Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Kasım 2015 · 48:28
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Umduklarınıza nail eylesin. Korktuklarınızdan hıms-ı muhafaza eylesin inşallah. Zekat tekge, medrese, ana para kasasına katılabilir mi? Zekat alan kişi veya hoca zekatın medreseye kullanmak için hoca zekatı öğrencisine veriyor. Öğrencisine zekat almak düşüyor. Maddi durumu gereğince öğrencisi de zekat parasını hocasına veriyor. Böylelikle zekat parasını medresenin ana kasasına geçiriyorlar. Kullanıyorlar yetimin, yoksulun, ihtiyaç sahibinin hakkını. İslam'da böyle bir şey var mı? Peygamber Efendimiz böyle bir şey yapmış mı? Zekat ayeti kerime mucibince birinci derecede fakirlere, ondan sonra miskinlere.
Ondan sonra borçlulara, Allah yolunda cihad eden fukaralara, ondan sonra yolda kalmışlara diye sıralanır. Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu sıralamaya karışmadan birinci derecede akrabalarına, insanların kendi mahallesinde, kendi etrafındaki arkadaşlarına, ondan sonra o şehirdeki kimselere diye bunun nasıl tecelli etmesi gerektiğini öğretir. O yüzden bu yapılan şey Kur'an ve sünnette yok. Zekat almaya muhtedir olan kimse. Bu ne demektir? Nisap miktarı kadar elinde para yok. Bu fakirdir. Çalışıyor, çabalıyor, koşturuyor, kendince bir şey yapıyor. Ama nisap miktarı kadar para onda bir yıl boyunca durmuyor. O kimse fakir hükmündedir. O zekat alabilir.
Okuyan talebeler bu noktada evet. Çünkü okuyan bir kimsenin annesinin parasının, babasının zengin olması bir şey değiştirmez. Okuyan kimsenin o bir parası, malı mülkü var mı? Yok. O kimseye zekat geçer mi? Evet. Ama o kimseye aittir. Onu böyle hulle yapıp, sen bu parayı senin adına aldın mı, sen tekrar bana ver, bu uygun değil. Sufiler böyle şeylere girmezler. Allah muhafaza eylesin. Bu çok böyle iç açıcı bir şey değil. Bunu yapanlar var mı? Evet. Bu tehlikeli bir şeydir. Zekat parası tehlikeli bir şeydir. Bunu böyle yerli yerine bulmazsa bu, bunu yerli yerine vermeyen de sorumludur. Bunu böyle bir kimse de ütmeye kalkarsa ortalığı, bu da çok sorumludur.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunu münasip kime uygunsa, hesap miktarı kadar parası olmayan ve hatta borçlu, biliyor o kimse borçlu olduğu kimseyi, borçlu olan. Ona usulüne uygun bir şekilde ona verilir. Uygun olanı bu. Cenab-ı Allah biz Müslümanlardan razı olsun, benim eşimle sorunum var. Eşim İslam'a uygun giyinmiyor, namaz kılmıyor, defalarca anlattım. Bu konuda beni dinlemiyor. Bu durum beni üzüyor. Sizce ne yapmam lazım? Bu konuda yavaş yavaş, anlata anlata, sevdire sevdire, yumuşak yumuşak anlatacaksınız. Biz tam anlamıyla İslam'ı yaşayan bir ülkede yaşamıyoruz. O yüzden hepimizin, hepimizde, bizde de tam Kur'an ve sünnete uygun olmayan hal ve davranışta hepimizde de vardır.
O yüzden birbirlerimize nasihat edeceğiz. Kırmadan, dökmeden, üzmeden, incitmeden, itmeden nasihat edeceğiz. Yani, bu bir tek böyle işte, ya işte beni dinlemiyor da, pantolon giyiyor da, beni dinlemiyor da, daracık bir şeyler giyiyor da, kendi kendimize diyeceğiz ki, ya biz onunla evlenirken, çarşaflı mı aldık biz bunu?
Biz evlenirken, çok mu İslami kaideleri biliyorduk da evlendik? E ne olacak şimdi? Ona da İslam'ı tebliğ edeceğiz, anlatacağız, öğreteceğiz. Öğreteceğiz, yaşaması için mücadele edeceğiz, gayret edeceğiz, sevdireceğiz. Ama bunun için önce biz kendi nefsimizle mücadele edip, kendi kendimize bunu yeneceğiz. İnşallah. Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar daracık elbise giyecek, vücut hatları belli olacak.
Elbiseyi giydiği zaman put gibi vücut hatlarına yapışmış. Bunlar cennetin kokusunu dahi alamayacak. Bir takım kadınlar veya erkekler, siz ne dersiniz hocam? Vallahi bunu nereden buldunuz, çıkardınız, yazdınız. Bunun hakkında altına bir not da düşürmemiş. Esettürle alakalı, kıyafetlerle alakalı okuduğum hadislerde böyle bir hadis okumadım. Biliyorsunuz ben yok deyip atamıyorum kenara. O yüzden Allah bizi affetsin. Kaderle alakalı bir uzun bir hadis-i şerif var. Hani en sonunda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti diyor ya, cennetlik olanlar, cennetlik amel işlerler, cehennemlik olanlar da cehennemlik amel işlerler.
Bu hadisten anlayacağımız kader algısı ne demiş? Arkadaşlar, kaderle alakalı çok hadisler var. İmamlar bunları tasdif etmişler. Bu hadis-i şeriflerin içerisinde İmam Maturidi, İmam Maturidi'den önce İmam-ı Azam, İmam Maturidi, İmam-ı Nesefi, Hanefi ve Maturidi ekolinin kaderle alakalı hadislerini tasdif etmişler. O yüzden bizim için kader iman etmemiz gereken bir olgu.
Biz kaderin varlığına iman ediyoruz. İmam-ı Azam Hazreti'nin dediği gibi bir karanlık bir oda burası. Bu karanlık odada kim yol bulmaya çalışırsa yolunu şaşırır. Bunun üzerine çok düşünmeye, çok konuşmaya, bunun üzerinde çok böyle fikir yürütmek bizim işimiz değil. Biz kader var mı, var mı? Nedir kader? Benim yaratılmamdır. Benim doğumumdur. Benim ölümümdür. Bu dünyayla alakalı. Ya işte cennete gidecek olanlar cennetlik amel işecekler. Bundan da gayet daha doğal bir şey yok mu? Cehennemlik amelle cennete girilir mi? Yok.
Cennetlik olanlar cennetlik amel işleyecekler. Oturun cennetlik amel işleyin, cennetlik olun. Cehennemlik amel işleyenler de cehenneme gidecekler. Kim cehennemlik amel işliyorsa cehenneme gidecek. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle delirtilirsiniz. Cennetlik amel işleyen bir kimse cehenneme gider mi?
Var ya işte cennetlik amel işledi son nefesinde cehenneme gitti. Öyle bir şey yaptı ki cehenneme gitti. Öyle bir şey yaptı ama. Ne yaptı? İnkar etti. Etme sen. Sen etme. Sen kendini hep disipline et. Hep Allah'ı zikret. Kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder. Sen dosdoğru yaşa. Buradan makinelaşmayı çıkarmayın. Cennetlik isek biz cennetlik amel işleyeceğiz. E otur bakalım işleniyor mu? E biz cehennemliksek cehennemlik amel işleyeceğiziz. İyi otur bakalım cehennemlik amel işleniyor mu oturduğun yerde. Kader algısının üzerinde çok böyle fikir üretmeye, fikir yürütmeye, kendi kendimize böyle miydi öyle miydi demeye gerek yok.
Biz üzerimize düşen vazifeleri yerine getirelim. Farzları eda etmek. Farzların önünde sonunda farz ibadetlerin sünnetlerini yerine getirmek. Nafilelerle ona yaklaşmak, Allah'a yaklaşmak ve Allah'ı sevmek. Müslümanın işi bu. Müslümanın işi bu. Deseler ki yarın son nefesinizi vereceksiniz ne yapacaksınız? O zaman yarın son nefesinizi verecekmişiz gibi iyi ameller işleyin. Sabaha çıkmayacakmışsınız gibi yaşayın. Her gün aklınıza gelse sabaha çıkmayabilirim deseniz. İçki içmeye devam edebilir misiniz?
Kumar oynamaya devam edebilir misiniz? Haram işlemeye devam edebilir misiniz? Günah kebalilerin içerisinde yaşayabilir misiniz? O zaman her gün sabaha çıkmayabilirim diye düşünün, tefekkür edin. Gününüzü öyle yaşayın. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Seçim sonuçlarının tahmininizin tuttuğuna inanıyorum. Seçim sonuçlarından memnun musunuz? Türkiye'de ve İslam dünyasında milli iradenin coşkusu ve bayram havası yaşanıyor. Bu enerji ve coşkusu Türkiye'yi ileri ufuklara nasıl taşır? Bilgi ve görüşlerinizi lütfeder misiniz? Yani seçim sonuçları üç aşağı beş yukarı tahmin ettiğim gibi oldu. Ama bu böyle şımarıklığa, AK Parti için söylüyorum, gevşekliğe, aymazlığa, bazı şeyleri görmemezlikten gelmeye sebep olursa, Allah muhafaza eylesin, bu büyük bir sıkıntı olur.
Bununla alakalı daha geniş bir zamanda, daha geniş bir şekilde konuşmak isterim. Biz sufiler kendimizce, bizim için birinci ehemmiyet Kur'an, sünnet, vatan millettir. Biz bu manada Kur'an ve sünnetin ne kadar yaşanıp yaşanmadığına, ne kadar yaşanabilir olduğuna, vatan millet noktasında yaşadığımız topraklarda nasıl olması gerektiğini ve ne olduğuna bakarız.
Ben böyle çok hizipçiliğe uygun bir kimse değilim. İnsanlar çok tarafgirlik noktasındalar. Bu tarafgirlikten herkes nemalanıyor tabii. İşin bir de bu tarafı var. Böyle fazla tarafgirlik hoş değil. Ama gerçekten Türkiye'nin, gerçekten Türkiye'nin reformlara ihtiyacı var. Bugün eğitim bakmış durumda. Bunları görmemezlikten gelmek mümkün değil. Türkiye henüz daha eğitimini halledebilmiş değil. Bununla alakalı çok büyük çalışma ve yatırma ihtiyaç var. Türkiye'nin bu noktada kendi iş dinamikleri olarak Kur'an ve sünnet dairesinde din özgürlüğü, akıl özgürlüğü oturtulabilmiş, yerleştirilebilmiş değil. Namus emniyeti alınabilmiş değil.
Can emniyeti alınabilmiş değil. Terörle alakalı problem var. Terör hallolmuş değil. Ekonomi olur. Onda bir sıkıntı yok. Herkes ekonomiyi çok önemsiyor. Ben çok, ekonomi muhakkak önemli. Ama daha önemli şeyler var. Devletin İslam'la barışması.
Devletin dindarlarla barışması. Bu anayasal ve hukuk düzleminde barışması. Devlet henüz daha İslam'la anayasal ve hukuk düzleminde barışmış değil. Siz Kur'an'ın hükümlerini apaçık konuşamıyorsunuz. Konuşursanız, devletin düzenini teakritik düzene çevirmekten paldır küldür gidiyorsunuz. Bunlar şu anda hükümetin isniyatifinde.
Böyle hukuki, kanuni noktada değil. O yüzden mevcut anayasayla bunların hallolması mümkün değil. Öyle pembe görmüyorum her şeyi. Hiç pembe görmüyorum ben. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu mesele böyle işte 49 nokta bilmem kaç aldı. Mesele bitti gözüyle bakarlarsa ki herkes bu gevşeklikte görüyorum. Bu Türkiye için hayırlı bir sonuç olmaz. O milletvekilliğini alan partinin üzerine daha fazla yükümlülük düşüyor. Daha önce bundan daha fazla milletvekili seçildi. O zaman için. Yapılması gerekenler yapılmadı.
Bunu görmediğimi düşünmeyin. Hızla, hızla hem yapılması gereken o kadar çok şey var ki. Bunların yapılması lazım. Hızla düzeltilmesi gereken o kadar çok şey var ki. Düzeltilmesi gereken belediyelerde, kamuda, valiliklerde, bakanlıklarda düzeltilmesi gereken, düzenlenmesi gereken o kadar çok şey var ki.
Şurada bir zekat sorusu vardı. Öyle değil mi? Bakın bu kokuşmuşluğu gösteriyor. Burada medrese deniliyorsa medrese yazıyor bak burada. Tekke ve medrese yazıyor. Biz tekke olarak zekat toplamıyoruz. Veriliyorsa da anında dağıtılıyor.
Doğru mu atlamıyor? Evet. Burada dağıtan. Ama bu bir kokuşmuşluk emaresi. Demek ki bir kısım tekkeler ve medreseler var. Zekat topluyorlar. Ve bu zekatı kendilerine devşiriyorlar. Nasıl böyle kokuşmuşluk var ise, bazı yerlerde de kokuşmuşluk var. Şimdi arkasından Fethullah Gülen'le alakalı bir, okumadım daha geri kalanını, kim nasıl zekatla alakalı bir şeyde, göz göre göre, fakir fukaranın hakkına, hukukuna giriyorsa, Cenab-ı Hak onu silkeliyor. Bu tekke medrese imiş, şeyh imiş, derviş imiş, zakir imiş, silkeleniyor. Onu kendi nefsine devşirdi mi, o silkeleniyor.
Neden? Cenab-ı Hak diyor ki, Bu, benim tayin ettim hukuk. Sen bu hukuku, fukaranın hukukunu, sen devşiremezsin bir yere diyor. Kamuya hizmet veren, belediyelerden hizmet alan, hizmet veren, devletle iş yapan, silkelenir, bunlara göz yuman siyasiler, bunları göz yuman belediye başkanları, şube müdürleri, bunları göz yuman bürokratlar, silkelenir.
Bunlara göz yuman partiler, silkelenir. Silkelenir. Allah'tan dua ediyor mu, silkelensinler. Yani, her yerde bu kokuşmuşluk var. Bu kokuşmuşluğu, bu ayrımcılığı, bu düzensizlikleri düzeltmez derse eğer, acı sonu onları da bulur. Ben bunu şöyle görüyorum. Cenab-ı Hak bu Ümmet-i Muhammed'in, bu memleketteki insanların yüzü suyu hürmetine, duası hürmetine, bunlara kredi açtı. Evet. Kendinize gelin. Kendinizi toparlayın, dizayn edin, düzeltin.
Bu insanlar, iki yüz yıldan beri perişanlar. İki yüz yıldan beri, Müslüman dünyası perişan. iki yüz yıldan beri aldatılıyorlar, kandırılıyorlar. İki yüz yıldan beri istismara uğruyorlar. Bunu tarikatlar, medreseler, siyasi oluşumlar, cemaatler, değişik devletler, değişik kurum ve kuruluşlar, bunun içerisinde hepsi de var, hepimizde varız.
Ama aldatıyoruz, ama aldanıyoruz, ama kandırıyoruz, ama kandırılıyoruz. Hepimiz bunun içindeyiz. Hepimiz de bunun içindeyiz. Bu, çok önemli bir nokta. Eğer Türkiye'deki, İslami gelişme, İslami faaliyet, İslami diriliş, İslami uyanış, herhangi bir takım cemaat, tarikat, siyasetçiler tarafından, inkıtaya uğratılırsa, bu inkıtaya uğratmaya bile bile, bile bile sebep olanlar, mahşerde hesabını veremezler.
Veremezler. Çünkü bu insanlar, 150-200 yıldan beri çile çekiyor, horlanıyor. Üniversite kapılarında horlanan biziz, devlet dairelerinde horlanan biziz, toplumda horlanan, aşağılanan biziz, orada burada Kur'an-ı Kerim'i okuyacağız, okutacağız, İslami mücadele edeceğiz diye, kaçak kucak işler yapan biziz, devletle mücadele eden, savaşan biziz, tuttuğu yerde öpülen biziz, bizim üzerimizden, eğer bir takım şeyhler, dervişler, hocalar, medreseler, tekkeler, siyasiler, kendilerine, herhangi bir şey sağlıyorlarsa, ki sağlayanlar var,
Allah'ın hesabı çok müthiştir. Bu hesabın altından kalkamaz kimse. Hani ben bazen, yönetimde bulunan kardeşlere, bazen Allah affetsin beni de, ben böyle sert davranırım biraz. Onu normalde diğer derviş kardeşler, buna bakarak da kendilerini ölçe alsınlar. Onlara sert davranmanın sebebi şudur, sizin yüzünüzden bir kişinin burnu kanamasın. sizin yüzünüzden bir kişi dergaha bırakıp gitmesin. Sizin yüzünüzden bir sıkıntı çekilmesin. Millet nefsini on sefer hesaba çekiyorsa, sen yüz sefer hesaba çekeceksin. Senin arkanda çünkü arkadaşlar var, kardeşler var. Sen onları göz göre göre, göz göre göre, bile bile yanlışlığa götürmeye hakkın yok.
Senin gevşek davranmaya hakkın yok. Senin eksik davranmaya hakkın yok. Elbiseyi çıkaracaksın, ne halt işleyeceksen işleyeceksin. O elbiseyle onu yapmayacaksın. Bunun gibi. Neden? O çünkü bir misyonu temsil ediyor. Misyon temsil ediyor. Haydari'yi sırtına giydin mi, bir misyon temsil ediyorsun. Kafana sarığı bağladın mı, misyon temsil ediyorsun. Sırtına semazen elbisesini giydin mi, bir misyon temsil ediyorsun. Sırtına cübbeyi giyip de orada bendir vuruyorsan, ilahi söylüyorsan, bir şey yapıyorsan, bir misyon temsil ediyorsun. Senin gevşek davranmaya hakkın yok. Senin yanlış davranmaya hakkın yok. Senin kargacık burgacık davranmaya hakkın yok. Senin dilinin çatallaşmaya hakkı yok.
Dilinin kötüleşmeye hakkı yok. Yanlış konuşmaya hakkın yok. Mahalle kabadayısı gibi davranmaya hakkın yok. Mahalle ağzıyla konuşmaya hakkın yok. Ben böyleyim demeye hakkın yok. Bunlara hakkın yok. Sen öylesen senin dilinden asarlar. Öyle bir şey yok. Herkes kendince intizamını, kendince düzenini, kendince disiplinini ele alacak.
Aynı şey bütün tekkeler için geçerli. Aynı şey bütün medreseler için geçerli. Aynı şey bütün cemaatler için geçerli. Sen kendi cemaatinin selametini düşünme. Sen sadece kendi tekkenin selametini düşünme. Sen sadece kendini düşünme. Bil ki senin yaptığın yanlışlık, Ümmet-i Muhammed'e mal olacak. Bil ki senin yaptığın yanlışlık, bütün o ülkedeki İslami mücadelenin içerisinde bulunanlara sebep olacak.
Bir kalkancının görüntüleri, bir o neydi o şeyin adamın, Müslüm'ün görüntüleri, bütün Türkiye'deki ehli tasavvufun, ehli tasavvufun belini kırdı. Demek ki bir kimse sadece kendinden sorumlu değil. Değil. Değil. Yaşayamazsın öyle. Yapamazsın. Şimdi çıkıyor şimdi teker teker. Siz zannetmeyin bizim içimizde sormuyorlar, bakmıyorlar. Para topluyorsunuz mu, para toplamıyorsunuz mu, kimler para topluyor diye. 28 Şubat'ta sorgudan itiraf ettiler. Dediler ki her yerde para var, her yerde pul var.
Dediler ki sizde para yok. Bana dediler ki ya sen ne safmışsın ya dediler ne olur dedim ben. Herkes senin borçlarını konuşuyor dedi. Bu kadar borcun var senin. Ellerinde senet verdiğim kimselerin fotokopilerini almışlar. Kime senet verdiyse onların fotokopilerini almışlar. Fotokopilerini gösterdiler bana. Elhamdülillah dedim. Böyle baktılar. Kimsenin parasını yemedim, senedini verdim, ödeyeceğim o senetleri de dedim. Bana şunu diyemiyorsunuz dedim. Filancanın parasını yemişsin. Filancanın altını yemişsin. Filancanın dolarını yemişsin. Filancanın parasını yemişsin. O arkadaşlar da arkadaşlar diyorum ha. O senetlerin fotokopilerini vermişler onlara.
Hiç ama hiç üzülmedim. Hiç üzülmedim. Borçlu olmak kayıp değil dedim. Bak şimdi çıkarırlar. Devlet yavaş hareket eder. Ama çıkarır. Hesabını sorar senden. Sen zannedersin ki aa bir şey olmaz. Olur. Toplar onu yavaş yavaş. Birisi gelir bir sümen altı yapar onu. Öbürki gelir çıkarır onu oradan. Ben bazen diyorum ya biz 28 Şubat'ı gördük. Tamam bitti bizim işimiz. Görmeyenlerin işi var. Görmeyenlerin işi var.
Baş köşeye oturacaksın. Benden 150 milyar. Oh baş köşeye oturdu adam. 150 milyar verdi. Etrafa böyle baktı. Benden 200 milyar. oy böyle bakıyor. 200 milyar verdi ya. O büyük abi. Hey yavrum gel diyecek. Gel bakayım. Sen orada hava atarsın 200 milyar ha. Hava atarsın 300 milyar diye ha. Gel bakalım. Nereden buldun bu parayı? Ya ben verdim. İyi. Gösterdin mi? Senin şirketin cirosu 3 milyar lira. Sen 150 milyar lira bağış yapmışsın. Nereye yaparsan yap önemli değil. Şirketin 3 milyarlık. Şirket 150 milyar bağış yapmış. Hoş geldin 23 Tisan. Sen 150 milyar bağış yaptıysan demek ki sen 1 trilyon para kazandın. 1 trilyon kazandıysan bir hesaplayacak.
Şu kadar vergi kaçırdın. Çatırdatacak sana. Evet. Evet evet. Gecikmesi, KDV'si, vergisi bir şey yapacak. 150 milyar sene 1 trilyon ceza kesecek sana. Evet. Bunun bir başkası sümme altını yapar. Onu sen müdür etmemişsindir. Kendi cemaatinden birisini müdür etmişsindir. O orada şef yardımcısı olarak kalmıştır. Sen onu şef etmemişsindir. Cemaatten değil diye. Orada o düz polis olarak kalmıştır. Cemaatten değil diyor. Sen onu komiser yardımcısı yapmamışsındır. O orada kalmıştır. O böyle genel müdür yardımcısı olacaktır.
Sen onu bölge müdürü olarak cemaatten değil diye tutmuşsundur. O hepsini not eder. O hepsini de not eder. Hepsinde sümen altı olanları ne yapar? Dikkat eder. Sonra bir gün eline fırsat geçti mi sümenin altından çıkarır onları. Ben orman işletmesindeyim. Tabuk Ados'a da çalışıyorum. Geçici işçi olarak katiplik yapıyorum. Biz yazıyoruz. Beyanname yazıyoruz içeride. Benim de bir tane şef var. Mehmet Bey diye. Yaşlı kendisi. Ondan sonra o yaşlı kafası çok basmıyor. O haliyle rüşvet yiyeceğim diye uğraşıyor. Bakıyor şimdi. İşte aslında beyannameye göre onu yazabilir mi? O kimsenin üzerine yazıyor.
Dedesinin dedesinden kalmış. Ev. Tapu yok. Bir şey yok. Bir senet var ellerinde. Aslında bilir kişiler de diyor ki bu ev bu adama aittir. Ama o yiyecek ya. Geliyor bakıyor konuşuyor. Bu olmaz diyor. Maliye hazinesine senin yerin diyor. Adam da bir telaş. O zaman o Hacı Beşir Mahallesi'ne bakıyor. Bayındır'da. Ben şimdi bakıyorum. Tanıdıklarım var. Fukaralar var. Onun dosyasını koyuyor o şeye. Onun çekmecesi var. Çekmeceye koyuyor. Öğrendim. Çözdüm ben. Para yenilecek olan dosyaları ayrı çekmeceye koyuyor. Para yenmeyecek olan yemesi mümkün olmayan şeyleri koyuyor benim önüme. Yaz bunların beyannamelerini diyor. Onların beyannameleri çünkü tapuları var.
Para yemek mümkün değil. Onların tapuları var. Geldisi gittisi belli. İşte şu tapu, şu kayıt, şu yemiyor, şu nodan. Dolayı bundan buna geçtiğinden bunun adına kaydının teslimine diyor. Ben yazıyorum beyannameleri. Ben çözdüm ya. Oradan ben tırtıklıyorum dosyaları. Uyanmadan. Şimdi alıyorum ben onun beyannamesini yazıyorum. Öbür beyannamelerin içine koyuyorum ben şimdi. Kaç tane beyanname yazdım bugün diyor. 20 tane yazdım diyor ben. Getir diyor şimdi o. İlk 4-5 tanesini okuyor. Hepsini çözdüm bunların ben. 4-5 tanesini okumuyor. Bakıyor 4-5-6 tane bir hata yok. Başlıyor sonra imzalamaya. Ben zaten o beyannamelerini alıp da hani hazineye yazacağım dediği fukara insanların her 20 beyanname günlük 15 tane, 20 tane filan yazılıyor.
3-4 tane onlardan koyuyorum ben. Ama o hep incelediklerin içinden oradaki dosya kendince onun eksilmiyor ya. Bakıyor, bakıyor, bakıyor. Şimdi o bana buradan bir şey aldın mı sen diyor. Hayır diyorum ben. Bakıyor bana. Ben çok samimiyim. Hiçbir şey yok. Tamam mı? Gidiyor unutuyor zaten onu. Rüşvet yiyecek ya. Ne yapıyor? Yiyecek olduklarını bir dosyaya, bir sümene saklıyor. Ben de oradan çıkarıp yazıyorum onları. Yazabildiğim kadar. Kurtarabildiğim kadar. Ne kurtardım? Kar. Ben rüşvet vermedim diye bizim evimizi bile hazineye yazdım. Ben orada çalışıyorum ha. Yan odada. O da Salim Bey vardı.
O bakıyordu. bizim mahalleye. Bana dedi ki bir kuzu yedireceksin bana dedi. Öyle dediği için ben yedirmem sana kuzu dedi. Ben şaka yapıyor zannediyorum ama yedirmeyeceğim gene de ben. Benim yerimi hazineye yazdı. Benim evim. Evet evet. Oradayız biz. Orada çalışıyoruz. Mesayet arkadaşıyız. Hiç affı yok adamlar. Bir başkası gelir o dosyayı çıkarır. Onun hesabı sorulur. Bunlar. Devlet çünkü. Kendince bunun hesabını yapar. Allah muhafaza eylesin. Önemli olan kokuşmamak. Kokuşmamak. Kokuşmamak ne demek? O zaman biz Kur'an ve sünnete iman ettik.
Yaşamaya çalışıyoruz. Bir şeyler de yapmaya çalışıyoruz. Derken kendi nefsimize paye çıkarmamak. Bir şeyler devşirmemek. Önemli olan bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden siyasetçiler bu konuda dikkat edecekler. Ama biz de dikkat edeceğiz. Cemaatler, tarikatlar, medreseler herkes dikkat edecek. Herkes. Herkes dikkatli davranmak zorunda. Fethullah Gülen milli iradenin zaferiyle, sonuçlanmasıyla alakalı açıklamasında milli iradenin liderlerine sünnetsizler, sünnetsizler, kitapsızlar, Kur'an bilmezler, imansızlar diye hakaretlerde bulundu. Bu şahıs gerçekten görmemekte. Niye ısrar ediyor?
Peşinden giden cemaat mensupları niye gerçekleri görüp bu şahsın peşini bırakıp milli iradenin safında yer almazlar? Bu tür cemaatlerin gerçekleri görmesi için görüşlerinizi lütfedermişsiniz. Ben o böyle milli iradenin liderlerine sünnetsizler, kitapsızlar dediğini bilmiyorum. Öyle de okumadım ben. Siz bunu nereden okuduysanız bu yayınlananın bütün yazının bütününü yazdım, okudum. Diyor ki kim bizim partiye oy vermezse kafirlerden olur diyenlere bu lafları söylemiş. birisi der ki derse ki bizim partiye oy vermeyenler kafir oldu onlara söylemiş bu sözü. Fethullah Gülen'i savunup savunmamak değil derdim.
Ama bir şeyi yarım yamalak okumaz su. İyice bütününü okur bütününü okuduktan sonra hükmeder. Aynı şeyi ben de okudum. Bazı böyle internetteki haber kanalları sadece o kısmı alıp yayınlamışlar. Onun geldiğisine bakmazsa bir kimse hataya düşer. Sohbetin bütününe bakacaksın. Yazının bütününü okuyacaksın. Bütününde ne diyor daha öncesinde? Bir önceki paragrafta diyor ki bir takım insanlar çıktılar işte şu hizve oyunu vermeyenler kafirdir dediler diyor. Bunları duydum diyor. Buna bu minvalde. Bunun üzerine diyor ki Kur'an bilmezler, sünnet bilmezler, hadis bilmezler diyor. bizim dinimizde diyor bir kimseye tekfir etmek yoktur diye devam ediyor.
Evet. Biz de la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseyi tekfir edemeyiz. X partiye oy vermedi, X partiye oy vermeyenler kafirdir diyemeyiz. Bunu söylemek yanlış. Kim söylerse söylesin. Bir kimsenin tehdit ehli bir kimseye küfür isnat etmek o kimsenin küfrüne sebep olur. Allah muhafaza eylesin. Ben Şafii mezhebinden Hanefi mezhebine niyet ederekten geçtim ama hala Şafii mezhebine göre davranıyorum. Bir sakıncası var mıdır? İnşallah Hanefi mezhebinin iştahatlarını hızla okuyup amel etmek nasip olur. Karşıma çıkan bir kısmeti değerlendirmezsem okulumu işimi bahane ederek evlenmeyi ertelersem kısmetim kapanır mı?
Kısmet bağlaması diye bir şey var mı? Ya da kaderde ne varsa o mu olur? Bu noktada bir kimse kendince hayatını dizayn edebilir. Benim okulum var ben önce okulu bitireceğim sonra evlenmeyi düşünüyorum deme hakkına sahip veya ben önce evleneyim diyebilir. Bu o kimsenin kısmet kapanıp kapanmaması ile alakalı bir şey değil. Allah'a kulluk etmek için yaratıldık. Bir sınavdan geçiyoruz. Bu sınavın amacı ne? Allah'ın bu kulluğu ve ihtiyacın var. Yani bu sınav olmasa insan yaratılmasa yaratıcı ne kaybederdi? Özlem Doğanay'ın bir tanıdığı öğrencinin sorusu. Ben böyle bir sınavda olduğumuza inanmıyorum. biz bu noktada bir sınav için gönderilmedik.
Cenab-ı Hak bilinmekliği istedi. Bilinmekliği istediği için bilinmekliğe en uygun bilmeye en uygun insanı yarattı. Ve insan da Cenab-ı Hak'ı bilmekle mükelle. Eşler arasında biri eğer ben bu işi yaparsam Allah'ın laneti üzerime olsun derse ya da karşı taraf sen bu işi yaptıysan Allah'ın laneti üzerine olsun mu diye sorarsa bunun hükmü nedir bu lanetleşme olur mu bu konuşmalar karşılıklı güven tahsis etmek amacıyla yapılmıştır.
Normalde lanetleşme noktasına gitmeyin hiç. Eğer lanetleşme noktasına gidilirse oradan geri dönüşü yoktur. Lanetleşme de şudur. Ben bu kağıdı almadığıma lanetleşiyorum der. Öbürkü de aldığına lanetleşiyorum derse aldığına lanetleşiyorum derse bu kimse almadıysa aldığına lanetleşen kimsenin üzerine gelir lanet. Bu lanetleşmede haksız olan tarafın hadis-i şeriflerle imanının kabul olunmayacağını ibadetlerinin kabul olunmayacağı beyan edilmiş. Bununla alakalı birkaç tane bende şey var böyle örnek var.
Adam eşinin işte kendince huş yaptığına inanıyor. Kadın yapmadım diyor. Adam yaptı diyor. Kadın yapmadım diyor. Adam yaptı diyor. Ben dedim ki adamın yaptığı dendiğine dair senin dört tane erkek şahit lazım. Var mı? Yok. Daha iddia ediyor. Kadın da ağlıyor. Yapmadım diyor. En sonunda kadın dedi lanetleşelim o zaman dedi. Adam da tamam dedi. lanetleştiler. Kadın yapmadığına dair lanetleşti. Adam da yaptığına dair lanetleşti. Ondan sonra boşandı kadın.
Sonradan adamın bu bütün tezleri çürüdü. Adam geldi benim yanıma. Dedi ki ben ne yapacağım? Yapacak hiçbir şeyin yok dedi. Çok tövbe et dedim. Sana dedim hadis-i şeriflere de söyledim. Bak hadis-i şerif var. Bu lanetleşme yoluna girer de eğer bu konuda haksız olursan imanının kabul olunmayacağını söyledim. Hadis de söyledim. Önemli değil dedim. Yani boşanırsın, boşanmazsın, bir daha evlenirsin, bir daha boşanırsın. Hayat bu. Ama şimdi dedim imanla baş başlasın.
Ben imansız mı kalacağım? Dedim ben sana hadis okudum. Ben hüküm vermiyorum. Beni ilgilendirin. o yüzden lanetleşmeyle alakalı iyi düşünün. Bir kadın hoşunuza gitmeyebilir. Ondan şüphelenebilirsiniz. Elinizde bir delil yok herhangi bir şey yok. Oturun usulünden deyin ki ben bu şüpheyle yaşamak istemiyorum. Ben senden boşanmak istiyorum. Ayrılmak istiyorum. Eyvallah. Veya kadın adamın üzerine böyle bir kendince komplolar kurmuş. Lanetleşmeye gitmeyin. Oturun anlaşın deyin ki bu komploların üzerinde ben böyle bir komplo kurmuş ya ben bu evliliği devam ettirmek istemiyorum.
Eyvallah. Oturun anlaşaraktan ayrılın. Ama iftira atmayın. İftira atmayın. Gözünüzle görmemişsiniz. Dört tane de şahit yok. Gözünle gördüysen senin kendine kendine bu değil. Gördüm kazamam kardeş. Sen gördüysen sana söyleyecek bir sözüm yok. Sana söyleyecek bir sözüm yok. Lanetleşme yoluna gitmeyin. Kadınlar da erkekler de o yola giriyorlarsa o zaman bu meselenin yani doğru olmadığına doğru olmadığını bildiği bir şeyde lanetleşme yolunu seçerse iman gider Allah muhafaza eylesin.
Aşıklık bir seçim midir? Evet. İnsan aşık olayım deyip de aşık olabilir mi? Evet. Aşıklık seçimdir. Bunu normalde aşıklar kendilerince seçim olmadığını düşünürler. Ama bir kimse yol belli kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevgili işi yapar. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Ve Allah'ı sever. Bakın adım adım. Ondan sonra da aşık olur. buradan rüya okumuyorum ama böyle bir şimdi buraya göndermişler hemen okuyayım geçeyim. Rüyamda Peygamber Efendimiz için geliyor dediler sadece.
Bir seferinde de sadece sesini duydum. Bir şey anlatacağınız zaman vücut dilini kullan dedi. Abdullah Hoca Efendi'yi de gördü. İkimiz etayyati de diz çöküşe oturuyorduk. Onun suratı bana dönüştü. İki eli ile suratıma yüzüme dokundu. Yavrum diyerekte sever cesine şefkatle. Allah'u muhareke eylesin inşallah. Fâlemennâhû Allah'u muhareke Allah'u muhareke
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.