Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Ekim 2015 · 44:43
Mesnevî de nefsî, akıl, diyor. Nefsî, selî yeri, diyor. Mesnevî de der ki, akıl aşka girince, akışık kaldırır. Şöyle bir beydetler ki, katlanmış eşek gibi olur. Allah, peygamberleri ve kitapları gönderirken, asıl, akıllı bakın, Musa aleyhisselâm suyun üzerinde yürür.
Çık yöne kadar. Çık Tevlet meydana. Musa aleyhisselâm asasını atar, asayiciler ha olur, ne kadar varsa, Firavun'un adamlarının oyunları, cüdüverir hepsini. Hepsi de akla ters olan şeylerdir. İsa aleyhisselâm ölüyü, ölüyü derilir. Ya ölüyü derilir mi? Derilir miyiz? İslam dini, akıl dini, halihar, kılsız dini bu mani. Ateş yakar da. Tevleti çak, iman ediyoruz.
Aleyhisselâm hazretleri ayı ikiye döndü. İman ediyoruz. On parmağından çeşme gibi su attı. İman ediyoruz. Bir avuç toprak attı. Bir avuç toprak atması ile düşman kahroldu, tavrım var oldu. Ayet-i kerimut dedi ki, sen atmadan ben attım dedi. İman ediyoruz. Bir avuç toprak ile düşman, tavrım var olur mu? Tavrım var oldu. Bugün sen bütün silahlarını getir, bir avuç toprak ile etkiyi yapamazsın.
Akıl nerede bu da? Akıl durdu bu da. Süleyman aleyhisselâm diyor ki, şu berkız kim ki yani? Onu diyor, bu ne bu? Oradan birisi diyor ki, Süleyman'a yardımcı için söylüyor. Müsaade ederseniz ben onu getirttireveyim diyor. Hayır, getirttiren o zaman diyor. Tıkkak geliyor. Gözüm ya Resulallah. Vallahi öbür gözüm görmez oldu, öbür gün diyor ha bu, onun sıvazladığı göz hâlâ da sakası alıyor.
Birisi geliyor, ayağım kırıldı diyor. Ayak kırık. Geliyor, sıvazlıyor. Bismillahirrahmanirrahim. Hadi göreceğiz, savaşa devam. O zaman bahsediyor mesela. Sekretörde verdi. Bütün peygamberlere imamhut yaptım. Ondan sonra doğrudan beni semalara çıkartma. Ben cenneti gördüm, cehenneti gördüm, ref-i muhafızı gördüm, kalemi gördüm. Birinci kat gör, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, ikinci kat. Gördüm diyor. Ondan cehennemin katlarına sıralıyor. Ondan cennetin katlarına sıralıyor. Ardından lev-i muhafızı sıralıyor.
Ardından kalemi sıralıyor. Ondan sonra diyor ki, ben bir yere kadar gittim. Ondan sonra bu aklın zirvesi. Kendisi konuşma eder. Sayısız zikir, tevhid çekebilir miyim?
Hadis-i şereflere bağlı kalın. Hiçbir cemaate bağlı olmayanlar, hadis-i şeriflerde sabit olan zikirleri yapsınlar. Kendi kafanızdan zikir yapmayın. Kur'an ve sünnet yolu bellidir. Hiç kimsenin kendi kafasına göre bir şey yapacağı bir ibadet yoktur. Mesela kim yüz tane salat-u selam okursa, kim yüz tane la ilahe illallah ve tevüle şerikeler okursa, kim yüz tane elhamdülillah ve Rabbil alemi derse, kim yüz tane subhanallahi ve bihamdül subhanallahi razim derse gibi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden zikirler vardır, tesbihatlar vardır.
İşte kim la ilahe illallah derse Allah'ın kalasına sığınmıştır gibi şeyler vardır. Zikirle alakalı hadisler vardır. Veya sen Allah de, istersen Rahman de, Allah'ı böyle zikredin de. Ayet-i Kerim var, o kimse bir kimse Allah de diye. Veyahut da bu noktada işte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin beyan ettiği, bize öğretti, zikirleri de yapabilir. O yüzden kendi kafasından bir zikir adeli koyduk dedik. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Allah'ı zikredenler için Resulullah'ta güzel örnekler vardır. Ayet-i Kerimesi bunların bu noktada delil sabitli. Kimse hevayı hevesinden kendi kendine ben şunu zikrediyorum demesi hevasına uyma. Kendi kendine ben böyle namaz kırayım diye biliyor musun? Namazın tadili erkanı belli, farzı vacibi belli, namazın sünneti belli.
Zikir de farz, o zikirin farzı da. Ayetle ve hadiste sabit. Nasıl yapılacağı da ayetle ve hadiste sabit. O yüzden herkes, hiç kimse kendi kafasından bir zikir tasdif etmesin. Tasdif edin inşallah. Allah'a itaat edin, Resul'a itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Umumuşsun.
Şarınızı helal edin. İnşallah Allah'a emanet olun. Amin inşallah. Fatiha dedik, çorba var ya da içinceye kadar sonra alabiliriz. Bu sorusuna verdiğiniz cevap var.
Gölge mesavesiyle olduğunu söylediniz. Gök varsa gölge vardır dediniz. O güneş manası. Yani hakikatı verirse hakikatın gölgesi var. Hakikat yok ise gölgesi yok. Orada misal olarak göstermek. Güneş varsa gölgesi olacak. Veya aydınlıkta kalan lamba varsa bir gölge düşecek bir yer. Bunun bu manadı. Tabii bu dünya üzerindeki, cahinatın üzerindeki aydınlık manasında da yok. Yok, karanlığı yok. Daha doğrusu iyiliğin kökü ayağın sabitleridir. Ama karanlığı... Kötülüğün kötü. Değil de demiştik. Evet. Ayağın sabitede... İbn-i Ağabey de böyle... Ayağın sabitede olmayan hiçbir şey burada olmayacağı, gözükmeyecek. Sufi anlayışımız bu noktada nefistendir dediği için biz ayağın sabitede kötülüğü atfetmiyoruz.
Ayağın sabitenin içerisinde kötülük yok. Mutlak anlamda yoktur belki ama... Mutlak anlamda diyorum. Bu şey kötü değil. Değil. Mutlak anlamda kötülük yok. Bu alem, Cenab-ı Hakk'ın ilmi süretlerin tecellisi olduğuna göre... Kader...
Kader demeyeyim, biz onunla şöyle söyleyeyim... Tek bir mahfuzda yazılmış olan şeyin... Kader, kader demeyin, biz ondan şöyle söyleyeyim, tek bir mahfuzda yazılmış olan şeyin gurullar aleminden ve misal-i harbinden şehadet kuruluyor. Arabi'den kuruluyoruz. Arabiyle yorumluyoruz. Arabi'den kendisini sudur eden kimsede olur. Şimdi ayağını sabitlediğimizde, ayağını sabitlediğimizde, ayağını sabitlediğimizde direkt Allah'ın kendi vaktaneti ve kendi vaktaneti ve kendi zatullahıdır.
Allah'ın zatullahıdır. Bu muanada. Üstünde ahma var. Ayağını sabitenin altında ruhlar alemin, ruhlar aleminin altında normalde misal aleminin altında. Arabi yanlış bir yedilenmesi.
Bu muanada olmuş. Gölge aleminin içerisinde varmış bir şeye göre, Arabi. Muhammed, Esma Açık çıkmadan önce, Ebu Hikem'di, Ebu Cehil.
Yani lazım mı? Sen bunu böyle söylediğinde, Arabi'den çıktın şimdi. Şimdi Arabi'den çıktın mı? Evet. Bak, Ebu Hikem'in Ebu Hikem olarak kalması bir sandan ibaretti. Ebu Hikem olması da zandı. Ebu Hikem de olması zandı. Bir sandan ibaretti, sandan ibaretti. Benim sakin olmam da zan. Evet, zan. Ebu Hikem'i, herkes Ebu Hikem zannediyor. Gölge. Ne zaman gölge olduğu anlaşıldı. Hakikat zuhur edince. Hakikat zuhur edince, Ebu Hikem'in, Ebu Hikem olmadığı çıktı meydan. Ebu Hikem'in gölge olduğu çıktı meydan.
Gölge. Kimmiş? Hz. Muhammed Mustafa, hayatı sabit eden geldi diyorsun. Ben de diyorum ki, biz onu kötü gördük, kötüyü zandan ibaretti. Gerçek gördük, zandan ibaretti.
Biz hakikati tanımadığımızdan için, biz gölgeyi gerçek zannediyoruz. Biz hakikati bilmediğimizden dolayı, biz kötüyü iyi zannediyoruz. Gerçek iyiliği bilmediğimizden, gerçek iyiliğe erişmediğimizden, biz kötülüğü iyilik zannediyoruz. Biz hep kandırmışlar. Mesela Davud-ı Kayseri. Seni kandırmışlar. Suni diyor. Davud-ı Kayseri'nin eserlerine okuyorum ben. Vatid-i Vücut'tan bahsediyor. Ama Suni'yim diyor. Suni demek, Kuran-ı Kerim'in sadece zahiri anlamını açıklayan bir şeydir. Ama bak, eserlerine baktığım zaman, hep Vatid-i Vücut var, batıl var. Nasıl şey yapacağız bunu? Ben dediğim için, bazı istiyorum derin ben dedim.
Ben Davud-ı Kayseri'yi hiç tanımam, okumamadım. Hadis İmamının ittifakı, dünya hayatı, sefere çıkan bir kimsenin çölde ağacın dibinde görmesi gibidir. Neymiş dünya hayatı?
Evet. Bu dünyada zora çıktığına göre, iyilikler de bir görüle oluyor. Dünya hayatı, iyilik, şehadete, şehadete indi yani. Meydana çıktığı yer misal abi. Hızlı değil. Bu zaman, Ayet-i Kerim'den diyor ki, hiçbir gün onu göremez. Ama bütün gözlere ihad eder dediği anda, şehadetten biz mi oluyoruz, o mu oluyor? Önemli değil. Senin zevkinle alakalı. Sen kendini görüyorsan, sen oluyorsun. Ben kendimi görebiliyorum ki. Aileye olma çok görüyorum. Sen kendini görmüyorsan, neden? Nefsini bilen Rabbini bildi. Ben kendini bilmem. Nefsini bilip de kendi lafasını mı bildin, ben alemlerin lafını mı bildin?
Hiç önemli değil. Nefsini bilen Rabbini bildi. Nefsini bilen Rabbini bildi. Ne kadar nefsini bildi, Rabbini de o kadar bildi. Mesela Ya Rabbi dediğim zaman, alemlerin Rabbine mi çağrışım var burada? Nefsini ne kadar bildi, o kadar Rabbini bildi. Nefsini, ne kadar nefsini engel eder, tecerdiyat eder, değiller. Yalan konuş.
Hak yalan değildir. O da yalan değil. Hak yalan değildir. Kalp. Benim işim olan farkı uzak etme. Karıştırmak zaten mikser. Bir kimse Elhamdülillahi Rabbil Alemin dediğinde, muazzenesi ne kadar Elhamdülillahi Rabbil Alemin'i alıyorsa o kadar dedi. Bu yalan değil.
Hakikati yalana koymuş. Elhamdülillahi Rabbil Alemin de hak, söz de hak. Tecelliyen noktasında o kimsenin üzerinde ne kadar tecelli ettiyse o kadar. Senin kabın bir bardaksa bir bardak tecelli etti. Senin için alemlerin Rabbi bu bardak tadarsan, bu hak bir bardak kadar sen alemlerin Rabbini tadırsın. O hazilesinden ben istiyorum onu.
Sen onu da yol açık. Diyorum yani. Ben diyorum ya Rabbi. Bu hak bir aleminin sırrını herhalde. Az önceki hikayeye benzedi. Diyor ya az önceki meslemedeki hikaye diyor ya, akıl zahmetsiz rızık ister. Peki hikaye sormuş ya, akıl zahmetsiz rızık ister. Oturuz, yarabbi berden. Sıvırda kalmıyor. Senin kim içiyorsun? Yarabbi bana sırrın neymiştir? Bizi tamlandayacak.
Ne arıyorsun? Teva arıyorsun. Bu akşam tuzu. Şimdi sabaha kadar yürüsün Peygamber'e. Efendim? Neyse bu akşam. Eyvallah. Saati kardeşimiz. Aslında görürüz. Hocam ben 3 kapıda boğup girdi. Ama son kapıda boğudu. Onun için ben Eşe'den la ilahe illallah, rahat rahat diyebiliyorum. Ama Muhammeden Rasulullahsına da vakıf olamadım. Vakıf olanı da yani sizden tercih ederim. Görmeniz daha diyorsan. Hayatlara secde edeceğim. Seçedeyim mi o zaman? La Eşe'de ve la ilahe illallah, sırrına erişen kimse Muhammed'in gelişmiştir zaten. Parmağının üzerinde bir damla su görüp kendini deryada zannedersin.
Ufak ufak karınca gibi yürüyüp melekleri seyran etmek istersin. Yok öyle şey. İbrahim Ethem gibi atlas yataklarını içersin der. Ben senin sırrını istiyorum. Yok öyle bir şey. Hiç yok yani. Beş tane kitap yok bu makine. Ben sırrını istiyorum. Yok öyle bir şey. Yok ben genel olarak söylüyorum. Senin üzerinde söylemiyorum. Genel olarak söylüyorum. Genel olarak söylüyorum. Yok öyle bir şey. Ben de öyle istiyordum da. Çıkıyordum evin. Başlıyordum oradan zikir yapmaya. Ondan sonra güneş batıdan doğacak. Söyle batıdan doğamadım. Biraz daha okudum. Aleminden okuyordum. Diyor ki.
Ey ahmak. Senin gibidir. Niceleri geldi geçti bu alemden. Bir mürşid bulmazsan hiçbir şey göremezsin diyor. Oturuyorlar millet. Ondan geldi. Ondan geldi. O gölgeydi. Bu hakikattı. O uçluydu. O kaçtaydı. Birisi meslek sahibi olmuş. Sahabeden 23 yıldır meslekten. Dezan okunuyor. Birisi diyor. Hadi gidin sizi çağırıyorlar. O birisi ne? O resim olmamış birisi. Birisi bütün makamların esmaları bitirmiş. Toto oyunu. Makam esmayı bitiren Toto oyunu. Bir gitmiş o büyük zat olmuş o.
Ne oruç tutuyor millet? Ne oruç tutuyor millet? Ne oruç tutuyor? Akrabası söylüyor. Pamukçapası. Ne oruç tutuyor? Allah'ın alacağı oruç değil mi? Kışın tutuyor. Hepsi. Hepsi. Hepsinde toplantılan. Bana dediğiler ki Şeh Efendi ile biz özel görüşmek istiyoruz. Olur diyorum ben. Dedim efendim siz de özel görüşmek istiyoruz. Olur usta görüşelim oğlum. Ne görüşecekler? Görüşelim. Ben çıkacak oğlum. Otur oğlum sen de. Efendim özel görüşecekler. Oğlum senden saklımız biz demaz yok. Ne diyecekler dedi. Onlar da orada. Birisi sahabe.
23 yıldır meslek sahibi. Birisi mevatitleri bitirmiş. Peygamber makamı. Ondan sonra işte birisi mürşid zaten. Üç dört kişi. Birisi asıl konuşacak olan ona mürşitlik var çıkmış. Alayım mı? Almayayım mı diye şey efendim. Yani rüyanda gördüm mü? Gördüm mü diye.
Hadi söyleyince artık. Hiç gördüm mü dedi. Hayır efendim. Şunu gördüm mü yok. Bunu gördüm mü yok. Bunu gördüm mü yok. Ama kitap okuyakta atlamış o. Bütün meraklıklar bitmiş. Oğlum buranın evliyası kim dedi. Eskici baba efendim dedim ben.
Herkes bilir efendim dedim. Burada eskici baba var. Yukarıd dedim. Bir tane dedim ben. Çalı dede var dedim. Dağda duruyorum. Dağın tepesinden. Bir tane dedim. Gömeş dede de var dedim. Yoksa. Sadece sen değil.
İnsanların büyük bir çoğundan büyük bir kısmı. Büyük bir kısmı. Bulaşıyorum. Zor. Aşamı yok. Aşamı yok. Aşamı dersen çıkacağım. Bir şey yaşadım da. Şimdi anlarsak. Aşamı yok. Bunların haberi görüyorlar. Yaşıyorlar. Bir şey oluyor işte. Bir şey oluyor işte bak. Kelamla atlamıyorlar. Bir yere bağlı kalmak için elçi gibi bir şey oluyor. Mesela tarikatı aracılar oluyor. Atıyorum mesela Rize'de. Kibirini bağlamak için.
Orada bir vekili var. Orada bir vekili var. Bu. Ama yani normalde. Bu noktada bir kimse. Bağlanacak olduğu şey gibi gidecek. Görecek. Tanınacak. Sohbetini yapacak. Zikrini araştıracak. Eğer rüyayla bağlantıysa. Hocam hani o vekilden. O izah içeri aldıktan sonra. Ayrılmak nasıl? Ayrılacağınız zaman da o kimseye gidecek diyecek hakkınız helal. Ben yürütemedim. Hayır. Ulan sen değilsin ben de çok kovuldum.
Ne filan bir şey kovuldum. Teşkilendim hocam. Nefis terbiyesi olmaz. Nefis terbiyesi olmaz. Gitmiş olduğun yolu hak görmüş olsaydı. Kovulduğu yerinden otururdu tekrar zaten. Üzerine üzerine gidiyorum. Muhammed'i ve alak veda, alak maymunun dağ. Mutlayı olamaz. Yani ne demek istediğimi anlamışsınız. Yok. Ama normalde şimdi. Bak, bunlar konuşuyoruz. Bak bir mürşid.
Ahmet-i ahlak. Mürşid'e bakan bir kimse. Hani diyor ya. Onlara baktığında Allah'a baktığında. Allah'a baktığında. Allah'a baktığında. Bir mürşid'in zahiri de batını da Mustafa'ya buyacak. O Allah'ı zikredenlerde. Bunda güzel örnekler var. O zaman. Bir mürşid'in üzerinde tecelli eden şey. Zahiren. Masih Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adına tavsiye etti o hocam. Kendi üzerinde de yaşadır. Kimseyin kovması için bir kimsenin dergraftan uzmanı beğenir. Mergatın değil. Rüya var yani.
Rüyanı kendi tabir etti. Kendi rüyasını kendisi tabir etmedi. Yakub'a gitti. Yakub'a rüyasını anlattı. Dedi ki. Babacığım ben bir rüya gördüm. Anlat dedi. Anlattı. On iki tane dedi. Yıldız ay ve güneş bana secsi ederken. Sakın evladım bu rüyayı kardeşlerine anlatma. Şeytanın insanın apaçık düşmanıdır. Kardeşlerine rüya tabir ediyor mu da şimdi? Babasına gitti. Kardeşlerine anlatma.
Kardeşlerine anlatma. Kardeşlerine yapacak oldu. Kötülüğü kime atfetti burada? Şeytana. Yine kardeşlerine atfetmedi bak. Şeytana atfetti. Yine mecaz var bak. Anladın. Bugün sohbet geliyor gidiyor. Burada takılıyordu. Bugün bunu kafana çakacağız senimiz. Muh gibi. Bak ne yaptı? Kardeşlerinin üzerine atfetmedi kötü. Kime atfetti? Şeytana atfetti. Ama rüyayı ne yapacakmışız? Elgini anlayacağız. Kendimiz tabiri. Ne yaptı sahabe? Allah'ın Resulü salallahu ve sellem hazretlerine. Ne dedi Allah'ın Resulü salallahu?
Rüyalarınızı salih insanlar. Dünyanın kendi kendine göre bu manaya gelir dediğin zaman Kovulursun da atılırsın da. Yok öyle bir şey. Yolda yok. Kimse sufi yoluna mı gidiyor? Sufi yoluna gidiyor. Bunu ben böyle düşünüyorum. Yok. Yok. O yüzden yok değil. Ben böyle düşünüyorum. Sen öyle düşünecektin de. Ne işin vardı şey? Bak şimdi. Biz ömredeyiz. Ben krem süreceğim. İlhanlanmadıklar. İlhanlanmadıklar. Dışarı ben. Hey var dedi.
Ne oldu dedi. Krem sürecek. Caiz değil. Caiz olduğunu biliyorlar. Değilmişler. Mustafa Efendi.
Bugün anladığım birisi. Dükkan var bende kapalı çarşıda.
O zaman için 300 bin lira verdiler. Telefon açtı. Satmak istiyor bükkanı. Kalsın olup dursun dedi. Hocam ben bir sonra soracaktım. İstihare namazına kılıp namaza rüyada rüya görülüyor.
Ve bu rüyayla amel etmek doğruluyor. Aslında sünneti Resulullah'ta istihare öyle değil. Sünneti Resulullah'ta istihare, o kimse bir meselede eğer ki neye karar vereceğine terebbüt ederse iki rekat niyet eder. İstihare namazına, iki rekat namazına gelene göre hareket eder. Anlatıp hamal etmek. Rüya görmez ki kalbine gelene göre hareket eder. Namazdan sonra. Uyanıkken rüya görürsün. Devşediler. İstihare namazı kıl yap. Gördüğüm rüyaya göre hareket edecek. O yüzden o sonradan devşediler. Hadis şeritlerdeki istihare bir şeride.
Terebbüt ederse iki rekat. Son duada istihare duasını yapın. İlk kalbine gelenler hareket edecek. Selamun Aleyküm. Görüşürüz inşallah. Başkanım.
Allah'a emanet olun inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.