mustafaozbag.org

472. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Kasım 2015 · 51:26

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bir kimsenin eşini rahmani duyguyla sevmesi mümkün mü? Siz eşinizle cinsel ilişkiye girmeyi şeytani mi görüyorsunuz? Oysa sünnet-i Resulullah'ta ibadet olarak geçiyor.
Bir kimse eşiyle cinsel ilişkiye girse, geceyi nafile ibadetle geçirmiş gibi sevap olur. O yüzden bir kimsenin eşini sevmesi kadar doğal bir şey olmaz. Kadın erkeğe erkeğin kadını. O yüzden bir kimse eş sevgisini şeytanilikten görmesin. Bu Allah muhafaza eylesin. Küfür olur o zaman. Sakın ha. Beni nasıl seversin ya Resulullah? Kördüğüm. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin Hazreti Ayşe annemize. Beni nasıl severdiniz, seversin? Sorusuna vermiş olduğu cevap. Ara sıra Hazreti Ayşe annemiz sorarmış.
Kördüğüm ne alemde ya Resulullah? Cevap vermiş ilk günkü gibi. O yüzden bir kimsenin eşini sevmesi fıtridir, çocuğunu sevmesi fıtridir, akrabalarını sevmesi fıtridir. Hatta eşine iyilik yapması bu noktada hükmedilmiş. Hüküm var. Birinci derecede iyilikler eşten başlar. Ondan sonra çocuğuna, ondan sonra akrabalarına, ondan sonra yakın dostlarına. İyiliğin sıralaması budur. O yüzden eşlerimize muhabbet beslemeniz, kadın erkek hiç önemli değil. Birbirlerine muhabbet beslemesi nafile ibadet hükmünde. Hele bu zamanda bu kuvvetli bir şey. Erkekler kadınlarına muhabbet besleyecekler.
Onları muhabbetle tutacaklar. Kadınlar kocalarına muhabbet besleyecekler. Birbirlerine muhabbet besleyecekler ki o aile çınar gibi ileriye doğru yürüsün ve çocukları o muhabbetin gölgesi altında, o muhabbetin ışığı altında büyüsün. Eğer ailelerin içerisinde muhabbet yoksa, karı kocanın arasında muhabbet yoksa, o çocukların psikolojik problemleri hiç bitmeyecek. Hiç bitmeyecek. Devamlı kavganın, tartışmanın, sevgisizliğin, muhabbetsizliğin hüküm sürdüğü bir ailenin içerisinde bir çocuğun yetişmesi mümkün değil. O aile de İslami bir aile değil. O aile İslami bir aile değil. Devamlı birbiriyle kavga ediyorlarsa, tartışıyorlarsa, atışıyorlarsa, devamlı orada şeytan galip. Orada şeytan kollu eziyor.
O her iki tarafta şeytanlaşmış. Her iki tarafta. Ya o kızıyor, bağırıyor, sen de kızıp bağırıyorsun. Bir farkın yok. Sen muhabbetinle aynı ol. Sen sevginle aynı ol. Sen şefkatinle, merhametinle aynı ol. O nefretle gelsin. Kim geliyorsa. Sen sevgi, şefkat, merhamet göster. O nefretinden kendisi utansın. O laf söylesin. Sen sevgiyle, şefkatle, merhametle davran. O laf söylediğinde o laf kendisine çarpsın. O bir laf söyledi, sen de bir laf söylesin. Önce o başlattı. Çocuk musunuz ya? Bu çocukluk, bu sufilik değil.
Sufi, şefkatle, merhametle, müşrikliğiyle eşine, çocuklarına kanat gerer. O yüzden erkekler size söylüyor. Eşlerimiz şöyle düşünmeli. Ben agresif davranırım, nefsime uyarım. Ama benim eşim, benim o agresifliğimi kendi üzerinde yumuşatır. Kadınlar da şöyle demeli. Kendilerini, erkekler de şöyle demeli. Benim eşim o kadar mükemmel ki ben agresif davrandığımda beni yumuşatır. Her kitapta şuna özen göstermeli. Agresif davranmaya gerek yok. Herkes Kur'an ve sünnet ahlakıyla ahlaklanacak. O yüzden eşlerinize muhabbet gösterin. Eşlerinize şefkat ve merhamet gösterin. Eşlerinizin hatalarını, kusurlarını örtün.
Bir hata işledilerse, özür diliyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Ayet-i kerimede eşler hata yapar, özür dilerlerse, onların aleyhlerine yol aramayın diyor. Bir arkadaşınız, bir kardeşiniz, çocuğunuz, eşiniz, etrafınızdaki bir kimse, hata işler, özür dilerse, onun aleyhine yol arama. Onun üzerinde kendince plan program kurma. O yüzden eşlere muhabbet beslemek sünnetullah'tır. Adem'in, Adem Aleyhisselam'ın sünnetidir. Erkeklerin kadınlara muhabbet beslemesi, eşlerine muhabbet beslemesi, eşlerine karşı sevgi beslemesi, eşlerine karşı şefkatle, merhametle, yumuşaklıkla davranması, ta Adem'den itibaren peygamberleri sünnetidir.
Biz Havva için cenneti terk etmişiz. İsyan çıkarmışız Havva için. O yüzden bilhassa erkekler eşlerine muhabbette, şefkatle, merhamette eksik davranmayacaklar. Kadınlar da inşallah öyle olacaklar. Kardeşim başka bir üstada bağlandı. Rüyada görünmesi gerektiğini söyledim. Bizde böyle bir şart yok dedi. Ehli tasavvufta genel bir şart yok bu. Sufiler genel olarak bunu bir kendilerince manevi bir ölçü olarak koyarlar. Ama bazıları bu noktada kendilerince bu ölçüyü kabul etmemiş olabilirler. Bu ölçüyü kendilerine ölçüyü kabul etmemiş olabilirler.
Bu ehli tasavvufun genel ölçüsünün dışında bir şey olmuş olur. Başka bir şey değil. Allah'ın dostlarına korku ve üzüntü yoktur. Bir kimsenin sıkıntıları, günahları ile doğru orantılı mıdır? Normalde bu korku ve üzüntü farklı bir noktadır. Bir insan, insanların korkunun kendi dairelerinde normalde sıkıntısı vardır, üzüntüsü vardır. Allah cümlenin sıkıntısını def eylesin inşallah. İkinci eşlerin haklarından da bahseder misiniz? Allah huzurunda nikahlı ikinci eşiyim. Ufacık bir şeyde gözden çıkarılan benim, çıkarılan benim gibi ikinci eşler oluyor.
Günlerce arayıp sormuyor. Böyle yapınca nikah zedelenmiyorum. Nikah zedelenmez ama bu noktada böyle yapan erkeklerin durumları hiç hoş değil. Gücünüzün yetmeyeceği şeylere kalkışmayın. Gücünüzün yetmeyeceği şeylere kalkışırsanız kendinizi utandıracak ve ezdirecek işlerin içerisine girmiş olursunuz. Bu ne yazık ki böyle bir açmaz, bir çıkmaz bir sokak. Erkekler bunu ne yazık ki heva ve hevesleri yolunda kullanıyorlar. Bu noktada kadınların hukuklarını korumaktan, kadınların haklarını korumaktan uzaklar. Bunu yapan erkeklerin manevi hallerinin düzgün olmayacağına inanıyorum. Bu konuda çünkü hak ve hukuka riayet etmekte güçlük çekerler. Daha ileri söyleyeyim, yapamazlar.
Buna tevessül eden kimseler heva ve heveslerinden tevessül ediyorlar. Bu gerçekten kadınlara zulüm var burada. Kadınlar bu noktada zulme uğruyorlar. Ve zulmeden de erkekler oluyor. İki yakaları bir araya gelmiyorlar. Böyle bir şey yapmaya kalkanlar bu meselenin içerisinden dosdoğru yapmaları mümkün değil, yapamıyorlardı zaten.
Hepsinin de burnu kısıyor. Gelse dervişlerden birisi bana bunu söylemiş olsa valla onu yasaklarım. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hazreti Ali Efendimiz'e yasaklamış ya, buradan ölçü çıkararaktan yasaklarım onu. Bakın buradan ölçü çıkararaktan yasaklarım. Batıyorlar. Yani bir de işin acı tarafı şu. Bu işleri yaparlarken dervişliklerini kullanıyorlar. Dervişliklerini kullanırken farkında değiller. Kendileri batarken kendileriyle beraber dergala da batırıyorlar. Bir kimse sufiliğiyle beraber bir yanlışlık yapıyorsa bilsin ki dergaha da laf getiriyor o kimse. Çünkü sufiliğiyle yapıyor onu.
Bakın bu, bugünkü düzlemde, bugünkü coğrafyada, bugünkü hukuk dairesinin içerisinde insanların bugünkü durduğu noktada en zor olan şeylerden birisi. Yapmayın. Bir kimsenin boşanması haktır. Problem varsa, sıkıntı varsa git dosdoğru eşinden anlaş, boşan, git bir daha evlen. Bunda hiç kimsenin sana söyleyecek bir sözü olmaz. Çünkü buna gücünüz yetmeyecek. Buna ne ilminiz, ne bilginiz, ne dirayetiniz, ne cesaretiniz, ne de maddi durumunuz. Yetmez. O yüzden kendi kendinize böyle bir, kendi kendinizi, kendinizi dev aynasında görüp batmayın.
Kendiniz batmanızda kalmıyorsunuz. Karşıdaki bayanı da batırıyorlar. Bu sadece bize ait değil. Bütün toplum bu. Bütün toplum aynı. Yani bu sadece bizim dergahımızda olan bir mesele değil. Her tarafta var. Yani gayri İslami yaşayanların içerisinde de var bu. Ve her yerde bu noktada sıkıntı var. Bir sürü telefon geliyor bana.
Bir sürü şey soruyorlar. Bir sürü şey anlatıyorlar. Fetva istiyorlar. Gerçekten bu konuda kadınların hakkına, hukukuna riayet edilmiyor. Zulmediliyor kadınlara. Ve erkekler kadınlara zulmediyorlar bu noktada. Hakkıyla davranmıyor hiç kimse. Hiç kimse hakkıyla davranmıyor. Bunu eşleri duyduğunda da bir fırtına koparıyorlar. Haydi eti yansın geri dönüyorlar. Kadınlara da bu noktada. Neye binayen böyle bir şey yapıyorlar onlara da hayret ediyorum. Şimdi adam kendince eşinden rahatsız olduğunu söylüyor. Kadın şunu düşünmüyor. Yani bir kadınla geçinemeyen bir kimse iki kadınla nasıl geçinecek?
Bir kadını idare edemeyen bir kimse ikinci kadını nasıl idare edecek? İstisnalar kaideyi bozmaz. Düşünmüyor o da. Bu adam boşanmış. Ben kadın olsam sorarım. Neden boşandın? Gitse kadına sorsa neden boşandı bu adam senden? Nerede çocukların? İşte kadında.
Ne oldu? E biz öyle anlaştık. Ha iyi kendi çocuklarını almamış yanına. Bakamamış. Nerede? Kadının eline bırakmış. Soruyorum. Nerede çocuğun diyorum adama? İşte hanımda diyor. O kime bıraktı diyorum ben. O da anneannesine bıraktı diyorum. E çocuk anneannesinde mi şimdi diyorum ben. Evet diyor. Anneannesine bakıyor çocuğa. Evet. Birinci derecede babası bakacak diyorum. Babası yoksa baba babası bakacak. Yani dedesi bakacak. O yoksa amcası bakacak. O yoksa halası bakacak çocuğa. E çocuk nerede? Anneannesinde. Veya çocuk nerede? Annesinde. Annesi üç tane adam dolaşmış. Çocuk da üç tane adam dolaşmış.
Annesi gitmiş bir başkasıyla evlenmiş. Onunla da problem çıkmış. Çocuk yüzünden çıkıyor problem. Ondan da ayrılmış. Bir daha evlenmiş. Ondan da ayrılmış. Üçüncüsünden de ayrılacak. Her gün bana telefon açıyor. Çocuktan dolayı ayrılacak. Diyorum bak sen ikincisinden ayrılmazdan önce ben sana dedim ki bu çocuğu babasına bırak. Sen bu çocuk yanında durduğu müddetçe sen burada rahat bulmazsın. Rahat huzur bulmazsın. Neden? Ya o çocuğun yediği adama batacak. İçtiği adama batacak. O çocuğun yürüdüğü adama batacak. Bir aslan bir sürüye ele geçiriyor. Önce dişilerin yavrularını öldürüyor. Neden? Başka bir adamdan. Vahşi insanlar şimdi. Hayvanlaşmış insanlar.
Onu çocuk olarak görmüyor. Onu bir başkasının çocuğu olarak görüyor. Aslan gibi vahşi parçalayacak onu. Onu Allah rızası için bakayım diye düşünmüyor. Allah için bakayım diye düşünmüyor. Bu adam da adamım diye dolaşıyor. Kadın nerede? Hadi neyse kadın boşandı. Çocuğun nerede senin? Kızın nerede? Başka bir adamın yanında. Ulan o adamın tiniyeti bozuksa senin kızın, senin namusun. O çocuğu ellese ne yapacaksın? O çocuğa dokunsa ne yapacaksın? İkinciden ayrıldı bundan bir buçuk yıl önce. Evlenmesi lazım. Çaresi yok kadının. Annesi kabul etmiyor.
Babası kabul etmiyor. Ne yapacağım dedi. Evleneceğim bir daha dedim. Yok başka çaresi yok. Üçüncüye evlendi kadın. Gene dikiş tutmuyor. Şimdi elimde benim bu. Şu anda elimde. Gece saat 9-10 dinliyordur sohbeti şimdi. Yani rahatsızlığım yok. Gecede en az 7-8 tane, 9 tane, 10 tane mesaj. E bir de dinliyor sohbetleri.
Gözü hep kızın üstünde. Adam bir şey yapacak mı? Yeni adam nasıl çıkacak? Bir de bu dert var. Allah muhafaza eylesin. Eşlerinize sahip çıkın. Çocuklarınıza sahip çıkın. Bunun sorumluluğu ağır. Milliliklerinizi düzgün götürmeye gayret gösterin. Bunun sorumluluğu ağır. Öyle nefsinize uyup, hevanıza uyup aman şunu da nikahlayın, buraya da kaynayın, buraya da hoplayın. Böyle bir şeye kalkışmayın. Elinizdekini nimet bilin. Ona hamd edin. Düzgün geçinin. Etrafa dallanıp budaklanmaya çalışmayın. Allah muhafaza eylesin. Yarın öbür gün başınıza bir iş gelir, bir şey olur, perperişan olur ortalık. Arkanızdan ha bire lanet gelir.
Çocuğunuzdan da lanet gelir. Lanet olsun öyle babaya, bizi bu halde bırakmış. Lanet olsun o babaya, bizi. Bunları dinleyen insanım. Onları dinledikçe ciğerim parçalanıyor. Yazık diyorum bu çocuklara. Babasının bir hatasından, annesinin bir hatasından çocuklar çile çekiyorlar. Yazık. O yüzden oturun oturduğunuz yerde. Herkes otursun oturduğu yerde. Geçinmene baksın, geçinsin, geçinmenin yolunu bulsun. Ha namus girmiş işin içerisine. Buna söylenecek laf yok. Kadın inadına terk edip gidecekmiş. Buna söylenecek laf yok. Sen Kur'an ve sünnet dairesinde davrandığın halde o inadına gidiyor, gidecek. Buna söylenecek laf yok.
Bunlar istisnai şeyler. Veyahut da erkek inadına üfettiriyor. Kadın ona boyuna çile çekiyor onlar. Görüyorum onları. Bazen onları da diyorum. Boşanın bu adamdan. Ver çocukları eline. Boşan bu adamdan. Bu adamdan ayır gelmez. Bu adamdan ömür boyu çekilmez. Laf dinlemez, küf dinlemez, yola gelmez. Allah muhafaza eylesin. Öyle adamlar da var. Yani yüz bin tane kadın olsa bir tane kadın verilmeyecek adamlar da var. Adı adam. Görüntüsü adamın. Görüntüsü adam. Allah muhafaza eylesin. Müslüman bir kul dinden çıktığında kafir olduğunda cezası ölüm müdür? Mürted olursa evet. Mürtedin cezası bu noktada ağırdır.
Onun öldürülmesi gerekir. Eğer normalde o kimse İslam dininden çıkarsa. Böyle bir hüküm var. Bu hüküm de hadis-i şerifle sabit. O hadis-i şerif gereğince kim Müslüman olur. Ondan sonra İslam dininden irtidat eder, döner, mürted olursa hadiste sabit öldürülmesiyle alakalı. Kendi adıma soruyorum. İslamiyeti yaşama noktasında namaz, oruç, ekseninde bir din yaşamak diyeyim. İslam'ın diğer yönlerinde de kendimi yaşamak konusunda eksikliklerim var. Ufkumu nasıl geliştirebilirim? Bol bol hadis-i şerif okuyun. Bol bol sünnet-i Resulullah'la alakalı kitaplar okuyun. Ve onlara kendinizi uydurmaya gayret edin. Nikah ile ilgili okuduğum bir hadis-i şerifte sahabe mehir olarak erkeğin Müslüman olmasını istemiş.
Eğer Müslüman olursa onu mehir yerine kabul edip onunla evlenebileceğini söylemiş ve evlenmişler. Bir kadın mehir olarak ne talep edebilir? Allah altın dışında isteyebileceği bir şey var mıdır? Hanefe'ye göre normalde bu Müslüman olmasını isteyen kadın, Allah-u Alem hatırıma geldiği kadarıyla hicret esnasında Müslüman olup Medine'den Mekke'ye hicret eden bir kadına da aşık olan adam, o da hicret ediyor.
Müşrik adam. O kadın için hicret ediyor. Hatta sahabeler soruyorlar, Ya Resulallah o da hicret sevabı atacak mı diyeyim. O da hicret sevabının iman edenler için olduğunu söylüyor. Yani o erkek hicret edince evlenmek istiyor illa ki. Tabi bir Müslüman kadının müşrik bir erkekle veya gayrimüslim bir erkekle evlenmesi mümkün değil. Öyle olunca kadın diyor ki Müslüman olursa ancak ben onunla evlenirim. Adam da Müslüman oluyor, evleniyor. Bu noktada bu zannediyorum bu meseleyle alakalıdır bu Allah-u Alem. Normalde bir kadın mehir, kadının bu noktada hakkı, en azı Hanefi'ye göre bir koyun parası. Bu konuşulmamış olsa dahi İslam hukuku otomatikman ona bir koyun parası verilmesini emrediyor.
En azı. Velisi, kadının velisi mehirde denklik isteyebilir. Mehirde hani eğer veliden izinsiz nikahlandıysa veli mehirde denklik isteyebilir. Hanefiler nikahı feshetmiyorlar ama mehirde denklik istiyorlar. Mehirde denklik ne? Kızın bir evlenmiş olan kız kardeşi var ise o ne kadar mehir aldıysa o kendi velisinden izinsiz evlenen kızın da velisi o mehiri isteyebiliyor ondan.
Eğer kızın kız kardeşi yoksa amcasının kızı, halasının kızı, baba tarafının kızlarından birisiyle denklik istiyor. Buna ailenin yani velinin bu denkliği isteme hakkı var. Hanefilerde mehirin en azı bir koyun parası. Yani bazen işte nikahda haç ömre mehir konuşuluyor ya para konuşulacak. Haç ömre değil. Haç ömre karşılığı para ama olduğu da ucu açık. O yüzden bugün için işte bir hacca gitmek 5 bin dolar, ömreye gitmek de 2 bin dolar, 7 bin dolar. Haç ömre dediği zaman 7 bin dolar konuşacak. Örneğin. Deyecek ki 7 bin dolar, 10 bin dolar mehir diyecek. Örneğin. 10 bin dolar da hemen hemen şimdi 30 milyar her ne?
Gibi. Ama bu konuşulmadı. Mehir konuşulmadı. Hukuk konuşulmamış olsa dahi ona bir koyun parası bu noktada ona tayin ediyor. Ama günün şartları var ya, günün şartları önemli. Bir de kadının yaşam standartı önemli. Burada aslında kadının yaşam standartı giriyor. Kadının hayat standartı, yaşam standartı iddet beklerken, iddet beklerken, onun 3 ay iddet bekleme, ölümle alakalı olursa 4 ay iddet bekleme zamanında İAŞ'sini temin olması lazım.
En az. Kadının evinin kirası 2 milyar lira. Örneğin. 1 milyar da evinin giderleri var, 3 milyar. 2 milyar da kendi giderleri var, 5 milyar. 4 ay 20 milyar lira. Kadının evi işte 600-700 liralık kirada oturuyor. 4 ay deyince 4, 7, 28. 3 lira. O öyle bir evin 2'şer lirada gider olmuş olsa, 8 lirada o, 11 lira, 12 lira. 15 liraya çıktı.
Bugün bir kadın tek başına yaşamış olsa, evi kira olmuş olsa, 2 milyardan aşağı geçen hayat standartı yok. O zaman 4 ay deyince 8-10 milyardan aşağı mehirin konuşulmaması lazım. Bu hayat standartını karşılayacak adamlar ancak evlenebilir o zaman. Buradan bu hüküm çıkıyor. Bu hayat standartını karşılayamayacaksa adam söyleyecek. Ben geldim sana Allah'ın evrini koydum ama benim 1000 lira maaşım var. Ben de mehir isterken de öyle mehir ister. Adamın 1500 lira maaşı var, karşı taraf mehir istiyor. İşte örneğin atıyorum 30 milyar lira. Ya bu adamın normalde 1000 lira maaşı var. 30 milyar mehiri sana nasıl verecek?
Borçlu ölecek bu adam sana. Adam da borçlu ölmeye göze almış. O kadını alsın borçlu olsun, önemli değil. O da kendince diyor ki tamam o da ödemeyecek ya nasıl olsa. Kafasından helallaştırmaya karar vermiş o. Helallaştıracak kendi kafasından. Veyahut da bazen diyoruz ya 5 kilo altın. Tamam ya 5 kilo altın. Ben yarın var derse ne yapacaksın? Ben araya mehiri müeccel diye sıkıştırıyorum araya. Adamı kurtarıyorum. Mehiri müeccel diye sıkıştırmasak ertesi kadın diyecek ki getir 5 kilo altını ben de burada köşede oturuyorum. Getir 5 kiloye al beni. Ha aldım getirdim ama mehir yok. Mehirsiz ben sana dokundurmam dese hakkı kadının.
Getir 5 kilo yok Kemal Sunal filmi gibi artık. Her sene 2 altını 3 altını biriktireceğim diye uğraş. Ömür bitecek 5 kilo altın toplanmayacak. Abdullah sen merak etme kurtardık seni. Abdullah derin bir nefes alıp bir tebessüm etti kendince. Dedik ya ipten dönmüşüm ben. Sen merak etme kayınpeder bana hayır demez senin kayınpeder.
O yüzden sen rahat ol. Allah yiyesin inşallah. Hizmet nedir? Dervişin hizmet anlayışı nasıl olmalıdır? Biz böyle sadece tekke de toplanıp zikreden ondan sonra dağılıp giden bir sufi anlayışımız yok. Biz bu sufi anlayışını, sufi hayatı, sufi yaşantıyı ve disturlarını dışa da anlatma. Doğru tasavvufu insanlara anlatma.
İnsanlara tebliğ etme derdimiz var. Bu çok derviş toplama derdimiz yok bizim. Bunun altını çizelim. Bizim derdimiz Kur'an ve sünnet dairesindeki bir tasavvufu insanlara tebliğ etmek. Bunun altını tekrar çizmek istiyorum. Çok derviş toplamak değil derdimiz. Derdimiz Kur'an ve sünnet dairesinde doğru tasavvufu, doğru sufili insanlara tebliğ etmek. Böyle olunca bizim bu noktada, tebliğ noktasında, insanlara bu noktada faydalı olma, insanlara bu noktada, bu dairede doğruyu anlatma gibi bir derdimiz ve gayretimiz var. Bu noktada da çalışmalarımız var. Bu çalışmalar en böyle semazenden, mutrıbanından, lokmacısından, zeybeyinden, bütün dergahın bütün kademelerinde, bütün herkes, kadın erkek, herkes kendince, kendi üstlenmiş olduğu vazifeyi yerine getirmeye çalışıyor.
Biz birisine sen bunu yap deme noktasında değiliz. Herkes bir vazifenin ucundan tutmaya çalışıyor. Bunun adı hizmet bu. Bizde şeyhe hizmet etmek, zakire hizmet etmek, nakibe hizmet etmek, bu tip olgular yok bizde. Yok biri şeyhin çantasını taşısın, yok birisi işte sikkesini taşısın, yok birisi paltosunu taşısın, yok iki tane koruması olsun, yok arkasında iki tane araba dolaşsın, eskort dolaşsın, bizde böyle bir adap erken yok.
Yok birisi asasını taşısın, bunları gördüklerimi söylüyorum ben. Yani o şeyhefendinin sikkesini taşıyor birisi, kucağında böyle özel kutusu var, özel kutusunu da götürüyorlar. O oturuyor böyle, onun kafasına tak yerleştiriyorlar böyle. O duruyor, kalkacağı zaman kalkıyor, kafasından sikkesini alıyor, sikkeden sorunlu bir derviş var. Ondan sonra işte takke giyecekse, takke, takke giymeyecekse saçını tarıyor. Şeyhefendinin saçı da var, saçını tarıyor, o böyle duruyor, hizmet ediyor derviş ona. Kalkacak, asasını getiriyorlar, asacı başı ayrı, sikkeci başı ayrı, asacı başı ayrı, ne bile bilmem ne ayrı. Cübbesini tutan ayrı, sohbet ederken işte haydaresi cübbesi ayrı, sohbetten sonraki paltosu cübbesi ayrı.
Bunları taşıyan avane var, dervişler var, bunlar hizmet ediyorlar. Bizde yok böyle bir şey. Bizde kimse, kimse bu noktada dergahtaki hiyerarşisinden dolayı hizmet etme mükellefiyetliği ve hizmet etmesi yok. Bizde böyle bir adab, böyle bir erkan yok. Asla. Olmayacak daha. İnşallah. Bizde Allah rızası için bu doğru tasavvufu anlatabilme, doğru tasavvufu gösterebilme açısından çalışmalar var. İşte kapalı spor salonunda Şebaruz ve Kutlu Doğum programları. İşte Çanakkale, Gelibolu Mevlanesi'nde her ay düzenli bir şekilde yapılar. Orada mesnevi okuması ve sema.
İşte Çanakkale'de, eski Ermeni Kilesi'nde her ay, her ay orada işte değişik sohbetler. İzmit'te ayda iki gün hem oradaki saatçi Ali Konağı'nda hem de oradaki dergahda veyahut da orada değişik aynı şekilde salonlarda veyahut da Sakarya'da üniversitedeki programlar. İstanbul'da işte ayda bir oraya gidiyorum, orada vakfın binası var. Oradaki programlar. İşte Tekirdağ, Keşan, ileri doğru İzmir'de, Gaziamir'de, oradaki belediyenin kültür merkezinde her ay düzenli olan işte mesnevi sohbeti ve sema gibi. Bu tip programlar var. Değişik işte içeride dışarıda orada burada yaptığımız bu tip programlar var. Burada derdimiz bizim sema gösterisi sunmak değil.
Bunlardan hepsinde derdimiz Kur'an ve sünnet çerçevesinde bir tasavvufu insanlara anlatmak. İnsanlara bunu tebliğ etmek. Doğruyu tebliğ etmek. Doğru bildiğimizi tebliğ etmek. Karşılığında fi ise bilillah hiçbir şey talep etmeksizin, hiçbir şey almaksızın. Bu konuda kardeşler, arkadaşlar bir vazife üstleniyorlarsa kendilerince bu vazifelerini düzgün yapacaklar.
Hizmet bu. Bu konuda hiyerarşiye tabi olmak. Başımızda bir zakir var. O zakirin Kur'an ve sünnet dairesinde, tasavvuf dairesinde söylemiş olduğu, istemiş olduğu, bunun yapılması lazım. Herkes tabi olacak, bunu yapacak. Ben bunu tanımam. Kardeş, sen bunu tanımam diyorsan oradan git. Durma oradan. Böyle bir sakatlık yok. Bu hiyerarşi belli. Bu hizmet de belli. İşte lokma. Gidilecek olan yere gidiliyor. Orada çalışan arkadaşlar var. Hizmet eden arkadaşlar var. Bir semazenden bir fark yok. Bir zeybeğin bir semazenden farkı yok benim nozarımda. Hepsi de dergah içerisinde hizmet ediyorlar. Doğru tasavvufu anlatman için de. Doğru tasavvufun içerisinde bir kimsenin halk oyunlarını oynayabilmesi de var.
Bizim din algımız, din anlayışımız sünnet-i Resulullah'ta ne var ise bizde var. Sünnet-i Resulullah'ta yoksa bizde de olmasın. Bir şey haramsa biz elimizi uzatmayalım. O yüzden ya semazen başa Ali kardeş. Kardeş, semazen başa Ali kardeş. Bütün Türkiye'de ne kadar bu dergahda semazen varsa hepsi de tabi olacak ona. Ben onu dinlemezlik yok. Yok böyle bir şey. Hizmet ediliyor. Herkes kendi hiyerarşisinde en ince ayrıntısında işini yapmaya çalışacak. Bir yerde bir kimsenin gevşekliği, gevşekliği bütün dergaha mal olur. Evet. Abaş-ı Veli tekkesinde bir kimsenin gevşekliği bütün dergaha mal olur.
Kulağıma geliyor bir şeyler üzülüyorum. Tekkede herkes kendine dikkat et. Gelibolu Mevlânesi. Herkes dikkat edecek. Titiclikle davranacak. Yapılan hizmet, oradaki yapılan iş. Şimdi önemi fark edilemeyebilir. Kaç ay oldu? 88 ay olmuş. 88 ay önce tozluydu gittiğimizde. Hatırlıyorsunuz değil mi? Bir Gelibolu gezisi yapmıştık. Para verdik biz o gün orada sema etmek için. Orada Gelibolu Mevlânesi'nde sema etmek için para verdik biz. Hiç kimseye söyleyemedik bunu.
Orada bir dernek vardı. Derneğin başında bir tane emekli albay mı yarbay mı ne bir şey vardı. Bir de o tatlıcı kadın ne onun adı? İşte o ne mesle Mevlâna? Mevlâna ne? Mevlâna tatlıcısı mıydı? Neydi o? Mevlâna. Mevlevi tatlısı. Orada bir tatlı yapmış kadın. O da onun dernek başkan yardımcısı mıydı? Neydi herhalde? Biz onlara para verdik orada. İlk orada sema ettiğimizde. Hiç kimseye söyleyemedik. Gelibolu'ya gittik. Orada sema edeceğiz. Biz sandalye parası, masa parası, bilmem ne parası, bilmem ne parası Cafer biliyor. Cafer diyor bunlar şu parası istiyor gönder Cafer. Cafer diyor ki bu parasını istiyorlar gönder Cafer. Düşünebiliyor musunuz? Şu anda orası ayda bir, ayda bir aslına rucu ediyor.
Herkes bir laf söyledi. Hep sustuk biz. Hala daha susuyoruz. Derdimiz oranın ayakta durması, çalışması. Başka bir derdimiz yok. Bizden sonra gelecek olan nesiller devam ettirsinler. Onlar inşallah haftada bir yapsınlar. Gün gelecek ben inanıyorum. Biz orada orayı 15'te, ben yavaş yavaş, orayı 15'te 1'e çıkartacağım. Bilecek herkes. Orada 15'te 1 sema var. An gelecek, gün gelecek, haftada 1'e çıkacak orası. Kafam beynimin gerisindekini söylüyorum size. Her hafta, pazar günü orada sema olacak. İnşallah.
Derdimiz gelecek nesillere doğru tasavvufun yollarını, kapısını açmak. O zaman hizmet eden kardeşler, bir işin ucundan tutan, sema ediyor. İşte ilahi söylüyor, bendir vuruyor, zeybek oynuyor. Koşuşturuyor orta yerde. Geliver hayvazım, gidiver tingozum yapıyor. Hiç hiç önemli değil. Karşılığında ücret yok çünkü. Maddi olarak. Hepsi de fise bilillah hizmet ediyorlar kardeşler. Bu noktada da hizmet edenler de, hizmet edecek olanlar da kendilerini disiplinli tutacaklar. Bu disiplini kendilerinden asla ve asla taviz vermeyecekler. Şimdi burası yeri değil ama söyleyeyim, herkes kendine dikkat etsin.
Geçen gün tekkede bayanın birisi çay söylemeye gitmiş, bir başka birisi de hani burada kimler var diye sormuş orada. O da demişler bayanlar var, ayağından hani defolup gitsinler gibisinden hareket etmiş. Bayan da arkadan görmüş onu. Bana geldi bizden rahatsızlık mı var dedi. Ne oldu dedim. Böyle böyle böyle oldu dedi. Kim yaptı dedim. Söyledi kimin yaptığını da. Söylemek istemedim. Ben ısrar ettim. Söyle ki bilelim, ona göre önlem alalım, ona göre söyleyelim dedim. Daha yeni bu hafta. Ben de cumartesi günü akşamı adına söyleyecektim. Küçücük bir hareket bakın.
O kendince bir hareket yapıyor orada. Kimse görmüyor diyor. Hayır. Bunu yapmaya hakkı yok kimsenin. Bakın ne yaptı? Orada semazen, mıtrıban en az 250 kişi var mı? Değil mi? Var değil mi? 250 kişi. Hizmet edenler. 50 kişi daha var mı? Var. Ne etti? 300 kişi etti. 300 kişi hizmet ediyor orada. 300 kişi. 300 kişi oraya ayakta tutmak için. Bunun daha etrafını da koy. 500 kişi. 500 kişinin emeğini bir edepsiz, bir edepsiz harcayamaz. Bak 90 aydır taşınıyoruz değil mi Gelibolu'ya?
Bir kişi 90 ayı harcayamaz bir seferde. En az 90 ayda İzmir vardır. Doğru mu? En az 90 ayda İzmir vardır. Bir kişi harcayamaz onu. Bir kişinin nefsine kurban edilmez o. Herkes kendince. Başında bir sarık mı var? Disiplinli ol. Sen orada ilahi mi söylüyorsun? Disiplinli ol. Sen orada sema mı yapıyorsun? Disiplinli ol. Sen zeybek mi vuruyorsun? Disiplinli ol. Sen çünkü Karabaş-ı Veli Tekkesi Zeybey diye çıkıyorsun. Sen orada lokma mı dağıtıyorsun? Disiplinli ol.
Senin üzerinde elbise var. O elbise Karabaş-ı Veli Tekkesi'nin elbisesi. Sen birisini orada bir yüzünü astığında o kadın diyor ki ya bu ne bunlar böyle? Bir lokma değil mi yiyeceğimiz diyor. Hocam yiyeceğimiz bir lokmaydı diyor. Ben yerin dibine giriyorum. Sufilik bu.
Seni takip ederler. Ben ayakkabılarının arkasına basıyordum böyle. Ayakkabının arkasına basıyordum. Şeyh Efendi böyle lafı dolaştırdı. Oğlum dedi ayakkabının arkasına basarsın. Bu normaldir dedi. Ama dedi birisi parasız gider seni dedi. Görür dedi. Hala da bu Külhan Bey der dedi. Ha Mustafa Özba dedi. Ayakkabının arkasına basmayacaksın demek ki bundan sonra dedi. Hoş sen Külhan Bey'le yene bırakma gene dedi. Ayrı mesele. Sen bir misyon üstlenmişsin. Sen o misyonu üstlendiğin zaman sen o misyona uygun davranmak zorundasın. Sen Haydari'yi giymişsin.
Haydari ile sokakta dolaşıyorsun. Haydari'ye uygun davranacaksın sokakta. Sen Sema elbisesini giymişsin. Sen o Sema elbisesine uygun davranacaksın. Sen Karabaş-ı Veli tekkesinin bir logosunu taşıyorsun üzerinden. Sen ona uygun davranacaksın. Senin başka türlü alternatifin yok. Allah bizi öyle hizmet edenlerden eylesin. Ben de Hepatit C var. 20 yıla yakın ilaç ilaç bıktımlamış. Ne güzel. Neden böyle bıkıyorsunuz ki? Hamd edin nimet olarak görüntü. Tekkede erkekler ve bayanların birbirleriyle konuşmalarının yasak olduğunu biliyoruz. Ancak bazen tekke dışındaki hayatlarında ailecek görüşenler tekkede de sohbet etmeye çalışıyorlar.
Bunun ölçüsü tam olarak nedir? Biz bu noktada kardeşlere, arkadaşlara dediğimiz şey şu. Bir bayanın tekkede çalışan, hizmet eden, koşuşturan bir derviş kardeşin veya bir derviş erkek kardeşin bayanlarla iş olmaz. Bu yoksa ailecek birbirleriyle görüşüyorlarmış, gidiyorlarmış, önceden de tanışıyorlarmış. Bizi bu noktada demokrasinin kılıcı gibi milletin başında pinekleyecek değiliz, söyleyecek değiliz. Sadece dergah çalışmalarıyla alakalı bizim işlerimiz ayrıdır. Kadınların işlerine bakan kadın vazifeliler vardır. Erkeklerin işlerine bakan erkek vazifeliler vardır. Erkek vazifeliler erkeklerden sorumludur. Kadın vazifeliler de kadınlardan sorumludur. Erkek vazifeliler kadınlara kalkıp da bu noktada emretme, onlara bir şey söyleme, onlara sevk ve idare etmesi yoktur.
Bu. Kadın adetli iken erkek karısından kendisini boşaltmasını isteyebilir mi? Evet. Veya kadının bu konuda bir mecburiyeti var mıdır? Yani mecburiyet vardır diyemez ama karşılıklı sevgi muhabbet noktasında böyle bir şey olabilir. Fâle mennâhûn. Fâle mennâhûn.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi