Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Kasım 2015 · 1:16:24
Selamun aleyküm. Allah gecenizi eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzü mübarek eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü ayrı eylesin. Muharrem ayınız da aşıyor ve gününüz de mübarek olsun inşallah. Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellemin resmi var mıdır? Hazreti Hasan ve Hüseyin efendilerimizin çizim resimleri var. Bunların gerçeklikleri var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Teşekkürler. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin resmi yok. Hatta Adi-i Şerif var. Eğer diyor benim resmimi görürseniz ayaklarınızın altına alıp çiğneyiniz. Bu konuda Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin resim hakkındaki hükmü bu. O yüzden Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin resmi çizilmemiş hiç.
Bazı rivayetler var. Geçmiş peygamberlerin, bazı iyisevi papazların, geçmiş peygamberlerin resimlerinin var olduğu bir sandık anı oldu. O sandık anı oldu. O sandık anı oldu. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin gelmezden önce tariflerle resmini çizildi. Ve bunlara değişik bu noktada şeyler var, rivayetler var. Bunların olmasına rağmen yine de Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kendi resminin çizilmesine müsaade etmemiş.
Kaldı ki sahabelerinin bu noktada da bir resimleri yok. Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin Efendimizin de yok. Türkiye'de sadece Türkiye'de bu. Gösterilen Hazreti Hüseyin resimlerinin hepsi de hayali. Doğru değil. O yüzden Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin torunlarının böyle resmedilmesi de uygun değil.
Ve resmettikleriyle Hazreti Hüseyin Efendimizin gerçeğinin hayatta görünenin hiç alakası yok. Hiç yok yok. Allah en iyi etsin. Misal âlemi nasıl bir yer anlatabilir misiniz? Rüyanız misal âlemine bir delildir. Âlem-i misal bu Arabinin kendince tespiti bütün âlemleri içine alır. Arabi der ki âlem-i misal öyle bir âlemdir ki bütün âlemleri içine alırlar. Ve bütün âlemler âlem-i misalin içindedirler. Bu biraz böyle karmaşık gelebilir. Çünkü âlem-i misalde şahadete geçecek olan, yani görünürlüğe geçecek olan bütün her şeyin tabiri caizse resmi vardır, çizimi vardır.
Âlem-i misal onun önce görüntüsü düşer. Öyle diyeyim. Sonra âlem-i şahadete kendisi tecelli eder. Âlem-i misal bir açıdan bakılırsa hayalin hayali gibidir. Arabiye'ye göre bu âlem hayaldir. Kendi içinde gerçekliliği vardır. Bu âlem-i hayal ise o zaman âlem-i misalde hayalin hayali denilebilir.
Bu biraz karmaşık gelebilir anlatım olarak. Ama misal âlemi bu noktada elle tutulmayan, gözle görülmeyen, duyu organlarıyla idrak edilmeyen, bugünkü dille metafizik âlemi dediğimiz âlemdir. Sonuçta bu metafizik âlemi materyalistler reddederler ama Sokrat'tan, Aristodan, Kanta varıncaya kadar herkes bu duyu organlarıyla, duyularla fark edilmeyen, bilinmeyen o âlemi kabul ederler.
Hatta Sokrat, ilim öğrenmeyi, rüyayı ve ilhamı da bir noktada ilim öğrenme kapısı olarak diyoruz. O yüzden misal âlemi dediğimiz âlem, normalde görünürlülüğe geçmeden önceki bütün varlığın, bütün varlığın resim olarak halkedildiği yer diye vasıflandırabiliriz. Kısaca, zikrullah halakasına rağmen, halakada tüm günahlarımızın affedildiğini bilmemize rağmen, önceden işlemiş olduğumuz günahları düşünüp ağlamak, üzülüp, küstmanlık duymak sıkıntı mıdır?
Değil, biz günahlarımıza ağlarız, tövbe ederiz, tekrar ağlarız, tekrar tövbe ederiz, tekrar ağlar, tekrar tövbe ederiz, zikrullah halakasına otururuz, yine işlediğimiz günahları yine tövbe eder, yine ağlarız. İnsan tek başına zikrullah yapmaktan neden korkar? Bu insanın nefsi bunu korkutur. Korku verir kalbine. O yüzden korkar, gün şerrinden Allah'a sığınırım diye dua etti Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e.
Nefis ve şeytan bu noktada o kimse zikrullah yaparken, gece zikrullah yaparken, tek başına namaz kılarken, gece bir yerde karanlıkta yürürken, camiye giderken, sabah kalktığında çarşıya çıkarken, hangi noktadan olursa olsun makul, malum yapmamız gereken, hayatın olağan akışının içerisindeki bir şeyi yaparken, gelen korku nefsimizdendir. Yani evden çıkarken kaza yapma korkusu, evden çıkarken düşme korkusu, yolda ayağını taş alıp düşersen, yolda kaza yaparsan, muhallebi yerken boğazında kalır, tıkanır, ölürsen, korku.
Tek başına la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah derken korkarsan, hep bunlar böyle işte insanın nefsinin vesvesesidir. Günlük işlerinizi yaparken, herhangi bir korkuya maruz kalsanız dahi, onun üzerine yürüyerekten devam etme. Gece karanlıkta tuvalete kalkmaya korkmak gibi, lambayı açık bırak, öylesi kalk. Bir lamba devamlı evde açık kalsın.
Sebep? Yani karanlık korkusu var. Eğer korkuya kapı ararlarsanız, hayatınız boyunca sizi korkularınız yönetir. İflas etmekten korkarsanız, evlenir geçinememekten korkarsanız, eve bakamam deyip korkarsanız, çocuğuma bakamam, eğitemem deyip korkarsanız, ya ben evlenirsem adam beni aldatır deyip korkarsanız, evlenirsem karım beni aldatır deyip korkarsanız, ben şunu şöyle yaparsam, böyle yaparım, böyle olursa böyle olur diye korkulursam, korku o kimseyi yönetmeye başlar.
Korku bir kimseyi yönetmeye başlarsa, o kimse de etrafını korkularıyla yönetmeye başlar. O yüzden eşleriniz korkaraktan, korkutaraktan sizi yönetmeye kalkarsa, siz onların korkularına teslim olmayın. Siz eğer ki yanı başınızdaki kimselerin korkularına teslim olursanız, başkalarının da korkularına teslim olursunuz. O zaman bir bombayla siz korkarsınız, o zaman açlıkla korkarsınız, o zaman yoksullukla korkarsınız, o zaman dolar yükselecek mi, yükselmekten korkarsınız.
Dolar aşağı düşecek deyip korkarsınız. Borsa ne olacak deyip korkarsınız. Korkan adama bakayım, borsada kağıdı mı var yok, cebinde doları mı var yok, markı mı var yok, buna yönelik bir iş mi yapıyorsun? Hayır. Ya sana ne doların markından yükselmesinden, inmesinden, çıkmasından? Bu korku ne senden? İhlaçat mı yapıyorsun? Yok. İthalat mı yapıyorsun? Yok. Adam kendi kendine korkuyor. Korku yönetiyor onu. Korkuların sizi yönetmesine müsaade etmeyin. Hayatınızın hiçbir alanında, hiçbir devresinde, hiçbir yerinde korkuya yer vermeyin. Bir tek korkulacak yer vardır. O da Allah'tır. Korku düşüncesi Allah'tan korkmak için oluşturulmuş bir düşüncedir bizden.
