Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 27 Eylül 2020 · 37:15
Dünyada acı deniz var, tatlı su var, aralarında bir berzah, var ki birbirine karışmaz o iki deniz. Fakat şu da var ki, iki deniz de bir asıldan coşup akmada, sen şu ikisinden de geç de, asla doğru yürü git. O zaman iyilikler de var, kötülükler de var, eksiklikler de var, tamam olanlar da var. Sen her ikisinden de geç de diyor, Allah'a doğru yürü. İyiliğin de kötülüğün de sahibi Allah, cennetin de cehennemin de sahibi Allah, acının da tatlının da sahibi Allah, iman edenin de küfre gidenin de sahibi Allah. Sen her şeyin sahibi olan Allah'a doğru yürü git. Kalp altınla halis altını ayara vurulunca gör. Mehenge vurmadıkça ne olduğunu anlayamazsın.
Allah kimin canına bir meheng bağışladıysa, gerçeği şüpheliden o ayırır. Yaşayan bir insanın ağzına bir çöp girse, ona çıkarınca, dincelir, rahat eder. Ancak binlerce lokmanın arasında ağza bir çöp girdi mi, yaşayan kişinin duygusu hemen anlar onu. Dünya duygusu bu dünyanın merdivenidir. Din duygusuysa gönlün merdiveni. Bu duygunun sağlığını hekimden arayın. O duygunun sağlığını sevgiliden. Bir duygunun sağlığı bedenin sağlamlığındandır. O duygunun sağlığıysa bedenin yıkılmasından. Can yolu kesin olarak bedeni yıkar. O yıkıntıdan sonra da yapar, düzer, koşar onu. Altın definesini çıkarmak için yıkmıştır evi.
O defineyle de evi daha sağlam yapar. Suyu kesmiş, arkı temizlemiştir. Ondan daha sonra arka içilecek su salmıştır. Kalp yani sahte altınla halis altın ayara vurunca belli olur. Bakarsınız o ikisi de sarıdır. Dışları sarıdır. Ama birisinin içi tenekedir veya birisinin içi gümüştür. Birisinin içi de halis altındır. Onu ancak ayar bilen, mihenk taşına vuranlar bilir. Onu ancak kuyumcular bilir. O işin mesleği, o işin erbabı olan bilir. İnsanlara da bakarsınız, hepsi de insandır. Ama insanlar da üçe ayrılır.
Kimisinin içi tenekedir. Kimisinin içi gümüştür. Kimisinin içi altındır. Ancak bu gümüşü, tenekeyi, altını ayıracak Allah'ın hususi seçilmiş kullarıdır. Allah kimin kalbine, ruhuna bu mihengi koyduysa, Cenab-ı Hak kimin kalp gözünü açtıysa, Cenab-ı Hak kimin kalp kulağını açtıysa, Cenab-ı Hak kimin kalbine ilham ediyorsa, bir anda altını, gümüşü, tenekeyi ayırt eden odur. Eğer Cenab-ı Hak senin kalbine böyle bir miheng koymadıysa, sen herkese altın gör, hüsnü zanehli ol. Çünkü insan, yüzünden baktığında insan, elinde bir delil yok, senin kalbinde miheng yok. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ya, kalibini mi yardın baktın. Sahabeden birisi, normalde savaş esnasında, tam öldürüleceği zaman, kafiri öldüreceği zaman, kafir ona dedi ki, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah.
Sahabe öldürüverdi onu. Öldürünce bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine anlattılar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, kalbini mi yardın baktın. Kalbini mi yardın baktın. Kalbini mi yardın baktın. Üç sefer söyledi. Demek ki birisininle alakalı kalbinde bir miheng oluşmadıysa senin, senin kalbine o sevgili oturmadıysa, senin kalbinde o sevgilinin yeli yoksa, senin kalbinde o sevgilinin nefesi yoksa, sen o Rahman'ın gelen nefesini, Rahman'ın gelen yelini tanımlayamıyorsan,
Allah Celle Celaluhu hiçbir yere sığma mümin kulumun kalbine sığarın deyip, senin kalbinde tecelli ettiyse, sen ancak o zaman altınla gümüşü, altınla tenekeyi, tenekeyle gümüşünün arasındaki farkı fark edersin. Yoksa bu ilim yoksa sende, var gitsen herkese altın bil. Hüsnü zambeste, sakın suizana düşme, çünkü suizan haram kılındı. O kalbine ilham gelenler de, senin kalbine de ilham geldiyse, sen de ona dua et diye sana ilham geldi. O gümüş altın olsun, o teneke gümüş olsun, o teneke altın olsun diye dua et. Onu reddetmen için değil, onun yüzüne bakmaman için değil, onu kovman için değil, onu itmen için değil, onu ikinci sınıf vatandaş görmen için değil, ya ona dua etmen, ya Rabbi bu kardeşime hidayet eyle, ya Rabbi bu kardeşlerimin hepsini de, muhafazayla kendine dost eyle.
Sana o yüzden gösterildi o. Sakın insanları ayrıştırmak için değil, maneviyat fitne çıkarmaz, maneviyat insanları ayrıştırmaz, maneviyat insanları cem eder. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, müşrikliği anlattı, sen müşriksin demedi, kafirliği anlattı, sen kafirsin demedi, müminliği anlattı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. nasıl iyi mümin olunur? Nasıl iyi Müslüman olunur? Nasıl güzel ahlaklı olunur? Nasıl iyi bir insan olunur? Nasıl insanların arasında düzgün insan olunur? Hz. Peygamber ve Adem aleyhisselamdan beri, gelen bütün Peygamber-i Zişan efendilerimiz, iyi insan, kamil iman ehli olmak, nasıl olur?
Onu anlattılar hep. İnsanları ayrıştırmak için değil, insanları dövüştürmek için değil, insanlara fitne salmak için değil, insanları birbirine düşürmek için değil, eğer senin Cenab-ı Hak kalbine kendi ilminden bir ilim verdiyse, Cenab-ı Hak senin kalbine ilm ile dinini akıttıysa, sana insanların arasında fitne çıkarırsın diye akıtmadı. Sana Cenab-ı Hak kendi sır ilminden bir sır verdiyse sana, fitne fücürlük için değil, dua etmen için yaptı. Senin Kur'an ve sünneti anlatman için yaptı. Tebliğ etmen için yaptı. Yoksa Allah müşriklerin içine bir peygamber gönderdi. Müşriklerin içinde. Müşriklerin içerisinde sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım dedi, bir peygamberini gönderdi.
Etrafındakileri hor hakir görme. Etrafındaki hor hakir göresin diye, bu manevi ilimler sana verilmedi. Verilmez zaten. Kesilir. Cenab-ı Hak cevherini boş yere saçmaz. Allah sır ilmini boş yere saçmaz. Saçmaz. Cenab-ı Hak ilmi hak edene verir. Manevi ilmi de hak edene verir. Sen gıybet eder, dedikodu eder, iftira eder, kötü ahlak sahibi olursan, manevi ilim olmaz sende. Ha o zaman kalp altınla halis altını ancak ehli bilir. Bir sahte doktorla gerçek doktoru ancak bir doktor ayırt eder. Sen bakarsın ikisi de beyaz önlüklü. İkisinin de omuzunda, burada göğsünde doktor bilmem kim yazıyor. Hatta o doktor gidip bir doktorun yanında, işte orada hizmetkarlık yapmıştır, yanında işte hasta yazmıştır, kime ne hastalıklara bakıyor, ona bakmıştır.
doktoru taklit edebilir. Öhö de öhö de dittirir. Aç ağzını A de A dersin, B de B dersin. Sana bir de ilaç da yazar. Sen dersin ki ya bu doktor isabet ettiremedi herhalde koşturursun. Bir daha baktırırsın kendisine, bir daha yazar. O olmadı, bir daha yazar. Ve sen safsan, ha bire o sahte doktora gidersin. Ama bir ilaç yazdık, olmadı. Aa, ben ilacı kullandım mı? Kullandım. Ben onun dediği saatlerde aldım mı bunu, aldım. E bana şifa olmadı. O zaman doktor isabet ettiremedi. Olabilir mi? Olabilir. Hata herkes için mi? Evet. Ben bir daha gideyim. Ya da, bunun bir sağlaması olması lazım. Dur ya ben bir başka doktora gideyim. Doktor bey, ben böyle bir ilaç aldım.
Baktı doktor, ya sen ne soğuk algındın sen, verem olmuşsun dedi. Ne? Verem olmuşsun dedi. Annem, Allah rahmet eylesin, rahatsız. İzmir'de bir iki doktora gidiyor. Bir türlü öksürüğü kesilmiyor bunun. Herkes ağır grip, ağır soğuk algınlı. Dedim, anne o iş orada olmayacak. Ağasınlar gelsinler senin buraya dedim. Hacı Mehmet, siz getirdiydiniz değil mi? Hacı Mehmet de, Hacı Mehmet'in de halası oluyor zaten benim annem. Aldılar geldiler, ben sigorta hastanesine götürdüm. Orada bir bayan, dahiliyeci. Annemin filmleri de yanında çekilmiş filmler var hastanede. Kadıncağız dedi, kim hasta? Dedim, burada hasta. Çekilmiş filmler var dedim. Ama dedim, annemin öksürü bitmedi.
Şu oldu, bu oldu. Anlattım nese. Ver bakayım filmi dedi bana. Kadın aldı. Böyle güneşe kaldırdı. Filmi koydu içine. Tüberküloz olmuş dedi. Kaldık biz. Annem şimdi gözleri tam görmüyor. Şeker hastası. Oğlum ne diyor dedi. Dedim, tüberküloz olmuşsun. Yani veren miyim dedi. Öyle diyor anne dedim ben. Allah Allah dedi ya. Verem mi olmuşum dedi. Kadın iyice üzüldü. Şeker 550. Dur dedim anne, bir doktora daha göstereyim seni. Neyse bir doktora daha gösterdim. Aynı hastanenin içerisinde. O da İstanbul'da bilmem ne hastanesinde. Ciğer üzerinde ihtisal sahibi olmuş. Hacı Erkan neydi onun adı ya? Nerede Hacı Erkan? Seninle mi tıkalı benim gibi.
Neyse ona gösterdim. O gördü. Dedi tüberküloz. Tanıyor beni. Dedi yatır buraya dedi. Hemen dedi bir yatak. 15 gün sonra koşturtacağım anneni buradan dedi. Dedim anne böyle böyle doktorun iyisine düştük. 15 gün sonra seni koşturtarak gönderecek. Doktor var bakın. Olmadı. Teşhis edememiş. Haa. Ehil değil. Doktor. Ehil değil. Ya da hata yaptı. Biz şöyle sufiler şöyle deriz. Bunda bir hikmet varmış. Değil kardeşim acemi. Eğitimini düzgün yapmamış. Düzgün tedrisattan geçmemiş. İşini ehemmiyetli yapmamış. Eğitimini ehemmiyetli yapmamış. Çalışmamış. Eksik. Eksik. Baktı.
Tüberküloz olmuş dedi. Eğitimli. O zaman aynı şey. Sen eğitimliyse, eğitimliyse o sufi, o bilecek, bakacak, tüberküloz edecek. Ona sorarlar senin şeyhin kim? Kim öğretti sana bu ilmi? E benim şeyhim yoktu. Aaa. Hoş geldin 23 Nisan. Hazreti Peygamber'in dahi bir öğreticisi var. Kim? Cebrail aleyhisselam. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine namazı nasıl kılacağını öğretiyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine namazın rekatlerini öğretiyor. Namazın vakitlerini öğretiyor.
Kime? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Öğreticisiz, öğretmensiz bir bilgi yok. Öğretmensiz bir bilim yok. Sakın. İster dini ilimler olsun, ister pozitif ilimler dediğimiz dünyevi ilimler olsun. Öğretmensiz yok. İlk öğretmen kim? Hazreti Adem. Cenab-ı Hak diyor ki ben ona bütün sıfatları hıfzettirdim. Bütün her şeyi ona öğrettim. Onun öğretmeni kim? Onun da öğretmeni Cebrail aleyhisselam. Vastasıyla Allah. Oturdun yerden tıp kitaplarını okuyaraktan ben tıpçıyım deme karşıma çıkıp. Eee aynı şey. Oturdun yerden ben sufiyim deme. Oturdun yerden ben şeyhim deme.
Sana sorarlar şeyhin kim? Yok. Nereden bu ilim sana? Nereden? Paraşütle mi indi sana gökten? Paraşütle inseydi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine de inecekti. Onun öğreticisi kim? Hazreti Cebrail aleyhisselam. Senin öğreticin kim? Senin şeyhin olacak. Senin şeyhin yoksa sen yalancının tekisin. Senin şeyhin yoksa sen altın rengine bürünmüş sahtekarsın. Herkesin içerisinde altın rengi herkes. Bütün insanlar altın rengi. Ayırt etmiyorum. Kiminin içi 24 ayar. Kiminin içi 22 ayar. Kiminin içi 20 ayar. Kimininki 18, kimininki 16, kimininki 14 ayar. Kiminin içi 12 ayar.
10 ayar altın var mı? Var. 8 ayar var mı? Var. Var değil mi Osman? Var. Ondan sonra ekimisinin içi gümüş. Hadi biz hepsinde bütün insanları altın diyelim. Ama birisi iki ayar altın. İki ayar altın olunca geri kalanı gümüş madeni gibi onun. Öyle mi oluyor altın? İki ayar var mı? Üretiliyor. Evet. Onun içerisinde altın serpintisi var. Eritilmiş altın var onun içerisinde. İki ayar. Bunun gibi. Hadi bütün insanlara altın yaptık. Ama iki ayar olanla 24 ayar aynı mı? Değil. Değil. Herkes insan. Herkes insan. Aa 24 ayarlı olan insanı kamil. Onu ancak ehli bilir.
Ve bizim zahiren soracağımız şu o zaman. Kardeş sen tıp doktoruksan tabelana soruya. Hacetepe'den mi mezun oldun? Ege Üniversitesi'nden mi mezun oldun? O mezun olduğun o bölümün dekanı, profesörü neyse imzalamıyor mu? Var mı? Üniversite mezunu? Kaldır elini. İmzalıyorlar mı? Evet. Rektör imzalıyor. Bir de? Bir de dekan imzalıyor. İmzalıyor. Ancak diploma o zaman sahih değil mi? O diploma olmazsa o olmadı. Eee? Adam geçmiş, oturmuş kürsüye. Kimsenin şeyhin? Yok. Aa sen de bendensin. Benim de şeyhim yok, senin de şeyhin yok. Hadi ikimiz beraber bir şeyh bulalım. Neden?
E senin de şeyhin yokmuş. Bir de daha enteresanı var. Şimdi laf gidecek diye, şimdi herkes şey yapacak. Bir de daha enteresanı ne? Aa! Abdullah Efendi'den. Ya görmedim seni onun yanında hiç ben. Benim şeyhim de o. Senin de mi şeyhindi? Ha evet. E benim haberim yok. Ha öldükten sonra olmuş. Nasıl olsa mezardan kalkıp söyleyemeyecek ya. Öyle düşünüyor. Söylüyor. Siz onlara ölü demeyiniz. Ölü değil. Söylüyor. Allah kimin canına bir mihenk bahişladıysa gerçeği şüpheliden o ayırır. Kalbinizde bu mihenk oluşması lazım gerçeği şüpheliden ayırmak için. Bunun yolu günah-i keballerden uzak olmak.
Bunun yolu farz ibadetlerini yerine getirmek. Bunun yolu nafilelerle Allah'a yaklaşmak. Allah'ı çok zikretmek. Bunun yolu ondan sonra Allah'ı sevmek. Allah'ı severseniz Cenab-ı Hak diyor ki ben de o kulumu severim. Ben o kulumu sevince gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benimle konuşur, benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür. O zaman o kul ferahta, o kul selamette. Neden? Allah'la görüyor haşa. Duyuyor. Sen duymuyorsun duvarın arkasını. O duyuyor. Sen görmüyorsun duvarın arkasını.
O görüyor. Sen şurada kabrin başına gittiğinde burada kabirde yatanlar var diyorsun. Öbürkü selamun aleyküm diyor. O aleyküm selamı hoş geldin diyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne yaptı? Kabristan'da yürüyordu. İki tane kabir, birer tane yeşil hurma dalı aldı, başlarına dikti. Hikmet nedir ya Resulallah? Bu kabirdeki kardeşleriniz var ya, evet, kabir azabı çekiyorlar. Hem de neden biliyor musunuz? Neden ya Resulallah? Birisi diline dikkat etmezdi, laf taşırdı. Birisi de ayakta bevle derdi. Birer tane yeşil hurma dalı. Şimdi dedi bu yeşil hurma dalı, rüzgar estikçe dedi, Cenab-ı Hak hayi ismi şerifini çektirecek. Bu hurma dalı diyecek dedi.
Bu yeşillik onların günahlarını hafifletecek. Mezarlıklara yeşil ağaç dikmenizin sebebi budur. Sünnettir. Siz Medine-i Münevvere'ye gittiğinizde, o Vahabilerin orada o Medine-i Münevvere'deki kabristanlıkları böyle dümdüz yaptığına bakmayın. Sünnet-i Resulullah'ta kabristanlıkların başına yeşil ağaç dikmek vardır. Sünnettir ağaç dikmek. Sünnettir meyve ağacı dikmek. Bir tek kabristanlıklara meyve ağacı dikilmez. İnsanlar ola ki orada meyve ağaçlarından yemesinler diye. Kabristanlığın hiçbirisinden para kazanılmaz. Kabristanlıklar parayla satılmaz. Kabristanlıklardan ot çöp toplanıp yenilmez. Kabristanlıklara meyve ağacı dikilip parası satılmaz. Kabristanlıkların ağaçları parayla satılmaz.
Bunlar İslam'da yok. İnsanın bir uzuğu parayla satılmaz. Saçı sakalı bıyığı parayla satılmaz. Tırnağı parayla satılmaz. İnsanın normalde organlarının parayla alınıp satılması caiz değil. Organ kaçakçılığı yok İslam'da. Satmak caiz değil. Satmak caiz değil. İnsanın bir tek saçını, telini de satmak caiz değil. O ticaretten alınan kar haram. O ticaret haram. Almak satmak haram. Çok affedersiniz. İnsanın necaseti, dışkısı dahi satılmaz. Satılmaz. İşte eğer senin bunları yerine getirirsen, sen kalben kabristan'daki narla görüşürsün de. Bu kalbin açılmasının birinci makamı. Zikrullah esnasında gelen maneviyatla, ruhaniyetlerle konuşursun.
Zikretmeye başladığında Abdülkadir Geylan Hazretleri gelir. Sema ederken Hazreti Mevlana gelir. Şemsettin'i Tebriz'i gelir. Semazen gözü açıktır, gözü açık görür onu. Ama Şems'e sema eder. Ama Hazreti Mevlana'yla sema eder. Ama Hazreti Ali Efendimiz de eder. Ama Hazreti Hüseyin Efendimiz de eder. Ama Hazreti Hasan Efendimiz de eder. Ama Hazreti Resulullah ile eder. Sallallahu aleyhi ve sellemle. Ama Arşailade eder. Ama Lef-i Mahfuz'un tepesinde eder. O kalbi açıklığıyla alakalı. Hazreti Mevlana diyor ki, Allah senin kalbine mihenk koyarsa, mihenk koymanın yolu bu. Farzlara sımsıkı tutunmak. Farzları yerine getirmek.
Ve Allah'ı sevmek. Allah'ı sevmek. Müslümanlar, müminler Allah'ı sevin. Namazı sevin. Orucu sevin. Zikri sevin. İnsanları sevin. Dostlarınızı sevin. Annenizi, babanızı, eşinizi, çocuklarınızı sevin. Aklınızla davranmayın. Sevmek duygudur. Akıl değildir. Sen akılla seversen zorlanırsın. Bir gün seni akıl atıverir üstünden senin. Bir bakmışsın ki yerde kalmışsın. Ondan bırakmaz. Akıl çok affedersiniz eşek gibidir. Seni düşürür bir de çifte atar sana. Başını gözünü yarar bir tavallara gidersin. Duygu ise anka kuşu gibidir. O mitolojiktir. Seni hep ötelere götürmek ister. Habire kanat çırpar. Daha öte eder.
Habire kanat çırpar. Daha öte eder. O simürk gibidir. O seni bu dünyada bırakmak istemez. O seni buralarda bırakmak istemez. Der ki iyi tutun bana. Sen iyi tutunursun. O kanat çırptıkça yükseklere gidersin. O kanat çırptıkça ileriye doğru gidersin. O kanat çırptıkça bakarsın ki seni bambaşka dünyalara getiriyor. Bir bakarsın ki seni hayretten hayrete taşıyor. Bir bakarsın ki seni alemden aleme taşıyor. Bir bakarsın ki kanatların rengi değişmiş. Bir bakarsın ki ışıltısı değişmiş. Bir bakarsın ki ötüşü değişmiş. Bir bakarsın ki zikri değişmiş. Sen onun zikrinle zikredersin. O hu diye diye götürür seni. Sen de hu diye diye gidersin. Bir bakarsın ki ayrı alemdesin. Bir bakarsın ki dünyayla bağlantın yok.
Bir bakarsın ki ahiretinle bağlantın yok. Bir bakarsın ki binlerce hanka kuşu var. Bir bakarsın binlerce hanka kuşu toplanmış. Tek kuş olmuş. Kanadında binlerce uçan var. Dersin ki ben de kanadının bir tarafından düşmeyeyim. Ben de dersin tüyünden düşmeyeyim. Sımsıkı yapışırsın. Bir bakarsın ki tüyünün rengini alırsın. Sanki tüy mü oldun onun kanadında. Yoksa tüy sen mi oldun? Sen tüy mü oldun? Karıştırırsın. Ama seni götürür hanka kuşu. Seher vaktinde gelir o. Kapını seher vaktinde çalar. Herkes yattığında gelir o. Herkes yattığında konar senin dalına. Sen eğer uykudaysan bırakır gider seni. Volev ki yarın da uykudasın diye gelmeyebilir sana.
Ondan sonra yalvarır yakarır pişman olursun. Dersin ki günlerce ağlarsın. Uykuda değilim. Nereden yattın bir gece? Nereden uyudun bir gece? Keşke uyumaz olsaydım. Keşke yatmaz olsaydım. Gözüme kirpiklerime hileler taksaydım da. O hangi kuşunu kaçırmasaydım. Ben nasıl gaflete düştüm dersin? Sufilik budur. Akıl tekmeden tekmeye vurur seni. Akıl yerlere düşürür seni. Hep der neden seveceksin? Hep der neden aşık olacaksın? Hep der olma aşık. Hep der aman sevme. Zarar edersin. Bak hep sevenler böyle oldu. Önüne koy. Vefasız gösterir sevgiyi. Aşkı sana vefasız gösterir. Muhabbeti sana vefasız gösterir. Aşk yolunu sana dikenli gösterir. Aşk yolunu sana ateşli zor gösterir.
Hep vurur sana. Sen hep aklına vurursun. Sahte miydi değil miydi? Gerçek miydi değil miydi? Aklına vurdurur. Sen la la illallah diyorsun da kabul etti mi? Sen dua ediyorsun da kabul etti mi? Sen namaz kılıyorsun da kabul etti mi? Hep bu yeri çeker sana. Hem aşağı doğru götüreceğim ister. Sen bakma ona. Sen kalk. Sev muhabbet besle. İlk gördüğüne muhabbet besle. İlk baktığına muhabbet besle. Tuttun ele muhabbet besle. Sen seviyorum dediğine gerçekten muhabbet besle. Tutsan elinden. İster ağaç olsun ister ot olsun. Duygu seni alıp götürecektir. Aşk hiçbir sevenine vefasızlık etmez. Aşk hiçbir zaman aşığına vefasızlık etmez. Herkes bırakır.
Aşk seni bırakmaz. Herkes terk eder. Aşk seni terk etmez. Herkes sana hasislik eder. Aşk sana etmez. Herkes sana vurur. O vurmaz sana. Asla. Herkes seni hançerler. Aşk seni hançerlemez. Seni kancıklamaz o. Seni itmez. Seni kovmaz. Seni atmaz o. Sen yeter ki bekle kafısında. De ki benim senden başka gidecek hiçbir yerim yok. Senden başka hiç kimsem de yok. Ey aşk sen varsın. Ben de yokum. Muhakkak sana anka kuşunu gönderecektir o. Sen ümitle onun kapısında dur. Ümitsizlik yok. Ve muhakkak anka kuşuna tutunursun bir an geldiğinde. O zaman anlarsın beni de. Şimdi anlamazsın. Beni de o zaman anlarsın.
Dersin ki anlattığı anka kuşu buymuş. Dersin ki böyle gidiliyormuş. Dersin ki böyleymiş hayret. Bakarsın ki o anka kuşunda nice hayretler var. Sen olmadı bir an onun gözü senin gözün olur. Senin gözün onun gözüne olur. Onun baktığı yere bakarsın. Hatta dersin ki götür beni daha da uzaklara. O seni götüreceğin yere kadar, gidecek olduğun yere kadar götürür. Yetmez insana. Bir bakmışsın ki saatin zili çalmış. Bir bakmışsın ki bir yerden bir gürültü kopmuş. Tıp biter. Sen ertesi günü yine beklersin. O anka kuşu gelecektir çünkü. Bir sefer geldi ya. Muhakkak bir daha gelecektir. Ama o hep uyanık olanı bekler. Alır götürür. Onun uyuyanına işi yoktur.
Yaşayan bir insanın ağzına bir çöp girse. Onu çıkarınca dincelir, rahat eder. Binlerce lokmanın arasında ağzına bir çöp girdi mi? Yaşayan kişinin duygusu hemen anlar onu. Bir kimsenin ağzına bir çöp koyunsa, anlar ağzında başka lokma yoktur. Ama binlerce lokma yutan bir kimsenin lokmalarının içerisinde bir çöp olsa, gafletteyse anlamaz. Ama bir kimse düşün ki yaşıyorsa yani diriyse, burada yaşamaktan kasıt ölmeden önce ölünüz. Sırrına vakıf olan insanlar uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar. Hadis-i şerif. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, ölmeden önce ölünüz. Ölün ki uyanınız.
Bu dünyada ölmezseniz uyanmazsınız. Uyanmazsanız gaflettesiniz. Ne yedip içtiğinizde bakmazsınız. Ağzınızdan ne girilmiş ne çıkmış bakmazsınız. Ama o ölmeden önce ölen, o uykudan uyanan, yediğini içtiğine dikkat eder. Onun ağzına bir susan tanesi haram girse, anlar onun ağzı. Der ki bunu yutma. O da ağzına girmeden sofraya bakar, der ki bunu içme. O der ki beni yeme. Hani hadis-i şerifler vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ne der ki, Ya Resulallah, kekik. Beni topla, ben yetmiş derde şifayım. Hani der ya, çörek otu. Ya Resulallah, ben ölüm ağrı şifayım. Dile gelir.
Ama kader tecelli edecekse, takdir var ise, susar her şey. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri zehirli eti de yer. Bu takdirdir. Takdir kılıcı vurulduysa, tedbir karşısında dayanmaz. Takdir vurduysa, onun karşısında akıl dayanmaz. Takdir kılıcı vurduysa, onun karşısında din, diyanet, kalp hepsi susar. Eğer takdir vurmadıysa, ağzına küçücük bir zerre gelse, o zerre haykırır beni yeme diye. Dünya duygusu bu dünyanın merdivenidir. Din duygusuyla gönlün merdiveni. Dünyayı sevmek bu dünyanın merdivenidir. Bir kimse dünyayı severse, o dünya sevgisi ona merdiven olur. Dünyaya sahip olur o, dünya olarak.
Hoş ne kadar sahip olursa olsun sonunu bulamaz da. Ama dünya onu cezbeder. O dünya sevgisi ona dünyayı buluşturur. Ahiret ise öbür tarafadır. O da diyor gönlün duygusudur, gönlün merdivenidir. Siz gönül merdiveniyle yürüyün. Dünyayı isteyenler, dünya sevgisi onlara merdiven olacak. Allah'ı isteyenler, Allah'ı sevme onlara merdiven olacak.
Bu duygunun sağlığını hekimden arayın. O duygunun sağlığını sevgiliden. Siz dünyayla alakalı bir şey gidin dünyalıklardan bulun. Siz vücudun sağlığınızı gidin vücut hekimlerinden arayın. Ama gönül sağlığını da gönül ehlinden arayın bulun. Bu duygunun sağlığı bedenin sağlamlığındandır. O duygunun sağlığı ise bedenin yıkılmasındandır. Dünya için beden sağlam olacak. Dünyayı sahip olacak, dünyayı koşturacak olan Sağlam beden sahip olacak. Ama duygu için beden sağlamlığı gerekmez. Hatta der ki, sen bedenini fazla besleme. Az ye der. Sen bedenini fazla kuvvetlendirme der. Az uyu der. Çok uyku şehveti arttırır. Az uyku şehveti öldürür.
Çok yemek şehveti arttırır. Az yemek şehveti öldürür. Der ki, sen bu bedeni harap et. Eğer ötelere gideceksen. Can yolu kesin olarak bedeni yıkar. O yıkıntıdan sonra da yapar, düzer, koşar onu. Ölmeden önce onu öldürür. Bedenden vazgeçer o kimse. Bedenden vazgeçerse, ölmeden önce ölümü anlar. Altın definesini çıkarmak için yıkmıştır evi. O defineyle de evi daha sağlam yapar. Seni önce riyazat yaptırır, bedenini çökertir senin. Ve bedeninden maneviyat fışkırır. Duygu fışkırınca bedenin gençleşir senin. Sen diğerlerinden daha genç olursun. Sen diğerlerinden daha iyi olursun. Bak Eyübel Ensari 83 yaşında atına bağladı kendisini.
İstanbul surlarının önünde nefesini verdi. Herkesten dinç. Suyu kesmiş, arka temizlemiştir. Ondan sonra da arka içilecek su salmıştır. Arka temizleyecek olan ne yapar? Suyu keser bir. Bir hatı temizler. Hatı temizledikten sonra ne yaparlar? İçme suyunu basarlar. Önce hattan küflü su çıkar öyle değil mi? Önce çamurlu su çıkar. Ondan sonra ne olur? Su temizlenince berrak su akmaya başlar. Allah bizi onlardan eylesin. 310'dan devam edeceğiz inşallah. El Fatiha. Allah'a selamat. Allah'a selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.