Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Aralık 2015 · 1:39:47
Selamun Aleyküm. Allah gününüzü, gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımıza hırsı muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed'e birlik, dirlik, beraberlik, ihsan eylesin. Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin. Kuvvetli eylesin inşallah. Oruç tutuyorum ama niyetimde aşık olayım diye niyet ediyorum. Aşıklıktan bulaşsın diye. Burada bir edepsizlik olur mu Allah'a karşı? Arada ümmetin affına vesile olması için niyet edip, sevabını ümmete boğuşuyorum. Bu kabul olur mu, bende aşık olur muyum? Allah cümlemizi kendisine aşık olanlardan eylesin. Yaptığınız ibadetleri de onun için yapın. Bir şeyi muhakkak o avamın işidir.
Şu işim olsun, oruç tutayım. Buna niyet eder, bunu yapayım. Bu da haktır ama avamın işidir. O yüzden sufiler kendilerince, kendi dairelerinde yapmış oldukları ibadetin karşılığına bir şey koymazlar. Allah için yaparlar. Biz de Allah için yapanlardan olalım inşallah. İstihare yaptığımız zaman kalbe gelen hissi ne zaman ölçü olarak alınır? namazdan sonra mı, peygamber efendimizin duasından sonra mı gelen hissi ölçü olarak almalıyız? hadis-i şerifte istihare tarif edilirken, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şeyde karar veremedi. Şüpheli, şüphe etti yani. Şöyle düşünün, Ankara'ya gideceksiniz, yolunuzda iki çatal yol oluştu. Hangi yolu tercih edeceğinizi bilmiyorsunuz.
Hedefiniz Ankara. Bu konuda iki rekat namaz kılınır. Bu iki rekat namaz kıldıktan sonra istihare duası yapılır. Kalbe gelen ilk ne ise ona tabi olunur diye. İstihare böyle tarif edilmiş. O yüzden normalde bu, mesela kimisi haram bir iş işliyor. Haramın içerisinde, bu işi bırakayım mı bırakmayayım mı diye istihare yapacağım diyor reşil. Ya kardeşim haramla iştigal edin, haramı terk et. Yani faizle bir iş var, adam onu istihare yapacağım diyor reşil. Ya faiz, haram, terk et. Mümin müminden faiz mi alırmış? Veyahut da işte kız çocukları genelde evlenecekler, karşıda bir aday var, namaz yok, abdest yok, oruç yok, zikir yok, fikir yok, şükür yok, ona istihare yapacağım diye uğraşıyor.
Ya bu zaten normalde haramın içerisinde. Haram işliyor bu. Haram işleyen bir kimsenin üzerinde neyine istihare yapacağım? Ve aynı şey erkekler için de geçerli. Yani bayanda namaz yok, abdest yok, oruç yok, zikir yok, fikir yok, şükür yok, İslam yok, hiçbir şey yok. Yazın plaja gidecek, kışın denize gidecek. Sonbaharda ayrı bir tatil yapacak. Kendince bir hayat standartı var. Öbürkü, öbürkü de diyor ki dergahda. Ya nasıl olacak? Ona istihare yapacağım diye uğraşıyor. Hayır yok. Siz dindar olanını seçiniz. Hadis-i şerif belli.
Siz dindar olanını seçiniz. Ama ne erkekler ne bayanlar dindar olanı seçme noktasında nefislerine söz geçiremiyorlar. Dindarlık bozuyor onları. Yani dindar bir erkekle evlenirse harama, helala dikkat edecek. O böyle örtünün içerisinde, mantonun içerisinde o kız onu düşünüyor. Yani sıkı gelecek ona. Veyahut da bir normalde erkek düşün, dindar bir kadınla evlenmek istemiyor. Diyor ki bu şimdi harama, helala dikkat edecek. Ona zor geliyor bu. Nefis bunu kabul etmiyor. Dinin ölçülerini, dinin gerekliliğini nefis kabul etmiyor. Ona ört arıyor.
İstaresinde uçan bir tane kuş koyacak da, o kuş da gidecek kayanın üzerine oturacak. Ay kuş gördü, kayanın üzerine oturdu, orada da bir cik cik dedi. Tamam. Kuşun ötmesi hayırlıdır. Hüra gidecek oraya. Onu kendisi de yoruyor zaten. Kendisi de yorduktan sonra, yani işte ben kendimce hayırlı gördüm ama böyle gördüm filan. Arada onu hayırlı gördüğüne, arada böyle gönlünün o tarafa meylettiğini inceden söylüyor. Yani sen de bu tarafa yöne. Sen de bu tarafa doğru koş. Yani böyle derviş kardeşler var. Yani bunu böyle böyle böyle yapalım. Yani böyle yapabilir miyiz? Fikir üretmek ayrı.
Yani o kafasında o tutturmuş, yerleştirmiş, her şeyi bitirmiş kafasında. Bize de ona tabi olup koşturmak kalıyor. Onun dediğine koşacağız. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde istihare yapılacaksa böyle yapılacak inşallah. Bir rüya görmüş kardeş. Buradan rüya okumuyorum. Hakkınızı helal edin. Müslüman, diğer Müslümanların dilinden ve elinden zarar görmediği kimsedir. Mümin, Müslüman odur ki, diğer Müslümanlar onun elinden ve dilinden emindirler. Mümin odur ki, Hadis-i Şerif'in devamı var. Belki de bu başka bir rivayetten aldığı kardeş, bizdeki yani benim aklımda kalan o. Bu mümin odur ki, diğer insanlar kendi canlarından ona karşı emindirler. Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanlar emin olacaklar ondan.
Şimdi hangi Müslüman, hangi Müslümanın dilinden emin? Buna ben de dahilim. Desek ki, gıybet etmeyenimiz var mı? Yok. Desek ki, iftira atmayanımız var mı? Yok. Desek ki, dedikodu yapmayanımız var mı? Yok. Demek ki Müslümanlar birbirlerinin üzerinde dillerinden emin olma ahlakını yitirmişler.
Kaybetmişler. Müslümanların şu anda fitneye düşmelerinin, birbirlerinden ayrılığa düşmelerinden, birbirlerini samimi bir şekilde sevememelerinin, birbirleriyle çatışmalarının en önemli sebeplerinden birisi, Müslümanların, diğer Müslümanların dillerinden emin olmaması. Müslümanlar dillerinden emin değiller. Kendi dillerinden de, etraftakinlerin dillerinden de. Birinin adını sor, ya filanca arkadaş da, ya sen onu tanıyorsun, onun adı neydi de, onunla alakalı olur olmaz, bilir bilmez, bütün secereyi indirsin. Ya bu adam bunun sadece adını sordu diye düşünmüyor. Müslümanlar ne yazık ki, diğer Müslümanların dillerinden emin olmadığı gibi, kendi dilinden de diğer Müslümanlar emin değil.
Fitne çıkış sebebi. Yani o şey doğruysa, doğru olsa dahi, eğer onda ümmetin açıkça bir zararı yok ise, ümmetin açıkça zararı aranır. Bir kimse açıkça bir haramı, bir günah-i kebairi, ümmetin içerisinde eşkare işliyordur. Bunun onunla anılmasında bir beis yok. Açıkça ümmete veya oradaki bir topluluğa, orada insanlara, oradaki Kur'an ve Sünnet tarihinde yaşamaya çalışan toplulukların içerisine, fitne, o topluluğun içerisine bir zarar verme gibi bir şey yapıyor diyelim ki.
Onun bu noktada konuşulmasında bir beis yok. Ama adamın şahsi dairede hataları, kusurları var. Ya onu bağlıyor. Senin onu dillendirme hakkın yok yine. Ama bu konuda biz ne yazık ki ümmet, bu yani açıkça görülen bir şey, bu imtihanı kaybediyoruz. Hep beraber. Biz çok rahat konuşuyoruz herkes için. Herkes için çok rahat konuşuyoruz. Hiç bir an bu konuda kesin katil bilgiye sahip olup olmamız önemli değil. Konuşuyor insanlar. Demek ki Müslümanların arasında bir dil eminliği yok. Buradaki bu topluluk dahi yanında gıybet eden bir kimseyi susturma zafiyeti yaşıyor.
Susturamıyor. Yani yanımızda birisi birisinin hakkında konuşurken, gıybet ederken, kardeş bir başkasının hakkında gıybet etme diyebiliyor muyuz? Bir başkasının namusunu koruyabiliyor muyuz biz? Oysa bunlar müminlik vasıfları. Sizin yanınızda birisinin namusuna laf söylenirken, siz onu dinliyor musunuz? Yoksa onu koruyor musunuz? Dinlemeniz için hakim, amir, alim hükmünde olmanız lazım. Ya hakim olacaksınız, ya amir olacaksınız, ya da alim olacaksınız. Yok. Ne hakim, ne amir.
Dinliyor. O kimsenin namusunu muhafaza edemiyor, koruyamıyor. Gözünden gördün mü diyemiyor ona. Diyemiyor. Bu ümmet için çok büyük rahatsızlık. Zaten bunu böyle söylemeye kalksanız var ya, bu hepimiz için geçerli. Biz kel aynak kuşu gibi kalırız. Evet. Konuşacak ne evde, ne iş yerine, ne sokakta, ne dergahta, ne tekkede bir konu bulamayız. Dedikodu edeceğiz biz. Büyük hastalık. Ondan sonra da yazıyorlar bana. Bilmem kaç yıldan beri dergaha gelip gidiyorsun, ben bir hal görmedim. Nereyi göreceksin? Hal dedin, senin dedikodu halinin içindesin.
Gıybetin içindesin, iftiranın içindesin. Yanı başında konuşuluyor, sen de kulak kapartıyorsun. Kardeşler, kardeşler hakkında konuşmayın. Kardeş, o bizim abimiz olur ya. Bizi Allah dedirttiriyor. Susalım. Kardeş, o bizim ablamız olur ya. Bizi Allah dedirttiriyor. Susalım. Emeği var bize. Lütfen. Yapmayın dedikodu. Yok. Gerçekten büyük rahatsızlık bu. Büyük rahatsızlık. Ümmetin içerisinde büyük bir fitne gibi dolaşıyor. Büyük bir fitne böyle. Bunu hiç kimse de susturamıyor.
Evinde, iş yerinde, dergahta, tekkede, nerede olursan ol. Dolmuş taksiye biniyorsun. Yani o dolmuş taksizi tanıdığın yok, bir şey yaptığın yok. İçerideki yolcuları tanıdığın yok, bir şey yaptığın yok. Konuşan diye uğraşıyor illaki içerideki. Ya ben gıybet etmeyin dedim. Ooo siyasetçi oldum hemen. Dedim ya gıybet ediyorsunuz. Bana ne partinizden, purtinizden. Gıybet ediyorsunuz. Yok. Ya bunu böyle açık söylediğinizde de, herhangi bir şeyi savunduğunuzda da açıkça şey hazır. Etiketiniz hazır. Ama ne yazık ki, 300 yıldan beri Müslümanlar bu noktada sınavı geçemiyorlar. İkincisi ne?
Elinden emin olacak. Elinden emin olmak ne demek? O kimsenin elinden sen bir zarar görmeyeceksin. Yani emanetine hıyanet etmeyeceksin. Elinden bir haram çıkmayacak o kimseye karşı. Elini muhafaza edeceksin. Adam iş yerinde çalışıyor, kasada gözü tak 10 lira alacağım diye uğraşıyor. 5 lira alacağım diye uğraşıyor. Kadın kocasının parasından, kocasının cebinden para çalıyor. Kayınpeder gelininin altınlarını çalıyor. Ondan sonra kızı sıkıştırıyorlar. Altınları kime verdin sen? Gelincez de bana telefon açtı. Benim başım yanıyor böyle böyle dedi.
Sen de ki dedim ben. Ben şeyhime telefon açtım. Bu gece istihara yapacakmış. Altınların kimin aldığını görecekmiş. Böyle mi değil? Böyle de dedim ben. Evi boşalt git dedim sonra. O istihara yapıp ondan sonra sonucu gelinceye kadar da ben annemin evine gidiyorum müsaade edin de dedim ben. Gitti. Altınlar eve geldi. Ondan sonra dedim ikinciyi söyle. Kim aldıysa dua edeceğim dedim. Çarpılacak. Koşa koşa geldi gizliden adam. Mustafa Efendi sen misin? Estağfurullah. Buyurun ben Mustafa Özbağ'ım. Bizim gelinin şeyhi sen misin? Ben şeyh değilim. Ben şimdi ona. Ya böyle böyle olmuş. Benim ihtiyacım vardı. Ben aldım da.
Hiç mi Allah'tan korkmadın dedim ya? Hiç mi vicdanın sızlamadı? Böyle yapacağını dedim. Çıksaydın meydana deseydin ki oğlum ben senin parana da puluna da el koyarım. Ben senin babanım. getir bakayım şu ne kadar senin paranın takın ne varsa. El koydum deseydin. Ben ne yapacağım şimdi diyor. Elinden emin değil hiç kimse. Altta üstte oturuyorlar. Ya kardeşim biz. Oğlum kapat kitle kapını. Ya annen babam. Ya kitle kapını. Kitle kapını. Elinden emin değil. Emanet bırakıyor. Dükkanı adamı. Adamın elinden emin değilsin. Adamın elinden emin değil. Şimdi Murtaza'ya karşımda böyle görünce aklıma geldi şimdi örnekleme.
Adam Murtaza'nın çekini almış. Benim ne o? Maaşımı ödeyemezse diye. Ödemez bu diye. O çekti dönsen. Döndükten sonra da müşteri Murtaza'yı ara. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Ya Murtaza böyle böyle ben çeki ödeyemedim. Döndü çek. Haberim yok Murtaza'da. Nasıl haberin yok? Basbayağı. Haydi işin içerisine bir dalınca ortalık. Ya yandı çalışan adam çeki almış. Adama diyorum oğlum bu hırsızlık. Ben benim maaşımı ödemez diye düşündüm.
Oğlum ödemeyince gideceksin adamın bağrına bas al. Ödemediğin de al. Var mı alacaksın şimdi? Yok. Ne olacak şimdi? Böyle bakıyor. Sen hırsızsın şimdi dedim. Hırsızsın. Bu elinden nasıl emin olacak adam? De ki yedim ben bu parayı.
O da gasp'a giriyor da. Bir başkasının parasını nasıl alıyorsun? Elinden emin değil. Diğerine candan emin olacak. İşte Orta Doğu. Müslümanlar, müminler, diğer müminlerden can emniyeti yaşıyorlar mı şimdi? Şimdi müminlerden can emniyeti var mı dünya üzerinde? Orta Doğu'da ikisi de Müslüman birbirlerini bombalıyorlar. İkisi de Müslüman. O kafir diyor onun karısını, çoluğunu, çocuğunu cariye yapıyor. Yani bu kafir, kafir diyor, kafir deyip öldürüyor onu, öldürdükten sonra hanımını cariye yapıyor onun kendisine. Kızlarını cariye yapıyor.
Yezid ile avanesi de aynı şeyi yaptılar. Kime? Ehli beyt'e yaptılar. Yezid ve avanesi ehli beyt'e böyle yaptılar. Şimdi aynısı var. Din bilmez, iman bilmez, İslam bilmez. Adam diyor ki öldürüyor adam.
Şimdi Müslümanım dediğinizde insanlara bir eminlik geliyor mu? Siz şimdi Avrupa Hristiyanlarına nasıl bir din anlatabilirsiniz? Siz Amerika Hristiyanlarına din anlatabilir misiniz şimdi? Kime siz İslam dinini tebliğ edebilirsiniz ki siz şimdi gayrimüslim olanlara? Adam hiçbir şey demese diyecek ki ya siz birbirinizi yiyorsunuz.
Türkiye'de bir cemaat var. Cemaatle ne o? Hükümeti kuran partinin arasına ölümüne, kıyasaya bir savaş var. Hani İslam barış dini de? Adama ne cevap vereceksiniz? Ne cevap vereceksiniz? Yok. Orta Doğu'da kan gövdeye götürüyor. Herkes birbirini gücü gücü yettiğini vuruyor, öldürüyor. Ne anlatacaksınız şimdi batıdaki bir Hristiyana? Nasıl dine davet edeceksiniz onu? Bir ateiste şimdi dini davet edebilir misiniz? Nasıl anlatacaksınız ona? Söylerim.
Sorarım ben. Kendime de soruyorum. Şimdi hep şunu diyeceğiz biz. Ya bu aslında böyle değil. Ya var ama. Bu imalat hatası bizden. Var. Ben diyorum ki bizim sufi erkekler eşlerinizi dövmezler diyorum ben. Var ama hocam diyorlar bana. Allah'ım diyorum ya ne zor bir şey bu. Düzeltecek kendini. Yok şöyle yapacak, yok böyle yapacak. Aynı şey. Yazıyor kadın. Mesaj gönderiyor. Sizin yanınızda iki dizlerinin üzerinde oturuyorlar. Ağızlarından çıkanları evde bir duysanız.
Ben bu mesajı kendi telefonumdan göndermedim. Kimliğim belli olmasın deyip ben kocamın dervişliğine de zarar gelmesini istemiyorum. Emin değil. Allah bizi affetsin. O yüzden Müslümanlar gerçekten dillerine sahip çıkacaklar. Ellerine sahip çıkacaklar. Diğer insanların yaşam haklarına saygı gösterecekler. Diğer insanlar kendinden haricindeki ne varsa hepsinin yaşam hakkına sahip olacaksın. Hepsinde.
Allah muhafaza eylesin. Yoksa gücü gücüne yeteni öldürecek anarşi. İslam'da da anarşi yok. Allah muhafaza eylesin. İnsana lakap takmak, kişi hoşlanmadığı halde lakapla çağırmak, insanın mahalle dersini terk etmesine kadar üzerine giderek lakapla çağırmak doğru bir şey mi? Değil. Haram zaten bu. Büyük günah kebay. Bir kimsenin arzu etmediği, istemediği bir lakapla onu çağırmak, onu rencide edercesine istemediği halde öyle söylemek büyük günah kebay. Büyük günah kebay. Bu şaka dahi olsa bu şaka değil. Bu şaka değil.
Sonra da bunun arkasında şu vardır. Onun dervişlikten nasibi yokmuş. Hikmet bu. Sen yaptın. Oradan bir kardeş yaptı, bir arkadaş yaptı. Densizlik yaptı. Densizlik yaptı. Yanlış davrandı. Eksik davrandı. Haram işledi. O yüzden kimseye, kimseye ama lakap takmayın. İstemediği bir lakapla onu çağırmayın. Ona seslenmeyin. Allah muhafaza eylesin. Amin. Sohbet edenin sohbeti hangi durumlarda kesilir? Genelde kesilmez sohbet edenin sohbeti. Bir mesele. Her sohbetin bir adabı, erkanı vardır. Bir zamanı vardır.
O adab, erkan içerisinde sohbet kesilmez hiç. Lafa girilmez. Sohbet edenin ağzından laf alınmaz. Bir yerde sohbet varsa, nerede olursa olsun. Adam gider, iki dizinin üzerine oturur, derviş olur. Sohbeti dinler. İçinden soracak olduğu şeyler varsa kendince not alırsın. Sohbet bittikten sonra soru faslı açılırsa sorusunu sorar.
Soru faslı açılmazsa benim bir sorum vardı demez. Soru faslı açarsa sohbet eden kimse soru faslını açar. Soru faslı açmıyorsa benim bir sorum vardı denmez. Soru faslı açılmadı. Hiçbir şey denmez. Dergahın adabı budur. Bir zakir, bir çavuş efendi, bir orada ders yaptıran abi bir konu hakkında sohbet etti. Velat talim amin dedi. Dağıtın çayları dedi. Bitti. Dağıtıyorlar çayları. Orada ona ben bir şey sorabilir miyim denmez. Dersek o sorunuz varsa sorun, sorulur. Dersek ki sohbet eden bir rüyanız varsa dinleyelim. Rüya anlatılır.
Sohbet adabında benim bir rüyam vardı denmez. Bakın bunlar denmez. Farslı sorusu olan evet sorunun içerisine, sorunun içerisine rüya sorulabilir mi? Evet. Bunu da bizim dergah takı adab nedir? Milletin soruları biter. Ardından rüyaya geçebilir miyiz diye bir istek olur. O da geçin denilirse geçilir. Geçin denmezse benim bir rüyam vardı denmez. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sabah namazında kıldırdıktan sonra Ashab'a sordu. Rüyalarınız varsa anlatın dedi. Ashab da rüyalarını anlattı. Bir seferinde de böyle söyledi. Herkes sustu. O zaman ben anlatayım dedi.
O zaman kendi gördüğü rüyayı anlattı. Sohbet adabı budur. Bir başka yere de gitseniz sohbet adabı budur. Bir yere gittiniz. Başka bir dergaha, başka bir tarikata, başka bir konferansa gittiniz. Konferansçı veya sohbet eden kimse, vaaz eden kimse her nereye gittiyseniz. Sohbetini yapıyor. Arada sorulmaz. Sor, konuştu, konuştu, konuştu, konuşacağını bitirdi. Sorularınızı alabilirim dedi. O zaman sorarsınız. Allah bizi affetsin inşallah. Ne zaman Allah'ı zikretmeye başlasam aklıma sevdiğim birinin adı ve sizden duyduğum sevdiğini zikret cümlesi geliyor ve ismi zikretmeye başlıyorum. Bu durum hakkında ne tavsiye edersiniz?
Allah'ı zikretmeye devam et. Allah'ı zikret. Peygamber Efendimizin Fatiha'ya ihtiyacı yokken neden Fatiha'ya göndeririz? Bizim ihtiyacımız var. O yüzden ona gönderiyoruz ki o temiz ağzıyla bize dua etsin diye. Birisine bir hediye gönderirsiniz ya. Eğer o çok cömert bir kimseyse, çok cömert bir kimseyse, hediyeye misliyle cevap veririz. Bu illa bir maddi olması lazım değil. Malum bugün Rusya Türkiye'ye meydan okudu. Bu uçağımızı düşürdüklerine pişman edeceğiz dedi ama savaş ilan etmiyoruz dedi.
Bu ne anlama geliyor? Cumhurbaşkanı Türkiye'yi islamlaştırıyor diyor. Türkiye hızla islamlaşıyor mu? Bunlarla alakalı Cumhurbaşkanı da Rusya'ya meydan okudu. Rusya'ya meydan okuyan Türkiye, Amerika'ya yamanıyor. Bu ilişkilerde Türkiye nasıl faydalı çıkar? 2023 hedefleri Türkiye ve dünyayı nereye götürür? Dünya görüşlerinizi lütfeder misiniz? Bunlar normalde olacak olan şeyler. Türkiye bu noktada haklı, sınırlarını korumak, muhafaza etmekle yükümlü. O yüzden sınır ihlalleri varsa sınır ihlaline gerekli olan cevabı verecek. Yarın öbür gün bir uçak nasıl olsa sınır ihlaline bir şey denmiyor deyip de götürüp hataya iki tane bomba bırakırsa bunun hesabını kim verecek?
Şimdi böyle neden Türkiye işte Rusya'nın uçağını düşürdü deyip de bunu eleştirenler var. Hatay'la Suriye arasında 20 kilometre sınır yok. Yani iki tane Rus uçağı girse sınıra iki tane bomba Hatay'a bıraksa ne yapacak? Şu anda Türkiye'nin düşürdüğü uçağı kerih gören Türkiye'nin içerisindeki unsurlar.
Böyle bir de tersinden tahmin edin. Hasan kardeşi Allah sabır versin. Hasan kardeşinin annesi vefat etmişti. Uğradım diye söylemeyin bugün uğradım dükkan kapalıydı. Seni görünce hemen aklıma geldi unutmayın diye. Allah taksiratını affetsin inşallah. Normalde eğer ki Türkiye sınır güvenliğini bu noktada ehemmiyetle almazsa yarın öbür gün daha büyük başına iş açılabilir. Bu sefer cevap veremez hale gelebilir. Ama sonuçta Suriye'de malum daha öncesinden bunların derslerini yaptıydık. Bayağı oldu herhalde değil mi Hüseyin Erdoğan?
O böyle bir 10 yıllık bir ders yaptıydık. Eee toplanacaklar. Hatta o zamanlar Allah affetsin öyle bir analizde bulunduydum. Herkes İran'a vurulacak. Yok işte Irak diriniyordu. Ben Suriye'ye dikkat edin de dedim. Suriye bir hayli daha asker toplanır. Bir hayli daha uçaktı. Savaş uçaydı. O su bu su toplanır daha. Daha bir hayli toplanır. Bunun arkasında zahiri sebeplerden fazla batini sebepler var. Bu böyle oradaki sadece petroldü doğalgazıydı. Onunla bununla alakalı değil. Allah selametlik versin. Şu ana kadar Türkiye'nin izlemiş olduğu Suriye politikalarında veyahut da Orta Doğu politikalarında hata kusur herkes için var.
Var. Genel itibariyle doğru. Allah isabet ettirsin hepsine de. Herkes tabii kendince bir şey söyler. Herkesin kendi anemizi. Mesela PKK ile alakalı bu şeyde daha öncesinde çözüm süreci dedikleri şeyde silah bırakılmamıştı. Silah bırakılmadığı için normalde bu noktada böyle durulmaması lazımdı. Burada bir hataları oldu. Ondan sonra onun bedelini ağır ödediler. Cenab-ı Hak hikmete rahmetli hatayı bu noktada isabet ettir, isabete döndürdü değil miyim? Hatayı bu noktada rahmete döndürdü. Hiç olmazsa şu anda hızla Doğu ve Güneydoğu'da PKK unsurlarının içerisindeki bunun altını çizin yabancı ne kadar ajan var ise temizleniyor. Ve hızla zaten Avrupa oradaki kendi ajanlarını çekti.
Bu büyük belki de siyasi bir oyundu. Türkiye yeniden Avrupa, NATO, Amerika eksenini çekmeye çekecek bir şey yaptılar. Türkiye çünkü ortadaydı. Ortada olaraktan bir hayli iş bitirdi Türkiye. Yani ne NATO, ne Avrupa, ne Amerika'yla böyle şey yapmadan, resleşmeden, ne Rusya'yla, ne Çin'le resleşmeden orta yerde güzel bir politika üretmişlerdi.
