mustafaozbag.org

476. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Aralık 2015 · 1:06:49

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Şelam'a gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Namaz kılarken, kıyamdan rükuya giderken, rükudan secdeye giderken, secdeden tahiyyatıya otururken, elleri Allahu Ekber diyerek kaldırmak sünnetlidir. Değilse hangi mezhep bu şekilde namaz kılar.
Bunlar normalde bu son dönem, bu noktada bütün hepsinde de böyle tekbir getirileceğine dair, tekbir getirmek farklı bir şey, elleri kaldırmak. Normalde zannediyorum, bu selefiler bunu yapıyorlar. Bunlar, bir mezheplerde, şafilerde rükudan kıyama kalkarken var olduğunu biliyorum. Geri kalanı öbür günlerden bilmiyorum, bildiğim bir şey değil.
Tekbir getirmenin de sünnet olduğunu biliyorum. Elleri kaldırmakla alakalı olabilir, bir şey demiyorum. Tam net şimdi bir şey söyleyemeyeceğim çünkü. Allah'a kavuşturucu yollar içinde rabutadan daha çabuk kavuşturanı yoktur. Rehberin hayali, talebesine kalp tezkiyesinde zikirden daha fayda verir. İmam-ı Rabbani açıklar mısınız? Tam manasıyla nasıl rabuta yaparsak hakkını vermiş oluruz. Nakşibendiler de bir disiplindir. Nakşibendiler buna çok ehemmiyet verirler. Ve rabutayı böyle kendi dairelerinde konuşlandırırlar. Her gelen, yeni gelen dervişe bu tip şeyhlerini rabuta etmelerini tavsiye ederler. Hatta tavsiyenin üzerine emrederler.
Derviş bu noktada yeni ders alan bir kimse, üstadını bu şekilde rabuta eder. Hatta bir kısmı dakika bile verir. İşte her namazdan sonra girdiğini çekerken 15 dakika böyle rabuta edeceksin diye. Bir disiplindir. Nakşibendiler de bu böyle çok disiplinli bir şekilde uygulanır. Bu bizde böyle değildir. Evet, salihlerle beraber olun. Normalde salihlerle beraber olmakta fayda vardır. Ama bu böyle bir kısım dervişanın üzerinde hazır olmayan kimseye böyle bir rabuta verilince, o kimse bu rabutadan dolayı çeldince daha değişik, farklı üzerinde tecelliyetler oluyor. Üzerinde farklı tecelliyetler olunca da o dervişin üzerinde yol açısından, çevreyle irtibat açısından sıkıntılar oluyor.
Bu Hazreti Mevlana, Celaleti Ruma Hazretleri hani süt içecek olana ekmek verirseniz boğarsınız onu der yolundan hareket ederekten boğulanları görüyoruz biraz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizde rabuta böyle değil bir kimse aşkla, muhabbetle bir şeyi kendine disiplin etmeli. Kendi kendine disiplin etmeli. O kendi kendine disiplin ederse o zaman salihlerle beraber olmayı, salihlerle herden beraber olmayı, her nefes beraber olmayı kendine disiplin edebilir. Bunun üzerinde bir kısım insanlar tartışma açıyorlar. Bir yol disiplinidir. O yol disiplinine insanlar uyarlar. Bizde böyle bu şekilde hemen dersin başlangıcında böyle bir rabuta yok.
Yaratılanın zatıyla tevessülde bulunmak, yaratılandan imdat, yardım, himmet dilemenin hükmündedir. İyyâ kenabidû ve iyâ kenestaîn. Ancak ona ibadet eder, ancak ondan yardım dileriz. Tevessül etmek ise yaratılanı bu noktada yaradanla arasında yaradılana karşı sebep göstermektir. Hani Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri yağmur duasına çıktığında, Ya Rabbi aramızda Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin amcası var.
Onun yüzü suyürmetine bize yağmur bahşeyle deyince, yağmur hızla anında yağmaya başlar. O yüzden Allah'ın sevdiklerini bu noktada, tevessül etmede, hadis-i şerit de var bu meselede, bir şey yoktur, sıkıntı yoktur. Siz işte ehli kabri tevessül ediniz, bu noktada bunda da bir sıkıntı yoktur. Ama ve lakin bunu böyle kabristanlardan istemek küfürdür.
Gidip de bir kimsenin Ya Ömer Sultan Hazretleri bana rızık ver demesi hoş bir şey değildir. Veyahut da bir kimsenin işte herhangi bir kabirdeki zatı Allah yerine koyacak söz, davranış, hal ve hareketlerden uzak durması gerekir. Peygamberimizin kabrine gidip şefaat ve dua isteyip tevessülde bulunmak doğru mudur? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden dua istemek, ondan normalde onun şefaatine mahzar olmak için gayret etmek, bu noktada Cenab-ı Hak'a münacat etmek, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine münacat etmek,
başka kabir ehline de kendince münacat etmek caizdir. Tekrar söylüyorum, bir kimse hiçbir kimseyi bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dahil Allah'ın yerine koyamaz. Burada dikkat etmesi gereken şey o zatı ki bu kim olursa olsun veya o şeyi, o sistemi, bu ne olursa olsun Allah'ın yerine koymakla alakalıdır. Hiçbir şeyi Allah'ın yerine koymayın. Vesile vardır, vesilelerle Allah'a yaklaşır. Farzlar vesiledir. Hadis-i Kudsi'de farzlarla Allah'a yaklaşılır. Allah'a en çok hoşuna gidilecek işler yapılır, hoşuna gidecek. En sevgili şeydir, kulun farzlarla iştigal etmesi, yerine getirmesi, nafilelerle Allah'a yaklaşılır.
Nafileler kocaman bir manzumen, farzlar ona kaza. Bunların hepsi de vesiledir. Oruç vesiledir Allah'a yaklaşmaya. Namaz vesiledir Allah'a yaklaşmaya. Haramlardan uzak durmak vesiledir Allah'a yaklaşmaya. Salihlerle beraber olmak vesiledir Allah'a yaklaşmaya. O yüzden kabristanlığa gitmek, ölümü tefekkür etmek, kabirdeki kimselerin hallerini, ahvallerini tefekkür etmek vesiledir. Hatta kabir ehline bu noktada varsa sıkıntıları, onların sıkıntılarının bir veçede, bir manada onları görmek vesiledir insanın Allah'a yaklaşmasına. Bunlarda bir beis yok. Tekrar söylüyorum, ama ve lakin hiçbir şeyi ve hiç kimseyi Allah yerine koymama. Burada dikkat edilmesi gereken şey odur. Yoksa vesile hem ayetlerle, hem hadislerle bu manada, hem ahzabın davranış biçimine göre nedir? Vardır.
