Bu da insanların ürün temizliği gibi algılanabilir, zahiri olarak. Ama asıl temizlik insanların iç temizlik. İnsanlar tarih boyunda ne yazık ki dış temizliklerine önem gösterdikleri kadar iç temizliklerine önem göstermemişler. Malum insanların üzerinden belli bir miktarda necaset olursa namazları fâsık olur, namaz kılılmaz.
Ama gönlünde necaset olursa onun namazı ne olur acaba merak edemez. Eğer insanlar namaz kılacakları yerde belli bir miktarda eğer ki necasetten arınmadılarsa orada secde edemezler, orada namaz kılamazlar. Aynı şey insanların içi içinde geçerli. Acaba içlerinde belli bir miktarda necaset olan bir kimse acaba nasıl secde edeceğiz? Zahiren baktığımızda o kimse namaz kılmıştır, abdest almıştır, ibadet etmiştir. Muhakkak biz hiç kimsenin batını ile ilgili değiliz. Ya onun kalbini, onun içini, ruhunu bakalım edelim. Öyle bir derdimiz yok. Kimsenin kusuruyla uğraşma gibi bir derdimiz yok. Allah bizi muhafaza eylesin. Kendi kusurumuz kendimize yeterli.
Ama bir kimse dış temizliğine ehemmiyet, önem verdiği kadar iç temizliğine de önem vermelidir. Tasavvuf, insanın içini temizleme yurudur. Tasavvuf, insanın kalbini pake eleme, parlatma yurudur. Hani meşhurdur ya, Hazreti Mevlana mesnevisinde bahseder. Bir ressam grubu gelir, derler ki biz çok iyi resim yaparız. Çinliler. Rumlar da derler ki biz de çok iyi resim yaparız. Ve padişah hazinenin kapısını aralar. Çinliler iki yüz, üç yüz, üç yüz boya isterler. Boya malzemeleri isterler. Rumlar da sadece parlatma malzemesi isterler. Öbür tek şartları vardır. Derler ki bir duvara siz yapın, bir duvara da biz yapalım resimlerimizi. Ama resimler bitinceye kadar da araya bir örtü çekelim, duvar koyalım, resimler bittiğinde kaldıralım derler.
Olur derler. Çinliler tabi olan gibi hünerlerini gösterirler. Muansam bir resim yaparlar. Rumlar da ha bile karşı duvarı cilalarla parlatırlar. Ve derler ki kendilerince önemli olan parlaklıktır. Gelir padişah gün biter. Çinlilerin resmine bakar ki bir sanat şahı serin. Der ki harikulah varmış. Geçer Rumların tarafına bakar ki duvarda hiçbir şey yok. Ve der ki padişah siz derinle alay mı ediyorsunuz? Rumlar derler ki padişahın müsaade edin aradan perdeyi kaldıralım. Aradan perdeyi kaldırdılar. Bırakar ki padişah Çinlilerin yaptığı resim karşıda ayna gibi parlamış olan yere o kadar şahane bir tecelliyat olur ki o yapılan resimden daha güzel görünür.
Ve der ki Rumlara siz kazandınız. İşte tasavvuk ehli dervişin, ehli tasavvukun ehli suflin işi gönlü parlatmaktır. Gönlü temiz tutmaktır. Gönlü kirlerden arındırmaktır. Kalbi her türlü iç ve dış kirlerden uzak tutmaktır. Bu kalpte ancak zikrullahın tesisi, Allah sevgisinin tecellisiyle olur. Eğer kalpte Allah sevgisi yok ise zikrullah yoktur. Zikrullah yok ise sevgi de yoktur. Bir kısım insanlar zikrullah olmadan da sevginin olacağını iddia ettikler yalan. Allah, çünkü beni sever, beni zikreder der. Hadis-i Kutsu derdi. Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, Allah'ı zikredersiniz. Ve zikirle kalpler temizlenir. Zikirle kalpler pak olur. Zikirle kalpteki necisler yok olur.
Zikirle insan iç temizliğine olur. Allah sevgisiyle uruç eder, yükselir. O zikrullah, onu devamlı kuvvet verir. Zikrullah devamlı ona şevkine şerit verir. Aşkına aşk öre. Zikrullah devamlı kalbi parlatır. Her parlatmada ayrı bir hayret dalgası, her parlatmada ayrı bir hayret halakası, her parlatmada ayrı bir hayret dalgasının vuruşuyla karşılaşır derdi. Ve bütün insanlar ne yazık ki bugün günümüzde dişlerini süslemekle meşgulder. Zahirlerini süsliyorlar insanlar. Batılını süsleyen çok az. Bu acı bir şey. İnsanlar zahirleri çok hoş kokulu, çok güzel kokulu, pırıl pırıl. Kıyafetleri temiz, üst başları temiz, vücutları temiz. Bu hadis-i şerife çok iyi uyuyor Müslümanlar.
Yani Müslümanların böyle kötü kokulu yok şimdi. Hatta çok güzel kokulu var hep siden. Yani şeyi geçtiler, dünyevileri geçtiler, o kadar güzel kokular kullanıyorlar ki. Güzel kokulanmak sünnet babından olanca parfüm ve deodorantları kullanıyorlar. Güzel kokulanmak sünnet diye koku fıçısının içine girip çıkıyorlar. Ama ne yazık ki aynı Müslümanlar kalplerini temizlemekten çok uzaklar. İçlerini temizlemekten çok uzaklar. İçlerini temvir etmekten. Kalplerindeki hırstır. Hırsı dizayn etmek. Tamağı dizayn etmek. Kini dizayn etmek. İşte düşmanlığı dizayn etmek. Sevgilerini dizayn etmekten uzaklar. Bundan uzaklar. Ve her namazımız öyle gönül temizliğiyle oluyor. Her zikrimiz öyle gönül temizliğiyle olmuyor.
Her ibadetimiz öyle gönül temizliğiyle olmuyor. Ve zahiren evet. Namazımız namaz, orucumuz oruç, zikrimiz zikri. Baatini olanını kendimiz de Allah biliyoruz. İçimizde ne olduğunu, içimizde nasıl bir kerimelik, nasıl bir fişsiliğe bulaştığımızı Allah'la biz biliyoruz. O yüzden çok tövbeli. Önemli olan insanın iç temizliğidir. İç temizliği için çok tövbe, çok zikir, çok dua, çok ağlamak gerekiyor. İç temizliği için mersin hile ve oyunlarından uzak durmak gerekir. Şeytanın desiselerinden ve vesveselerinden uzak durmak gerekir. Allah yolunda çaba göstermek, Allah yolunda koşmak, Allah için sevmek gerekir. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Çok borcu olan bir insan eline haç parızası, parası geçse haç görevini yapmalı yoksa borçlarını mı ödemeli?
O kimse borcunu ödeyecek önce. Yani eline bir kimsenin öyle para geçmiş olsa o kimse önce borcunu ödemekten sonra, borcunu ödedikten sonra borcu morcu kalmazsa haç varızasını yerine getirecek. Biz de haccın manası ne diyor demiş. Haç haçtır, Allah gelin beytini tavaf edin demiş. Biz de gideceğiz beytini tavaf edeceğiz. İlla konu bir mana, başka bir şey. O zaman namazın manası ne ki? Namazın manası neyse haccın da manası o. Orucun manası neyse haccın da manası o. Zikrin manası neyse haccın da manası o. Tövbenin manası neyse haccın da manası o. Başka bir şey değil. Esma almak ne demektir?
Esma normalde cehri sikrularlarda veya hafisi sikrularlarda nefis meratibini geçen bir kimsenin geçmiş olduğu nefis meratibinin esmasını almaktır. Bu bir öğretidir, tasavvufi öğretidir. Burada devam etmiş. Niçin esma verilir? Verilmezse. Fakat terviş o hale gelse ne olur demiş. Verilmezse bir şey olmaz. Üstad esmasını vermeyebilir. Esmasını vermemek onun için bir terbiye metoduysa, onun için bir disiplin metoduysa verilmeyebilir. Onun verilmemesi ona herhangi bir eksik bir söz konusu olmaz. Herhangi bir şey de olmaz. Ve normalde bazı esmalar kendi nefis meratiblerinin olmayabilir. O değişik bir haldir. O değişik hal ile alakalı. Üstad beye esma verebilir.
Sen hu esması çekeceksin, sen hay esması çekeceksin. Veya başka birisine başka bir esma verebilir. O kimsenin o nefis meratibinde olduğunu göstermez o. Net olarak. Yani bu insanları aldatmasın. Yani onun birisine hak esması verilir. O adam beşinci makamda olacak diye bir kaide yok. Bu bir disiplin ve öğretim için. O derviş o esmayı almazsa veya verilmezse herhangi bir şey olmaz. Allah insanın nefis meratibini vermeyecek. Bunun sayimi olmayacak değil ki Allah muhafaza eylesin. Bu esması dervişe ne kadar? Ne kadar? Hiçbir şey yapmaz. Bakın bizim tasavvufi öğretimizde bundan derviş ne kazanır? Bu dervişe ne katar? Bu dervişe ne götürür? Yok. Hiçbir şey katmaz. Zikrullah insana ne katıyorsa hur esması da insana o katar.
Onu katar. Zikrullah insana ne veriyorsa esmalar da insana o mu verir? Ya ben hur esmasını çekiyorum deyin. Nefsinize uymayın. Ya bu bana bir şey mi katacak? Ya ben çekmiyorum ben geride miyim? Ya o çekiyor o önde mi? Bunlara düşmesin derviş kardeşler. Allah muhafaza eylesin. Bunu bir ara hiç uygulamak istemedim. İşin doğrusu. Çünkü esma alan, esma almayana tepeden bakarsa esma almayandan daha aşağı düşer. Kendi kendisine bir makam tahsis eden kimse makamsızdan daha aşağı düşer. Bir makam tahsis etmeyin. Bu dervişin kalbini öldürür. Bu dervişe çelme takar.
Bu dervişi perişan eder. Bu dervişi perişan eder. Her perişan eder. O yüzden hiçbir kardeş bu esmayalara takılmasın. Derviş kardeşler bu esmalara takılmasın. Hiç esma almamış. Ama benim diyen Derviş'ten iyi halde olan kardeşler var içinizde. Hiç esması olmayan ama içinizdeki esmalı olanlardan daha ileride vazife yapan kardeşler var.
Bunlar aldatmasın sizi. Bunlar yolun vartalarıdır. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri işte filanca nakip, pişmanca nakip, pişmanca nakip diye söylerken insanların içerisinde benim için hiçbir şey söylememişti. Herkes öyle baktı bana, ben hani buna bir şey söylemiyor değil mi? Hiç seslenmedi. Arabaya bindik gidiyoruz. Mustafa Efendi dedi, herkes sana baktı dedi, sen nakipsin demedim diye. Estağfurullah efendim dedim. Yok yok baktı herkes dedi. Bakmıştır efendim ona. Neden onlar bir tepkide bulunmadın dedi. Bana ne efendim dedim, nakip deseniz ne olacak? Nakip demezseniz ne olacak bana dedim ben. Arabada gidiyoruz bana.
Oğlum senin nakibinin gabballığını açıklayacağım da dedi. Milletin karnı almayacak dedi. Ben böyle bir şey de istemeyim efendim dedim ben. Ya başkasının karnı almayacakmış. Beni söylediğinde. Karnı almayacak olanlar Derviş. Onlar nakip ya hepsi der. Bizi eski Dervişler onlar. Bizden eski. Estağfurullah efendim ben öyle bir şey içimde deyim ki dedim. Öyle bir şey de arayın. Böyle bir şey aramayın. İmtihan bu işte. Sakın öyle işte şuna şu Esma verildi. Bundan bu Esma verildi. Esma'yı bugün alırsın yarın düşersin. Ben çok Derviş kardeş biliyorum. Hali açık olup da Esma avlığında hali kapanan. Bunun geriletti. Nefse düştü.
Hiç olmaya bakın. Makamsız olmaya bakın. Hiç olmaya bakın. Makamsız olmaya bakın. Şunu yeminle size söyleyeyim mi? Yeminle. Yeminle söylüyorum ki keşke hiç tanınmasaydım. Keşke şuraya içeri girip normal bir insan gibi şurada çıkıp gitseydim. Hiç kimse tanımasaydı. Hiç kimse anlamasaydı. Bunu size samimiyetimle söylüyorum. Şöhret afat getirir insana. Şöhret insanın hayatını zehir eder. Şöhret insanın hayatını perişan eder. Maneviyatını perişan eder. Amellerini perişan eder. İhlasını, samimiyetini perişan eder şöhret. Hayat yaşanmaz hale gelir.
Bu yüzden sakın ha. Özenmeyin. Allah muhafaza etsin. İpin üstünde cambazlıktır şöhret olmak. İpin üstünde cambazlık. İnsanların sevgileri insanları perişan eder. İnsanların muhabbetleri, insanların bağlılıkları, insanların onun peşine düşmesi insanı perişan eder. Onun hiç ağırlığını bilmez hiç kimse. Onun ağırlığını bilmeyenler meydana çıkarlar. Ben şuyum, ben buyum. Takılın benim peşime derler. Onun gerçekten ağırlığını, manevi ağırlığını bilmiyorlar. Onun ne olduğunu bilmiyorlar. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden böyle esma alanlar, almayanlar. Yok bu hu esmasında, yok bu hay esmasında. Yok onun hiç esması yok.
Sana ne esması verdi? Üstadımız. E bende esma yok. Haa sen daha büyüyeceksin yani. Sakın ha. Sakın ha. Derviş kardeş, öbür derviş kardeşini kendisinden faziletli görmedikçe yol alamaz. Gördüğünüz derviş kardeşler, gördüğünüz, gözünüzden gördüğünüz bir kimseyin, kendinizden faziletli ve kıymetli görmezseniz yolda kalırsınız.
Yolda kalırsınız. Allah muhafaza eylesin. Allah muhafaza eylesin. Bu esmasından hay esmasına geçmek çok zordur demiştiniz. Bu zorluk nefis meratibiyle alakalı. Yani nefis meratibinin, üçüncü nefis meratibine gelen bir kimse de ufak tefek kalbi şeyler hareket etmeye başlar. İşte şimdi içeri falanca gelecekler, o girer. Veya şimdi araba buradan dönecekler, döner. Olacak olan olaylar kalbine böyle ilham gibi gelmeye başlar. Kabir haline vakıf olur. Biraz daha iyiyse kabirdeki kimseyle görüşmeye başlar. Ama burada yıkılır derviş. Duası tecelli etmeye başlar. Bak bir dua ederim sana çarpılırsın abi der, yıkılır. Kendi nefsi için bir dua eder, yıkılır.
Kendisi için bir şey ister, yıkılır. O yüzden zordur dedim. Allah muhafaza eylesin. Dermiştik ince sanattır. Hep insan kendini zayıf, güçsüz. Hep insan kendini muhtaç görecek. Eğer kendinizi zayıf, güçsüz, muhtaç, bir başkasından hazilet noktasında daha geri, zikrullah'ta daha geri, tasavvufta daha geri, muhabbette daha geri göreceksiniz. Ve olması için, oluşması için hep mücadele edeceksiniz. Öyle olursa, nur ala nuru, tasavvufi manada her esma ile ilgilenen büyük bir zat olduğu söylenir. Hay esmasıyla Zekeriya aleyhisselamın ne ilgisi vardır? Allah razı olsun. Evet her esmanın, manevatta bir peygamberi vardır, bir velisi vardır. Sena bak, o kimseye gösterir, göstermez.
Bildirir, bildirmez. Onun öğretisini, evet tasavvufta bir peygamber ele al. Bu illa ki şu peygamber ele alacak diye de bir kaide yok. Şu veliullah ele alacak diye de bir kaide yok. Böyle bir kaide kesin kesin, böyle olacak diye bir şart da yok. Ama muhakkak ki manevi öğretiler olur. Hennas hakkında açıklama yapabilir misiniz? Hennas ne demek değil? Hennas demek. Hennas değil mi o? Hala değil mi? Bu helen. Anlası biliyor musun? Hennas yazmış. 72 şühedadan bahseder misiniz? Kervala'da şehit olan ehli ve 72 şüheda.
Kervala'da Hazreti Hüseyin Efendimizle beraber şehit olanlar. Bir sohbetinizde gelinin kayınvalidesi, pederine bakmak zorunda değil demiştiniz. Bunu biraz açar mısınız? Çünkü dinimiz komşusu aslında çok yatan bizden değil de değil. Komşuyu bile kendi haline bırakmıyoruz. Bir ayet-i kerimede Allah size adaleti, iyiliği ve akrabayı bakmayı emredi. Evet. Hanefiler demişler ki bir gelinin kayınpederine, kayınvalidesine bakma zorunluluğu yoktur. İmam-ı Azam Hazretleri bu fedfayı vermiştir. Gelinin bakma zorunluluğu yoktur. Ama bir erkek kendi annesine ve babasına bakmak zorunda. Gelin onlara hizmet etmek zorunda değil. Hanefiler böyle bir hukuk koymuşlar, hüküm koymuşlar.
Şafiler de bakmak zorunda demişler. Hanefiler bakmak zorunda değil demişler. Bunun açıklanacak bir şeysi yok. Siz hanımlarınızı zorlayıp benim anneme bakacağınız, benim babama bakacağınız diye ne noktasında değilsiniz. Ama siz anne ve babanıza bakmak zorundasınız. Siz anne ve babanıza bakmak zorundasınız. Giden bakarsınız. Gücünüzün yettiğince. Din, imamlar böyle bir hukuk koymuş, böyle bir hüküm koymuş. Bir kadının hakkı bu. O kadının hakkı ise, o kadının hakkına da kalkıp tabii neden böyle bir hakkın var senin deme noktasında değiliz. Nasıl erkeğin hakkı, kadından kadınlık beklemek ve yaptırmak? Kadınlar diyorlar mı?
Senin neden böyle bir hakkın var diye. Biz de kadınlara demeyeceğiz. Neden sizin böyle bir hakkınız var diye. Kadın senin annenin babanın hizmetçisi değil. Annene babana hizmetçi alacaksan git bir tane hizmetçi tut, baksın o sana. Ona. Kadın bana itaat etmek zorunda, o yüzden bakacak. İtaatın içerisinde değil bu. İtaat, Kur'an, sünnet ve imamların iştahatın ailesinde itaattır. Kadın bana itaat edecek deyip de siz onu harama, onun haklarını gasp etmeye hakkınız yok. Adam kadın bana itaat edecek diyormuş, kadının mahatine el koyuyormuş. Böyle bir şey yok. Kadın çalışıyorsa, para ona ait. Kadının anne ve babasından veya herhangi bir malından geliri varsa, kadının kendisine ait. Kadına eğer ki bir takı takıldıysa, hediye edildiyse, onlar kadına ait.
Mehir kadına ait. Sana verip vermemek de hür. Bana vermiyor değil ki, küsme hakkına sahip değilsin. Onun kullanma, onun silahı olarak geri tettirme hakkına sahip değilsin. Bu kadının hakkı. İnsanlar kadınların paralarını, maaşlarını, ellerindeki metalara el koymaya çalışıyorlar. Bu dervişlik değil. Derviş kendisinin olmayan bir şeye elini sürmez. Elini uzatmaz ona. Sen mi kazandın koydun parayla kadının parasını gasp etmeye çalışıyorsun? Gasp o. Hazreti Hatice verdi. Sen Hazreti Hatice'yle mi evlisin? Hazreti Hatice Resulullah'a verdi.
Ben Hazreti Hatice verdi deyince, sen de Resulullah'sın demek ki. Allah muhafaza eylesin. Bir de bunu adamlık taslamayın. Adamlık taslamayın. Bir kadının iaşesini, yemesini, içmesini, giymesini, barınmasını, cinsel isteklerinin ihtiyacını erkek karşılayacak. Karşılamıyorsa evlenmeyecek.
Evlenmeyecek. Ya da diyecek ki, ben 5 liralık sana hayat standartı tanıyabilirim. 3 liralık hayat standartı tanıyabilirim. Kabul ediyorsa, evlenirse 3 liralık hayat standartında devam edecek. Kadın ondan evlendikten sonra 5 liralık hayat standartı istiyorsa, Allah yanına çık etsin diyecek. Ben bu 5 liralık hayat standartı sana veremem. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin hanımları da hayat standartlarının yükselmesini Resulullah'tan talep etmişler. Allah Resulü fırını pırtısını toplamış, çekilivermiş kendilerine. Bir ay vurunca hiçbirisinin yanına gitmemiş. Eğer siz dünyayı istiyorsanız, dünya hayatını istiyorsanız sizi boşayım ne var?
Bir kadın 10 liralık hayat standartı istiyorsa, karşısındaki kimse 3 liralık ise evlenmeyecek onunla o da. Ama biz kalkıp da hanımlarımıza Kur'an, sünnet, imamların iştahatı dairesinde bir şey isteyemeyiz. Ve bunun içinde zorlayamayız, zulmedemeyiz ona. Zulüm bu. Başka şey de, Haneviler böyle iştahat ediyor de. Tepesinde cebelleş. Ondan sonra işte anneye babaya bakmaya gelince, haa anneye babaya bakacaksın der. Yok öyle bir şey. Herkes hakkını, hukukunu bilecek. Herkes hakkını, hukukunu koruyacak. Koruyacak. Zorlayamazsınız hanımlarımıza. Allah bizi affetsin inşallah. İnsanlar dünyalık için dinlerini nasıl satarlar?
Eee çok basit. Dinini dünyaya değiştirirler. Çok basit. Birisi zengin diye onun önüne her felçe duruyorlar diye dinlerinin yarısı gider. Birisi zengin parası pulu var diye yanlış konuştuğunu doğru olarak kabul ederler. Kafa sallarlar. Dinleri gider. Dünyevi bir arzuları, istekleri için kendi dinlerinden fedakallık ederler. Terk ederler bazı hükümlerini. Dinleri yıkılır. Zamane hastalıklarından birisi iki kişi birbirinden konuşurken mümkünün mümkünden faiz almasının ne kadar büyük günah olduğunu söylüyorlar. Biraz zengin birisi olursa ona söyleyemiyor. Eğer o tüccarsa ondan mal alıyorsa, ondan alışveriş ediyorsa ona tembiye edemiyor. Diyemiyor ona sen anamdan zina etmiş gibi günaha geldin diye.
Neden? Ondan mal alıyor çünkü. Ondan iş yapıyor. Fukaraya gelince söylüyor. Evi bir şey adam ahkam kesiyor. Parası çok ya. Parası çok olan çok bildiğini söyler. Öyle bir kanıya kapılan adam. Benim param var der. Akıllıyım der. Remzi abinin de değil gibi. Remzi abi kendisi için demiyor. Başka bir kardeşim için. O çok akıllı diyor. Sıfırdan şirketini bu hale getirmişler. Takılıyor ona. Akıllı insan diyor. Bunu böyle, bu latifesi tabi. Dışarıda bunu ağır bir şekilde söylüyor adam. Zengiysem akıllıyım diyor. Akıllısam benim dediğim doğru diyor. Yanlış bir şey de söylese karşısındaki kimse el pençe duruyor ona.
El pençede durunca ne yazık ki dinini yıkıyor. Allah muhafaza eylesin. Bir kimsenin sözlüsü veya nişanlısıyla gezmesi caiz mi? Yani. Nikahuvaksa caiz. Daha bunları mı soruyorsunuz? Yani sokaklardaki kargalar bile biliyor artık bunun ne olduğunu.
İlla ki nefsinize mi hoş gelmesi için böyle gezin dolayışın birbirinizi tanıyın mı dememi bekliyorsunuz. Ne güzel bir şey daha. Kedi beslemek caiz mi? Tamam ediyorum. Münkerler nelerdir? Güzel. Görüyorum sizi Allah için. Üstadıyla muhabbetini kesme gereksiniz.
Hiç sizinle fazla muhabbet manfen kuramıyoruz. Mane muhabbet kursak sizinle muhabbeti kesmiş olmaz mıyız? Çünkü sizi çok seviyoruz. Durmanıza gönlünüz razı olmuyor. Allah razı olsun. Muhabbet besleyenin önünde hiçbir şey durmaz. Benim yıllardır savunduğum bir tez vardır. Bir kimse birisini seviyorsa, birinin muhabbeti var ise onun önünde hiçbir şey engel değildir.
Bakın tekrar söylüyorum. Bir kimse birisine muhabbet besliyorsa, birisini seviyorsa önünde engel yoktur. Geri kalan fasapist olur. Dağ olsa geçilir, mermer olsa delinir. Bakın dağ olsa geçilir, mermer olsa delinir. Bu kadar basın. Kişi ibadetlerini gizlemek için yalan söyleyebilir mi? Asla, asla yalan söylemek yok. Bir de ibadetini gizlemek için de gerek yok. Yani bu farz ibadetlerse zaten gizlenmez. Nafileyse zaten birisinin onu araştırması yanlış. Senin de söylemen yanlış. Sen gece namaza kalkıyor musun? Bunu birisine sormayın. Canım kardeşlerim şuna çok iyi dikkat et.
İnsanların şahsi hayatlarını sorgulamayın. Şahsi hayatlarını merak etmeyin. Şahsi dairelerine girmeyin insanlar. Bu ne kadar samimi olursanız olun. Size bir şey danışırsa, size bir şey sorarsa, size bir şey gelip istişare ederse, istişare ettiği, danıştığı kadar ona cevap verin. Sorduğu kadar ona cevap verin. İnsanların telefon konuşmalarını, evdeki hal ve yaşantılarını, dergahtaki ibadetlerini, gece hayatlarını, gündüz hayatlarını, ticaretlerini, paralarını, pullarını, özel hayatlarını asla ve asla araştırmayın. Bunlar dervişin kalbini öldürür. Birisi yanında telefon konuşuyor. Ona kulak kapatma.
Tıka kulağına. Kim ne konuşuyor? Neden konuşuyor? Niçin konuşuyor? Nasıl konuşuyor? Kim ki? Sakın ha! Bir tek benim yanımda rahat konuşurdu. Bir dervişe fırçam atacak atardı. Bir dervişe bir şey mi söyleyecek söylerdi. Birisine bir şey mi diyecek derdi. Bir başkasının yanında asla demezdi. Ve on yedi, on sekiz yıl boyunca bir dervişin bir meselesini yanında konuştuğumuz bir meseleyi benle istişare etse de bir başkasına aktarmadım ben hiç. Onu yüzden benim yanımda rahattı. Sakın ha! O yüzden kimsenin hayatını merak etmeyin. Ben bazen denk geliyor, arkadaşların arasına telefon geliyor, telefon çalıyor hemen kulak kapatayım millet.
Kimden konuşacak, ne konuşacak? Üzülüyorum kendi içimden. Yani telefon açan birinizin hanımı olabilir, birinizin çocuğu olabilir, birinizin kardeşi olabilir. Benim telefon FTT gibi de bitermiyor. Çalıyor bu oyuna işte. Çalıyor. Duymayacak derviş. Araştırmayacak. Bir arkadaşın bizimkini de araştırmayacak. Ne konuştuysa konuştu. Sizde kalsın, bitsin. Allah bizi affetsin inşallah. Ve ibadetleriniz de bu noktada gizlemek için yalan söyleminizde de gerek yok. Bir başkası da sormasın. Allah muhafaza eylesin inşallah. İslam'da selamlaşmanın önemi nedir? Selamı yaymadıkça mümin olamazsınız.
Selamlaşın birbirinden. Kadın erkek selamlaşması. Yolda gördüğün her kadına da selam vermeye kalkma. Bir eve girmişsin selamun aleyküm de. Bir odadan bir odaya girmişsin selamun aleyküm de. Orada birisi varsa selamını alır. Yoksa sen kendi selamını al geriye. Bayanlar da öyle önlerine gelen herkese selam verecek diye bir kaide yok. Geçen hafta sohbetinizde derviş profili çizdiniz. Belki sizin istediğiniz şekilde derviş olamayız ama eski hayattan da dönemeyiz. Çünkü huzuru Allah'ın izniyle sizin vesilenizle bulduk. Kapıdan kovsanız pencereden gireceğiz.
Böyle laflar söylemeyin. İmtihan bu işler. Bu işler imtihan. Kapıdan kovsanız pencereden gireriz dersiniz. Yüzümüzü ekşettiğimizde esameniz görünmez. Adama sen bunu neden yaptın diyorsa adamı terk ediyor. Dergâhı terk ediyor. Derviştik uzun yiyor. Zor bir zanağı. Laflar söylemeyelim biz. Elimizden geldiğince gücümüzün yettiğince hani meşhur ya. Yani biatlaşırken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gücünüzün yettiğince diye hep uyarıyormuş. Biatlar alırken karşıdaki kimselere hep diyormuş gücünüzün yettiğince.
Gücünüzün yettiğince zorunlusunuz çünkü. Gücünüzün yettiğince yaparsınız. Öyle kapıdan kovulurca pencereden zor girilir. Adamın nefsi kaldırmaz onu. Adamın nefsi kaldırmaz. Öyle kaç tane insan çıkacak ki? Şahı Nakşibendi hazretleri çıkmış. Kırk kişiyi atmış. Kırk kişi atmış dergâhtan. Onu atıyorlarmış o tekrar giriyormuş. Atıyorlarmış tekrar giriyormuş. Atıyorlarmış tekrar giriyormuş. Birinize diyeceğiz ki buradan çık dışarı seni istemiyorum. Bir daha gelmez adam. Kırk işlenmediğim yerde ne işin var ben? Öyle değil mi? Gelmiştik orada zaten.
Allah muhafaza eylesin. Büyük konuşmayın inşallah. Tarikat adı altında kadınları kandırıp cinsel ilişki kurup bunun zina olmadığını söyleyen insanı birisi öldürürse, öldüren kişinin zina hali ne olur? Katil olur. Bu başka. Allah muhafaza eylesin. E bu işine mı diyoruz? Kur'an ve sünneti tabir olun. Kur'an ve sünneti iyi bilin diye. Allah muhafaza eylesin. Bir sürü var memleketler. Çıkarmışlar geçen gün televizyona bir tane sonra haberlerde dinledik. Adam İsa'yı da bulmuş, Musa'yı da bulmuş kendini. Ondan sonra insanlar gidiyorlar, onları öldürüyorlar, gidiyorlar.
Tezahürde bir de o kestik için yatıyorlar, yatıyorlar içeride. İnsanların dinler, diyanetten haberleri yok ki. Paraları topluyorlar, pulları topluyorlar. İzmir'de duydum, yeni modaymış şimdi. Peygamber Efendimiz'e kurban keseceğiz, para topluyorlarmış boyuna. İnsanlardan.
Peygamber Efendimiz'e kurban keseceğiz diye. Bana dediler ki böyle böyle para topluyorlar. Aman sana. İşte uygun mu gibisinden. Kadınlar sordu. Dedim verin bileziklerinizi hadi ben de Peygamber Efendimiz'e altın topluyorum. Durdular şimdi. Ya kurban olunca ucuz ya dedim. Para az veriyorsunuz. Altın olunca çok duruyorsunuz dedim ben. Allah muhafaza eylesin. Neyin? Kestin birisi. Sen kes. Sen kes. Çıkacağım ben şimdi diyeceğim ki arkadaşlar, Peygamber Efendimiz için kurban kesin, para toplayın.
İstismar açık. Bunca açık. Ya öbür gün derse ki, Peygamber Efendimiz biz için ev parası topluyoruz. Ne diyeceğiz? Tamam. Adam kendisi kessin. Ne para topluyor ki millette? Kessin kendiniz. İşin içine toplamak girince, istemek girince. Uçağa çık. Allah muhafaza eylesin. Kumban kesti kesildikten sonra kaç kilogram et çıkarsa, çıkan etin kilogramı 11 ytm'den tespit edilecek. Böyle kurban olur mu? Olmaz.
Şu adam gitsin kasaptan etansın o zaman. diye feta veriyor. Nelere vermiyor ki? Ama benim içime sinmedi demiş. Size sormak istiyorum. Bu şartlarda kesilen hayvan kurban olarak kabul olur mu? Hanepi'ye gel olmaz. Esmasını bir hafta mı çekeceğiz, süresiz mi çekeceğiz? Ne güzel.
Süresiz çekin. Bir kişinin dini ve namusuna küfür ederse o kişiyi ne yapalım? Şeriatı uyacaksan döv. Tarikata uyacaksan sabret. Hakikata uyacaksan ona dua et. Allah hidayet eylesin ona. İki dervişin aralarında siyaset tartışması ya da bir dervişin kafasını siyasetle meşgul etmesi ne kadar doğru?
Tartışacak başka bir şey bulamadılar mı? Eğer söz konusu olan Türkiye'deki siyasetse boş. Ama İslam'ın siyasetiyse ona kafayı varalım. Ama Türkiye'deki mevcut partilerin siyasetiyse boşta. Bir de gazlı ve kolalarda alkol bulunduğu söyleniyor. İçmeye çekiniyoruz. Bu konuda bize ne tavsiye eder? Ben içmiyorum. O yüzden çok rahatım. Seyri sülüke niyet eden kişi mutlaka bir Mürsül-i Kamil'in telkini ile mi başlamalı? Kendi iradesiyle başlamasının zararı var mıdır? Eğer yoksa hacmet gibi uygulamanın ve ne yapması gerektiğini bilgisayara nasıl ulaşılır? Ve makamının bilgisine. Çok güzel.
Yani insanlar kendiliklerinden bunu başlayabiliyorlarsa başlayacaklar. Bunlar ancak ehline malum olan şeylerdir. Bir kimse ben seyri sülüye niyet ettim bundan sonra seyr-i sülûk yapacağım değil mi? Seyr-i sülûk yapamaz. Nereden başlayacak ki? Neresinden başlayacak ki? Bir kimse tarikata girdi bir müştattan ders aldı mı seyri sülükü başlamıştır ona.
Bu üstadın sözlerini dinleyerekten yaptığı söylediği biritleri çekerekten sülükü kendisini sıkmasıyla, kendisini dizayn etmesiyle, kendisini zapturapt altına almasıyla devam eder. Yoksa sülükü onun öyle, ben kendim istedim bu böyle olacak, ben kendim istedim bu böyle gidecek deyip de yapamaz ki. İnsanların ancak dördüncü makamda başlar.
Dörde gelinceye kadar o kimsenin o tasavvufi manada sülükü başlamaz. O yüzden o hale gelinceye kadar insanlar devam edecekler. O tarikatta olmak, tasavvufun içerisinde olmak, bir üştattan ders almak sülükün başlangıcidir. Ama onun tasavvufi manada, tasavvufi manada sülük dördüncü makamda başlar. Allah bizi affetsin inşallah. bunda kapatı şimdi öyle.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.