Bu duygu Allah'tan korkmamız içindir. Bu da nedir? Haram işlememek, farzları yerine getirmektir. Bir kimsenin Allah'tan korktuğu, Allah'tan korktuğu, işlediği günahlarla, yaptığı farzlarla orantılıdır. Sizin Allah'tan korktuğunuz, ne kadar farzları yerine getirdiğiniz ve ne kadar günahlara hütursuzca daldığınızla alakalıdır. Ama ne yazık ki bizim insanlarımız Allah'tan korkmak yerine heva ve heveslerinin, nefis ve şeytanlarının önlerine getirdiği vesveselerden ve hayali korkulardan korkarlar. Bu işin acı tarafı. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri korkaklığın şerrinden Allah'a sığınır. Duasında öyle diyor, korkaklığın şerrinden, dünyanın fitnesinden, kabrin fitnesinden, ölümün fitnesinden, dünyanın fitnesinden yani dünyaya kanmaktan, dünyaya aldanmaktan, kabrin fitnesinden.
Yani ben kabre girdimde, kabir azabı ve dünyanın fitnesinden dolayı kabirde çekeceğim sıkıntıdan. Allah muhafaza etmesin. Korkulacak olan bunlar. Önceden namaz kılmazdım, şimdi yalnız zikrullah'tan korkuyorum. Önceden namaz kılmazdım, şimdi yalnız zikrullah'tan korkuyorum. Yalnız zikrullah yapmaktan. Devam edecek o kimse korkar korkar zikrullah'a devam ederekten korkusunu yenecek. Kaçmak hiçbir zaman için çözüm değildir. O günlük çözümdür. Mahallede bir çocuk var, sizi dövecek. Bir gün korktunuz, iki gün korktunuz, kaçtınız. Aynı mahalledesiniz. Üçüncüsünde karşı karşıya geleceksiniz siz, onunla dövüşeceksiniz.
Korkmanın bir anlamı yok. Onunla yüzler. Ne zamana kadar evine kapalı kalacaksın, ne zamana kadar sokağa çıkınca, yüzleş onunla. Neyle, hayatın hangi noktasıyla yüzleşeceksiniz, yüzleşin. Her yüzleşme sizin için bir tecrübe olacak. Ve her yüzleşme sizin korkunuzun atmanıza bir adım olacak. Hayattan korkmayın. Bir gün iş yerinde elemanlar kendilerince anlaşmışlar, işi bırakacaklar. Birisi geldi, ben işi bırakmayı düşünüyorum dedi. Hemen dedim ben. İkincisi geldi, üçüncüsü geldi. Baktım, böyle anlaşmalı.
Ben her gelinin hesabını kesiyorum. İstanbul'a, muhasebeye telefon açıyorum. Diyom gönderin evranı. Hemen gönderiyorlar internetten. İmzalatıyorum, veriyorum parasını, gönderiyor. Çıktım, herkese dedim, arkadaşlar başka işi bırakacak olan var mı dedim ben. İki kişi daha çıktı. Bildiğiniz, on üç kişi çalışan, on dört kişi çalışan yerde üç kişi kaldı. Var mı başka işten çıkacak olan dedim. Üç kişi kaldı içeride. Böyle baktılar bana. Hani ne diyorsun? Dedim, benim için önemli değil. Üç kişiyle ben götürürüm, burayı da dedim ben. Yani içinizden birisi daha çıkarsa, çıkacaksa, çıksam yok çıkmadı daha. Dediler, ne yapacaktın? Dedim, bir kişi daha çıksaydı, onu da izne ayrılacaktım.
İki kişiyi kepenke kapatacaktım dedim. Asacaktım oraya bir yazı, eleman alınacaktır diyecektim dedim. Yeniden eleman düzecektim. Dedim, içerideki manun borcu yok. Ben şimdi istersen kapatırım. Kimseye muhtaç değilim dedim. Borcu olsa da kapatırım. Üç kişi kaldı, bir de ben dört kişi. Birini alt kata koydum, birini üst kata koydum. Üst katta iki bölüm var. Kendim de kasaya geçtim. O gün bitirdim ben. Yazdım ertüsün, hemen telefon açtım, pankart yazan bir arkadaş var. Dedim, yaz kocaman bir pankart. Buraya az ben gelinceye kadar çalışacak arkadaşlar aramıyorum dedi. Ertesi yine gelen gülücük. Korkarsanız eleman bırakacak kork. Hanım gidecek, kork.
Adam gidecek, kork. Çocuk gidecek, kork. Siz, korun, sünnet dairesi yerine getirin. Peygamber Efendimiz, size uzanan eli boş çevirmeyin buyuruyor. Yolda karşımıza çıkan ve maddi yardım isteyen herkese kalbiniz gerçekten ihtiyacı olduğuna mutmain olmasa da yardım etmemiz gerekir mi? Diğer halde vebale girer miyiz selame dua ile. Eğer gerçekten zaruret hali olduğu size mukim ise verebilirsiniz. Eğer zaruret noktasında ihtiyacı olmadığını görüyorsanız vermezsiniz. Bundan sorumlu olmazsınız. İslam'ın hukuku belli bir kimse zekatını vermekle mükellef. Zekatını veriyorsa geri kalanla mükellef değil.
Kaldı ki bu meslek haline getirilmiş. Hazreti Ömer raddallahu anh hazretlerinin yaptığını da unutmayalım. Birisi geldi şeyhanillah ya emrem müminim dedi. Baktı ki onun böyle çuvalında arpa buğday var. Baktı arpa buğday var neyse. O çuvalı aldı kendi devesinin önüne boca etti. Yiyecek olarak onu o zaman verdi. Şimdi dedi sen bilenmeyen, istemeyen hakkın var. Bunun içerisinde dedi bir günlük yiyecek var. Çünkü başka bir adı şeritte bir günlük yiyeceği olan kimsenin dilenmesi caiz değil. Eğer bir günlük yiyeceği varsa bir kimsenin onun dilenmesi caiz değil. İşte geliyor kadın zeytin almış bilmem ne poşete koymuşlar onun tamam mı o gene dileniyor. Diyorum ki bunun içerisinde bir günlük yiyecek var git sen diyorum ben.
Dileniyor elinde para var. İki lira üç lira para var elinde. Diyorum ki bunun elinde senin bir günlük yiyecek var git. Eğer dileniyor üstündeki paraları çıkar diyorum benden fazlaysa, benden azsa ben ikinleri vereceğim sana. Ama diyorum sende fazlaysa sen bana verecek misin bakıyor. Tabii herkese diyemiyorsun bunu da böyle zaman da yok zaten. Ama normalde diyorum ki hatta çıkar alın cebimizdekinleri kimde fazlaysa o birbirine versin. Bakıyor şimdi benim görüntüm düzgün. Bakıyor o takım elbisesi var iyi hali vakti yerinde görmüyor. Ama benim teklifime şüpheyle bakıyor şimdi. Neden? Elindekini kaybetmeye göze almıyor çünkü. Onun elindeki benden fazla.
Onun elindeki benden fazla. Ben zaten ona bakmıyorum. Diyorum ki muhakkak bunun elinde. Çünkü yakalanının üzerinden on on beş milyar para çıkıyor. Zabıtalar, polisler götürüyorlar dilenenleri. Dilenen kimselerin üzerinden üç dört milyardan aşağı para çıkanı yok. Muhakkak kimilerinin geçimi ihtiyacı buradandır. Günlük direnerekten geçiniyordur. Onlara söyleyecek bir sözüm yok. Ama verilmese de bir şey gerekmez. Kredi kartına taksitle kurban kestirme hakkında görüşünüz nedir? Yani bir kimsenin nisap miktarı kadar parası yoksa ona kurban vacip değil zaten. Ama bir kimsenin nisap miktarı kadar manumülkü vardır da nakiti yoktur. Gider borçla kurban alıp kesebilir mi?
Er cevap borçla kurban alıp kesebilir. Ama borçla kurban alıp da o borca faiz ediyorsa yine caizdir. Borçla kurban kesilir mi? Nisap miktarı kadar o kimsenin malı vardır da nakiti yoktur. Ona cevaz verilir. Borçla kurban keser. Borçlanmak ister kredi kartıyla olsun ister başka şeyle. Ama kredi kartına taksitler ve o taksitlerde faiz varsa uygun değil. Ama taksitlerde faiz yok. İşte büyük alışveriş merkezleri yapıyor. Genelde onlar başladılar bunu. İlk önce o Carrefour başlattı bunu. Değil mi? Carrefour yapıyor yine. Evet. Yani bizim şeyde ne o? İslam dünyası da enteresan hikat garibesi gibiyiz zaten biz. Yani Bursa Carrefour'da yapılırken arkadaşlar fotoğrafını çekip bana getirmişlerdi.
Adamlar tabara asmışlardı. İmam Hatip mezunları ondan sonra müracaat etmesin diye. Açıkça. Şimdi bilmiyorum artık İmam Hatip mezunlarını alıyorlar mı almıyorlar mı? Bursa Carrefour'da kurulurken İmam Hatip mezunlarının müracaatlarını bile kabul etmiyorlardı. Giderler bizimkilerle. Sakallıları, örtülüleri görürsünüz oralar. Biz ne o? Gayr-i Müslimce yaşayıp iman eden Müslümanlarız. Hatta biz oraya bir de namaz kılmak için mescitler açılsın diye, alışveriş merkezlerinde bir de nümayiş yaparız biz. Yani oraya bir de mescit açtık mı biz, tamam sabahleyen gideceğiz, gece saat 12'de çıkacağız oradan.
Sabahtan gideceğiz, öyle yapan aileler var. Cumartesi pazarlarını alışveriş merkezlerine geçiriyorlar. Geçiriyorlarmış. Ta ki ben birisinin ablası bana söyleyinceye kadar. Nasıl yani dedim ben. E dedi benim kız kardeşim kocasıyla beraber dedi, cumartesi pazarları dedi, sabah onda bir giderler alışveriş merkezine dedi. Kapanınca çıkıyorlar dedi. Ne yapıyorlar dedim ben, böyle hayrette kalaraktan söylemişim. Çünkü sonradan bana tarif ediyor. Sen öyle gözlerini açtın ki dedi, ne yapıyorlar dedim dedi. Valla merak ettim dedi. Ne yapıyorlar alışveriş merkezinden? Sabahtan bir giriyorlarmış, sinemaydı, yemekti, işte vitrini seyretmekti, dolaşmaktı.
Anca bitiriyorlarmış zaten büyük alışveriş merkezlerini. Ertesi hafta başka bir alışveriş merkezine gidiyorlarmış. Bir dahaki haftaya başka alışveriş merkezine, bir dahaki haftaya başka alışveriş merkezine. Böyle üç dört tane alışveriş merkezini sıraya koymuşlar. Nerede bir etkinlik var, nerede bir şey var, onları takip ediyorlarmış. Hafta sonlarını orada geçiriyorlarmış. Bu hale geldik. Allah bizi affetsin. Bir yerden geçiyorum, böyle o, no, hamburger satan bir yer. Araba yavaşlamak zorunda kaldı da, baktım en çok tacibime giden de o oldu. Sakallı, şalvarlı bir Müslüman.
Yanında çarşaflı bir bayan. Eşi, kız kardeşi, nesi bilmiyorum. Böyle şey almışlar, no, işte yiyeceklerini almışlar. Almışlar, kola da yanında, bardağın içerisinde böyle yanında. Bunun olsun, böyle hep beraber almışlar. Ne güzel gidiyorlar böyle. Gözüme takılan espantane bu. Dedim ki, bunun fotoğrafını çekmeli, yüzlerini karalamalı, karalamalı demeli ki, işte bizim inancımız ve Müslümanlığımız ve kendimizce davamız bu kadar.
Biz gidip bir köfte içi de köfte ekmek yiyemiyoruzlar. Cumartesi ile de, Bursa'da, gündüz bayanların sohbeti oluyor. Genelde ben, haçtan önce arabayı bir onun önüne koyup, işte şeye kadar, oraya kadar hem yürüyüş yapma maksadıyla, hacca da gideceğiz, ayaklar açılsın diye. Ben şeye kadar yürüyüş yapıyorum, yere kadar. Orada sohbeti bitirdikten sonra, oradan, yukarıdan aşağıya salıyorum kendimi, böyle çarşının içerisinden tekrar buraya geliyor, oradan salarken kendimi, orada bir tane sağ tarafta, eski sinemanın olduğu yerde şeyi yapıyorlar. Ne o? Bir de bir de değil de, ne o? Ne burgar, bilmem ne burgar var orada. Ondan sonra, o burgarın da, normalde bütün tadilatlarını yapan, o işin taşeronluğunu yapan benim arkadaşım.
Hatta orayı açarlarken de işte, benim yanıma sıkça geldi gitti, orada taşı, o firmaya taşeronluk yapıyor. O burgarların şeyini yapıyor. Ne o? Dükkanlarını komple, kendi standartlarına getiriyorlar. O zaman da gidip geliyordum yanlarına. Bakıyorum ben şimdi o. Tabi o adam, kendisi Türk ama marka Amerika'dan gelme. Bakıyorum ben içeri, yani normalde işte çok böyle dindar kesim diyebileceğimiz insanlar, yiyorlar, içiyorlar, orada vakit geçiriyorlar.
Bu hale geldik. Kişi yaşadığı şehirden memleketine gitse baba, evinde seferi sayılır mı? Normalde eğer burada yaşıyorsa, o kimsenin burası vatani aslisi. Burada evi var, burada barkı var, çoluk çocuğu burada, ondan sonra babasının evine de gitse, burası vatani aslisi. Yaşadığı bir yer var ise. Bunu eski fıkıh kitaplarında, anne baba evi vatani aslisi olmaz diye hükmeder. Hanefiler burada ayırılmışlar. Kimisi demiş ki, birisinin yaşadığı kendine ait diye var ise orası vatani aslisidir. Anne babasının evi vatani asli olmaktan çıkmıştır diyenler var. Ben onlara katılıyorum bu noktada. Çünkü insanların ihtiyaçları, standartları eskisi gibi değil.
İnsanlar şimdi kendilerince, kendi dairesinde, kendi evlerindeki gibi anne ve babalarının evinde rahat değil. O yüzden bir kimsenin kendine ait bir yerde evi, kendine ait orada yaşadığı hayat var ise, o ev kiralık da olsa, kendine ait ise, vatani aslisi olsa, eşimle evliliğe uyum sürecinde yaşadığım düşünce yoğunluğunu normal düzeye getirmek için tavsiyelerinizi lütfeder misiniz?
Normal düzey nedir bilmiyorum. Her ailenin kendince bir normal düzeyi vardır. Erkek, kendi yaşamış olduğu aile hayatının standartını getirir. Bir bireyin standartı oluşurken, o kimsenin aile kültürü, ailesinin sosyal yapısı, ekonomik yapısı, siyasi yapısı, dini görüş yapısı, o kimsenin, o bireyin, o bireyin kendi yapısını oluşturur.
İnsanlar bunları etrafından alırlar. Çok bireyinçli bir birey, ailesinin olumlu yönlerini, etraftaki insanların olumlu yönlerini, kendisine standart noktasını, standart olarak belirleyebilir. Ailesinin değişik standartlarının, kendisine doğru gelenleri kendisi alabilir. Mesela işte bir aile, kendince böyle, böyle, böyle, … davranıyor mu, bu standartı alabilir. Ama bu standartı ailelerin üzerinden ve toplum yapısının üzerinden almak, bazen çok doğru olmayabilir. Aileler, kendilerince, kendi doğrularını yaşarlar. Bu noktada kendi doğruları, Kur'an ve sünnet tarihinde doğru olmayabilir. Bunun en temiz, en güzel, en doğru noktası, o kimsenin kendisine Kur'an ve sünneti ölçe etmesidir.
Kur'an bu noktada bir kısmı soyut, bir kısmı somut kavramlar içerir. Bunun en somut yaşanılabilir hali, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerindedir. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin aile hayatı, eşlerinin aile hayatı, çocuklarının yani Hz. Fatıma'nın ve damadı Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin aile hayatı, ashabın içerisinden örnekler, o kimsenin kendince ama evliliğinde ama bireyin kendince kendisini temale getirmede en önemli faktörler olmalı.
Ama bu faktörler oluşunca bu gençler bu faktörleri kendi evlerinde, kendi ailelerinde kullanmaya başladıklarında kendi aileleriyle sıkıntı yaşamaya başlayacaklarınız. Mesela bir aile düşünün, evlilik içerisinde orada işte eve gelen bir gelin, bir kız kim olursa olsun oradaki herkesi elini öpüp erkeklerle de çap çup yanaktan yana öpüşebiliyordur. Normalde bu. Benim annemin sülalesinde normalde. Ben İzmirliyim, bizim oradaki normal kültüre göre teyze kızıydı, hala kızıydı, dayı kızıydı. Herkes o nasıl, iyi misin çap çup yanından da öper. Değil. Ve İslam'la tanışınca bunun böyle olmadığını, bunun haram olduğunu öğrendikleriz. Böylece bu standarda uyma zorunluluğumuz kalmadı, benim kalmadı. Ben bu standarda uyumamaya başladım.
Uyumamaya başlayınca ailede çatırtı çıktı. Ben bir bayram sabahı annemin, ondan sonra işte bak bunlar böyle seninle tokalaşıp sarmaşıp öpüşmeye kalkarlarsa bunları geri çevirme. Yok anne geri çevirme. O zaman dönelim. Döneceksek dönelim annemle. Annem kaldı. Anneannemlere gidiyorsun. Ne yapacaksın ya? Ben hiçbir kızla tokalaşmayacağım, öpüşmeyeceğim, sartan öpüşeceğim. Haram çünkü dedi. Bunu böyle örnekliyorum. Çünkü benim yaşadığım ortamda aile de İslam'ı yaşayan bir ortamda bir aile değildir. Benim bu noktada koyduğum standartta çatırtı çıktı. Standart Allah ve Resul'ün standartı o yüzden. Bunun gibi biz kendi kendimize bir şeyler oluştururken Kur'an-ı Sünnet'e dönüp bakalım. Sünnet-i Resulullah'ı buyurduğu gibi yaşamaya çalışalım.
O zaman ailemizden yani hanımlarımızdan veya da kocalarımızdan eşler birbirlerinden bir şey isterlerken, bir şey beklerlerken, Kur'an-ı Sünnet dairesinde ve ölçüsünde birbirlerinden bir şey bekleyip istesinler. Bu standart Kur'an-ı Sünnet standartı olsun. Sünnet-i Resulullah'ta varsa kabul edelim. Sünnet-i Resulullah'ta yoksa kabul etmek zorunda değiliz, kabul etmeyin. Sünnet-i Resulullah'ta o bizim hakkımızsa Kur'an ve Sünnet dairesinde biz hakkımızı isteyelim. Birisi hakkımızı gasp etmeyen hakkında gasp ettirmeyelim. O haktan ben kendim fedakallık edeceksem edeyim. Bu haram istenmesin bizden. Ve fedakallık etmek harama göz bulmak demek değil. O yüzden bu standartı oluşturacak olan kardeşler, kadınlar da erkekler de bol hadis-i şerif okursunlar.
Aile ilişkilerini, sosyal ilişkilerini, Hz. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hadislerinin üzerinden kursunlar. Bu bize doğru yolu gösterecektir. Benim annem böyle yapardı, benim babam böyle isterdi, senin annen böyle istedi, senin baban böyle istedi, ben böyle isterim, ben şöyle isterim demektense Kur'an ve Sünnet dairesinde bu nasıl olmalı, Kur'an ve Sünnet dairesinde bu nasıl yaşanmalı, Kur'an ve Sünnet dairesinde benim hakkım nereye kadar, Kur'an ve Sünnet dairesinde karşındaki kimsenin hakkı nereye kadar,
anne babanın benden hakkı ne, anne babanın benim hanımımdan hakkı ne, anne babanın hanımının annesinin babasının damattan hakkı ne, oğlanın anne babasının gelinden hakkı ne, herkes bunu bir nebzede bilirse, o bildiği daire üzerinde yürür, o bildiği daire üzerinde yürürken, karı koca arasında hiçbir tartışma çıkmaz. Neden? Bunun Sünnet-i Resulullah'taki hakkı bu, bunun Kur'an ve Sünnet dairesindeki hakkı bu. Eğer yaşayacak olduğumuz her şey, emir içerisinde, ibadet hükmünde olacaksa ve bizim hayatımız ebediyete doğru kanat çırpacaksa, bizim evin içerisindeki hal, hareket, fiilyat, söz ve davranışlarımız, Kur'an ve Sünnet'e uygun olmalı. O zaman bir sıkıntı çıkıyorsa, çıkan sıkıntı nefsaniyettendir, şeytaniyettendir. Kim uymuyor?
Aa bak hanım ya böyle böyle bak buradaki, hadis-i şerif okuduk mu okuduk, beraber mi okuduk, evet. Anladığımız şey aynı mı, evet neden itiraz ediyorsun veya bey neden itiraz ediyorsun? Ölçü meydanlar. Bu o zaman bizim evliliğimizin bu manada, hem seviyesini ve hem standardını hem içsel olarak hem de dışsal olarak seviyesini yükseltecek ve derinleştirecek. O zaman hiç kimse birbirine bakarken, birbiriyle yaklaşırken ölçüsüz yaklaşmayacak, birbirine ölçüsüz davranmayacaktır Allah-u Alem. Bir insan Allah'a inanır, Resulüne inanır fakat hadislere inanmazsa bu kişi için dinden çıkmış diyebilir miyiz? Evet, hadislerin tamamını reddediyorsa evet ama bir kimse hadis âlimi olsa, hadis âlimi olan bir kimsenin hadis şeriflere şüpheyle yaklaşıp, örneğin onları inceleme maksadıyla ilmi şüphe içerisinde olmasında bir beis yoktur.
Bu ilmin hakikatinin hakikatinin hakikatini meydana çıkarmak için olan ilmi bir şüphedir. Buna söylenecek bir söz yoktur. İlim şüphesine söylenmez bir şey. Bir kimse fıkıhi bir meseleyi şüpheyle bakıp daha da araştırmalı. Fıkıhçı böyle olmalı. Veya hadisci, o hadis-i şerife şüpheyle yaklaşmalı, onun daha da derinliğine inmeli, ravilerine inmeli, ravilerini araştırmalı. Hakkıdır bu. Bir tefsirci bir ayet-i kerimeyi tefsir edeceği zaman bütün tefsirlere bakmalı. O güne kadar gelmiş olan bütün tefsircilerin yorumlarına ve tefsirlerine şüpheyle bakmalı. Acaba daha ilginç, daha derinlemesine veya daha farklı bir pencereden bakabilir miyim diye kılı kırk yapmalı. Ve kendince, evet, Kur'an ve Sünnet tarihinde bir delil getirip, o ayet-i kerimeyi farklı yönden tefsir edebilmeli.
Bu harika bir şey. Yoksa taberhanenin tefsiri orada duruyor. Taberhanenin tefsirini o da okur, ben de okurum. Taberhanenin tefsirini getirip benim önüme bugünkü dille söylüyorsa bir anlamı yok bunun. Taberhanenin tefsiri orada ki zaten. Ha da. Elmanının tefsiri orada ki, buna söylenecek bir laf yok, şüpheyle bakmak ilim şüphesinin haktır. Ama yok, o kardeş bir hadisçi değilse, veyahut da bir fıkıhcı değilse, veya bir tefsirci değilse, hadislerin üzerinde şüpheyle bakması, onun kalbindeki imanın kemale ermemesiyle alakalı. Ve hani üç beş tane böyle soytarı çıkıp, hadisler sahibi değil mi diye milletin kafasına bir soru şartı koyuyor ya, onlara kalmış o. Üç beş soytarıya kalmış olarak kabul edelim.
Ve hadislerin hepsini tamamiyetle reddeden bir kimse, iman etmiş sayılmaz. Hadisleri reddetme hiç kimsenin hakkı yok. Adem oğlundaki can ve nefsin daha önce aynı Adem oğlundaki kendi imtihanlarına yaşadıkları ve bu imtihan sonucu Adem oğlunun içinde cevher olarak bir hak kazandıkları söyleniyor. Bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz? Tamam ne oldu? Yetmedi ama işin demek. Anladığım şu mu acaba? Yani bir kimse bir şey yaşadı, yaşadığı o kimsenin içinde cevher olarak kaldı, ondan sonra bir başka birisi geldi, yaşarken o cevher ondan ona mı geçti? Bunu anladım çünkü.
Adem oğlundaki can ve nefsin daha önce aynı Adem oğlu gibi. Kendi imtihanlarına yaşadıkları ve bu imtihan sonucu Adem oğlunun içinde cevher olarak bir hak kazandıkları söyleniyor. Soruyu yazan bayanlardan mı erkekler mi? Herhalde bayanlardan. Bu biraz reenkarnasyon değil ki bir yer. Hallâc-ı Mansûr'un emel hak demesinin sebebinidir.
Nefsine uymuş bir veçeden. Bizim önümüze neden yüceltilip de getiriliyor ki bu? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin demediğini diyen, Ashab-ı Resulullah'ın demediğini diyen bir kimse, neden bizim bizde sahabeden ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nden daha yüce ad edilip bizim önümüze konuluyor ki?
Niçin Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hakkıyla sana kulluk edemedin mi? Ya mabuk sözünü biz kendimize düstur edilmiyoruz ki? Neden Kur'an'ı kendimize düstur edilmiyoruz ki? Neden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne ve temiz ashabının yolunu kendimize yol olarak görmüyoruz ki? Neden Hallâc-ı Mansûr'un sekir halinde söylediği, Beyaz-ı Bestami'nin sekir halinde söylediği, Yunus Emre, Hz. Mevlana gibi sekir halinde söylenen sözleri biz önümüze getirip ölçü olarak koymaya çalışıyoruz? Neden bir hadisi kutsi sormayız bu manada? Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir kutsi hadiste buyurur ki Cenab-ı Hak, kul nizana getirilir diyor.
Cenab-ı Hak onun kulağına eğilir. Sen bu, bu, bu, bu günahları işledin der. Kul üzülür ve Allah onun kulağını tekrar eğilir. Allah senin bu günahlarını affetti derdir. O kul sevinir. Sonra der, tekrar onun kulağına eğilir ve Allah seni cennetine koydu der deyince, kul der ki diyor, ben ne güzel Rabb'mişim, sen ne güzel bir Allah'mışsın.
Yok, ben ne güzel bir Rabb'mişim, sen ne güzel bir kulmuşum der diyor. Sevincinden. Bu da Allah'ın hoşuna giderdi. Bunu neden anlamaya çalışmıyoruz da biz Halacı Mansur'un emel hak dediğini anlamaya çalışacağız? Bu soruyu bana sorduktan da çok basit bir şey söylüyorum. Bunu anlamak istiyorsanız Halacı Mansur gibi gecede 100 rekat nafile namaz kılmanız gerekir. Kırk gün, gecede 100 rekat fazla namazlarınızı yerine getireceksiniz. Haramlardan uzak duracaksınız ve her gece 40 rekat, gecelik 100 rekat nafile namaz kılacaksınız. 40 gün ve 40 gece bitince sabahına kalbinize bu ilham olacak sizin sözüme güveniyorsanız. Bu söz de hadis-i şerifle destekleniyor benim bu sözüm.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki kim 40 gün seher vaktinde kalkar sabah namazını kılarsa Cenab-ı Hak onun kalbine nur indirir. Onun kalbine ilham eder. Kırk gün sabah namazını hiç kaçırmadan sabah namazından önce kalkan bir kimse tanıyor musunuz? Etrafınızda var mı öyle bir kimse?
Halacı Mansur'u anlayabilmenin yolu bu. Enel Hak demememiz. Enel Hak kim demiş? Halacı Mansur demiş. Ben Halacı Mansur'un hayatının bir kesetini anlattım size. Her gece 100 rekat nafile namaz kıldığı söylenir. Namaz virdi de bu. Toplumumuzda kaç kişinin nafile namaz virdi var ki? Sizin her gece kendinizin bir dediğiniz bir namaz var mı?
Sufiler derslerini çekmekte zorlanıyorlar. Yani dersin en fazlası 15 dakika tutar, 20 dakika tutsun. Hadi yeni yapanlar yarım saat, vir, yarım saat, yarım saat yaptığınız zikrullahı çok görüyorsunuz kendinizce. Vir'i çekince çok büyük bir iş yapmış gibi, vatan kurtarmış, kahraman gibi dolaşıyorsunuz. 100 rekat günlük nafile namaz kılardı Halacı Mansur. Beyazlı Bestami'nin sözünü söylüyorlar. İbrahim Ethem'in sözünü söylüyorlar. Siz İbrahim Ethem'in hacca giderken her adımda iki rekat namaz kıldığını biliyor musunuz? Haç yolculuğuna çıkan İbrahim Ethem'in haç yolculuğuna çıktım diye her adımda iki rekat namaz kılarak gittiğini biliyor musunuz?
Biz sözlerini naklediyoruz, topağınlık yapıyoruz. Halacı Mansur'un her nerede, o böyle Cenab-ı Hak öyle bir yol çıkardı ki benim önüme, nerede Halacı Mansur'u sorsalar bunu söylüyorum, bunu anlatıyorum ben. 100 rekat namaz kılardı. Çok basit. Kıl, 100 rekat namaz. Ömrü hayatında 50 vakit namaz kılmamış gecede. Ömrü hayatında Ramazan'ın haricinde 20 rekat namaz kılmamış. Ramazanda bir tek 20 rekat kılıyor teravide. Zorlanır, zorlana zorlanıyorlar. Onun da televizyona çıkıyor birkaç tane şaklaban.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri 2 rekat kılardı. Yok 4 rekat kılardı, yok 10 rekat kılardı. Bütün sahabeler kılmışlar ya, şimdi reddedemiyorlardı bütün sahabeler kılmışlar. Ama bundan 50 yıl sonra biz böyle devam edersek, bu şaklabanları da dinlersek birisi çıkacak. Ya ne edecek teravisi ya, uydurma din bu diyecek. Var ya şimdi, uydurduğunuz din. Ya kimi uydurdu bunu? Hakkında hadis var deyince, az önceki gibi. Sahih mi? Lise 2'ye giden kız bana öyle diyor. Hocam sahih mi? Aynı şey, üniversite bitirmiş adam da söylüyor ki. 30 yaşına, 50 yaşına gelmiş. Sahih mi?
Evde hiç hadis kitabı var mı diyorum ben, yok. Hiç dini mi kitap okudum mu? Hayır. Evde aldığını dinine seversen, evinde dini kitap olarak ne var dedim. 35-38 yaşlarında doktor. Böyle baktı, açık konuş dedi. Yok dedim. Niye dedim. Hiçbir dini kitap okumamışım. Hiçbir dini tedrisatın yok. Ümalara dahi gitmiyorsun dedim, gitmiyorum dedim. Hadis'ten sahih mi biliyorsun ya? Doktor ya baktım, senin diploman sahte olabilirdi. Nasıl ya? Ben inanmıyorum senin doktor olduğuna desem, ne diyeceksin dedim ben. Ama ben tıp okudum dedim. Hadis okudun mu sen dedim ben. Hayır dedi.
Hadis profesörü müsün? Hayır. Hadis doktoru musun? Hayır. Hadis doçent misin? Hayır. Nereden hadisleri reddetmek aklına geldi dedim. Ama bizde öyledir. Bir tıp doktoru din hakkında hükmeder. Bir dinden tıp hakkında hükmetmez ama. Bir iktisatçı hükmeder. Bir tıpçı hükmeder.
O siyasetçi hükmeder. Sokaktaki kimse dahi hükmeder. Herkes hükmeder. Bence böyle olmaması lazım canım. Soruyorum ne iş yapıyorsun? Bankacıyım diyor. Bence diyor bu bankaların hepsinin kapatılması lazım. Bakıyor şimdi bana. Ya sen dine hükmettin ya. Ben neden bankacılığa hükmetmeyim? Müdürmüş. Garanti Bankası'nın müdürüymüş. Aynı şubedermiş. Baktım böyle şube müdürüymüş o. Hükmediyor orada birisine din hakkında. Sustum ben şimdi. Bir de bana bakarak da hükmediyor. Yine sustum. Yok. Hani ben de patlayacak orada. Döndüm. Dedim affedersiniz. Bana bakarak konuştuğunuz için dedim. Lafı girme mecburiyeti hissettim kendim dedi.
Evet dedi. Ben size bakarak da konuştum dedi. Siz çünkü dedi. Öyle duruşunuz da dedi. Bu meseleleri bilen bir kimsesiniz dedi. Ne iş yapıyorsunuz dedim. Ben dedi buranın müdürüyüm dedi. Bir kağıt kalem getirin. Şikayet edeceğim şübeniz dedi. Niçin dedi. Bu insanlar kendi paralarını çekmek için sırada bekliyorlar. Ve siz dedim burada çifte standart uyguluyorsunuz. Burada parası fazla olanları dedim arkaya alıyorsunuz. Onlar ellerini kollarını sallaya sallaya arkadaki masaya oturuyor dedim. Ondan sonra işlerini yapıyorlar. Bizim gibi garip gırabay insanlar da dedim. Burada dedim gözleri numarada. Numaranız büsse diye bekliyor dedim ben. Çünkü o numara dedim ben. Oradaki hatunların elinde.
O hatunların da dedim göğüslerini aşmışsınız orta yerde dedim. Millet dedim onların göğüslerine bakacağım diye. Paramı yatırıyor, paramı çekiyor farkında değil dedim. Şikayet edeceğim onu dedim. Böyle baktı bana şimdi. Bir de dedim siz burada oturmuşsunuz dedim. Müşterininize dedim ben hadislerle alakalı laf söylüyorsunuz. Siz nesiniz burada dedim ben. Hocam hiç çay istek dedi. İçmeyeceğim senin çayını. Getir kağıt kalem seni de şikayet edeceğim dedim. Sen nereden dedim hadisler hakkında hükmediyorsun burada. Ses yok. Gerçeği hiç içmeyeceğim. Çekecek olduğun paraya alalım, verelim, almayacağım. Seni şikayet edeceğim, şüvenizi şikayet edeceğim.
Bağırmaya başlayayım mı dedim. Polis çağırılsın değil mi dedim ben. Bir an önce beni göndermenin yolunu arıyor. Ama o dine hükmediyor. Hadislere hükmetmeye çalışıyor. Ve biz de susuyoruz. Bir siyasetçi dine hükmetmeye çalışıyor. Habisler yoğardım, yoktum tartışıyor. Bütün herkes tartışıyor. Herkes konuşuyor. X bir yerde vali yardımcısı. Biz bir mesele var gittik vali yardımcısı. Aa baktım tasavvufa hükmetecek. Böyle dedim sayın vali. Türkiye'nin en büyük problemi bu dedim. Ne dedi? Dedim ehli tasavvufu dedim bürokratlar yönetmeye çalışıyor. Bürokratlar da dedim ben cemaat yönetmeye çalışıyor. Kaldı.
Dedim bırakın yönetmeyin. Herkes dedim vazifesini yapsın, işini yapsın. Savcı çağırmış gittim savcıya. Her gittiğimde de Mevle'likle alakalı ya. Ne kadar çok Mevla'nı seviyorlar. Gittim. Oturduk şimdi işte. Hocam işte Mevle'nisiniz sana. Estağfurullah olmaya çalışıyorsun. İşte mesleği okuyor musunuz? Estağfurullah okumaya çalışıyorsun. Ne deseyiz savcı. Birkaç tane beyt söyleseniz dedi. Böyle baktım. Diyor ki dedim ben. Aşkı eşeklere anlatma. Eşekler aşktan anlamaz. Böyle bir beyt var mı ki dedi. Şimdi söyledi dedi.
Kim dedi? Hazreti Mevlana dedi. Böyle baktı şimdi. Hani neyle karşı karşıyım diye. Beni süzmeye çalışıyorsun diye. Bakmaya çalışıyor. Siz onlara ölü demeyin. Onlar haydır ayet-i kerime sayın savcım. Onlar her yerde her şekilde konuşurlar dedi. Böyle baktı. Biz onların düdüğüyüz dedi. Nasıl yani dedi. O üflüyor bizden dedi. Benden bilmedi. E kimden bilelim dedi. Dinle diyor ya dedim ben. Biz neyiz dedim. Üfleyen o. Şimdi duruyor. Eşek oldu ya şimdi kendince. Kendince öyle anladım.
Dedim sakın ha. Biz dedi insanı eşek sınıfına koyacak noktada değiliz. Hazreti Mevlana diyordu. Eğer aşk eşeklerin işi olsaydı. Aşkın padişahı olurdu onlar diyordu. Nasıl dedi. Diyor dedim ya. Eğer şehvet aşkı olsaydı eşekler aşkın padişahı olurdu diyordu. Sizin bu beyitten haberiniz yok mu dedim ben. Ya ben okuyorum bak dedi bilgisayarda meslevi var. Oradan ondan sonra beyitler okuyormuş. Demek ki oraya gelmedi sarıdan. Oraya da gelirdi. Sizin hakkınızda şikayet var dedi. Elhamdülillah dedim. Nasıl yani dedim. E dedim şikayet olacak demek ki birilerinin damarına basmışım dedi. Hoşuna gitmemiş onun dedi. Çünkü gerçek dini anlatınca dedim.
Birilerinin hoşuna gitmez dedi. Onlar da bizi dedi. Değişik yerlere şikayet ederler. Bizden şikayetçi olurlar. Bizden rahatsız olurlar. Biz bakarız kendimize dedi. Anlattığımız Kur'an-ı Sünneti uygun ise elhamdülillah dedim. Neymiş şikayet konusu dedim. Anlattı işte tamam mı? Var mı dedim elinizde bununla alakalı böyle dediğime dair sildiği kayıtlar en iyi bir şey. Böyle baktım. Dedi işte yok yani siz dedim birisi böyle bir şikayet etti. O yüzden mi beni çağırdınız dedim. Evet dedim. O zaman ben bu şikayet eden kimseden şikayetçiyim dedim. Ya hocam dedi büyütmesek dedik bunu biz kapatıp geçsek. Neden kapatıp geçiyorsunuz ki sayın savcım? Önüne gelen benim hakkımda bir dilim dilekçe yazıp şikayet ediyorsa ve ben her dilekçede buraya geleceksen.
Bunun sonu yok ki. Haklısınız ama bunlar böyle kendi içlerinden yaptıkları şeyler çok. Eğer tepki koymazsan her hafta gideceksin savcılığı. Yaz kızım yazdı. Koğuşturmasına soruşturmasına ondan sonra gerek yoktur bitti. Herkes mesleği okuyor. Din ahkamı kesecek. Savcı da dinin din ahkamı kesecek biliyor. Herkes biliyor. Herkes de ahkam kesiyor. Ondan sonra başlıyorlar. Bu hadis var mı yok mu? Bir de işin en enteresan noktası bir hadis. Hani ben kendim için söylüyorum. Hadisler var diye böyle çırpınıyorlar. Birisi için ne çırpınıyor ki dedim ya inanmak zorunda mı herkes?
Müşrikler Hazreti Peygamberi gördüler. Savunullah Aleyhi Vesselam Hazretleri. Gözlerinin önünde yine inanmadılar. Hidayet Allah'a et kardeşim. Bırak inandıracağım diye uğraşma. Ma selamı cehenneme doğdun lazım. Allah yolunu açı gelsin. Öbürkü de baktı. Ya dedim hiç istemeyiz cehenneme insanlarda olsun. Ama doğacaksın usta. Suriyeli vatandaşları ülkemizi alıp sonrasında yaşayabilecekleri bir hayat standartı sağlanamayıp her yerde dilenmeleri durumundan TC vatandaşları sorunlu mudur, devlet sorunlu mudur? Çok fazla sayıdılar. Bizler nasıl bir kavuş sergilebiliriz? Sonuçta bu böyle uygun şeyler değil. Ama ne yazık ki dünya böyle bir vahşet yaşıyor.
Biz Anadolu Müslümanları olarak böyle bir vahşet yaşayan bir toplumu sınırlarda helak edemezdik. Bu bizim için uygun bir şey değil zaten. Ha bu birden başa geldiğinden dolayı farklı organizasyonlar yapılabilirdi. Bunda eksiklikler olabilir.
Benim daha farklı bu konuda düşüncelerim o. Ben bazen zaman zaman arkadaşlara da bunu beyan ediyorum. Sonuçta Suriye'deki kargaşadan Türkiye sorunlu değil. Suriye kargaşası Batılıların, Avrupaluların, Irak kargaşası Batılıların, Avrupaluların çıkardığı bir kargaşa. Biz Suriye'den ve Irak'tan gelen o göçmenleri hiç ülke içinde tutmalı. Mesela örneğin Batı sınırına, götürüp Edirne sınırına, Yunanistan sınırına böyle bir mülteci kampları kurup her an için bunların Avrupa'ya gidebilirler düşüncesiyle Avrupa kapısını dayandıracaktık. Çünkü Orta Doğu'daki kargaşadan Avrupa ülkeleri de sorunlu. Benim kendimce düşüncem Avrupa ülkelerinin Kombe, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarına dayandıracaktık.
Ara sıra da sınırı aşacaktık. Hadi gidin gidiyorsanız diyecektik. Onlar da gideceklerdi Yunanistan'a doğru, Bulgaristan'a doğru. Asker durdurmayacaktı hiç. Suriye'de Yunanistan'dan geliyor mu geliyor. Hemen otobüslere bindirilip hemen Edirne kapısına getirilecekti. Oraya da benim kendimce şahsi kanaatim sınırlanacaktı oraya bütün kampla. Almanya, Fransa, İngiltere, Orta Doğu'daki bu kargaşalıyı düzeltiyorsanız düzeltin yoksa işte gruplar halinde bir elli kişilik, bin kişilik grup, yura, içinden bir iki tane kimse Yunanistan sınırına doğru gidecekti. Onlar öldürüyorlarsa, onlar öldüremeyeceklerdi de o zaman palas panderas Amerika'ya da Rusya'ya da baskı yapıp aman Orta Doğu'da düzeni bozmayalım diyeceklerdi.
Benim şahsi kanaatim, biz hiç ülkenin içerisine katmadan orada sınırda mesela belli bir yerlerde tampon bölgeler koyup böyle bir etraflarını çevirip ilk etapta bir günlük, iki günlük, üç günlük orada güneydoğru da sınırda normalde misafir edip otobüslere bindirip güvenli bir şekilde Trakya bölgesinde böyle tam sınıra, sınıra sıfır ama.
Yunanistan sınırına sıfır, Bulgaristan sınırına sıfır, biz kuracaktık oraya çadıl şehirleri, gelen gelsin hiç önemli değil. Transformasyon yapacak, gidin kardeşim batıya doğru yürüyün, Allah yolunuzu açık etsin. Ne oldu bak bir nümayiş biz, bir yürüdüler Suriyeliler, devlet yaptı onu, biraz böyle onlar organize etmiş olabilir. Batıya dediler ki bak geliyorlar. Ne yaptı? Merkel, palaz pandalaz geldi, Türkiye'ye dediler ki üç milyar euro mu verelim? Üç milyar euro verilmesini kararlaştırdılar. Yetmez, bence hızla batı kapılarına, ben böyle oraya hemen şehirler kurulmalı, çadır şehirler. Ne kadar ülkenin içerisinde Irak'tan, Suriye'den gelen varsa oraya konuşlandırmalı.
Çok basit. Hatta el altından birkaç tane yolcu gemisi bulundurup Amerika'ya doğru yola çıkarılmalı. Güçsünler, uluslararası denizden Amerikan sahillerine yanaşsınlar, Fransa sahillerine yanaşsınlar, demir asınlar, Fransa'ya gireceğiz biz mülteciyiz. Bence.
Irak, normalde oradan bir sürü mülteci gelmemiz, evet hızla, bir daha oradan geri dön yok, hızla. Hani bir, sizin sınırlarınızı koruyan askerler var ya, onlara da diyeceğiniz gece hafiften uyuklayın 15 dakika. Veya gündüz sınırla 3 bin kişi birden Yunanistan'a gitmek için uğraşıyor.
E Türkiye'ye aldın ya Yunanistan'a da geçsin yani olmuşsa, bence. Veya doluşsunlar, Almanya'ya gitsinler, gemi parasını biz verelim ya ne olacak? Evimizde ailecek bir misafir aldığımız zaman ölçümüz nasıl olmalı, haremlik, selamlık mı oturmalıyız? Bu normalde ailelerin kendi içerisindeki kendi özel hukukla, gelecek olan misafirle, misafirin hukukuyla kendi aranızda bir hukuk var.
Bunu böyle işte illaki haremlik, selamlık olacak noktasında tutmak veya tutmamak. Bu noktada benim kesin bir hükmü yok. Çünkü haram dersen, asnaptan bunun dışında davranan, haram görmeyen sahabeler var. Hani örnek var ya işte bir kimse misafir geldi de kim misafir edecek dedi de sahabeden birisi dedi ki ben misafir edeceğim. O götürdü evine yiyecek fazla bir şeyleri yoktu. Hanım ona dedi ki çocuklarına uyut uyuttu, orta yere normalde bir kap koydu, karı koca oturdular, ışığı da söndürdüler az bir şey. Yiyormuş gibi yaptılar, bütün yemeği misafire yedirdiler, içiyormuş gibi yaptılar, bütün suyu misafire içerdiler. Sabah olunca Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri dedi ki ne yaptınız siz Cebrail kardeşim geldi de sizden vası olduğunu söyledi.
Onlar da dediler ki ya Resulallah bizim yiyecek bir kişilik yemeğimiz vardı, böyle böyle yaptık dediler. Onlar eşiyle beraber bir sofraya oturmuştu. Şimdi buradan hareket ederek kadınlara benzemek, hani erkeklere benzemek, kıyafetle alakalı aklıma hemen kalbime bir şey geldi. Hani bir de sahabe vardı ya, onlar karı koca bir giyecek bir tek elbiseleri vardı. Bir namaz vakti birisi giyiyordu mescide gidiyordu, bir namaz vakti birisi giyip mescide gidiyordu. Öğlen namazına erkek gidiyordu, ikindi namazına kadın gidiyordu. Akşam namazına erkek gidiyordu, yatsı namazına da kadın gidiyordu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri adama sordu, seni neden bir vakit görüyorum, bir vakit göremiyorum.
O da utanarak dedi ki ya Resulallah bizim giyecek kıyafetimiz yok. Bir vakit ben giyiyorum, o kıyafetle namaz kılıyorum, öbür vakit de işim geliyor namaz kılıyor. Bak onlara lanet olsun demedik, kadın erkek aynı kıyafeti giyiyor diye. Hani kadınlara benzeyen Allah lanet etsin, erkeklere de benzeyen Allah lanet etsin adı şerif var ya. Hani kadınlar pantolon giyebilir mi? Pantolon giyenleri küfürle itham edenler var ya. Onlara cevap olsun niteliğinde söyledim bu da. Dinin nikah yapıldığında belli mehir ne zaman verilmelidir? E bu noktada mehir-i müeccel deniyse adam eline geçtiğinde verecek. Nakit konuşulmamış. Genelde bizde mehirler mehir-i müeccel olarak konuşuluyor, son adamlarla.
Ama mesela işte düğünde takılan takıl miktarı ne kadarsa ama bunun da miktarı belli bir. Yine olmadı. İşte sana takacağımız beş bilezik bir köstek, küpe altın bunları mehir olarak kabul ettin mi? Ettin tamam mehri o olmuş oldu. Ama öbür türlü beş kilo altın mehri müeccel ne zaman adamın eline geçerse o zaman ödeyecek. Kadın eğer helallaşmazsa ödeyecek. Kaç kiloydu? Böyle öyle bir elin kalktı ki dinin tutuluyor. Beş kilo diyemedi, işaret veremedi ancak. Yani beşlik bir tek sen değilsin. Nerede öbür beşlik? He? Senin de sesin çıkmıyor. Hele seninki artık hiç belli değil.
Benim her an arttırma ve eksiltme hakkım var. Dininizde kadın bebeğini emzirmek zorunda mıdır? Nikah kıyılcağız hemen. Bunlar özel şartlara girdi. Bir kadın nikah kıyılmaktan önce şartlarını belirledi. Ben emzirmem, ben altına bakmam, ben üstüne bakmam, ben çocuk bakmam dediği adam da bunu kabul ettiyse evet emzirmeyecek kadın.
Öyle bir kadının evlenebileceğini düşünüyor musunuz bu toplumda? Yani evlenmezden önce evlilik görüşmesi yapıyorsunuz. Kadın diyor ki ben yemek yapmasını bilmem ama. Öğrenirsin diyor ben sabırlı insanımdır. Öyle demiyor mu erkekler? Evlilik görüşmesinde hanım dedim ben çok iyi yemek yapmasını bilmem deyip de kabul eden erkekler elini kaldırsın.
Ben cesaret verdim o yüzden kaldırdım ben. Biz de ne dedik? Önemli değil zamanla öğrenirsin dedim. Değil mi? Evet. Bilmiyorum dedi ben öğretirim dedim. Bilmiyorsan kal yerimde demedim. Hepimiz aynıyız üç aşağı beş yukarı. O dese ki ben ütü yapmasını bilmiyorum zamanla öğrenirsin. E ben ev işlerini çok iyi bilmiyorum zamanla öğrenirsin. Tamam ben hiç ev işi yaptırmayacağım deyip de evlenen var mı? Yok. Sen mi dedin Arda? Ben onun için evlenmiyordum. Ama yaparsan yaparsın. Ben yapmazsan deyip seninle bu yüzüne evlenmiyorum. Ev işi alayım da evde oturukayım da ev işi yaptım diye bir iş istemiyorum.
Maşallah sana Allah. Ne cesaretliymişsin sen ya. Valla dergaha olmasa alkışlatacağım seni seni. Ben hiçbir şey demiyorum. Kendimi bütün evi işini, yüzünü, her şeyini ilanmaya veriyorum. Valla geçtin hepimiz Arda ya. Estağfurullah. Ben hiç böyle demediydim desem yalan oldu. Benim yolumdur çünkü ben hiç kimseye hiçbir şeyi zorunlu kılmam.
Hayatım boyunca etrafımdaki hiç kimseye hiçbir şeyi zorunlu kılmamışımdır. Benim hayat felsefemiz. Ama bir kimse ben bunu yapacağım dediyse onun da yapmasını isterim. Yapacağım demeyecektim. Hiç. Hala da aynı felsefenin peşindeyim. Hiç kimseye hiçbir şey zorunlu değil. Bu muhteşem bir özgürlük. Bir insan bu sefer ummuyor hiçbir şey. E biraz böyle sıkıl yani insana ağır gelen yerler olabilir ama ve lakin güzel bir özgürlük. Aile ve akraba ortamında dini standartları oturtturma noktasında erkeğin duruşu nasıl olmalı?
Zaten ailede standartı oturtacak olan birinci derecede erkek. Erkek sorunlu çünkü. Erkek bu noktada bu standartı ne kadar erken oturtturursa bu kadar iyi. Aynen selamet için. Örneğin el sıkışma konusunda erkek eşini korumada nasıl bir yol izlemeli? Erkek eşine nasıl yardımcı olmalı? Bu noktada kadınlar böyle ellerini geride tutarlar. Böyle işte ellerini sarkıtırlarsa, ellerini kimseye uzatmazlarsa ilk birkaç kişiye bunu yaptıklarında sülale hemen duyulur zaten. Yani duyulmaz diye korkmayın merak etme sizi böyle ilan ve reklam bürosuna verilmiş gibi duyulur. İlk bayrama giderken ben ilk böyle bizim kuyucunun ablası var, Zehra abla bizden büyük koşuyor Mustafa hoş geldin diye abla gelme haram dedim ben zam kadar kaldım.
Duyduklarım doğru mu dedi? Doğru abla ne duydun sen dedim. Biz şimdi bundan sonra sarmaşamayalım dedi. Hayır abla haram dedim. Tez duyuldu. Onun sonu kimse öyle bir şey yapmadı bana. Bu hemen duyuluyor. Ama zaten birisine el uzattın mı arkası gidiyor zaten. Bir topluma ilk girdiğiniz andaki profiliniz neyse o öyle devam eder.
O yüzden erkek bu noktada daha hanımına yardımcı olup onu bu noktada destek olacak. Hele yeni evlendiğinde erkek bu konuda daha dikkatli olacak. O zaman o ölçü gider. Haklarınızı helal edin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.