Bu politikayla bugüne kadar işlerini götürdüler. İyi götürdüler. Burada bir Suriye meselesinde denge bozuldu. PKK ve Suriye meselesinde denge bozuldu. Türkiye PKK ile orada ciddi bir şekilde mücadele edebilmek için incirliği ittifak güçlerine vermek zorunda kaldı. Şu anda en büyük, normalde Türkiye için sıkıntılardan birisi bu. Sizin topraklarınızda yabancı, vurucu güçler barındırıyorsunuz. Bu kolay bir şey değildir. Türkiye normalde buna çok iyi dikkat etmesi lazım. Şu anda hala daha tabii muhakkak Türkiye bunun artısını, eksisini, fazlasını muhakkak bakıyordur, araştırıyordur. Bir yandan olumlu, bir yandan olumsuz, bir yandan olumlu çok gizli bir şekilde bir gecede hepsine de el koyabilirsiniz.
Orada hiç kimsenin vurucu gücü kalmaz Orta Doğu'da. Bir tümen basar orayı, bastığı gibi bütün komple ele geçirir. Komple ele geçirince hiçbir tane uçak oradan kalkamaz. Orta Doğu'nun en büyük vurucu gücünü siz lav etmiş olursunuz. Size de bir şey yapamaz, Orta Doğu'yu da bir şey yapamaz. Bir de işin tersinden okumak lazım. Bir de işin bu tarafı var. Kimsenin görmediği bir yer. Bütün şimdi ittifak güçlerinin ne o uçakları oraya geliyor. Bazen kendi kendime öyle düşünüyorum. Ben genelkurmay başkanı olmuş olsam diyorum, kendimce oralarda bir iki tane daha tümen kaydırırım. Bir iki tane daha tümen kaydırıp her an için bütün oradaki uçaklara, mühimmata el koymayı düşünebilir miyim?
Kendimce düşünüyorum ben. Benim gibi fukara, akıl fukarası bir kimse böyle bir şey düşünüyorsa, genelkurmay hay hay düşünüyordur. İşin bazen bu tarafı, hayal benimki, hayal bir zi diyebilir. Ne o yine sen çok safsın, akılsızsın, boş adamsın diyebilir, diyebilir. Kendimce öyle hayal ediyorum. Ya birkaç tane daha uçak gemisi geliyor şimdi şeye, örneğin işte Akdeniz'e. E onlar İskenderun Limanı'nda limanlanacak. Eğer orada gerçekten bir Mehdi savaşı olacaksa, herkes düşünüyor ya bu silahlar, nereden Müslümanların silahı olacak, Mehdi ve askerlerinin silahı nereden olacak, ellerinde tank yok, top yok, tüfek yok diyorlar. Değil mi?
Gelse bütün orada birkaç tane uçak gemisi, şimdi Rusya'nın uçak gemisi var, Fransa'nın uçak gemisi geliyor, İngiltere'nin uçak gemisi geldi, Amerika'nın uçak gemisi geliyor. 4-5 tane uçak gemisi geliyor. Çin'inki de geldiğini düşün. Avrupa'dan bütün uçaklarında İskenderun şeye ne o, İncirli'ye konuşlandığını düşün. Kalksa bir gecede millet bir rüyasında görse, Mehdi Ali Resulü'ne tabi olsa, adam sabahleyen kalksa ayrı bir şey.
Hani sufiler derler ya, Kürt yattım, Arap kalktım diye. Allah'la mı oyun oynanacak, tuzak bozucu olan Allah. Ben de biraz hayalperestliğim fazla ya, değil mi? Öyle mi? Halit ben fazla hayalperestim, değil mi? Ekstra, hayal kuvvetli yan, değil mi? Ekstra, o yüzden mi bana teşhis ediyor, sen normal değilsin diye.
Bu, bu, doktor. O da mı bizden? Ha, farkında değil mi? Perde kalkmadan mı? Eyvah, eyvah, eyvah. Ya normalde şimdi örnek, kendimce hayalperestliğim var ya benim, öyle bakıyorum ben öyle, boyuna geliyor. Ya bu Mehdi ordusu birden çıkacak, birden bütün deccalı katletecek. E deccal kuvvetli, tank, top, tüfek, her şey var.
Bir Mehdi tümeni düşünüyorum böyle, hayal ediyorum böyle. Böyle birkaç tane Mehdi tümeni olsa, her biri bir gecede rüyalarında görseler, görseler, ayın on dördü gibi, Hz. Muhammed'i Mustafa'yı, sallallahu aleyhi ve sellemi, Hz. Mehdi'yi ve komutanlarını, onlardan böyle manevi emirler alsalar, en küçüğünden en büyüğüne kadar, asker gidiyor, nereye gittiğini bilmiyor.
Ama herkes bir rüyanın peşine koşmuş. Rüyanın emrine girmiş. Siz bile heyecanlandınız değil mi? Ben böyle hayal edince sabah ediyorum bu heyecanla. Çok heyecanlı bir şey. Muhteşem bir şey böyle. Bütün dünya ülkeleri kalıyor. Ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Ne diyeceklerini bilemiyorlar. Onca da askerleri var. Üç bin tane, dört bin tane, beş bin tane. Eyvah ki eyvah. O yüzden ama Türkiye'nin yapacağı en önemli işlerden birisi, sınırlarını koruması ve sınırların içerisinde, sınırların içerisinde terörist faaliyetlerin ve gizli teşkilatların faaliyetlerini önlemesi.
İnşallah. Uzun bir soru ama giriş olarak şey, önemli demek ki. İslami kesimde ikinci evliliği yaparken erkeklerin savunması, nikah üç kişinin bilmesi yeterli, ilk eşin bilmesine gerek yok. Erkeğin birinci eşini kaybetmemek için yalanlar söyleyerek ikinci nikahı gizlemesi doğru mu? Bir kere nikah karşılıklı iki kimsenin birbirleriyle aldım, kabul ettim demesidir. Şahit sonradan da olsa olur. Ben burada İslam hukukunun nikah muamelatını söyleyeceğim. Bunu kabullenecek herkes. Dinin Hanefi'ye göre muamelatı bu. Herkes bunu bile bile bu hayatı yaşayacak.
Bu noktada üç kişinin bilmesi yeterli, ilk eşin bilmesine gerek yok. Evet normalde bilme zorunluluğu yok. Ne eşinin ne bir başkası. Ama şöyle bir şey var. Bir kimsenin eğer ki normalde bir kimseyle nikahlandıysa, bunu ilan etmenin sebebi şu. Ondan bir çocuk oldu. Veyahut da kendisinin oğlu var. Yarın öbür gün kendisinin oğlu o kimseye nikahlanabilir gibisinden, bu tip hani zafiyetler oluşmasın diye nikahı ilan etmek var. Bir de hani onlar böyle zina yapıyorlar düşüncesi kimsede oluşmasın diye. Bilme zorunluluğu yok. Bildirme zorunluluğu yok.
Ya beni aldattı. Ya bu normalde kadınların savunması da şu, beni aldattı. Ya böyle bir şey var. Erkeğin birden dörde kadar kadın kendisine nikahlama hakkı var dini olarak. Ama ayeti kerimede demiş ki, sizin için ehven olan, sonraki gelen ayeti kerimede, sizin için ehven olan tek eşciliktir demiş. Evet ehven olan budur. Ehven olan budur. Bu zamanda bir kimsenin gerçekten çok eşliliği götürebilmesi zordur. Buna yani insanların tevessül etmesini istemem. Çünkü buna güç yetiremeyen insanlar bu sefer her tarafı rezil ediyorlar. Bunun örneklerini görüyorum ben rezil edenlerin.
O yüzden bunun normalde ama dinin vermiş olduğu bir şey bu. Allah'ın helal ettiğini kimse haram edecek, serbest ettiğini kimse yasak edecek değil. Tahali noktada, merkezi noktada, birey noktasında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Hz. Ali Efendimiz'e yasakladığı gibi bir kimsenin babası oğluna yasaklayabilir mi? Evet. Veya bir üstad, bir dervişini yasaklayabilir mi? Evet. Bu olabilir mi? Evet. Ama geri kalan bir kimsenin bunu böyle genel bir şekilde yasaklaması mümkün değil. Erkeğin birinci eşini kaybetmemek için yalanlar söyleyerek ikinci nikahı gizlemesi doğru mu? Gönül arzu eder ki gizlemesin bunu, söylemesin.
Ama gizlese buna bir şey gerekir mi? Hayır. Dinen ona herhangi bir hüküm vermemiz, herhangi bir ona ceza vermemiz, herhangi bir kusur görmemiz mümkün mü? Hayır. Bunu bu noktada kusurlu göremeyiz. Nikahları dine uygunsa neden gizlenir? Normalde işte kendilerince bir sebep bulabilirler, kendilerince bu noktada gizleme. Kendilerince belirli daireden, belirli bir kesimden gizleme ihtiyacı duyuyorlar.
Bunu normalde kadınlar da kendilerince bu bunların dini hakları deyip de kabullenmiyor ki. Kaç tane kadın bunu kabullenir ki? Kabullenmez. Kolay değil bu. Bu kolay bir şey değil bir kadının bunu kabullenmesi. Hz. Ayşe annemiz bile kabullenememiş. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kıskandığından dinin hükmünü kabullenmemek değil burada. Ama bugünkü kadınlar dinin hükmünü kabullenmek istemiyorlar. Aralarındaki fark bu. Dinin hükmünü kabullenmezsen küfre düşüyorsun. O Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kıskanırdı. Bir kimsenin eşini kıskanması farklı bir şeydir.
Dinin hükmüne karşı soğuk durması, dinin hükmünü beyin gerisinde eksik görmesi, kusurlu görmesi, hatalı görmesi farklı bir şeydir. Allah muhafaza eylesin. Erkeğin aile, akraba çevresinin çoğunu ikinci eşi bilmez. İkinci eşin de ailesi, kardeşleri hatta çocukları bile annelerinin nikahlı olduğunu bilmeden gizli saklı buluşuluyorsa bunun modern kesimdeki birlikte yaşamaktan farkı nedir? Eyvallah. Bunlar normalde belki de kendi içerisinde, kendi dairesinde etik görünmeye bilinir. Yani bu şuna benziyor. Hani İmam Yusuf Hazretleri'nin normalde zekat verme zamanı, geleceği zaman bütün malını hanımına devretmesi gibi. Hanımına hibe ediyor. O da bir yıl duracak ya, bir yıl dolmazdan o da artık ardından kocasına hibe ediyor.
İslam fıkıhı açısından görüntüde bir sıkıntı var mı? Yok. Bakın görüntüde bir sıkıntı var mı? Yok. Fıkıh yani caiz mi? Evet. Yani böyle bir şey de normalde fıkıhan caiz mi? Evet. Ama bu noktada o evlenen ikinci eşin olarak nitelendirdiği adamın nikahlı eşine hukuki olarak onun hukukunu koruması ne kadar yapabildi, ne kadar yapamadı bu da ayrı bir mesele.
Burada genel olarak insanların, burada genel olarak kaybeden kadınlar oluyor. Hatta bu kadınların da kaybedenleri büyük bir çoğunluğu sonradan gelenler oluyor. Çünkü erkekler en sıkıştığı noktada gözden çıkaracakları da ilk sonradan gelenleri gözden çıkarıyor. Onu muhafaza etme, onu koruma noktasında durmuyorlar. E bu biraz daha böyle işte modern kesimdeki birlikte yaşamaktan farkı ne?
E biraz farkı var. Dışarıdan aynı gibi görünebilir ama bunun hepsini de aynı noktada görmek hoş değil. Tirmizi hadisinde evlenmeyi ilan edin. Cemil Fevayet'e helal ile harama ayıran şey onu ilan etmektir yazılıyken. En yakın kişilerin bilmesine gerek yok fikrinin sünnette yeri var mıdır? Normalde evet bunu ilan etmekte fayda var. Bu sakıncalarıyla alakalı ama normalde Hanefiler bunun illa ki iki tane şahidin bilmesi yeterli olarak görmüşler. Bunu ilandan iki şahidin bilmesi olarak yeterli görmüşler. Bir kimse kendince bu noktada iki tane şahit varsa Kur'an ve Sünnet'in emrini yerine getirmiş oldu. O kimseye başka bir yükümlülük yüklemek zorunluluğumuz, yükümlülük yükleyemeyiz din adına.
Bu şuna benzer bir kimse abdestin farzı dört yüz, baş, el, ayak dedi abdestini aldı o kimseye biz senin abdestin yok diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Din fıkihi meselelere bu manteliteyle bakar. O kimse bir kadını nikahıma aldım, kadın da kabul ettim dedi. Nikah nikah. İki tane erkeğe de dedi ki ben bu kadını nikahladım nikah bitti. Onun üzerine biz senin nikahın yok, senin nikahın sakat, böyle nikah olmaz deme lüksümüz yok. Bizde bu var. Canı yanıyor ya birilerinin. Kendince canı yanıyor. Diyor ki böyle olmaması lazım. Evlenen şahısların, kadın ve erkeklerin evlenirlerken haklarını iyi bilmesi lazım.
Evlenen bir kız evleneceği zaman desek ki evlenecek olduğu adama. Bak benim üzerimden birisini nikahladığın an ben boş olurum. Kabul ettin mi ettim. Adam bu sefer onun üzerine bir kadın nikahladığı anda o kadın boş olmuş olur. Hüküm olarak. Kadınlar bunu kullanabilirler. Bunu diyebilir. Örneğin ben bir daha benim üzerime bir daha nikahlanmayacağın şartıyla seninle evleniyorum diyebilir.
Adam bir daha o kadının üzerine ikinci bir nikahı işlemez. Ama evlenen insanlar, dindar olanını seçeniz derken, kendilerince evlilik hukukunda erkekler de kadınlar da bilmiyor. Ve evlenirlerken bu hukuksuzluğun üzerine evleniyorlar. Ve hukuksuzluğun üzerine evlendikleri için zaten yolda kazaya uğruyorlar. Kaza yapıyorlar yolda. Kadınların da bu noktada kendince kusurları var. Erkeklerin de kusurları var. Kadınlar da biraz bu yolu erkeklere açıyorlar. Bilerek veya bilmeyerek. Kadınlar da bir erkekle evlenince gevşiyorlar. Erkekler de ellerindeki hanımın kıymetini bilmiyorlar.
Onlara varsa bir yanlışlıkları, eksiklikleri düzeltmeleri gereken, oturup konuşup, onların bu noktadaki eksikliklerini, noksanlıklarını onlara anlatmıyorlar. Ondan sonra soğumaya başlıyor kendi kendine. Öyle yapacağına dese ki, sen bunları bunları bunları böyle yapmaya devam ederse, ben kendime bir alternatif bulacağım. Alternatif arayacağım dese, belki de kadın kendisini düzeltecek. Ama bunu bir tehdit unsuru haline getiriyor erkekler. Bunu tehdit unsuru haline de getirmeden. Makul bir şekilde oturup konuşsalar, herkes kendince kendisini çeki düzen verir. Veya erkek mesela sorumsuz, kadın makul bir şekilde otursa ona dese ki, bak sen bu sorumsuzluğuna devam edersen, ben çocuklarla beraber seni bırakır, çeker giderim.
Bu sorumsuzluğuna devam etme dese, adam hala daha sorumsuzluğuna devam etse, kadın çekse gitse, o zaman erkek kendini düzeltecek. İnsanlar kavga ediyorlar evlerde. Birbirlerinden haklarını ve hukuklarını bu noktada birbirlerine tavsiye edip, nasihat edip, ya bu hukuka riayet et, yani sen bunu böyle yapman lazım deyip, o noktada değil kadınlarda, erkeklerde. Yani bunun bir sürü ekonomik, sosyal, ailevi, kültürel fonksiyonları var. Bunu etkileyen bir sürü etken var. Yani bu böyle bir cepheden, bir açıdan bakılaraktan işin içerisinden çıkılacak bir şey değil. Erkeklerin de benim hakkım var, ben dörde kadar nikahlarım deme noktaları da yok. Bu da yanlış.
Yani bir aileyi batırıyor orada. Bir aileyi perişan ediyor. Orayı düzeltmeyi, orayı iyileştirmeyi, oraya elverişli hale getirmeyi düşünecek erkek. Erkek onu düşünmeden farklı yollara gitmesi de yanlış. Hele sufiler için daha da yanlış. Bakın bu sufiler için daha da yanlış. Sufilerin bu meselede böyle çok konuşmaları, bu meseleyi böyle çok dile dökmeleri yanlış. Yani birisi bir yerde bir haylazlık yapıyor, birisi bir yerde bu noktada böyle bir çizgi dışı bir şey yapıyor. Ondan sonra bütün dergaha mağluluyor, bütün topluluğa mağluluyor. Allah muhafaza eylesin. Ama bir şeyin, Cenab-ı Hakk'ın helal ettiğini de haram edecek kimse yok ki.
Gönül arzı der ki herkes bunu harbi harbi yaşasın. Oh harika. Mesela eğer bu teklif erkekten geliyorsa kadın şunu demeli. Sen beni koluna takıp yürüyebilecek misin heykel caddesinden? E yürüyemem, Allah yoluna çık etsin. Teklif erkekten gelmiş, kadın kendi hakkını korumalı.
E teklif kadından geliyor, hemcinslerden geliyor. Geldiği zaman. Adam da diyor ki bu şartlarda ben kabul edebilirim. O da kabul ediyor. Şurasının altını çizelim. Kadın erkek. Allah'ın helal ettiklerini kimse haram edemezsin. İşte bazen bayan kardeşlerden arıyorlar işte. Hani sizin haberiniz var. Diyorum ki haberim yok. Bana söyleselerdi zaten diyorum. Noktasal olarak derim ki sen yapma bu işi. Noktasal olarak söylerim. Derim ki sen yapma. Yine benim haram etme al. Noktam yok. Allah muhafaza eylesin. Kadının kocasından izinsiz evden çıkması uygun değilken, işteyim, sohbetteyim diyerek erkeğin başka biriyle nikahının ortaya çıkması karşılıklı sadakat, güven ve sevgiyi yıkmaz.
Yıkar. Hele bunu bir de sohbetteyim diye kandırmak daha da yıkar. Birisi de demiş ki ben Şeyh Efendi'yle ne o seyahatteyim. Aradı bir bayan da beni. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Dedi ki bugün şey var mı? Ne o? Sohbet var mı? Yok dedim ben. Seyahatte misiniz dedi. Ne oldu dedim. Bir şey mi oldu? Ondan sonra tanımıyorum tabii ben. Dedi ki sadece sizden şu soruyu, şu cevabı istiyorum dedi. Tanıdığım kadarıyla sordum dedi. Siz bu tip şeylere cevap vermiyor musunuz? Sadece sordum.
Soracağım şey şu dedi. Seyahatte misiniz bugün değil misiniz? Değilim dedim ben. Bir de ne demiş? Cevdet abi dükkanı bırakamıyor bugün demiş. O yüzden beraber gidiyoruz demiş. İşin içerisinde Cevdet'i de katmış. Yakacaklar Cevdet'in başını. Bir dedim yok. Bugün dedim seyahatte değilim dedim. Fizik dedim. Bursa'dayım. Ondan sonra kıyamet koptu tabii. Yani o arkadaş da zaten sohbetlere çok gelen giden bir kimse değil. Böyle tanımadım bile ki o kimseyi. Böyle baktım hatırladım. Evet ders aldıydı bu dedim ben. Ondan sonra dedim. Sen sohbetlere gelmiyorsun. Zikirlere gelmiyorsun. Ya nasıl böyle bir şey kurguladın dedim ya.
Baktı. İşte hakkını helal et. E neden? Helal etme ağacı mıyım ben dedim. Ha dergahı kullanmışım. Beni kullanmışım. Ha dedim. Cevdet'i nereden tanıyorsun? Adam senaryoyu da yazmış. Bir cd yazmış adam. Demiş ki Cevdet abinin hafta için işi var. O yüzden gidemiyor. Biz üç günlük seyahate gidiyoruz demiş. E tabii batıyor millet. Allah muhafaza eylese. Akrabalık ilişkileri dinimizde çok önemli. Ama annem babam akrabalarımıza hep uzak yerlerde oturduk. Ve telefonla bile neredeyse hiç kimseyle görüşülmüyor. Böyle olduğu için ben de akrabalarımı çoğuyla bir yakınlık kuramam. Hatta amca çocuklarımızın bazılarını tanımıyorum bile. Bu konuda günaha girmemek için ne yapmalıyım?
Bir de evliler kendi akrabalarına olduğu gibi eşlerinin akrabalarına karşı da sorumlu mu? Allah razı olsun demiş. Normalde bizim ülkemizde bu ne yazık ki büyük bir handikap. Yani gerçekten akraba ilişkileri gün geçtikçe sıla-i rahim aşağı düşüyor. Yani anne babalar kendilerince kendi kardeşleriyle, kendi akrabalarıyla herhangi bir meseleden, bir sıkıntıdan, bir problem yaşıyorlarsa bunları çocuklara da sirayet ettiriyorlar. Çocuklara da sirayet edince işte anne baba, anne mesela iki amca, iki oğlan kardeş, iki kız kardeş arasında bir problem varsa çocuklar da o problemli amcayı, problemli teyzeyi, halayı neyse onlardan da uzak duruyorlar. Böylece sıla-i rahim kesiliyor. Bunu normalde kırmak lazım. Bunu kırmak lazım diyen ben kıramıyorum.
Bunu şimdi kırmak lazım deyip de size tavsiye etmem de, hani ey Habibim yapmadıklarını tavsiye edicilerden olma disturunun içerisinde havada kalacak. Bizim böyle anne babadan dolayı bir kopukluk olmadı ama işte dervişlikten önce siyasi kopukluk oldu. Dervişlik bitti, siyasi bitti ardından bizim dervişliğimiz başladı.
Yine o kopukluk devam etti. Bu sefer de o iletişim kurulmadı. Zaten babamın sülalesi yok benim için. Ne kardeşi var ne abisi ne kız kardeşi hiç kimse yok. amcam ben, babamın amcası ben küçükken ölmüş, zaten hiç evlenmemiş. E babaannemin bir tane anne bir baba ayrı bir şey vardı, kız kardeşi vardı. Onlar da öldü gitti zaten. O da böyle akraba hükmünde de değildi zaten. Öyle kaldık. Anne tarafım da var. Biraz önceden genişti onlar. Onların da bir kısmı İzmir'e yerleştiler filan. İşte Bayındır'da bir bizim Kuyucu Mehmet'in babasıyla ondan sonra bir annemin küçüğü teyzem vardı. İzmir'dekilerle bir irtibat oluşmadı, olmadı. Hem siyasi farklılıktan ardından da dinin kendi içerisindeki bu oluşumuyla, dervişlikle, sufilikle alakalı yollar ayrıldı.
Bunu kıramıyorum ben şimdi. Buna özel hususi bir zaman ayırmak lazım. İşin içerisine sohbetler giriyor, şunlar bunlar giriyor. Böyle bir haftalığına sohbetleri iptal edip gidip bunlarla ilgilenmem lazım. Hepsinden teker teker gezip dolaşmam lazım. Yansıla-i Rahim'i tekrar heyecanlandıralım, ayağa kaldıralım diye. Ama bir şey olacağı da yok için sonucunda. O daire mesele sırf Allah rızası için yapmak lazım. Bu benim kendi nefsimle alakalı. Bu yüzden birisine de şimdi bunları yapmanız lazım diyemiyorum ama bu noktada gerçekten bunların yapılması lazım. Benim yapamamam sohbetlerle, zikirlerle alakalı. Haftanın 4-5 gecesi yaklaşık 28 yıldan beri sohbetteyim, zikirdeyim ben.
Öyle olunca zaman kalmıyor. Benim en büyük handikapım bu. Ama mesela bizim toplumumuzda eğlenenler ne yazık ki büyük bir çoğunluk yani erkeğin akrabalarıyla erkek haşır neşir oluyor daha fazla. Eşinin akrabalarıyla çok haşır neşir olmuyor. E mesela aynı şehirde biraz böyle dinin de burada bakış açısı da giriyor işin içerisine. Mesela Hanefilerce aynı şehirde ise bir kadının evlendiği erkek haftada bir annesine gitme hakkı var. E bu da normalde çocuklar okula başlayınca bu da zaten mümkün olmuyor. Hele son dönemlerde aileler okula gidiyor, çocuklar okula gitmiyor. Yani evde anne baba okula gidiyor, çocuk gitmiyor. Böyle bir sıkıntı var.
Bunun üstüne de böyle işte erkekler eşlerinin akraba ilişkilerine de fazla ehemmiyet göstermeyince ortalık kopuyor. Allah muhafaza eylesin. Cevdet aklıma geleni söyleyeyim. Arabanın arkasında küçük bir poşet var. Şu Hasan'a versin kardeşe tamam mı? Sohbet bitince. Okullarda Osmanlı tarihi dersi anlatırken elimize verilen müfredatta Osmanlı devletinin savaşacak gücü yoktu. İngiliz himayesini istiyordu. Bu yüzden Mustafa Kemal ve askerleri savaşı başlattı ve ülkeyi kurtardı. Milli irademizin olduğu bir devlet kurmak şart olmuştu diye anlatıyoruz. Bu ne kadar doğru, nasıl anlatmalıyız bu konuları?
Ya normalde bunun gerçeği bu değil ama müfredata böyle koyuyorlar. Ya normalde bunun böyle gerçek olmadığı, gerçeğinin böyle olmadığı da belli oldu. İşte bunların yeniden böyle dizayn edilmesi, yeniden bunların resmi tarihin elden geçirilmesi. Yani bu tip meselelerin böyle işte Atatürk'ü yüceltme adına, yükseltme adına bu yanlışlıkların ayıklanması. Onun da sonuçta evet bizim bir devlet büyüğümüz, bir devlet büyüğümüz. Bunu böyle işte olağanüstü metafizik güçlerle donatmaya kalkmak, onu bazılarının yaptığı gibi sonradan Atatürkçilerin yaptığı gibi işte peygamberden üstün görmek, peygamberle eş değerde tutmak. İşte yok onu böyle metafizik güçlerle donatılmış velilerin üstünde, mürşidi kamillerin üzerinde zamanın kutbu görmek.
E bunlar tabi böyle sıkıntılı şeyler. E bir de o normalde cumhuriyeti oturtturma, işte ne bileyim yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni oturtturma, devrimlerini oturtturma için milletin önüne şişirilmiş, makyajlanmış, olduğundan fazla gösterilmiş bir Atatürk olması ve böyle bir resmi tarih olması. E sıkıntı bunların hepsi. E şimdi şimdi de bunların normalde böyle olmadığı meydana çıkınca da yani bir kandırılmışlık hissi yaşıyor insanlar.
Yok işte biz de ilkokuldayken, ortaokuldayken yok bir takayla Samsun'a çıktı, yok dümeni kırıktı, yok işte kolu yoktu, bacağı yoktu, yok yerkeni yırtıktı. Yani sonradan bir öğrendik ki hiç de öyle değilmiş. Zamanın en yüksek teknolojisiyle donatılmış bir gemiymiş. Yok işte padişahtan ayrı kaçtı, yok padişahtan işte şöyle oldu, öyle değilmiş. Padişahın fermanıyla gitmiş. Yok İngilizlerden saklı gitmiş, öyle değilmiş. İngilizlerden müsaadele gitmiş, giderken de devletten ayrıyeten de hacırah almış, akçesini almış da gitmiş. E arşivden çıkıyor şimdi bunlar. Devlet-i Aliye-i Osmaniye'ye akçe vermiş.
Hacırah vermiş, yol hacırahı vermiş. Vazifelendirmiş padişah. Vazifelendirdiğine dair belge var. O belgeyle gitmiş zaten, yoksa kim takar Anadolu'da? O belgeyi gösteriyor, vazifeli. Altında mühür var, Devlet-i Aliye-i Osmaniye'nin ve hilafetin mührü var. Millet o mühüre esas duruşta duruyor. Ama bunlar işte resmi tarih noktasında bunların acılarını, sancılarını çekiyor Türkiye. Yani nutku Kur'an'la eşdeğer de görmek, nutku Kur'an'dan üstün görmek. Yani Osmanlı'da 72,5 millet var, Osmanlı'dan 72,5 millet kalmış. Ve Anadolu oldu mu olası zaten, oldu mu olası?
Tek bir millet olmamış ki hiç böyle ırk noktasında. Bakın Anadolu toprakları tarih boyunca, ne zamana kadar giderseniz gidin. Tek ırka dayalı bir topluluk olmamış Anadolu'da. Türklerde dahi yok bu. Tarih boyunca Türklerin yaşamış oldukları bölgelerde tek Türk ırkı olmamış. Olmamış. Orta Asya'da Çinliler var içlerinde, Hintliler var içlerinde, Bangladeşliler var içlerinde. Onlar da diyorlar ki Türk'üz biz. Kürtler var içinde, onlar da Kürt'üz diyorlar. Yani bu Macarlar, Slavlar, Avrupa'nın, Hazar'ın üstünden giden Türklerin kolu. Hepsi de var. Zaten tarih boyunca Yahudilerin haricinde, Yahudilerin haricinde.
Hiçbir topluluk kendince bir ırka dayalı bir topluluk oluşturmamış, olmamış zaten. Bu bir tek Yahudilere has bir şeydir. Yahudiler kavmiyetçilik yaparlar asıl. Başka dünya üzerindeki toplulukların hiçbirisinde kavmiyetçilik yoktur. Ve Kur'an-ı Kerim'deki kavmiyetçilikle alakalı ayet-i kerimeler hep Yahudilerin üzerinden konuşulur.
Bu Osmanlı İmparatorluğu'nun içerisine kavmiyetçilik hastalığını koyan da Yahudilerdir. Çünkü Osmanlı'nın parçalanması, Osmanlı'nın parçalanması ve o parçalanmış Osmanlı'dan devletçiklerin üretilmesi. Ve o devletçikler üretilirken Orta Doğu'da bir Yahudi devletinin kurulması plan budur. Bu planın birinci ayağıdır. Birinci ayağı Osmanlı Devleti'nin bu noktada kurulması ve Yahudi Devleti Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması ve Yahudi Devleti'nin kurulması vardır. Bu birinci ayaktır. Bu birinci ayak gerçekleşti. İkinci ayak, ikinci ayak, Müslümanların birbirleriyle savaştırılıp bölgenin İsrail hakimiyetine verilmesidir. Anladınız mı?
Bu şimdi ikinci ayağı gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bölge insanlarının hepsiyle birbirleriyle savaştırılıp, birbirleriyle savaştırılıp bölge insanları hem dini olarak hem ekonomik olarak hem siyasi olarak hem askeri olarak hem kültürel olarak hem ailevi olarak çökertilip bölgenin tamamiyetle İsrail'e teslim edilmesi vardır. Şu anda bu yapılıyor. Bu yapılmaya çalışılıyor. Buna destek veren de en önemli yerel güçlerden birisi İran'dır. İkinci güç Suudi Arabistan'dır. Suudi Arabistan'da kendisi bölünmekten, parçalanmaktan, korktuğundan dolayı yapıyor. Çünkü bu projenin içerisinde, bu projenin içerisinde emperyalist güçlerin emrinde küçük devletçikler kurulacak şimdi.
Proje bu. Eğer normalde başarılı olamadılar, başarılı olsalar da işte özerk yönetimde, öz yönetimde, yok işte bilmem neydi. Peki PKK'nın Güneydoğu'da yaptığı şey başarılı olmadı. Türkiye hır hır dedi bastı üstüne. Oradaki yerel Kürt halkından da buna vize çıkmadı. Bakın oradaki yerel Kürt halkından vize çıkmadı. Yerel Kürt halkın muhafazakarları Türkiye'den bölünmeyi kabul etmiyorlar. Yerel Kürt halkının muhafazakar kısmı diyorlar ki biz Türklerle kardeşiz ve biz bu topraklarda doğduk, büyüdük, bu topraklarda yaşayacağız ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin himayesinde yaşayacağız. O yüzden PKK şu anda Doğu'da, Güneydoğu'da sadece ve sadece yerel Sünni Kürtlerin bulunduğu yerlerde eylem yapıyor.
Oraları dağıtıyor şu anda. PKK'nın gizli görevi bu. Ama anladılar ki şu anda yakın dönemde Türkiye'nin Güneydoğu'sunda Kürtlere dayalı bir bölünme parçalanma olmayacak. Bu bitti. Türkiye burada ritmik olarak kendi içerisinde buna cevap vermesi için NATO ve Amerika'yla bu noktada Avrupa'yla anlaştı. İŞİD'le alakalı işte verdi, şimdilik pansuman yaptı bunu. Meseleyi halletti. Ama Orta Doğu'da önümüzdeki günlerde küçük, ırka ve mezhebe dayalı devletçikler oluşacak. Irka ve mezhebe dayalı. Irka fiili olarak üçe bölebilirler. Bir tarafında işte Kürt devleti, bir tarafında küçük bir yerinde Sünnilere ait bir yer, bir tarafında da Şia'ya ait bir devlet. Suriye'de de aynı şeyi uygulayabilirler.
Suriye'nin bir bölgesini PYD'ye teslim edebilirler. Bir bölgesine Sünnilere, bir bölgesin de Esad'ın normalde bağlı bulunduğu Nusayrilere teslim edebilirler. Bu korku Ürdün'de de var şu anda. Asıl sıkıntı Ürdün. Bu büyük sıkıntı. Ürdün'e sıçrarsa Suudi Arabistan'a da sıçıracak.
Ürdün'e sıçrayan şey Yemen'e de sıçıracak. Yemen'e sıçrayan şey Bahreyn, Katar, Dubai onlara sıçacak. Mesela Katar ritmik olarak şu anda geldi Türkiye'nin şemsesinin altına sığındı. Dedi ki benim bölünmekten kurtar, parçalanmaktan kurtar bu tip şeylerle biz ortak hareket edelim. Türkiye'de dedi ben sana abilik yaparım bastır parayı. O da bastırdı parayı. Açık. Türkiye'ye operasyon yapmak istiyorlar ekonomik olarak. Kaldırıyor telefonu. Bir uçak dolar gönderin diyor. Bir uçak dolar geliyor ondan sonra ekonomistler bakıyorlar. Şu kadar milyar dolar işte serseri para var. Sahibi belli değil. Lan geri zekalı. Belli değil mi?
Belli. Onlar istiyorlar ki Amerikan bankalarından geçecek dolar gelecek Türkiye'ye. Öyle gelmiyor. Ya uçakla geliyor. MİT'ten on tane adam Allah'u alem öyle oluyordur yani. Alırlar götürürler beni de nereden biliyorsun diyor. Rüyamda gördüm diyeceğim ben de zaten. Hayal ettim diyeceğim. Böyle oluyordur herhalde diyeceğim. Benim hayalperestliğimdi bütün herkes bilir diyeceğim. Hep beraber mahkemeye gideceğiz. Diyecekler bu adam hayalperest midir? Evet. Doktor diyor değil mi? Bak doktor tasdikliyim ben. Neredeyse bazıları gibi bir de ne alınıyor? Cezayi ehliyeti yoktur. Öyle var ya bir de cezayi ehliyeti yoktur rapor alıyorsun.
Tamam. Bitti iş. Var ya işte memlekette gündemi işgal eden böyle gündemde tutan hocalar, şeyhler var. Cezayi ehliyetleri yok. Tabi onlar bir fil akıl hastanesinde gidip tedavi görmüşler ama. Birisi Manisa akıl hastanesinde gitmiş tedavi görmüş. Orada kayıdı var. Birisinin İstanbul'da kaydı var. Kayıtlı onlar. Biz artık el altından mel altından bir rapor mapor uyduracağız. Normalde aynı sıkıntı Orta Doğu'nun hepsinde var. Ve Orta Doğu'da bölmeye bu noktada meyalli olan güçlü bir şekilde bu meseleye giren İran. İran'da Orta Doğu'nun içerisindeki Şia güçlerini, Şia inananlarını ayaklandırıyor.
Aynı şey Lübnan'da vardı. Lübnan'da Şia ayırılma pozisyonundaydı. Tabi İran'la anlaştılar. Büyük emperyalist güçler dediler ki ayırma Lübnan'ı ayırmadılar. Öyle kaldı. Şimdi de zaten İran'la İsrail anlaşmalı gidiyorlar. Anlaşmış vaziyetteler zaten. Çünkü İran'la İsrail'in Orta Doğu'daki normalde planları birbirleriyle örtüşüyor. O kağıt üzerinde birbirleriyle öyle birbirlerine dalaştıklarına bakmayın. Anlaşmış vaziyette onlar. Siz basını takip etmezsiniz. Geçenlerde 5-6 ay önce dünya Yahudi kuruluşları mı ne bir şey? Nerede? Tahran'da toplandı. Haberiniz var değil mi onlar? Haberi olanlar elini kalır. Ahmet'e Necad topladı değil mi? Evet.
Dünya Yahudilerini Tahran'da topladı Ahmet'e Necad. He he. Siz böyle haberleri duyunca şok oluyorsunuz. Ondan sonra zaten o toplantıdan sonra onlara gerekli olan şeyler verildi. Teminatlar, sözler. Ondan sonra İran'ın şey olarak ne o? Bu atomla alakalı, nükleer enerjiyle alakalı anlaşmalar sağlandı. Anladınız mı şimdi meseleyi? Rusya Suriye'ye girmezden önce kimle anlaştı? Kime teminat verdi? İsrail'e. İsrail gitti Netanyahu'nu paldır küldür Rusya'ya. Putin dedi ki biz İsrail'e asla dokunmayacağız. İsrail'e asla siz muhafaza edeceğiz, koruyacağız. Sizin haklarınızı da korumaya geliyoruz dedi. E şimdi o zaman Orta Doğu'da şimdi kartlar yeniden karılınca Rusya, Çin, İran, İsrail dörtlü.
İsrail'in bir kolu bunlarla beraber. İsrail'in bir kolu da Amerika, İngiltere, Fransa, Avrupa. Bir kolu da onlarla duruyor. Bir tek Türkiye'yi zorlayamıyorlar şimdi. Türkiye ile de böyle okulun içerisine kaçacaklar. Türkiye de inat ediyor şimdi. Diyor ki yani özür dileyecek, tazminat ödeyecek, şunu bunu yapacak. Yakında Türkiye'nin istediklerini İsrail kabul eder. Onu kabul ettikten sonra da Türkiye'nin ne o eli ağzı bağlanır. Ben kabul etmesini istemiyorum ama kabul edebilir. Şimdi nerelerden nereye geldik iş. Normalde belki de merkezini kaçırdı bu mesele ama Allah muhafaza eylesin. Orta Doğu'daki denklem bu. Bunun içerisinde bir tek Türkiye'nin durumu ve duruşu bu denklemlere uymuyor bazen.
Türkiye'deki yapılanma şöyle bir şey. Yani normalde buradan gideceği diye düşünülürken buradan gidiveriyor. Yapı öyle bizde. Ya bu nereden kaynaklanıyor diye araştırıyorlar, bakıyorlar, ediyorlar. Bu bir türlü bir şeyden kurulmuyor. O yüzden meseleyi şimdi nerelerden nereye aldık getirdik. Normalde bu noktada o resmi tarih ve resmi tarihin getirmiş olduğu sıkıntılar Türkiye'nin başında dert.
Bu gömlek uymuyor Türkiye'ye şu anda. O yüzden yeni anayasa diye bağırıyorlar. Çünkü mevcut anayasa biraz böyle ırkçılığın üzerine kurulu. Devleti kutsallaştıran, ondan sonra belli bir kesimi kutsallaştıran, belli bir kesimin kutsiyetini bu noktada anayasal olarak muhafaza altına alınmış bir anayasa var elimizde. Yani siz normalde böyle ona bakarken okumalar herkesin kendisine göre.
Mevcut anayasa belli bir ırkı ve belli bir ırkın içerisinde kutsallaştırılmış bir devlet ve kamu görevlileri var. Kutsallaştırılmış. Bu anayasa, bu tutum, bu duruş şu anda Türkiye'ye dar geliyor. Bunun normalde kutsallaştırılmış devlet noktasından, kutsallaştırılmış ırk noktasından, kutsallaştırılmış kamu görevlileri noktasından çıkarılıp insanlara hizmet eden bir devlet, kendi toplumuna hizmet eden bir kamu noktasına götürülmesi lazım.
Ve bu noktada bu eski geleneğe dönüş yapıp bu topraklarda yaşayan herkes bu topraklara aittir. Bu toprağın insanıdır. Birbirlerinden üstünleri, üstünlükleri, alçaklıkları yoktur. Hükmüne dönmemiz lazım. Böyle dönüldüğü zaman da siz imparatorluk hayali kuruyorsunuz diyorlar. Bana öyle söyleyince ben de evet diyorum. Neden olmasın? Neden böyle bir kültür imparatorluğu olmasın? Neden böyle bir sosyal imparatorluk olmasın? Neden böyle bir kardeş imparatorluk kurulmasın ki? Dünya zulüm altında inlerken. Neden biz bir Hristiyan'ın da akıl emniyetini, din emniyetini, namus emniyetini, mal emniyetini, can emniyetini muhafaza etmeyelim? Neden bir Hristiyan ben dinimi en iyi bir şekilde Müslümanların arasında, Müslümanların yanında yaşayabilirim düşüncesi onda asıl olmasın?
Bunun olması lazım. Dünya üzerindeki bütün inanç sahipleri kendi inançlarını hür bir şekilde Müslümanların içerisinde yaşayabileceklerine inanmalı. Bütün inanç sahipleri dünya üzerinde can emniyetlerini ancak Müslümanların içerisinde bulabiliriz demeli. Mal emniyetlerini Müslümanların içerisinde emniyet sağlanır diyebilmeli. Namus emniyetlerini ancak Müslümanların içerisinde sağlanır diyebilmeli. Akıl emniyeti olarak da ancak Müslümanların içerisinde bizim akıl emniyetimiz olabilir demeli. Bunu, bu toprakların çocukları kurması gerekiyor. Kurması lazım. Biz bu protipte bir toplum inşa etmeliyiz, edeceksek. Ve bunu inşa ettiğimizde o zaman bu topraklarda kardeşliğin, bu topraklarda barışın, bu topraklarda iyi aklın, iyi imanın, iyi bir hayatın numunesi olmalı.
Bu şu demek değil. Çok hızlı trenimiz olmasın bizim. Kardeş olalım. Kardeş olalım. Biz çok teknolojik harikalar yaşamayalım. Ama biz birbirimizin can, mal, namus emniyetine saygı duyalım. Bence önemli olan bu. O yüzden resmi tarih ve o ilk kuruluştaki dar elbise Türkiye'ye şu anda dar geliyor.
Derviş kardeşlerle aramızdaki akrabalık bağı gibi mi olmalıdır? Derviş kardeşlerle olan bağınıza hadisi kutsi nasıl olması gerektiğine. O mahşer kurulduğunda nurdan minberler getirilir. Nurdan minberlerin üzerine nurdan elbiseler ve nurdan tac ile taşlandırılmış kullar getirilir. Peygamberler onlara gıpta ile bakarlar ve sorarlar bunlar hangi şehitlerden bir münadi melek yani çığırtkan ilan eden bir melek cevap verir.
Der ki bunlar peygamber değil. Peki hangi şehitlerden bunlar? O münadi melek cevap verir. Bunlar şehit de değil. O peygamberler sorarlar. Peki bunlar kim? Münadi melek cevap verir. Bunlar yeryüzündeyken birbirleriyle akraba olmadıkları halde. Birbirleriyle menfaatleri, alışverişleri olmadıkları halde.
Birbirlerini Allah için sevenler. Ve toplandıklarında da Allah'ı zikredenler. Birbirlerini Allah için sevenler. Ve toplandıklarında da Allah'ı zikredenler. İşte bunlar onlardır der. Peygamberlerin gıpta ile baktıkları. Bunu sufiliğe, tasavvufa karşıymış gibi, düşmanmış gibi gösterilen teymiye dahi tefsirini almak zorunda kalmıştır.
Çünkü bu hadis-i şerif aynı zamanda İmam-ı Hanbel'de nakleder. Demek ki sufi toplulukları, sufi toplulukların en önemli özellikleri, en önemli özellikleri. Bir, birbirlerinden menfaati ve akrabalığı olmadığı halde birbirlerini Allah için sevecekler. İki, toplandıklarında Allah'ı zikredecekler.
Toplandıklarında da Allah'ı zikredecekler.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.