Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Ekim 2015 · 1:23:13
Ya Allah, Bismillah, yeni nikâhta erkek üç kere seni boşadım demesiyle resmi nikâhta yoksa nikâh düşer mi, kadın hiddetmekle, meli mi? Hanefilerin büyük bir çoğunluğu bu bir erkeğin bir seferde üç kere seni boşadım, seni boşadım, seni boşadım demesi veya bu manaya gelen bir söz söylemesini kabul etmişler. Bir kısmı kabul etmemiş demiş ki, bu kabul etmeyenler de, Hazreti Ömer Efendimiz radıyallahu anh Hazretleri'nin oğlu Abdullah böyle bir boşama yapar, böyle bir boşama yapınca Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onun boşamasını kabul etmez.
Der ki hayır bu boşama sayılmaz der, dön sen eşine der, üç iddet bekleterekten boşatır, hani bir boş ol diriltir ardından bir ay bekler, bir boş ol dağ der, ardından bir ay daha bekler, bir boş ol dağ der, ondan sonra biter nikâhı. Şimdi bu konuda böyle birkaç yerde de birkaç zamanda da sohbet oldu, konusu oldu bu meselenin. Şimdi insanlar dini hukuku bilmiyorlar, temizliğinden dolayı dini hukuku bilmiyorlar, dini hukuku bilmediklerinden din cahili insanlar. Din cahili olunca işte böyle bilir bilmez nasıl boşanılacağını da bilmiyor. O yüzden üç taraftan boşadım seni diyor. Sahabelerin de büyük bir kısmı bu taylanın, boşamanın bir seferde olamayacağına dair hükmetmişler.
Hanefilerin bir kısmı da öyle hükmetmiş zaten. O yüzden bu noktada insanlar din cahili olduğundan dolayı bu meselede ben de aynı o kategoriye katılıyorum. Yani boşama olacaksa o boşamayı gerçekleştirecek olan kimse bunu üç ayrı zamanda yani iddia bekleterekten boşaması gerektiğine inan anlarım. O yüzden bir kimse eşine bir seferde üç talak boşadım seni derse bu bir talak yerine geçer diyenlere katılıyorum ben de.
O yüzden ama bir kimse dini biliyorsa gerçekten yani bu noktada dini bilgisi var ise bu talakın ehemmiyetini biliyorsa bunda yine temkinli davranıp yine böyle üç talak yapmaması gerekir dini bilse dahi dini bilenler için belki de tehlikeli olabilir. Eşim yanında çalışan elemanın fazla ilgisinden dolayı aylardır evde huzursuzduruz.
Eşim şimdi de derslere arkadaşlara çarşıya izin vermiyor. Eve para bırakmıyor. İhtiyaçlarımı karşılamıyor. Bu durumda ne yapacağımı bilemiyorum. Bu sıkıntılı bir durum. Yani normalde kadınlar bu noktada eşlerinle eşleriyle alakalı eşlerinin işleriyle alakalı iş yerindeki durum vaziyetleriyle alakalı çok böyle kıskançlık triplerine girip onları rahatsız etmemeli. Eğer böyle bir şey var ise yani erkek eşinden ayrılmak istiyorsa boşanmak istiyorsa bu noktada gönlü farklı noktalara doğru pırpır etmeye başladığı kanat çırpıyorsa ayet-i kerime mucibince kadınlar bu noktada anlaşma yolunu su yolunu tercih edecekler. Bu böyle hani bu ayet-i kerimelerin daha öncesinde orada hani şerkeşlik yapan kadınla alakalı erkekle alakalı olunca dövünüz demez.
Çünkü kadının erkeğini dövme gücü, kuvveti, kudreti yoktur. Orada ayet-i kerimenin o kelimesi aynı manadadır. Aynı köktendir. Ayet-i kerimenin daha öncesinde olan erkeklerle olan kısmında kadınlarınızın şerkeşlik yapacağından korkarsanız, böyle bir şey olursa, böyle bir şey görüyorsanız onlara nasihatte bulunun, tavsiye edin. Olmadı yatağını ayırın, olmadı dövünüz demez. Buradaki mesele, buradaki serkeşlik, yemeğin tuzunu fazla kaçırmışsın, yok kapıyı biraz aralık bırakmışsın, yok benim tuvalette terliklerimin giyiş istikametinde bırakmamışsın, yok işte hani kadınların kusurları bunlar ya, ondan sonra yok işte sen odayı fazla havalandırmamışsın, yok sen tuvalete girdikten sonra ben her tuvaletten çıktıktan sonra tuvaleti temizlememişsin.
Tabii, bunlar önüme gelen problemler, yok sen no, kendi annene babana gelince fazla hürmet hizmet ediyorsun, benim anneme babama gelince no, kendi annene babana pirinç pilavı yapıyorsun, benim anneme babama makarna pişiriyorsun. Daha niceleri, bunlardan dolayı değil bu dövme. Buradaki serkeşlikten Allah'u alem kasıt, kadının kocasından başkasına meyil etmeye kalkması.
Buradaki serkeşlik bu. Erkek de evliliğini kurtarmak için var gücüyle mücadele ediyor. Tabii hemen dövmek değil, bunun normalde sebepleri, bunun nedenleri, bunların niçinleri ortaya dökülecek. Ama kadın hala da, böyle sıkıntılı bir noktada, gözü dışarı kayma ihtimali var, böyle bir hatalar yapıyor. Mesela işte komşu bir erkek var, anında samimi oluyor.
O bir bakmış, işte dışlı olmuş hemen anında. Anında birisiyle hemen böyle muhabbeti kurmuş, daha dakika bir gol, bir yeni muhabbet olmuş, yeni tanışılmış. O hemen ona karşı böyle bir sıcaklıkta bulunmuş. Yani akraba değil, tanıdık değil, bildik değil. Sıkıntılı şeyler bunlar. Erkekler bu tip şeylere dikkat edecekler. Ama bunu paranoyak haline getirmeyecek. Ama dikkat edecek. Evini, ailesini koruma. Bu noktada hala da kadında gevşeklik varsa biraz, Ayet-i Kerime'de diyor ki o zaman işte, serkeşlik var ya, iş büyümeden onu dövünüz diyor. İşte örneğin Facebook'ta yabancı adamlarla, erkeklerle görüşüyor. Ne? İslam'ı tebliğ ediyormuş.
Başka bir kimse kalmamış da. Bir de örtüsü bu. Yok dervişmiş de ona bir soru sormuş da, yok da şöyle de böyle de. Yani memlekette, yani o erkek de soracak bir yer bulamamış ya. Her beldede, her bölgede sorunlular var, görevliler var. Erkeklerin de, kadınların da hepsine de ulaşılabilecek noktada. Hepsi de, hepsi de ulaşılabilecek noktada. Bugün bir kimse şunu diyemez. Ben bir erkek görevliye ulaşamadım erkekler. Bayanlar şunu diyemez. Ben bayan görevliye ulaşamadım. Hiç kimse şunu diyemez. Ben üstada ulaşamadım. Atar bir mesaj, ulaşır. İllaki telefonla görüşeceğim şartı yok.
At bir mesaj, ulaş. O zaman işin içerisine nefis giriyor. Örnek, dervişlerde de bu hastalık var. Yavaş yavaş aşağı indi bu ama bu hastalık devam ediyor. O yüzden bayan kardeşleri erkeklerle Facebook'ta görüşmeleri dergah adına yasak. Bizi ilgilendirmiyor gerisi. Erkeklerin de Facebook'ta orada burada bayanlarla bu noktada dervişlikle alakalı görüşmeleri yasak. Bunun lamıcimi yok. Dergahla alakalı, dervişlikle alakalı. Herkesin başında vazifelisi belli, görevlisi belli. Erkeklerin vazifelileri belli, bayanların vazifelileri belli. Herkesin vazife olarak, vazife yaptığı yerde sorumlulukları ve yükümlülükleri belli. Geri kalan nefis. Bu noktada serkeşlik yapıyor kadın.
Gece saat 3'e 4'e kadar Facebook'ta takılan kadınlar var. 5'e kadar Facebook'ta takılan kadınlar var. Adamlar şikayet ediyor. Adam yatıyor demek orada, nasıl adamsa o da bir de işin bu tarafı var. Adam yatıyor, kadın ayakta temizlik mi yapıyorsa eyvallah. Temizlik yapmıyorsa, acil bir şey yoksa ne işi var? Adamla beraber yatacak. Adam da yalnız yatıyor demek ki. Nerede bu hatun demiyor. Bir de işin bu tarafı var. Bizi ilgilendirmiyor orası. Serkeşlik yaparsa bir bayan, serkeşlik yapma ihtimali var ise bu noktada gevşeklikler gösteriyorsa haram değil ama gevşeklik yapıyor.
Bunu paranı getirmeyecek yalnız herkes. O zaman dövünüz diyor kurtarma adından. Zaten haram işlerse adamın otomatikman boşama hakkı doğuyor. Haram işlediği anda adamın boşama hakkı doğuyor. Bu ne? Kadının izinsiz evi terk etmesi. Kadının izinsiz başka bir kimseye eve alması. Kadın erkek hiç önemli değil. Kadının izinsiz başka bir kimseye gitmesi. Hiç önemli değil kime gittiği. Bu İslam hukuku şimdi bu noktada dar geliyor insanlara. Kadınlar diyor ki ya biz her gittiğimiz yeri kocamıza soracak mıyız? Soracak mıyız? Evet. Her gideceğimiz yere haber vermek zorunda mıyız? Evet. adam senin nereye gittiğini bilecek. Nerede olduğunu bilecek.
Hiç unutmuyorum bununla alakalı bir anım var. Bizim Seyit Taş Allah rahmet eylesin. Sıkıntı var bende. Bir arkadaşa demiş ki ondan sonra ya sıkıntı var demiş. Hani para lazım. O da demiş ki var bende. E gidemiş getir evde demiş. Gidelim alalım. İyi gidelim alalım. E yanım yok. Arıyor adam orada mıydı? Burada mıydı? Şurada mıydı? Renkten renge girdi. Şekilden şekile girdi. Ter bastı. Utancından ne yapacağını bilemedi. Hacı dedim para alacaksın. Adam dedim garısından habersiz. Kimden para alıyorsun sen dedim. Dedim adamın garısından haberi yok dedim. Nereye gittiğini bilmiyor garısının dedim. Ne yaptığını bilmiyor. Nerede olduğunu bilmiyor dedim.
Sen bu adamdan para mı alacaksın şimdi dedim. Dedim bin arabaya. Allah rahmet eylesin. Bindik arabaya. Adam tabi per perişan. Adam dervişliğinden doldu. Adam bir daha gelmedi derslerle. Utandı kendince. Yapacak bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Bunlar harama giriyor. Böyle bir şey yaparsa adamın automatikman boşama hakkı doğuyor. E kadın serkeşlik yaptı. Erkek serkeşlik yaptı. Yani sorudaki gibi. Yani erkek başka bir kadına meyletti. Eşine bakmıyor. Evine bakmıyor. Kadına diyor ki anlaşın onunla. Yani otur nafakanı konuş. Otur evinin iyi aşesini konuş. Bu noktada boşanma şartlarını konuş gerekirse.
Adam bakmıyor. Al çocukların da evinde senin olsun. Selamun Aleyküm. Ben gidiyorum. Ne oldu? E sen bakmıyorsun. Eviyle ilgilenmiyorsun. Senin gözün kaşın başka yerlere kaçtı. Geri dönüş yok ama ondan. Öyle dediğinde onu da göze alacak. Diyecek ki ha tamam. Adam diyebilir Allah yoluna çıkarsın ma selama. Bu noktada ayet-i kerime anlaşma yoluna sokuyor onu. Diyor ki kadının yaptırım gücü yok çünkü. Dövme gücü yok. Diyor ki anlaşın erkekle. Çünkü adam serkeşlik yapıyor artık. Kendince başka mecralara doğru kanat çırpmış. Allah muhafaza eylesin. Allah arz halkını zulmetle, zulmette yarattı. Sonra onların üzerine nurundan bıraktı.
Bu nur kimlere isabet ettiyse iman etti. İsabet etmeyen delalette kaldı. Nurun isabet etmesi de bizim cüz-i irademize mi bağlı? Böyle bir evet hadisi kutsi var. Ondan sonra burada Cenab-ı Hak arz halkını zulmette yarattı deyince arzda yaşayan bütün mahlukatla alakalı. Yeryüzünde yaşayan bütün mahlukatla alakalı. Bunlar müteşabi. Arz halkı olarak derseniz önceden cinni taifesi de dünyada yaşıyorlardı. Onlar da arz halkındandı. Arz halkı deyince üzerinde bir sürü varlık var. Bir sürü varlık var. Her varlığın da nefsi var. Her varlığın da ruhu var. Biz emaneti dağlara taşlara vermek istedik de onlar kabul etmediler diyor.
Demek ki dağların taşların nefsi var, ruhu var, dili var, cüz-i iradesi var. Bütün arzdaki hayvanatın cüz-i iradesi var. Bütün mahlukatın bu manada kendince iradesi var. Dağ taşı verir de dağ taş Cenab-ı Hakk'ın cebri olsa bunu reddedebilir mi? O zaman burada arz halkı deyince ben şöyle anlayabilirim bunu.
Bu insan değil. Bu arzın içerisindeki dağlar, taşlar, hayvanat olabilir. Ve nurunu saçınca da o nura müştak olan, o nura koşan insan olabilir. Ben bu meselenin içerisinden kendimce böyle çıkıyorum. Eğer o nur bu manada şöyle de düşünülebilir birisi. Bu Cenab-ı Hakk'ın ruhlar aleminde nurunu saçtı. Nurunu saçınca bir kısım insanlar o nura doğru yürüdüler. O nura doğru yürüyünce işte onlar iman ehli oldular. Orada da cüz-i irade var o zaman. Bu meseleyi daha geriye doğru gidebiliriz yaratılışta.
Ruhlar alemine gelmezden önce amada Cenab-ı Hakk bunu yapmış olabilir. O zaman orada da cüz-i iradeyle amada ve ruhlar aleminde insanlar gittiler. Ama bir şey daha çıkıyor burada şimdi tezaklık çıkarıyor. O yüzden bunu ben insanlara yormak istemiyorum. Ruhların hepsi yaratıldığında Cenab-ı Hak bana secde edin dedi. Hepsi de secdetti. Hadis-i şerifte de, hadisi kudside de denildi ki bütün insanlar mümin doğarlar. Allah'ın vaadi haktır. Cenab-ı Hak birisini nurlandırdıysa bir şeyi ondan geri dönmez. Bir daha zulmete sokmaz onu. Bir daha onu zulmete sokmayacağına göre yani önce nurlandırdığını sonra nursuzlandırıp cehenneme mi atacak?
Sıkıntı var. O yüzden bu bütün arzı, evet Cenab-ı Hak bütün arzı, bütün varlığı yaratırken, evet karanlıkta yarattı. Ve bütün varlığı ilmel yakin olarak kendi ruhuyla ve nuruyla nurlandırdı. Bu varlığın bütününü alıyor. Eğer ilmel yakin noktasında Cenab-ı Hak o varlığa hayat vermeseydi, ruh üflemeseydi varlığa, varlığın hiçbir noktasında, hiçbir derecesinde hayat emaresi olmaz.
O zaten bu noktada ayakta durması, var olması da, varlığını devam ettirmesi de mümkün olmazdı. Cenab-ı Hak zaten varlığı ilk yaratırken kendi ruhundan ve nurundan yarattı. Varlığı kendi ilk yaratırken ruhundan ve nurundan yarattığı için, varlığın üzerinde Cenab-ı Hak'ın ruhunu ve nuraniyetinin kesinti uğraması, eksiklik olması mümkün değil. Çünkü Cenab-ı Hak varlığı ilk noktada kendi ruhundan ve nurundan yarattı. Hadis-i Kudsi'ler noktasında biz devam edersek varlığa, o zaman bu Hadis-i Kudsi, yani Allah arz halkını zulmette yarattı. Zulüm demek buradaki zulmette dediği karanlıkta. Yoksa onlara zalimlik yaptığı manasında değil. Buradaki zulmet karanlık bir perde, cansız bir perde.
Bu normalde, bu böyle bütün arz halkı zulmette yaratıldı, arz halkı. Ve onların üzerine Cenab-ı Hak husisi manada nurunu saçtı. Öyle algılayabiliriz bunu. Husisi manada nurunu saçtığı kimseler insanlardır. Bu nurdan, bu husisi manada nurdan alanlar mümin olarak ölecekler. Eyvallah. Bu nurdan almayanlar, bu nura sırtını dönenler, bu nurla nurlanmayanlar, evet onlar zulmet üzerine ölecekler. Yani karanlık üzerine ölecekler. Bir kısım insanlar buradan cebriyeye düşerler çünkü. Buradan cebriyeden kurtuluşun bir yolu, mesela örneğin, o eğer insanların üzerine düşüneceksek bunu, insanların nura doğru, husisi manadaki nura doğru koşturması olarak algılayabiliriz bunu.
Benim babam beni dergah yüzünden evden kovmuş bir insan. Babamlara gittiğim bir günde kapıyı yaşlı bir dede geldi ve bana Konya'dan geldiğini ve Hz. Mevlana'nın selamını getirdiğini söyledi. Elinde kitaplar vardı, ben kitap satmıyorum dedi, para vermeye kalktım, beni dilenci mi sandın dedi. Giderken sen beni anlamadın ki dedi ve gitti. Gittikten sonra benim içime Hızır Aleyhisselam'mış gibi bir his geldi. Onu tanıyabilir miyiz, işareti var mıdır, hakkınızı helal edin. Tanısan ne olacak? İşin en ilginç noktası şu. Bu, bu Sufi dünyada da, İslam dünyasında da enteresan bir avcı var. Hızır Aleyhisselam'ı biz çok yüksek bir makamda görüyoruz.
Böyle bir enteresan duruşumuz var bizim. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'nin sağlığında da böyle muhabbet oluyordu. Bursa'da değil başka bir yerde. Böyle işte Hızır'ı görecek, Hızır'la sohbet edecek filan pişman. Ben de böyle inceden tebessüm etmişim. Farkında değilim muhabbete. Birisi döndü, ne o Mustafa kardeş dedi. Hani muhabbet böyle şey mi oldu hani böyle. Basit mi geldi gibisinden. Evet dedim ben. Böyle durdu şimdi hepsi de. Siz dedim başınızdaki üstadınızı Hızır Aleyhisselam'dan aşağı görecek kadar körsünüz. Durdu bunlar şimdi. Körlük dedim, sizi batırmış.
Bunlar böyle hani bir şey diyecek oldular. Dedim size bir şey anlatayım. Ben dedim Bursa'ya yeni gittiğim zamanla bir cuma mübareği için Şeyh Efendi'yi aradım. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Mustafa Efendi, Cuma'yı nerede kılacaksın oğlum dedi bana. Nerede emrederseniz orada kılarım efendim dedim. İyi Ulu Cami'ye git dedi onun o zaman. Hızır Aleyhisselam geldiğinde dedi. Görürsün hem onu dedi. Hem onu görürsün dedi. Emredersiniz efendim. Gittim Cuma'ya. Oraya. Oturdum. Neyse. İşte Cuma'dan önce. Ben de içimden diyorum ki. Mustafa Özbağ ne zaman böyle bir istek kalbinden geçti? Sen nasıl böyle bir şey yaparsın?
Senin ne zaman gönlünden böyle bir geçti? Sen hiç utanmadın mı? Hiç sen düşünmedin mi? Bir kimse üstadından başka bir kimseye gönlünü kaydırır mı? Meylettirir mi? Sen neden böyle yaptın? Ben kendi kendime alıp veriyorum boyuna kendi kendime. Tabi Cuma'dan böyle Cuma işte mufaz ediyorlar filan. Benim başım yerde. Ondan sonra bir ara arkamda diye hissettim şeyi. Hızır Aleyhisselam dönüp bakmıyorum ben hiç. Dedim nerede olursan ol. Nasıl olursan ol. Ben bu hataya düştüm. Dedim bin bir tane de Hızır olsam bakmayacağım sana dedim. Bir ara önümde böyle ensesinden gördüm. Kafamı kaldırdım. Böyle kafam öndeydi. Kafamı kaldırdım. Baktım ön tarafta. Tam arkaya çevirecek kafasını gene kafamı yedirdim ben.
Dedim yok. Ben kendimle alıp veriyorum. Neyse şeyi kıldık. Cuma'yı kıldık tabi. Bitti. Ben çıkıyorum. Ondan sonra. Dedim ki. Şeyhim gör dediği için dedim sana bakacağım. Şeyhim gör demeseydi dedim. Beni hiç ilgilendirmiyorsun. Tam çıkış kapısında ben diyeyim ki elindeki terlikler beş bin yıllık siz deyin ki on bin yıllık.
Ben diyeyim ki üzerindeki kıyafetler üç bin yıllık siz deyin ki beş bin yıllık. Ha belki de ben görüyorum bir başkası görmüyor o da ayrı mesele. Tam çıkıyor. Elinde terlikler böyle. Terlikleri de gösteriyor bana böyle. Hani kapından çıkıyor. Dedim ister yüzünü göster ister gösterme. Ben dedim bu akşam arabaya biniyorum gidiyorum dedim ben. Senin buraya geleceğini söyleyene gidiyorum dedim. Bir baktı böyle bana doğru. Tebessüm etti ben öyle deyince. İster kendini göster ister kendini gösterme diye. Çıktı gitti. Ben de çıktım camide. Tabi bindim arabaya gittim. Dedim ya gideceğim diye. Dedim efendim hakkınızı helal edin. Özür dilerim. Büyük bir ihtimalle benim gönlüm dedim.
Bu Hızır'a kalbim kaydı herhalde dedim. Ondan sonra böyle bir şey aklımdan gönlümden geçirdim ki dedim. Siz bana böyle dediniz. Ondan sonra. Yok Mustafa Efendi öyle değil oğlum dedi. Ben hiç nedendi diye sormadım. Dedim hakkınızı helal edin efendim. Baktı mı dedi. Baktı efendim dedim ben. Ondan sonra. Böyle tebessüm etti kendi kendine. Hani baktı deyince. Hani gördüm gibisinden. Onu tabi diyemedim artık. Onu herkes gördü mü görmedi mi? Ben mi gördüm? Herkes mi gördü? Herkes onu fark etti mi? Fark etmedi mi diye. Ama insan içerisinde insanlar. Böyle bu böyle bilhassa böyle sufi cenahta olanlar veya olmayanlar. Hızır Aleyhisselam'a karşı bir iştiyakları var.
Oysa sufilikte sufiler için seyri sülukun içerisinde bir Hızır makamı vardır. Bu yolun içerisinde bir derecedir, bir makamdır. Geçilir o. Ama bunu böyle çok yüceltirler, yükseltirler. Allah muhafaza eylesin. Bir kimsenin bir üstadı varsa ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her daim orada oturuyorsa bir derviş için gözünü, kulağını başka yerlere dayamasına gerek yoktur. O yüzden o kim olursa olsun. Gelmiş gitmiş. Kuderi tercümesinde rükülü ve secdeli namazlarda gülmek abdesti bozar geçiyor.
Evet. Namazda rükülü ve secdeli namazlar dediği cenaze namazını ayırıyor buralar. O yüzden normalde rükülü ve secdeli namazlarda gülmek abdesti bozar. Hanefilar. Normalde gülmek bozmaz. Yani namazda bozmasını anlayamadık, açıklayabilir misiniz? Çünkü bir kimse namazda gülüyorsa o namaz kılmıyor. Aynı zamanda da namaz kılarken gülünecek bir ibadet değil. Namaz kılarken güldü mü o kimse namazı hafife aldı. Şeytan onun üzerinde o kadar hakimiyet kurdu ki, nefis, heva o kadar onun üzerinde hakimiyet kurdu ki, onun abdesti dahi bozuldu.
İlmi halden anlayamadığımız mezar kerpiçle örtülür, ağaç tahta mekruhtur buyuruyor. Mezarın da dört köşe olmasında mekruhtur diyor. Günümüzde ise tahtayla gömülüyor. Uygulansa uygulama nasıl olmalıdır? Bu noktada Hanefiler genel olarak bulunan yerlerin gelenek ve göreneklerini pek şey yapmamışlar. Bazı yerlerde tahtı olur, bazı yerlerde hasır olur, bazı yerlerde oradan çalı çırpı falan topluyorlar. İşte bir şekilde o burada kerpiç dediği normalde örecek yani o kimse şeyle kerpiç denilince önceden çamurdan, topraktan yapılan şeyler vardı. Onlarla yapacaklar. Bu noktada bir sıkıntı yok, bir beis yok. Cuma namazı ayetle sabit. İlmi halde ise Cuma vaciptir diyor. Cuma farz mıdır, vacip midir, anlayamadık.
Normalde Cuma namazı farzdır. Hangi ilmi halde okuduysanız bunu, Hanefilerde Cuma namazı farzdır. Orta Doğu'ya emperyalist çakallar üşüşüyor. Türkiye ve Orta Doğu'nun geleceği nasıl şekillenir, görüşlerinizi lütfeder misiniz? Bununla alakalı geçenlerde bir sohbet ettiydik zaten. Normalde Orta Doğu'da ne zaman çakallar üşüşmedi ki? Yeni mi üşüştü zannediyorsunuz? Osmanlı'nın üzerine çakallar üşüştü. Hala da o çakalların bir yere gittiği yok. Devam ediyorlar. Biz de ne yazık ki o çakal sürüsünün tasallutundan ümmet olarak kurtulamadık. İçimizden, dışımızdan satılanlar, devşirilenler, devrilenler ne yazık ki bu konuda bizim göz açmamızı, açtırmamıza müsaade etmiyorlar.
Biraz da bizim aymazlığımız, tembelliğimiz bu konuda gerekli mücadeleyi veremememizden kaynaklanıyor. Biz gerekli mücadeleyi veremiyoruz. Gerekli mücadeleyi vermek için uğraşanlara destek de veremiyoruz. Bir şekilde devriliyoruz, satılıyoruz biz. Bir şekilde kandırılıyoruz, kandırılmaya müsaitiz. Ne yazık ki İslam ümmeti 200 yıldan beri bu hatayı yapıyor.
Birbirine düşüyor. Birbirini vurmaya, öldürmeye kalkıyor. Bu noktada ne yazık ki birbirine itham ediyor. Ümmet iki yakasını bir araya getiremiyor. İki yakasını bir araya getirmeye kalktığı anda zaten içeriden dışarıdan bir sürü hadiselerle onları operasyon yapıp yönetiyorlar. Yönetiliyoruz hepimizden.
Birisi bir operasyon yapıyor, yönetiliyoruz. Birisi bir şey yapıyor, yönetiliyoruz. Meselenin aslına, meselenin özüne, meselenin derinlemesine, inceliğine vakıf değiliz. Vakıf olmak için de mücadele etmiyoruz. Böyle olunca da ümmet savruluyor. Savruluyor. Savrulmaya da devam edecek. Size ümitsizlik aşılamak istemem. Ümidinizi kırmak istemem. Ama ümmet bu haliyle savrulmaya devam edecek. Heva hevese uymaklar. Şatata şatafata düşmekler. Kur'an ve sünnetin özünden taviz vermekler.
Kur'an ve sünneti yaşamaktan taviz vermekler. İnanç noktasında felsefesinden taviz vermekler. Hepsi de bizim içimizde. Biz bütün ümmet olarak bu noktadan sorumluyuz. En önemli olgu, en önemli hareket, en önemli bu noktada öz, çekirdek Türkiye olması gerekirken, Türkiye'de de istenilmeyen şeyler oldu. Herkes kendince, kendi dairesinde battı. Hoş bir ortam değil. Bir tarafta cemaat, bir tarafta Türkiye'deki İslami kesimin desteklediği bir parti.
İkisinin arasında kıyasıya bir mücadele. Yani bu böyle kelimelerle tarif edilecek şeyler değil. Ve bu kavga da bitmek, tükenmek bilmiyor. Ve Müslümanların tarih boyunca en büyük handikapları, bu Türk milletinin de handikapı. Birbirlerine düşmeleri. Biz millet olarak da, toplum olarak da bu hastalığa düçar oluyoruz. Bu Orta Asya'dan itibaren devam eden bizim hastalığımız. Yani orada Kaan ölür. Kaan'ın kaç tane çocuğu var? Üç tane. Üç tane çocuk birbiriyle savaşır.
Ayakta kalan bütün her tarafı alır ama bir ülke yıkılır. Fatih Sultan Mehmet Hanım Hazretleri'nin kardeş katlinin fetva çıkarttırması, kardeş katlettirmesinin sebebin arkasında bu vardır. Her padişah Kaan öldüğünde bir zafiyet geçirir devlet. Sarsıntı geçirir. Devletin zafiyet ve sarsıntı geçirmeye hakkı yoktur. Eğer bir devlet nerede olursa olsun zafiyet ve sarsıntı geçirirse kendisi yıkılmaz. Sadece. Orada ne varsa yıkılır. Aha Afganistan. Aha Irak. Aha Suriye. Açık önümüzde.
Önümüzde, elimizde. Aynı oyun şimdi Güneydoğu'da oynanıyor. Nasıl Suriye'nin bir kısmını normalde bu oyunu oynayarak parçaladılar. Irak'ın bir kısmını bu oyunu oynayarak parçaladılar. Tabi bunun arkasında da bu oyunun arkasında Rusya var.
Amerika var, İngiltere var, İngiltere ülkeleri var, İsrail var. Denklem çok karışık orada. Bakın denklem çok karışık. 5-6 ay öncesine kadar PKK, bir yıl öncesine kadar PKK, Amerika, İsrail, İngiltere üçlüsünün elinde oyuncakken, şimdi Almanya, Rusya, Çin üçlüsü, İran dörtlüsünün elinde oyuncak.
Oradaki terör örgütü demek bu zaten. Eee ne yapıyorlar? Yıkıyorlar ortalığı, yakıyorlar ortalığı. İşi de İsrail kurdu. Amerika akıl hocalığı yaptı İngiltere ile beraber. Avrupa'da ne kadar cihat etmek isteyen, kendince cihat şuuruyla şuurlanmış olan Müslümanlar varsa, Kanada'da, Amerika'da varsa hepsini de topladılar şimdi.
İşit ile beraber, Orta Doğu'ya. Rusya'da ne kadar varsa hepsini de Orta Doğu'ya topladılar. Bunların gitmelerine müsaade ettiler. Teşvik ettiler. Hepsi de oraya toplandı. Geçenlerde Rusya nasıl açıklama yapıyor? Diyor ki benim topraklarımdan, benim ülkelerimden giden cihatçıları yeniden geri dönmesini istemiyorum. Açıklama bu Putin'in. Bu ne demek biliyor musunuz? Hepsini de orada katleteceğiz demek. Kanada'dan gitmiş, Amerika'dan gitmiş, en büyük Fransa'dan, İngiltere'den, Almanya'dan, Belçika'dan, Denimarka'dan ne kadar ne varsa hepsi de gitmiş. Nerede? İşit'te. Toplandılar.
O adamların geri dönüşü yok şimdi bir daha. Neden geri dönüşü yok? Onlar şimdi çıkış yaptılar. Nereye çıkış yaptılar giderlerken? Suriye, İran, Irak, Türkiye. Nereye çıkış yaptıysa yaptı. Onu geri döndüğü anda adam onu alacak zaten içeri. Terör örgütüne yardımcı olmaktan, yataklık etmekten, karışmaktan, bilmem neden, bilmem neden alacak. Düne kadar PKK'nın içinde Mossad ajanları, CIA ajanları cirit atardı. En son Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bombalamasında ölen Alman ajanları. Alman istihbaratından ölenler. Ondan sonra Alman istihbaratı, neden bizim Almanya, neden bizim istihbarat elemanlarımızı öldürdünüz deyince, öldürdünüz deyince patroütleri çektiler palas panderası misilleme olarak.
E şimdi Türkiye'de mülteci kartını oynadı, gönderiverdi. Milleti de bir galayana getirdi, sınıra doğru bir yönlendirdi. Ben daha fazla istiyordum onu. Diyecek ki kabul edemiyorum, toplanın, haybinizde Edirne kapısında, bekleyin. Nerede? Mültecilerin hepsinde, şeylerin ne o? Suriye'den kaçanların hepsinde, Edirne sınır kapısında çadırları kuracak, oraya koyacak. Bütün Suriyelilere. Şeyde orada ne o? Güneydoğu'da konuşlandırmayacak onların işbirisinde. Çadırları kuracak, gidecek Yunanistan ve Bulgaristan sınırına koyacak Suriyelilere oraya. Nereden geliyorsa. Geldi mi geldi, hiç bir şey demeyecek. Getirecek, oraya koyacak. Diyecek ki burada bak sınırlarınız da hazır. Aşacağım kapıyı, gelecek Avrupa'ya diyecek.
Ben onu bekliyordum aslında. Göstere göstere yapacak bunu. Hiç şey yapmayacak. Götürecek İran kapısına mesela, İran sınırına konuşlandıracak. Diyecek ki bak bunların hepsi de girecek. Çünkü gelenlerin hepsi de Sünni. Esed orada İran'la beraber sünnileri katlediyorlar. Kaçanların hepsi de sünni.
Avrupa'nın onları istemeyişinin sebebi sünni olmalarından dolayı. İran'ın istemeyişi sebebi sünni olmalarından dolayı. Ama şimdi orada bitmiyor bu problem. Bir anda Batı'nın sevgilisi haline geldi. Ne o? Yezid dedikleri, Nemrut dedikleri, Diktatör dedikleri Cumhurbaşkanı Batı'nın sevgilisi oldu Merkel'in. Herhalde Merkel'e başka teklifler sunsaydı Merkel kabul ederdi gibi geliyor bana. Denklemler her gün kartlar yeniden dağıtılıyor Orta Doğu'da. Terör örgütü bir gün o tarafta, bir gün bu tarafta.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye'nin güvenlik güçleri terör örgütüne operasyon yapıyor, Almanya'dan bağırıyorlar. Ne dedi Merkel'e giderken? Kürtlerle umarım barış olur dedi. Sanki biz Kürtlerle savaşıyor Türkiye. Türkiye PKK ile savaşıyor, terör örgütüyle savaşıyor. Bu 30 yıldan beri devam ediyor bu. Ya hükümetin hataları olmuştur, kusurları olmuştur. Ne yapacağız şimdi? Hükümet hata yaptı deyip de teröre göz mü yumacak Türkiye? Ya bu hükümet yanlış yaptı. İyi kardeşim yanlış yaptı diye ne yapalım şimdi? O PKK ne güzel öldürüyorsun bizim çocuklarımızı deyip iki yan handam mı öperim? Bana diyorlar ya hükümet yanlış yapmadım.
İyi kardeşim hükümet yanlış yaptı tamam. Hükümet yanlış yaptı deyip de katile madalya mı takalım şimdi? Hükümet yanlış yaptı deyip de şimdi teröriste madalya mı takalım? 30 bin tane can gitmiş bu ülkede. Son Haziran'dan itibaren 150'nin üzerinde şehit var. Sadece güvenlik kuvveti olarak. Ne yapalım şimdi? Hükümet hata yaptı deyip de. Ha hükümet hata yaptı. Ey PKK siz ondan sonra haklısınız. Askerlerimizi hala daha şehit etmeye devam edin. Polisimizi hala daha şehit etmeye devam edin. Ne kadar orada çalışan araç, gereç, kamyon, tır, iş makineleri yakmaya devam edin. Ne kadar sağlık görevlileri varsa şehit etmeye devam edin.
Ne kadar doktor, ambulans, hasta bakıcı varsa, öğretmen varsa siz onları bunları bombalamaya devam edin mi diyelim? Bakın Rusya kendince kendi güvenliğini ta Suriye'de başlatıyor. Diyor ki buradaki bu yani kendince cihatçı kimselerin ülkeye dönmelerine müsaade edemem. Benim için onlar teröristtir. Orada onları imha edeceğim diyor. Almanya için de aynı. Amerika için de aynı. Amerika kendince kendi güvenliğini Afganistan'da kurdu. Dedi ki benim güvenliğim buradan başlar. İngiltere'nin güvenliği nereden başlıyor? Hindistan'dan başlıyor.
Siz kendi içinizdeki, kendi yanı başınızdaki terör örgütüyle mücadele etmeye kalktığınızda ortalık ayağa kalkıyor. Rusya ta Rusya'dan kalkıp Suriye'de terör örgütüyle mücadele edeceğim diyor. Bu ona hakkı oluyor. Amerika, Irak'ta Suriye'yi yaktı, yıktı bir yerle yeksan etti Irak'a. Buradan bana terörist faaliyetler gelebilir dedi. Türkiye burnunun ucundaki PKK ile, içindeki PKK ile mücadele edince haddi aşmış oluyor. İşin en çılgın tarafı şu. Türkiye kendi içerisinde, sınırlarındaki PKK ile mücadele ederken, bizim cemaat olarak Kur'an Sünnet tarihisinde para toplayan, himmet toplayan cemaat da bu mücadelenin karşısında dikiliyor. Hükümete en fazla eleştirdi bulunan MHP dahi, terörle mücadelede hükümete destek verirken, eleştiriyor eleştiriyor.
Aman terörle mücadelede destek veriyor. Ama ne yazık ki, amicin cemaat'tan birileri gidip, PKK ile, HDP ile, kol kola girip iş tutuyor. Kim dost, kim düşman belli değil. Kim kimle dost, kim kimle düşman belli değil. Ben böyle söyleyince AK Partili şeyh diyorlar bana. Kardeşim ben bir sefer dahi oy atmış değilim AK Parti'ye. Ben hiçbir partiye oy atmış değilim. Ben kendimce vatanımı, milletimi seven bir insanım. Kendi dairemde, Kendi dairemde, sevebildiğim kadar. Bir seferden bir sefere kimseye demedim, hiçbir kardeşe demedim. Şu partiye oy atın diye. Demem de.
Ama ben memleketimi seviyorum. Sevebildiğim kadar, yapabildiğim kadar, görebildiğim kadar. Allah muhafaza eylese. O yüzden biz içimize bakalım. Biz sınırlarımızı iyi muhafaza edelim, iyi koruyalım. İçimizi iyi koruyalım. İçimizde bölünmeye, parçalanmaya fırsat vermeyelim. Kendi içimizde nereden olursa olsun, hiçbir teröre geçit vermeyelim. Bu kim olursa olsun, birisinin elinde silah var ise, o silahını askerine, polisine, siviline uzatıyorsa, bu nereden gelirse gelsin, kim olursa olsun teröristtir. Bir kimse eline silahı alıp da, eline silahı alıp da, birisini doğrultuyorsa, iki katildir o. O yüzden, kimin elinde silah varsa, devlet, kimin elinde silah varsa, devletin haricinde, o teröristtir, o katil olmaya adaydır.
Devletin işleyişinde, hoşumuza gitmeyen, o kadar çok şey var ki, ama bizim devlete, devletin polisine silahı, askerine silah çekip, onları şehit etme hakkımız yok. Çok basit. Siz istediğiniz partiyi kurabilirsiniz. Parti mezarlığı var Türkiye'de. Önüne gelen bir parti kuruyor. Git kur kardeşim. Gir seçimlere. Millet sana oy veriyorsa, çık sende. Nasıl yöneteceksen yönet. Ama sen, eli silahlı terör örgütlerinin, önünde arkasında durma. onlarla beraber olma. Onları destekleme. Bu. Kim Türkiye'de terör estiriyorsa, çıkarıyorsa, karşıyım ben ona.
Kim olursa olsun. Kim olursa olsun. Allah muhafaza eylesin. Bugünkü din eğitiminin, devlet kontrolünde olması, din algısını sınırlar mı? normalde devlet kontrolünde olan, bir din şundan algılanır. Sizin dini kitaplarınızı, devlet mi bastırıyor? Devlet hangi, tefsiri yasaklamış ki?
Bugün için söylüyorum bunu. Evet biz yeni böyle dergahla tanıştığımızda, hadis okumakta ait suçtu. 28 Şubat'ta bir sürü zulüm ettiler. Eyvallah. Bakın, İslami cenah, eline silah alıp da mücadele etme yolunu seçmedi. Bunu denediler. Değişik, örgütler, değişik, dış kaynaklı, dış kaynaklı, istihbarat teşkilatları, böyle örgütler kurup, kurdurmaya çalışıp, bunu yapmak istediler, denemek istediler. Olmadı Türkiye'de bu. Gerçekten bu, Türkiye'deki bu manada, o dönem için, o dönem için, Türkiye'de cemaatlerin, tarikatların, derneklerin, toplulukların önünde duran insanlara, Cenab-ı Hak bir feraset verdi.
Hiç kimse, yanındaki, etrafındaki, kitleyi silahlandırmadı. Bu noktada, sokağa dökmemek için, gayret gösterdi. Çünkü bunu, daha öncesinden, bir örneğimiz vardı, 12 Eylül. 12 Eylül'ün, ülkücülerine, çok şey borçlu, İslami cemaatler, tarikatlar. Bunu ben, oradan geldiğim için, bunu böyle söylemiyorum. 12 Eylül'ün, tecrübesini, 12 Eylül'den, alınan dersleri, bütün ülkücü camia. Bunu, kendi içlerindeki, cemaatlere, tarikatlara aktardı. Hepsi de. Çünkü, 12 Eylül'ün, kendilerinde, bıraktığı, müthiş bir tecrübe vardı.
Mesela, bu tecrübeye, sahip olmayanlar, bir kısmı, 28 Şubat'a direnemedi. Mesela, devrildi, kepenk indirdiler. Ama, bu tecrübeye, sahip olanlar, kepek indirmeden, silaha, teröre, bulaşmadan, mücadele ettiler. Onlar, çünkü, o zaman için, korkuyu yenmişlerdi. Korkuyu, yendiklerinden, karakola düşmekmiş, sorgulanmakmış, savcılığa gitmekmiş, mahkemeye çıkmakmış, onlar için, vatansa söz konusu olan, dinse söz konusu olan, problem değildi.
Sonuçta, Kur'an, sünnetse, vatan, milletse, onlar, içeri de gider, yatarlar, savcılığa da giderler, hesap verirler, polise de giderler, tutuklanırlar da, hiç sıkıntı yok. Onlar bunu yaparlar, bu eğitimi almış, vaziyette derdi. Ama, silaha bulaşmamayı, 12 Eylül'de öğrendiler. Hiç bulaşmadılar, ve bulaştırmadılar da. İslami cenahın, en büyük avantajlarından, birisi buydu. O, 12 Eylül'de, 30 yaşında olan kimse, örneğin, işte, 28 Şubat'ta, 50 yaşındaydı, 60 yaşındaydı, orada 20 yaşında, genç, delikanlı olan, işte, 40 yaşındaydı, 45 yaşındaydı. Bunlar böyle, dergahlarda, cemaatlerde, orada, burada, lök gibi oturdular, bu tip şeylere, müdahale ettiler, kendilerince.
Yapmayın, etmeyin, noktasında, bu büyük bir tecrübe oldu. Zaten, bu tecrübeyi, içerisinde barındırmayanlar, cemaat, tarikat noktasında, kepenk kapattı. Onlar da mücadele etmediler. Bu noktada, İslami cenah, ne kadar baskı olursa olsun, ne kadar böyle, tahrik olursa olsun, ne kadar, eline silahı alıp da, çıkıp mücadele etmek için, içinden ne kadar büyük, böyle, baskı gelirse gelsin, bunu durdurdular. Çık, siyaset yap, yapacaksan, çık yap, ama eline silahı alma. Mücadele et, nereye kadar mücadele edeceksen, eline silahı alma. Eliniz, eline silahı alırsan, bu noktada sıkıntı var. E, normalde bugün için şimdi, din eğitiminin önünde, kitap basmakla alakalı, bir sıkıntı var mı?
Yok. Din eğitiminin önünde, istediğiniz kursu, açabilir misiniz? Evet. Din eğitiminin önünde, istediğiniz, bu noktada, kendinizce, ama vakıflar, ama dernekler bünyesinde, istediğiniz kurum ve kuruluş, açabilir misiniz? Evet. Ama Müslümanlar, aymaz bu noktada. Bir. İkincisi, aldatılığa, aldatılığa, artık Müslümanların, bu noktada, bu tarafa doğru, yönelecek, halleri kalmadı. Çünkü, her Müslüman, böyle okul açacağız, diyen, paraları topladı, buradan parayı topladılar, okul açacağız diye, buranın çocukları, okula gidemedi. Buradan topladılar, hastane açacağız, dediler, buranın insanları, hastaneye gidemedi. Neden? Pahalı, lüks, okul açacağız, burun işler böyle olmaz, nasıl olur?
Okul açılması lazım. Getirin zeytinleri, salçaları, getirin paraları, yazın çekleri, senetleri, harika okullar açtık biz. Ama o çekleri, senetleri verenlerin, zeytinyağını, salçalarını verenlerin, çocukları o okula gidemedi. Kim gitti? Parayı bastıranın çocuğu gitti. Kaç para şimdi özel okul? 17 milyar lira. Bu okullar nereden açıldı? Müslümanların paralarıyla açıldı. Onlarla yapıldı. Öğretmenleri kim? Yine Müslümanların çocukları. Upücüz. Bin liraya öğretmen, bin iki yüz liraya öğretmen. Bir yerde okul var, öğretmenine üç milyar, üç buçuk milyar, dört milyar maaş veriyor. Bir yerde okul var, öğretmenine bin beş yüz lira veriyor. Bin beş yüz lira öğretmenine para veren, okul on yedilere, on sekiz lira, on dokuz lira para alıyor.
Öğrenci başına, öğretmenine üç buçuk lira para veren okul ise, on beş lira alıyor, on dört lira alıyor. Ütüldük, ütülmeye devam ediyoruz. Ben bazen söylüyorum, kızıyorlar bana. İzmir'deki şifa hastanesinin açılma esnasında, ben İzmir'deydim. Dağlardan zeytinler topladılar, yağları topladılar, bayındırdan, salçaları topladılar, peynir topladılar. Hastane açılıyor, paralar toplandı. Harika. Hiç gitmediydim ben. Bundan beş altı yıl önce, annem altı yedi yıl önce, annem rahatsız, bir türlü böyle toparlanamıyor. Gittim anneme dedim ki, ya seni doktora götüreyim işte, gittim buradan.
Diyorum ki, ödemiş de, hastaneye götüreyim, hayır diyor. Bizim Beçet, Kuşadası'ndaymış o zaman. Sınıf arkadaşı var, doktor benim. Dedim bak, Aytun Beçet, hem annesiyle, samimi arkadaşı annem. Dedim bak, Aytun Beçet var, şeyde, Kuşadası'nda, oraya götüreyim seni, hayır. O Mehmet Bayındır'da, başhekim yardımcısı ya, şey neydi o, Yeşilyurt'ta. Dedim bak, eski, bizim arkadaşlardan, ülkücü anne, Yeşilyurt Devlet Hastanesi, başhekim yardımcısı. Hatta bir gün, derse böyle, ameliyattan çıkmış da gelmiş. Derslere de, bir iki gelip gidiyor. tanıdığımız anne, oraya gidelim, yok hayır. Anne, nereye istiyorsun dedim ben, hiç unutmuyorum. Şifaya dedi. Kim söyledi anne bunu sana dedim ben, Ahmet abim dedi dedi.
Ne dedi sana dedim ben, orada başhekim yardımcısı, benim arkadaşım, anne oraya git sen dedi bana dedi. İyi anne götüreyim dedi. Ben ilk defa giriyorum. İçeri bir girdim ben, eyvah, Nuri var yanımda. Nuri biz nereye geldikler dedim ya. Burası böyle dedi. Dedim bu millet, bu hastaneyi açmak için mi para topladı Nuri dedim ben.
Çalışan bayanların, örtülülerin dahil buna. Örtülüleri. Yani örtülü bir çalışan bayan tasavvur edin, bu ne olması lazım? Üzerindeki kıyafetinin, vücut hatlarını belli etmemesi gerekir. Makyaj, ağır makyaj yapmaması gerekir. Tenini göstermemesi gerekir. Örtülü. Bir şey taşıyor üzerinde. Bu ülkede bir şey taşıyor üzerinde. Başka bir yerde taşımaz. Burada taşıyor. Burada başörtüsü bir simge haline gelmiş. Geldik. Bir şey taşıyor üzerinde. Hele bir de cemaat algısı varsa, burası bir tarikata müntesip, burası bir cemaata müntesip.
Yani ben bazen böyle agresifleşiyorum ya, senin üzerinde sema kıyafeti varsa, dikkat edeceksin kardeşim sen kendine. Sen kendine dikkat edeceksin. Senin üzerinde tek kede vazifeli elbisesi varsa, kendine dikkat edeceksin. Gözüne, kaşına, diline, eline, ayağına dikkat edeceksin sen. Kafana sikkeyi koydularsa, senin kendine dikkat edeceksin sen. Senin kaşın, gözün oynamayacak. Orhan buranı oynamayacak senin. Kadın erkek. Oynamayacak. Bu bu çünkü. Neden? Sen üzerinde bir şey taşıyorsun. Bir başkasına bir bakacaklar, sana on bakacaklar. Bu kardeş filanca dergâhta vazifeli. Bir başkasına bir bakacaklar, ona yüz bakacaklar.
Neden? O vazifeli. Bak bir başkasına bir bakacak, ona yüz bakacak. O kendine dikkat edecek. Onun boş konuşmaya, boş hareket etmeye, boş davranışa, boş işlerle işi yok onun. Ağzından çıkana dikkat edecek. O vazifeli. Ya ben böyle konuşurum. Konuşamazsın. Bırakacaksın elbiseyi orada, ondan sonra konuşacaksın. Arkadaş ben vazifeyi bıraktım, hakkını helal edin. Efendim ben dilimi tutamıyorum. Ben olur olmaz konuşuyorum, olur olmaz önümde gelene. O yüzden ben affım istiyorum. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam. Allah yolunu açık etsin. Nereye istiyorsan git. Ama o vazife elbisen varsa senin üzerinde, sen dilinden çıktığına, yazdığına, adım attığına, baktığına dikkat edeceksin.
Ben hiç unutmuyorum, bir gün Emir Sultan Hazretleri'nin orada karşısında, önceden çukurda bir çay ocağı var. Ben böyle Emir Sultan Hazretleri'ne bakıyorum kendimce. Allah affetsin işte. Gençlik ya, kendimce irtibat kuruyorum, konuşuyorum böyle işte. O esnada oradan bir arkadaşın oğlan kardeşi geçiyormuş. O derviş o arkadaş. O oğlan kardeşi de, bu abisinin derviş olmasına, canı sıkılıyor. Pazartesi bana dedi ki, seni yakaladım. Nerede yakaladım? Pazar günü seni Emir Sultan'ın önünde yakaladım dedim. Aa, neredeydin orada dedim. Orada hatunları kesiyordun sen dedi. Allah'ım durdum ben şimdi. Yarabbi ya Resulullah. Aklıma geldi, kalbime geldi.
Ben dedim ya, Mustafa Özba dedim. Sen kendi kendine, hani manevi zevk ediyorsun, karşı karşıya konuşuyorum diye bakıyorum. O da oradan da hatunlar geçiyormuş. O da diyor ki hatunlara bakıyordu. Güldüm aklıma geldi. Elimi böyle omuzuna vurdum. Haklısın kardeş dedim. Allah beni affetsin. Bu durdu şimdi. Ya bir şey demeyecek misin dedi. Ne diyeyim dedim. Sen kendince gördüğün dedim sana doğru. Benim gördüğüm bana doğru dedim. Senin gördüğün sana doğru. Benim gördüğüm bana doğru dedim. Abisi de orada oturuyor. Tezgahın arkasında. Ona döndü. Allah söyletecek ya. Oğlum dedi, sen ben dergaha girdim diye dedi. Kimle bakıyorsun? Geri zekalı. O Emir Sultan Hazretleri ile görüşüyordu belki de dedi.
İçimden dedim ki Allah'ım sen benim de kelim ol. Şimdi bakın niye dikkat ediyor insanlar? Baktığın yere dikkat ediyor. Bakmayacak mı? Aynı şey. Orada bir cemaat algısı var mı var? O hastanede öyle yetişiyor. Çalıştıramazsın sen. Hayır. Girdik Nuri dedim. Eyvah bakmışız biz dedim. Ben dedim ilk defa giriyorum buraya. Tabii işin bir de başka boyutu var. Param gitti diye bunu söylemiyorum. Bir Müslüman'ın, bir fukaranın onun altından kalkması mümkün değil. Bunu göstermek için söylüyorum. Fukaraların paralarıyla, zekatlarıyla, himmetleriyle, gayretiyle kurulan bir hastane. Doktora götürdüm. Annemin dediği doktora dedim ki annem yerde yatar.
Divanda yatmaz. Çekyatta yatmaz. Yıllardan beri dedim yerde yatar. Her kışta dedim böyle rahatsız olur. Ağır bir grip geçirir. Annem ağır bir grip geçiriyor yine. Ve bunu dedim normalde şeker hastalığı da var. Şeker hastasıyla bu dedim birleşince ağır geçiyor dedim. Ağır geçiyor. Durum bu. Bir tahlil, bir bilmem ne, bir bilmem ne o günün parasıyla 1800 lira. Askeri ücret 450 lira. Anneme dedim anne helalı hoş olsun sana. İçimden dedim ki Ahmet Özman'ın öpücüne kurban gittik. Çıktık. İçimden dedim ki Eyvah. Ütüldük dedim.
Hep beraber. Müslümanların kendi parasıyla kendi yardımlarıyla kurdukları hastaneye kendileri giremiyorlar. Ve çalışan bayanların üzerinden erotizm fışkırıyor. Cemaat hastanesi. Yorulduk. Müslümanlar yorgun şimdi. Yorulduk. Biz 150 yıldan beri gözyaşı dökürken 150 yıldan beri her türlü baskıya her türlü sıkıntıya göğüs gererken 150 yıl sonra tam nefes alacağımız zaman yenildik. Yorgunuz şu anda. Yorgunuz.
Ve baktığımız zaman önümüzdeki resme Allah'ım diyoruz ya. Allah'ım bizi bu halden sen kurtar. Bizi yeniden dirilt. Bizi yeniden kurtuluşa erdir. Bizi yeniden bir ve beraber eyle. Bize yeniden aşk ve şeyt nasip eyle. Bu topraklarda Kur'an, sünnet, vatan, millet sevgisini bahşeyle. E devlet şu anda bu noktada böyle dedikten sonra devlet kontrolünde bir din mi yaşıyoruz biz? Hayır. Devlet kontrolünde din ne zaman sizin önünüze gelir biliyor musunuz? Siz dininizi tam anlamıyla yaşamaya başlarsanız yaşamaya diyorum. Devletin sınırları sizin o yaşamanıza engel olmaya başladığında merak etmeyin. O zaman savcılığın önüne çıkarsınız.
Bu ne demek oluyor biliyor musunuz? Bizlerin yaşamış olduğu din bizlerin yaşamış olduğu din devletin sınırlarını henüz çarpmamış. Kendi kendimizi aldatmayalım. Birileri bize gaz vermesin. Siz devletin dayattığı dini yaşıyorsunuz demesin bize. Ne? Ticaret yaparsın. Ticaret yaparken devletin sınırlarına tosladığında ceza gelir sana. Ne yapar? Vergi dairesi gelir öper seni. SSK gelir öper seni. Öper. Gel bakayım buraya da.
Getir bakayım defterlerini bana. Sen kuzu kuzu götürürsün defterleri maliyeye verirsin. İnceler öper seni. Ne kadar eşit çalışıyor senin yanında? Bu kadar. SSK'da toplar senin defterini. Gel bakayım der. Bir gün basıverir senin yerine. Bir inceler seni. Öper seni. Merak etme. Siyaset yapıyorsun değil mi? Siyaset yaparken devletin sınırlarına dayanacak siyaset yaptığında devlet seni çağırır. Merak etmeyin siz. Öper seni. O zaman o sınırı genişletmek size vacip olur. Haksa. Siz dininizi yaşarken dininizi yaşarken sizin yaşadığınız siz bir sınıra dayandıysanız o zaman o sınırı genişletmek size vacip olur.
Onun için mücadele edersiniz. Şimdi kimse şunu söylemesin. Biz işte devlet kontrolünde dinimiz yaşıyoruz. Demesin. Seferlik nerede başlar nerede biter. Hanefilerin çoğunluğuna göre o oturduğunuz köyün kentin son sınırında başlar. Önceden eski kitaplıklarda mezarlıklar derdi. Çünkü insanlar normalde mezarlıklarını yolun böyle başına yaparmış. Gelip geçerken böyle insanlar işte aidiyet kesbetsin. Burada babam yatıyor. Burada dedem yatıyor desin diye. Ama mezarlıklar şehirlerin içinde kaldı şimdi. Bu noktada Osman Gazi'nin sınırları neresi? Bursa Osman Gazi. Osman Gazi'de oturuyor. Sakın Bursa'da oturuyorum demesi.
dini fıkıh olarak. Neden? Yarın öbür gün Bursa örneğin diyelim ki 20 bin 20 milyon nüfuslu bir şehir olduğu zaman bir taraftan bir tarafa gitmek zaten 100 km oturulacak. Şu anda Pendik'ten Küçükçekmece'ye gitmek 100 km yok mu? Var değil mi? Büyükçekmece ne kadar? 80 küsur 90'a yakın Pendik'ten çıkan Seferi oldu. Seferi Hanefi'ye göre Pendik'ten Küçükçekmece'ye adam niyet etti mi Seferi oldu. Kendisine İstanbul'da oturuyor mu demesi. O yüzden 80 km hatta bunu normalde ismini şu anda hata yapabilirim.
Tahtazani olacak Hanefi'ye göre. Tahtazaniler seferiye niyet ettikleri anda evlerinde başlatırlar. Yine onlar da Hanefi'dir. Engelli bir çocuğun dünyaya geleceği hamilelik döneminde anlaşılır ise çocuğu aldırma yetkisi var mıdır? İstanbul yolu nasıl bakmamızı ister? Bununla alakalı eski fetvalar var. Hatta bununla alakalı Orhan Hoca bana bir şey söylemişti. Ben de Orhan Hoca'ya dediydim. Orhan Hoca yüzde kaç dedim. Hani bu çocuk özürlü doğacak işte ne Down sendromu diyorlar. Doktor ne diyorlar? Böyle bir sendromlu doğacak yüzde kaç dedim yanılma payı binde sıfır hocam benim dedi. Ben kaldım binde sıfır nokta bir değil binde sıfır dedi bana.
Hocam dedim senin bu konudaki dedim hani başlarınız binde sıfır hocam dedi. Binde sıfır olursa dedim anne babanın dört aylık oluncaya kadar hamileliğini sonlandırma hakkı olur dedi. Bunu devletin de hakkı olabilir. Devlet şöyle yapabilir. Down sendromlu çocukların yüzde elli bakımını ben üstlenirim diyebilir devlet. sigara içenlerin mesela sağlık sorunlarının yüzde ellisini karşılayabilirim diyebilir devlet. İçki içenlerin yüzde ellisini sağlık sorunlarını karşılayabilirim diyebilir devlet diyebilir. kelime-i şehadetin duyularla şahitliği nasıl olur? Bütün o kimsenin her haliyle iman edip şehadet noktasına ulaşması.
Doğuda bayan öğretmenim seçim görevi olarak problemli olabilecek bir köy okulu verildi. Kendime veya oy kullanan insanlara karşı herhangi bir tehdit veya baskı yapılırsa ailem müdahale etmememi istiyor. Ölürsem şehit olurum diye düşünüyorum. Problem çıkarsa nasıl davranmamı önerirsiniz. Bu noktada kim sana bir baskı yaparsa o baskıya boyun eğme ölürsen şehit olursun. İnşallah. Hiçbir zaman hiçbir terör örgütünün ve mafyanın baskısına boyun eğmeyin. Hiçbir zalimin zulmüne boyun eğmeyin. Ölüm pahasına olsa dair. Burada fetva verirler. Ölüm söz konusuysa geri dönebilirsin.
Uzuvlarının birisine zarar verilebilirse geri dönebilirsin. Bu da bir yol mudur? Evet. Bu yol benim tercih ettiğim bir yol değildir. Ben vatanımı korumak için ölünmesi gerekiyorsa canımı veririm. Dinimin korunması gerekiyorsa ölünmesi için ölünecekse ölürüm. Ailemin namusumun çoluğumun çocuğumun korunması için can verilecekse veririm. Malımı korumak için can verilecekse veririm. Hiç kimse kaba dayılıkla benim malımı alamaz, benim malıma el koyamaz, kaba dayılıkla bana caka satamaz, bana hava atamaz. Mücadele ederim onunla. Nerede olursam olayım. Bana bu tip şeyleri sorarsanız, ben ya madem o zaman can tehlikesi taşıyorsun, ya bir adım geri at demem.
Bu benim kendi nefsime ait. Birisi geri atacakmış adım, atar beni ilgilendirmez. bu tip şeyleri bana sorduğunuzda ben kendi nefsim için söylerim ona. Ha bir başkasının canının nefsini tehlikeye atmaya hakkım var mı? Yok. Birisi gelip bana baskıyla, terörle, kapıda bana bir şey yaptıramaz.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden ben buna katılmam. Hele bugüne kadar onca şehit vermişiz doğuda, güneydoğuda bu PKK'ya karşı onların yanına bir mezarda benimki kazılır. Başka bir şey olmaz. Sonra bunun arkasından yine kalpleriniz katılaştı. Şimdi de taş gibi ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü o taşlardan öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor. Yine öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fıskırıyor. Öylesi de var ki Allah korkusundan yerlere yuvarlanıyor. Ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir. Bakara ayet 74. Bu ayet-i kerimeye bakarak her şey canlıdır ve her zerre zikir halindedir diyebilir miyiz?
Evet. Eğer öyleyse bu bizim günlük yaşamda nasıl bir farkındalık içinde olmamız gerekir? Bütün alem zikreder. Bütün alem zikredersen sen bu zikirden gafil kalırsan o yüzden en büyük günahı kebari işlemiş olursun. Allah bizi o gafletten muhafaza edersin. amin. Fala menna hu. Elhamdulillah Rabbil alemin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.