mustafaozbag.org

474. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 27 Kasım 2015 · 40:44

Birinci soru gündem. Türkiye'nin Rus uçağını vurması. Bak bu soru da aynı. Türkiye Rus uçağını vurmasaydı da sadece uyarsaydı, bir daha olursa gerekeni yaparız deseydi daha iyi olmaz mıydı? Rusya, Türkiye olaylarıyla ilgili olayları nasıl doğru olarak okumalıyız? Bu işin sonu nereye varız? Bu işten kim kazançlı çıkar? Evet. Siz bir imparatorluğun son burcusunuz. Sonuçta bütün imparatorluğu yıkmışlar, dağıtmışlar. İmparatorluğun yıkılıp dağıtıldığı yerlere bir sürü ülkeler kurmuşlar. O ülkelerin başına da uyduruk, satılık adamlar koymuşlar. Bir Suudi Arabistan nasıl kurdularsa Türkiye'yi de öyle kurmuşlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni.
Ürdün, Mısır, Tunus, Cezayir, Fas, İran, Irak, Suriye, Bahri'nin, Kuveyt, Birleşik Arap Ömürlükleri gibi, bilimli, irili, ufaklı, tokurdaklı, büyük, küçük devletler kurdukları gibi, Türkiye'de son imparatorluğun kaldığı yerde bir hükümet, bir devlet kurdurmuşlar. Ama bu kurdurdukları devlet, onların istedikleri istikamette gitmemiş.
Bir müddet sonra kendi öz benliğine dönmeye çalışmış. Öz benliğine ne zaman dönmeye çalıştıysa, onu çizgiye getirmek için her on yılda bir ihtilal yaptırmışlar. Böylece Türkiye normalde kendi öz benliğine dönmesini geciktirmişler. Ama vaktaki bu memleketin çocukları, bu memleketin insanları kendi özleriyle, kendi değerleriyle, kendi kıymetleriyle, kendi geçmişleriyle barışmışlar.
Yeniden bu ülkede, imparatorluktan kalan, bu ülkede sonuçta yükselmeye, yüceltmeye başlamışlar bayraklarını ve ülkelerini. Bunu bu noktada tutmazlar. Bir başkası da olsa devletler dengesinde bunu hiç kimse tutmak istemez. Hiç kimse böyle gözünün önünde bir gücün yükselmesini istemez. E tabi bu gücün üstünde yükselmesini istemeyenler değişik iç ve dış tahrikler ve olaylara devam ediyorlar, ettiler.
Son dönemde işte 30 yıldan beri devam eden PKK, son dönemde bir çatışmazlık varken, ondan sonra yeniden çatışma günlerine dönülmesi, işte devlet var gücüyle anlaşalım, barış yapalım, çatışmayı bitirelim derken, işte malum PKK, DH, KBC unsurlarının bu noktada teröre devam etmesi. Ama bu son noktada bunlara Türkiye'nin içeride ağır bir ders vermesi, PKK'nın bu noktada çok büyük zahidler vermesi, ağır bir darbe yemesi, bu ağır darbeden sonra da ülke insanının bu PKK ile olan mücadeleyi ödüllendirmesi seçimlerde ve yeniden umulmadık, tahmin edilmedik bir oranla çok güçlü bir hükümet çıkması,
içeride de dışarıda da normaliteyi bozdu. Bu normalite bozulunca dengeler kaçtı, bütün içerisinin de dışarısını da beklediği bu değildi. Bunun neticesinde Orta Doğu zaten kaynayan kazandı, bekleniyordu. Yani normalde eğer ki AK Parti partisin, AK Parti'nin dışında bir hükümet modeli gelişecek olsaydı, Orta Doğu'daki denklemler farklı olacaktı.
Ama Cumhurbaşkanı'nın paralelinde bir partinin çok yüksek bir oyla yeniden iktidar olması, içerisine usbus ettiği gibi dışarısını da bir telaş aldırdı. Bilhassa Orta Doğu. Orta Doğu'da meseleyi sadece Rus uçağının düşürülmesi olarak bakarsanız, bu meseleyi derinlemesine görmemiş olursunuz. Rus uçağının düşürüldüğü gün Putin'le Hamene'yi görüşmesi vardı. Sonuçta Suriye'yi şu anda İran'la Rusya işgal ediyorlar. Bu işgal Esed'in gözünün önünde Esed'in ortaklığı ile oluyor. Aynı şeyi İran Afganistan'da yapmıştı.
Tabi Afganistan Türkiye'ye uzak olduğundan o gün için bunu göremedi. Türkiye'deki insanlar. Ve Türkiye'de, Afganistan'da Rusya, İran işbirliği ile Afganistan işgal edilirken, karşısına bu acı bir şey, bu uluslararası oyun, karşısına mücahitler, ABD işbirliği çıktı.
Mücahitlerle ABD işbirliği yapıp, Afganistan'da o zaman için Sovyet Rusya'nın, SSCB'nin dağılmasına sebep oldular. Tabi dağılmasına sebep oldu. Ardından da Amerika döndü. Oradaki mücahitlerle savaştı. Ardından döndü. Orada yerli, vatanını koruyan, Ruslara karşı vatanını koruyan güçlerle savaştı. Başlarına bombalar yağdırmaya kalktı. O da batıyor orada. Şimdi oradan kurtulmanın yolunu arıyor. Aynı oyun şu anda 3 aşağı 5 yukarı, Suriye'de oynanıyor. Tabi Suriye'de oynanırken İran, Rusya'nın müttefiki ve Rusya'nın bu noktada ortağı olaraktan, Esed'i de yanlarına olaraktan, Suriye'de tabiri caizse nasıl Amerika'nın uzak karakolu hükmünde bir İsrail var ise, Suriye'de de Rusya kendisine uzak bir karakol inşa etmeye çalışıyor.
Ama bu uzak karakolu inşa ederken İran'la anlaşaraktan yapıyor. İran'la anlaşaraktan Orta Doğu'da İran'la ortaklaşa güç oluşturmaya çalışıyorlar. Bu da Türkiye'nin hesabına gelmiyor. Gayet normal Türkiye'nin hesabına da gelmemesi. Türkiye'nin hesabına gelmeyince de, Türkiye bu noktada belki de AK Parti hükümetlerinin en böyle keskin fazla NATO'ya, yön NATO'ya böyle el vermeleri, NATO'yla sıkı fıkı olmalarının en fazla olduğu dönemi yaşıyoruz.
Bu 6-7 aydan beri. Ve AK Parti hükümetlileri bugüne kadar NATO'yla dengeli bir politika güderlerken, PKK terörüyle beraber, Rusya'nın İran'la ortaklaşa operasyonlarına, Türkiye'de NATO-ABD ortaklığını pekiştirerek de karşı koymaya çalışıyor. Şu anda Suriye'de, şu anda okuyabileceğimiz bizim bunlar.
Tabii başka hesaplar arkasında gizli ajandalar varsa, söyleyecek bir söz yok. Ama ve lakin bu mesele böyle çok büyüyeceğini de zannetmiyorum. Zannetmiyorum çok büyüyeceğini. Yani Rusya, İran'ın göz boyamasına aldandı biraz. Eğer gerçekten Rusya'yı Suriye'ye çekerlerse, Rusya'yı Suriye'ye çekerler, orada aktif savaşın içerisine daha da katarlarsa, kafamdan geçen, Ukrayna'nın intikamını Suriye'de alacaklar.
Bir intikam alınması lazım ya, sonuçta Rusya, Ukrayna'yı böldü. Ya Rusya, tam gücünü kullanacak, Ukrayna'yı böldüğü gibi Suriye'yi bölecek, Suriye'yi bölerekten, kendince, Esed'i orada tutaraktan, orada kendine bağlı bir uydu, devlet olarak bırakacak.
Hani olur ya böyle butik devlet gibi, bir butik devlet kalacak orada Suriye olarak, geri kalan yerleri nasıl paylaştıracaklar, işin ayrı bir konuşulması, irdelenmesi gereken şey. Tabii geri kalan yerleri, normalde Suriye'deki PYD güçlerine verseler, bunu Türkiye'ye karşı çıkacak. Eğer Amerika, normalde oradaki PYD'yi terörist görmemekle beraber, belki de Suriye'nin bölünmesine göz yumacak. Göz yumarak da, orada, Irak'taki, Barzani ile beraber, Suriye'deki PYD'yi, birleştirip, ortaklaşa, orada bir Kürt devleti kurdurma, o da Amerika'nın ayrı bir jandarması olarak, kurdurmak isteyebilirler.
Ama bu noktada, Türkiye'yi ikna etmek, Türkiye'yi dize getirmek biraz zor. Türkiye özellikle, PYD'nin de PKK gibi, bir terörist unsur olduğunu söyleyip, Barzani'yi yanına alıp, farklı bir denklem kuruyor. Barzani'yi de karşı safına alsa, daha farklı denklem olacak, ki bu akıllıca olmayacak. Ama Türkiye, Barzani'yi kendi yanına alarak, PYD'yi orada, ve PKK'yı saf dışı bırakarak da, farklı bir oyun oynuyor.
Bu da bir oyun. Bu da farklı bir, diplomatik, cilve. O yüzden normalde Barzani'ye geldi, PYD'ye git demek, ne bileyim işte, ülke içerisinde, PKK'yla, şedid bir şekilde mücadele edip, onun ülke içerisindeki unsurlarını, tasfiye edip, ülke dışındaki unsurlarıyla uğraşmak, ayrıca da, Barzani'yi de yanına alıp, Barzani'ye de PKK'ya karşı, söylem geliştirmek, PYD'yi de orada yalnızlaştırıyor.
Sonuçta, Orta Doğu'da çok denklemler var. Orta Doğu'da bir hayli denklem var. Her an denklem değişiyor, her gün denklem değişiyor, her an her şey değişiyor. Yani, uçak vuruluncaya kadar, farklı denklemler vardı. Türkiye farklı yaklaşarak uçağı vurdu, normalde bütün hesaplar, kitaplar alt üst oldu, kartların yeniden dağıtılması lazım. Kartlar yeniden dağıtılmıyor şu anda. Herkes bekliyor, kim hangi kart oynayacak elinde diye. Normalde bu belirsizlik, daha yaklaşık bir hafta, on gün daha sürer. oyun kurucular yeniden oyunu kurgulamak için, yeniden kartları orta yere sürmek için, kokluyorlar, analiz ediyorlar. Ama Türkiye, sınırlarını, bu noktada agresif bir şekilde, koruyacağını beyan ederekten, aslında farklı şeylere de cevap veriyor.
Yani, işte, eğer orada PYD unsurlarıyla beraber, farklı bir şey yaparsanız, çünkü Suriye ile Türkiye arasında, bir Hatay meselesi var. Bu gavurcuklar, gavurlar, bir şeyi kılçıklı bırakmayı severler. Normalde Hatay biliyorsunuz, orada küçük bir yerdi, başbakanı, cumhurbaşkanı vardı, ayrı bir ülkeydi Hatay. Sonradan Türkiye'ye ilhak oldu. Hatta bir yer onun, o günkü cumhurbaşkanının oğlu filan, milletvekilliği filan yaptı. Normalde orası Hatay, Suriye için, farklı bir şey ifade ediyor. O yüzden, Suriye kendince, Hatay'ı, kendi sınırlarının içerisinde görüyor. Kendisinin olarak görüyor. Böyle bir şey olunca, tabii bunun tarihi süreci var.
Osmanlı'dan sonra, o tarihi süreç içerisinde, Suriye ile Türkiye arasında, bu Hatay meselesi, hep gündemde, bu Hatay meselesini, gündemde tutaraktan, birbirlerine karşı olan, kin ve nefretlerini arttırıyorlar. Tabii Türkiye'de bu Hatay meselesi belleklerinde duruyor. Öyle olunca, Hatay'ın önündeki Türkmenlerle alakalı, koruyucu, muhafaza edici bir güç olarak kullanıyorlar. Çünkü, eğer oradaki Türkmen bölgesi düşerse, Türkiye direkt, PYD ve İŞİD ile karşı karşıya kalacak. Yüz yüze kalacak. Ve Suriye içerisinde, kendi politikalarını destekleyecek, yerel unsurlar olmayacak. bu noktada, Rusya'nın, İŞİD ile değil, Rusya'nın, İŞİD ile değil, kendince, Rusya, ESEP ve İŞİD 3'ü, iş birliği yapıp, oradaki, normalde, ama el nusra dedikleri, ama işte yerel, ondan sonra, örgütlerin, ama işte, Türkmenlerin örgütlerine, ağır, yaralar vermek için, onlarla mücadele ediyor.
Ama, ESEP, Rusya'yı çağırırken, kendini, İŞİD ile mücadele, örtüsü altında çağırdı. Ama, asla, işte, 1-2-3-5 tane, sorti yaptılarsa, göstermelik, işte, İŞİD'i vurmak için, o kadar, İŞİD'i vuran falan yok. Amerika'da vurmuyor. İŞİD'i Amerika'da vurmuyor. İŞİD'i Fransızlar'da vurmuyor. İŞİD'i İngilizler zaten vurmuyor. İŞİD'i İsrail'de vurmuyor. E, İŞİD'i İran'da vurmuyor. Aslında, işin ilginç noktası, İŞİD'i vuran yok. Ama herkes, İŞİD ile mücadele etmek için, Suriye'ye geliyor. İŞİD'de ne kadar, dünya üzerinde, dinini öğrenmemiş, tam olarak, neyin ne olduğunu bilmeyen, kendince, ben cihad edeceğim, diyip, eli silah tutan, bilhassa, Avrupa'da, Kanada'da, Amerika'da, ne kadar adam varsa, hepsi de İŞİD'e geliyor.
Hepsi de, İŞİD'e katılıyor. Bunun yanında, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Ürdün, bu bölgelerdeki de, kendilerince, cihad edeceğiz olan, kimseler de, gelip, İŞİD'e veya, elinin sıraya katılıyor. Yani, Suriye şu anda, her an için, kartların her gün, yeniden dağıtıldığı, dengelerinin her gün, değiştiği, bozulduğu, her gün, yeniden denge kurulan, bir yer haline geldi. Ama bu meseleyi, tabi, hadis-i şeritler ışığında, bakarsak, bu, Mehdi savaşlarının, ayak sesleri gibi geliyor. Daha orada, bir hayli daha, gücün toplanması lazım tabi. Toplanıyorlar da. İşte, Rusya, bir sürü, uçak savarlarıyla beraber, birkaç tane gemiyle, uçak gemisi, bilmem ne, getiriyor.
Fransa, kendi uçak gemisini getiriyor. Normalde, herkes, orada savaşmak için, toplanıyor. Biz ne yapacağız? Ben ta, bu, PKK ile olan, hadiselerin başladığında, en başından beri, bir şey söylüyorum, savunuyorum. Türkiye, sınırlarını korumalı, sınırlarının, içerisinde kalarak, kendi halkının ve ülkesinin güvenliğini sağlamalı. Şu ana kadar da, bu konuda başarılı mı Türkiye? Evet. Kendi içindeki terör unsurlarını temizlemeli, kendi içerisinde teröre müsaade etmemeli. Bu bir. İkincisi, sınırlarını tam güvenli haline getirmeli, sınırlarını muhafaza etmeli. O yüzden, Türkiye'nin, diplomasi kanallarını kullandıktan sonra, Rus uçağının vurmasını destekliyorum.
Yapılması gerekeni yaptı Türkiye. Defalarca ihlal oldu. Defalarca ihlalden sonra, Rusya'yı uyardılar. Onlar da bir daha olmayacağına dair söz verdiler. Böyle bir şey yanlışlık oldu dediler. Ama, Rusya o sözünde durmadı. Tabi Rusya, Türkiye'den böyle bir cevap da beklemiyordu. Ama, Türkiye'de bu cevabı vermek için, iyice konuşlanmış.
E tabi bu konuşlanma da, enteresan, Rusya'nın, Türkmenlere, bomba yağdırdığı zamana denk geldi. Rusya, oradaki Türkmenlere bomba yağdırırken, bomba yağdıran uçaklardan birisi, sınırı ihlal eder etmez, Türkiye onu düşürerekten, Türkmen bölgesindeki ciddiyetini gösterdi. Başbakan ne açıklama yaptı? Ecdadımızdan kalan, buradaki Türkmenleri sonuna kadar koruyacağız dedi. Mirasımız dedi. Aslında daha ilerisini söyleyecekti. Daha ilerisi şuydu, dünya üzerinde nerede Türk varsa, biz soydaşlarımızın bütün, hak ve hukukunu koruyacağız demesi lazımdı.
Bu o zaman, daha güzel bir cevap olacaktı. Ama bu da iyi. Daha ilerisi olması lazım. Türkiye nerede bir soydaşı var ise, onu korumalı, onun can güvenliğini sağlamalı. İmparatorluktan kalmış, imparatorluktan kaldıysanız siz, o imparatorluk dağılırken, sizin kendi unsurlarınız da orada bırakılmış, o unsurlarınız asimile olmaması için, sizin onları muhafaza etmeniz, korumanız gerekir.
O yüzden, bu mesele, bir çıt ileride böyle olur inşallah. Bir şeyi yapmamak için yemin edilirse, ve bunu tekrar yapması durumunda, yeminini bozarsa, dinen hüküm nedir? Üç gün oruç tutacak. Paramızı bankada tutarken, normal hesapta tutuyorum, faiz almıyorum. Yanlış. Şöyle yanlış, sen faiz kurumuna, faizsiz para koyaraktan, onu, ona daha destekliyorsun. O yüzden yanlış. Bankalarda para tutuyorsanız, herhangi bir ticaretten, mecburiyetten, ondan bundan, bunu faizle yatıracaksınız, o faizi de oradan alacaksınız, o kadar faiz yatıran bir kimsenin, ihtiyacı yoktur zaten, para yatırıyorsa.
O yüzden, onu alınacak, ihtiyaçlı olan bir kimseye verilecek, ama, ondan bir hayır, hasenet beklenmeyecek. Allah iyi etsin. Parayı bankada tutmamız, bu şekilde doğru mudur? Diğer sorun, bankanın verdiği faizi alsam, ve her ay ihtiyaç sahibi olana dağıtsam, olur mu? Olur. Bu aralar, işlerim hep ters gidiyor. Çalıştığım iş yerinde sürekli geç kalıyorum. Patronum sürekli çok dağınık, odaklanmıyorsun gibi sürekli böyle şeyler söylüyor. Ben de bu durumdan dolayı üzülüyorum. Bazen doğru dürüst konuşamıyorum, kendimi toplayamıyorum. Sürekli Allah'tan yardım istiyorum. Ne yapmam gerekiyor? Kısacası düzenli sorumluluk sahibi bir insan olamıyorum.
Bu gerçekten böyle bir dağınıklık, kalbi dağınıklıktan, akli dağınıklıktan kaynaklanır. Yediklerine, içtiklerine dikkat edecek bu kimse. Çok yemek yiyorsa az yiyecek, çok uyuyorsa az uyuyacak, kendini disiplin edecek, derslerini çekecek, Allah'ı zikredecek, biraz daha kendi kendine toparlayacak. Çeşitli nedenden dolayı tarihte bir Müslüman devlet, diğer bir Müslüman devletle savaşmış. Bu dinen sakıncalı değil mi? Sakıncalı. Peygamberimiz Aleyhisselam, iki Müslüman savaşırsa, ölen de öldüren de cehennemliktir buyuruyor. Evet, bir Müslüman size eziyet ediyorsa, size zulmediyorsa, size bir zararı olacaksa, onun da savaşmak doğru olur mu bu hadise göre? Normalde Müslümanlar kendince ilk kılıç çeken kendisi olmaz, Müslüman kardeşine karşı.
Eğer Müslüman kardeşi ona kılıç çektiyse, kılıç çekilen Müslüman onu öldürürse, kılıç çeken Müslüman iki katil olur. Mümin mümine kılıç çekmez. Mümin müminle savaşmaz. Mümin mümine nasihat eder. Tebliğ eder. Yine yanlış yapıyorsa yine nasihat eder. Yine yanlış yapıyorsa yine nasihat eder. Ama mümin mümine savaş açmaz. Velev ki bir mümin, diğer mümin kimseye savaş açarsa, savaş açan kimse, iki katil olur. Bu devletler, muvazenesinde, eğer ki bir kendince Müslüman İslam devleti bir başka Müslüman devlete savaş ilan ediyorsa, savaş ilan eden kimse iki katil olmuştur.
Çünkü Müslüman ancak Müslüman'a nasihat eder. Müslüman'ın kanı diğer Müslüman kimselere helal değildir. Ama bir Müslüman ülke, diğer Müslüman ülkeye savaş açtıysa, onun canına, malına, ırzına, namusuna göz diktiyse, o zaman Müslümanların kendilerine savunması kadar doğal bir şey olmaz. Ama savaş açar. Mesela bir cemaat, bir cemaata savaş açamaz. Bir tarikat, bir tarikata savaş açamaz. Bir İslami bir topluluk, diğer başka bir İslami topluluğe savaş açamaz. Nasihat eder. Gönderir nasihatçılarını oraya. Gidin söyleyin, Kur'an ve Sünnet tarihinde burada hata yapıyorlar.
Gidin söyleyin, bu meselede, iştahata tavsiye yaptılar. Gidin söyleyin, bu meselede Kur'an ve Sünnet'e uygun davranış biçiminde bulunmuyorlar. Nasihat haktır. Hani hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna der ya, hakkı tavsiye etmek. O kimseye bir daha nasihat edersiniz, bir daha nasihat edersiniz. Benim nasihatimi tutmuyor deyip de ona savaş ilan edemezsiniz. Bu şuna benzer. Yani bir kimse namaz kılmıyor, nasihat ediyorsunuz. Namaz kılmıyor, bir daha nasihat ediyorsunuz. O kimse, örneğin haramla iştigal ediyor, ona nasihat ediyorsunuz. Bir daha nasihat ediyorsunuz. Sizin ona ceza verme hakkınız yok. Sizin ona savaş açmaya hakkınız yok.
Ona cezayı verecek olan devlet. Siz bir kimse içki içti deyip de sizin ona ceza verme hakkınız yok. Ancak nasihat edersiniz. Aslında daha ilerisi sizin ona kızmaya da hakkınız yok. Ona kızacak olan devlettir. Hakimdir, alimdir, amir hükmünde olanlardır. Bu noktada birisi içki içiyorsa veyahut da işte bir haramla iştigal ediyorsa, diğer Müslüman bir kimsenin ona kızma hakkı yoktur. Hani içki içen bir sahabe vardı da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ikide birde onu cezalandırıyordu. Yine böyle cezalandırdığı bir zamanda sahabeden biri, hani çok özür dilerim Allah seni kahretsin. Yine bu işi işledin dedin de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onu söyleyen sahabeyi susturdu.
Çok üzüldü. Dedi ki o işki içenden için, o Allah ve Resulünü sever. Bir kimsenin üzerinde haram var ise sakın ona Allah ve Resulünü sevmez diye hükmetmeyin. Hepimizin üzerinde bir haram olabilir. Onu Allah ve Resulünü sevmiyor noktasında görmek caiz değildir. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri başka bir adı şerifte dedi ki, hepinizin dedi bir günahla ilişkisi vardır. Hepiniz bir günahın pençesinde durursunuz. Bu manada. Bir günah sizi zapt etmiştir, pençelemiştir. Günahı olmayan bir Müslüman yoktur. Ama hadis-i şerifin devamında dedi ki, bu günah işleyenin, günahkarın en hayırlısı, tövbe edendir.
O zaman işte sufilerin her gün kendilerine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin tövbesini yirt etmelerinin bir sebebi, hikmeti de budur. Muhakkak hatalarımız, kusurlarımız, yanlışlıklarımız vardır. Muhakkak bir günahımız vardır. Ama günah işleyenlerin en hayırlısı olan, tövbe edendir. Haberi mucibince biz tövbe etmeye her gün gayret ederiz. Söz veririz inşallah. Ve o sözümüzü yerine getirmeye gayret ederiz. Böylece her gün tövbe edenlerden oluruz. Her gün zikredenlerden oluruz. Her gün hamd edenlerden oluruz. O yüzden bir kimse günah kebar işlediyse, günah kebar işlediyse, bizim ona mümin kardeşimiz olarak savaş açmaya hakkımız yok.
Bir kimse bir cemaat günah kebar işliyorsa, başka bir cemaatin ona savaş açmaya hakkı yok. Nasihat eder ancak. Tebliğ eder. Bir kimse başka bir cemaat, başka bir tarikat, başka bir topluluk, eğer bir günah kebar işliyorsa, ona lanet okunmaz. Ona beddua edilmez. Edilmez. Sahabe Allah kahretsin. Seni dedi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem derhal susturdu. O zaman siz günah işleyen bir kimseye bela, musibet, kahır, okuma hakkınız yok. O zaman devletler açısından da, İslami bir devlet yok, ülke, dünya üzerinde. Diğer İslami bir devlet hata yaparsa, ona nasihat edecek ama yok zaten.
Şu anda yok. E tabi normalde hani, bir hadis-i şerif var. Benim zamanım işte, en değerli zamandır, altın devridir. Ondan sonra ashabımın zamanı gelir. bu Cihar-ı Yergüz'ün efendilerimizin zamanıdır. Sonradan da bir fulü, gri zaman var derler ya, bu da Osmanlı'ya atfettirirler. Hani uzun sürer böyle, Osmanlı'nın zamanında da, İslami yaşanma olarak, fulü zaman. Yani ne karanlık, ne tam aydınlık. Bir zaman olarak nitelendirir. Ondan sonra, ümmetin hali nicedir, denir. Hadis-i şerifte mealen böyle. Aklımda kaldığı kadarıyla. E şimdi tabi Osmanlı yıkıldıktan sonra, ümmetin hali nice oldu. Ümmet bahsız. Ümmetin başında halife yok. Ümmetin başında ne dini bir halife var, ne de siyasi bir halife var.
Ümmet bu noktada savruluyor. Savruluyor. Ümmetin hakkını, hukukunu koruyacak, güçlü, siyasi bir lider, ve aynı zamanda güçlü, bir dini lider yok. Bu olmayınca, güçlü olabilmesi için, zaten askeriyeten de, ekonomik olarak da, güçlü olunması gerekiyor. Bu olmayınca, ümmette savruluyor. Allah bizi, muhafaza eylesin, derlesin, toplasın. İnşallah, birlik ve beraberliğimizi, tesis ettersin. Kafirlerin karşısında, tuz gibi dağılanlardan eylemesinize. Amin. sahabe hazretlerinden birisi, savaşta ölüyorken, peygamberimiz onun için, cehennemdedir, dedi sallallahu aleyhi ve sellem.
Hemen sahabe efendimizin yanına, gidiyorlar, soruyorlar, sen niye savaştın diye, o da bunlar gelip, benim hurma bahçelerime, zarar vermesin diye savaştım diyor. Burada Müslüman, malı için savaştığında şehit olmaz mı, yoksa biz hadisi yanlış mı biliyoruz. Evet, bir kimsenin malını gasp etmeye gelirlerse, o malını gasp etmeye gelenlerle, mücadele ederken ölmesi, hükmen şehittir. Ama ve lakin, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, orada malını korumak için savaşmıyor. Orada Allah için savaşıyor. Allah için savaşa toplanıyor insanlar. Allah için savaşa toplanılan bir yerde, bir kimsenin malını muhafaza etmek için, savaşması uygun değil. Çevrende hep başörtülü ama, haksızlık yapan, zulmeden, küfür eden insanlar denk geliyor.
Aynı durum, başa açık insanlardan haksızlık görmüyorum. Zulüm ya da küfür işitmiyorum. Bunu ben genellemiyorum. Bu haksızlıkları yaptığı için, başa açık insanları, başı kapalı insanlardan çok seviyorum, demekte ya da düşünmekte bir sakınca var mı? Ama sadece bu sebeplerden dolayı, başka bir şey için değil. Evet, normalde bir kimsenin başındaki örtü, yüzündeki sakal, başındaki takkesi, ne yazık ahlakı düzgün değil ise, onun üzerinde eğreti duruyor.
Bu acı bir şey. Müslümanlar, kendi bulundukları dairede, Kur'an ahlakıyla ahlaklanmalılar. Bu ahlaklanma gerçekleşmediği müddetçe, kurtuluşları mümkün değil. Kim bilgice gelişir, fakat hidayet yönünden gelişmezse, günden güne Allah'tan daha da uzaklaştır. Aclini, münavi, kalplerin keşfi, gazali. Bir kimse, filozof olabilir, profesör olabilir, pozitif ilimleri bu noktada çok iyi derc etmiş olabilir. Ama, hidayet noktasında değilse, kurtuluşunu ne yazık ki, gerçekleştiremez. Eşimle küçük bir tartışmada dahi, aramızda sürekli boşanma kelimesi geçiyor.
Sürekli beni dışlayacak kelimeler kullanıyor. Dini nikahımızı tazelememiz gerekir mi? Yani boşanma lafızları kullanıyorsa, boşanma lafızları yerine geçecek kelimeler kullanıyorsa, bunlara dikkat etmekte fayda var. Belli bir haddi aştıysa, Allah muhafaza eylesin, talak gerçekleşmiş olabilir. Evlilikte söylenmeyecek kelimeler duyuyorum. Kendisinin yapmadığı fedakarlıkları ben yapıyorum. Fakat yaranamıyorum. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak aranızda ülfet peydah etsin inşallah. Buradan genelde hakkınızı helal edin. Rüya okumuyorum. Eşim beni aldattı, bunu inkar ediyor.
Ama doğru, ben çocuklarım var diye bir şey yapamıyorum. Ne yapmalıyım, yaptığım doğru mu? Yanında kalmam bu konuyla ilgili erkekleri uyarır mısınız? Ben ona hakkımı helal etmiyorum. Bir, böyle bir şeye hükmedebilmenizin için bunu dört tane şahitle görmeniz lazım. İki, ya da o kimsenin bunu itiraf etmesi gerekir. Yani, ya zina yaptığına dair dört şahit olacak, ya da adam itiraf edecek, ben zina ettim edecek. Bunu böyle duymuyorsanız, bunu böyle görmüyorsanız, geri kalan boş laf oluyor. Bakın, geri kalan dini hukuk açısından boş laf oluyor.
Zikrullah ile ilgili sohbetlerinizden sonra, zikrullahın nasıl yapılması ile ilgili talim yapacağınızı da söylemiştiniz. Bu talimi ne zaman yapacağız? İnşallah. Hakkınızı helal edin. Burada da yine rüya var, uzun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi