mustafaozbag.org

479. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Ocak 2016 · 1:05:48

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Yakın bir zamanda 25-30 milyarlık 0 km Lada Vesta diye bir araba çıkacağı söyleniyor. Ama bu araba Rus markası, Rusların da Müslüman ülkelerinde ne cinayetler işlediği biliniyor. Sorum, biz 3-5 milyar fazla verip başka bir araba mı alalım, yoksa bu Rus arabasını almamız günah olur mu?
Günah olmasa da maneviyatımıza zarar verir mi? Söyleyeceğinizi nefsime zor gelse de yapacağım inşallah. Sizin ve özellikle dergîn arkadaşlarımızın bir sonraki sohbete kadar günlerinin hoş ve hayırlı geçmesini dilerim inşallah. Amin. Türkiye'de normalde yetişimi yapılmış olan yerli her şeyle yerli bir araba olmuş olsa o zaman bütün insanların kendilerinin güçleri nispetinde onu almaları uygun olur.
Ama ve lakin sonuçta dünya kapitalist sistemin pençesinin altında bundan önce bankalar var. Bundan önce bir sürü günah kebailer var. Ticaret. Bu noktada bir kimse bir marka tercih edebilir mi? Evet. Dinen bir sakıncası var mı? Yok. Bir kimse istediği ülkenin ürününü alıp satabilir mi? Evet. Alışverişte haram olan şeyler belli. İşte tartıda, ölçüde, metrede, faizle alakalı meseleler belli. Yani öbür türlü ticarette şu ülkeye kota koymak, bu ülkeye kota koymak yok. İstanbul hukukunda. Ama bir kimse kendince bunu da bir mücadelenin içerisine koyup bazı markaları almama, bazı ticari ürünlerden vazgeçme, bazı ülkelerle ticareti yapmama gibi böyle bir mücadele noktasında.
Kendince bir ölçü çıkarabilir mi? Evet. Devletler arasında böyle bir ölçü çıkabilir mi? Evet. Bunlara uymak gerekir mi? Evet. Buna iyi valla. Ama öbür türlü bu noktada buna haram diyecek bir kimse herhalde yok. Allah Resulü şöyle buyurdu. Allah Azze ve Celle şöyle buyurur. Ben kulumun bana olan zanlı yanındayım. Zanlı yanındayım. Beni zikrederken onunla beraberim. Beni nefsimde zikrederse ben de onu nefsimde zikrederim. Kulum beni cemaat içinde zikrederse ben de onu cemaatinde hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Bana bir karış yaklaşırsa ben de ona bir zira yaklaşırım. Bana bir zira yaklaşırsa ben de ona bir kulaç yaklaşırım.
O bana yürüyerek gelirse ben de ona koşarak gelirim. Bu hadis-i kudside Allah'ın nefsinde zikretmesinden ne anlamalıyız? Ben Allah kuluna şah damarından daha yakınım demekte bu hadis-i şerif-i kudsideki yaklaşma nedir? Evet. Noktada bir şey var ise her var olan şeyin kendine ait bir nefsi de vardır. O yüzden Allah'ın nefsinin olması da mutlaktır.
Ama Cenab-ı Hakk'ın burada nefsinden kasıt bildiğimiz kötülükleri veya iyilikleri emreden nefis olarak değil, zat-ı uluhiyetinin varlığıyla alakalı. Cenab-ı Hakk'ın nefsi dediğimizde Allah'ın zat-ı uluhiyetiyle alakalı. Burada o kimse kim beni nefsinde zikrederse dedi, o nefsinde zikretti, kendi benliğinde, kendi kişiliğiyle, kendi kimliğiyle, bir bütün halinde.
Kim beni nefsinde zikrederse, bir bütün halinde bu zikir, o kimsenin bütün diliyle, kalbiyle, aklıyla, azalarıyla, hücreleriyle bir bütünlük arz ederekten zikretmesi. Bu, Sufi'nin geleceği çok önemli noktalardan birisidir. Bu, o Sufi'nin Hakk'a yakin noktasında Allah'ı zikretmesidir. İlmel-yakin noktasında bütün nefisler, bütün her şey Allah'ı zikreder. Taş, toprak, yörtü, böcek, hayvan, senin hücrelerin, senin ruhun, senin nefsin, senin için dışın, İlmel-yakin noktasında zikretmeyen, kendi hali, lisanıyla, zikretmeyen hiçbir şey yoktur. Yerlerin de göğün de nuru Allah'tır.
Allah bütün her şeyi kudretiyle, kuvvetiyle sarıp sarmalamıştır, çepeçevre. Bütün var olan her şey, kendi hali, lisanıyla Allah'ı zikreder. Bu, zikrullahın İlmel-yakin noktasıdır. Bir kimse bu zikrullah'tan sevap alamaz yalnız. Sizin hücreleriniz Allah'ı zikreder, ama bu Allah'ı zikretmekten dolayı size sevap yazılmaz. Bu, o hücrenin kendi içerisinde varlığına sebep teşkil eder. Sizin bütün bütünlüğünüz, bu bütün halinde Allah'ı zikreder. Bunda irade yoktur. Bu, varlığın kendi içerisindeki hukukudur, sünnetullahıdır. Biz buna bir pencereden baktığımızda, İlmel-yakin noktada Cenab-ı Hakk'ın her şeye, her şeye, kendi istidadınca ve kendisine gerektirdiği, yani varlığın gerektirdiği kadar yakin olması.
Allah her şeye yakındır. Cenab-ı Hak şah damarından yakınım der ya, bu Allah'ın kendi cüz-i irade, kendi külli iradesi ve kendi hakimetiyle alakalıdır. Bu seninle alakalı bir şey değildir. Bu taşın toprağın özelliğiyle alakalı bir şey değildir. Bu, varlığın kendi içerisindeki derece hatta, varlığın kendi içerisindeki yaradılış hikmetine uygundur. Bunda varlığın herhangi bir şeyinin, bu Cenab-ı Hakk'ın İlmel-yakin noktasında ve İlmel-yakin noktasındaki bir zikrullahta, varlıkların herhangi bir tasarrufları yoktur. Bu tabiri caizse cebridir biraz. Burası cebridir. Bütün varlık Allah'ı zikreder, cebridir burada. Ruhların ilk yaratıldığında gibi, cebridir. Ruhlara sordu, ben sizin Rabbiniz değil miyim?
