mustafaozbag.org

481. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Ocak 2016 · 34:38

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınız, yılınız, ömrünüz hayırlı olsun inşallah. Şu soru enteresanıma gitti, başa aldım. Telefon almak istiyoruz, fiyatı bin TL, peşin veremiyorum, taksit de almak istiyorum. Evkur mağazası aynı telefonu, bin üç yüz TL'ye peşin ve taksitle de aynı fiyata veriyor. Banka kredisiyle de bin yüz TL'ye veriyor. Taksitli fiyatı ama yüz TL faiz koyarak benden alıyor. Bunu bize izah eder misiniz? Bunu nesine izah edeyim? Varsa cebinde git bin liraya telefonu al. Yoksa cebinde bin lira alma telefon. Almak zorunda mısın? Git elli liralık telefon kullan. Neden illaki bin liralık telefon, beş yüz liralık telefon, neden illaki bir şeyi taksitle alacağım diye uğraşıyorsunuz?
Almaya verin. Bu varlıkla, yoklukla alakalı bir şey değil. Bu bir hayat felsefesi. Almam. Almam. Bu kadar basit. İflas ettiğinde de almadım. Hiç param olmadığında da almadım. Hiçbir zaman almadım. Almam. Almaya verin. Gider yüz liralık, elli liralık bir tane telefon alırım, geçerim. Yüz liralık telefon alır, geçerim. Ticaret hayatımda bir sefer kamyon aldım. İş arabası olarak. Onu da normalde kamyon arıyorum böyle. Abim galerici. O işte ona dedim ya böyle böyle bir tane araba lazım bana. Böyle işte o üç gündür, beş gün aradı, aradı.
İşte girdi böyle beynime gidelim, sıfır alalım filan. Onun o tanıdıydı bayi. Bayiye gittik. Ben elimdeki çeklerle alacağım hesapta. Orada iş döndü, yan yattı, çamura battı. Banka kredisiyle aldık. Ondan sonra gittim. Hepsini birden kapattım. Bitti mesele. Yok. Benim işim değil. Benim tarzım değil. Dini fıkıh açısından bana soruyorlar. İşte ev alacağız banka kredisiyle. Yani fıkıh açısından, dini fıkıh açısından. Türkiye hiç kimse darül islam diyemez. Darül islam derlerse savcılığın önüne boylarlar. Darül harp de diyemezler. Darül harp dediğinde devletle harp ediyorsun manası çıkıyor. Bunu söylerlerse insanlar normal her iki tarafta da sıkıntılı değnek olur.
Ama İmam Muhammed Hazretleri demiş ki, bir yerde islam hukuku yok ise orası darül harptır demiş. Darül harpte de harbiyle müminin arasında faiz yoktur alışverişlerde demiş. İslam hukuku yok. İslam hukuku olmayınca orada harbiyle onun arasında faiz yok. Ama müminin müminden faiz alıp vermesi yine haram. O yüzden bankalarla olan ilişkilerinizde eyvallah. Devletle olan ilişkilerinizde eyvallah. Ama şahıslarla olan ilişkilerde dikkat etmekte fayda var. Ama bir kimse bir mala... Bu farklı bir şey bakın. Bir kimse şu mal. Bu dedi ki, yüz lira yüz lira bin yüz lira.
Peşin bin lira. Ondan sonra işte elli lira elli lira da bin beş yüz lira. Daha akit bitmedi, alışveriş bitmedi. Ben bunun peşini bin liraya aldım. Sen de sattın, sattın. Bitti alışveriş. Ya ben buna peşin verecektim ama ben buna yüz lira yüz lira vadeli versem, yüz lira vade farkı versem olur mu? Aradaki bu faiz oldu. Birinci akdi bitirecek o zaman. Almayacak bu malı. Peşin dediyse zaten normalde mal bir tarafa, para bir tarafa. Peşin bu. Beş gün sonra beş gün vadeli oldu. On gün sonra on gün vadeli oldu. Bir kimse peşin para diye bu malı normalde akitleştiyse, üç gün sonra parasını veremez. Üç gün sonra parasını veriyorsa, o malı satan adamın hakkına girmiş oldu.
