Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 48:37
Dini nikâh'a inanmayanın dini nikâhı olur mu? Nikâh, âyet hep az, bir kimse nikâhla dini nikâhla inanmazsa, o kimsenin İslamlığı tartışılır, daha doğrusu İslam olmaz. O yüzden İslam olmadığı için o kadın da veya erkekse mümin bir kadını nikâhlayamaz.
eğer kadınsa mümin bir erkekle de nikâhlanamaz. Dini nikâh, âyetle, müddisle, imamların iştahatlarıyla sabitlenmiş harftır, ibadettir. Bu namaza inanmamak gibi bir şey. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Bir, insan haram moda kazandı, dünyalık serveti iman ettikten sonra o serveti kullanabilir mi? Yani haram kazanç, eğer ki tövbe edip, bundan sonra helal kazancı döndürücü olsaydı, herkes dünyalı bir müddet haram kazanç kazanır, ondan sonra tövbe ederek de o kazancı temizlemeye gayret ederdi ki, bu dinin özüne aykırı bir şey.
Bir kimse haram kazanırsa, bir kazanç kazandıysa, onu tasakkuk edecek, onu dağıtacak, bir de karşılığında sevap beklemeden, karşılığında bir hayır hasenet beklemeden. Haram kazanç, namadi bir kimsenin faiz kazandıysa, faizle, hacca gidip ondan sevap beklemesi gibi bir şey. Haramla, haramla bir kimse hayır hasenet kazanamaz. Haramla bir kimse bu noktada bir ibadet edemez. Haramla herhangi bir ameli etse, o amelden bir şey beklemez. Haramla bir şey bile almaz çünkü. Kazanç haram. Yani bir kimse kazanç haramsa komple, o kazancın ondan bir şey beklemesi mümkün değil. Allah muhafaza etmesin. Öyle mübarek zahatlar olmuşlar ki, seleften haram kazanç düşüncesiyle tasaduk etmişler.
Ne varsa. Hatta kendilerine miras gelen. Yani işte babaları, veyahut da işte annesi, veyahut da kendisine bir miras gelmiş. O mirasın şüpheli olduğuna, kahne olmuşlar. Şüpheli deyip ona dokunmamışlar bile. Komple bunları ne yapmışlar? Kalıtmışlar, masajını getmişler. Ellerini dahi sürmemişler. Allah muhafaza elbette. Hakika kurbanı vacip olan kurban görevi esnasında yerine getirilirse, yani yedi hisse içerisinde bir hisseyi yerine getirmem gereken hakika kurbanı niyetine girip kessem olur mu?
O da kurban ama olur mu Mehmet ne yapayım? Olur. Olurmuş. Ben hiç sürdüm görsün seni ya. He? Öyle mi? İyi. Elhamd şifa versin inşallah. Selamun aleyküm aleyküm selam. Mesela emarenin özelliklerinden olan kibir, gücü, gurur, haset, kim gibi çirkin halleri, aynı insan nasıl oluyor da ihlas alametleri üzerinde bulundurup ve yukarıdaki çirkin özelliklerden uzaklaşır.
Ya da bana mı öyle geliyor emareden diğerlerine git gel olabilir mi? Arkadaşlara selam. Aleyküm selam. Buna uzun bir mesele, ona tekrar gireyim. Biraz takvadan bahseder misiniz? Takva yolcusunun azı nelerde nelere dikkat etmesi lazımdır. Bu da uzun biraz olur. Efendimiz duyurdu ki ne silahiyet ne de uğursuzluk vardır. Benim ve hoşuma gider. Bunu şuraya anlayamadım. Evet uğursuzluk yoktur. Yani silahiyet kötülük bir yerden kötülüğe de silahiyet etmez doğru. Uğursuzluğuyla inanmak da doğru değil. Allah muhafaza eylesin. İşte kuşların uçmasınlar, ötmesinler, köpeklerin uyurmesinden filan siz onlardan bir şey yapmayın diye hazır şeyler de var.
O yüzden inanmayın böyle uğursuzluk şeylere. Allah muhafaza eylesin. Takva ile alakalı mesele, yani takva dediğinde işte insanın Allah'tan korkması, Allah'ı sevmesi ama bu zaten normal değil. Şunu özellikle söyleyeyim. Bizim ben genelde sohbetleri bazı hadisleri açıklarken veya bazı meseleleri açıklarken takva dairesinin içerisinde açıklamaya ve sohbet etmeye gayret ediyorum.
O yüzden takva bir reçeden, bir meseleden bakılacak bir şey değil. Geniş bir mesele, geniş bir daire ama ehli tasavvuf kendisini takvaya hedeflediğinden dolayı geneldeki sohbetlerimiz o takvanın üzerine. Anlayışımız da takvanın üzerine, düşüncemiz de takvanın üzerine olduğundan bizim meselelere bakışımız da takva üzerine. Yani takvayı bir derste anlatılacak bir şey değil. Yani bütün dini hayatımızı, dini yaşantı noktasında ve dini düşünce noktasında komple takvanın üzerine odaklanmaya çalışıyoruz. O bir sohbetlik bir mesele değil. Yani o geniş bir mesele, geniş bir alanda. Yani bir sohbete, bunun içerisine daldırmak, bir sohbete sığdırmak mümkün değil.
Nefsi emarelerin özelliklerinden olan kibir, ucu, gurur, haset, kin gibi çirkin halleri aynı insan nasıl oluyor da ihlas alametleri üzerine bulundurur ve yukarıdaki çirkin özelliklerden uzaklaşır? Ya da bana böyle geliyor, emarelerin diğerlerine git gel olabilir mi demiş. Şimdi, evet insanların kibirleri, vücudları, hasetleri, kinleri, nefsi emarenin hali. Ama kötü noktada kullanılırsa emarelerin hali. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetler bir hadis-i şerifte size kibirlenene, kibirdeniniz diyor. Bakın buradaki kibir zemedilen, yani kötülenen, aşağılanan kibir değil. O zaman insanda biz nefsimizde kibir var mı? Var. Biz bu kibri terbiye edeceğiz. Biz bu kibri Allah'a karşı kullanmayacağız.
Kibri mümin kardeşlerimize karşı kullanmayacağız. Aile evradadımıza karşı, çocuklarımıza karşı, eşlerimize karşı, sohbet ettiğimiz, muhabbet ettiğimiz, gönüldaş olduğumuz insanlara karşı kullanmayacağız. O zaman o kibrin kullanılacak bir yer var. Neresi? Allah düşmanlarına. Neresi? Allah bilmez, Resulullah bin tanımazlara karşı. Kime karşı? Sana kibirlenene karşı. Allah'a kibirlenene karşı, evet kibirleneceksiniz. Bakın biz bir tarafta ehli tasavvuf, kibri zemederken, kötülerken veyahut da din bir tarafta kibri kötülerken, öbür taraftan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bizlerin kime karşı kibirleneceğimizi öğretiyor. O ahlakın kimsali numunesi, o yeryüzündeki ahlakın, ahlakın en güzel şekli.
Hem anlatım olarak hem yaşantı olarak. O zaman biz kulağımızı, gönlümüzü, gözümüzü, kalbimizi ona yansıyacağız. Ha o zaman bazı tasavvuf ekolleri vardır ki, kibri tamamiyetle yok kabul ederler. Yani sıyırdık attık kibri derler. Hayır kibir insanın içinden sıyırıp batılmaz. Kibir nefiste terbiye edilmiş olur. Nasıl terbiye edilir? Kimlere karşı kibirlenip kibirlenmeyeceğini görür insan. Ve siz kibri sıfıra indiremezsiniz. Kibri derviş kardeşlerinize karşı sıfıra indireceksiniz. Etrafınızdaki insanlara karşı sıfıra indireceksiniz. Sıfıra indireceksiniz bakın eksiye değil. Eksiye indirirseniz bu sefer tersi olur. O da kibir olur. Sıfıra indireceksiniz.
Yani siz bir derviş kardeşinize karşı tepeden baktıysanız, birisine tepeden baktıysanız, onu bilmez, onu anlamaz, onu işte yapamaz, halledemez. Veya kendinizi ondan üstün gördüyseniz, kendinizi ondan faziletli, ondan kıymetli gördüyseniz, işte o zaman tibir hastalığında yakalandınız siz. Diyeceksiniz ki kibir ve terbiye olmak, işte temmarenin işini, levvamede de kibir vardır. Müllüme'de vardır, mutmainlerinde vardır, rarbiye'de vardır, marbiye'de vardır. Safiyye'nin belli bir noktasına kadar da vardır. Belli bir noktadan sonra artık bunun kibri terbiye olmuştur. O ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem madretlerinin dediği gibi, karşındaki kimseye sadece normalde vücut gözüyle hükmetmez.
Artık o kalp gözüyle de hükmetmez. O sır gözüyle hükmetmeye başlar ki, o sır gözüyle hükmeden kimse, karşındaki kimsenin hangi noktada kibirli olup olmadığına bakar. Sır gözüyle bakan kimse de kendisine kibirlenene kibirlenmez. Allah'a kibirlenene kibirlenir. Ama normalde kendisine kibirlenmek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem madretlerinin şeriatıyla emirdir. Bu normalde avvamın işidir. Bu normalde müminlerin işleridir. Bu normalde has-ül has'ın işi değildir. Has-ül has olan Allah'a kibirlenene kibirlenir. Çünkü o kendi nefsinden geçmiştir. Kendi halinden geçmiştir. Kendi nefsinden ve halinden geçtiği için, artık o sadece Allah'a kibirlenenlere kibirlenmeye başlar. Allah'a karşı büyüklük taslayanlara büyüklük taslar.
Allah'ın karşısında gurura düşenlere karşı gurur yapar o. Allah'a karşı isyan edenlere, Allah'ı tanımayanları o tanımaz. Bu sır gözüyle görenler için geçerlidir. Bu normal insanlar için geçerli değildir. Normal müminler kendisine birisi kibirlendiğinde kibirlenir. Bu onun hakkıdır. Sizin hakkınızdır. Biriniz sizin dervişliğinizden dolayı, sizin bir tarikata bağlı olduğunuzdan dolayı, sizin geldiğiniz cemaattan dolayı, size tepeten bakabilir, size kibirlenebilir. Sizin hakkınız var, siz ona kibirlenebilirsiniz. Sizin hakkınız var, siz ona kibirlenebilirsiniz. Gerekli gördüğünüzde, aklınız, aklınız, sizin ona kibirlenmenizi gerektirdiğini hükmedebilir. Burada yanılabilirsiniz. Burada yanılgıyı kaldırmak için, kalbi davranmanız gerekir. Yani aklınızı kalbinize dayamanız gerekir.
Aklınızı kalbinizin içine koymanız gerekir. Yani akıl kalp ile beraber çalışırsa, o zaman insanın istikabetini düzeltir. Aklın kalp ile çalışabilmesi için, aklın kalbin içine girmesi gerekir. Yani kalp onu ihata etmesi gerekir. Gönül onun içine alması gerekir. Ve o akıl kalbi bir akıl olur. Kalbi bir akıl olursa, o kalp hata etme oranı azalır. Aslında hak yolçusunun yolu orada durmaz. Bir kısmı burayı yolun sonu görür. Sohbetin içerisinden sohbet çıkıyor, aklınızı helal edin. Yani aklı kalbin içine girdiğinde, o akıl kalbileştiğinde, yolun sonu gibi gelir insanlara. Ehli tasavvufun yanındığı noktalardan birisidir bu. Bu orada kalmayacak. Yani o kalp, o kalp, ruha tecelli etmeye başlayacak.
Yani o kimse artık, ruh, daha doğrusu ruhtan kastım sırra tecelli edecek. Sırra tecelli ederse, sırrın içine girerse komple, akıl kalbin içinde, kalp sırrın içine girerse, o zaman o kimsenin hatası, kusuru iyice aşağı iner. Hatta daha ileride, daha ileride, belki de onun günah işleme noktası. Kapısı açıktır ama günah işleme noktası sıfıra inabilir. Allah muhafaza eylesin. Bu onun masum olduğunu göstermez. Geçenki sohbeti unutmayın. Bu onun hatasız, kusursuz olduğunu göstermez. Öyle ki yanılgıya da düşmeyin. Ama onun, bu noktada bakışı, bu noktadaki feraseti, bu noktadaki anlayışı ve düşüncesi, safileşmeye başlar. Ve safileşmeye başlayınca, artık o baktığı insanlara, sadece vücut gözüyle değil, kalp gözüyle de değil.
O artık sır gözüyle bakmaya başlar ki, bu eşyanın hakikatine vakıf olmak gibi bir şeydir. İnsanın gönlünden geçene vakıf olmak gibi bir şeydir. İnsanın gönlünden hatta geçmişine dair, geçmişte düşüncelerine dair, vakıf olmak gibi bir şeydir. Bu insanın geçmişteki düşüncelerine dair, vuku biye davz eder. O kimse artık ona baktığında, onun kalbine nazar eder. Onun ruhuna nazar eder. Ve o ruhu neler yaşadıysa, neler düşündüyse, onları dahi, bu noktada, Cenab-ı Hak bir keşf açar, Cenab-ı Hak bir ilham kapısı açar, onları dahi ne yapmış olur? Anlamış olur. Öğrenmiş olur. Bu farklı bir alandır. O yüzden, normalde, nefsi, eymarenin hali gibi görünen, kibir, ucu, gurur, haset, Safiye makamına kadar, bütün dervişanda görünür.
Bütün herkes de görünür. Adam, nefs-i mutmainneye gelir, nefs-i mutmainne de, gayet kibir görünür onda. O an gelir, bir kardeşine kibirlenebilir. Hal gören insanlar, rüya gören insanlar, an gelir, bu noktaları düşebilirler. Bunun ilacı, bunun bu noktadaki, en keskin, en keskin ilacı, o kimsenin devamlı kendisini, günahkar görmesi, devamlı kendisini, Allah'tan, korkma noktasında görmesi, devamlı kendisini, tövbe noktasında görmesi, devamlı kendisini, oradaki topluluktan, topluluğun en aşağısı görmesi, o topluluğun en günahkarı,
o topluluğun en hatalısı, o topluluğun en mücrim insanı görmesi gerekir. Ve ehli tasavvuf, ne zaman ki kendini bu noktada, görme noktasından, yukarı aldı, o zaman hata eder, kusur işler. O zaman nefsine uyar. Bu hangi noktaya gelirsen gel, ister revamede ol, ister mülhümede, ister mutmayinde de ol, ister radiyeye gel, ister mardiyeye gel, istersen sabiyeye gel. O esnada sen, eğer ki birisine tepeden baktıysan, sen hata ettin, sen kusur işledin. Eğer ki sen birisine bu noktada, bu noktada, sır gözün açılmadığı halde, sır gözün açılmış gibi, insanlara kibirli davranıyorsan, sır gözün açılmış gibi, insanlara tepeden bakıyorsan, sır gözün açılmış gibi, insanları reddediyorsan, sen daha umumlaşmamışsın, Kemal'e evlenmişsin.
Oysa, sır noktasına gelen bir kimseye, Allah der ki, dön insanların arasına yine. O kimse, insanların arasına dönmek zorundadır. Niçin? O sevgilisini anlatacak. O sevgilisini insanlara nakledecek. O sevgilisinin emirlerini söyleyecek. O zaman insanlara yine, kibirlenme hakkı kalktı ortada. Kibirlenen bir üstadın, kim peşinden gider? Kibirlenen bir Allah dostunun, kim var peşinden gider? Kibirlenen bir kimse, insanlara bir şey anlatabilir mi? Bir şey verebilir mi? Veya insanlardan kendisini üstün göre, insanlardan kendisini üstün bir varlıkmış gibi, yüksekte gören bir kimsenin, insanlara anlatırsız dediğin bir şeyse olabilir mi? Olamaz. O zaman kibir, ucuk, gurur, insanlardan kendini yüksekte görme, yükselmiş görme, insanlardan kendini farklı görme, insanlarla aramdaki diyalogda, araya başka şeyler koyma, hep Allah'tan uzaklaşma halleridir.
Allah'la kendi arasına perde koymuştur o kimse. Aslında an ve an, gün ve gün, dakika ve dakika, Allah'tan uzaklaşıyordur o kimse. O zaman şöyle bir şey çıkar önümüze. Evet, insanlara kibirlenme, hakkı orada durur. Ve insanlara kibirlenme, bazı veliullah'ta, sır gözlüğü açık olan veliullah, Allah adına kibirlenir. Allah adına gurur eder. Allah adına o kimseyi öğretmek için, o kimseyi terbiye etmek için, o kimseyi ikan etmek için, irşad etmek için, o kimsenin içerisindeki Allah inancını, Allah'ın büyüklüğünü, kudretini, kuvvetini, içindeki var olan o duygu, o düşünceyi, harekete geçirmek için, belki de onlara böyle davranabilir. O kimselerin aslında kibirlenene, kibirlenmek dahi, kibirli olan kimseye rahmettir, bir veçeden bakılırsa.
Kibirlenen, gururlanana gurur yapmak, kendini beğenen bir kimseye, kendini beğenme yapmak, bu sır gözüyle bakanlar, bunu yaparlar, karşıya ilaç olsun diye, merhem olsun diye. Niçin? O kibirlenen kimse bakar ki, ha kibirlenmek buymuş, kibirinin karşısındaki durmak buymuş der, kendi halini belki de görür. Kendi halini göstermek için, evliya Allah, veliyullah, peygamberler, resuller, kibirlenmişlerdir. Allah'a kibirlenenlerin, hallerini kendi gözlerinin önünde sermek için. Aslında bu kibir, onun üzerinde var olan kibir değildir. Bu kibir, karşıdaki kimsenin içinde var olan, kibirdir ki, karşıya vurur ve kendisine döner. Karşıya vurur o kibir, kendisine döner. Eğer ki bir kimse, kendisi mutmayına, makamına geldiyse, hiç kibirlenmesine gerek yoktur.
Çünkü karşıdaki kibirlenen kimse, olan vurduğu zaman, kendisine geri döner. Cenab-ı Hak ayeti kerimede der ki, sizin önünüze yaptıklarınız gelir. O zaman kibirlenen bir kimseye, bir kibir gelir, isabet eder. O gelen isabet eder. Kibir, aslında kibirlenenin kibridir. Karşıdakinin kibri değildir. O yüzden Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kibirlenene kibirleniniz derken, kibirlenenlere ilaç olarak söyledi, merhem olarak söyledi. Yoksa kibirlenenlere karşı, siz de büyüklük yapım manasında değil, ona ilaç olsun, ona merhem olsun, ona mağfiret olsun o meseleyi. Ne yaptığını anlasın. Bir kimse zalimdir. Zalimliğini anlayamıyordur. O zalimin karşısında başka bir zalim çıkar. O zalimden intikam alır. Zalim o zaman zalimliğini anlayabilir. O yüzden zalimin karşısında, zalim bir kimsenin durması, zalime merhem gibidir.
İlaç gibidir. Kafir, kafirliğini ishar ediyordur. Kafir, kendi şedidini, kendi Allah korkusuzluğunu, Allah muhabbetsizliğini ishar ediyordur. Onu durduran hiç kimse yoktur. Ama onun karşısına mümin bir kimse çıkar ve onun o şedidliği kendisine geri teper. Ve o zaman işte aşığın kılıcının, Muhammed-i Mustafa'nın kılıcının, Aliye-ül Hayyar'ın kılıcının anlamı meydana çıkar. Aslında onlar kılıçlarını sallarlarken, kılıçlarına merhamet vardı, rahmet vardı, hidayet vardı. Onların kılıçlarına karşıya af vardı, tövbe vardı. Ve diyorlardı ki, gelin Allah'ın birliğine, Muhammed-i Mustafa'nın peygamberliğine ve kitaba iman ederiz. İnsanları Allah'a yönlendirir. O zaman kılıç korkusu burada bir merhamet oldu, rahmet oldu, ilaç oldu, merhem oldu.
Bazen korku merhemdir insanlara, ilaçtır. Biz korkuyu normalde şedid pişer, işte eksi bir veya negatif bir enerjiymiş gibi, negatif bir oluşurmuş gibi gelir bize. Ama bazen korku o negatifliğin içerisinden pozitifliği çıkarır. Onun içerisinden bir nur meydan insanı getirir. Ama nuru algılamayanlar, anlayamayanlar, korkuyu ölçü gibi gösterirler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden meseleyi dağıtmadan toparlayın. Kibirlenene kibirlenmek, gururlanana gururlanmak veyahut da işte bu noktada nefsi emmarenin haliymiş gibi görünen şeyler. Evet emmarenin halidir. Ama bunlar hiçbir zaman insanın üzerinde bitmez. Ve bunlar bir taraftan bakılırsa, bazen insanlara rahmet olur, merhamet olur, ilaç olur.
O zaman gelin, tövbe edelim, üzerimizdeki bu emmarenin hallerini atalım. Ve muhakkak, muhakkak kendi dairemizde böyle hatalar, kusurlar işlemişizdir. Muhakkak kendi dairemizde böyle yanlışlıklar yapmışızdır. Allah bizleri muhafaza eylesin, korusun inşallah. Bunlar, bütün din kitaplarında veyahut da tasavvufun yazıldığı eserlerde sırf emmarenin halleri gibi görülür. Emmareye atfedilmiştir bunlar. Bu tip haller. Ama unutmayın, bu haller bütün nefis meratiplerinde, son noktaya kadar bütün herkeste de görülebilir. Allah muhafaza eylesin. Ve her nefis meratibinde görüldüğü menfez aynı değildir. levvamede kibir başka türlü tecelli eder, mücmede başka türlü tecelli eder, mutmayinede başka türlü tecelli eder.
Ama bu noktada sizin kendi dairemizde algılayacağınız bir tek kişi olacak. Bir, hiç kimseye kibirlenmeyin, büyüklenmeyin. Asıl kibir nedir biliyor musunuz? Asıl kibir Allah'a büyüklenmektir. Allah'a tepeden bakmaktır. Sakın. İnsanlar farkında olmadan Allah'a kibirlilik yapıyorlar. Bilmiyorlar veya biliyorlar. İnsanlar farkında olmadan Allah'a karşı gururlanıyorlar. Farkında olmadan Allah'a karşı büyükleniyorlar. Farkında değiller. Çünkü körlen. Biz körsünüz diyor ya. Ölgüzünüzde uyanırsınız. Ölgüzünüzde gözünüz açılır. Bu acı bir şeydir.
İnsanlar farkında değildir Allah'a kibirlendiklerine. Ve bakarız biz. Hep kendimize kibirlenen insanlara buğuz edersin. Bize kibirli davrandı. Bize tepeden baktı. Bizi beğenmedi. Bizi yanlış gördü. Bizi eksik gördü. Bize şöyle baktı. Bize şöyle dedi. Kendimizin Allah'a olan kibirli görmeyiz. Gelin Allah'a dönün. Tövbe edin. eğer ki bir kimse bir günahını bile bile işliyorsa o Allah'a kibir değildir de nedir ki? Bir hatayı bile bile bir kusuru bile bile bir yanlışı bile bile yapıyorsa o Allah'a meydan okumak değil midir? O Allah'a bile bile isyan etmek değil midir? Allah'ın bir şeyi kızacağını bile bile bir kimse bir şeyi yapıyorsa o Allah'a karşı serkeşlik değil midir ki?
Biliyorsunuz ki Allah'ın o kızacağı biliyorsunuz ki Allah onu kötülemiş biliyorsunuz ki Allah onu men etmiş men etmiş kötülediği bir şeyi bile bile yapmak bile bile onu işlemek veya yapabileceğiniz bir şeyi bile bile yapmamak zikrullah var gitmemek ders var çekmemek namazını bile bile terk etmek namazı bile bile terk etmek orucu bile bile terk etmek kibir değil de gurur değil de nedir ki?
Rahmet deryasını bile bile terk etmek balık kendini bile bile dışarı atarsa öleceğini bile bile dışarı atarsa ahmak değil midir? Ahmaktır öyle değil mi? Bile bile kendini dışarı atarsa ve bile bile kendisini öldürürse onun eti dahi yenmez eti yenir mi? Yenmez bütün şeriat hanefeler demişler ki demirden öl balık yenmez öyle değil mi? Neden? ölmüş kendini bile bile bile bile kendini dergadan dışarı attı bile bile insan Allah'ın rahmetinin dışına atarsa hadi ne olur gelip eti yenir mi onu? eti yenmez eti acılaşır onun bakışı acılaşır düşüncesi acılaşır lezzeti tadı kalmaz o yüzden rahmet dergahsından dışarı kendinizi atın tövbe kapısına iyi tutun Allah bizi onlardan eylese atı bin yeser dan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem muaz bin cebeli Yemen'e göndermiş muaz'ı biliyorsunuz Yemen'e vali kaydetmişti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretleri meşhurdur ya ya muaz neyle amel edeceksin dedi Kur'an'la ya Resulallah dedi bulamazsan ya muaz senin sünnetin ne ya Resulallah bulamazsan ya muaz kıyas edelim fıkh edelim ya Resulallah dedi Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tebessüm etti dişleri göründü tebessüm ederken bunun hoşuna gitti onun zekası çünkü o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halakasında yetişmiş saatlerden berisi Ashab-ı Süfah'dan biliyorsunuz Ashab-ı Süfah ticaret etmektir nal alıp satmazlardı sığırın
kuyruklarından tutmazlardı bunların hurma bahçelikleri de yoktu yani ziraat yok hayvancılık yok ticaret yok Ashab-ı Süfah sadece cihab ederdi ve orada ilim tedrisat ederlerdi İslam'ı öğrenirlerdi ve bir yere vali bir yere natif bir yere nükeba bir tarafa nüceba tayin edilecekse Muhammed-ı Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onların içerisinden tayin ederdik işte onlardan onların içlerinden birisi ola Muaz bin ceva onu da Yemen'e vali tayin etti ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle ona sorduktan
sonra o da dedi ki ya resulallah bana tavsiyelerde bulun bana tavsiyede bulun bana ne tavsiyedersiniz diye sormuştu bana bir tavsiyede bulun dikkat edin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gücün yettiği kadar Allah'tan kor gücün yettiği kadar Allah'tan kor olursan ol Allah'ı hatırla yani Allah'ı zikret bir kötülük işlediğin zaman hemen ardından tövbe gizli günahlarına gizli aşikar olanlarına da açıktan tövbe
tavsiyesinde bulundu terkipten okumuştum size bu hadis-i şerifi nerede olursanız olun gücünüzün yettiğince birinci derecede Allah'tan korkmak Allah'tan korkmak Allah'tan korkmak bakın burada enteresan bir enteresan bir nokta var Allah'tan korkmak Allah'tan Allah'ın cehenneminin azabından değil cehenneminden değil Allah'ın kullarından değil Allah'ın doğumdan ovasından ırmağından denizinden gök gürlemesinden değil tabiat afetlerinden değil depremden değil
yangınla değil sel felaketinden değil Allah'tan korkmak insanlardan değil insanlardan değil insanların koyduğu hükümlerden değil insanların koyduğu düzenlerden değil insanların hayat standartlarından değil yaşam standartlarından bakışlarından düşüncelerinden fikriyatlarından değil insanların sana bakışlarından senin hakkındaki düşüncelerinden senin hakkındaki kararlarından değil Allah'tan kork gücünün yettiğince demek ki Allah'tan korkmayan güç getirmek var Allah'tan korkmanın belli bir dereceleri var belli sınırları var
belli bir menfesi var belli bir yüksekliği var gücünün yettiğince yani gücünün yetmediği yerler olacak Allah'tan korkma noktasında sen gücünün yettiğinden sorumlusun gücünün yetmediğinden sorumlu değilsin o zaman Allah'tan korkmaya takat getirmek güç getirmek var Allah'tan korkmak var Allah'tan korkmak bütün peygamberler ümmetlerini Allah'a davet etmişlerdir peygamberlerin hiçbirisi de benden korkun dememiştir peygamberlerin hiçbirisi kitaptan korkun dememiştir peygamberlerden sonra gelen peygamberlerin havarıları
velileri olsun evliyaları olsun onların salihleri olsun ve onlardan gelen onlardan sonra gelen salihlerin salihleri olsun hiçbir zaman şunu dememişlerdir şunu dememişlerdir bizden korkun benden korkun hiçbir zaman dememişlerdir peygamberden korkun diyen olmamıştır hiç ümmet-i muhammedin içerisinden bir fert daha şunu dememiştir peygamberden korkun dememiştir veya hiçbir kimse şu veliydi alttan şu evliyadan korkun demem derse aptaldır salaktır cahildir ya korkunmaz yani cehennem olmamış olsaydı Allah'tan korkunmayacak mıydı
cennet olmamış olsaydı Allah'tan ümit edilmeyecek miydi cennet olduğu için mi Allah'ı sevip ibadet edeceğiz ümit edeceğiz cennet varsa mı namaz kılacağız cennet varsa Allah'ı zikredeceğiz cennet varsa mı hayır hasenette bulunacağız cennet varsa mı tövbe edeceğiz cennet varsa mı iman edip Allah'ın peşinde koşacağız veya cehennem olduğu için mi Allah'a iman edeceğiz cehennem olduğu için mi namaz kılacağız oruç tutacağız hayır hasenat yapacağız cehennem olduğu için mi Allah'ı zikredeceğiz hayır Allah'ı istemiyor bizden
biz Allah için İslam olacağız biz Allah için mümin olacağız biz Allah için Müslüman olacağız biz Allah için Allah'ı zikredeceğiz biz Allah için Allah'tan korkacağız biz onu sevdiğimiz için ondan korkacağız ve ondan korkumuz insanların korkusu gibi örücüleşmekten değil ondan korkumuz onunla ayrı düşmekten ondan korkumuz onunla aralığına perde koymaktan ondan ona olan onu bizi cehenneme atar noktasında değil bizi sırattan geçirmez de baş aşağı bizi cehennem çukuruna atar diye değil ondan korkumuz bizi mahşere çıkarıp da
mahşer altının önünde utandırır diye değil Allah için ondan korkmak o insanlar vardır cennet için ibadet ederler insanlar vardır cehennem korkusuyla kendilerini haramdan sakındırırlar hayır elbette savufun işi bu değil bizimiz bu değil biz anlayamayabilirler algılamayabilirler bizim fikrimiz bu noktada insanlara uçup gelebilir hayır biz cehennem korkusuyla Allah'tan korkmayacağız cehennem korkusuyla Allah'tan korkmadım hiç o bir gün benim görüşmezse o bir gün ben onu hatırlayamazsam onu bir gün ben zikredemezsem bir gün gönlümde
onun zikri yerleşmezse muhammedi Mustafa'ya ya Resulallah cennete cennete girmen diye korkuyorum cennette seninle beraber olamamaktan korkuyorum ya Resulallah sevgilisiyle beraber olamamaktan korkuyorum onu orada görememekten korkuyorum seni göremem diye Resulallah diyor sevgiliyi görememek korkuyorum hücrelerine işlemiş damarlarına işlemiş kalbine işlemiş ruhuna işlemiş
feryat feryat üstüne gidiyor sırrına işlemiş onun sırrına bak soruyor neden ondan emin müjdesini versek korktuğundan emin olmanın yolunu göz merdizini göz geçirecek onu neden korkuyorum seni görememekten korkuyorum sevgiliyi görememek onu sabaha kadar kim bilir kaç gece ağlattı onu kim bilir kaç gecelerini feryat feryat ekledi melekler ya Rabbim seni görememekten ya Resulallah
seni duyamamakten seni işitememekten senin onur cemalini seyredememekten çünkü senin cemalinde Allah var senin sesinde Allah var senin gülüşünde Allah var senin duyuşünde Allah var senin sözünde Allah var senin kalbinde Allah var senin cemalinde Allah var eğer seni bir an duymuyorsam Allah'la aramda irtibatını kesin seni bir an görememekten korkuyorum bir an sesini korkuyorum bir an gönlümde senin uçup gideceğinin korkusu bir an ürme gel sesini duyur elinden tutmazsan beni karanlık gözüme kim bakar dilimden kim konuştur
yüreğime kim dokunur benim ya Resulü dönüp bakıyor kişi sevdiği iledir kişi sevdiği iledir değil mi? kişi sevdiği iledir kalbe nazar kişi sevdiği iledir bu acıdır o bu kalp birinci deyişi sevdiği ilese sevdiğinden ayrılma korkusu vardır onda sevdiği ilese sevdiğinin kuş misal uçup gitme korkusu vardır sevdiği ilese o zaman gözünü bir daha görememe hayalini bir daha görememe korkusu sevdiği ilese bir an onun elini tutamama korkusu vardır onun izine basamama onun kokusunu duyamama onun sesini işitemem sevene merhamdır o sevene merhabettir sevene şefkattır seven korktukça
sevileni ona karşı muhabbeti artar seven korktukça sevenden sevildi sevdiğinden ayrılırım diye sevdiğinin daha çok hoşuna gider sevilen merhabette bakar şefkatle bakar muhabbette bakar ve başını okşanır korkma ben senin yanındayım der ama o her zaman başka bir korku derya başka bir hasret deryasını atar hasret de korkudur çünkü insanlar hasret çekmekten dahi korkarlar neden? onların içlerinde hasretten bir ilaç yoktur hasretten bir numune yoktur hasret büyük korkunun büyük yolu hasret çekersin bir gün göremezsen ne yaparım diye hasret çekersin seni zikredemezsen ne yaparım diye hasret çekersin namaz kılamazsan ne yaparım diye hasret çekersin namazda mı geleceksin hasret çekersin oruçta mı geleceksin hasret çekersin duana mı geleceksin hasret çekersin tavvede mi geleceksin hasret çekersin zikrullah alaka geleceksin hasret çekersin gedenin yanısında mı geleceksin sabahın kömünde mi geleceksin
yoksa en cihlerin ortada karanlığına ne yaparım geleceksin hasret çekersin o hasret yanında hem korkuyu getirir o hasret hem korkuyu kolunda getirir bakarsın ki hasret bakarsın ki sevdaya sevdanı sevmiyordur kalbin ağlaması önemlidir kötülükler nehrine girerler
kötülüklerden yıkanmak için yıkanmak iyilik yapmazsın tövbe etmektir kötülüklerden yıkanmak bir daha geri dönme meclisine sövbe etmektir kötülüklerden yıkanmak Allah'a müsaat olmaktır ruhu temizlemektir ruhun üzerindeki kerifası atmaktır yıkanmanın amacı olsun tövbeyle aşkın suyuyla yıkanamazsınız tövbeli sövbe değildir sevda suya sevda deryalı temizlenemezler asla tövbeleri dilde muhabbetleri dilde sevgileri dilde ağlamaları dilde her şeyleri zikrullahların dilde amelleri ihlasları her şeyleri dildedir aşık insan sevda gömüne gir
aşık insan sevda ne aşık insan sevda ölçüyor musun adam o zaman yıkanman yıkanman olacaksın tövbe tövbe o zaman zikrullahın zikrullah olacak neyi niçin zikrettin anlayacaksın aslında zikredenin senden kim olduğunu göreceksin o zaman zikrin deryasına gireceksin Allah dediğinden o zaman kalbinde Allah var mı yok bir kalbe gelecek sırrında Allah diyeceksin kalbinde Allah diyeceksin o zaman işte o kalbe Allah muhafaza o zaman diyeceksin ne ki o benim gerçek kulum o zaman tecelli edemezsin sen ona emreden Allah muhafaza edecek olan o
ama bizi muhafaza noktasına götürecek olan Allah'a olan yaşımız yaklaşmamız hakkıyla korku gerçekten Allah'tan da hakkıyla korkan onlar Allah'ın gerçek bunlar Allah'tan hakkıyla korkarlar yeniden hayatımıza çekidüzen verin yeniden düşüncelerimize, aşkımıza, muhabbetimize, sevdalarımıza bakalım gönlünde Allah sevdası olanın gönlünde başka bir sevda olmaz gönlünde Allah korkusu olanın başka bir korkusu olmaz şeyhinden korkuyor zavallı üstadından korkuyor zavallı insanlardan korkuyor zavallı üstadın elinde ne var şeyhinin elinde ne var
hayaslan o da Allah hayas biz şeyhimizden korkarız dedi geçenlerde dervişin birisi üzüldüm şeyhin biliyor mu bunu dedi ben biliyorum dedi o bize tavsiye etti dedi ki üstadımızdan korkulur hayır üstaddan korkulmaz aradan ayrı durmaktan salihlerle ayrı olmaktan korkulur çünkü Allah emretmiş demiş ki vatiyada yarabbim o salihlerle bizleri beraber eyle biz beraber olmamaktan korkarız biz onlarla korkulu girememekten korkarız şahı gaylanı kovumuzu bırakır şahı üstadı elimiz şahı mevla başımızı gelip okşaman diye korkarız
bize tevessüm etmenler diye korkarız onların yolundan yemekten korkarız korkarız cenneti de yok başka bir şey de değildir biz Allah'ın sevdiklerinden Allah'ın sevenlerden uzak durmaktan korkarız Allah'ın merhamet ettiklerinden Allah'ın affal uğradıklarından emin kırdıklarından uzak dururuz diye korkarız tarihlerle beraber eyle gücümüz yetmez kuvvetimiz yetmez kuvvetimiz yetmez ilmimiz yetmez aşkımız yetmez sen bizi beraber eylersen biz beraber oluruz sen bizi lütfedersen zikrederiz sen bize lütfedersen namaz kılarız
sen bize lütfedersen seni anlarız sen bize lütfettiğin kadar sana inanırız sana inanırız. Sen bize lütfettin kadar seni cek ederiz. Sen bize lütfettin kadar bizim gözümüz açılır. Gözümüz açılır. Sen bize lütfettin kadar biz sır gözüyle bakarız. Sen bize lütfettin kadar bizim ruh gözüyle bakarız. Sen bize lütfettin etmezden hiçbir şeye bakamayız. Hiçbir şey kalemeyiz. Biz de körlerden oluruz. Ahirette dahi uyanamayız lankide. Ayını düşmemek için korkarız. Olmamı uzaklaşmamak için korkarız. Allah bizi affetsin inşallah. Haklarınızı helal edin. 3 iddası Fatiha. Şerif.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.