Bütün ruhlar cevap verdi. Bela, evet. Cebridir burası. Bütün varlığı yarattı, varlığı bütün varlık kendi dairesinde Allah'ı zikrediyor. Cebridir. Bu İlmel-yakin noktasıdır. Bir kimse husisi manada, bir kulun kendisi, buradaki durum farklı. Bir kul oturdu, husisi manada Allah'ı zikretti. Bu Aynel-yakin noktası oldu. İlmel-yakinden Aynel-yakine döndü. İçeri bir adım attı. Kul kendi iradesiyle Allah'ı zikrediyor. Kul kendi iradesiyle Allah'a yaklaşıyor. Kul kendi iradesiyle bu manada husisi bir yakınlık peyda ediyor. Bizim bugün yaptığımız şey husisi bir yakınlık peyda etmek. Bir mekanda toplanıp Allah'ı husisi bir şekilde zikretme.
Bunun için zorlukları aşma, bunun için engelleri aşma, bunun için nefisle yakapaça olma, bunun için şeytanla yakapaça olma, bunun için nefsine zebun olmuş, şeytana köle olmuş, akıllarla, kimliklerle, kişiliklerle, pro tiplerle yakapaça olup husisi bir şekilde Allah'ı zikretmeye çalışmak. Husisi bir şekilde bu konuda gayret göstermek. Husisi bir şekilde bu noktada çalışma göstermek. O kimse Allah'a husisi bir yakınlık peyda etmek istiyor. Cenab-ı Hak ilmel yakin noktasında her şeye yakın ama bizde cüz-i irade var. Bu cüz-i irade noktasında biz daha da yakınlık istiyoruz. Bu cüz-i irade noktasında biz ona doğru koşmak istiyoruz. Ona doğru yürümek istiyoruz.
Bu yürüyüş farklı bir yürüyüş. Biz bunu yapabilmek için kendi nefsimizde onu zikrediyoruz. Kendi nefsimizde onu zikrederken nefsimizin hangi derecesinde, hangi noktasında, ne kadarında onu zikrettiğimiz kendi manevi halimizle belli. Bu bizim içsel dünyamız. Biz zikrullahta kendimizi ne kadar verebildik? Bütün her şeyimizde biz Allah'ın zikrine ne kadar teslim olabildik? Biz zikullahı yaparken biz ne kadar bu manada Allah'a yaklaşmada aklımızı geriye atıp ne kadar yakin bir Allah'ı zikrettik? Kendimizce ne kadar yakin zikrettik? Bu nefsimizde zikretme hangi derecede oldu? Hangi barende oldu? Ve biz hangi derecede, hangi barende Allah'ı zikrettiysek, Cenab-ı Hak da bizi o derecede, o barende bizi zikretti.
Kim Allah'ın kendisine ne kadar yakın olduğunu merak ediyorsa, kendisinin Allah'a ne kadar yakin olduğuna baksın. Senin Allah'ı ne kadar kendine dost olduğunu görmek istiyorsan, senin Allah'a ne kadar dost olduğuna bak. Senin Allah'ın, Allah'la irtibatının ne derecede olduğunu görmek istiyorsan Allah'ın seninle, senin Allah'la irtibatına bak. Buradaki kul kendi nefsinde Allah'ı zikrederse, Allah da kendi nefsinde zikreder. Biz Allah'ın nefsini kelama dökebilecek noktada değiliz. Onun bu nefsinden akıl olarak bunu çözümleyebilecek noktada da değiliz. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın zatullahı tefekkürden uzaktır. Cenab-ı Hakk'ın zatullahı tefekkürden uzaktır, o hiçbir şeye benzemez ya.
O yüzden Cenab-ı Hakk'ın kendi nefsinde zikretmesini de bir şeye benzetmemiz mümkün değil. Hani ayeti kerimede kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Bir kimse Allah'ı zikretti, Allah da onu zikretti. Allah'ın onu zikretmesinin keyfiyetine dem vurmak, Allah'ın bir kulunu zikretmesinin derecatına dem vurmak akıl işi değildir. Bir kısım ulema, bir kısım alimler, bir kısım tefsirciler, bir kısım tefsirciler kendilerince bu ayeti kerimeyi tefsir ederken demişler ki ya Allah'ın bir kulu zikretmesinin en aşağı hali onu affetmesidir. En aşağı hali. Bakın Allah'ın bir kulunu zikretmesinin ne manaya geldiğiyle alakalı müfessirlerin bu noktada bir toplandığı yer var.
Herkes bir şeyler söylemişler, sonunda taberi tefsirinde de vardır, bu diğer tefsirlerde de vardır, okuyabilirsiniz. Hepsinde en alttan demişler ki Allah'ın onu affetmesidir. Zaten normalde hadisi kudsilerde ve hadisi şeriflerde zikrullahın en az sevabının affolmuş olarak kalkınız der ya, bu en aşağısıdır. Cenab-ı Hakk'ın bir kulunu zikretmesinin keyfiyetini, bir kulunun zikretmesinin derecatını, bir kulunu zikretmesinin hal ve ahvalini anlatabilecek bir müfessir yoktur.
Anlatamamışlar. Bakın tam bunu anlatamamışlar. Neden? Bunun içerisinden akılla çıkmak mümkün değil çünkü. Buna akıl yetmez. Aklını ilahlaştıranların akıllarının battığı yerlerdir bunlar. Kendilerince, kendi akıllarınca tevil etmeye çalışırlar ve kendi tevil etmeye çalıştıkları şeyleri kendileri de reddederler.
Neden? Kalpler mutmain değildir çünkü. Kalde kalıyor ya, o yüzden. Bir kimse de zaten biz zikredenler olarak, biz zikredenler olarak, her zikrettiğimizde Allah'ın bizi zikrettiğini tefekkür etmiş olsak, biz o kanala girsek, biz de kendimizden geçeriz. Ama biz zikrederken bu haliyle hallenemeyiz.
Yanımızdakinin sarıklığı, sarıksızlığı, hangi renk sardığı, bu da mı zikrullaha geldi, bunun ne işi vardı burada, bu ne yapmaya geliyor. Bir de geldi benim yanımda durdu, hiç sevmediğim adam. Ya bunu göreceğime keşke zikrullaha gelmeseydim. Biz, içimiz rahat durmaz bize. Oysa, o gelen burada Allah'ı zikredecek, keyfiyeti meçhul.
Kendine münhasır, Allah da onu zikredecek. Bakın bu zikrullahı keyfiyetten bilmiyoruz çünkü. Biz ne anlatsak burada şimdi kal olarak, kalır orada o. O sadece bizim yaşadığımız halin kale dönmesidir. Yaşadığımız hali anlatmamış, sizde de saplantı olur.
Anlatanda da saplantı olur. Çünkü bu, keyfiyetten uzak bir şeydir. Bu akıldan uzak bir şeydir. O hiçbir şeye benzemezse, onun zikretmekliğini bir şeye benzetmek mümkün değildir. Onun zikretmekliğini bir şeye benzetmek mümkün değildir. O yüzden bu hamur çok su götürür. Fırat'ı ve Dicle'yi ikisini birleştirip bu hamura sürseniz yetmez. Dünyanın bütün nehirlerini toplasanız, bu hamura sürseniz bu tekneye yetmez. Bu hamur çok su kaldırır. Yetmez.
İşte Cenab-ı Hakk'ın bir kulumu nefsinde zikretmesinin keyfiyetini anlatmamız mümkün değil. Ama bir kimse kendi halince, kendi dairesinde ne kadar zikrettiğine kendisi baksın. Bunu açıklama babında, kendin ne kadar zikrettiysen, Cenab-ı Hakk da senin yüz mislisini, bin mislisini, trilyon mislisini vermiş olabilir, verebilir. Onun fazla geniştir. Bire yedi yüz verebilir. Bire bin, bire bin beş yüz, bire beş bin verebilir. Bire on bin verebilir. Bu kendine aittir. Bunun keyfiyetini bir başkasının koyması mümkün değil. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın nefsinde zikretmesini nasıl anlamalıyız dediğimizde müteşabi. Her anladığını tenzih et.
Her anladığını tenzih et, yol yürü. Burada Allah kuluna şah damarından daha yakın evet, onu da az bir şey belirtmiştim. İlmel yakin noktasında herkese çok yakın, her şeyden yakın. Ama kim bana bir adım gelirse ben ona on adım gelirim. Cenab-ı Hakk'ın rahmeti geniş. Allah'a yaklaşmak ne o zaman? Bir kulun farzlarını yerine getirmesi. Başka bir adisi kutsi de yaklaşmayı öyle tarif ediyor. Kul farzları yerine getirmek Allah'a en sevimli, en sevgili işi yerine getirir. Nafilelerle yaklaşır. Bakın yaklaşmanın tecelliyatı bu. Bunu kendi kafasından bir kimsenin kendi kendine tefsir etmesi yok. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu tefsir ediyor kendi içerisinde.
Allah'a yaklaşmak deyince öyle kendi kafandan yaklaşmak koyma. Kendi kendine öyle ben bir horoz keserim, kurban ederim düşüncesi aklıyla bu iş olmaz. Balıktan da kurban olur düşüncesiyle bu iş olmaz. Öyle hadisleri reddederekten bu iş olmaz. Nasıl yaklaşılacağını Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri başka bir hadisi kutsi de bize anlatıyor.
Bize anlatıyor. Diyor ki farzları yerine getirmek de kul Allah'a en sevimli, en sevgili işi yapar. Nafilelerle ona yaklaşır. Nafilelerle ona yaklaşır. Nafilelerle. Bunun içerisinde ibadet var, bunun içerisinde güzel ahlak var, bunun içerisinde İslam'ın bütün güzellikleri var. Nafilelerle yaklaşmak. Öyle kendi kafandan ben dört rekat farzı kılarım, bakarım işime yok. Allah'a yaklaşma davası güden, Allah'a yaklaşma yoluna giren bir kimsenin nafileleri olacak. Sen sabah namazının sünnetini terk edemezsin. Sen öğlen namazının ilk sünnetiyle son sünnetini terk edemezsin. Kafandan uyduruk şeyler çıkar mı öyle?
Sen kendi kafandan ikindi namazının sünnetini taca atamazsın her seferinde. Ya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri birkaç sefer ikindinin sünnetini terk etmiş. Sen her gün taca atamazsın onu. Yassı'nın ilk sünnetini, son sünnetini bazen işte terk ettiği olmuş. Sakın sen onu terk etme, onu taca atma sen. Kendi kafandan bir hüküm verme. Sen namazın nafilelerine dikkat et. O televizyona çıkıp da hadisleri inkar eden soytarılara bakmasa. Onlar şeytanın borazanı. Onlara kanma. Sakın onlar seni aldatmasın. Onlar Adem'den beri var. Onlar dindenmiş gibi görünürler.
Onlar dinin içindenmiş gibi görünürler. Onlar şeytanın borazanıdır. Kim peygamberlerin sünnetini reddediyorsa, o çizgiden dışarı çıkıyorsa, o kendisini şeytana doğru yol aldıtırıyor. Nefsine ağır geliyor onun sünnete Resulullah'a tabi olmayı. İnsanların zaten en önemli kaydıkları yer, bir peygambere, Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi olmak. Bütün 1400 yıldan beri herkesin ayağının kaydığı yer burası. Adem'den itibaren herkesin ayağının kaydığı yer burası. Bunu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nübüvvet, nübüvvet keram, nübüvvet ahliyle, nübüvvet ilmiyle söyledi. Ne dedi? Öyle bir zaman gelecek ki, rahat koltuklarında bacak bacak üstüne atmış, sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı vardır diyenler çıkacak.
Onlar benden değil, ben de onlardan değilim. Hadisleri reddedenler. Dikkat edin! Bir kimse hadisleri reddediyorsa, o Hazreti Peygamber'den değil, Hazreti Peygamber de sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine onlardan değil. Şaklabanlara, o din bozgunlarına, o nefis ve hevasına uyanlara, o şeytana kendisini satanlara, o deccaliste kul köle olanlara sapma, onlara kanma, yolunu onlara doğru çevirme.
Ya onlar seni sapıttırabilir. Sen sünneti Resulullah'a tabi ol. Nafileler, Hazreti Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri. Bunun kendi içerisinde o sünnetlerin yaşamanın halleri var. Bu sünnetleri de ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasında derecelendirebiliriz. O halde bakabiliriz. Bu sohbeti daha da uzatır bu konuda. Allah'a yaklaşmanın üçüncü adımı. Ne? Allah'ı sevmek. Allah'ı sevmek. Sünneti Kerime ne dedi bize? Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun.
Yani sen Hazreti Muhammed Mustafa'ya uymadan, sallallahu aleyhi ve selleme uymadan Allah'ı sevme, Allah'a yaklaşma davası gütme. Asla. E o zaman işte burada Allah'a yaklaşma ne? Yol bu. Farzları yerine getir. Nafilelerle ona doğru yaklaş. Ve nafileyle ona yaklaştıkça, bir adım gittikçe o sana on adım gelecek. On adım gittiğinde o sana yüz adım gelecek. On adım gittiğinde o sana yüz adım gelecek. Sakın nefsine ve şeytana uyanlara uyma. Allah'ın zikrullahından kopma. En büyük iş dedi Cenab-ı Hak. En büyük işle hemhal ol.
Nefsine uyma. Nefsine de uyma. Bu böyle olduğu için, bu fakir 28 yıldır zikrullah kapısını hep açık tutmuştur. Hangi dergahtan, hangi tekkeden olursa olsun. İster ders alsın, ister ders almasın. İster sevsin bizi, ister sevmesin. Ne olursa olsun, kim olursa olsun, gelsin Allah'ı zikretsin. Yok sen bizden dersli değilsin, çıkıver dışarı. Benim söylediğim laftır. O kimse, o zikrullah halakasında bir Allah deyip her şeyini bitirecekti. Sen ne ama kovdun onu?
Sen ne ama onu ittin? Buranın düzenini komple bozuyor, komple buraya ifsad edecek. Eyvallah. Bu ayrı bir şey. Ama öbür türlü. Sen nereden derslesin? İlk sen de. Bizim dersimize katılamazsın. Bu zalimlik, ayet-i kerime, kim Allah'ın mescitlerinde Allah'ın zikrini yasaklarsa, ondan daha zalim kim olabilir?
Zikrullah yapılan yer, hiç kimsenin şahsı malı değildir. Burası şimdi Allah'ı zikredenlere ait. Buradan bir isim çıkarmak kimsenin haddine değil. Ancak belli şartlar olursa, o zaman söyleyecek bir laf yok. Allah bizi devamlı zikredenlerden eylesin. Amin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin günlük yaşamında uyuma şekli, ayaklarını uzatma şekli söz söyleme hitabeti nasıldı? Sağına yatardı. Mümkün olduğunca ayaklarını göbeğine doğru, karnına doğru çekerdi. Öyle ayaklarını upuzun uzatmazdı. Söz söylemesi de hitabeti müşrikti, yumuşaktı müminlere. Kafirlere karşı da şeriftti.
Bir tane çocuğumuz var, ikinciye amileyim ama eşime güvenemediğim için çocuk sahibi olmak istemiyorum, aldırmak istiyorum. Sizce ne yapmalıyım? Bundan dolayı çocuk aldırılması hoş değil. Bu eşime güvenemiyorum, aldıracağım. Bu yeterli bir gerekçe değil. Şüpheli ve kimyasallı yiyeceklerden kaçınmaya çalışıyoruz. Aynı durum çocuklarımız için de geçerli midir? Evet. Yoksa şeker, çikolata gibi yemesine ne demeliyiz, ne yapmalıyız? Mümkün olduğunca aşağı çekmeye gayret edin. Mehir kadına ne zaman verilir? Mehir kadının hakkıdır. Kadın isterse kendisini teslim etmezden önce alır, isterse sonra alır. Yok boşandıktan sonra mı diye bir şey var burada. Hayır alakası yok. Kadın istediği zaman mehirini alabilir.
Mehri müeccel denilince sonradan ödenmek şartıyla yani. Bu yolda yürümeye çalışan bir kimsenin rüyadan düşmesi, halden düşmesinin sebebi nedir? Ne yapmıştır veya neleri yapmamıştır ki bu durum devam etmektedir? Biz bu yolda hal ve rüya görmek için durmuyoruz ki. Cenab-ı Hak gösterir, göstermez. Bu ayrı bir şey. Biz Kur'an ve sünnete düp düzgün yapışalım. Biz yapmamız gerekenleri yapalım. Cenab-ı Hak ne takdir eder ona bir şey diyemeyiz. Ben ticaret yapıyorum. Bir ürünü 20 TL'ye müşteriye satıyorum. Başka bir müşteriye 15 TL'ye satıyorum. Hakka girmiş oluyor muyum? Hayır. İslam'da kar haddi diye bir şey yok. Serbest.
Ama bu ticareten sana zararlı. Birine 20 TL'ye, birine 15 TL'ye verdiğin duyulursa piyasada müşteri sana güven söz konusu. Müşteri sana güvenmez. O yüzden normalde bu tip şeylerde müşteriye tek fiyat yapmakta fayda vardır. Ama olur mu olur? Ticaret alanla satıcının arasındadır. Bir indirim yapabilir mi? Yapabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Kız kardeşimin dininin yıkanında şahitlik yapabilir miyim? Evet. Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridir. Tövbe 23. Rica etsem bu hadis-i şerifi açıklayabilir misiniz? Bu ayet-i kerime kardeşi Müslüman olmayan birinin kardeşleriyle münasaveti nasıl olmalı?
Akrabalık bağı nasıl olmalı? Bu noktada din tartışması yapıyorlarsa onlarla din tartışması yapmayacak bu kimse. Ve kardeşlik hukukunu bozmamaya gayret edecek ama onu kendisini dost olarak görmeyecek. Bu normalde Medine-i Münevvere'ye hicret edildiğinde bununla alakalı çok sıkıntılar yaşandı. Hatta bir kısım sahabeler kendi babalarıyla, kendi kardeşleriyle savaşmak zorunda kaldılar. Hatta bir kısmı da mecbur kaldı, öldürdü. Buna normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çok üzüldü. Çok üzülünce bu ayet-i kerime inzal oldu. Bunun normalde sebebi nüzülü bu. Nüzül sebebi bu. Şimdi öyle bir hale geldik ki toplumun içerisinde anne baba Müslümanmış gibi görünüyor.
Fakat dinin kendi içerisindeki belirli olmazsa olmazları reddediyor. Reddedince küfre düşüyor. Küfre düşünce çocuklar anne babalarına bunu tebliğ ediyorlar. Anne babalar çocuklarını reddediyor. Veyahut da işte dindar diye kızını bir oğlana vermiyor. Veya dindar diye oğluna bir kızı almıyor.
O çocuk dinini yaşıyor diye o çocuğu evde görmek istemiyor. Sen böyle yaşayacaksan eve girip çıkma benim evimde durma diyor anne baba. Kadın namaza başlıyor adam evden kovuyor kadını namaza başladın sen diye. Adam namaza başlıyor kadın kocasından boşanacağım diye uğraşıyor. 50 yaşında kızını sokağa atan var.
Kendi çoluğunu çocuğunu bir çare bırakan var. Bir kısmı okuyor benim bildiklerim var. Anne baba gidiyor diyor ki istersen fuhuş yap okumanı öyle karşılan. Bize demokrasi dediler dinsizliği dayattılar. Bize demokrasi dediler her türlü Kur'an ve sünnetin dışında ne varsa bize dayattılar. Hala da demokrasi herkesin fikir hürriyeti var diyorlar. Her türlü dinsizliği her türlü çarpıklığı bize dayatıyorlar. Türkiye'de fuhuş yaşı 14'e indi. Uyuşturucu yaşı 8'e indi. Her gün 2-3 tane kumar var devlet eliyle.
Lotosu, totosu, atçısı, utçusu, potçusu. İnsanlar hızla dinsizleşti. Kadın evli, kocası var. Kocası her gün dinden çıkan işlerle iştigal ediyor. Sözler söylüyor. İnanmıyorum diyor çıkıyor işin içinden. İnanmıyorum deyince otomatikman nikah düşüyor. Otomatikman düşüyor. Buna daha artı ilaveler var. Mustafa İslamoğlu kadere inanmıyorum ben diyor. Arkasından giden bir sürü insan var.
İmani meseleleri reddedenler var. Bilir bilmez bunları dinleyen avam, cahil insanlar onları bir şey zannederekten o da reddediyor. Otomatikman nikahları düşüyor. Reddedince otomatikman dinden çıkıyor. Reddediyor. Ben tesettürün farz olduğunu inanmıyorum diyor. Reddediyor. Adam bunu söyleyince otomatikman dinden çıkıyor. Kadın onun nikahında. Anne baba çocuğun tesettürünü reddediyor. Ben böyle olduğuna inanmıyorum diyor. Örtünmüş kız. Örtüneceğine dua edeceğine daha. Onun elini ayağını öpeceğine reddediyor. Ben böyle istemiyorum diyor.
İnanmıyorum ben diyor örtünmeye diyor. Anne baba diyor bunu. Dinden çıkıyor. Bir Müslümanın, bir müminin inanmayanları kendine dost tutması caiz değil. Akrabası olsa dahi. Reddetti mi din ve dinden olan bir şey? Evet. Senin akraban olmasının bir anlamı yok. Kardeşin olmasının bir anlamı yok. Anne babanmış anlamı yok. Acı bir şey, acı. Ondan sonra geliyor bana. Siz diyor anne baba çocuk arasına giriyorsunuz. Ya ben girmiyorum ben ne gireceğim? Ben dinin hükmünü söylüyorum. Bırak çocuğun dini yaşasın.
İnkar etme. Hayır, onun kızı öcüler gibi örtünemezmiş. Onun karısı örtünemezmiş. Yaz geldiğinde mini ne diyorlar ona? Bikinisini giyip denize gidecekmiş. Böyle bir kadın hayatını devam ettiremezmiş adam. Evet. Kadın yalvarıyor adama. Yapma, etme. Bak dinin farzı. Yok. Adam dinlemiyor. Çok büyük bir sıkıntı var. Türkiye'de. Biz kendi aramızda kaldığımızdan kendi kendimize bu sıkıntının farkında değiliz. Biz kendi dünyamızda yaşadığımızdan bunun farkında değiliz. Gerçekten çok büyük bir problem var.
Hatta dindarız diye geçinenlerde dahi problem var. Dindar olarak gördüğünüz kimselerde dahi problem var. Herkes kendi kafasından bir din oluşturuyor. Herkes kendi hevasına, kendi hevesine uygun, kendi nefsine uygun bir din oluşturmaya çalışıyor. Farkında değil, ilahlaşıyor herkes. Adam kendince ben böyle bir şey kabul etmem diyor. Ya kardeşim sen böyle bir şey kabul edip etmemen sana sunulmadı ki. Bu din bu, Kur'an bu, sünnet bu. Kur'an bu, sünnet bu. Sen kendi aklına göre yoracaksan bakacaksın şimdi. Yahudilere cumartesi gün balık tutulmak caiz görülmemiş, haram görülmüş.
Kendi kendine aklınla düşünürsen dersin ki ya, cumartesinin ne anlamı var ki? Yani balık tutmak neden yasaklansın ki? Öyle düşünürsün. Aklı mat ediyor Cenab-ı Hak. İşte imanın imtihanı. Cumartesi gün balık tutmayacaksın diyor sana. Sen iman edip kabul edeceksin bunu. Yahudiler bunu iman edip kabul etmediklerinden dolayı şirke düştüler. Küfre düştüler. E senin ne farkın kaldı Yahudilerden? Sana da başını örteceksin dedi. Yahudiden ne farkın kaldı? Aklına göre yüzüyle omuzunun arasında ne fark var diyor. Aklı öyle vuruyor onu.
Ben de diyorum o ha omuz ha o zaman diyorum işte kadının başka bir uzu. Ne fark var o zaman öyle dolaş diyorum ben. Dolaşılsa ne olacak diyor. Evet. Neden? Adnan oradan söylüyor çünkü. Diyor ki tesettür yok kadın. Ne zaman kendini tehlikede görürse o zaman tesettür olur diyor. O zaman da diyor çarşafa girmesi lazım diyor. Tatlı geliyor insanlara. O yüzden sıkıntı büyük. O yüzden sıkıntı büyük. Dindar görünen kesimde de sıkıntı büyük. Yani böyle arada canım içilebilir. Dindar olan bunu söylüyor. Neden sufileri sevmiyorlar?
Sufiler bu konuda kendi işlerinde bir disiplin oluşturuyorlar. Haramlardan uzak duruyor. Haramlardan uzak duracağız. Sufi bütün gün kendi mekanizmasını bunun üzerine kuruyor. Haramlardan uzak duracaksın. Farzları yerine getireceksin. Nafilelerle Allah'a yaklaşacaksın. Bu mekanizma sufilerin üzerinde çalıştığı müddetçe hep sufilere deli gözüyle bakıyor. Hep sufilere eksik bakıyor. Hep sufiler hani esil tehlikeli olan bunlar. Sebep? Çünkü Kur'an ve sünnete çok bağlılar. Hedefte sufiler var. Neden? Aynı çünkü. Bakıyor canı sıkılıyor. Bakıyor canı sıkılıyor.
Yani o kendince kendi kafasındaki literatüründeki din sufilerde uymuyor. O zaman ne oluyor? O zaman canı sıkılıyor sufileri görünce. Birisi bazen söylüyorum ya biri gelip bize Kur'an ve sünnet tarihisinde şurada eksiğiniz var demiyor. Gelin kardeş. Kur'an ve sünnet tarihisinde bir eksiğimizi söyleyin. Nasihat edin bize. Biz kendimizi düzeltelim. Ama sen ottan çöpten meselelerle laf söylüyorsan bil ki sen de şeytanın borazınızın. Gel. Söyle bize de ki sizin bu haliniz sünnet-i Resulullah'a uymadı. Din olarak söylüyorsanız bunu de.
Eyvallah. Biz de diyelim ki buramız uymamış. Orayı düzeltelim, uyduralım. Ama yok. Laf atıyorlar. Karşı çıkıyorlar. Sebep? Sufiler onları bozuyor. Sufiler bozuyor onları. Adam yazmış bir kitap yarısını da öğrencilere yazdırmış. Ders kitabı diye satıyor. Ben de diyorum ki dini kitap mı? Evet. satmayın. Para kazanmayın bundan diyor. Adamın canı sıkılıyor. Bu ne? Hadis. Nasıl sattın bunu? Kitap satacak.
Satacak. Oradan para kazanacak. Oradan nemal anacak. Adam sema edecek. Para kazanacak oradan. Nemal anacak. Kaça dönüyor dervişler diyorum ben. Bakıyor gözümün içine. Bana inceden soruyor ondan sonra. Hocam siz kaça gidiyorsunuz diyor. Diyor mu? Bizimkiler çok pahalı diyorum ben. Yok biz o kadar pahalı değiliz diyor. Aha iyiymiş diyorum ya. Ama size yazık değil mi diyorum ben. Kaça diyor mu sema ediyorsunuz? Bir sema. Şimdi bizim dervişler de duyacak. Bozulacaklar şimdi. Hocam duruma göre diyor. 150, 200, 250 alıyoruz diyor. Bir semadan diyor. Hocam sizinkiler kaça gidiyorlar diyor.
Ben diyorum Allah razı olsun da gidiyor bizimkiler. Kaldı. Neden bangır bangır bağırıyorlar? Onlar mevlevi değil. Doğru söylüyorsunuz diyorum ben. Biz sizin bildiğiniz mevlevilerden değiliz diyorum. Bakıyor şimdi. Biz onların bildiği mevlevilerden değiliz. Akçe kesemiz yok. Akçe kesemiz yok. Bizim semanız edenler kaç para kaç para diye sema etmiyor. Bozuluyor adam. Hocam bunu sohbetlerinizde söylemeseniz. Bir de mail atıyorlar bana. Hocam kaç para kaç para diye söyleyince bizim içimiz hani buna çok böyle üzülüyoruz. Bunu sohbetlerinizde böyle söylemeseniz. Biz sırf para için sema etmiyoruz.
E alma. Ben de yazıyorum para için sema etmiyorsan gel karabaşı veli tekkesine. Sırf sema etmek için sema ediyorsan gel kardeş. Kapı açık bizim. Kapı açık bizim. Yok. Kaç para kaç para diye sema edecek. E bozuluyorlar bize. Bozuluyorlar bize. İşte o zaman kardeşlik hukuku da kalmıyor. Bunun bir üst çıtı din. Din. İman. İman ateşten kor gibi oldu. Ateşten kor. Atıyor elinden. Allah muhafaza eylesin. Amin. Evimize yakın sağlık ocağı akşam kapalı olduğu için iğne mi?
Evimize yakın oturan erkek tıp fakültesi öğrencisine yaptırmamda sıkıntı olur mu? Olmaz. Eğer etrafta böyle bir şey yok ise sıkıntı olmaz. Trafikte küçük çocuklar, hamile kadınlar ya da küçük çocuğu olan kadınlar para istiyorlar. Işıklarda beklerken özellikle büyük şehirlerde karşılaşıyoruz. Bu kişilere para vermeli miyiz? Diye sormuş Ankara'dan bir kardeş. Bunları normalde bir hadis-i şerif var isteyene verin diye. Kimseyi kapınızdan geri çevirmeyin diye. Ama bir daha bir yani normalde Hz. Ömer, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin günlük ihtiyacını karşılayan bir kimsenin dilenmesi caiz değildir der.
Bir kimse çok naçar kaldı, günlük ihtiyacını dilenebilir. Günlük ihtiyacının dışında bir şey dilenmesi mümkün değil. Hatta bu manada Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin birisi şeyhanillah deyince bakıyor ki hani onun işte çuvalında heybesinde buğday var, arpa var, bir şeyler var. Alıyor onu kendi devesinin önüne atıyor, cebinden çıkarıyor işte bir akçe veriyor.
Şimdi senin dilenmen caiz oldu diyor. Şimdi ne yapacağız bu noktada? Öyle iki tane elimizde vaka var. İki tane de hadis-i şerif var. Bir diyor ki geri çevirmeyin, eyvallah. Birisi sizin kapınıza gelmiş açım demiş geri çevirme, doyur. Birisi açım diyorsa doyur. Hiç açım diyene denk gelmiyorum ben. Zicaciye dükkanı varken geliyorlardı, açım diyorlardı. Yan tarafta işte bir lokantamsı bir yer var. Bütün herkes de oradan yemek yiyor, ara sıra ben de yiyorum. Diyorum otur ye burada. Orada bir bayan çalıştırıyordu. Bu diyorum arkadaşa ne istiyorsa ver. Gidiyormuş ona diyormuş ki, ben yemesen bana 20 lira versen.
Kadın da diyormuş ki, ha diyormuş bu adam öyle bir iyi bir adam ki diyormuş yani ben açım diyeni doyuruyor burada. Sen açsan otur yemeğini ye. Yok aç değilsen neden dileniyorsun diyormuş. Kızıyormuş bir de kadına. Diyormuş o zaman ver oradan işte ne şey en pahalı olan ne. İşte köfte vardı orada. Köfte söylüyor. Orada. Kadın diyor ki hacı abi vallahi sen iyilik yapmaya çalışıyorsun diyor. Böyle böyle ye diyorsun diyor. O parayı istiyor diyor. Veyahut da işte birisi gene öyle bir şey oldu. İşte ben memleketime döneceğim dönüş parası yok. Yemin illa etti. Kimi gönderdim ya Rabbi? Birini gönderdim yine de şimdi. Sait sen mi gittiydin kim gittiydik ya?
Sen sen gitmedin miydin? Birisini gönderdim o esnada. Dedim götür buna bilet al. Ama gidecekmiş madem götür bilet al. Yolda yalvarıyormuş ben gitmeyeceğim bilet parasını bana ver. Şimdi işsizdin diye gelen yok. Burada da duyuyorlar ya. Dervişlerden de gelen yok. Adres belli git Cevdet Usta'nın oraya diyorum. Hani diyor ki ben iş bulamadım. Ne? İş bulamadın. Cevdet Usta da adam bulamıyor. Nasıl bir sistem düzense. Cevdet Usta lazım mı daha eleman? O da hep lazım diyor zaten. Benim kurtarıcım gibi. Varsa işsiz olan göndereceğim hemen. İş yok diye bir şey yok.
Nasıl olsa o da kabul zaten gönder diyor bana. Zaten adam iki çekiç iki tane de Cevdet Usta'nın orada anahtar git. Git işte 10-12 getir. Al bunu götür 14-16'yı getir. Al bunu 18-10. Adam diyor ki ben bunu mu yapacağım ya? Ha o kendine göre kafasına göre bir iş istiyor. Biz hepimiz aynıyız. Kafamıza göre bir eş. Kafamıza göre bir iş. Kafamıza göre bir şeyh. Kafamıza göre bir peygamber. Kafamıza göre bir Kur'an. Kafamıza göre de bir Allah oldu mu. Bizden iyi kul yok. Bu ayeti kerime böyle olmamalı. Çiz altını. Kafana göre bir Kur'an olsun. E kafana göre de bir peygamber. Kafana göre hadis-i şeriflerin altını çiz.
Onlar da. Bu sahih değildir canım kesin. Hz. Peygamber böyle söylemez. Reddedenler öyle reddediyorlar ya. Ya ben peygamberin böyle söyleyeceğini düşünmüyorum. Neden? Faiz yiyeceksin çünkü daha. Yani annesiyle Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibidir. Hadis-i şerif ağır geliyor ona. Böyle mümin bir kimseden çatır çatır faiz alacak ya. Gene içinde bir iman var vicdanen rahatsız. Ya bu böyle demez ya Hz. Peygamber diyor. Neden? Nefsine ağır geliyor. Yeme kardeşim. Mümin bir insana kalkıp da borcunu ödemedi diye 6 lirayı 7 lira yapma. 7 lirayı 10 lira yapma. 10 lirayı 13 lira yapma.
Yapma. Bu hadis-i şerif vah. Yapma. Yapma. Ama yiyecek ya. Yiyecek. Adam diyor sen ne yaptın? Battım ben bir sefer diyor. Nasıl diyor? Vallahi diyorum biz gaflete düştük. Almadık. Almayınca millet bize ödemedi. Ödemeyince de biz diyorum battık bir sefer. Sonra diyor bir daha diyorum ben vadeli mal satmadım diyorum. Bir dahaki ticarette. Vermedim fazla diyorum. Satmadım. Zaten diyorum verdiysek de gene sıkıntı yaşadık diyorum. Verme diyorum. Gildin bir kimseyse ver.
Eyvallah. Geri kalanı verme. Çok satmayı ver. Çok satmayı ver. Ama yok yiyecek onu. Ondan sonra kendi kafasına göre bir peygamber oluşturacak. Bunu o öyle söylememiştir. Bunları söyleyen de sanki zannedersin hadis halimi her biri. Geçenlerde birisine dedim böyle gene kendince. Dedim nereye kadar gideceksin? Daha önceki hadis kritercilerine gideceksin. Öyle değil mi? Evet. Yaptığınızda bu değil mi? Evet. E ne anlamı kaldı gene? Sen 1200 yıl önceki adamı getirip konuşturabileceksin mi dedim ben. Hayır dedi. Bunu konuşturan var mı dedim. Var dedim ben. Kimler dedi? Sufiler dedim ben. Sufiler dedim o hadis-i şerif Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onu söyledi mi söylemedi mi diye dedim.
Direkt ona bile sorarlar dedim. E siz de bu ilmi reddediyorsunuz ben ne yapayım şimdi dedim. Buna da inanmıyorsunuz zaten dedim. İnanmıyorlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki bir gün önce Miraç ile alakalı. Bana diyor bütün gittiğim yol gözümün önünde gösterildi. Mescid-i Aksa da gözümün önünde gösterildi diyor ama ona inanıyor.
Bir kısmı. Bir kısmı ona da inanmıyor. Allah bizi affetsin. Amin. Bebeklerin saçı yeni doğduğunda veya sonraları kesilmeli tamamen doğduğu saçı kesilmeli mi yani ağırlığınca para mı verilmeli? Evet. Yedi günlük olunca ismini koyacağınız. İsmini koyarken de saçlarını komple sıfıra vuracağınız. Saçlarının ağırlığı miktarınca da para karşılığında altın tasat tüketeceksiniz. Saçı kaç gram geldi? 5 gram. 5 gram altın tasat tüketeceksin. Kaç gram geldi? 10 gram. 10 gram altın tasat tüketeceksin. Sünneti bu. Ya çocuğun kafasını tıraş etmesek öyle dağıtsak. Yok kardeşim sünneti bu tıraş edeceksin. Bakın sünneti bu tıraş edeceksin. Çocuğu tıraş edeceksin.
Çocuk doğduktan sonra 7 gün içerisinde tıraş edilip ağırlığı miktarınca altın tasat tüketeceksin. Sünnet bu. Bakın sünnet bu. Ya işte bana açıyorlar sünneti. İşte biz hani takriben 5 gram gelecekse de biz 10 gram dağıtalım. Ya keseceksin. Tıraş edeceksin çocuğu. Karnını çekmekle yetmiyor işte. Onu herkes çekiyor. Uyurken karnını çekiyor. Ve çocuk daha 7 günlük gaz kabak olacak kız erkek. Gelene yakışıklı bir çocuk olmayacak ya.
Nefese ne ağır geliyor. Bir de bilmeyenler gelecek aa çocuğu gaz kabak etmişler. Bu da olur mu canım bu zamanda değil mi? Sen bir de diyeceksin sünnet hadi böyle sünnet mi olur diyecek küfre düşecek. Bir de bu var. Bir de doğduğunda çocuğun anneannesi veya babaannesi gördü. İşte ne bileyim teyzesi halası gördü. Vah ne çocuk ne çocuk ne çocuk hep doğan çocuk çok kıymetlidir ya. Bir de saçları güzel böyle vay ne lüle lüle saçları. Üç gün sonra çocuk cız çıplak kafası. Çocuğun kafası çıplak çocuğun kafasının çıplaklığını görenin saçları dikiliyor. Ne ağır bir şey ya değil mi? Bu aynen Yahudilerin cumartesi balık yasağı gibi bir şey bu.
Nereden çıktı bu? Yeni adet mi? Bunları mı öğreniyorsunuz siz? Siz kafayı kırmışsınız. Sizin gitmiş kafa. Benim nenem hiç böyle şey anlatmadı bize. Bizim dedemiz de çok dindardı dervişti. Benim dedemin amcasının dedesinin oğlan kardeşi şeyhti. Ve bizim benim babamın şeyhinin şeyhi vardı hiç öyle bir şey söylememişti.
Bizim dedelerimiz şeyh sülalesinden şeyh zaten. Böyle bir şey yoktu. Vardır ya sülalede bir pir vardır muhakkak. Eksik değildir bizde de elhamdülillah. Ama onların onu din anlatmasına da aykırı bu. Onlar böyle bir şey söylememişler hiç. Nereden çıktı şimdi? İsim koyarken nereden çıktı? Sağ kulağına ezan oku, sol kulağına kamet getir. Beytullah'a doğru dön. Git nüfus yüzdan. Git kardeşim nüfus taresini yazdır. Ne alakası var böyle bir şeyin ya? Yok diyorsun ya bu işte sünnet böyle isim böyle konulu. Ne alakası var ya? Git nüfus taresini onu yazdır diyor. Nereden çıkardınız bunları diyor. Hele bir kısmı daha da millete patineş çektiriyor.
Çocuk oluyor ya efendime koyduracağım. Bütün sülalenin salatası çıkıyor. Bu nereden çıktı şimdi diyor. İsim o koysan olacak koymasan olacak. O isim koyduracağım diye uğraşıyor. Akrabalarından birisi telefon açıyor. Yani sizin telefonunuzu aldık. Hocam size geleceklermiş illaki isim koydurmak için. Bunları bir kovsan. Milletin işi gücü yok. Ben geleni kovacağım bir de. Gece telefon açıyorlar böyle. Sana isim koydurmaya geleceklermiş. Hocam bunları bir kovsan. Böyle bir şey mi olur? Diyorum nasıl kovayım ben? Sen diyorum evine gelen bir kimseyi kovar mısın? Susuyor şimdi.
Kovuyor demek ki. Bana bir kovsan diyor. Hepsi var. Şükür hamdolsun. Eksik değil. Toprak mümbit. Elhamdulillah. Alhamdulillah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi