Yokluk bir kavramdır. Neye göre yokluk vardır, neye göre yoktur? Aslında bunu yazan kardeşle diye elektrik yapmamız lazım. Erkeklerden mi, buradan mı? Bu soruyu yazan bayanlardan mı? Oradan bayanların sorumlusu işaret versin bize. Ne cevap vermiyorsun kardeşim? Sordunuz mu? Diyeceksiniz ki ben sordum.
Doğru, yanlış. Kimsenin boğazını sıkmıyoruz buradan. En yanlış bir şeyi sorsan dahi ben sordum diyeceğim. En absürt bir şey dahi olsa ben yazdım diyeceğim. Bu kadar. Bu herkes için geçerli. Allah muhafaza eylesin. Zevciğe ve aile fertlerine infak etmek. Allah yolunda harcadığın para, köle azat etme hususunda harcadığın para, miskinlere tasaduk ettiğin para ve ailene harcadığın paradan sevabı en büyük olan aile fertlerine harcadığındır. Demek ki birinci derecede bir kimse önce ailesine, aile fertlerine para harcayacak.
Birinci cömertli bir kimsenin eşine, çocuklarına, ondan sonra etrafındaki akrabalarına, aile bireylerine. Birinci derecede insanın infak edeceği, para harcayacağı aile bireyleri. Allah bizi onlardan eylesin. Kişinin harcadığı en hayırlı para, ailesine harcadığı para, Allah yolunda cihad etmek üzere atına harcadığı para ve Allah yolunda arkadaşlarına harcadığı paradır. Birinci derecede neymiş? Ailesine harcadığı para. İkincisi neymiş? Allah yolunda cihad etmek üzere harcadığı para. Sohbete gitmek, zikillaha gitmek, bu noktada Allah yolunda koşuşturmaya gitmek, oraya harcadığın para ne oldu?
İkinci derecede önemli. Üçüncüsü ne? Allah yolundaki arkadaşlarına harcadığın para. Allah yolundaki arkadaşlara harcadığın para. Yolda yemek yediniz. Yolda çay içtiniz. Arkadaşının bir eksiğini gördün yolda. Asıl önemli olan nelermiş? Bunlar bir, önce kendi ailene, eşine, çoluğuna, çocuğuna. İki, ondan sonra Allah yolunda koşmaya. Üç, Allah yolunda koşan kardeşlerine, arkadaşlarına. Bana cennete ilk girecek olan üç kişiyle, cehenneme ilk girecek olan üç kişi arz olundu. Cennete ilk önce girecek üç kişi şunlardır.
Bir, şehitler. İki, Rabbine güzel güzel ibadet edip, efendisine itaatte bulunan köle. Üç, fakir bir aile sahibi olup başkalarına el açmaktan çekinen kimse. Cehenneme ilk önce girecek olan üç kişi de şunlardır. Bir, zalim idareci. Eğer bu devlet başkanı, bu belediye başkanı, bu bir müessesede amir, memur, müdür, bir yerde çavuş, zakir, şeyh. Şeyh, zalim idareci. Zulmediyor. Allah muhafaza eylesin. İkincisi, çok mal ve servet sahip olup, zekatını vermeyen kimse.
Cehenneme ilk girecek olan üç kişinin ikincisi. Zekatını düzgün hesaplayıp vermeyen kimse. Üç, kendini beğenen kibirli fakir. Bir fukara ama kibirli. Vakarlı değil, kibirli. Vakarlı olmak şu, hiç kimseden hiçbir şey istememek. Hiç kimseye halini harz etmemek. Bu vakardır. Sufiler hiç kimseden hiçbir şey istemezler. Bu vakardır. Ama birisi ona bir tasaddukta bulunmak istiyor. O kibirlenip onu reddediyor. Onu reddettiği anda kibirli o. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden bir kimse bir şey istemeden kendisine bir şey ikram edilirse, bir şey tasadduk edilirse alır.
İhtiyacı yoksa ihtiyacı olana verir. Ona karşı verilen mala, verilen herhangi bir şeye karşı kibirlenmez. Bunu mu bana vermiş, ben bunu mu giyeceğim? Yani bunu mu ikram etmiş bize? Biz bu çorbayı mı içeceğiz şimdi? Bu kibirlilik. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bir kimse, birisi ona bir şey tasadduk ettiyse, onu alır, ihtiyaçlı olan bir kimseye verir. Bunun için bir kimse de, durumu normalse, normal giyinir. Sufilerin adabıdır bu. Ona birisi ihtiyacı varmış gibi görmesin çünkü. Hali vakti yerinde olup da palas pandalası giyinmek sufilikte yoktur. Sufi tertiplidir, düzenlidir.
Öyle kendince palas pandalası giyinmez, böyle kendi kendine dağınık bir şekilde durmaz. Zakirler, çavuşlar dağınıp bir şekilde giyinmeyecekler. Olur olmuş kıyafetle dolaşmayacaklar. Oh titiz davranacaklar. Bir yere gidersin, bu bizim zakirimiz der millet. Gömlek bir tarafta, pantolonu bir tarafta, sarığı bir tarafta.
Öyle şey olmaz. Her şeyiyle muntazam olacak. Gömleğiyle, haydaresiyle, sarığıyla, pantolonuyla, konuşmasıyla, ağız bakımıyla, diş bakımıyla, vakarıyla, arkadaşların olan hitabıyla. Dervişler muntazam olur. Kıyafetleriyle, yemeleriyle, içmeleriyle, bu fakirlikle, zenginlikle alakası yok bunun. İki tane gömleği vardır, hiç önemli değil. Ütülüdür onun gömleği. Üç tane pantolonu vardır, önemli değil. Ütülüdür, bakımlıdır. Öyle ayağından, çorabından, içinden parmak çıkmaz. Çorabı eski olabilir. Rengini artmış olabilir, hiç önemli değil. Çorabından parmağa çıkmayacak. Alacak iğneği, ipliği dikecek. Sünnet. Sufinin gömlek düğmelerinden bir tanesi kopuk değildir.
Alır oradan bir tane iğne, iplik, gömlek düğmesini diker kendisi. Sünnettir. Öyle bir pantolonun, gömleğinin orası, burası sökük değildir. Alır bir tane iğne, iplik, diker. Sufi kadınların da derli toplu olmaları gerekir. Öyle üstlerinde çamaşır sulu, bilmem işte orası yırtık, pırtık, sökük bir şey giymez. Yamala. Dik. Çocuklarını düzgün dolaştırır. Sökük, dik. Kopuk, dik. Çocuk deyip gezdirme, o çocuğu da titiz yetiştir. Allah muhafaza eylesin. Bir kimse bir kimseye bir tasadduk ettiğinde, o kimse de ne yapacak? Red etmeyecek.
Meşhur söz. İstersek dilimiz kopsun. Veriler de almazsak kolumuz kopsun. Bunu kendi nefsim için söylemiyorum. Bana hediye de getirmeyin, bir şey de getirmeyin, hiçbir şey getirmeyin. Hiç. Açıkça söylüyorum. Hiç ama. Ya hediyeleşmek sünnet. Eyvallah. Ben sünneti reddetmek değil burada derdim. O kapı açıldığında herkes yığılır şeyhine bir şey götürmek için. Yok. Bizim yolumuzda olmasın. Bizim yolumuzda olmasın. Allah muhafaza eylesin. Amin. Karının ağzına koyduğuna varıncaya kadar Allah rızasını gözeterek harcadığın her masraf için ecir ve sevap kazanırsın.
Eşinin ağzına bir lokma koydun. Bir hurma koydun. Bir hurma koydun. O dahi senin sadakandır. Ama bunu eşinin yüzüne kakma. Çocukların yüzüne kakma. Ben size bakmak için neler çekiyorum değil mi? Allah muhafaza eylesin. Amin. Bir adamın mükafatını Allah'tan bekleyerek ailesine harcadığı her masraf kendisi için sadaka olur. Kendi nefsine yedirdiğin senin için sadakadır. Çocuğuna yedirdiğin senin için sadakadır. Zevcene yedirdiğin senin için sadakadır. Hizmetçine yedirdiğin senin için sadakadır. Kendine yedirdin içirdin sadakadır.
Hatta bunu yemek olunca bunu normalde bir kimsenin asli ihtiyaçları olarak görebiliriz. Yemek asli ihtiyaçtır. Kıyafet asli ihtiyaçtır. Bir kimsenin kendisine harcadığı asli ihtiyaçlar, eşine harcadığı asli ihtiyaçlar, çocuklarına harcadığı asli ihtiyaçlar, yanında çalışanlarına harcadığı asli ihtiyaçlar. Bunların hepsi de nedir? Sadakadır. Veren el, alan elden daha hayırlıdır. İnfaka geçimini üzerine aldığın kimselerden, annen, baban, kız kardeşin, erkek kardeşin ve yakın akrabalarından başla. O zaman biz bir hayır hasenet edeceksek, önce ne yapacağız? Annemizden, babamızdan, kız kardeşimizden başlayacağız. Bir kimsenin kendisine, başkalarına muhtaç olmamak üzere harcadığı masraf sadakadır.
Yine bir kimsenin karısına, çocuklarına ve aile fertlerine harcadığı da sadakadır. Allah bizi doğru yolunda gidenlerden eylesin inşallah. Önümüzdeki hafta bu konuya devam edeceğiz. Fâlemennâhu El Fâtiha Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi