Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 13 Ekim 2020 · 31:25
Deriyi yarmış, temreni çıkarmıştır. Ondan sonra da orada yeni deri bitirmiştir. Kaleyi yıkmış, kafirden almıştır. Ondan sonra da yüzlerce burç yapmıştır, yüzlerce hende kaçmıştır. Neliksiz, niteliksiz, Allah'ın işine kim, nasıldır, nicedir diyebilir. Bu söylediğim sözler anlatma gayretiyle söylenmiştir.
Kimi böyle gösterir, kimi zıddını belirtir. Din işinde ancak şaşıp kalınır. Fakat ardını ona çeviren şaşkının şaşkınlığı değildir bu. Ona dalıp giden dostun sarhoşu olan kişinin şaşırıp kalışıdır. Birinin yüzü sevgiliye dönmüş. Biri de var ki yüzü zaten onun yüzü kesilmiş. İkisinin de yüzlerine bak, yüzlerini hatırında tut. Olur ya, dikkat ede de yüzü tanır bir hale gelirsin. İnsan yüzlü pek çok iblis vardır. Öyleyse her ele el vermemen gerek. Çünkü avcı da ıstık çalar, kuşun ötüşünü taklit eder. O kuş tutan böylece kuşları kandırmak ister. O kuş kendi cinsinden bir kuşun ötüşünü duyar. Havadan uçup iner, tuzağı bulur, yaralanır.
Allah deriyi yarmış, içinden temreni çıkarmış. Yani deriyi yarmış, derinin ne varsa içini dışını temizlemiş. Ve Cenab-ı Hak ona yeniden bir deri vermiş. Kaleyi yıkmış, kafirden almış. Ondan sonra da yüzlerce burç yapmıştır, yüzlerce hende kaçmıştır. Bir daha kafir gelmesin diye. Deri insanın dışı, deri insanın zahiri, deri insanın zahir bilgisi, şeriat bilgisi.
Daha önceki bildiklerin yıkıldı. Cenab-ı Hak'a doğru yaklaşırken, o farzları yerine getirip, nafileleri, farzları yerine getirip haramlardan uzak dururken, sen, senin dışın değişti. Sen şeriata nail oldun. Dünden kalma neyin varsa attın. Dünden kalma neyin varsa attığından dolayı, sana Cenab-ı Hak şeriat elbisesi giydirdi. Sana tarikat elbisesi giydirdi. Sana takva elbisesi giydirdi. Sana Allah kendi libasıyla libaslandırdı. Kendi elbisesiyle elbiselendirdi seni. Önceden senin nefsin vardı. Önceden hevan vardı. Önceden şeytanla ortaktın sen. Onunla yoldaştın. Ama iman edip, farzları yerine getirip, sen Allah'a yönünü dönünce, Cenab-ı Hak senin üzerindeki o eskimiş olanları attı yırttı attı.
Sana yesyeni cedid, sana cennet elbisesi giydirdi. Bununla kalmadın. Sen nafilelerle Allah'a yaklaşıp, Allah'a yaklaşmaya başlayınca, Allah'ı sevmeye başlayınca, Cenab-ı Hak senin kalp alemini ihata etti. Şeytanı oradan kovdu. Şeytanı oradan def etti. Kafir dedi, düşman dedi, oh, onu kovdu. Ve kalbi tenvir etti, temizledi. Kalbi tenvir edip, temizledikten sonra, her tarafına burçlar dikti. Burçlara nöbetçiler dikti. Hendekler kazdı. Hendeklerin başına nöbetçiler dikti. Ola ki kafir tekrar gelip, senin kalbini ihata etmesin. Tekrar senin kalbini geri almasın. Burçlardan sesleniyor. Namazını kıl. Kılmazsan uzaktan geliyor. Aman zikrini yap.
Zikrini yapmazsan o yerleşecek. Hendek var, onu aldatmak için. O koşturur, seni zapt etmek için gelirse, Hendek de batacak. Batınca henden başında askerler var. Huu deyip, o kovuna atacak. O kalplerin sahibi. O mükevanatın sahibi. O sen onu sevdikçe, senin kalbini istediği hale getirdi. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olabilir. Sen zikrullah ile mutmaine hale geldi kalbin. Ve Cenab-ı Hak artık oraya misafir oluyor. Orası temizlendi. Padişahın misafir olacağı gibi oldu. Bir cumhurbaşkanı gelecek oldu da Bursa'ya. Yolları yıkadılar, boyadılar. Geçtiği yerlere bayraklar astılar. Yerleri yeşil beyaza boyadılar.
Pırıl pırıl ettiler. Güzergah belli. Güzergah belli, oraları şehri tertemiz görsün. Nereye gidiyor bir işte devlet büyüğü bir yere gidiyor. Ne yapıyorlar? Halılar seriyorlar. Gittiği yollar protokol yolu deniyor. Protokol yolu ışıklı, rengarenk. Devlet başkanı büyüleniyor. Ne kadar zengin bir yer diyor. Sen oranın bir de varoşlarını gör. Ama onun göreceği yerler tertemiz. Hani kaynananın gördüğü yerleri temizlemek gibi. Bir devlet başkanı, bir cumhurbaşkanı böyle geleceği zaman onun göreceği, gezeceği yerler temizleniyorsa o padişahlar padişahı, o mülkün sahibi, kainatın sultanı, o ki Allah Celle Celaluhu. Hiçbir yere sığmadım. Nereye? Mümin kulumun kalbine sığdım.
Senin kalbine tecelli edecekse sen var gücünle kendince tövbeyle orayı bir güzel sen temizle. Sen zikrullah ile orayı süste kokulandır. O gelecek çünkü. O gelecekse meclise gelmez. O tahirdir, temizdir. O berraktır. O zaman var gücünle sen elinle, cüz iradenle, tövbeyle, zikirle, namazla, ibadetle, hüsnüzanla, iyiliklerle, kalbini tenvir eyle.
O burçlarını dikecek sana. O sonra korumalarını koyacak. O sonra askerlerini oluşturacak. Niçin? O geliyor çünkü. O geleceği için her şeyini tenvir edecek. Her şeyini düzgün eyle. Gözün kapıda olsun. Her an tecelli edebilir. Her an diri ol. Her an uyanık ol. Her an, her fiiliyatta, her harekette, her an olmadık zamanda güvüp geldiğini görürsün. Olmadık anda tak, tecelli ettiğini görürsün. Aman, her an uyanık ol. Her an, sakın gaflette durma. Sakın gözünü kaşını oynatma. Sakın ağzını dilini ona buna verme. Anlar, dudağını başkasının öptüğünü. Anlar, gözünün başkasına kaydığını. Anlar, elinin ondan başkasına uzandığını. Anlar, ayağının başka yere senin döndüğünü götürdüğünü.
Anlar, kalbinde ondan başkasının olduğunu. Anlar, anlamaz deme. O her şeyi anlar. O her şeyi bilir. Aşık hep tetiktedir. Kulağı hep kiriştedir. Aşık, gözünü hep yoluna dikmiştir onun. O bir an gözünü kapattığında, bülbül gibi olacağını düşünür. Hani seher vakti bekler ya, cik cik cik … Rivayet edilir ki, mitolojiktir. Seher vaktinde, gülün yaprağının arasında bir damla, bir damla da değil, bir su belirir. O su, ab-ı hayattır bülbül için. Bülbül, her seher vakti gülün dalında başlar. O, ab-ı hayat suyunu içmek için. Bekler, an ve an.
Cik cik cik … Tam tam yeri ağrırken o su oluşurmuş. Mitolojik. O esnada, bülbül, güç yetiştiremez. Hafif uyuklarmış. O su öyle bir şeymiş ki, Tam tam yeri, güneş daha böyle ısısını hafiften verirken, Anında bularlaşırmış. O kadar naif, o kadar serin. O kadar böyle kendinde kuvvetli ama ağırlığı olmayan bir su. İşte sen de bir an gaflete düşersen, Kaybedersin ab-ı hayatı. Bir an, bülbül gibi olur. Her sabah, yine ertesi gün başlarsın şakımaya. Sabırla. Bülbül sabrıdır bu. Sen o ab-ı hayatı içen, Rivayet edir, mitolojiktir. Asla ölüm nedir bilmezmiş. O ab-ı hayatı içen, Ebedi dirilik alırmış.
Sen ebedi dirilik almak istiyorsan, Hiç gaflete düşme. O suyu içeceğini de ümit et. İşte, O kaleyi yıkar. Yeniden inşa eder. Yeniden burçlar diker. Yeniden nöbetçiler diker. Neliksiz, niteliksiz. Allah'ın işi nasıldır, nicedir diyebilir. Ne söylediğim sözler de anlatma gayretiyle söylenmiştir. Allah, bir şeye sığmazdır. Anlatılmaz. Niteliği bilinmez. Niceliği bilinmez. Bunları anlatmam. Ancak diyor, onu anlatmak içindir. Bir tariftir. Onu anlatmak için, Kelama gelen bir yoldur. Doğru olduğundan, Yine şüphe vardır. Anlatabildiğimiz bu kadardır. Çünkü o, Dile gelecek bir şey değildir. Çünkü o, Akla gelecek bir şey değildir. Çünkü o, Dillerin anlatabileceği bir şey değildir.
Ancak o yaşanır. Ancak o bir haldir. Ancak o bir tecelliyattır. Bir şimşeğin çakması gibi. Görüp görmediğim belli değildir. Duyup duymadığım belli değildir. Eser, vurur, yıkar. Hani dedi ya Musa Aleyhisselam, Ben göremeyecek miyim, Dayanamazsın dedi. Şu dağa bak dedi. Dağa baktı, Musa bayılıverdi. Bayılıverdi. Ne gördüğünün farkına varamadı. Hayretten bayıldı. Hayretinin neye bağlı olduğu da belli değildi. Çünkü hesaba, kitaba sığmayan, Akla, mantığa, idrake sığmayan bir şey. Kimi böyle gösterir, Kimi zıddını belirtir. Din işinde ancak şaşılıp kalır. Kah orası mıdır, kah burası mıdır? Kah sağ mıdır, kah sol mudur? Kah ön müdür, kah arka mıdır? Bu işin ciheti bellidir.
Belli değildir. Çünkü zatı mukaddes olan Allah, Cihetsizdir. Sen ne tarafa dönersen dön, O taraftayım der. Sen beni nerede zikredersen, Oradayım der. Sen nasıl hüsnü zan beslersen, Öyleyim der. Ben zannının üzerindeyim der. Kiminin zannı öyledir, Kiminin zannı böyledir. Ama bu noktada, Herkesin zannı da kendince, Kendi dinidir. Kendi inancıdır. Hiçbirisinin zannı gibi de değildir o. Ama herkesin zannına göre tecelli eder. Kimine sevgilidir, Kimine zalimdir. Kimine aşıktır, Kimine maaşıktır. Kimine rahmet edicidir, Kimine gazap edicidir. Kimine rahim ismi şerifiyle tecelli edendir. Kimine veduttur, Kimine şedid. Ama oradan, ama buradan. Herkesin zannınca, Hani gelir ya birisi, Hesabı kitabı görülür, Hadisi kudsi.
Atın bunu cehenneme derler. Hesap yerine döner bakar. Sorun der. Bildiği halde, Neden döndü hesap yerine baktı? Melekler derler ki, Neden döndün hesap yerine baktın? Ben der, Ümit ettim. Kendimce dedim ki, Allah beni affeder. Melekler derler ki, Ya Rabbi sence malumdur. Kulun dedi ki, Ben Allah beni affeder diye ümit ettim. Cevap verir. Atın onu cennetime, Ben kulumun zanlı gibiyim. Sen nasıl zannedersen öyledir. Senin inancın dram, O öyle değildir de, Sana öyledir. Onun gerçeği öyle değildir. Ama sen öyle istediğin için, Sana öyle tecelli eder. Hani cennete girer ya insanlar, Cennete, Kendilerince bir Allah tanımları vardır. Kendilerince bir inançları vardır.
Cennette onu isterler. Onlar da onu verir. Muhittin Arabi şunu şöyle tarif eder. Der ki, Beş tane ama kör, Hiç fil tanımamış bir kimse getirsek, Orta yere bir tane de fil koysak, Birini bacağından tuttursak, Birini kuyruğundan tuttursak, Birini göğsünden tuttursak, Birini kulağından tuttursak, Birini de hortumundan tuttursak, Ve hepsini ayrı ayrı sorsak, Fil neye benziyor? Bacağından tutan der ki diyor, Fil sütüne benziyor. Hortumundan tutan der ki diyor, Fil hortuma benziyor. Kulağından tutan der ki, Fil kepçeye benziyor. Göğsünden tutan der ki diyor, Fil tepsiye benziyor. Kuyruğundan tutan der ki diyor, Fil kuyruğe benziyor. İşte der, Kör olanların, Ahma olanların, Allah'ı tanımaları bilmeleri de böyledir.
Onlar kör olduklarından, Bir tarafından tutarlar. Ve tuttukları yerin, Allah olduğunu zannederler. Ama Allah, Kullarının zannı üzerinedir yine. Onları geri çevirmez. İşte o yüzden, Din işine, Akıl sır ermez. Birinin yüzü, Sevgiliye dönmüş. Biri de var ki, Yüzü zaten, Onun yüzü kesilmiş. Demek ki, Birisi sevgiliye dönmüş. Sevgiliye dönmüş, O sevgili olmak için uğraşıyor. Ama birisi de var ki, Yüzü sevgili olmuş. Hani diyor ya, Benim öyle kullarım vardır ki, Onlara baktığınızda, Allah hatıra gelir. Demek Allah'ın öyle kulları var ki, Onların yüzleri sevgili olmuş. Onlara baktıkça, Allah hatıra geliyor.
Kimileri de var, Onlar, Onlar sevgiliye yönlerini döndürmüşler. Sevgiliye bakıyorlar. Her baktıkları yerde, Sevgiliyi görmeye çalışıyorlar. Ama kimileri var ki, Sevgilinin yüzü olmuş o. Ona bakan, Sevgiliyi görüyor. O Muhammed-i Mustafa'yı bakan, Neyi görür ki? O Muhammed-i Mustafa'yı, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Kokusunu alan, Neyin kokusunu almıştır ki? O onun yüzü gibidir. O onun kokusu gibidir. Hani öyleleri vardır ki, Hani Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Varislerim dedikleridir. O varislerim dedikleri de, Her dönemin, Yüzü gibidir. Onları görünce, Allah hatıra gelir ya, Hadis-i Şerif öyle ya, Hani, Yeryüzünün direkleri vardır.
Manevi, Hazreti Abbas, Efendimiz der ya, İşte onlar velilerdir. Onlar, Dinin yaşanması ve yaşatılması için, Mücadele edenlerdir. Der ya, Hani, Der ya, Hazreti Ömer Efendimiz, Onlar bir şey ol dediğinde, Allah oldurur der ya, İşte onlardır. Onlar sevgilinin, Yüzü olmuşlardır. Kimisi nedir? Yüzüne dönmüştür. İkisinin de yüzlerine bak, Yüzlerini hatırında tut. Olur ya, Dikkat ede de, Yüzü tanır bir hale gelirsin. İşte rabıta budur. Sen o sevgiliye gören gözleri görmek istersin. O sevgiliye bakan yüze bakmak istersin. Miraçtan gelmiş, Miraçtan dönmüş, O yüzü gören, O yüzü görmüş olmaz mı?
Miraçtan gelmiş, Onu dinleyen, Onu dinlemiş olmaz mı? Demedi mi, Zikredenler, Sana baksınlar, Güzel örnekler var. Demedi mi, Habibim ne verdiyse alın. Demedi mi, O heva ve hevesinden konuşmadı, Benim emrimi söyledi. Bakın dili o olmuş. Hal, Fiiliyatı o olmuş. Demedi mi, Ey habibim de ki, Eğer Allah'ı seviyorsanız, Bana uyun.
Demek ki, Ona baka baka, Onu tanırsın. Onun yeryüzünde yaşayan, Yeryüzünde yaşayanları vardır. O hani az önce bahsettim, Onlara baktığınızda Allah hatıra gelir diye. Onları tanıdığınızda, Onu tanırsınız. Ona baka baka baka, Onu görürsün. Ona baka baka, Onu tanırsın. Hani, Rivayet edilir ya, İbrahim Ethem, O olması lazım. Hacca gidiyormuş ya. Bir garip, Sufiye denk gelmiş. Demiş, Ne kadar param var, Şu kadar. Ver şunu demiş, Etrafımda yedi şavt at, Tavaf et, Hacı oldun. Demiş, Bu nasıl söz? Demiş, Ziyaret edeceğin yere demiş, Allah evim dedi. Ama gidip oturmadı demiş. Ama Tavaf etceğinin etrafında kimsen demiş, Allah kalbinden hiç kalkmadı demiş.
Hani yeryüzünde Allah'ın öyle kulları vardır ya, Cenab-ı Hak oturmuştur oraya. Cenab-ı Hak oraya oturunca, Ondan onun sıfatları tecelli eder hep. İşte öylesini görünce diyor, Ona bak, Onun yüzünü seyret. Onun cemalinden, Cemalleş. Mevlevik'te cemalleşmek vardır. Cemalleşmek, Karşındaki dervişin yüzüne bakmaktır. Ona temanla etmektir, Cemalleşmek. Onun simhasını tanımaktır. Cemalleşmek denir ona. Cemaline bak. Onun cemaline bakabilmen için, Ona karşı bir yanlışlığın olmaması gerek. Ona karşı bir eksikliğin olmaması gerek. Senin kardeşin o. Senin ona suizanın yok. Senin ona karşı hatan yok. Senin ona karşı kusurun yok. Senin ona karşı bir yanlışlığın yok. Sen onu sevdin.
Ona dua ettin. Mümin kardeşti. Kardeşini gördün, Cemalleştin. Kardeşim benim dedin. Tebessüm ettin. Cemalleşmek. Onun cemalini, Hıfzını almak. Onu tanımak. Bütün cemalleri tanımak. Ve bütün hak dostlarını tanımak. Bak seyret. Gece rüyanda gör. Bak seyret. Gece zikirde halinde gör. O seni götürecek bir yerlere. Onun cemalinde cemal saklı. Onun gözünde göz saklı. Onun yüzünde yüz saklı. Onun kalbinde gönül saklı. Gönlünde ayrı bir sır saklı. Sen oraya girmeye çalış. Cemalleş. Oraya girdin mi? Sırların sırına vakıf olacaksın. Dolaşacaksın, yürüacaksın. Emin askerler var. Emin hendekler var. Emin burslarını dikmiş. O oraya yerleşmiş.
Sen içeri girersen padişahın sofrasına oturacaksın. İsa'ya indirdi. Sana indirmez mi? Musa'ya indirmiş. Sana indirmez mi? İsa'nın havarileri istemiş. İndirmiş. Sana indirmez mi? Sana neden indirmesin? Sen Muhammed-i Mustafa'nın ümmetisin. Sen o peygamberlerin peygamberinin ümmetisin. İsa'nın havarilerinden aşağı mısın? Sana da sofraya indirir. Sana da nimetlendirir. Seni de arşala da gezdirir. Seni de lef-i mahfuzda gezdirir. Seni de ötelere götürür. Yukarılara götürür. Sen o gönle girmeye çalış. Hani dedi ya, miraca çıktım dedi cennette. Bilal-i Habeşi'nin takunya seslerini duydum dedi. Senin de takunya seslerini duyursunlar.
Senin de ezan sesin duyulsun orada. Senin de yalvarışların, hıçkırıkların duyulsun. Sen bir gönle girmeye çalış. Bir sevgilinin yüzüne bakmaya çalış. Bir sevgilisi olanı bulmaya çalış. Aşıklık öğren ondan. Aşıklık öğren. Ve onun aşıklık yoluna bak. Sen o sevgiliye ulaşacaksan, bir aşık bul. O aşık, gece gündüz onun kapısından gitmeyecek. O aşık, gece gündüz onun yolunda arşınacak. Sen onu bulacaksan onu git. Hani polis bir suçlu yakalayacağı zaman, sevgilisinin olduğu yere tuzak kurar. Çünkü insan, hiç dayanamayacağı yer sevgilisidir. Bütün kuralların yıkıldığı yer sevgilisidir. Bütün tahkimatın yok olduğu yer sevgilisinin sokağıdır. Bütün tedbirlerin kalktığı yer sevgilidir.
Sevgiliye gidecekse, tedbirler kalkar, tahkimler kalkar. Kafasında hiçbir şey denmez. Senin canını alacağız deseler, sevgili yolunda olsun dersin. Yürürsün. Sevgiliye dayanamaz insan. Yüreğinde bir sevgisi varsa, o azılı suçlular dahi, sevgilisine giderler. Onu sevgilisiyle avlarlar. Herkes, sevdiğinden avlanır. Herkes, sevgilisinden avlanır. Hani dedi ya, ya Mevlana, Şems sana selam gönderdi, cübbesini atıverdi ona. Utandı. Dedi ki, yalan söyledim. Yalanına cübbe verdim dedi. Doğrusunu söyleseydin, canımı verirdim dedi. Aldatır insan. Sevdiğiyle aldatılır. Birini aldatmak istiyorsanız, sevdiğiyle aldatın. İhanetin en kralıdır. Vahşilin ve vahşetin en kralıdır.
Yapacaksanız bir hainlik, yapacaksanız bir hainlik, birisine dost doğru bir hainlik yapın. Sevdiğiyle aldatın. Canı yanmaz onun. Aldatacağım birini, sevdiğiyle aldat. Canı yanmaz. Hatta der ki, sevdiğimle aldattı. Helal olsun der. Helal olsun der. Bu ama bir taraftan vahşiliğin en dibidir. Bu bir taraftan zulmün en dibidir. Ama bir taraftan da çok harikadır. O aldanan, sevdiği için aldandığından, aldanışından mutludur. Hiç acı çekmez. Hiç acı hissetmez. Beni aldattı demez. Çünkü aldandığı yer, sevdiğidir. Öptüğüdür, kokladığıdır. Koklanıldığıdır, öpüldüğüdür. Gönlünün aktığı, coştuğudur. Çünkü, onun için aldanmıştır.
Hatta, bile bile aldanır. Aşıklık, bile bile aldanmaktır. Aşıklık, aldanırken aldandım dememektir. Aşıklık, ütülürken ütüldüm dememektir. Aşıklık, yıkılırken yıkıldım dememektir. Aşıklık, kurutulurken kurudum dememektir. Aşıklık, dudakların çatlı harcasına sevmektir. Gözlerini kapatmamacasına bakmaktır. Hiç susmamacasına konuşmaktır. Hep sevmektir yüreğinden. Hep akmaktır. Hep hissetmektir. Hep duygudur. Hep koşmaktır. Hep böyle onu dinlemektir. Hep onu anlatmaktır. Hep onu anmaktır. Her şeyde onu hissetmektir. Yemekte, içmekte, konuşmakta, yürümekte, uyumakta, oturmakta, kalkmakta, denizde, ovada, her yerde ve her şeyde.
Onunla olmak, onun tadını çıkarmaktır. Onun zevkine varmaktır. Oh, o vardır her şeyde. Onun nasındır? Ölüm hoştur, hayat hoştur, dirilik hoştur, varlık hoştur, yokluk hoştur, her şey hoştur senin için. Çünkü o vardır. Bakarsın kolunda o var, bakarsın dudağında o var, bakarsın saçlarını örmüş sana, o var. Bakarsın seni süzer köşe başından, bakarsın yukarlardan bakar, kocaman bir göz olmuştur. Bakarsın dağlardan bakar sana, kocaman bir şekilde. O her tarafta, onu görürsün, hissedersin. Dersin ki şimdi burada, şimdi içimde, şimdi oramda, şimdi buramda. Bu hayretten hayrettir. Artık aklına hiçbir şey gelmez senin. Öbür dünyamış, bu dünyamış, cennetmiş, cehennemmiş, arşalanmış, lef-i mahfızmış, görseymüş.
Hiçbir şey aklına gelmez. Öyle bir şey olur ki, sen artık nicelikten, nitelikten sıyrılırsın. varlıktan sıyrılırsın. Önce bir ışık görürsün. Nur süzmesi zannedersin. O ışık da biter, nur da biter, renk de biter, nefes de biter, ses de biter, konuşma da biter. Her şey duygu olur, her şey o olur artık. Sen senlikten geçersin, sen kalmazsın. Aşıklık, hep bir histir. Mitolojik bir duygudur bu. Bu senin de değildir. Bu da bir demdir. Senden de geçecektir. Sen o demde nesin, onu da bilemezsin. Aklına vuramazsın, neredeyim? Aklına vurmazsın, neyim? Aklına vurmazsın, kimim? Vurduğun anda o çeker gider. Birkaç sefer çekip gitmiştir.
Sen onun terbiyesini almışsındır. Her aklına vurduğunda, senin sonundur. Senin katilindir akıl. Senin mermindir akıl. Seni öldürecek olan tabancadır akıl. Seni bütün toplar sana çevrilmiş gibidir. Akıl odur. Ona uyduğun an, elinden bir bülbül gibi uçup gidecektir. Ona uyduğun an, arkasına dönüp bakmadan gidecektir. Bir kez gitmiştir ya, o acıyı biliyorsundur. O sancıyı biliyorsundur. O çok nazlıdır. O çok cilvelidir. O çok neşelidir. O çok sırdır. Bir tarafı çok onun celaldir. Ve görürsün, bilirsin, tanırsın. O bir şeyi ol dediğinde olur ama ol dedirttirinceye kadar çatlarsın, yalvarırsın gece gündüz. Ben ettim sen etme dersin.
Başkalarının günahı küçük gelir sana. Zina etmiştir, o sana küçük gelir. Gıybet etmiştir, o sana küçük gelir. O bir şey yapmıştır, o sana küçük gelir. Çünkü sen büyüğün büyüğünü yapmışsındır. Sen onun ellerindeyken aklına uymuşsundur. Sen onunla sohbet ederken aklına uymuşsundur. Bu büyük günahlardan dahi büyüktür. O yüzden Hazreti Mevlana der, akıl aşka gelince çamura saplanmış eşek gibi debelendi durdu. Debelenir durur. O yüzden aşığın katilidir akıl. Aşık o akılla karşılaştığında der ki katilim geldi yine. Onun o, tabiri caizse cellatı gibidir. O yüzden akıldan, şeytandan kaçar gibi kaçar. Bunu anlamaz aklı erenler.
Kendilerince derler ki, bu sufi akla düşman, akıl lazım değil mi? Atarsın kenara, lazım der, yürürsün. oysa onun için akıl lazım değildir. Çünkü avcı da ıslık çalar. Kuşun ötüşünü taklit eder. O kuş tutan böylece kuşları kandırmak ister. Avcı taklit eder. Kandırır, kuş tutacak ya. Aslında bir taraftan, o da avcıdır. O da kendinden olanlara kuş taklidi yapıp avlar. O da der ki, ben sendenim gel. Senin yemse derdin, yem koyar senin önüne. Cik cik cik sen konarsın dalına onun. Senin derdin malsa, sana mal verir gel der.
O, avcıların padişahıdır. Onun avı, daha derinlemesinedir, daha kıymetlidir. O, seni anka kuşundan aldatır. Anka kuşundan seni yemler. Sen, eğer ötelerdensen, anka kuşuna aldanırsın. O aldatır seni. Bir kanat çırpar böyle. Der ki, gel, ötelere götüreceğim seni. Kanarsın sen. Bir bakarsın ki, o da avcı. Asıl, av, senmişsin. Bunu sonra anlarsın ama, o av olduğundan da, mutlu olursun sonra. Dersin ki, sen avlamışsın beni. Harika bir şeydir. Harika. İnsan, av olmaktan mutluluk duyar mı?
Bu öyle bir şeydir ki, av olduğuna binlerce kez şükreder, binlerce kez av olmak istersin. Allah hepimizi, öyle av olanlardan eylesin. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.