Ya diyecek ben bunu bir ay içerisinde peşin öderim. On beş gün içerisinde peşin öderim. On gün içerisinde peşin öderim. Beş gün içerisinde peşin öderim. Üç gün içerisinde peşin öderim. Akit bitmeden daha. Ben bunu bir ay içerisinde ödersen bin lira, beş ay sonra ödersen bin yüz lira, on ay sonra ödersen bin iki yüz lira. Bu alışveriş fasit oldu. Malı alan adam on ay sonra ödeyip, bin liradan ödeme hakkı var. Malı alan adam bin liranın üzerinde ne ödüyorsa, hepsi de faiz oldu. El-Hidaye'yi alıp, ticaret bahsini okuyacak ticaret yapanlar.
El-Hidaye'yi alıp, El-Hidaye'den Darül Harf bahsini okuyacaklar. El-Hidaye'yi alıp, faiz bahsini oradan okuyacaklar. Davül Harf'teki faizle alakalı meseleleri. Allah bize affetsin inşallah. On iki yaşında, Rümeysa isminde kızım var. Şu an sohbette, tesettür konusunda, okulda kapalı arkadaşı olmayınca zorluk yaşıyor. Evet, bu yaşta on iki ile on beş yaş arası, on bir ile on beş yaş arası kızlar, ne yazık ki bu noktada, etraflarından olumsuz bir şekilde etkileniyorlar. Hatta büyükler bile etraflarından, olumsuz bir şekilde etkileniyorlar.
Anne baba bir şekilde onları bilinçlendirip, onların bu olumsuz etkilenmesini, tolere edecekler. O zaten tam böyle çağı şimdi, böyle işte etrafından negatif etkilenme çağı. Etrafında eğer herkes tesettürlü olsa, bu noktada ona tesettürü sevdirici, tesettürü bu noktada tatlı gösterici, ablalar, kardeşler, okul arkadaşlar olsa, böyle bir sıkıntı yaşamayacak. Ama velakin etrafında insanın bu tip şeyler olmayınca, mecbur zorluk yaşıyorlar. Erkekler de yaşıyorlar. Erkeklerin de etrafında Kur'an ve sünnete yaşayan bir arkadaş topluluğu yoksa, onlar için de büyük handikap. Bu zaman da büyük handikap. Bir erkeğin de büyük dahi olsa, kendini muhafaza etmesi zor. Bir kadının da kaç yaşında olursa olsun, kendini muhafaza etmesi zor.
Allah muhafaza eylesin inşallah. El arabası gibi şeylerle sokaklarda yiyecek, içecek satmak caiz midir? Vergi vermediğimiz için sıkıntı olur mu? Devlet onlardan vergi almıyor ki zaten. Ayrıca caiz, neden caiz olmasın ki? Tasavvufta şeyhin başa geçmesi için kırk yaşını doldurmuş olması mı gerekir? Bu tip, tasavvufta eski sufilerin böyle bir ilkesi var.
Bu illa ki böyle olacak diye bir kaide yok ama o eski sufilerin ilkelerine uyacağım diyenler için önemli. Bizim için önemli örneğin. Ben o eski sufilerin kaidelerine uyulmasından yana tavır takınanlardanım. Eğer makul şeylerse, Kur'an ve sünnetin içindeyse bence uyulması lazım. Örnekleyecek olursak kırk yaşından önce peygamber olan hiçbir peygamber yok. Bütün peygamberlere peygamberlik kırk yaşında tebliğ edilmiş. Onların peygamber olacağı önceden bilinmiş olmasına rağmen onlara peygamberlik tebliğ kırk yaşında olmuş. O yüzden sufiler de kendilerince böyle bir kaide geliştirmişler. O kimse evliya olabilir. O ufak yaşta da evliya olunur mu? Her cevap olunabilir.