Mesela sahabeden birisi gelir yine, gözleri amadır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona der ki, sana bir dua öğreteyim. Hadi benimle beraber yap, yapar. Ya Rabbi sana iman ettim, sana iman ettim. Senin Habibine de iman ettim. Senin Habibine de iman ettim. Habibinin yüzü sürmetine gözlerimi aç. O da aynı şekilde öyle dua eder. O ashabın gözü açılır. Hiç görmemiştir, amadır. Gözü açılır. Böyle ama gözlerimi aç diye böyle dua vardır. Ama ben okumadım belki de veya gözümden kaçırdım. İşte gözlerinin görmediğiyle alakalı. Bu normalde bizim de manevi, batili gözlerimiz kör. Cenab-ı Hakk'a dua edelim.
Ya Rabbi sana iman ettim. Amin. Senin Habibine de iman ettim. Amin. Habibinin yüzü sürmetine bizim manevi ve zahiri gözlerimize aç. Amin. Kalplerimize basiret nurunu bahşeyle. Amin. Kalplerimize marifetullah nurunu bahşeyle. Amin. Ecmay. Tahiyyatta peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem baş parmağıyla orta parmağını birleştirip halka yapar ve işaret parmağını sürekli hareket ettirerekten dua eder.
Müslüm Ebu Avane. Bu şekilde yapmak gerekir mi? Kadın verken namaz kılış şekilleri aynı mıdır? Bunu böyle, bunu Hanefiler kendilerine ölçü almamışlar. Her ne kadar bunu Müslüm rivayet etse de Müslüm de bunu kendisine ölçü almamış. Bu normalde Hanbeliler de Şafiler de bu hadis-i şerifi namaz kılarken kendilerine ölçü almamışlar. Ama bir kimse bu noktada ömründe bir sefer bunu böyle yapabilir mi? Er cevap yapabilir. Bunda bir beis var mı? Bunda bir beis yok. Madem ki Müslüm bunu rivayet etmiş, hadis-i şeriflerden birisi ama Müslüm kendisi rivayet ettiği hadis-i şerifi kendisine namazın kendi içerisindeki tahiyyatta otururken yapılacak olan hal ve hareketlerinin içerisine koymamışlar bunu.
Bir kimse bu şekilde yapması gerekir mi? Normalde Hanefi iştahına uyuyorsa yapması gerekmez. Bazıları böyle mezhebin içerisinde herhangi bir zorunluluk yokken, Hanefi kendisi bir zorunluluk yok, bir sıkıntısı yok, bir problemi yok, böyle bir sıkıntısı bir problemi olmadığı halde mezhebin çizgisinden sapmasında sıkıntı var.
Yani böyle bir, bunda mesela bir kimse bir sünneti işlemek bağımında. Bunu yaparsa bunda bir beis yok, bir sünnete işleyecek o kimse. Sünnete Resulullah'ı işlemekten hiç kimsenin, hiç kimseyi yasaklama hakkı, hukuku olamaz. Bu yerli yerine otursun. Tamam. Ama ve lakin bu son dönem böyle mezhebin çizgisini terk etmeyi, mezhebin çizgisinin dışına çıkmayı, hatta böyle zaman içerisinde mezhepsizliğe doğru yol almayı, daha da zaman içerisinde mezhebi reddetmeyi, mezhepleri reddetmeyi, kendine ölçü etmeye çalışan bir grup insanlar var. Bunların bir kısmı gerçekten bilmediğimden dolayı yapıyorsa, bunlara söyleyecek bir sözüm yok.
Bunlara diyecek bir lafım yok. Ama yok, bunu böyle kasıtlı yapıyorsa, mezhepsizliğe doğru gidiyorsa, mezhepsizliğe doğru gidiyorsa, avam insanların dini hayatlarını yaşaması zorlaşır. Çok bilgili Kur'an ve sünnete hakim, ayeti kerimelere hakim, hadis-i şeriflere hakim, bir hadis-i şerifin üç tane, beş tane değişik şekillerdeki rivayetine hakim, bir ayeti kerimenin okunuş şekliyle, şemaliyle manalarının değişebileceğini ve bu manaların ne olduğuna dair, neye işaret ettiğine dair bu kadar ilmi, hakimiyete sahip bir kimse bunu böyle yaparsa, ona söylenecek bir söz olmaz.
Bakın, ona söylenecek bir söz olmaz. İki tane tefsir okuyan, iki tane hadis okuyan, işte birkaç tane böyle fıkıh kitabı okuyanın, böyle kendi kendine mezhepleri reddetme, mezhepleri yok görme, mezhepsizliğe doğru kulaç açması cehaletinden bir. Ya da uluslararası bir oyunun pençesine düşmüş. Yani o geniş tefsirleri okurken, işte bunu filanca, selefiden filanca zat bunu böyle okurdu, bu böyle okununca bu manaya gelir, filanca bunu böyle okurdu, bu böyle okununca da bu manaya gelir, filanca da böyle okurdu, böyle okununca da bu manaya gelirdi.
Böyle bir Arabi literatüre sahip, Kur'an'ı bilgiye sahip, böyle okunursa bunun karşılığı bu hadis-i şeriftir. Böyle okunursa bunun karşılığı da bu hadis-i şeriftir. Diyebilecek kadar, ilme vakıf bir kimse ise, ona söylenecek bir sözüm olmaz. Ona diyecek hiçbir sözüm olmaz. Hatta o kimse dese ki, adı ne? İşte Hüseyin, Hüseyin'i mezhebini kurdum dese, adam veyahut da kendince öylesine iştahatlar getirse, öylesine iştahatlar getirse, ve arkasından gelenler de bu noktada çoğalsa, bu adam da kalksa dese ki, Hüseyin'i mezhebi arkasından gelenler, böyle bir şey kursalar, hakkıdır.
Ama yani üç tane ayet-i kerime okumak, beş tane meal okuyup, on tane hadis-i şerif okuyup, ve işte birkaç tane fıkıh meselesi okuyup, yok namazda ben ellerime iki de bir de Allah-u Ekber deyip kaldıracağım. İşte yani bu mezhepler sonradan çıkmış. Bu mezhebe tabi olmamıza gerek yok. İşte işine gelen hadis-i şeriflerle uygula. Bunda sıkıntı var kıymetli dostlar. Burada sıkıntı var. Burada problem var. Ha bir kimse kendi mezhebinin içerisinde bir meseleyi problem bulamıyordur. Bu bir problemi aşamıyordur. Eyvallah. O zaman onunla alakalı bir hadis-i şerif var ise, o hadis-i şerifi ölçü olarak getirip, onunla amel edilebilir mi?
