Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 16 Ekim 2015 · 34:15
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Eşim çocukluğundan beri çalışıp ailesine maddi olarak hep yardımda bulunmuş abisi de var. Tek kardeş değil. Evlendik yine ara sıra maddi olarak. Ailesine bazen haberim olmadan yardımda bulunuyor. Biz kirada oturuyoruz. Eşimin ailesinin evi var. Eşimin böyle yapmasına gönlüm razı değil. Eşim ben aileme bakmak zorundayım diyor. Sizce olması gereken nedir? Erkek çocuk annesine babasına bakmakla mükellef. Gülmek abdesti bozar mı? Bozmaz.
Gülmenin kararı ve ölçüsü ne olmalıdır? Kahkahayla gülmek kalbi karartır diye bütün ittifak halinde. O yüzden normalde bir kimse gülerken ölçülü gülecek, kahkaha atmayacak. Alimler sultanlara karışmadıkları ve dünyaya dalmadıkları müddetçe peygamberlerin eminleri güvenilir, varisleridir. Sultanlara karıştıkları ve dünyaya daldıkları zaman dininizi korumak için onlardan sakınıp ayrılınız.
Deylemi, Aclini, İbni Abdülzer, Avarif-ül Marif sayfa 630. Alimlerin devlet ve dünya işlerindeki dini ölçüsü nedir? Müridlerin bu durumdaki ölçüleri nasıl olmalıdır? Sevenin gözü kördür deyip veyahut hala hal, kişiye bağlılığı devam ederse bundaki sorumlulukların nedir? Hala herhalde.
Evet, alimler sultanlara karışmadıkları ve dünyaya dalmadıkları müddetçe peygamberlerin eminleridir. Eyvallah. Ama sultanlar bu noktada Kur'an ve sünnet dairesinde değillerse, alimlerin sultanlara Kur'an ve sünneti tebliğ etmeleri, doğruyu tebliğ etmeleri, hatta zalim bir sultana doğruyu tebliğ etmek en büyük cihatlardan birisidir. O yüzden alimler sultanlara tebliğ etmeyecek, sultanlara doğruyu anlatmayacak noktasında bunu algılamayın. Ama alimler sultanların yalakası olmayacak, yardakçısı olmayacak. Sufiler bu noktada kendilerini ölçü almışlar. Sufiler asla devlet bürokrasisine yakın durmazlar, siyasetçilere yakın durmazlar. Sufi ölçüsüdür bu.
Sufiler devlet kapısına gitmezler. Devletteki bürokratların, siyasetçilerin bu noktada yalakası olmaz, etrafında dolaşmazlar. Ama bu demek değildir ki onlara doğruyu nasihat etmeyecek. O yüzden doğruyu, iyiyi, güzeli nasihat etmek, dinleyen var ise bütün Müslümanlara farzdır. Alimlere birinci derecede farzdır. Allah o alimleri çoğalsın inşallah. Alimlerin devlet ve dünya işlerinde dini ölçüsü nedir? Alimler bu noktada devletten vazife almazlar. İmam-ı Azam Hazretlerinin ölçüsüdür. O yüzden şehit olmuştur. Arkasından gelen talebesi İmam Yusuf kabul etmiştir. Sonradan gelen İmam Muhammed kabul etmemiştir.
Onlardan sonra gelen Serahsi de kabul etmeyenlerin yolunu takip edip o da kabul etmemiştir. O yüzden gerçekten alim ve ulema kimselerin devlet bürokrasisinde vazife almaları bu noktada tehlikeli görenler olmuştur. Ama bir kısmı da bunu tehlikeli görmemiş. Kendince vazifesini hür, Kur'an ve sünnet derisini yapacağına inanmış. Öyle yapılabiliyorsa buna cevaz verilebilir. Yani eğer ki alimler, şeyhler Kur'an ve sünnet dairesinde durup devletin içerisinde veya devletin etrafındaki insanlara Kur'an ve sünneti anlatabileceklerse bunda bir sıkıntı yok. Ben kendimce. Çünkü İslam buna net bir şekilde olur ve olmaz diye bu sonuca bağlamamış. Duruma, vaziyete, ana göre bunlar iştahat edilebilir.
Dünya işlerindeki dini ölçüsü nedir? Normalde kim olursa olsun şeyhen lillah demeyecek noktada kendince kendi iaşesini temin etmeli. Biz bu noktada sufi anlayış olarak biz şeyhen lillah demeyecek noktada kendi ihtiyaçlarımızı, kendimizce yükümlülüklerimizi yerine getirecek noktada en az dünya ile alakalı işlerimizi yapmakla mükellefiz. Çünkü sufi algımız, anlayışımız, din anlayışımız bu noktada isteyen el olmamak, veren el alan elden üstündür dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. O yüzden bizim sufilikteki kaidelerimizden birisi, derviş kardeşler boş durmayacaklar. Muhakkak bir işe sahip olacaklar, çalışacaklar.
Hiç kimseye muhtaç olmamak için gayret gösterecekler. Öyle zekat peşinde, sadaka peşinde, fıtra peşinde koşmayacaklar. Öyle birisi cebimize bir koysun diye bakmayacaklar. Sohbete gittikleri, zikrullaha gittikleri yerlerde benim yol paramı verirler mi, benim yemek paramı verirler mi, beni nerede yatırırlar, beni nerede kaldırırlar diye aklının ucundan dahi geçmeyecek. Gerekirse aç gidecek, aç gelecek. Yayan gidecek, yayan gelecek. Hiç kimseden hiçbir şey istemeyecek. Bizim birinci şartımız hiç kimseden hiçbir şey istememek. Kendi kendimize yetebiliyorsak, kendi kendimize yeteriz. Bir hizmeti de, bir vazifeyi de kendi kendimize yapabiliyorsak yaparız. Yapamıyorsak yapamayız. Deriz ki yapamadık biz buna.
Gücümüz neye yetiyorsa ondan sorumluyuz. Yok biz burada pilav vereceğiz, bize para verin. Yok biz burada aşire dağıtacağız, bize para verin. Yok biz burada lokma dağıtacağız, bize para verin. Yok biz burada hizmet edeceğiz, bize yardımcı olun. Bu bizim işimiz değildir. Bu sufi işi değildir. Biz kimsenin bir lokmasına esir olmayız. Kimsenin bir lirasına da esir olmayız. Hiçbir şekilde ihtiyacımız yok. Yapmayı veririz. Biz böyle apartman altlarında zikrullah yapmaya alışkınızdır. Rutubet kokar bizim yerlerimizden, su çıkar. Biz otuz yıldan beri böyle yaşıyoruz. Ama çıkıp da tüccar gezip de bize yirmişer lira verin, otuzer lira verin, zekatlarınızı bize verin.
Böyle bir derdimiz yok. Kim zaten böyle bir etraftan zekat toplarsa da bizden değildir. Kendi kendine hiç kimse bir şey vazife etmeyecek kendine. Ortalığa zekat toplamak için çıkanlar bizde görünmez de ama Nasrettin Hoca gibi testiyi kırmadan kulağını çekelim. himmet toplamak, zekat toplamak, fitre toplamak bizim işimiz değildir.
O yüzden normalde biz ne bürokratların, siyasetçilerin kapısında bekleriz, ne de zenginlerin, kendilerini zengin zannedenlerin daha doğrusu kapısında bekleriz. Bizi ilgilendirmez. Bu noktada dünyayla olan ilişkimizi de herkes kendi dairesinde, kendi ihtiyacının, kendi çalışmasına devam ettirir. Biz zenginliğe düşman değiliz. Ben isterim ki bütün kardeşlerin bu noktada dünyaları da, ahiretleri de mamur olsun. Cenab-ı Hak cümlemizi mamur eylesin. Cümlemizi dünyada da, ahirette de sıkıntı göstermesin. Dünyevi, uhrevi bütün ihtiyaçlarımızı karşılasın Cenab-ı Hak. Meccanen, lütfundan, ikramından, ihsanından versin inşallah. O yüzden normalde bu noktada müritler veyahut da zakir kardeşler veyahut da şeyhler dünyayla bu noktada alakadar olmak zorundalarsa olacaklar.
Öyle. Ne iş yapıyor şeyh efendi? Hiçbir iş yapmıyor. Nereden geçiniyor? E dervişlerden geçiniyor. Ders kağıdını 100 liraya satıyor. Herkes şeyhin banka hesap numarasına aylık belli bir ne o? Para gönderiyor. Bunlardan haberim de bana soruyorlar. Caiz mi değil mi diye. Kendi şeyhlerine soramıyorlar. Şeyhin tarlasında çalışanı mı ararsın? Üzümlerini kesip toplayanı mı ararsın? Arpasını, yulafını toplayanı mı ararsın? Fabrikasında çalışanı mı ararsın? Şeyhin iş yerinde bedavadan çalışanı mı ararsın? Bunların hiç dinle, diyanetle alakası yok bu işlerin.
Tasavvufla alakası yok. Bunlar dini, diyaneti kendine normalde basamak yapıp kendince, Allah affetsin, kendi kendisini aldatan insanlar. Allah muhafaza eylesin. Müritlerin bu durumdaki ölçüleri nasıl olmalıdır? Müritler de normalde kendi halince, kendi halince bu bir kimse işte KPSS'ye hazırlanacak, hazırlanacak KPSS'ye, kazanırsa gidecek bir yere atanacak, çalışıyorsa çalışacak, kendine bir meslek seçecek, bir yerde işe giriyorsa işe girecek.
Sonuçta kardeşler de alan el olmamak için gayret edecekler. Sevenin gözü kördür deyip veyahut hala kişiye bağlılığı devam ederse bundaki sorumlulukları nelerdir? Burada sevenin gözü kördür deyip kişiye bağlılığı, ben bunu algılayamadım tam. Kişiye bağlılık derken bir kimse üstadına, dergâhına bağlılığı, Kur'an ve sünnet dairesinde bunda bir sıkıntı yoktur ki. Bir tek bağlılık Kur'an ve sünnetin dışına çıkarsa problem olur. Bir kimsenin başında zakiriydi, çavuşuydu, nakibiydi, neyse, şeyhiydi, hocasıydı. Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylüyorsa, dergâhlarda adabın dışında bir şey söylüyorlarsa bunlara tabi olunmaz. Yani bu ne demek?
İşte hadi arkadaşlar halay çekerekten zikrullah yapacağız. Yapacağımız şey zikrullah ama halay çekerekten yapacağız. Kardeş, adabda bizim halay çekerekten zikrullah yapmak yok. Sen nereden çıkardın bunu şimdi? E kalbime geldi benim. E yok böyle bir şey. Veyahut da işte biz halaka halinde zikrullah yapıyoruz, bir de namaz safı gibi zikrullah yapıyoruz. Üçüncü bir şıkkı yok bunun. E birisi kalktı, es yapıyor. E yok kardeş, adabda böyle bir şey. Bunlara uyulmaz. Ama orada kişiye bağlılıktan kasıt, normalde zakiri dinlememekse böyle bir şey yok. Herkes başındaki zakiri, Kur'an, sünnet ve tarikat adabı erkanınca dinleyecek. Herkes dinleyecek.
Herkes başındaki vazifeli kimse, Kur'an ve sünnet dairesinde ve dergâhı bağlayan şey bu. Dergâhın dışında Kur'an, sünnet imamlarının iştahı bitti. Burayı, buraya da bağlayan şey ne? Kur'an, sünnet imamlarının iştahı da dergâhın adabı. E zakir, efendi böyle istedi. Ya böyle istedi de, bu dergâhın adabının erkandı yoksa, ona birisi diyecek. Abi, yok böyle bir dergâhın adabı erkandı. Sakin ol. Bunda bir beis yok. Veyahut da üstad bir şey söylüyorsa, Kur'an, sünnet imamlarının iştahı dairesinde duruyorsa bu mesele, eyvallah. Ama durmuyorsa, efendim hakkınızı helal edin. Bu meseleyi bir daha bir gözden geçirseydik. Biz bunu anlayamadık. Biz bunu algılayamadık.
Bizim yolumuz bu. Bu başka bir yerde böyle olmaz. Direkt otomatikman o kimse bağlıdır, harfiyen yerine getirir. Biz de öyle değil. Bu ay içinde ne kadar oruç tutulur? Nafile oruçlar bellidir. Pazartesi, perşembe, ayın başında, sonunda, ortasında, 14'ünde, 15'inde, 16'sında, bir gün boş, bir gün dolu. Bu noktada aşure ile alakalı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri farz oruç. Oruç farz edilmezden önce aşure orucu tutulmuş. İşte cumaya denk gelirse perşembe, cuma, cuma cumartesi olarak ama perşembe, cuma daha evla. Ama bir kimse 7 gün oruç tutabilir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri terk etti, itikafı iade etmiş Muharrem ayında. İade ettiği zaman da son 7 gün itikafa girmiş, son 7 günde oruç tutmuş.
O yüzden son 7 günde oruç tutulabilir. Bir arkadaşım intihar etmek istiyor, daha sonra doktora gideyim dedi. Bu kardeşime nasihatim ne olmalıdır? Muhakkak ki intihar, bir kimse bile bile bunu yapacağım derse, yaparsa, bile bile aklı yerinde olursa, Allah muhafaza eylesin. Ebedi cehennemliktir bu mesele. İnsanların bir, gerçekten psikolojilerini bozup, bu da meyillenmeleri olur. İki, bazıları bununla kendisini kıymetlendirmek ister. Bunun farkında değildir o kimse. Yani kendisinin kıymetlendirmek istediğinin farkında da değildir. Veyahut da bile bile bunu yapar, kendisini kıymetlendirmek için. Mesela böyle bir kendisini kıymetlendirme hastalığı vardır insanlarda. Bu gizli bir hastalıktır.
Adam hastalığını çok büyütür. Eşinin yanında, aha, ooo, gider. Onun dili şu, eşine diyor ki, beni sev, benimle ilgilen. Benim etrafımda pervane dön. Bak bakayım ateşin var mı? Baktı, yok, yanıyorum ben. Bak bakayım şuranda bir şey var mı? Ne oldu? Ölüyorum ben. Veya kadın başı ağrıyor, migreni tutmuş. Dolaşıyor evden. Bakıyor adama bir de. Hani onun tepkisi ne olacak? E adam şefkatli ol. Vay, başın mı ağrıyor? Yat hadi sen de. Veyahut da gel kucağıma sallayayım seni de. Şefkat istiyor. Bu dervişlerden de vardır böyle. Şeyhe naz eder. Ben buradayım da. Sohbetlerde vardır böyle bu tip insanlar. Kendisinin kıymet atfedilmesini ister.
Bir yere gidersiniz mesela, sohbet esnasında birisi tuhaf bir ses çıkarır oradan. O tuhaf bir ses çıkarmak, bana bakın ben buradayım. Dikkat edin. Veya birisi zikrullah esnasında bir sayha atar oradan. Birisi titrer. Bunlar aynı psikolojik farklı renklerde olup, piseşik psikolojik rahatsızlıklardır bunlar. Sen herkes gözünü oraya diker. Onunla ilgilenir. Veya sohbet esnasında birisi öksürür oradan. Ona ne oldu der herkes bakar, gıcık kaptı der. Gırtlağını sökeceksin, koyacaksın kenara. Veya tuhaf sesler. Alacaksın gırtlağını sökeceksin. Buradan alacaksın böyle.
Tık diye. Hadi ses çıkar şimdi diyeceksin. Normal zamanda çıkarmaz. Beraber yürüyorsundur. Hiçbir ses yok. Beraber sohbet ediyorsun. Hiçbir ses yok. Birisi memurdu. Ses çıkarıyor. Gittim devlet taresine. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Hiçbir ses yok. Döndüm. Akşam çok cezbeliydim. Bir sürü ses çıkıyordu dedim. Şimdi neden burada ses çıkmıyor? Ses yok. Öğretmenin öğrencisine sordum. Öğretmeniniz dedim. Ders anlatırken tuhaf sesler çıkarıyor mu? Hayır dedi. Adam derste tuhaf sesler çıkarıyor. Sınıfta neden tuhaf sesler çıkarmıyorsun? Derste Allah'ı zikrediyor. Sınıfta zikretmiyorsun o zaman. Adam burada tuhaf davranışlarda bulunuyor.
Titriyor. Aa bakıyorsun. Alışveriş ederken titremiyor. Evde titremiyor. Eşine soruyorsun. Evde titriyor mu? Bu yok. Eee burada titriyor. Bunların hepsi de psikolojik rahatsızlık. Dengesizlik var. Beyin gerisinde çalışıyor o. Hani bir kadın hiç kimsede bulunmayan bir rengi buluyor ya. Tesettürlü bir kadın hiç kimsede olmayan bir renk buluyor.
Caz şavlak bir renk veya hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir kıyafetle çıkıyor. O psikolojik rahatsız. O silik bir kimse. Fark edilmek isteniyor. Yani bu mevsimde örneğin işte kanarya sarısı giymiş altı üstü eteği blizi örtüsü bir kadın düşünün. Şeyden Ulu Camii'nin oradan heykele doğru geliyor.
Pisecik psikolojik rahatsızlığı var. O yüzden intihar eğilimi bu noktada bir gerçekten psikolojisi bozuktur. Bozuktur. Söyleyecek laf yok. Ama büyük bir kısmı bunu söylüyorsa, dile getiriyorsa kendince diyor ki bana ehemmiyet verin. Bana önem verin. Veya bir yanlışlık yapıyor. O yanlışlıktan sonra kendisini affettirme yolu olarak ben intihar etmek istiyorum diyor. Kadına dedim et. Nereden atmayı düşünüyorsun kendine dedim. Atacak mı? Zehirleyecek mi? Hap bir işecek mi? Ne yapacaksın dedim. Böyle baktı. Hemen şimdi yap dedim. Şu adamı da kurtar dedim.
Nasıl yani dedi. Ya dedim bir ömür boyu senin gibi rahatsız bir kadınla yaşamak zorunda kalacak bu adam. İntihar et ki dedim. Bu adam kurtulsun senden. Böyle baktı. Benim ölmemi mi istiyorsun sen dedi kocasına. Ben bir şey demedim dedi. Kocası. Adıma dedim desene aslanım ne demiyorsun dedim ben. Ölmek istiyorsan ölecek dedim. Hadi öl bir sefer dedim. Nasıl dedi. Allah de at kendini bir yere dedim kadına. Durdu baktı öyle. Normal değil ya benim söyledim. Hadi olmazsa beraber ölelim dedim. Üçümüz beraber el ele tutuşalım şuradan camdan dışarı dedim. Atalım kendimizi hep beraber dedim. Böyle baktı kocasına. Sen bu adaman bağlısın dedi. Bu daha da deliymiş dedim.
He ben daha da deliyim dedim. İstiyorsan beraber adam kalsın dedim. Biz seninle atalım kendimizi aşağıya dedim. Bu adam caz hiç olmazsa benden de senden de kurtulsun. İyileşti ertesi gün kadın. Allah muhafaza eylesin. Hiç kimsenin intihar etmesini istemeyiz. Bu psikolojiye düşmesini de istemeyiz. Allah'ım korusun inşallah. Ezberlediğimi unutuyorum. Efendimizin Hz. Allah Efendimiz'e tavsiye ettiği hıfız namazını nasipse kılacağım. Neden kılmadın ki bugüne kadar? Namazda okunması gereken Yasin Mülk Duha surelerini ezbere bilmiyorum. Ne yapmam lazım? Al eline öyle okuyarak da namazını kıl. Saçımdaki beyazları örtmek için hinkınası kullanabilir miyim?
Allah razı olsun. Kadın mı erkek mi? Erkeklerin evlenecekleri zaman eşlerine genç görünmek için saçlarını boyamalarında cevaz vardır. Savaşta düşmana genç görünmek için saçlarını boyamalarında, kınalamalarında cevaz vardır. Ama erkekse saçları, sakalı ağarınca gençliğe özenip de, saçımın sakalımın ağardığı belli olmasın derse, lanet olsun o ihtiyarlara ki gençliğe özenirler.
Hadis-i şerif mucibince tehlikelidir. Kadınların saçlarını kınalamalarında zaten bir beis yok. Onlar gençliğe, erkekliğe bakmazlar. Kadınlar süslenmek için, eşlerine süslenmek için evlerinde saçlarını kınalamalarında, kendilerine bakım yapmalarında bir beis yok. Evlenmek istediğim kişiye, ailem o kişi Kürt diye vermek istemiyorlar. Ailem Trabzonluyuz. Hiç tanıma fırsatı dahi vermiyorlar. Bana yeterli bir sebep sunuyorlar. İşi yok, gücü yok, dininin gereklerini yerine getirmiyor. Ya da bu sana bakmaz, seni üzer demiyorlar. Onlar Kürt, seni onlara vermez diyorlar. Bu da onun değiştirebileceği bir şey değil, ne yapmam gerekiyor? İnsanların böyle ırkçılık yaparaktan ırklarını öne sürüp böyle davranmaları Kur'an ve sünnete aykırı.
Bir kimsenin evlenecek olduğu kimsede kendince kültür birlikteliği araması hakkı. Bakın, evlenecek kimsenin diyor. Bir kimse kendince, kendi yöresinin, kendi bölgesinin, kendi şehrinin, kendi kültürüne uygun bir kimseyle evlenmeyi düşünmesi hakkı. Bakın, bu farklı bir şey.
Ege bölgesi, mesela örnekliyim ben. Bayındır. Bayındır'ın kendince yemek kültürü çok hamurun üzerine dayalı değildir. Etle, otla, sebzenin üzerine dayalıdır. Ama bayındır'ın içerisinde göçmenler vardır. Onlar hamur işini fazla severler. Ama biraz daha mesela işte örneğin, bizim bayındır'ın göçmenlerinden kız alırsa bir kimse, hamur işi çok yer. Babama ot yemeyen de, Allah rahmet eylesin, bütün saçları değil, bütün vücudunun ne kadar tüyü varsa ayağa kalksın. Ona lazım hep et yemeği, hep böyle ne o, bir de kuru yemekler. Kuru fasulye, nuhut, et yemeği. Ondan sonra börek.
Ama annem de sebzeyle otu çok sever, eti çok sever. Bazen zaman zaman sofrada annemin ot yemeği hariç bir daha yemek olur bizler. Annem mesela işte ot kavurur, sebze yemeği yapar, kadının canı istiyor, normal. Ama babam onları yemekten saymıyor. Bu bir kimsenin bu noktada kendince kendisine kültür araması hakkı. Biz şimdi bayındır'da sabahleyen çıtır çıtır katmer yemeği severiz. Yağın içerisinde pişmiş katmer. Bir başkasına ağır geliyor. E bize ağır gelmiyor. Biz onu çıtır çıtır, sıcak sıcak, üzerine çökelek peynirli, tereyağlı yiyeceğiz biz onu. E şimdi evli olduğunu düşün, götürdün eve katmer. Yani evde hanım diyor ki bunu mu yiyeceğiz sabahleyin?
Mesela bazı ailelerde sabahleyin tarhana çorbası yenmez. Biz kışın bayındır da bütün evlerin bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde öyleydi şimdi nasıl bilmiyorum. Ama her sabah sıcak tarhana çorbası yer millet. Bir de tarhana öyle ev yapımı olacak. Bilmez hiç kimse bizim orada hazır tarhana almayı. Bizim orada hiç kimse hazır salç almayı bilmez. Yeni yeni türediler. Makarna almayı bilmez. Yeni yeni türediler. Acımın makarna kesiyorlar daha değil mi? Taranayı da yapıyorlar. Bitti. Hacı Mehmet yenilememiş kendini. Taranak ondan gelmiyor yani sana. Bu alışmış bir kültür.
Normalde, bunun normalde şey değil bu. Böyle aynı kültürde bir kimse bunu isteyebilir. Ama ırkçılık yapması, bakın bunu evlenecek olan şahısla alakalı. Yani evlenecek olan erkek, kendince kendi kültüründen bir kız isteyebilir. Evlenecek olan bir kız, kendince kendi kültüründen birisiyle evlenmek isteyebilir. Ama bir kız, bir erkek evlenmeyi istiyorlarsa, anne babalarına bunu usulünce söylüyorlarsa, anne babalarına bunun izni, desteğini istiyorlarsa, anne baba, haklı bir gerekçe sunmaksızın evlenmeye karşı çıkıyorsa, anne baba haram istiyor.
Bu bir ırkçılığı öne koyuyorsa, bir haram daha istiyor. Bak ırkçılığı öne koyuyorsa, bir haram daha istiyor. Bir şey diyebilir, anne baba şunu diyebilir. Mesela derim ki, kızı evlenecek. Kızım, bak bu adam seni işi yok, gücü yok, sıkıntıya sokabilir. Ben razıyım dedi. Bak yavrum, bu adamın bu, bu, bu, … eksiklikleri var. Tespit ettik biz. Ben razıyım, ben evleneceğim dedi. Hanefe'ye göre evlendireceksin o kızı. Bir erkek dedi ki, böyle böyle ben bu kızla evlenmek istiyorum. Söyledi babası, annesi çocuğa. Dedi ki, bunun böyle böyle böyle böyle sıkıntıları var. Ama illa ki ben onunla evlenmek istiyorum dedi. Evlendireceksin çocuğunu.
Çocuğunu evlendireceksin. Hanefe'ye göre. Başka gerekçeler sunmak, dini olarak mümkün değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evlenmek isteyen çocuklarınızı, evlenmek isteyen çocuklarınızı evlendireceksiniz. Size uygun olmayabilir ailenin kültürü. Kız veya erkek, yavrum bak sen yapamazsın ama. Sen her sabah alışmışsın, mıhlamayacaksın. Bu da alışmış, her sabah tarana çorbası isteyecek senden. İyi evleneceğim, Allah yoluna çıketsin. İşin gücünün az gelsin, evlendireceksin. Allah muhafaza eylesin. Fala ben nevham. Fatiha.
Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.