Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Ocak 2016 · 1:05:49
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Tenavâk gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Affınıza sığınarak bir sorun var. Bir karı koca ne kadar zaman bir araya gelmez ise nikah düşer. Bunun bir zamanı veya günü var ise açıklar mısınız? Bir kadının dört günde bir kocasıyla cinsel ilişkiye girme hakkı vardır. Eğer bir erkek buna muktedir değil ise eşine der ki ben buna muktedir değilim. İstersen kendini boşayabilirsin der.
Öbür türlü nikah düşmez. Ancak Hanefiler haber alınamayan bir kimsenin yaşıtları öldüğünde veya kırk yıl geçtikten sonra o kimsenin kayıp olursa o kimsenin öldüğüne hükmederler. Ama Osmanlı'da bunu böyle uygulamak sakıncaları doğduğundan dolayı Osmanlı uleması Şafii fıkhından faydalanarak da bunu dört yıla indirir. Şafi'lerde bir kadın dört yıl eğer ki adamdan bir haber alamazsa, sağlığıyla alakalı ölü veya sağ diye bir haber yok ise Şafii'ye göre dört yıl sonra öldüğüne hükmedilir. Bir nikahı düşer, malı da mirasçıları arasında paylaştırılır. Ama bunu devlet yapar, hukuk yapar yani. Devlet yapar. Bunu devletten başkasının yapma hakkı yok. Ama öbür türlü bununla alakalı fetva, kadınların dört günde bir en az cinsel ilişkiye girme hakkı Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin fetvasıdır. Bunu sorarlar, ya ey emir-el müminin, bir kadın kaç günde bir en az cinsel ilişkiye girmesi gerekir, hakkı nedir denildiğinde
ayeti kerimeye okur, birden dörde kadar eşlerinizi kadınlar nikahlayınız diye, oradan bu ayeti kerimeden der ki, dört günde bir kadının hakkıdır der. Eğer kadının bu hakkını bir erkek yerine getiremiyor ise, o zaman eşine der ki, sen istersen kendini boşayabilirsin. Kadınların hakkı çünkü bu. Kadın adama diyebilir, kendini tedavi ettir, işte kendine baktır. Çünkü kadının bu noktada normal şartlar içerisinde hayır deme hakkı yok gibi. Erkek ne zaman onu talep etse, kadın o talebi yerine getirmeye gayret edecek. Erkek de kadının yorgun olmadığı, üzgün olmadığı, işte ne bileyim, onun da müsait olduğu zamanları kollayacak. Bununla mükellef. Ama haramı önleme, bir erkeğin zinaya düşme, kadının zinaya düşme noktasında bir önlem olarak, o yüzden kadınların da dört günde bir dini hakları olmuş.
Türkiye, Suriye, Rusya, üçleminde, PKK, sonraki kelimeyi okumakta güçlük çekiyor. PKK terörü, PYD, buna benzer terörist örgütlerle ilgili bunu doğru şekilde nasıl anlamayız? Neler oluyor? Türkiye ve dünya nereye kayıyor?
Evet, uzun zamandan beri bununla alakalı handikaf var. Bu benim kendi şahsi kanaatim, şahsi düşüncem. Türkiye'yi bir kıskaçın içerisine almak istiyorlar. Uluslararası Aranı'da Türkiye'nin üzerine kurdukları planlar kendi istedikleri gibi yürümüyor. Kendi istedikleri gibi yürümeyince, Türkiye'nin içini karıştıracak değişik unsurları harekete geçirirler.
Ta Gezi'den itibaren. O zamanlar çok eleştirildi bu fakir, eleştirilmekten korkumdan dolayı değil, Gezi bir darbe girişimidir. Diye ilk günden itibaren Gezi'nin bir darbe girişimi olduğunu. Ben çünkü iki darbe gördüm. Canlı bir 12 Eylül'ü gördüm. O zaman Ülkü Ocakları Derneği'nde muhasittim. Bir de 28 Şubat'ta gördüm. 28 Şubat'ta da eski arkadaşlar biliyorlar zaten. Yanımızdaki arkadaşlar, biz de beraber, şu anda yanımızda olan eski arkadaşlar. Hepsi de, hepsini de Allah razı olsun, hepsini de gözlerinden öperim. O konuda bizi hiç, nasıl söyleyeyim, davayı yalnız bırakmadılar. Dönüp gidenlerden olmadılar.
Üç aşağı beş yukarı darbe kokusunu alabilecek kadar burnum var. Din kokusunu alan kimse darbe kokusunu da alır. Din kokusunu alıyorsa bir burun, onun şeytan kokusu da alır. Din kokusu alan şeytanın kokusunu almazsa zaten din kokusu almamıştır. Gezi'den itibaren Türkiye'nin içini de dışarı, içeriden dışarıdan karıştırmak istiyorlar.
İçeriden dışarıdan bir kıskaca almak istiyorlar. Türkiye bölgede yükselen güç, Türkiye bölgede yükseldikçe, kendine güveni arttıkça iki tarafa salça olacağını da biliyorlar. Tabii iki tarafa salça olmasını istemeyen yurt içerisinde bizim içimizde de neydiği bilirsiniz dönmeler var. Bunların kökenlerine gittiğinizde gayrimüslimlere ulaşırsınız. Bunların kökenlerine gittiğinizde Osmanlı'ya arkadan vuranlara ulaşırsınız. Adı Ahmet'tir, Mehmet'tir, hiç önemli değil. Sizden beraber namaz kılar onlar. Sizle beraber zikrederler, bu önemli değil. Benim ölçüm, Kur'an-Sünnet, Vatan-Millet ölçüsüdür. Ben bakarım, o adam Kur'an ve Sünnet dairesinde ne yapıyor?
Bakarım, vatana-millete faydalı olan bir meselede ne yapıyor? Bir kimse PKK'yı destekliyorsa, cahil halk, cahil Kürt halkı bir şekilde HDP'yi destekler. Onlara kızmam. Bak onlara hiç kızmam. Köyde, kentte, Diyarbakır'da, orada, burada. Kandırılmış, kendince işte meselelerin onlar tarafından hallolacağına inandırılmış, cahil. Bunları ayırt ediyorum. Ama öbür türlü eline silah almış. Bir teröristi, bir terör örgütünü, bir kimse ama ima yoluyla, ama direk, ama en direk destekliyorsa, o hainin karesinin, karesinin karesidir. Ve Türkiye'de hiçbir zaman bunlar bitmez.
Hiç bitmez. Ve bitmeyecek de. Osmanlı'da bitmemiş. Şimdi de bitmeyecek. Buna alışık bir şekilde yaşamaya, buna alışık bir şekilde bununla mücadele etmeye alışın. Bu kıskaç, Cenab-ı Hak'ın izni ilahisiyle çözüldü. Bu noktada bölgedeki Kürt halkının, sağduyulu Kürt halkının, ülkedeki sağduyulu Kürt halkının, yani daha doğrusu burada sağduyulu dediğimde, Müslüman, Sünni, açık açık söylüyorum, mezhepçilik gibi olacak ama, Müslüman, Sünni, Kürtler ve komple devlet, hükümet, millet el ele bu kıskacı bertaraf etti.
Siz şimdi diyeceksiniz ya, ortalık toz duman gidiyor, nasıl bertaraf oldu? Bu bertaraf olunmuş hali. Evet bertaraf olunmuş hali bu. Bu bertaraf oldu. Bitti mesele. Benim nazarımda Güneydoğu'da terörle alakalı, içerideki terör örgütleriyle, terör problemi bitti. Ben bazen kendi kendime hani ne yapacaklar diye böyle şey yapıyordum.
Hani işte orada yaşayan, internetten tanıyan, telefonumu bulayan, kimseler var, sohbetleri dinleyenler var. Arıyorlar beni, bilgi veriyorlar. İşte hocam şöyle oluyor, böyle oluyor, şu oluyor, bu oluyor diye. Ben de diyordum ki yani bu devlet ne yapacak? Hani onca yığınak yapıyorlardı ya, herkes yığına Suriye'ye girecek diye düşünüyordu öyle değil mi? Devlet sağ gösterip sol vurdu. Kökten temizledi. Bağıranlara dikkat edin. Yani bir terörist öldürüldüğünde kim bağırıyor? Onlara bakın, onların hepsi de bu kıskaç işinde rol alan kimseler. Bak terörle mücadelede kimler bağırıyor? Bakın bağıran kim?
Birincisi HDP, öyle değil mi? Ondan sonra CHP, bağırıyor. Ondan sonra işte bir akademisyenler çıktı, akademisyen demiyorum onlara. Akademisyenler çıktı, onlar bağırıyor. Bağıran kim? Amerika. Bağıran kim? Rusya. Bağıran kim? İran. Bağıran kim? Çin. Cılız sesler çıkaran kim? İlk önce daha yüksek sesler çıkarıyordu Almanya. Yüksek sesler çıkarıyordu Fransa. Fransa'da bir bomba patlayınca herkes pıs oldu. Yüksek ses çıkaramıyorlar. Sesleri kısıldı.
Fransa'da sıkı yönetim var komple ülkede. Üç ay daha uzatıldı. Bölgede değil komple ülkede sıkı yönetim var. Bağıran var mı Fransa demokrasiye aykırı hareket ediyor diye? Yok. Bizde bölgesel sokağa çıkma yasakları uygulanıyor, bağırıyorlar. Öyle değil mi? Zaten bu yasalar çıkarken de onların canları sıkılıyordu. Neden bu yasalar çıkıyor diye. Yani bir vali bölgesel sokağa çıkma yasağı uygulayabiliyor şu anda. Bir kaymakam kalkıyor diyor ki bu bölgeyi ben sokağa çıkma yasağı uyguladım diyor. Kaymakam hiç kimseye danışmadan. Buna bağırıyorlar. Ülke içerisindeki kıskaç bitti. HDP'si, cemaati, CHP'si, bilumum, solcu komünist kırıntıları bunlar bağıranlar ülke içinde.
Ama terörle alakalı mesele bitti. Şimdi asıl büyük handikap var. Türkiye dışarıda taviri caizse olmaz böyle diyor. Örneğin başı katan çıkmıyor. Siz hiç bir Amerikan başkanının, cumhurbaşkanından, cumhurbaşkanına bir şey deyip de Cumhurbaşkanı'nın onu reddettiği bir dönem yaşadınız mı? Şimdi beni AKP'li yapacaklar gene. Ben ülkeme bakıyorum. Hiç böyle bir şey yaşadınız mı siz? Benim yaşım 54, ben daha yaşamadım. Ben 13 yaşından beri siyasetin içindeydim. Daha ne zamana kadar? 26-27'ye kadar. Muhakkak siyasetten de uzak değilim. Kör değilim, salak değilim.
Benim de siyasi bir görüşüm var. Ülkemle alakalı gayet normal, doğal bir şey. Olması lazım zaten. Ben hiçbir tane bir başbakan, bir cumhurbaşkanı görmedim ben. Bu neyle alakalı? Bu devletin gücüyle alakalı. Bu devletin gücünü kullanmakla alakalı. Ne yaptı Türkiye? Başı katan çıkmıyorum dedi. İyi izleyin. Kıyamet bunlardan kopuyor. Başka ne yapıyor? Kerkük, Rus'u, Musul petrollerini komple Türkiye üzerinden satıyor. Kerkük, Musul petrollerini özel boru hattıyla Türkiye'ye satıyor. Parası da Halk Bank'a yatıyor.
Halk Bank'tan Kürtlere lazımsa ne kadar? Gönderiyorlar. Kıyamet buradan kopuyor. Ve başı kat Musul'un burnunun ucunda. Türkiye bir şey daha yapıyor. Şu, ne o? Dicle'nin batısı mı diyorlar Fırat? Dicle'nin batısı değil mi? Dicle mi oradaki şey? Fırat mı? Fırat'ın batısı. Başka bir ülke toprakları öyle değil mi? Diyor ki, Fırat'ın batısı bizim kırmızı çizgimiz. Fırat'ı geçeni vururum. Geçeni de vuruyor. Geçeni de vuruyor.
Türkiye bir şey daha yapıyor. Ne yapıyor? Tam körfezin göbene askeri üst kuruyor. Kime? Hangi körfezin? Hürmüz boğazı olan İran körfezinin İran'ın at koşturduğu Amerika'nın dahi İran'ın at koşturmasına bir şekilde sessiz kaldığı yere Türkiye askeri üst kuruyor.
İkinciyi nereye kuruyor? Somali'ye kuruyor. Nereye? Tam buruna. Nerede? Bütün ticaret gemilerinin ve petrol gemilerinin geçtiği yere. Kimle kuruyor? Somali'yle kuruyor. 200 tane özel donanımlı, özel eğitimli, askeri personel gitti mi Somali'ye? Evet. Yine 500'ün üzerinde özel donanımlı, özel eğitimli, askeri personel, Katara'da gitti mi? Evet. Türkiye kıskacı, kıskacı çözdü. Bunun sancıları yaşanıyor şu anda. Ya kabullenecekler ya da kabullenecekler.
Buradan geri dönüş olmaz. Buradan geri dönüş olursa zaten bilin ki Türkiye'de kaos var. Bilin ki Türkiye'de kaos var. Bakın bilin ki kaos var. Eyvah ki eyvah o zaman. Bir 15 yıl daha geriye gittiğimizin resmidir. Bir 15 yıl daha. O yüzden Türkiye bu arada 3 tane darbe atlattı. 3 tane darbe atlattı. 4 tane hatta. Gezi, mittırları. 17, 25. 4 tane darbe atlattı. O yüzden çatırtı var. Darbecilerin de nününü sıkıyor şimdi.
Darbecilerin nününü sıkıyor. O askeriyenin gizli bölmesine giren savcıyı ve hakimi soruşturmaya alıyorlar şimdi. Harika şeyler oluyor. Çok hoşuma gidiyor ülkem adına. Çok seviniyorum. Bugünleri gördüğüm için çok mutluyum. Ülkem adına çok mutluyum. Ülkem adına çok mutluyum. Milletim adına çok mutluyum. Geleceğimiz daha iyi olacak inşallah. Hiç sıkıntı yapmayın. Mezhepçilik yapmayın. Meşrepçilik yapmayın. Irkçılık yapmayın. Particilik yapmayın. Memleketinizi sevin.
Memleketinizin hayrına olan her şeyi destekleyin. Yakın zamanki bir sohbetinizde beni derinden etkileyen bir tespitiniz ifade buyurdu. Allah'ı sevmek mertebesine bireysel çabayla ulaşılmaz. Ancak Allah okunması verse kul Allah'ı sevme mertebesine ulaşır. Bu durumda Allah'ı sevmeyi isteyip de sevemiyorsak bu Allah'ın bizi sevmediğini mi gösterir?
Ya da sevmesi için ne yapmamız gerekir diye soruma istiyorum. Bir kimse kendince Allah'ı sevmeyi isteyip de sevemiyorsa diye bir şey yoktur. Yol açıktır ey Habibim de ki Allah'ı seviyorsanız bana uyu. Bir kimse için böyle bir şey düşünülemez ki. Ben sevmeyi istiyorum ama sevemiyorum. Sevmeyi istemediğinden sevemiyorsun. Kim Allah'ı sevmeyi isterse Allah da onu sevmeyi ister. Kim Allah'a insan bir adım gelirse Allah ona on adım gelir. Bu nefsin başka bir şey değil. Ama bu bireysel çabaya giriyor ve çıkmaza giriyor. Bireysel çaba bu noktada bir kimse farzları yerine getirecek. Nafilelerle Allah'a yaklaşacak ve Allah'ı sevecek. Sonra Allah onu sevecek.
Değişik yerlerde, değişik manada, değişik noktada sohbetlerim vardır. Onu normalde iyi irdelemek lazım. O gün irdelemek, o anda irdelemek lazım. Bu çıkmaz zaman bir aydınlık getirseniz çok memnun olurum. Allah razı olsun. E sen farzlarla farzları yerine getirip Nafilelerle Allah'a yaklaş ve Allah'ı sev. Merak etme Allah seni sever. Vaat etmiş vaadinde haktırsın. Manevi gelişimimizde doğru şeyh diye bir kavram var mıdır? Evet. Yoksa maneviyatına güvendiğimiz bir şeyhe direkt intisap edebilir miyiz? Bu sizin hakkınız olur. Doğru şeyhe intisap ettiğimizin bir işareti var mıdır? Bunu zahiri işareti Kur'an sünnettir. Manevi işareti de insanların görmüş olduğu rüyalardır.
Bir şeyh nezaretinde olmadan içimizden gelen esmayı içimizden geldiği kadar zikir etmenin bir sakıncası var mıdır? Biz bir kimseye Allah'ı zikir noktasında zikretme diyemeyiz. Ama her şeyin bir usulü kaidesi vardır. Bir kimse ben doktorluk yapacağım diyorsa tıf fakültesine gidecek. İnsanlar kendi aralarında din ve devlet işlerinin birliğini bozdular. Halbuki hepsi bize döneceklerdir. Bu durumda er kim mümin olarak iyi davranış yaparsa onun çabasını görmezlikten gelmek olmaz. Zira biz onu yazmaktayız. Enbiya suresi bu ayetten tefsir nedir? Din ve devlet işlerinin ayrılamayacağı mı anlatılmaktadır? Hangi mehalden bunu yazdı acaba arkadaş? Parantez içine almış zaten.
Burada mı soruyu yazan arkadaş? Ben yazdım. Diyanet farkının Kur'an'ı açtığı naksı ile o ayet geldi. O yüzden sorayım ben. Parantez içine almışlar buraya din ve devlet işlerinin birliğini. Parantez içinde yazmışlar oraya. Açıklamam onu bir şey yapamadım. Meal olarak yazmışlar. Kendi aralarında işlerinin birliğini bozdular. İşlerinin birliği bir bütüncülük zaten. Normalde Kur'an, sünnet bir bütün. O bütüncülüğü bozarlarsa insanlar o zaman fesada uğruyorlar zaten. Yani sadece dinin ibadet kısmını alıp hukuk kısmını almamak. İman kısmını alıp ibadet kısmını almamak gibi. İbadet kısmını alıp ahlak kısmını almamak gibi. İmanı, ibadeti ahlak alıp hukuku almamak gibi.
Birlikteliği bozuyorlar. O yüzden bu noktada din, bu manada iman, ibadet, güzel ahlak ve hukuk. Bu dört ana direk olması lazım. Bu dört ana direk olmazsa din tamamlanmış olmaz. İnsanlar bunun hukukunu bıraktılar. Bir kısmı ahlakını bıraktılar. Bir kısmı ibadetini de bıraktılar. Yukarıdan aşağı doğru geliyorum. Bir tek imanları kaldı. Birlikteliği bozdular. İman ehli ama ibadet etmiyor. İbadet ediyor. Ahlakı düzgün değil. Ahlakı düzgün, İslam hukukuna inanmıyor. Olmaz bu devirde diyor. Faiz diyor. Herkes diyor ki ya ne kadar mübarek bir adam bu ya. Vela öyle mübarek konuşuyor ki o da.
Ama faizci. Adam cemaat ehli, tarikat ehli. Adına ne dersen de Birisi diyor ki ya bu x cemaate bağlı bu adam nasıl faizler gülüyorum ben. Niçin gülüyorsunuz diyor. Diyor ki ahir zamanda parlak. Öyle gençler türüyecek. Bunlar sizin gibi davranacaklar. Çok yumuşak, yavaş konuşacaklar. Ama sizin paranızı ütecekler. Onlar için faiz olmazsa olmaz. Adam hayır yapmış, himmet yapmış. İşte çek yazmış. Ödeyememiş. Çatır çatır faizini alıyorlar. Adam dumura oluyor. Koşa koşa benim yanıma geliyor. Ne yapma verdin kardeşim?
Bana mı sordun dedim verirken. Bir fukara gelseydi, sandan isteseydi vermezdi. Bir işi bozuk bir kimse gelse 50 milyar versen adamın işi düzeltecek vermez adam ona. İşi bozuk bir adam gelse 100 milyar versen ona, adamın işi düzelir ya ona vermez. O yüzden o birlikteliği bozdu Müslümanlar. Zaten hukuk bozulunca ahlak bozuluyor. Ahlak bozulunca ibadet bozuluyor. İbadet bozulunca da iman bozuluyor. İmandan bahsetmeyi soru olur mu? Faizi doğru haram görmemek noktasında. Faizi haram görmeyen kafir zaten. Direkt zinayı haram görmüyor. Kafir.
Gıybeti haram görmüyor. Kafir. Bir haramı haram görmemek küfür. Şimdi inandığını iddia etmesi bu gerçeği değiştirmez değil mi? Yani onlar inandıklarını hep iddia edecekler. Firavun da kendisinin inandığını iddia ediyordu ki. Zaten kimse Allah'a hikâh etmiyor tabii. Herkes inanıyor ama. Herkes inanıyor tabii. Birlikteliği bozuluyor. Yani normalde bir kimse iman, ibadet, ahlak, hukuk dörtgeninde durmuyor. Bir kimse birey olarak da öyle durmuyor. Bakın birey olarak da durmuyor. Birey olarak da kendince birey olarak kendince uyması gereken hukuka uymuyor. Bireyi ilgilendiren hukuk dairesi var. Devleti ilgilendiren hukuk dairesi var.
Ama Müslümanlar bireyi ilgilendiren hukuk dairesine de uymuyor. Ceza yok ya. Ceza olmuş olsa uyacak. Ceza yok istediği gibi iftira atıyor adama. Ceza yok istediği gibi gıybet ediyor. İstediği gibi suizan besliyor. Ceza yok istediği gibi faiz eşlik hal ediyor. Ceza yok istediği gibi içkiçi adam. Ceza yok istediği gibi fuhuş yapıyor. Ne o yakalandı şimdi Bağdat mı ne o Bağdat'ta adam tecavüz etti. Tecavüzün karşılığı Hanefi'de ölüm. Bir kimse bir kadını tecavüz ettiyse karşılığı ölüm. Hanefi fıkhına göre. Yok adam şimdi verecekler. En yukarıdan tutsa 20 yıl verecek.
Ona bir sürü hafifletici şeyler söyleyecek şimdi. O diyecek ki bana baktıydı, bana güldüydü, bana gel dediydi, bana git dediydi. Ona bir tane sağlam bir avukat bulacaklar şimdi. Onu indirecekler aşağıya. Zannetmeyin en üstten ceza alacak. İnecek aşağıya 7-8 yıla. Zaten ceza ürleri dolu. Adam yatacak 3-4 yıl çıkacak. Tecavüzcü yine kol geziyor ortalıkta. Katil olmak işten değil. Bakın yani bu, buna maruz kalan bir aileyi düşünün. Yani adam gelmiş, Allah hiç kimsenin başına vermez. O eşine, çocuğuna birisi tecavüz etmiş. 4 yıl sonra geldi, apartmanın karşısına dikildi gene. Avayı kim atlatabilecek? Hangi baba atlatabilir?
Hangi kadın atlatabilir? Hangi anne, hangi aile o tramvayı atlatabilir? 4 yıl sonra geldi, evin karşısında duruyor. Ne yapacaksınız? Ne yapacaksınız? Hukuk nasıl lazım? Bak. Nitekim öyle oluyor mu? Oluyor. Hırsızı dolaştırıyorlar apartmanda. Nerelere girdin diye. Polis de bizim zile bastı. Bu adamı tanıyor musunuz? Dedi, hayır dedim. Ona soruyor, buraya girdin mi lan? Diyordum ama hayır diyor o da. Dedim, hiç alakası yok. Görmedim, tanımadım, bize hiç hırsız da girmedi dedim ben. Üst kata çıktı. Şimdi üst kattaki adam da kadın da çıktı.
Adama saydırıyorlar hırsıza. Ben aşağıda dedim, eyvah. Adam çıkınca ilk oraya girecek dedim. 3 ay mı ne? Yatmış, çıktı ilk önce oraya girdi. İntikam aldı adam. Bir bağırış, çağırış yukarıdan hırsız girdi diye. Dedim, rahat et. Boş ver dedim ben. Biliyorum gireni dedim ben. Kim girdi dedi. Dedim, gelin dolaştırdıkları adam var. O girdi dedim. Başka kimse girmedi. Sonradan parmak izlerini karşılaştırdılar. O girmiş. Sorduk. Kim girdi? O girmiş. Ülke bu. Hukuk bitmiş vaziyette. Allah muhafaza eylesin. Bunu da okuyayım, bana müsaade edin. Tamam mı?
Sonra olarak geri kalan kalsın. İnşallah. Dersten sonra nasip olursa devam edersin. Psikolog Sıtkı Aslan Han'ın iddiasına göre ergenli döneminin batının bir uydurması olduğunu iddia ediyor. Bunun asıl amacının gençlik psikolojisini alt üst etmek, tembelleşme olduğunu ve bunun bir düzmece olduğunu söylüyor. İslam'da ergenlik dönemi var mıdır? Çoğu anne babalar evlatlarıyla başa çıkamıyor bu soruya paralel. Bundan 20 sene önceleri anne ve babalar erkek çocuğunu çalışmaya gönderdi. gönderdi ama gurbeti ama yanında çalıştırırlardı. Benim birçok arkadaşım ve bizler çocukken çalıştık. Şimdi hepsi de iş sahibi. Bu durumu şu an anne babanın uygulayabilir mi? Ben bu ergenlik dönemi safsatalarına hiç inanmıyorum zaten.
Anne babalar çocuklarını bu noktada disiplin edecekler. Anne babalar çocuklarını ama kendi işlerinde ama bir yerde çalıştıracaklar. Anne babalar çocuklarını bu noktada uygun bir dille, uygun bir şekilde yetiştiremediklerinden kaynaklanıyor. Benim tanıdığım yakın dairede bir sürü arkadaşlar, hepsi de çocukların yanında çalışıyor. Büyük bir çoğunun çocukları iş güç sahibi. Bunu böyle anne babalar çocuklarını biraz gevşek tutuyorlar. Yatsın, uyusun. Yani güneşe çıkarsa güneş yakar. Gölgeye giderse üşür. Çocuklar öyle yetiştirince de çocuklar öyle yetişiyor.
Hacı Mehmet'in iki tane oğlan var maşallah Allah nazardan saklasın. Dükkanda çatır çatır çalışıyorlar. Hacı Mehmet onlar götürüyor hemen hemen değil mi dükkanı? On gündür sayın dükkana gitmiyor onun için. Bir sefer gitti. Aile gelini yani Hacı Mehmet de bir yerde çalışıyordu önceden. Sonra bir dükkan açtı mesela. Babası da hiç karışmadı öyle değil mi? Hiç karışmadı. Bu normalde çocuklarla olan diyalogla alakalı. Adnan Hoca'nın çocukları dükkanında değil mi Adnan Hoca? Oradan asker ettirdiler değil mi? Şimdi bir tanesi mi var? Asker ne zaman geliyor? Haftaya, çarşamba gelecek. Geldi mi dükkana dost doğru. Anında da evlendirecek.
Evet. Sistem bu. Gelir gelmez. Adnan Hoca'nın kafasında hazırdır Allah'u alem. Hazır mı? Hazırmış bak. Tabi sistem bu. Hemen geldi. Dakika bir gol bir. Selamun aleyküm aleyküm selam. Allah'ın emri, peygamberin kalbi tamam bitti. 20 gün bir ay içerisinde düğünü der ne? Ve la talil amin. İşi de var koşacak adam. Bu aile geleni. Ama ben Adnan Hoca'yı 25 yıldır tanıyorum. Bak babasının ta arkada. Bir tane. He? O da öyle yaptı. O da öyle yaptı. Askerden gelir gelmez de verdi de seni. Askerden yeni geldi. Ben gidiyorum dedi.
Nereye gidiyorsun dedi ben? Evlenmeye dedi. Nasıl dedim ben? Adana'dan alacağım geleceğim. Ne kızlarına ne de erkeklerine normal davranmıyor ki. İşi büyütüyor herkes. Tantanası çok. Nerede nüfus? Kıvrvaneyi neredesin? Gözüm görsün gel böyle. Şimdi bunlar size tuhaf. Adam ömreden gel dedin değil mi? Ömreden gel dedin değil mi?
Ömrede bir şey görmüş kendince. Hal görmüş. Oğlan harama gidebilir. Gittiği yok. Böyle bir ikaz almış. Dedi ki ben böyle bir ikaz aldım. Ben hızla dedi oğlanı evlendireceğim. Evlendir dedim ben. Dedi harama düşmesini istemiyorum. Bir de ağlıyor. Bakın bir baba ulu harama düşmesin diye gözyaşı döküyor. Harama düşer korkusuyla gözyaşı döküyor. Bu önemli. Ben baktım böyle.
Gözümden yaş iniyor adamım. İçimden şunu dedim. Hani var ya bir sürü hadisi kudsi, hadisi şerif, ayetler. Onu bilmiyor bu adam. Ama kalp var ya. Dedim ki bu adam evladını ateşten korumak için gözyaşı döküyor. Cenab-ı Hak dedim bu ihlas ve samimiyetine bunun işini kolaylaştırır içimden. Dedim ya Rabbi bu adamın işini kolaylaştırır. Bu kadar bakın. Yok ergenlikmiş. Yok laf dinlemiyormuş. Bunlar anne babayla alakalı. Anne babayla alakalı. Yetiştirmekle alakalı. Sonra haber alıyorum ben. Bir hafta bir ne oldu? Düğün izni oldu. Ondan sonra gitmiş.
Bizim Tahsin'in yanına vermiş. Demiş senin yanında çalışsın buradan. Bakın tembellik yok. Tahsin'e dedim hayırdır? Dedi ki Nafız abi dedi benim yanıma koydu dedi. Tembellik yok. Çalışıyor. Her şey olur. O yüzden çocuklarınızı yetiştirin. Bugün soğuk gitmesin. Yarın sıcak terler. Ya şimdi mi çalışmaya gidecek? Bunlar çocuklarınızı tembel yapıyor. Allah muhafaza eylesin. Amin. Fala mennevhû. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Peygamberlere vefası, üstadına vefası, ümmete vefası nasıl olmalıdır?
Allah'a karşı vefada bulunmak, şirke düşmemek. Birinci derecedir. Ondan sonra farzları yerine getirmek. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine vefası, onun sünneti Resulullah'a, sünnetine tam tabi olmak, teslim olmak. Üstadına vefası da sufilik, dervişlik ilkelerine tabi olması. Ümmete vefası, sizin en hayırlınız etrafına hiç zarar vermeyiniz. Sizin en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Hadis-i şeriflerini kendisine ilke denerekten etrafına en azından zarar vermemeye ve ümmete dua etmeyi hedeflemek. Nefis ibadet etmeyi özler mi? Vallahi bizim nefislerimiz pek özlemez ama özleyen bir nefis varsa, hâlâ.
Allah sevdiğine veya sevenine naz ehli midir? Bunda da bir imtihan var mıdır? Vallahi hiç naz ehli olamadık. Naz ehli olamadığımızdan, hep niyaz ehliyiz. Niyaz ehli olduğumuzdan naz ehli nasıl olunuyor bilmiyorum. Herhalde böyle fazla nazı da çekebilecek noktada değilim ben. Benim kimyam bozuluyor birisi bana naz edince. Benim kimyam bozulunca ben böyle ne naz etmesini biliyorum ne de naz çekebiliyorum. Bizim yolumuz, benim kendi yolum sevmek, mücadele etmek, koşmak, yalvarmak, ağlamak. Benim yolum bu, ben hiç naz edemedim. Ben naz edecek birini de bulamadım. Ama muhakkak naz ehli olanlar vardır.
Olmak lazım. Naz ehli nasıl olunuyor? Nasıl olmuyor naz? Neden? Sen bilirsin nazı ya. Bayanların adet dönemlerinde diş dolgusu, kanal tedavisi gibi işlemleri yaptırmalarının sakıncası var mıdır? Yoktur.
Hanefi'ye göre. Ölünün arkasından yapılan yedisi, kırkı ve elli ikisi bidat mıdır? Bunlar normalde sünnet-i Resulullah'ta yok. Ama insanlar birisi vefat edince onun arkasından bir şeyler okuyorlar. Hayır hasenat dağıtıyorlar. Mesela geldi sahabeden bir kimse, dedi ki ben babamın yerine oruç tutabilir miyim? Babam öldü, oruç borçları var, tutabilirsin dedi. Yine sahabeden birisi geldi, benim dedi annesi için mi, babası için mi şimdi tam karıştıracağım namazları eksikti. Namaz kılabilir miyim dedi. Evet dedi ona. Bir kimse ölen anne ve baba büyüklerinin arkasından hayır hasenat etmesi, onların eksikliklerini biliyorsa tamamlamaya gayret etmesi, bu noktadan bakılırsa cevaz var.
Şimdi, evet bu normalde sahabe zamanında böyle bir şey yok. Bunu böyle olmazsa olmaz noktasına koymak da hoş değil. Ama velakin insanların bu tip bir gelenekleri var. Bu geleneği normalde haram olmadığı müddetçe karşı çıkmanın bir anlamı yok. Bir de şunu unutmayın, bu ülkede din yasaktı, din yasaktı. Siz şimdi o normalde bundan 30 yıl, 35 yıl önceki zamanları bilmiyorsunuz. Bildiğiniz yasaktı. İnsanlar mevlütle, tevhidle toplanıyorlar. İşte filanca öldü, onun tevhidi var. Toplanıyorlar kadınlar, tevhid çekiyorlar. İşte 40 gün tabarek okuyorlar, Yasin okuyorlar. Böylece dinlerini unutmadı halk.
Bunu şimdi oturup buradan, ya bidat işliyorsunuz, külliyen hepsi de bidat. At kenara, kolay bu. Sen 30 yıl önce geleydin de göreydin. Şimdi Vahabilik yapmak kolay. Sen 30 yıl önce geleydin de göreydin. Şimdi selefilik yapmak kolay. Sen 30 yıl önce geleydin de göreydin şimdi. Her şeye bidat, her şeye şirk. Allah muhafaza eylesin. Mustafa Efendi, sohbetlerinize, Eyyüzü Besmele, Hamdele, Salvele ile başlayınız ki, dedikoduya sebebiyet vermeyiniz. Lütfen, rızayen lillah sizden bunu istirham ediyoruz.
E yapma dedikodu. Bak bir de güzel kendisi yazmış, dedikoduya fırsat vermeyin diye. Neden selamünaleykümle başlıyorum, nesi var bunun? Yani Allah'ın selamıyla başlıyorum. Selamünaleyküm. Ondan sonra duayla, Allah gecenizi, gündüzünüzü mübarek eylesin diyorum. Yok taktı mı kardeş kimse? Geçenlerde de yazmıştı. Burada mı kendisi? Gelsin o, biliyorum ben onu, tanıyorum. Tanıyorum ben onu. Sen bir türlü beni diziye getiremedin. Aykırayım mı ben biraz?
Yani selamünaleykümle başlamak yanlış mı? Bir Müslüman, bir Müslüman haram işlemediği müddetçe o yargılanmaz. Allah'ın selamıyla başlıyorum. Selamünaleyküm diyorum. Her hayrın başıdır. Hazreti Mevlana der ya, öylesine inşallah demeyenler vardır ama inşallahın canı olmuştur. Besmele her hayrın başı ama Allah'ın selamı ise, Allah'ın selamı bir işe başlarken, normalde bir kimse bireyin kendisini ilgilendiriyorsa kendisi besmeleyi çeker. Kendi içinden ama topluluğa selamünaleyküm diye başlanırlar.
Ben hutbe vermiyorum buradan. Senin dediğin hutbede olur. Senin için öyle, benimki de böyle. Yapma dedikodu, girme günahı. Selamünaleykümle başlıyor. Onu almışmışım ben. Ben medreseden yetişme değilim ki. Sen maşallah medrese ilmi var sende. Gördün değil mi medrese eğitimi? Evet, bende yok medrese eğitim işte. Hakkınızı helal edin.
Cumhurbaşkanını çok seviyorum. Hatta siyasi kutup diyorum. Ama sizin gibi ufku, kalbi, ilmi geniş olan üstadları toplayıp fikir almadığı için çok üzülüyorum. Ve buğz ediyorum. Kimseye buğz etmeyin. Buğz etmek hoş bir şey değil. Dua edin ümmete. İlim, amelin içinde midir? Söyle bakalım medreseci. İlim, amelin içinde midir? He he o. Amelin içindedir. Bak, medreseden sen tam mezun olmamışsın.
Amelin içindedir. İlimle iştigal etmekte iyi amellerden birisidir. Dini bir ilim ise. O yüzden ilim amelden önce gelmez. Bir kimse bir şeyi, sufiler öyle düşünmezler. O dedi ya ilim amelden önce gelirdi. Sufiler böyle düşünmezler. Sufi iman etti, hemen imanın vazifeleri başladı. Sence öyle, sence öyle. Sufiler duyar, hemen iman eder, hemen amel eder. Beklemezler.
İlim ehli ise bekler. İlim ehli namaz farz dendiğinde hemen namaza başlamaz. Namaz neden farz, nereden farz, kim farz etti? Namazın altı, namazın üstü, yanı, sağı solu, altı, üstü. Başlar namazın farzlarına, vaciplerine, nafilelerine, sünnetlerine, müstaplarına. Bunların hepsini tamamlayacak, ondan sonra namaza kılacak. Ama sufiler öyle değildir. Sufiye dersin ki namaz farz oldu, kalkar neyle kılayım der? Allah-u Ekber de kıl dersin, Allah-u Ekber der kıl. Anlaşıldı mı? Arasındaki fark bu. İnsan hakikatin hakikatine vakıf olmadan mecazı kavrayabilir mi? Herkesin kendince bir hakikati vardır. Kendi hakikatinin hakikatine koşar.
Ve kendi hakikatinin hakikatine koşarken kendince de mecazı kavrar. Beni affedin, sallallahu aleyhi ve sellem efendimize sordum günümüz alimlerinde. Ve dedi ki günümüz alimleri gölgenin, gölgenin gölgesinde olan alim sayısı çok affedin. Ortalıkta gezen sözde ilim görmüş alim görünümlere de gölgenin çok uzağındadırlar. Burada sorun gölgenin, gölgenin gölgesi ne anlama geliyor? Tavşanın suyunun suyunun suyu gibi. Allah muhafaza eylesin. Amin. Mahallemizde Risale-i Nur sohbetleri oluyor. Birkaç defa katıldım. Risale-i Nur'un Kur'an tefsiri olduğunu söylüyorlar. Okumamda bir sakınca var mı? Yok.
Bu konu hakkında tavsiyeleriniz nelerdir? Biz Kur'an ve sünnet daresinde olan her şeyi kabul ederiz. Allah mübarek eylesin. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, Ehl-i Beyt'in Nur'un gemisi gibidir. Tutulan kurtulur, tutulmayan boğulur. Bir tarikatın internet sayfasında şu hadis-i şerifi paylaşmışlar. Bu hadis-i şerifte ki Ehl-i Beyt kelimesinin anlamı, günümüzde yaşayan seyitler o Ehl-i Beyt'in içine giriyor mu?
Soruyorlar ya Resulallah. İşte çoğalıyor, zaman geçiyor. Senin Ehl-i Beyt'ini nasıl tanırız? Kim Kur'an ve sünnete sımsık yapışırsa, o benim Ehl-i Beyt'imdir diyor. Biz oradan anlıyoruz. Muska yaptırmak dilimizde var mı? Var. Sizin yaptırılması hakkında görüş ve düşüncelerinizi açıklar mısınız? Benim hiç işim olmaz. Bugüne kadar hiç olmadı. İyyâken âmüdü ve iyâken estâîn. Benim disturum bu. Hani bir tane daha var ya, Hz. Abbas'ın oğlu, Abdullah atının terkisine bildirmiş ya, diyor ki, ey oğul, beni iyi dinle.
Dinliyorum ya Resulallah. Ey oğul, beni iyi dinle. Dinliyorum ya Resulallah. Ey oğul, beni iyi dinle. Bir şey var. Üç sefer. Bütün insanlar sana zarar vermek için toplansa, Allah izin vermedikçe hiçbir kimse sana zarar veremez. Bütün insanlar sana iyilik yapmak için toplansa, Cenab-ı Hak müsaade etmedikçe hiç kimse sana iyilik yapamaz.
Benim inancım bu. Ben o yüzden muskaymış. Yok bilmem kaç tane, bilmem ne çekersem bu ona iyi gelirmiş. Yok gidip kurnalardan üçer sefer besmele-i şerife çekip su iç mi çekmişsin? Yok filanca yatırın, oraya gittiğinde bir debeleneceksin, orada debelendiğinde şu işin iyi olacakmış. Benim bunlarla hiç işim yok. Hiç olmadı daha. Ben dersimi çekerim. Üstadım bana ders verdi. Allah'ı zikretmek farz. Hiçbir şey için ders çekmem. Sırf Allah'ı zikretmek için dersimi çekerim. Allah için. Şu işim olsun, bu işim olmasın. Yok buradan sıkıntım var, bu sıkıntım gitsin. Böyle şeylerim olmaz hiç. Başıma ne gelecekse gelir, ben yoluma yürürüm.
O yüzden size de tavsiye etmem. Millet muskayı takıyor, atnalı gibi böyle şeyini. Bir de muskaya karşı şey, saplantı halindeler. Muskasız yapmayan, muskasız evden dışarı çıkmayan insanlar var. Hasta olmuş insanlar. Hasta, bildiğiniz piseşik, psikolojik, rahatsız. Muskadan medet umuyor. Aslında öyleleri var ki, şirke düşüyorlar, farkında değiller. Peygamberimizin ırkayı şerefini elime alırken uyandım. Sizce bu ne anlama gelir? Kim bunu yazar? Sen misin?
Yazmışken, üstalık için şifa, ailem için dua istiyorum. Bütün ümmet-i Muhammed için dua. Korçularımıza deva, hastalıklarımıza şifa, çocuklarımızın sıkıntılar için dua istiyorum. İnşallah. Rabbim muhafazayı resmi, ümmet-i Muhammed'e inşallah. Sizden manevi sıkıntılar için dua istiyorum. Sıkıntılarımızın geçmesini ve maddi manevi rahatlamak için dualınıza ihtiyacım var. Manevi sıkıntı nasıl oluyor acaba ki yahu? Bunu yazan burada mı? O da yok. Var mı manevi sıkıntıyı ne olarak gören var?
Manevi sıkıntı insan böyle nefsine uyar. Üstadına yakınlaşıp yanına gidemez nefsinden ötürü. Ona ulaşamamak, onun yanında olamamak, onunla bir ve beraber olamamak onun kalbine hep acı verir. Ondan sonra o kendi içinde yandıkça yanar ama hata kendisindir. Orada zinciri kırıp koşması lazımdır. Koştuğu zaman rahatlar ama nefsi onu geride tuttukça insanın sevdiğine ulaşamaması kadar büyük bir acı yoktur. Bu hem zahiri hem de manevi sıkıntı olur. O yüzden ön tövbe edip sevdiğine koşması gerekir diye düşünüyorum. Bu benim kişisel görüşüm. Hatamdan dolayı özür dilerim. Başka var mı manevi sıkıntıyı tarif edecek?
Başka? Yol olabilir veya Temsil ettiği veya teşkil ettiği herhangi bir yerde bulunan kurallara, o kurallar bütününe, o ritüellere uymadığı zaman onlardan ayrı düştüğü zaman eksik veya yanlış yaptığı zaman meydana gelen ruh halidir. Başka? Hayırlı olsun inşallah. Peygamber Efendimiz'i semayı daha doğrusu olarak görenler var.
Sema nedir? Peygamber Efendimiz zamanında olmadığını söyleyip, semanın ve sessiz zikrin şirk olduğunu söyleyip, nefisle oynanıyor. Sema bidat mıdır? O sessiz zikrin şirk olduğunu söyleyen bir kimse ayeti kerimeyi inkar ediyor. Kendine bakacak. Eleştirmek için değil, öğrenmek için soruyorum. Bankadan faiz almak haram değil diyorsunuz.
Ben bankadan faiz almak haram değil demiyorum. Darülhak'ta harbiyle müminin arasında faiz yoktur. Hadis-i şerifini söylüyorum. Bu benim sözüm de değil, Hanefilerin, İmam-ı Azam, İmam-ı Muhammed'in, İmam-ı Yusuf'un sözü. Buraya para yatıran insanların, gene bizim ülkenin Müslümanım diyen insanların paraları karışıyor. Ben Darülhak'ten filan anlamıyorum dediklerinizden. Anlamıyorsan öğreneceksin, iyi dinleyeceksin. Bankaya faiz amaçlı para koyduk. Bin TL oldu, bin yüz TL. Bu yüz TL fazlalık faiz olur mu? Olmaz. Tüm kardeşlerimize hayırlı haftalar. Evet. Hanefi'ye göre harbiyle arasında faiz yoktur hükmü. Buna da geçerli olsun. Birisine seni sohbetten sonra dışarıda bekliyorum demek, söz vermiş demek midir?
Evet. Türk milleti pis bir millettir. Demek gıybet olur mu? O komple bir milleti pis bir millettir demek, komple o milletle helallaşmaya gerektirir. Bunu bir konuyu anlatırken ya da yanlış yapıldığını demek amacıyla söylemek gıybet olur mu? İftira alıyor bu komple. Hacca gidip gelen babam şöyle dedi, ben haçta gördüm ki en pis millet biziz. Etrafı en çok pis seten biziz. Bu gıybet olur mu? Evet. Babamla amcam kavgalı oldukları için hiç konuşmuyor. Gidip gelmiyorlar. Aynı apartmanda oturuyoruz. Bize onun evine giderseniz hakkımı helal etmiyorum. Biz bu durumda ne yapmalıyız ne tavsiye ederseniz.
Babaya itaat kuran ve sünnet dairesinde. Bitti. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.