Ama mürşidi kamil söz konusuysa kırkından önce olmaz demişler. Burada bir kardeş böyle bir şey yazmış. Ben şimdi her şeyi buraya gelene genelde okuduğumdan okuyacağım. Ama bunlar böyle değil. Bunu da baştan söyleyeyim. Günlük yaşantımda bilerek bilmerek yaptığım hatarlardan nefsime uyup yaptığım yanlışlardan dolayı sizden ve abilerimden özür dilerim. Hakkınızı helal edin inşallah. Haram olduğunu bile bile hatarlara yanlışlara düşüyorum. En kısa zamanda kurtulurum. Dua ederseniz sevinirim. Kim bu belli değil. Bu arkadaşlarla helallaşacaksa, bir kimse bir şey söylüyorsa bizim dergahın adabıdır. Kalkar o kimse. Arkadaşlar bana hakkınızı helal edin. Ben sizin hakkınızda şöyle söyledim.
Bir kimseyle helallaşacaksa bir kimse doğru helallaşma bu. Gidecek onun yüzüne diyecek ki ben senin hakkında böyle böyle bunları bunları bunları konuşmuştum. Bana hakkını helal eder misin? Millet şimdi kendi konuştuğunda yüzleşmek istemiyor. Bana hakkını helal et. E helal olsun. Bu işin kaçak tarafı. Ben senin hakkında bunu bunu bunu söylemiştim. Bana hakkını helal eder misin? Asıl yüzleşme bu. Çıkar arkadaşlar ben sizin adınıza sizin için böyle söylemiştim. Toplumun hakkı çünkü. Eyvallah.
Aman ne isim var ne bir şey var. Biz şimdi kime hakkımızı helal ettik? Burayı yazanın. Tanıyor muyuz? Hayır. Biliyor muyuz? Hayır. Arkadaşlar bana hakkınlarını helal etsinler. Sen arkadaşlar için ne söylediğini biliyor muyuz? Hayır. Çıkacak. Dicecek ki arkadaşlar ben sizin hakkınızda şöyle bir şey söylediydim. Bana hakkınızı helal edin. Eyvallah. Kur'an ve sünneti ince çizgide yaşayacağım diyorsa Allah muhafaza eylesin. Benim babamın beyin damarlarında tıkanıklık vardı. İki defa hastaneye kaldırıldı. Bunun hakkında sizin bir tavsiyeniz varmış. Bize de onu tarif eder misiniz? Benimki normalde her iki taraftan da şey oldu.
Bir, bizim Murat Hoca bir ilaç tavsiye etmişti bana. Şimdi ilacın ismi aklımda değil. O ilaca devam ederken ben bitki çaylarını da devam ettim. Bir de ayrıca şey, o iki litre limon suyuna 45-50 tane sarımsak içine tuz, su hiçbir katkı maddesi koymadan karıştırılıp o böyle güneş görmeyecek bir yerde yaklaşık 25 gün bekletiliyor. Sonra sabah akşam birer fincan içiliyor. Bu kanın içindeki şeyleri ne o? Pıhtılaşmayı önlüyor. Kanı inceltiyor. Damar tıkanıklarının açılmasına sebep oluyor, vesile oluyor. Şifa Allah'tan. Bunu yaptım ben. Bir de ardı ardına yaptım. Böyle 2-3 ay arayla bir daha yaptım. 2-3 ay arayla bir daha yaptım.
Şu anda bir sıkıntı yok ondan sonra elhamdülillah. Ama işte yine de dikkat ediyorum. İşte devamlı Murat Hocam'ın tavsiyeleri var. Bol bol su içeceğim, bol bol sıvı şeyler içeceğim. Ondan sonra neroloğun tavsiyeleri var. Neroloğun dedi ki kahve içeceksin, çay içeceksin, soda içeceksin. Ondan sonra ne bileyim böyle işte bir sürü sıvı şeyleri devamlı alacaksın diye. Düşmeyeceksin dedi. Başka ne dedi? Orucu yasakladı. Asla oruç tutmayacaksın dedi. E şeker de var zaten. Cenab-ı Hak oradan bir şifa verdi. İnşallah. Kardeşler bunu normalde böyle bir rahatsızlığı olmasa dahi yapsınlar bilhassa kış aylarında insanlar biraz daha böyle fazla yürüyüş yapamıyorlar, oturuyorlar, fazla hareket edemiyorlar, fazla böyle ter atamıyorlar.
Kışın bunu yapmak daha faydalı. İnşallah yapacağız ben de bu sene gene inşallah. Derviş sohbetinizde dervişin kurnazı zikirde üstadın kalbine girmeyi düşünendir dediniz. Ne şekilde düşüneceğiz? Vallahi nasıl dediğimi bilmiyorum ki hangi haletir bu hüyeyle. Demişim demek ki. Bir, katılım bankaları ev veya arabayı bizim için alıp kar payı koyarak taksitle bize satıyor.
Gösterdiğimiz evi ve arabayı dinimizce hükmü nedir? Şeriatan bir sıkıntı yok. Bir kimse bir şeyi peşin paralı size vadeli satabilir. Bunda bir problem yok. Ama siz satın alırken kaça satın aldığınızı kesin biliyor musunuz? Biliyorsanız. Adam diyorsa ki vadeli bunu ben sana 5 liraya sattım. Bu caiz. Bunda bir sıkıntı yok. Kadınların pantolonla namaz kılmaları caiz midir? Haram olduğuna dair bir şey getirip bir kadının namaz kılarken tesettürü belli. Kadının namaz kılarken tesettürü el, ayak, yüz. Bunlar açık olduğu müddetçe bunlar açık olacak.
Geri kalan tesettürlüyse, örtülüyse namazı namaz. Hanefi fıkhında kadınların namaz tesettürü belli. Tesettürlüğün bir ifade bulunan gülü, dışarıdaki tesettürü, dışarıdaki tesettürü, vücut hatları belli olmayacak, içi görünmeyecek. Bu dışarıdaki tesettür.
Neyle örtülüyorsa örtülürsün. Vücut hatları belli olmayacak. Bir, içi görün, iki. Bu kadar. Sesim arkaya geliyor mu? Aynen. Efendim konuşma var burada gelmiyor efendim. Benim sesimden değil, oradakilerin kendi kendilerinin konuşmalarından mı kaynakıldı? Evet efendim. Bir arkadaşım sürekli sen şeytansın diyor, bu doğru mudur? Bir kimseye sen şeytansın demek, Krala Hilal'a Muhammeden Resulullah diyen bir kimseyin küfrüne hükmetmektir. Bir kimseye şeytansın demek, herhangi bir kimseye sen şeytansın dediğinde, onun küfrüne fetva veriyorsunuz.
İman ehli bir kimseye, küfrüne fetva veren kimse, eğer o kimse iman ehliyse, kendisi küfür üzerine ölür. Sen şeytansın demek, düpedüz çünkü o kimsenin cennetten kovulmuş bir hal olduğu ibare edilir ki, bu da küfür ehli demek. Allah muhafaza eylesin. Fıkıh öğrenirken zaman zaman zorlandığımız, takıldığımız yerler oluyor. Örneğin Maide Suresi 6, Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi dirseklere kadar, ellerinizi başınıza mesh edip, her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın diyerek abdest almamızı Yüce Allah'a emrediyor. Buna göre her namaz için abdest almak gerekir mi?
Yoksa Peygamber aleyhissalatü vesselam bir abdestle birçok namaz kılmış. Fıkıh öğrenirken, bizlere nasıl bir yol tavsiye buyurursunuz? Bu noktada fıkıh öğrenirken, El Hidaye'yi alacak arkadaşlar, El Hidaye'den okacaklar. Ya da daha kısası, gidip işte Ömer nasıl bilmenin, bilmenin bir ilmi halini alıp okuyabilirler. Veya talebesi Fikri Yavuz'un ilmi halini alıp okuyabilirler. Ama fıkıh okuyacaksınız, okuyacaksanız en azından El Hidaye'yi dört cilt alıp fıkıh okuyabilirsiniz. Normalde El Hidaye'de, çünkü o meseleyle alakalı ayeti kerime, ondan sonra hangi hadis-i şerifleri kendilerine ölçü aldıklarını, Hanefiler belirlemişler, biraz daha tafsilata girmişler. Şafiler böyle demiş, Malikiler böyle demiş, Ambeliler böyle demiş.
Onların bu dediklerine, biz buradan cevap veririz deyip, tafsilatlı bir fıkıh öğrenmiş olursunuz. O yüzden fıkıh öğrenirken, inşallah El Hidaye'yi takip etmeye gayret edin. Bir, ya da Ömer nasıl bilmenin veyahut da Fikri Yavuz'un ilmi hali veya Kuduri'nin tek ciltlik ilmi hali olabilir. Akaid noktasında, İmam Nesefi'nin Akaidini, Akaid kitabını alıp okuyabilirsiniz.
Hiç olmazsa, bu noktada, sapıkların söylemiş olduğu sözlerle alakalı kendimizi korumuş oluruz. Yeni doğan bebek ile ilgili yapacağımız sünnetler açıklayabilir misiniz? Saç tıraşını nasıl yapmalıyız? İlk hurmayı nasıl vermeliyiz? Hakika isim ve saç kesme yedinci gün olmalı. Allah razı olsun. Bu noktada yeni doğan çocukla alakalı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri doğar doğmaz. Ağzında biraz hurmayı ezer. Hurmayı ezdikten sonra çocuğun ağzına ilk önce hurma yalatır. Ezilmiş hurmayı verir. Ardından sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet getirilip ismi okunur. Yedinci günde saçları tıraş edilip karşılığı miktarınca altın tasadduk edilir.
Ardından kız çocuğuysa bir koyun, erkek çocuğuysa iki koyun. Kurban, hakika kurbanı edilip dağıtılır. Yeni doğan bir çocuğun sünnet-i Resulullah üzerine ilk yapılacak olan işlemleri bunlar. Çorap meski isek termal, su geçirmeyen sünneti uymuş olup gün içerisinde işte mest edebilir miyiz?
Normalde mestin ayakta durması gerekir. Mest edecek olduğunuz, ayağınıza giydiğiniz şey ayakta duracak. Çorap mest dediğiniz şey ayakta durmuyor. Ayakta durmadığı için onun üzerine mest edilmez. Ayakta duracak. Ama normalde biraz daha kalın bir mestse ayakta duran, o zaman onu onun üzerine mest edilebilir. Ayakta durmuyorsa, onun üzerine mest edilmez. Bu ne olursa olsun. Ayakta duruyorsa, bu ayaktaki kemikler var ya, en alt kemikler. Ne kemiği diyorlar onlara? Kaval kemiği mi? Şuradaki, ayağın buradaki kemik var ya, eldeki kemik gibi. o ayaktaki bilek kemiklerinin, kemiğinin normalde yarısını geçmesi lazım, boyu.
Ayakkabıya mest edilmez çünkü. Yani bu demek oluyor ki, bot hükmünde olacak. Bot hükmünde olan bir şey de mest edilir mi? Evet. Bot hükmünde. abdesti giydi, yolda abdesti bozuldu, o botun üzerine mest edip, ama bu sefer de botuyla namazı kılması gerekir. Ya da çıkarır çıkarmaz, ayaklarını yıkaması lazım. Botun üzerine mest ederekten, botları çıkarmadan, namaz kılabilir mi? Evet. Mest bu. O yüzden, ayakta durmayan bir çorap, ayakta durmayan, mesela, şey olsa, çok sıkı bir yün çorap örülse, keçemsi böyle, o çorap ayakta dursa, altına su kaçırmamış olsa, ona da mest edilir. İçine su kaçırmayacak.
Mesela keçemsi diye, o yüzden söyledim. Önceden yünden örerler, bir de onu döverlerdi. Onu dövdükten sonra, o yün, o dövülen şey, keçemsiye dönerdi. Keçemsiye dönünce, altına su geçirmez onu. İnce olur. Böyle bir şey olursa da, o yine de, mest hükmüne geçer. Kur'an-ı Kerim okumasını, bildiğim halde, bilgisayardan dinleyerek, hatime başlayabilir miyim? Olabilir. Bunda bir sakınca var mı? Yok. Allah yardımcınız olsun inşallah. Çabuk ver. Mustafa Kemal Atatürk hakkında, ne düşünüyorsunuz? O insanı, çok büyük bir insanmış gibi, gören arkadaşlarımız var. Onlara ne tavsiye etmeliyiz? Ölmüş gitmiş, herkes hesabını kendisi verecek.
Ne büyük düşünürüz, ne küçük düşünürüz. İstismar edilen bir kimse. Fırtınalar koparıyorlar üzerinde. Gereksiz. Siz onu ne kadar methederseniz edin, Allah'a karşı hesabı neyse, görülecek. Ne kadar kötülerseniz, kötüleyin, Allah'a karşı hesabı neyse, görülecek. Müslümanlar bu tip boş şeylerle, oyalanmayacak. Bunun üzerinde tartışmaya bile gerek yok. Hiç atışmayın, hiç tartışmayın. Atatürk ile alakalı, hiçbir şekilde atışmayın da, tartışmayın. Ne iyiliğine, ne kötülüğüne. Herkesin hesabı verilecek, gidecek.
Bu tartışmalar, yorucu tartışmalar, gereksiz tartışmalar. Boş muhabbet. Biz bu konuda hiç tartışmıyoruz. Velhat da'ın nami. Bu kadar. İlla ki methedeceğim diye uğraşıyor, bazı insanlar. Methet kardeşim, Allah muhabbetini artırsın. Bana ne? Kimisi de bütün hayatını, onu kötülemekle, iştigal ettiriyor. Kardeş Allah yoluna çık etsin. İşin gücün rast gelsin. Bu iki kutupta var Türkiye'de. Bütün hayatını adam, her lafta, her lafında, her sözünde vardı öyle, birkaç arkadaş. Oturuyor, kalkıyor. Her lafında, onu kötüleceğim diye uğraşıyor. Ya diyorum, bana ne kötülüyorsun?
Ben Kemalist değilim. Ben Atatürkçü değilim. Ben Kemalizme inanan bir kimse değilim. Kemalist de değilim. Ben hiçbir şeyci değilim daha doğrusu. Ben Kur'an ve Sünnet'e iman etmiş bir Müslümanım. Bunun haricinde başka hiçbir şey değilim. Bir de hani böyle sakallı görününce, böyle damarına basacak ya, Atatürk hakkında bir şeyler söyleyecek ya. Gülüyor mu öylesine? Ya kimisi de böyle, illa ki onu kötüleyeceğim diye uğraşıyor ya. Ya benden şimdi bir kötüleme duymayınca, kimisi kötüleyeceğim diye uğraşıyor. Kimisi de benden bir övme görmeyince, öveceğim diye uğraşıyor.
Gülüyorum hepsine de. Hatta Atatürkçüyüm diyenlere diyorum ki, okuyun bakın, onun zamanında bastırıldı. Elmalı'nın tefsiriyle, Buhari'nin tercümesi. Duruyorlar. Okuyun kardeşim, onun zamanında bastırıldı. Eğer o karşı çıksaydı, yasaklasaydı, yasaklar mıydı? Evet. İsteseydi, yasaklar mıydı? Evet. Yasaklarsaydı, birisi onu yazabilir miydi? Hayır. İsteseydi, yasaklayabilir miydi? Evet. Yasakladığını, birisi yapabildi mi? Hayır. Birisi bir şeyi yasakladı da, onun karşılığında yasaklanan bir şeyi, birisi icra ettiğinde, yapabildi mi onu? Hayır.
Zamanında bastırıldı. Her iki kitapta. Onun yasaklamaması demek, zımmen müsaade etmesi demek. Şapka kanunu çıkarmış, millet şapka giymeyeni, giydirdiler mi? Evet, neredeyse. Kadınları bile giydireceklerdi. Hatta şapkayla alakalı, şapka kanunu çıkmazdan önce, fetvasını yazan kimse, bu noktadan dolayı asıldı mı, İskilipli Atıf Hoca? Asıldı. Atatürk'ün istemediği bir kitap basılabilir mi? Mümkün değil.
Buna da kızıyor herkes. Atatürkçüler de kızıyor, Atatürk düşmanlar da kızıyor, ben böyle söyleyince. Kardeşim, tarihi bir not. Atatürk'ün zamanında yazılmış. Atatürk isteseydi onu yasaklar mıydı? Evet. Yasaklasaydı, Ömer Nasuhu bilmen onu yazabilir miydi? Bence yazamazdı. Zaten o yazıldı diye, devlet de ona para ödemiş mi, devletin kasasından? Ödenmiş. Atatürk'ü çok seviyorum, diyen kimsenin önüne onu koyuyorum. Kardeş, bak diyorum, bu Atatürk'ün zamanında yazılmış, iki tane büyük dini eser. Atatürk'ü çok seviyorsan bunları oku. 28 Şubat'ta, şube sorguda, artık, şube müdürü müydü, artık neyse, beni savcı diye götürdüler beni ama, savcı olmadı, çıktı meydana.
Ben bağırıverince, sen savcı değilsin deyince, o da ben savcıyım diyemedi. Masada oturuyordu, şube müdürü müydü nedir artık? Ona dedim ben, Atatürk hakkında ne düşünüyorsun dedi. Ben başladım Atatürk hakkında konuşmaya. Atatürk şu muydu diyorum ben, hayır diyor. Bu muydu? Hayır. Neden bunlar Atatürkçü diyorum ben, susuyor. Şimdi Atatürk dinsiz miydi diyorum ben, hayır diyor. Dindar mıydı diyorum ben, evet diyor. Müslüman mıydı diyorum ben, evet diyor. Zaten Atatürk'ü koruma kanunu var. Normalde dinsiz dediği zaman, bir kimse Atatürk koruma kanununa, çarpılır. Tabii dindar deyince de, çarpılır mı, çarpılmaz mı da belli değil. Atatürk koruma kanununca, dindar dediğinde, sen nasıl Atatürk'ü dindar dersin deyip, yakını toparlayabilirler mi, toparlayabilirler.
Yani dindar olmasını hakaret olarak, kabul edebilir savcının birisi. Avukatlar gelmedi mi bizim? Afyonlar yok mu bugün? Yoklar efendim. Ya valla burada olsalardı, neyi konuşup, neyi konuşmayacağımıza, bize hükmetseler oradan ya. Bu da işin bir tarafı tabii. Ama istismar edilen bir kimlik. Sonuçta bütün herkes istismar ediyor. Biz sırf bu istismara katılmamak için, ne iyiliğine konuşuyoruz, ne kötülüğüne konuşuyoruz. Bizi de ilgilendirmiyor. Hesabını herkes kendisi verecek. Rabbim muhafaza eylesin. Amin. Fâlemenlâhu Ne istiyorlar.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi