Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Kasım 2015 · 1:10:00
Bir eşin birbirine övgüde bulunması doğru mudur? Biz bunu övmek olarak nitelendirmeyelim de birbirlerinin iyiliklerinin anlatılmasında fayda var. Çünkü iyilikleri yaymak, iyiliği met etmek, iyi bir şeyi teşekkür etmek, hamd etmek, buna iyilikle karşılık vermek, Sünnet-i Resûlullah'tan sallallahu aleyhi ve sellem Hazret'e.
Cima'dan sonra boy abdesti almadan ikinci kez cima etmeleri caiz midir? Caizdir ama velâki şerh düşmüşler. O kimselerin en azından cinsel organlarını yıkamaları gerekir. Cima sırasında erkek ve bayandan çıkan meni necaset hükmünde midir? Meni ile alakalı meni insan bedeninde durduğu müddetçe kan gibi necaset hükmünde değildir. Ama ve lakin o dışarı çıkınca ondan temizlenilmesi gerektiğine dair Kur'an ve Sünneti. Sünnet-i Resûlullah'ın bu noktada hükmü var. Necaset hükmünde ise bunun bulaştığı eşyaların makineye direkt diğer kıyafetlerle yıkanması uygun mudur?
Bunda bir beis yok. İlla ki bulaşan eşyaların bulaştığı yeri yıkansa veyahut da onun necaset hükmü kaldırılacak evsafı bozulsa, biraz üzerine su dökmek gibi, kuruduysa çitelemek gibi yeterlidir. Evlilikle ilgili tavsiye edeceğiniz bir ilmihal kitabı var mıdır? Bununla alakalı bir ilmihal kitabı hiç okumadım. O yüzden bu noktada tavsiye edebileceğim bir ilmihal kitabı yok. Hadis-i şeriflerde, fıkıh kitaplarında karı-kocayla alakalı, haklarla alakalı, evlilikle alakalı, nikahla alakalı hadislerden faydalanabilirsiniz. Dershaneler kapandı, yüzlerce, binlerce öğretmen işsiz kaldı.
Binlerce, belki de yüz binlerce insan buna bağlı olarak işsiz kaldı. Bunların içinden eşi, çoluk, çocuğu olanlar da vardı. Bu yapılan haksızlık değil mi? Bu konu hakkında fikriniz nedir? Türkiye'deki eğitim sistemi tamamiyetle batmış vaziyette. Bu yüzden dershanede okuyanlarla dershanede okumayanların ne yazık ki üniversiteye girme gibi değişik liselere girme gibi hak ve hukukuna ne demeli?
Parası olanlar özel ders alıp, özel kurslara, dershanelere gidip üniversite kazandılar. Parası olmayanlar da devlet okullarının verdiği eğitimle yetinip onunla girmek zorunda kaldılar. Böylece de yüzlerce, binlerce bu noktada fırsat eşitsizliği olmadı mı? Devlet kendi dairesinde fırsat eşitliliği yaratmak zorunda. Buraya girersek dağılır ortalık. Eğer bir kısım tarikat, cemaat, cemiyet, İslami noktada olan kurum, kuruluşların yapmış oldukları bu şeyse, bunun ilk başlangıç noktası, ilk çıkış noktası, İlk çıkış noktası, mümin, Müslüman, fukara ailelerin çocukları da diğer zengin aile çocuklarıyla yarışabilirlik, yarışması ve bu noktadaki işte dengesizliği dengelemek için çıktı bu mesele.
Burada çocuğunu özel liseye, özel ilkokula gönderebilecek, 17 milyar verebilecek bir kaç tane aile var? Bir şey ihlas ve samimiyet noktasında başlangıcı harika. Müslümanlardan para toplayın. Fakir fukara çocukların okutulması için dershanelerde yetiştirilmesi diğer sermayeyi elinde bulunduran grupların ve şahısların çocukları için yarışılsın diye bir hareket başlatın. Ondan sonra orada da yine sermayeyi elinde tutan grupların çocukları okusun.
Sermayeyi elinde tutan insanların gibi onlarla yarışacak Müslümanların, örtülü bacılarımızın, kızlarımızın, eşlerimizin gidebileceği bir hastane yok deyip para toplayın, pul toplayın, hastaneler açın. Ondan sonra en pahalı hastane orası olsun yine. Yine fakir fukara gidemesin. Bunlar Türkiye'de çarpık sistemle alakalı. Bu iş daha da geriye gider. Bu iş daha da geriye gider. Gitsin gideceği yere kadar değil mi?
Evet. İslam dünyasındaki tarikatların, cemaatlerin ve siyasetin, dolayısıyla ekonominin ve siyasetin en büyük handikaplarından birisidir. Bir tarikat, yola çıkarken kendince Kur'an ve sünnet dairesinde duracağını ve tasavvufun ana ilkelerine uyacağına vaat ederekten yola çıkar. Bir cemaat, bunun adına ne ister, hangisini derseniz deyin, cemaat dediğimde hemen Fethullah Gülen Hoca'nın cemaati gelmesin aklınıza.
Herhangi bir cemaat adına ne derseniz derim. Bu Mısır'da, bu Suriye'de, bu Pakistan'da, bu Türkiye'de, bu Irak'ta, bu İran'da, yani bu ülke söz konusu değil bunda. Yola çıkarken kendilerince Kur'an ve sünnete uyacaklarını, bu yolda yol alacaklarını, bununla hareket edeceklerini söyler. İslami dairede siyaset yapanlar da bu noktada yola çıkarlar.
Çünkü taraftar bulamaz başka türlü. Tarikat da, cemaat de, siyaset de kendine taraftar bulamaz öbür türlü. Söylemleri bu olmalıdır. Eğer söylemi bu olmazsa hiç kimse taraftar bulamaz. Biz de dahiliz buna. Siyaseti böyle olduğu gibi ekonominin içerisindeki, yani Müslüman, mümin kimseler de, ticaret yapan, sanayiyle uğraşan insanlar da yolun başında samimilerdir hep.
O da şöyle der, yani ben zengin olacağım, benim fabrikalarım olacak, ben bununla Kur'an ve sünnete hizmet edeceğim. Harikadır bakın, niyet noktasında hiçbir sıkıntı yok. Ama düşülen bir tuzak var. Düşülen tuzak şu, cemaatler, tarikatlar, siyasi oluşumlar, ekonomik oluşumlar büyümeye başladığında niyetlerin öyle olmasına rağmen yaptıkları ve faaliyetleri bozulmaya başlıyor.
Yani on yıl sonra bizim tekke de semadan para almaya başlamamız gibi. On yıl sonra ders kağıtlarından para almaya başlamamız gibi. On yıl sonra bütün cemaati aidata bağlamamız gibi. Arkadaşlar bu işler böyle olmuyor, pamuk eller cebe. On yıl sonra sohbet CD'lerinin, zikrullah CD'lerinin satılması gibi.
On yıl sonra herhangi bir meselede, işte bir sohbetlerin kitaplaştırılıp satılması gibi. On yıl sonra şeyhefendiyle görüşecek olanlar bir miktar yardımda bulunsunlar. Bir problemini halledecek. Değil mi? Tuhaf geliyor size değil mi bunlar şimdi? Değil mi? Tuhaf geliyor. Herkes yolun başındayken bundan işte yıllar önce. Ne dendi? Biz arkadaşlar hiç ücret talep edenlerden olmayacağız. Bizim içimize para girmeyecek. Biz yaptığımız dini faaliyetlerin karşılığında bir para talep etmeyeceğiz. Hiçbir şahıstan. Buydu değil mi? Eğer normalde bu ilke tabii bu yeni değil. Yani ben Bursa'ya 1990'da geldim. Bursa'dan önce de 86'da ders aldım.
Yani 86'dan itibaren böyle bir ilke var. Benim kendi nezdimde. Bu ilkenin bozulduğunu düşünün. Aynı hastalığa biz de duçar olacağız. Bunun gibi İslam dünyasında bu hastalıklar var. Bu hastalığa düçar olanlar kendi içinde bulundukları sistemle organize olup sistemin, mevcut sistemin akarında yürümeye başlıyorlar. Tevhid düşüncesini bırakıp, tevhidle alakalı davranması gerektiği hali bırakıp, dünya üzerindeki mevcut deccalist ve kapitalist oluşumlarla kol kola giriyorlar.
Kapitalizmin ağları, deccalizmin ağları onları sarıp sarmalıyor. Ve yolun başında sadece ve sadece niyet olarak Kur'an ve sünnet tarihisindeki niyetlenen bir topluluk, bir müddet sonra dünya üzerindeki deccalist sistemin ağlarının arasında, kapitalist sistemin ağlarının arasında sarmaş dolaş olup, kendi tevhid düşüncelerini ve tevhid duruşlarını farkında olarak veya olmayarak da bırakmaya başlıyorlar.
Artık orada kapitalist sistemin, kapitalist sistemin olguları çalışmaya başlıyor. Ve kendilerince kapitalist sistemle savaşmak için, deccalist sistemle savaşmak için yola çıkmış insanların, ne yazık ki fikirleri tecavüze uğruyor. Ne yazık ki fikirleri, düşünceleri bozuluyor. Ve mevcut kapitalist sistemin istediği birer Müslüman haline geliyorlar. Yani onlar da lata, uzaya, menata yeniliyorlar. Ve kendilerince bozuluyorlar. Bir fark kalmıyor. Hani ben bazen alayıvari konuşuyorum ya, işte ne filanca finans bankmış. Ulan altında x banka var, aranızda bir fark yok. O yüzde işte üç veriyorsa, sen de kar payı altında, sen de yüzde üç veriyorsun.
Birisi kar payı altında veriyorsa, birisi faiz altında veriyor. Yani o kar payı normalde şey, belirli ve enteresan nokta. Bunu akrabam olan kimseden öğrendim. Bir finans bankasının yönetim kurulundaydı. Sordum. Abi dedim, en fazla parayı kime satıyor dedim. Bu finans kurumu. Ya hacı boş ver ya dedi. Ya abi dedim, abi söyle. Ben dedim, fıkıhel ayağımı dedim, boşa çıkarmak istemiyorum ben. Çünkü böyle söylüyorum. Doğru söylüyorum dedi. Daha geçenlerde, bizimkiler dedi, Alorka'ya para sattılar dedi. Müslümanlardan kar payı adı altında parayı topla, git Alorka'ya peşkeş çek.
Anladınız mı? Değişmedi bir şey. Yolun başında dediler ki, biz Allah rızası için Kur'an ve sünnet dairesinde yol yürüyeceğiz. Müslüman kendince, kendi dairesinde götürdü parayı finansçılara yatırdı. Dedi ki, aman ben faiz istemiyorum. O da gitti parayı, Alorka'ya sattı. Müslüman kendi kendini aldatmaya devam ediyor. Ben kar payı aldım diyor. Kardeş, bu gitti, Alorka'ya sattı. Bu parayı kime sattığını biliyor musun? Hayır. Denetleyebiliyor musun? Hayır. Hesapları kontrol edebiliyor musun? Hayır. Bu konuda sen bunun normalde denetlemesini yapabiliyor musun? Hayır. Ve kurulmuş olan bu sistem, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasa, kanun, hukuk, ticaret, icra, iflas hukukuna bağlı mı?
Evet. Nesi İslami kardeşim? Türkiye Cumhuriyeti Devleti İslami bir devlet değildir. Birisi İslami devlet derse, savcılığın önünde solunu alır. Orada nefeslenir. Orada nefeslenir. Ve bütün peygamberler, bütün peygamberler, bir köye peygamber olarak gönderilmemiştir büyük peygamberler. Git bir köyde, bir mezrada peygamberlik yap. Öyle bir peygamberlik yoktur.
Bütün peygamberler, şirkin, küfrün, kol gezdiği, şirkin ve küfrün hakim olduğu yerlere peygamber olarak gönderilmiştir. Bakın Musa Aleyhisselam'ın gönderildiği kavme. Bakın İsa Aleyhisselam'ın gönderildiği kavme. Bakın İbrahim Aleyhisselam'ın gönderildiği kavme. Bakın Hz. Muhammed Mustafa'nın gönderildiği kavme bakın. Hz. Muhammed Mustafa'nın gönderildiği zamana bakın. Dünya üzerinde iki tane süper güç var. Birisi Bizans İmparatorluğu, birisi Kesra. İki tane süper gücün uydusu hükmünde Mekke devleti var. İki süper gücün uydusu. Dünya üzerinde iki tane para birimi geçerli. Siz bunları okumazsınız.
Size bunları okutmazlar. Televizyonlarda Hz. Peygamber'in nasıl doğduğu anlatılır bize. Lazım bu değil. Hayır demiyorum buna. Ama Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin metodu anlatılmaz bize. Onun peygamber olarak gönderildiği zamanın ekonomisi, siyasisi, hukuku anlatılmaz bize. İki tane süper güç var. Birisi Kesra, birisi Bizans. Süper güç olduklarını nereden anlıyoruz biz? Şirk, kafir süper güç. Hendek Savaşı'nda ne yapıyor? Balyoz'u vuruyor, bir kıvılcım çıkıyor. Kisra'nın yıkıldığını görüyorum diyor. Bir daha vuruyor, bir kıvılcım daha çıkıyor. Bizans'ın yıkıldığını görüyorum diyor. Demek ki iki tane, iki tane büyük süper güç var.
Küfür üzerine. Şu anda da dünya üzerinde iki tane süper güç var. Küfür üzerine. Dünya üzerinde iki tane para birimi geçerli şu anda. O gün de dünya üzerinde iki para birimi geçerli. Birisi Bizans parası, birisi Kisra parası. Mekke'de geçen Mekke dinarı değil. Dikkat edin. Ya Bizans parasıyla Kisra parası geçerli. Mekke'de ticaret yapanlar Bizans parası ve Kisra'nın parasıyla ticaret yapıyorlar. Dünya üzerindeki ticaretler, havaleler, ödemeler, Kisra'nın ve Bizans'ın parası üzerine gidiyor. O gün için Mekke'de bulunan güçler Kisra'nın ve Bizans'ın uydusu hükmünde. Şu anda dünya üzerinde iki tane para birimi geçerli.
Birisi dolar, birisi euro. Üçüncü bir para birimi kurmaya çalışıyorlar. Üçüncü bir para birimi kurdurmuyor bu iki tane para gücü. Dünya üzerinde iki tane askeri güç var. O zaman içinde bir Bizans var, askeri güç olarak bir de Kisra var. Öbür günler parçalın buluttuğu askeri güçler. Ellerinde fazla bir askeri güç yok. Bizans, heyet dediğinde herkes oturuyor. Şu anda da dünya üzerinde böyle. Şu anda da Müslümanların dünya üzerinde askeri, siyasi, ekonomik bir güçleri yok. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu şartlar altında peygamberlik yapıyor. Ve Mekke'dekiler bakıyorlar ki, mevcut sistemleri bozulacak.
Mevcut sistemlerini değiştirecek olan, mevcut çalışan çomak sokan bir kimse var. Bunu yanlarına almak istiyorlar. Üç güç sunuyorlar buna. Üç tane güç. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sunulan üç tane güç var. Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Eğer derdin kadınsa, Mekke'den istediğin kadını söyle, evliyse boşatalım, onu al nikahla. İstediğin kızla nikahlanabilirsin. İstediğin kadını alabilirsin. Bu birinci teklif. Malum, siz buna bakarken şimdi, işte Mekkeliler, istediğin kadını al dediler. Burada önemli bir şey var. İnsan nefsinin üç tane hastalığı, toplumların üç tane hastalığı, bireylerin, toplumların, ailelerin, devletlerin, kurum ve kuruluşların üç tane büyük hastalığı.
Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Eğer derdin kadınsa, istediğin kadını nikahla. İkinci güç. Eğer derdin paraysa, gel hazinenin başına otur, al hazine senin olsun. Parayı sen idare et. Para senin elinde olsun. Senden daha emin bir kimse mi bulacağız biz? Üçüncü güç. Ve Kur'an-ı Kerim'de de araya bir parantez açayım. Kur'an-ı Kerim'de bir sürü ilahlardan üç tane ilahın ismi vardır. Laat, Uzza, Menat. Müşrikler üç tane put öneriyorlar Hazreti Muhammed-i Mustafa'ya. Menat. O ne? O para.
Gel hazinenin başına geç. Üçüncü put ne? Laat. Büc. İstersen gel, Mekke Devleti'nin başına geç. Yönet bizi. Ama şu davandan vazgeç. Bizim ilahlarımızla uğraşma. Bizim oturmuş yerleşmiş bir inancımız var. Bununla uğraşma. Bu yerleşik düzenle, bu yerleşmiş düzenle mücadele etme. Biz bak ne kadar güzel ticaretimiz devam ediyor. Ne kadar güzel bir devletimiz var. Burada biz kendi kendimize bu putçuluğun arasında biz geçiyoruz, dolaşıyoruz. Bu putçuluğun arasında rahatız biz. Gel, sen şu davandan vazgeç.
Mekkelilerin istedikleri bu. Gel, bu davandan vazgeç. Cevap müthiş. Cevap kıyamete kadar Müslümanlara ölçü. Bırakın diyor bu sizin sunduklarınızı. Bir elime ayı verseniz. Bir elime de güneşi verseniz. Yani o zaman için bu insanların üzerinde imkansız bir şey. Yani bir kimsenin eline ayı vermek imkansız bir şey.
Bir kimsenin eline güneşi vermek imkansız bir şey. Yani siz bu imkansızı başarsanız. Bu olmayacak olan şeyi bana oldursanız. Benim bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz. Vallahi la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim. La ilahe illallah tevhid çünkü. Tevhid dediğine ben tevhidden vazgeçmeyeceğim. Ben inancımın Allah'ın bana emrettiklerinden, Allah'ın bana vahyettiklerinden vazgeçmeyeceğim. Cenab-ı Hak bana neyi emrettiyse, neyi vahyettiyse ben ona göre yaşayıp sizlere onu anlatacağım. Ve bunu tebliğ edeceğim. Ben bununla mücadele etmekle emrolundum. Bununla mücadele etmekle emrolundum.
İşte Müslümanların tarih boyunca bozuldukları, tarih boyunca yenildikleri, yanıldıkları, tarih boyunca kapitalizme, deccalizme boyun eğdikleri nokta, bu üç nokta. bütün cemaatler, tarikatlar, siyasetçiler, Müslüman, mümin iş adamları, hepsi de yola çıkarken kendilerince diyorlar ki, bu niyetlerinden, bu samimiyetlerinden asla şüphem yok. Yolun başında şüphem yok. Diyorlar ki biz böyle davranacağız. Harika. Ve biz bunu başarmak için yola çıkacağız. Harika. Ama gel gelelim, dervişi de, şeyhi de, cemaatı da, hocası da, siyasetçisi de, particisi de, ne yazık ki yolda yeniliyor. Yolda yenilince, şimdi bir tarafı var.
Hani o kimse, ihlasla, samimiyetle çıktı yola. Bakın, bu tehlike, herkes için geçerli. Ve her cemaat, her tarikat, her parti, her topluluk için geçerli. Siz yol yürürken, birey olarak, birey olarak, topluluk olarak, cemaat olarak, bu hataya düştüğünüz an, sizin de manevi tokat yemeniz, kesin. Buna sufiler manevi tokat derler. Bu da manevi tokat, dünyadakken vurulduysa, Cenab-ı Hakk'ın ona karşı bir merhameti var. Allah ona merhamet ettiği için, dünyadakken manevi tokat vurdu. Eğer Cenab-ı Hakk ona merhamet etmeseydi, o manevi tokadı vermeyecekti, yedirmeyecekti ona, mahşere saklayacaktı ki, onun durumu daha da kötüydü.
İster birey noktasında, ister cemaat noktasında, ister parti noktasında, siyaset noktasında, yola çıkarken siz, ben Kur'an ve sünnet dairesinde siyaset yapacağım, Kur'an ve sünnet dairesinde bir cemaat oluşturuyoruz, Kur'an ve sünnet dairesinde bir tarikatız, bir sufi topluluğuyuz deyip de, yola çıktığınızda, bu üç puta yenilirseniz, sizin için mukadderat iki tane. Bir, ya dünyadakken, bu tokadı yiyeceksiniz, bunu şefkat tokadı gibi algılayıp, kendinize gelip, tövbe edip, yolunuza düzgün bir şekilde revan olacaksınız, ya da bu tokat mahşere kalacak, bundan müminleri Allah muhafaza eylesin. Mahşerde bunun sonu çok acıklı çünkü. Ama işte bu üç tane, laat menat uzza, yani kadın, para ve güç.
Kadın, para ve güç. Bir kimsenin evlenmesinde hiçbir sakınca bir beis yok. Evlenir. Hakkıdır onun. Demek bireylerin üzerinde konumlarına göre farzdır, konumlarına göre vaciptir, konumlarına göre nafiledir, konumlarına göre caiz değildir. Caiz değildir. Konumlarına göre. O yüzden İslam'da, Muhammed'i bir İslam noktasında, bir kimsenin evlenmesi, muhakkak, ya farz noktasında, ya vacip noktasında, ya nafile noktasındadır. Caiz değildir dediğimiz nokta, o kimsenin ruhi ve fiziki yetersizlikleri vardır. Ona caiz değildir.
Akli yetersizdir. Ona caiz değildir. Fiziki yetersizliği vardır. Ona caiz değildir. Burada, hani, nafile noktasından gördüğüm bir kimse de şudur. Böyle bir eksikliği yok ama, işte bir kadına bakabilecek kadar parası yok. O şunu der. Evet, ben evlenmeye muhtedirim ama, benim maddi durumum yerinde değil. Benim mehir verecek bir param yok. Benim bir kadını geçindirebilecek kadar, maddi olarak bir imkanım yok. Böyle bir işe sahip değilim. Böyle bir kazanca sahip değilim. O kimseye evlenmek, bu sefer farz vacip değildir. Veyahut da bir kadının bir kusuru var. Doğurabilme yeteneği yok. Bu kadın der ki, benim doğurabilme yeteneğim yok. Benimle evlenen kimse, bunu bile bile evlenecek.
Bunlar o nafile hükmünde gördüğüm, görülen şeyler, İslam, Hanefilerce bunlar. Ama öbür türlü, fiziki ve akli yetersizliği varsa, o kimsenin evlenmesi caiz değildir. Akli yetersizliği var. Bunu mesela en azından, örneğin, bunu tabii, bir psikiyatrinin karar vermesi gerekir. Veya bir psikoloğun karar vermesi gerekir. Kadının veya erkeğin, psikolojik olarak evliliğe hazır olmaması, kaldıramaması, bunu götüremeyecek noktada olması. Buna karar verecek olan, bu konunun eğitimini almış olan, tıbbi yerler. Bir normalde işte, diğer fiziki bir şey, bunun da karar verecek olan, dahiliyeciler. Bunlara caiz olmayabilir. Aslında bunlar önemli şeyler.
Şimdi insanlar bunlara dikkat etmiyorlar ama, bunlar önemli. Yani siz bakıyorsunuz bir erkeğe, normalde işte, aklı yerindeymiş gibi görüyorsunuz, takıntıları var bir sürü. Evlendiğinde o takıntıları, evde huzursuzluk oluyor. Tuvalette terlikleri neden böyle koydun gibi. Veyahut da kadının psikolojik problemleri var, takıntılı. Daha evden daha adam içeri girer girmez, soyun. Neden? Kirlisindir sen şimdi, basmağalınların üzerine. Ya adam evden içeri girecek, gayet normal bir şey. Yok, kapının önünde soyunup da içeri gireceksin. Adam tuvalete girip çıkmış, tuvalete girdin çıktın, bütün eşyalarını değiştir. Nasıl yan? Basmaya, üzerindeki kıyafetleri komple çıkar, tuvalete girdin çıktın.
Eyvah! Kadının psikolojisi normal değil, bir ömür boyu böyle yaşanacak. Bu psikiyatri olarak sıkıntılı bir şey. Onun evlenmesi, evet, caiz değil. Milletin başını yakmaya gerek yok. Diğer, insanlar evlenecekler. o zaman kadından burada, kadın olarak yıkılmak ne? Bir kadının sana tamah edip, senin haram olarak ona teveccüh etmen. Bir kadınla nikahsız yaşaman. Bu tip ilişkileri kendine makul görmen. Bu tip ilişkileri kendine hak görmen. Uçuşa devam etmek. Abiyane tabirler. Yok hayır. Yok hayır. İkincisi ne?
Para. Genelde İslami cenahta, hani cemaat, tarikat, böyle buralarda koşuşturan kimseler, böyle fuhuşa gitmezler. Yani yüzde bir, yüzde ikidir. Buna şey yaparlar, dikkat ederler. Bizim gibi, sufi yapılanmalarda, bu işte yüzde bir, ikidir. Ama sufi yapılanma değil, sadece bu yüzde beşe altıya çıkar. Sufiler nefisleriyle mücadele edeceğiz diye uğraştıklarında, bu oran sufilerde daha aşağıdır. Sufiler bu konuda daha disiplinlerdir. Sufilerin içerisinde, tehlikede olanlar, cemaatin, yani topluluğun içerisinde, önde olanlardır. Biraz öndese, ona biraz teveccüh fazla olur.
Teveccüh fazla olunca, onun yıkılması kolay olur. Onun yırtılması kolay olur. Allah muhafaza eylesin. O çünkü bir ahabidir, bir çavuştur, o bir şeyden sorunludur, o mübarektir, o kutsaldır, oradan yıkılır o. Bu ne? Bu Allah muhafaza eylesin. Bu, kadından bozulma. Bunun bir diğerine, para. Paradan bozulma. bizim gibi sufi topluluklarda, bu ancak, işte, o da bizde yok zaten. Mesela işte, zekatlar toplanır. Haydi paralar toplanır. Bir yere bir şey yapılacaktır. Hüra, herkes paralar toplanır. Yapılan şey, on liralık bir şeydir. On liralık şey, yüz bin lira toplanmıştır.
Bizde, hani bizim gibi, küçük sufi topluluklarda, bu o kadar yoktur. Biraz daha büyüdüğünde, o topluluk, para oynamaya başlar. Başlarlar, şirket kurmaya. İlk önce ne yapalım? Ya bu arkadaşlar, bir ton topluluk var. Evet. Ya neden bir başkasına gidip de, market alışverişi yapalım canım? Hep beraber bir market kuralım. Bir market kurarla. Biz sesimizi duyalım. Bir radyo kuralım. Ne kadar böyle muhteşem, değil mi? Biz, ya çocuklarımızı okutmamız lazım. Eee, gelin bir okul kuralım. E bu çocuklara dershane lazım. Gelin bir de dershane kuralım. Harika gidiyor her şey. Değil mi? Ne kadar, böyle, heyecan verici. Yani, 80, 96'lara gidin şimdi. Eskiler, 93'lere, 94'lere, 95'lere gitsinler.
Bana, benim üzerimde baskı var. Gel bizde bir dershane kuralım. Gel bizde bir kurs açalım. Gel bizde bir okul açalım. Yapma böyle abi. Bizim de bir okul açmamız lazım. Abi gel, biz toplarız. Bizde bir yer açalım. Bana böyle gelenlere diyorum ki, 3-4 kişi gelin, toplanın. Biz 3-4 kişi bir ticarethane açalım. Ne açacaksak açalım. Ama 4 kişi toplanalım. Ticaret yapalım biz. Cemaati karıştırmayın beni diyorum. Bana diyorlar ki, arsa alalım, ev yapalım. Düşünüyorum, taşınıyorum, kaşınıyorum. Yok, Mustafa Özbağ diyorum lan. Geri çık buradan sen. Diyorum, siz yapın.
Beni karıştırmayın. Bir arkadaş, şirket kurdu. 10 tane, 20 tane, şirket, iş adamı, ticaret yapanların mallarını Avrupa'ya ihracat yapacak. Herkes ortak bir şey kuruyor, bana söylüyorlar. Ben de diyorum ki, yok ben girmem. Bu sefer teşvik etmemi istiyorlar, etmiyorum ben. Bu sefer Şeyh Efendi'yi devreye katıyorlar. Ben Şeyh Efendi'ye karşı gelemiyorum, ama arkadaşlara diyorum, katılmayın. Tabii sözümü dinleyenler var, bir de dinlemeyenler var. Sözümü dinleyenler, katılmayın dediklerim, geri duruyor. Ama onların geri durduğunu, o arkadaş neden olduğunu biliyor, şikayet ediyor beni Şeyh Efendi'ye. Ve en son duyduğumda, kaç, 5 milyon mark, ütmüşler piyasana. Gitti paralar.
İşin içerisine mafya girmiş, mafya çökmüş bunlara. Mafya çökünce beni aradılar. Abi bizim mafya çöktü bize. Lan oğlum ben mafya mıyım dedim. Abi ne yapacağız dedi. Dedim yok. Yapacak bir şey yok. Siz nasıl, ne yaptınız, ne ettiniz bilmiyorum. Ondan sonra Şeyh Efendi'ye söylemişler. Şeyh Efendi bana dedi, oğlum filancayı böyle böyle dedi, bunlar basmış dedi. Basarlar efendim dedim ben. Nasıl yani dedi. O parayı yedirmezler efendim, insanlara dedim, rahat rahat. yani bu para gidecek mi onlardan dedi. Gitti bile efendim dedi. Tabii bana cephe olanlar kardeşler bunlar şimdi. Kimse perdenin gerisini söylemiyor.
Nereden bozuldular? Para. menat. Menat. Cemaatlerin, siyasetçilerin, iş adamı Müslümanların bozuldukları yer. adama tatlı geliyor. Adam geliyor şimdi. Ya sıkıntı var diyor. Elimde de çekler var diyor. Ya bankaya gideceğim diyor. Banka şimdi diyor yüzde üç alacak. Banka yüzde üç alacağına, helal hoş olsun abi sana ya. Al bu yüz millarlık çeki, sen bana doksan lira ver abi. Sen hem Allah rızası için, hem benim bir işimi gör, hem sen kazan abi. Banka ne kazansın? Benim gözümün önünde oluyor bu hadise. Bunlar işte, çok birbirlerine yardımcı oluyorlar. Ne kadar iyi kardeşlik böyle. Aa, yüz millarlık çek oraya, işte o zaman için seksen kusur milyar para buraya. Ondan sonra bana dediler, yani işte o kimse diyor ki, o normalde o çeki kırdıran, parayı sayıyor, bu fazla al, yani fazla para vermişim.
Biraz daha ona bahşediyor. Böylece de, hani hediye etmiş oldu yani ona böyle. Siz düpedüz faizcilik yapıyorsunuz dedim. Nasıl yani dedim. Basbaya dedim. Siz tatlı faizcisiniz. Dedim kim faizle iştigal ederse, Kabe duvarının dibinde anasıyla dedim, nikah kıymış gibi olur. Zina etmiş gibi olur diyor dedim, hadis-i şerifte. Biri dedi, abi dedi ya bu hadis-i şerif dedi, sahin mi dedi bana? Bu bizim derviş kardeşlerden söyledi. Böyle baktım, senin dersini aldım, bundan sonra dedim, hiç bağım bağlantın yok senin dedi. Bu kaldı böyle. Bir daha dedim, benim yakın dairemde de durma. Nereye gidiyorsan git dedim. Böyle baktı. Dedim yok, sen resmen faizcisin dedim.
Bu başka bir tane daha faizci var, ondan samimi. O da başka bir şehirde. Bunlar çok samimiler. Ben de biliyorum onu. Dedim tamam, sen bulmuşsun paralelindeki adamı dedim. Bu da aynı dedim. Siz kibar faizcisiniz dedim. Tatlı faizcisiniz. Bakın ne oldu? Menat, bozdu onu. Para bozdu. Bir şey daha açtınız, bir şey daha açtınız. O, medyayı elinize geçiriyorsunuz. Bir şey daha açıyorsunuz, eğitim sistemini ele geçiriyorsunuz. Güç, aldınız, güç. Bu zaman ses getiririz, güç.
Ve bu gücü ele geçirince sen, tevhidi unuttun. Bu gücü geçirince eline Allah'ı unuttun. Beş kişiyken ya Rabbi diyordun. Elli kişi olunca ben bunu hallederim dedim. Cebinde beş lira varken ya Rabbi diyordun. Cebinde elli lira olunca tavrın değişti, tarzın değişti. Tokadı yer. İnsanlar. O yüzden, evet, dershaneler kapandı. Aslında, devlet, dershaneler okula çevirdi. Dedik okula dönün. İlk kez dershaneler kapanıyor diye yaygara bastı. Okula çeviriyor devlet.
Devlet bu mu? Evet. İtaat ettiğiniz devlet bu değil mi? Evet. Devlet bir kanun değiştirdi. Ne yaptı? Dedi ki, bütün dershaneleri okula çeviriyorum. Dershanedeki öğretmenleri de, öğretmen olarak alacağım. sınavlı sınavsız, bilmiyorum o zamanlar bir şey çıktı. Ortalığı yaygaraya çevirdiler. Sebep menat. Sebep laat. Güç. Güç ve para kaybı. Güç ve para kaybı. Diyecekler ki şimdi, ya sen bir yerlere laf atıyorsun. Kimseye laf atmıyor mu? Bir sufi topluluğun, tekrar söylüyorum, bunun altını çiziyorum. Bir sufi topluluğun, şirketi mi olurmuş? Şirketlerin en başında da, şeyhleri duruyor.
Şeyh ve vaat etti. E şirketin başını, şirket şeyh efendinin üzerine, kim geçecek başına? Ya oğlu geçecek, ya damadı geçecek. İkisinden biri. Aileye kaldı şirket. Bütün insanlar, bütün insanlar, para topladılar, şirketi kurdular mı? Evet. Kimin para şimdi? Çok basit sorular bunlar. Bir yer aldık, dergah kurduk. Muhteşem bir şey. tapusunu kimin üstüne yaptık? Arkadaşlar samimi olarak, bu tekliflerle benim yanıma çok geldiler.
Abi bir yer alalım, buna gücümüz var. Biz de Adnan Hoca'yla dinledik, değil mi Adnan Hoca? Dediler değil mi? Gücümüz var, bir yer alalım, yapalım. Kimin üzerine yapacağız? Şahsın üzerine yaparsak, kimin üstüne yaparsak yapalım. Öldü ya. E vakfın üzerine yaptık.
Tamam. Şeyh efendi öldü. Vakıf orada duruyor, binada duruyor. Kime intisap edildi? Tarih boyunca, inananların, sadece, Müslüman olarak değil, Adem'den itibaren, inananların, inananların, üç tane putu var. Kadın, şehvet yani. Para, menat, güç, bu üçü, bu üçünden bozuluyor herkes. bozulunca, şuna, şuna hamd ediyorum. Yani bu dünyadayken ona, birey olarak, birey, bir şefkat tokadı olarak görsün, tövbe edip geri dönsün. Topluluk, şefkat tokadı olarak görsün, tövbe edip geri dönsün.
Gusül abdestsiz, ne zamana kadar durabiliriz? İki ezan vakti kadar. Üzerinden bir ezan vakti geçmeyecek. Gusül abdestsiz, neleri yapamayız? Yeme, içme, uyuma, gezme. Hiçbir şey yapmamaya gayret et. Hızla gusül abdestini al. Ne uğraşıyorsun ki? Şunu yapabilir miyiz, bunu yapabilir miyiz diye. Hani, Hazreti Ali Efendimiz demiş ya, yani, ilim bir noktadır, cahiller çoğaltır diye. Gusül etmen gerekiyor mu? Evet. Kalk gusül et, ondan sonra ne yapacaksan yap, yiyecek misin, içecek misin, gezecek misin? Mecburiyetin yok ise. Ama mecburiyetin var. Bir yere, bir misafirliğe gittin, misafirlikte, örneğin işte, gusül etmen gereken bir hal oldu kendince. Misafirin de, işte hanımı, genç, genç kız var evde, veya gelin var, önceden insanlar bu tip misafirlikler yaşarlardı, yanlış anlaşılma ihtimali var, o zaman git abdest alır gibi yap.
Hiçbir şey yapamıyorsan, ağzını çalkala, elini yıka, ondan sonra çok az, böyle hiç kimse anlamayacak kadar bir şeyler ye iç, en yakın zamanda hızla çık evden, git bir yerde gusül et. Evinin içindesin. Yok gusül etmeden su içebilir mi lan? gusül et de, ondan sonra git, damacanının altına yat. Televizyonda, Samanyolu, Kanal Türk, bugün TV kapatıldı. Kapatılmadı. Nereden çıkarıyorsunuz, kapatıldı diye? Ne o, uyduyla bağlantısı kesildi. Sözleşme imzalamamışlar. Geçenlerde okudum haberde, 2014'te bitmiş sözleşmeler, 2014'ten beri yeni sözleşme imzalamamışlar.
Kanallar kendileri imzalamamışlar. Ticaret, adam diyor ki, ben senin kanalını yayınlamayacağım, git bir tane kanal bul, yayınla. Ticaret yapıyor. Bakın, hala da ayırıştıramıyoruz biz. Ticaret yapıyor. Ticari bir kanal. Reklam paralarını dağıtıyor mu? Bana ne? Burası ticarethane değil. Bak ne kadar rahatım. Ede geldi birkaç sefer polis, ne yapıyorsunuz?
Sohbet var, zikir var. Dönüyor, gidiyor. Hukuken suç değil. E ticarethane olmuş olsa, gelecek vergi levhası soracak, maklus soracak, fatura soracak, defter soracak, kitap soracak. Ya neden soruyorsun? Ya soracak ticarethane ise. Bakın, ticarethane ise soracak. Camiye gidip, defterini getir bana, diyor mu? Demiyor. E burası ne? Dershane, ticarethane kardeşim, para aldın mı sen, milletten aldın? Çek senet aldın mı? Aldın. Ödeyemeyenlere icraya gittin mi? Gittin. Hayır kurumu duydun da, ödemeyenlere neden icraya gittin o zaman? Ticarethane defterini de soracak, kitabını da soracak senin. Ya defter soruyor bize. Ya soracak ticarethanesin.
Benden bir farkın var mı? Başka ticarethanelerden ne farkın vardı? Demek ki farkın varmış daha önce. Ne bağırıyorsun? Daha önce iltimas geçmişler sana. Devleti idare edenler, bu insanların hakkını, hukukunu peşkeş çekmişler demek ki.
Ulan bizim kapımızın önünden maliyeci eksik olmuyordu. sabahtan geliyordu 28 Şubat'ta. Daha kapının önüne bir tane koliyi yaptık, kapının önüne koydu kapının. Lan dedim kapının önünde. Terbiyesiz adam. Daha dedim malın gitçen yere yazmadım. Ne misalesi istiyorsun benden? Baktı öyle. Dedim ya kapının önünde. Katil mi edeceksin beni dedi. Ticarethane. Koyacak adam maliyeciyi kapının önüne. Yapma ticaret o zaman. Burada vergi levhan var mı var? Ticarethanesin kardeşim sen. Türkiye burası. Gelir adam, denetler seni, ceza keser, mahkemeye verir, kayyuma devreder, bilmem neye devreder. Devreder ticarethanesi.
E bağırsaydınız ya, Nilüfer Turizmi'de kayyum atadı adam. Doğru mu? Doğru. Yıllardır kayyumda durdu mu? Durdu. Adam mahkeme mahkeme mahkeme … Bütün mallarını geri aldı mı? Aldı. Ne bağırmadı bütün Türkiye? Orada hukuk duruyor. Adam geliyor, ya bizi denetliyor. Seni neden denetleyince bağırmıyor? Bana ceza kesiyor. Ben bütün cemaatı maliyenin önüne götürüp Kur'an-ı Kerim mi okuttum? 28 Şubat'tan daha, hatta bazen söylüyorum ya, mahkemeleri kazandım, karar düzeltmede duruyor. Ne yapayım şimdi?
Hep beraber biz gidelim, cüz mü okuyalım? Mahkeme kapısında. Böyle bir safsata var mı ya? Ticarethanesin kardeşim, gelecek denetecek, kesecek cezayı, patlatacak cezayı, patlatacak mahkemelerde, sürünecek, sürünecek. Sistem bu. Bağırmanın anlamı yok. Televizyon kurmuşsun, kurmuşsun, ee başkalarını da iptal ediyor. Bakıyorsun, 200 tane kanal var, aa sinyal yok. Bakıyorsun, iptal etmiş adamın şeyini. Ne o? Sözleşmesini. Ne yapsın şimdi o kanal sahipleri de gidip de, ondan sonra, ellerini cüz alıp ağlasınlar mı? Kanalımız kapandı diye. Kardeşim, bu sistem bu. Git o zaman, Avrupa'dan bir tane, şeyle anlaş, Amerika'dan anlaş, ondan yap yayınını.
Ticarethane değil mi? Nasıl olsa, para da lazım olursa, çuvallığın altında gelir, ödenir. Bunları, ben kapanma olarak görmüyorum. Normal, eski antenler çekiyor. Var ya şeyler, uydu olmayanlar, evlerin tepesinde olanlar var ya, biraz sola çevir, bağırıyorsun ya. Onlar çekiyor. Seyretmek isteyenler, seyredebilirler, sıkıntı yok. Hızla geçeyim mi? Saat 10 oldu. Eşime sabahları, kahvaltı hazırlamıyorum, kalkamıyorum. Eşim akşam sofrasında, annem bana 17 sene kahvaltı hazırladı, dedi. Birkaç kere daha, bu hadise tekrarlandı.
Eşim bana en sonunda, efendim dedi ki, eşim bana kahvaltı hazırlamaz ise, bana kahvaltı hazırlayacak, eş bulurum dedi. Dediğimizi söyledi. Bu durumda, eş olarak, ben ne yapmalıyım? Ya siz benim sözüme, ne bakıyorsunuz ya? Efelim tutmuş benim, o esnada. Hiç öyle bir şey, der miyim ben ya? Allah Allah, başımı mı yakacaksınız benim ya? Bu saatten sonra ya. Allah-u Ekber Kebira. Aman yarabbim ya, yakacaklar benim başımı bu dervişler ya. Hiç öyle bir şey, der miyim ben ya? Ben yarın sabahleyen, kahvaltı yapacak yer arıyorum desem, bin tane yer çıkar bana. Hiç böyle şey, Allah muhafaza eylesin.
Başımı yak, İsmail, başımı yakacak bu dervişler bak benim. Yok Allah, bir şey olmaz. Olmaz mı bana bir şey? Olmazmış bir şey bana. Tamam, İsmail olmaz dedi, olmaz inşallah. Kadınlar eşlerine kahvaltı hazırlasınlar. Erken kalksınlar. Facebook'a, Twitter'a, televizyona takılmasınlar. Kalksın, adamdan yarım saat, kırk beş dakika önce kalksın. Bir saat önce kalksın kadınlar. Eşlerinin ihtiyaçlarını görsünler. Neye ihtiyacı varsa. Sabahleyen adam ıhlamur gibi olsun, nereye gidiyorsa gitsin. Ondan sonra vur kafayı yat evde. Adam gitti nasıl olsa. Sabahları adamları kahvaltısız göndermesinler evlerinden. Benim bildiğim bu.
Benim aile terbiyem, gördüğüm de bu. Biz sabah saat beşte, oturaya yola çıkardık. altıya yedi sekiz kala, tireye oturay vardı. Meslek lisesine giderken, biz her sabah sıcak kahvaltı yaptık. Babamın sağlığında, babamın sağlığında. Babam vefat ettikten sonra, biz de dizen kaçtı. Babamın sağlığında kahvaltısız gittiğimizi hatırlamıyoruz biz. Hatta bir gün abim poğaçayla geldi. Baktım, bu ne lan dedim ben. Böyle baktı. Ben dedim, üç yıl meslek lisesine gitti. Gittin tireye dedim. Üç yılda dedim, ortaokula gittin. Beş yılda dedim, şeye gittin, ne o? İlkokula gittin. Bir günden bir güne dedim, kahvaltısız gitti.
Ne oldu mu dedim ben? Düşündü bu şimdi. Olmadı dedi. Elimi omuzuna vurdum. Ah anacığım dedim. Ah babacığım dedim. Bu kaldı. Yok. Kadınlar, yarım saat, kırk beş dakika önce kalkacaklar. Kahvaltıya hazırlayacaklar. Öyle kalkamıyorum. Yok, yapamıyorum. Yok, işte uyku ağır basıyor. Yok, hoş şeyler değil. Allah bizi affetsin. Edep ne değildir? İnsan sevdikçe mi edeplenir? Yoksa Allah tarafından bir lutuf mudur? Edep, bir kimse uğraştıkça edeplenir. Güzel ahlaktır. Birkaç aydır işsizim. Bugün bir firmaya kabul edildim. Ancak namaz kılmaya kesinlikle izin verilmiyor.
Tam da istediğim gibi bir iş aslında. Ne yapmalıyım bu durumda? Ya namaz dediğiniz şey beş dakika. Beş dakika. İstismar edilmezse. Öğlen yemek zamanın var mı? Var. Hiç eğlenme. Git tıkır tıkır on beş dakikada yemeğini ye. Abdestini al. Öğle yıkıl, ikinde yıkıl. Cem et. Yıktın işte. Hemen akşama kıl, yatsı yıkıl. Bitti. Bahane bunlar. Sen gider orada öğlen paydosunda namazını kılmazsan. Ondan sonra mesai başlamış. Şef'e ben namaz kılabilir miyim?
Namaz kılmama izin ver benim. Öğlen ne kılmadın? İstismar. Allah muhafaza eylesin. Amin. Nikah benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetim uygulamazsa benden değildir. Evleniniz, çoğalınız. Ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim. Ama benim eşim çocuk istemiyor. Maddi bir sıkıntımız da yok. Kendisi şu an burada sizi dinliyor. Bir kadının bu noktada çocuk istemeyen kadınsa, kadının buna hakkı yok. Kadının çocuk istememe hakkı yok. Bakamayacak noktadaysa kadın şunu beyan eder. Ben çocuğa bakabilecek noktada değilim. Zaten çocuğun bakımı erkeğe aittir. Erkek de der ki sen doğru bakacak olan benim der, doğurur kadın. Kadının rahmi erkeğe aittir.
Kadına ait değildir. Ama erkek ben çocuk istemiyorum diyorsa burada problem var. O zaman kadının boşanma hakkı doğar. Ben çocuk istiyorum diyorsa. Veyahut da bir erkek de ben çocuk istiyorum derdi. Kadın illaki diretiyorsa ben doğurmayacağım diyorsa. Adam diyorsa ki ben baktırırım da bakacağım da. İşte anneme baktırırım. Sen ister bak ister bakma. İşte kız kardeşime baktırırım. Eve bir tane bakıcı tutarım, baktırırım diyor adam. Ama kadın yine de ben doğurmayacağım diyorsa adamın da boşanma hakkı doğar. Oğlum pazartesi askere gidecek. Allah hayırlı tezkere nasip eylesin. Ablam sınava girecek. Allah hayırlı akıl nasip eylesin. Fâlemenlâhûn Fâlemenlâhbey
Fâlemenlâhûn
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.