Evet. Eyvallah. Bunu o kimse kendi kafasından da yapmayacak yine. Bunu gidecek, bu konunun uzmanı, bu konunun varsa bir bileni, onun sayesinde, onun ışığında yapacak. E şimdi bu biraz böyle, ne yazık ki çığırdan çıkmaya başladı bu mesele. çığırdan çıkmaya başladı. Bunu böyle bir tartışma konusu haline getirmek, bunu bir iddia konusu haline getirmek, bunu bir münazara konusu haline getirip, kalp kırmak, bunu daha ileri götürüp, mezhebi olarak, herhangi bir mezhebe tabi olmuş bir kimse, onu böyle küçümsemek, onu alaya almak,
veyahut da o kimseyi tahkir etmek, taciz etmek, bunlar mümince davranışlar değil. Veyahut da kendisi öyle namaz kıldı diye, onun namazı kabul, diğerlerinin namazları kabul değilmiş gibi, bir hava vermek, kuş beyinlilikten başka bir şey değil. Kuş beyinlilikten başka bir şey değil. O yüzden biz dergah olarak, Hanefi olanlar Hanefi, Şafi olanlar Şafi, Maliki olanlar Maliki, Hanbeli olanlar Hanbeli.
Örneğin, varsa başka mezhep olarak, illaki dört tane olacak diye bir kaydediyorum, tabileri kalkmış mesela, Süfyan-ı Servi de, bu noktada bir mezhep imamınıdır. Bunun gibi böyle tabileri kalkmış olan, mezhepler var. Tarih içerisinde, tabileri kalmamış. Tabileri kalmayınca, mezhep ortayağıdan kalkmış. Varsa bir kimse, bununla normal değil, hiç önemli değil. O kimse der ki, ya ben, Süfyan-ı Servi'nin, onunla sonra mezhebine tabiyim. Ey Allah kardeş, Allah'ım hareket etsin, bize ne? Bu noktada sıkıntı yok. Ama herkes, kendi mezhep imamının, veya mezhep imamlarının, yolunu takip etmeye gayret etsin.
Orada, dinini yaşamaya gayret etsin. orada bir meselenin içerisinden çıkamıyorsa, olmuyorsa, hani ben bazen diyorum ya, kız çocuklarının veya kadınların, işte 80 kilometre ileriye, bu noktada, yalnız başına seyahat etmeleri, işte tek başına, Hanefi'de caiz değil, Şafi'de 40 kişi olması lazım. Malikiler, Hanbeliler, 3 aşağı 5 yukarı, öyle demişler. bunun iştahat edilmesi lazım. Burada bir yol tıkanıyor. O zaman hemen bir örnek gösteriyorum ya, hani ashab bir seriyeye gitti, seriyeye getince, bir kralın, veya bir kavmin, başkanının, padişahının, kızını esir aldılar, getirdiler Medeni'ye.
Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti'nin, çok kızdı sahabeye, neden böyle yaptınız diye. Ondan sonra, derhal onu dedi, geriye, babasının yanına götürün, 10 tane seriye erkek, ondan sonra muhafız çıkardılar, 10 tane erkek muhafız, o kızı, babasının beldesine götürdü, tekrar. Meseleyi uzatmadan, kısadan geçiyorum. Burada 10 tane muhafız, verdi yanına. Ne yaptı? Yol güvenliğini sağladı. Yol güvenliğini sağladı. Zaten seyahatte, asıl mesele, yol güvenliğidir. Buradaki, asıl, bu meselenin, asli, hükmü, yol güvenliğidir.
Bunu iştahat edebilirler. Yol güvenliği, var iken, kadınların, tek başına, seyahat etmelerinde, bir beis yoktur, denilebilir. Yol güvenliği, şart koşularak da. İştahat edilebilir mi? Evet. Çünkü, temelinde, hadis-i şerif var mı? Evet. Ama bunun, birisinin, iştahat etmesi lazım, bunu yine. Ama bir kimse, böyle bir şeyle, karşı karşıya kaldı, e gitmesi lazım onun. Veya, doğu kimsenin, gönderilmesi lazım. O zaman böyle, bunun gibi, bir açık kapıdan, girilebilir mi? Evet. Zorunluluk söz konusu. O yüzden olabilir. Allah bizi muhafaza eylesin. Kadın ve erkeğin, namaz kılış şekilleri, aynı mıdır? Aynı değildir. Bunu normalde, çok basit bir, basit demeyeyim de, özür dilerim, daha kısa, muhtasar bir, ilman kitabından da, öğrenebilirsiniz.
Mümkün olduğu kadar, namazlarımı, cemaatle kılıyorum, ve ilk safta olmaya, özen gösteriyorum. Ancak camideki, bazı yaşlılar, ön safta olduğumu, gördüklerinde, suç işlemişim gibi, bakıyorlar. Ben de ilk safın, sevabını bildiğim için, geri saflarda olmak istemiyorum. Acaba bu hususla, büyüklerimize hürmetsizlik etmiş olur muyum? Hayır. Cami adabında, cami adabında, veyahut da cemaat adabında, bir kimse camiye girdiğinde, işte kendince, yani fatihlik yapabilecek, hani, imama herhangi bir sıkıntı olursa, namazı devam ettirebilecek, bilgiye sahipse, hemen tam, imamın namaz kıldıracağı yerin, tam arkasına oturabilir.
Eğer kendini bu noktada görmüyorsa, onun sağına oturur. Sonra gelen sola, ondan sonra gelen sağa, ondan sonra gelen sola, ondan sonra gelen sağa, böyle devam eder, cemaatle diziliş. ve ilk önce, büyük erkekler, yani, buluğa ermiş olanlar, ondan sonra, buluğa ermemiş olan çocuklar, cemaatte sıralama, ardından büyük kadınlar, onların ardından da çocuk kızlar, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hadretlerinin, mescidindeki cemaat, bu şekilde sıralanırdı.
Yaşlıların oradaki gençlere, kızmaları cehaletinden, veya onlara tepeden bakmaları, cehaletinden başka bir şey değil. Zaten öyle bakanların, çocukları da namaza gelmiyordur. Bizim toplumumuzda böyle bir şey var. Yani kendi kızını, dindar yetiştiremeyen, kendi oğlunu dindar yetiştiremeyen, kendi çocuğunu, kendi oğlunu derslere getiremeyen, orada bir başkasının eksiğinden, kusurla uğraşır.
Bu hastalıktır bizde. Adam kendi oğlunu, kızını, karısını, camiye, cemaate, namaz alıştıramamıştır. Ama git sen, camide ahkam kesiyordur. Aynı şey, dergahlarda, tekkelerde de vardır. Adam kendi eşini, çoluğunu, çocuğuna söz geçiremiyordur. Bu noktada aşılayamamıştır. Veyahut da kocasına, bu noktada aşılayamamıştır kadın. Ama git, cemaatlerde, tekkelerde ahkam keserler. Allah muhafaza eylesin. Bebek kıyafetlerinin üzerinde, canlı resmi insan, hayvan, bitki olması caiz midir? Çocuk oyuncağı alarak, insan veya hayvan maketleri almak, ve çocuğu oynatmak uygun mudur? Normalde, bu insan ve hayvan, maket halindeyse, tam bir insan görünümünde değilse, bunda bir sıkıntı yok.
öbür türlü çocukların oyuncaklarla oynanması, oyuncaklarında kız çocuklarının bebek filan olmasında, bir sıkıntı yoktur, caizdir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bazı dualarda sayıları söylemiştir. Ama mesela, astronomik rakamlar, örneğin, dört bin dört yüz kırk tört salatı terficiye gibi, sayıların önemi var mıdır? Bu noktada bu tip şeyler var, böyle dört bin dört yüz kırk tört salatı terficiye yok, bilmem kaç bin tane sabah namazında, en güzeli de şuydu, bir gün, onu okumuştum da ne gülmüştüm, seher vaktinde, yedi yüz seksen altı tane, besmele-i şerife çekmeye, çeken, işte bilmem kaç gün çeken, biiznillah cezaevinden kurtulur. Dedim ki, bütün tecavüzcüler, hırsızlar, katiller, oturacaklar şimdi bunu, sabah namazından sonra, yedi yüz seksen altı tane, besmele-i şerife, yedi gün mü diyor, işte yirmi bir gün mü diyor, şimdi tam aklımda değil,
hatırımda değil, yedi yüz seksen altı tane, besmele-i şerife okucak, cezaevinden kurtulacak. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bu soruyu sorma amacım, bir arkadaşım, dört bin dört yüz kırk dört, Yasin-i Şerif, bir abdestle okununca, kanser bitiyormuş diyor. Allah selametle girersin. Annem namazlarda, evde beş ay önce vefat eden, anneannemin sesini duymakta, bunun hikmeti nedir? Ne güzel. Konuşsun, konuşabiliyorsan, namaz kıldığın halılarda, secdelerde, zaman zaman insan, kuş, hayvan, bazen de yüze hoş gelmeyen suretler görürüm, bir hikmeti var mıdır?
Devam et namaza. İş yoğunluğundan, bazen de uykunun galebe gelmesinden dolayı, namaz sonrası, tehditleri çekmek zorunda, toplu çekmek zorunda kalıyorum. Bu durumda bir beis var mıdır? Hatta günlük virtlerin bile, bir dahi güne kaldığı oluyor. Yani bunları yazan aynı şahıs, böyle virtleri çekemediği zaman, ertesi güne kalıyor, ama normalde halılarda, secdelerde suretler görüyor.
Tenakuz mu? Alemi bir hayal üzere gör diyerek, ve arşın, arzın, metanın, maddenin, cennetin, cehennemin, ibadetin ağırlığı yok ise, ağırlığı olan nedir? Bilmem, ağırlık olan ne olduğunu, bunun var mı ki ağırlığı olan bir şey? Kızlarımızı, çocuklarımızı nasıl korumalıyız?
Sizden öğütler alabilir miyiz? Konu sevgili muhabbeti, haramiyeti anlatır mısınız? Evet, bu normalde sosyal medya dedikleri, bu olgu yayılmaya başladıkça, bu çocukların bu noktada, gevşekliği de çoğalmaya başlıyor. Bu noktada anne babalar, çocuklarını 19-20 yaşına kadar, iyi dikkat etmeli. Erkek veya kız hiç önemli değil, çocuklarını haramla, iştigal ettirmemek için, harama bulaşmamaları için, başlarında bir hayli, didinmeleri lazım. Çocuklarını muhafaza edecekler, koruyacaklar. Öyle bilgisayarlarını, cep telefonlarını korumasız, yani sizin anne babanın dokunamayacağı, anne babanın elleyemeyeceği, şifreli şeyler olmayacak.
Anne baba istediği anda ona bakabilecek, evin içerisinde bu noktada, böyle bir hava oluşturulacak. Çocuklar odalarında, ders çalışma zamanında, ders çalışacaklar. Cep telefonlarıyla, internetle oynamayacaklar. Anne babalar çocuklarının üzerinde, titiz duracaklar. Bu noktada kadın, kız veya erkek, hiç önemli değil, çocuğun böyle bir şeye, tevessülü varsa, onu anlatacaklar, tebliğ edecekler, tenkit edecekler. Bu konuda titiz davranacaklar. Anneler bu konuda, bilhassa titiz davranmalılar. Anne böyle, biraz çocuğuna bu noktada, göz yumarsa, işte ne yapalım, çocuk işte yok evlenecekti, yok işte isteyecekti, yok bunlar ciddi düşünüyorlardı. Anneler biraz bu noktada, gevşekler. Yani örneğin, yüzde altmış anneler gevşek, ama yüzde kırk da babalar gevşek.
Enteresan, babaların normalde, gevşekliği yüzde on, olması gerekirken, en fazla yüzde on beş, olması gerekirken, bizim toplumumuzda, onlar da muhafazakar, yani muhafazakar, deyimini de sevmiyorum. Böyle biraz daha, dini meselelerde, duyarlı olan insanlarda, bu oran daha da, düşük olmalı. Ama acı, dini duyarlılığı olan, kimselerde dahi, bu oran yükselmeye başladı. Dini duyarlılığı, yüksek olan, ailelerin, ne yazık ki, bayanlarında da, erkeklerinde de, böyle bir gevşeklik var. Ve bu gevşekliği, ne yazık ki, bir türlü atamıyor. Türkiye'deki, İslam toplumu. Böyle dünya, biraz fazla sarmış gibi bizi. Bu gevşeklik, ne yazık ki, böyle, bir hastalık gibi, bir virüs gibi, herkesi sarıyor.
Ve bir anne, çok rahat bunu düşünebiliyor. Yani gelmiş, 20 yaşına kız, işte benim haberim var, ciddi düşünüyorlar. Yani evlenmişler, bildiğiniz, karı koca hayatı yaşıyor. Kız çocuğu. Annesinin bundan haberi var. Neymiş, benden habersiz yapacağına, haberli yapsın dedim hocam. O zaman, senden habersiz yapmasın, gitsin fuhuş yapsın dedim. Haberli ol o zaman. Nasıl yani, dedim kendi ağzından söylüyorum. Dördüncü sevgilisiymiş. Dördünden de haberi var. Bir de kadın çok emin. Yani haberi var ya onun. Haberi olunca, çok dürüst bir şey yaptılar. Çok doğru bir şey yaptılar. Kadın da böyle, kendi kendisine, gerçekten de inandırmış kendisini.
Dedim ya haram, haram. Senin kızın, fuhuş yapıyor. Haram. Nikahı var mı? Yok. Haram. Sen nikahının olmadığını biliyor musun? Evet. Diyorum haram. Nasıl böyle bir şey, göz göre göre, benim haberim var deyip, dedim. bir de cartınaraktan söylüyorsun. Birisi de enteresan, babasının haberi var. Anne baba haberdarlar. Gelmişler, beni de üfürükçü mü zannettiler, ne zannettiler? İşte bir dua et, o adam dönecekmiş oğlan bunlara. Dedim ya, ne alakası var?
Siz karıştırdınız herhalde, dedim. Bir de gerçekten, bizde bazı derviş kardeşler var, saf biraz. ben onların saflıklarına veriyorum. Ya bunu duyuyor, böyle söyleniyor. Siz bir efendime gidin, o halleder. Ya niye halledeceğim ben? Dedim ya, niye halledeceğim ki ben?
Adam gelmiş, yemiş, içmiş, çekmiş, gitmiş. Ne yapacağım dedim yani ben ona? İkinizin de haberi varmış zaten. Bu günah değilmiş mi? Ya adamın çekip gitmesi günahın yani. Dedim ya, sen ilk önce günahı kendin işlemişsin adama. Ya bir baba olarak dedim, nasıl sen böyle bir şeye müsaade edersin? Ben güvendim kızıma. Ya neyisine güvendin dedim ya, neyine güvendin? Böyle abuk subuk şeyler, Allah muhafaza eylesin. O yüzden çocuklarınıza dikkat edeceksiniz. Asla, eşlerinize, çocuklarınıza dikkat edeceksiniz. Haramla ilişkileri olmayacak, hiç kimse. Siz de erkekler olarak kendinize dikkat edeceksiniz. Haramla ilintiniz olmayacak.
Olmayacak haramla ilintiniz. Eşlerinize bu konuda uyaracaksınız, söyleyeceksiniz. Haramla ilintiler olmayacak. Çocuklarınıza bunu anlatacaksınız, bir daha anlatacaksınız, bir daha anlatacaksınız, bir daha anlatacaksınız. Kızlarınıza söyleyin. Deyin ki sizi istediğinizle evlendireceğiz. Haram bir şey işlemeyin yalnız. Erkek çocuklarınıza açıkça söyleyin. Deyin ki sizi istediğin kızla evlendireceğim. sakın haramla iştigal etme. Sakın. ve çocuklarınızı istedikleriyle evlendirin. Ya yanlışlığı varmış. Anlat. Evlenmek istiyor. Evlendir. Ya çocuğun eksikliği varmış. Evlenmek istiyor.
Evlenmek istiyor. Evlenmek istiyor bu kız. Evet anlat. Evlenmek istiyor. Evlendir. Erkek çocuk. Ben filancayı istiyorum. Oğlum bak bunun şusu var, bu su var, bu su var, bu su var, bu su var. Baktık ettik. Ben onu alacağım baba. Tamam. Hiç sıkıntı yok. Bu konuda da açık çek veriyorum ya dergahın içerisine. Siz İslam hukukunun içerisinde kalın. evlenemiyorsanız gelin benim yanıma. Ben babanızla konuşurum. Ben annenizle konuşurum. Ben evlenecek olduğunuz şahısla konuşurum. Sıkıntı yok. Yeter ki haram işlenmesin. Yeter ki harama kapı açılmasın. Kimle konuşulması gerekiyorsa ben konuşurum. Kimin eli öpülmesi gerekiyorsa ben gider elini öperim onu.
Ben derim ki aslan gibi ya. Ama kız ama erkek hiç önemli değil. harama düşmemek için çırpınıyorlar. Eyvallah. Harama düşmesinler. O çırpınışı göreyim ben. Ben düşerim yola. Ama derviş kardeşler şuna dikkat edecekler. Arkadan dolanıp puan almaya çalışmayacaklar. Evlenecek olan harbi harbi. Çıkacak evlenecek. Çıkacak evlenecek. Evlenecek mi? Gece yarısı evlendiririm ben seni. Gece yarısı, gece yarısı. Gündüze kalmaz. Yok bir çıkacaklarmış da, bir görüşeceklarmış da, bir bakacaklarmış da, ısınamazlarsa ne olacakmış da. Üç sefer konuşmaya hakkı var.
Evlenecek olanlar. Üç sefer. Üç sefer konuştu mu konuştu. Tamam mı tamam. Allah yolunu açık etsin. Evleniyor musun evet? Haydi yürü. Yok işte nişanlı duracakmış bir sene. Bu ne ya? Yok İslam'da böyle bir şey. Bir sene, iki sene nişanlı durmak. Evlenecek olan. Çıksın evlensin. Evlenecek olan. Çıksın evlensin. İki yıl sonu evlenecekmiş. İki yıl beklesin o zaman. Kimsenin nasibini kapatmasın. Allah muhafaza eylesin. Amin. Evliliğimde her konuda alttan almaktan, her konuda haksız olup tatlı dile konuşup çözmeye çalışırken bile haksız olmaktan, küsmediğim için ezilmekten yoruldum. Eşim sürekli küsüyor.
Ve ben karıştığım için kendimi hep haklı görüp hakaret etse bile hiç telafi edip özür dilemiyorum. Evlilikte sabırdan bahseder misiniz? Çok bunaldım. Ya içimdekini söylemeden edemeyeceğim ya. Adam kıs mı? Küsermiş mi ya? Adam küsermi ya. Erkek evin reisidir.
Ayetle, hadiste sabittir. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Eşinden sorumlusun. Çocuklarından sorumlusun. Küsmek nereden çıkmış? Aynı evin içerisinde küsülür mü? Ne yapıyor şimdi adam küsülür? Böyle bir küsen bir adam lazım bana da. Bileyim ne yapıyor evde küsünce. Ya su istemiyor mu? Çay istemiyor mu? Yemek istemiyor mu? Konuşmuyor mu? Ne yapıyor acaba küsen bir adam? Hanımınla yatmıyor mu? Kadın onunla yatmak istese, adam onunla yatmak istememiş olsa ve dört günü geçse bu kadının boşanlığa hakkı doğdu. Gişse hakime dese ki, bu adam bana dört günden beri dokunmuyor, dört günü de geçti, rahatsız mı acaba dese, hakim onu tedaviye gönderecek dinen.
Diyecek ki senin adamlık işlevlerin yerinde değil, yerinde olup olmadığının tespit edilmesine, yerinde değilse tedavisine, tedavisi mümkün değilse boşanmasına, dini hukuk, Hanefi'ye göre. Daha ağır konuşsan da adamın müsreddesi küser kadına. Adam küsermiş mi ya? Kadına küsen bir adam Cenab-ı Hakk'ın cemal sıfatına sırtını çevirmiş oldu.
Kadın çünkü Allah'ın cemaliyetidir. Varsa bir mesele oturursun, konuşursun, anlatırsın. Bir daha anlatırsın, bir daha anlatırsın. Kadın seninle küsüyorsa, bu kadının normalde onun da küsmeye hakkı yok. Kadın neyse küsecek adama. Şimdi böyle açık açık konuşacağım. Adam yani yat dediğinde yatmayacak mı kadın? Ne o ben küsüm mü diyecek? Böyle bir evlilik mi olur? Nasıl bir evlilik? Veyahut da kadın, adam, kocası soyundu yattı.
Ne yapacak adam o zaman? Sırtını mı dönüp yatacak yatakta? Yanında soyunmuş yatmış bir kadın var. Adam sırtını dönecek yatacak, ertesi gün sabahleyin adamım diye gezecek. Öyle mi? Terbiyeye ihtiyaç var. Allah muhafaza eylesin. Bunlar yanlış şeyler. Kötü örnek. Bir kadın kocasına küsemez. Bir adam karısına küsemez. Bir evin içerisinde nereye küsecek ya? Adam demek ki küsken iki gün, üç gün, dört gün, beş gün hiç kadın canı istemiyor demek ki. Adam tın tın demek ki.
Boş deneke. Al eline sopa, tıngırdat o zaman. Babamdan bir örnek vereyim de size. Konu biraz hem gevşesin. Annem yüzünü asamazdı babama. Bir gün böyle sofrayı duvara vurdu. Bütün tabak çanak böyle bir seronomi halinde yere yığıldı, kalktı gitti. Büyüküz biz de öyle küçük değiliz yani. Anneme dedim çabuk toparla gelecek şimdi birazdan sonra. Babamın şeyi böyle bir şey çarpıyor. Çıkıp gidiyor evden. Annem dedi ki Efe kızı rahmetli. Neyse dedim gelecek birazdan. Neyse hemen toparladı, temizledi.
Önceden böyle boya mayan var bildiğiniz kireç. Hemen kireçten toparlanıyor. Hemen halı kilim yıkanıyor. Babam çünkü yarım saat 45 dakika sonra kucağında köfte ekmekle geliyor. Yemek duvarda soluklandı ya mutat işi yarım saat 45 dakika sınırı geçiyor. Gidiyor onun bir helvacı tahsin vardı ya şeyin aşçı helvacı Muhsin, aşçı tahsin'in kardeşi. Onun asker arkadaşı gidiyor ondan köfte yaptırıp götürüyor dedim annem neyse toparladı ortalığı. Ondan sonra geldi babam tabii sofrayı kurdurdu gene köfte ekmekleri koydu bizde böyle yağlarlar ekmeği. İçine köfte doldurlar, koydu sofraya annemin yüzü sert. Ondan sonra anneme bir iki böyle şaka yaptı. Bakın bir saat falan geçmedi üstünden olayın olalı.
Annem gülmedi böyle. Çat bir tane vurdu. Sen ne gülmüyorsun diye. Annem böyle yaptı. Velem yapayım dedi hani sıratayım. Ha öyle yapacaksın dedi. Başladı annem böyle yapmaya. Hani kinayesini yapıyor o da o da karnını düşürmüyor. Ama bitti. Bakın bitti bu kadar. Babamın önünde bir kadın küsecek mümkün mü ya?
Mümkün değil Allah rahmet eylesin. Bu böyle ben hiç babamın küstüğünü görmedim evde de. Benim alışık olduğum bir şey değil bu. Bir adamın kadına küsmesi alışık olduğum bir şey değil. Ben hiç görmedim. Hiç görmedim hem. Bakın hiç görmedim. Evet adam tavır yapar yapar ama küsmez. İşte şakalaşmayabilir. Ciddi durur. Ama küsmez. Yani kadın şimdi ona bir şey sorduğunda cevap vermiyor mu? Küsen adam nasıl oluyor bilmiyorum ki ya. Allahu ekber kebira ya. Var mı küsen ya? Cesaretli bir kimse ben küstüm de böyle yapıyorum diyecek. Hiç kimse de çıkmaz şimdi.
Adamın nüsvettesi dedik çıktık. Kim çıkacak şimdi? Ben küstüm de böyle yapıyorum desin. Yok öyle bir şey. Tamam. Kalsın. Dışarıdan birisini bulayım var inşallah. Küstüğünde ne oluyor diye öğreneyim ondan. Veyahut da bu kadıncağız inşallah kardeşciğiz bize böyle küsünce adam ne yapıyor? Bize anlatsın ya. Gayret edilecek bir şey. İnsanların çok oldukları anlarda sanki onların düşünceleri benim beynimde. Doktor psikolojik herhalde bu değil mi? Bu aynı yazı dedikten beri bu yeşiller aynı. O şeyler görüyorum diyen, suretler görüyorum diyenler. Psikolojik değil mi? Psikolojik babacığım. Halis ne oluyor? Psikolojik. Benim dilim dönmüyor bu tip şeylere de çok.
Ne oluyor böyle halisasyon göre? Bağırsana babacığım. Ayağa kalk da söyle. Olmayan bir şey varmış gibi görüyor babacığım. Mesela baktığı zaman işte bunun çeşitleri var görsel, işitsel diye. Kulakla alakalı. Mikrofon vereyim şeye doktora. Baştan anlat bakalım doktor. Halisasyon nasıl oluyormuş? Evet. Olmayan bir şeyi... Arkadaşlar ama. Olmayan bir şeyi varmış gibi görmesi veya duyması veya algılaması. Mesela normalde bunun çeşitleri işte görsel halüsinasyon dediğimiz bir şey yok. Ama karşı taraftan mesela işte birisinin ona silah uzattığını, ona ateş etmek üzere olduğunu görebilir. Veyahut işitsel halüsinasyonlar bunların genelde çoğunluğu işitseldir.
Kulaklarında sürekli bir ses olur. Yani bunu küfreden, işte seni öldürmek istiyorlar veya şöyle yap, kendini buradan uçurumdan aşağı at gibi bu şekilde sürekli konuşmalar olur bunların kulaklarında. Bunları duyarlar. O az önceki şeyi de görürler hakikaten. Yani normalde dışarı bakıldığı zaman işte siz dersiniz ki orada bir şey yok ama o orada görür. Yani onun alemiyle sizin aleminiz aynı değildir. Dokunma ile alakalı olarak. Mesela der ki yine bu da görsele de giriyor bir taraftan. İşte mesela örümcek böyle örümcekler yürüyor der kolumda. Doktor parantez içinde göbeğe salmaya başlamış ya. Evlilik farklı bir şey. Yusuf görüyorsun değil mi? Arkadaşın göbeklenmeye başlamış.
Devam et. Bunun kelini bakıyor demek ki. Normalde bunun en büyük sıkıntısı bunlar hasta olduklarına yani bu tarz durumların onların bir beynin oyunu olduğunda algılamazlar, kabul etmezler. En büyük sıkıntı budur aslında. Dolayısıyla var oldukları, yaşadıkları alemi gerçek. Sizin söylediğiniz şeyi de gerçek dışı olarak algılarlar. O yüzden normalde bizim bu şekilde olmayan bir şeyi varmış gibi görmesi, duyması, yaşamasına biz halüsinasyon diyoruz babacım. Şizofrenin, yani şizofren sadece bir hastalık değil, onun çeşitleri var. Şizoyla başlayan genelde bu tarz böyle rahatsızlıkların temel özellikleridir.
Özellikle şizofrenin en temel belirtisidir. Hani sufilerle alakalı da böyle bir benzetmemiz buradan geliyor aslında. Normalde dışarıdan işte bir psikiyatris'e bu anlatıldığı zaman o da normalde olmayan bir alemi varmış gibi kabul etmesi sayıldığı için sufiler de böyle bir şizofreni form bir bozukluk ona o yüzden yani deneziyor. Anladım anladım ben hakkımda, konuda sıkıntı yok. Ben barışıkım, şizofrenlikliyim de. Sizki olumlu şizofrenlik. Teşekkür ederim. İmla gülücüğüme vuracak doktor ya. Yeni derse başlayan yerlerde zikri, suresi ve edep, adap nasıl olmalı?
Bu noktada, bu her yer için geçerli. Bütün zakir kardeşler, bayanlar da erkekler de böyle 45 dakikanın üzerinde ders yaptırmaya çalışmayın. Evet yani bazı yerlerde oturmuştur, yerleşmiştir. Hadi kaçar biraz. Ama ve lakin fazlasını yapmayın. Mahalle dersleri çoğaltmayın. Hadis-i Şerif var. Bir kimseye normal bir dervişin haftalık 3 gün ders yeter ona. Perşembe burada umumi ders yok. Bütün dergaha bu. Gelebilen herkese. Bir de mahallede işte bir kimse kendi ilinde, ilçesinde, neredeyse. Adı 2 günde oraya koydu.
3 gün. Bitti. Bıktırmamak. Böyle onu nefret ettirmemek. Hadis de sabit bu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ilk önce bir gün diyor. Hadis-i Şerif'in başında. Ondan sonra 2'ye, ondan sonra 3'e çıkıyor. O yüzden normalde bu noktada zikrullah zamanını da çok uzatmayın.
Baymayın arkadaşları, kardeşleri. Bir de 3 kişi, 4 kişi, 5 kişidir. 3-4-5 kişi olunca ses temposu da düşer. Esmaların zamanını da çoğaltırsa bir kimse ölür orası. Veyahut da 5-10 kişidir. O 5-10 kişinin içerisinden ses yetiremeyenler ilahiye başlar. Bir bakmışsın 10 kişi, 5 kişisi ilahi okuyor. Tempo düşer. O yüzden canını tutmak, bıktırmamak, heyecanı kaçırmamakta fayda var. Başlangıçtan sonuna kadar suresi var mı? Dedik en fazla 45 dakika diye. Normalde mesela ben yeni gittiğim yerlerde yarım saat bile yaptırmam. 15 dakika bile yaptırmadığım yerler var.
Böyle la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah böyle 3-4 dakika yaptırıp bitirdiğim yerler var. Bir saat ders yapacağız, zikrullah yapacağız diye böyle bir kaydı yok. 45 dakika yapacağız diye bir kaydı yok. Biz burada bile bazen 45 dakikaya sürmüyoruz. Bıktırmamakta fayda var. Zakir zikrullahta nefsine uyarsa bu nasıl olur? Normalde zakirin nefsine uyup uyumadığını derviş kardeşler mi karar verecekler? Bunlar edebe mugayir şeyler. O yüzden derviş kardeşler otururlar, Kur'an ve sünnet dairesinde derslerini yaparlar. O esnada zakir yarım saatmiş, 40 dakikamış, dakika mı tutacak derviş kardeşler? Dervişe gereken şey iki dizinin üstüne oturup zikrullahı yapmaktır.
Yarım saat mi sürer? 45 dakika mı sürer? Sürer. Bir saat mi sürer? Sürer. Dervişin ona kalkıp da zakirin nefsine uyduğu, kalkıp gidiyoruz veya şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz deyip de dedikodu, fitne çıkarma hakkı yok. Bunun normalde dervişin hakkı değil bu. Bu adab-ı erkan yok dergahımızda. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi herhangi bir zakir ağabeyi eleştirirdi herkesin içerisinde. Oradaki dervişler böyle gevşerler. Ana bak sen nasıl eleştirdi diye. Ben hemen onlara söylerdim. Şeyh Efendi onu eleştirir de, yerden yere vurur da. Ama siz ona bir laf söylemeye kalkarsanız, cartak yırtar sizi derdim. Hatta birisi böyle bir ağabeyimizle gevşeklik yapacak oldu da, Şeyh Efendi de böyle uzaktan görmüş o gevşekliği onları.
Mustafa Efendi dedi, böyle böyle yapıyordu dedi. Allah rahmet eylesin. Ben de dedim, efendim siz onların yanında onu çarptınız ya dedim. Onlar da kendilerini hak görüyorlar şimdi bunu dedi. Ahma böyle olur oğlum dedi. Ahma böyle olur dedi. Sonra ömredeyiz bir de. Aradan iki gün, üç gün geçti. Ne oldu onlar karşılaşmışlar demek. Bir yerde bir şey olmuş. O kimse geldi bana. Ya Mustafa kardeş dedi, böyle böyle dedi. Vallahi dedim senin işin Şeyh Efendi'yle. Neden dedi? Vallahi dedim sen sıkıntılı, senin durum. Dedim böyle böyle davranıyordun. O da görmüş dedim uzaktan. Bana söyledi dedim, böyle böyle dedi dedim ben.
Ne yapacağım dedi, gideceksin helallaşacaksın dedim. Hem zakirinle helallaşacaksın hem Şeyh Efendi'yle helallaşacaksın dedim. Beni dedi odaya girdiğinde beni içeri katar mısın? Katarım dedim ben. Neyse Şeyh Efendi'yle otele gittiğimizde tabii o tek odada kalıyordu. Edep, adap odur çünkü. Şeyhin yanında kimse yatmaz. Dedim efendim böyle böyle filanca abi sizinle görüşmek istiyor dedim ben. Ne görüşecekmiş dedi. Dedim görüşmek istiyorum. İyi çağır dedi. Neyse o içeri girince ben dışarı çıkmak istedim ben. Dur Mustafa Efendi dedi. Durdum. Böyle hafiften baktı. Ne var dedi ona. İşte efendim helallık almaya geldim, özür dilemeye geldim dedi. Sen dedi abine ne öyle davranıyorsun dedi. Gevşek gevşek dedi.
Efendim özür dilerim de işte şöyle de işte böyle de. Sizin hiçbiriniz yok gel dedi. O vardı orada dedi. İnsan abisine böyle mi davranıyordun dedi. Sakir ne dedi. Bu nasıl derviş edebilir? İşte tekrar özür dilerim dedi. Git dedi. Elini öp onun dedi. Elini öp öylesi gel dedi. Tabii gitti o öbür odada zaten. O da. Gitti onun elini öpme. Mustafa Efendi sen bunun dedi hani kulağına su kaçırmışsın gibisinden. Dedim efendim geldi sıkıntı var dedi dedim. Ben de söyledim dedim. Böyle böyle dedim. Öğrensin diye söyledim dedim. Yanacağım yoksa benden. İyi öğrensin diye söyledi sen iyi dedi. Ondan sonra gitti neyse onun elini öpmüş.
Ondan sonra hakkını helal et demiş ona söylemiş. O da demiş helal olsun. Demiş ya beni bekliyorum. Olmazsa beraber gidelim demiş. Ondan sonra iyi demiş. O da ikisi beraber geldiler sonra odaya. Ondan sonra helal ettin mi dedi. Ettim efendim dedi. Bir daha sakın ha dedi. Zakirinize karşı dedi. Gevşeklik yapmayacaksınız dedi. Bir kimse zakirine, çavuşuna gevşeklik yapmaz. Bu genelde böyle Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi'ye yakın olanlar hani. Şeyh Efendi ne haber filan der ona. İyi misin? Çoluk çocuk iyi mi? İşte denk geldiğinde ona selam sabah verir. Böyle bir hani o kendince Şeyh Efendi'ye yakın ya. Şeyh Efendi'ye yakın olunca. Zakir'i istediği gibi tokatlayacak.
Dinlemeyecek. Ne bileyim işte Zakir'e karşı saygısızlık yapacak. Yani o kendinde o hakkı görür. O kimsenin boş olduğuna işaret. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Zakir kardeşleri öyle nefsine uyduğu zaman ne yapalım? İyi kafasına bir tane odun vur. Allah muhafaza eylesin. Hızla geçeyim. Hakkınızı helal edin diyeceğim ama. Burada uzun sorular var. Elimdekini bitireyim artık. Annem 78 yaşında bakıma muhtaç kanser hastasıydı. 40 gün önce rahmetli oldu. Eşim annemi evime götürmeme müsaade etmedi. İkna edemedim. Sözleriyle çok kırıcı davrandı. Ben de kendi evinde 1,5 yıl baktım. Şimdi eşim evime dönmemi istiyor. Ben kalben çok kırgınım.
Bu kırgınlığı manevi olarak nasıl tedavi edebilirim? Ne yapmalıyım? Sıkıntılı bir durum. Yani erkeğin buna hakkı var yalnız. Ama olumlu yerden bak. Eşine bakmana müsaade etmiş adam. Buna müsaade etmeyebilirdi de. Bak, erkeğin buna hakkı var erkek. Eşinin annesini kendi evinde bakmak veya baktırmakla yükümlü değil. Bakın yükümlü değil. Biz erkeği Kural Sünnet tarihinde böyle bir yükümlülüğün altında tutamayız. Burada biraz daha biz kendi kendimize, başımıza gelmedi ya. Biz kendi kendimize şunu diyebiliriz. Ya işte alsaymış iyi olurmuş.
Yok, bu erkeğin hakkı mı? Evet. Kur'an ve Sünnet tarihinde erkeğin bunu yapmama hakkı var mı? Evet. Ama müsaade etmiş. Gitmiş annesine, annesinin kendi evinde bakmış. Kadının burada kırılma noktası olmaması gerekir. İnsanlar çünkü Kur'an ve Sünnet'ten sorumlular. Adamın yaptığı haram değil. Kur'an Sünnet dışında da değil. O erkeğin yaptığı şey. Bir erkek normalde kendi annesini, babasını da kendi evine getirip eşine baktıramaz. Sen bakacaksın diyemez. Erkek bakmak zorunda. O da gidecek kendi annesinin, babasının evinde. Erkek de gidecek, orada bakacak. Örneğin. O yüzden normalde erkeğin burada bir sorumluluğu yok.
Ha tatlı bir şekilde olabilir miydi? Belki de olabilirdi. Tekrar söylüyorum. Oturduğumuz yerden buna konuşuyoruz şimdi. Başımıza böyle bir şey gelmedi. Yani normalde bir ev küçük olabilir. İki oda bir salondur. İki oda bir salonun yanının içinde. Yani kayınvalide gelecek, orada kalacak. Kanser hastası orada devam edecek. Evin düzeni bozulabilir. Sistemi kaçabilir. Adam onu çekmek zorunda değil. Değil. Yaparsa nur hala nur bir iş yapmıştır. Ama yapmazsa neden yapmadın diyemeyiz. Fâlemenâhûn. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi