Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Ekim 2015 · 1:01:36
Kader değişiyorsanız değiştirin. Bir pano var, panodan okudunuz. Şimdi değişir desen, bir der, değişmez desen, bir der. Kardeşler, kaderin ne olur? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, doğum ölüm demiş, bir de ölmemiz. Kardeş, doğmanı durduran, neden? İdraki mümkün. Elinde değildi. Doğdu. Cevri mi?
O da bizim. Değişmez. Bugün havali, vazifelerinizi yerine getirdim. Ne yapmadınız? Tamam, gerekiyorsa onu yap. Daha ilerisini yapmaya çalışın. Kaza ne demektir? Ben geldim, kaza işte bu. Neyse bir şey yapacak. Ne kadar yemeklerin birbirine girdi demiş.
Horoz demiş ki, inek ölüyor ya. Demiş, horoz'a köpek asla bir daha sınırma, gitmiş satıyordu. Üzme canını demiş. Kendisi ölüyor demiş. Bayram içeriz. Ölüyor demiş. Geri kalan demiş. Şimdi onun gibi Sufiler'de de vardır. Sufiler böyle üçüncü başladığı zaman başlar, onu anlar.
Biraz daha yukarı doğru çıkarsa, bunu ulaşırsa, film çevriliğini daha bütün görür. Tat verir. Ücretsizdir her gün. Sufani Kerim'de, işte bu kurslar alıp da ücret kazanırlarsa, para kazanmak için bunu alırlarsa biz bunu uygun gördük. Bunun sorumlusunu da o kimse almış olur.
Veyahut da bizim üzerimizden biz bilmeden parayı kimse, otobüsü almayalım ki. Biz de daha fazla orada bir dernek vardı. Dernekten biz işte müsaade istedik, bizden para istedik, para yatırdık, sandalye parası, masa parası, derneğe yatırdık. Oradaki Mevle-i Hane, gezi dönüşümde gezdikten sonra. Sema ederiz, dua edelim. Tabii gittik orada. Dedavayız.
Neyse bir telefon açtık. Oraya semaya gidiyoruz. Gideriz. Kendi istiyorlar. Şu için artık bunlar ücret satıyorlardı bu sefer. Karşıdan ücret talep etmişler. Bir önceki zamanda da almışlar.
Sema ettiyoruz mesela diyorlar. Kaç para? On beş milyar var. Sema ettiler. On beş milyarı alıp Türklerine koyuyorlar. Derneği. Bizim işlemizden biz böyle bırakırız. Büyük kutsal. Orada bir kutlu doldurmuş. Vali de Bursa'dan gidiyorlar. Bu köksal mi?
Oğluçkan köksal. Evet. Oğluçkan köksal. Efendim? Kırıkaya. Öyle mi? Hemşerisine ya. Şimdi o da böyle tekkiyi tanıyor. İşte bizleri de filan tanıyor. Samimi Konya Derneği girmiş. Demişler ki böyle böyle işte Bursa'dan buraya geldi. Bursa'dan geldiniz. Bunları söyleseniz de işte. Buraya Sema'ya gelseler. Vali Bey demiş ya tamam. Neyse dolaylı olarak benim telefonum ne olacak? Derneği başına da ücret atacağız.
Dövmem var. Bizim üzerimizden de ücret kazanılması istemiyoruz.
Durdu şimdi. Siz dedim Sema'da para kazanacağız. Biz böyle bir şey istemiyoruz. Vali Bey diyorlar şimdi vallahi istersen Cumhurbaşkanı'ndan görüşürüz. Siz bir şey yapacaksanız fil seviyeli daha yapacağınız. Biz de geleceğiz fil seviyeli daha döneceğiz orada. Sema edeceğiz. Ama siz fil seviyeli daha yapmıyorsunuz. O zaman bizden şişeceğim. Gidin Konya'dan getirin dedim ben. 35 milyar mı istediler dedim ben. Evet dedi. Yemesi içmesi otel ayrı değil dedim ben. Evet dedi. Size 55-60 milyar mı alıyor? Değil mi dedim ben. Evet dedi. Hiç şunu demiyorsun dedi. Ya onlar da çağırırsak 60 milyara gelecek. Sizin vakfınıza da 10 milyar biz yardımcı olalım.
Terminize 10 milyar. HİBE'de takımlar dedim ben şeye ait. Onun memuru dedi. Onlar da gelmiyorlar öyle. 35 milyar isteyenler yeni Kürtür Bakanlığı'nın memurları.
Ya şey kurmuşlar. Bizden kursa kardeşler de ücretle dışarı satmışlar neyle öğrenmişler? O fil seviyeli lah öğretecek neyi? Ondan ücret kazanmayacak. Bizden ilahiyle öğrenmiş oluruz. Gip de mevlütlere ilahi okuyup veya sema vermiş. Gideyim işte mevlütte iki sema edip 30 lira kıyıp buna hakkını selam edin açık açıkta.
Amel inanç dahil midir? Maturide'ye göre amel iman farkı var mıdır? İman Allah Celle Celaluhu İnsi. Ücretler normalde bu noktada ameli inancın içerisinde görmemişler. Ama ve lakin İmam Muhatubi'den önce olan İmam Şafii ameli imanın içerisinde görmüş.
Hanefi'dir kendisi. İmam-ı Azam Hazretlerinin ölçütlerini kendine daha fazla kendince ölçü olarak alır. O yüzden ameli imandan görmemişler. Şafi'ler ameli imanlar görmüşler. O yüzden bir kimse evet etti o kadar imanı kemaler. İmanı bütün olabilirse o kimse iman bir bütündür. Elma gibi. Kırmızılaşacak da bunu olgunlaştıran o kimsenin ibadetidir, ahlakıdır, diğerleridir.
İmanı kemalerdir. İmam Muhatubi'de aynı noktada gitmiş. Aynı idarede falan. Muhatubi diye göre de normalde bir kimsenin imanı bölünüp parçalanamaz. Kısımlara ayırlamaz. İman bir bütündür. Burada İmam Şafii imanı bölmüş parçalamış kısımlara ayırmış amellerle alakalı. Hanefilerde de iman bölünmez bir bütündür. Parçalar ayrılmaz. Ama bir elma gibi örneklendirsek zaman içerisinde amellerle ve iyi ahlakla olgunlaşır.
Hediye midir? Normal Rabbimizden ve nefsinizdendir. Bir kimsenin iman etmesi Rabbindendir. Yani imanı Allah harfetmiştir. Allah göstermiştir. Doğunuyor diye Allah göstermiştir. Bu noktada Rabbimizdendir. Cüz-i irade noktasında her bir hesa çıksın. Cüz-i irademizi biz deriz ki bu kibirliliğe düşmemek için.
Cüz-i irademizi gösterip kendi kendimize benciliğe, emeğe düşmemiz için deriz ki biz. Bizi belli-i kibirliliğe koyarız. Hani Adem Aleyhisselam'ın hatayı kendine atfetmesi. Nefsime uyanlardan oldum. Şunu demedik. Cüstahlık yapmadık. Bunu da sen yaptırdın bana demedik.
Cebriye ne dedi? Bunu da sen yaptırdın. Onu da o yaptırdık. Adem'in yolu nefsine vurma. Ben nefsime uyanlardan oldum. Nefsime uygun demek. Kulluk kendinden de sudur etse iyiliklerini Allah'a bağlamaktır. Nefse uydurmamaktır. O yüzden bütün her şey Allah'ın lütfu. O noktada biz hani Cenab-ı Hak başka bir ayet-i kerimede Allah size doğru yolu gösterdi. Dileyen buradan gitsinler. Size doğru yolu dileyen buradan gitsinler. Eğri yolu söylemez ayet-i kerimede. Dikler ise kalıcıdır.
Habitette olan bir ağacın meyveleri gibidir. Eğri yolu kalıcıdır. Aslında değil de ben şeyden bakıyorum.
La hebe ve la kuvveti illahi billahi aleyhi lazim diyor ayet-i kerimede Cenab-ı Hak. Bütün kudret ve kuvvetin sahibi Allah'tır der. Bütün kudret kimsenin üzerinden çıkan kötülük. Bak bir kimsenin üzerinden çıkan kötülüğün kökü Allah'a dayanmaz. Mecazdır o. Kötülük de neye göre kötü? Örnektem bize göre zinat kötüdür. Eskimoğullar. Damat kalmıyor. Gölge var mı burada? Var.
Abes değil zaten. Kötü de abes değil ki. Ayrım yapmıyor iyiye kötüye.
Ruh öpettiğine göre bu ruhu olan her varlık onun ruhunu öpettiğine göre baki değil mi? Ruh paki, cancağızın. Onun yaptığı kötülükler de... Kötülük de mi var? Muhammed'in şeyi açaya çıkmayacaktı. Mesela hakikate ben hikaye mümkün olmayan diye. Yaptıkları da hikaye mümkün değildi.
Şahsa bakarsa bakar. Meseleyi algılamak zorlaşır. Şahsa değil. Buradaki mesele çıkan tecelliyat. Tecelliyata bakacaksın. Şahslara bakmıyorum. Evet. Ayet-i kerimede. Ayet-i kerimede. Ebu Ceyl'e hiç şey yok. Beddua yok. Ama şey var. Ebu Leher'i var. Çünkü davasına sadık değildi ondan var. Bu ayrı bir mesele. Bu da müteşavvih. O da müteşavvih. Davasına sadık değildi müteşavvih. Burada durduğumuz nokta şu. Bir kimsenin üzerinden sudur eden kötülükle, yanlışlıkla, eksiklikle, yan sabiteye değerlmez. Gölge alemi ait.
Gölge işte o. Gölge olduğundan öyle. Neresi iman edebiliyor musunuz? Biz kötülüğe göre iman edebiliyor musunuz? Peygamberlere iman var. Peygamberlere iman var. Peygamberler hakikatin tim sahibi. Orta yerde görmek. İman hakikatin tim sahibi. Peygamberler geliş yeri olarak. Hayanı sabit eden hakikatten gelmiş. Peygamberlere yapılan kötülük ise hayanı sabit eden hakikatten gelmiş. Onların bir şey değil. Bu gölge alemidir.
Varmış gibi. İlikat için onu söyleyemeyiz. Sıkıntı yok bunda. Sıkıntı yok. Sıkıntı yok. O zaman çok burada durduruyor. İyilikler. İman edin. İyilik yapmak. Dosdoğrulmak. Kökün. Ayağının sabitede olan bir ağacın dalları ve meyveleri gibidir. Bu ayet hesabı. Güzel ise, düştükler ise bu geçici alemde var olan şeyler. Geçici alemde. Gölgedir. Seni görmek farklı. Yoğun geliş yeri olarak.
Yaratan ama. Sizden o konuda konuşacaktır. Meselesi.
İkisi olmadan olmadığını alır. Niyaz ve Şekkat. Ama Şekkat'i bulamıyoruz biz efendim. Bulamıyoruz yani. Niyaz'ı ediyorum ben Niyaz'ı. Dergahlara gidiyorsun. Kalabalığı bir şey. Tepesör etçemi bile bilemiyor. Şekkat olmadığı için. Niyaz'ın var. Tefkat. Tefkat yok. Tefkir. Uzun yol. Tefkat edecek. Nasıl ettirecek? İş tefkir ettirecek. Üstadın dizine oturmak istiyor. Etraf çok kalabalık. Yol uzun tefkir. Bunun için sınıfta kalıyor bende. Evet. Yol uzun tefkir. O zaman idratımdaki maddesel şeyler geliyor aklıma. Zikretme dinler. Zikredersen çok seversin.
Zikretme dinler. Bana verilenlerin hangisi? Ben kahvız zikeri nasıl çekeyim? Ben orada değilim ki. Kendime bakıyorum. İşim var mı? O zaman sen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dediğini yap. Tefkirde devam et. Eyvallah. Sana medcanen ders veriyorum. Medcanen bu. Biliyor musun? Hediye. Tefkir çek sayısız. Allah razı olsun. Beni ifade etmeyin dahi nefis olarak harika bir şey. Sana medcanen tefkir veriyorum. Sayısız çek. En az günlük beş bin tane tuz bardakla bulun. Ama dersin ki bir tefek içtiğini, gezdiğini, gözlüğünü bak.
Allah sana neler veriyor. Zenimetler veriyor. O da Allah'ı tanımıyor. Allah'ı bilmiyor o da. Kalantısı yok mu? Kalantı kuracağız. Sufiler oturur. Kalantı çok sikretmeye başlayınca dikkatine uykulaşıyor. Hanber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dua eder.
Tefekkür et. Kürdü olmadır. Aklıyla giden iyidir. Sufinin yolu değildir. Yani Bediüzzaman hazretlerinin haşr risalesini Bediüzzaman sahibli mursa hazretleri materyalist, akli olarak anlatan kimsedir.
Tarikat, tasavvuf, nam, silsiliye ve şahiye duyduğu muhabbet cehiyetiyle kesmezse de asla azınlıkaya düşmezler.
Ne lazımmış? Tefekkür eden bir kimse muhakkik bir alimdir. Onu diyor ki kimse muhakkik alim hatta olsa, kalbi harekete geçmemiş ise, bir mürşid-i kamilden dersi de yok ise, bu bugünkü zındık hanı karşısında kendisi muhafaza edemez diyor. Ne lazım? İki şey lazım. Ne? Bir. Olsa bile. Mürşidi olan bağlılığından diyor, ümidini kesmez, o yüzden de zındıkaya düşmez. Zat da olsa diyor, kalbi harekete geçmemişse zındıkaya düşer. Kalbi harekete geçiren şey nedir?
Bu zikirdir. Kestirme yoldur. Bu bir de sağlam yoldur. Hem hem kestirmesidir. Sufiler için. Oturur, Allah'ı zikreder. Her şeye bakar, zikreder. Her şeye bakar, zikreder. Ve her şeye bakıp zikrettikçe, her şeyin hakikati onur. Bu kestirme yoldur. Bu dolan başlıyordu diyelim. Çünkü kalbe gelen ilhan zikirdir. Allah cimremizi onlardan emezsin.
Bu gerçek ise, bu Hanefiler, daha doğrusu Hanefilerin hepsi de maturidir. Çünkü İmam Maturidi Hazretleri Hanefi meselenir kendisi.
Ve bir de böyle ırkçılık gibi algılanmasın. İmam Maturidi Türk Türkiye. Genelde bu eserlerini vermiyor. İmam Maturidi'nin, Fıkhı Ekberi'nin doktrin haline gelmiş. Normalde Maturidi'den bir şey sorarlarsa, ben direkt Fıkhı Ekberi'den cevap veriyorum ona.
Maturidiliğin temeli İmam-ı Azam Hazretleri. Zanneder ki, İmam Maturidi İmam-ı Azam'dan önce zanneder. Burada hata yaparlar. İmam Maturidi İmam-ı Azam'dan sonadır. Ardından da zaten İmam-ı Nesefi gelmiştir. Doktrini, yani Maturidi'nin bu noktada. İmam Maturidi, İmam-ı Azam Hazretleri bu meselede, hakayetle alakalı meselede bir çekirdek. İmam Maturidi gelince kadar bu ağaç haline gelmiş. İmam-ı Nesefi de normalde dallarını budaklarını yapmış. Çinli'de biz meyvesi diyelim. Böyle özelliği. Ehadiyet ile vahdaniyet arasında. Bunların bütün herkesin üzerinde tecelliyeti farklıdır. Ama ehadiyet ile vahdaniyetin arasında bir fark yoktur.
Vardır diyenler hep kendi görüşlerini söylüyor. Ehadiyeti normalde makam olarak değil bir hal olarak görür. Vahdaniyeti de normalde bir makam olarak değil bir hal olarak görür. O zaman bir kimse bunu bir hal olarak görürse ve ehadiyet noktasında yani her şeyin tehtikten zuhur ettin, bütün her şeyin Allah'tan zuhur ettin hal olarak bir kimse tefekkür ederse, hakikat noktasında meseleyi almış olur. O yüzden az önceki iyiliğin ehadiyetten gelme, yani hakikatin en temelinden gelme olarak görmemizin sebebi o. diğer kolay şeyler biraz böyle benim sufi anlayışım, nefse yüklemekte sabittir ya, sufi anlayışımı Kur'an ve sünnetle sınırlandırmaya çalışırım.
O yüzden ehadiyet noktası iyiliklerin tek olan Allah'tan çıkma noktasıdır. Çok iyilik vardır ama hepsi de tek bir iyilik adı anında anılır. İyilikte ehadiyet olur. Hepsi de bir sürü teferruatı vardır rengarenktir ama hepsi de teklikten çıkar. Ehadiyeti bir hal olarak alacak, bir zevk olarak alacak. Ehadiyeti bir makam olarak alırsa yine kibirlilik olur. Bir makam yok. Bir makam aranıyorsa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri makamıdır, makam olarak. Velilik bu noktada bir makam değildir. Dervişlik bir makam değildir. Sufilik bir makam değildir. Bir makam varsa bir peygamberlik makamı vardır. Peygamberden sonra peygamber gelmeyeceğine göre geri kalın. Hep onlar geçici değildir.
Her geçici olduğu için zaten biz onu geçici olarak görüyoruz. Kalıcı olan nedir? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri makamıdır. Peygamberlik de son bulduğuna göre makam rafa kaldırılmış haldedir bu manada. Bir daha bir peygamber gelmeyeceği için peygamberlik makamı son bulmuştur. Bitmiştir mesela. Ama geri kalan hepsi de nedir? Hal noktasındadır. Ehadiyetle alakalı meseleyi zevk olarak bakmayın. Makam olarak bakmayın. Bu işin merkezi. Beden midir? Beden ise ruhun vanı nedir? Ahireti nefis var mıdır? Yok ise cennet nemeli. Normalde Cenab-ı Hak Adem'e nefis üflü. Dünya için geçerli değil.
Nefsi biz burada terbiye edeceğiz. Nefsi terbiye ettikten sonra da Cenab-ı Hak öbür alemde de biz nefsimizi bize versin. Bu biz nefsi terbiye etmemiz lazım. Biz de hiç dileyen, diledik, sohbet ediyorsam ödeyimler. Bu da açıktır.
Selamünaleyküm diye. Ne bizden izin almasına gerek vardır, ne bizden destur almasına gerek vardır. Hiç yoktur. Işığı gören gelsin. Hiç sıkıntı yok. Bu noktada ben yasakçılığa da karşıyım zaten. Türkiye'de bazı sufi grupları var işte. Dersliyseniz uygulayan onlara olumlu görenlerden değil. Dökülür bir kimse otursa sohbette bir şey görense onun için okyanustaki inci gibidir.
Bir kimse okyanustaki inci gibidir. Onun neyi varsa görense gönlü maruz eder ki buna vesile pis olan. Herkese açıktır sohbetimiz, zikrularımız, her şeyimiz. Hiç umurumuzda da delidir. Kimseyken ders al da demeyiz. Aman senin ders alman lazım da demeyiz. Hiç öyle bir derviş toplisyonuz diyelim, bir derdiniz de yok. Cenab-ı Hak an da olsun. Ben ilk derviş olduğum zamanlarda iki kişilik biz, onlara da aynı şey söyledim. Onlara da aynı şey söyledim. Böyle çoğaldık, hepsinden aynı şey söyledim. Bunu benim şeyhime şikayet etmişler. Demişler ki, Mustafa Efendi herkes serbest ediyor.
Dineye gelsin, dileye gitsin diyor. Gider gitsin diyor. Nereye seviyorsa orayı. Doğru söylüyorum onu dedi. Mustafa Efendi dedi. Yasaklarla bize dedi. Evlilik anlayışım da o. Seviyorsa, sevmiyorsa Allah yolundan çık etsin. Bütün herkes aynı. Ben iş yerinde de aynıydim ben. Gargat'ta da aynıydım, evde de aynıydım. Seviyorsa gelecek, iş yerinde de çalışıyorsa, çalış. Sevmiyorsa Allah yolundan. Veyahut seviyorsa dergâhta, gelecek sohbet dinleyecek. Ah bakacak, ben öyleyse boşuna gidecek. Ah ne güzel yüksürtü yazacak.
Sevmem böyle bir şey. Öbür türlü sen Kur'an-ı Kerim'i indirsen, sevmiyorsa dinlemezsen. Meşrutu kılsa ya, Geylan Hazretleri normalde böyle hanımı zorlamış demiş ya, bir kilo mu bir şey ya. Öylesi çıktı. Allah diye kendini duvara vuruyormuş. Herkes kendinden geçti.
Yumurtaya dedim. Dışarı çıktığı zaman ne dedi? Ya bir anlattı ama. Ya ne dedi ya? Ya bir anlattı ama ya ne güzel. Ya ne dedi? Hiçbir şey yok. O yüzden sevdiğiniz yere gittin. Muhabbet ettiğiniz yere gittin. Sevdiğiniz yerde oturun Allah'ı zikredin. Sevdiğiniz yere gittin. Ya işte benim buna gitmem lazım. Hiçbir şey almazsın ya. Ağaç ağaca bakarım. O olur. Bir kimse severse ağacı çiçek açar ağacı. Zeytin burada çok. Zeytin ekersiniz değil mi? Ne diyorsunuz? Toprağını sevmedi. Yerini sevmedi değil mi? Yerini de istemek.
Yerini sevmedi abi. Yerini sever, seve o yüzden sevdiğiniz yere gittin. Sevdiğiniz yere gittin. Sevildiği yere layık. Yere gider. Alnına taş yese dahi. Ne güzel taş attı bana ya der. Kör olasıca adam benim, anlamda. Neden? Seviyor çünkü. Sevildiği yere gider. Gönlü hoş olur. Biliyor ya adam. Binler sever. Sırtına yastık koyar. E sevdiğiniz yerli yasından çok sakınınız, mada sırt çazan kesretten vahdete giden yol mudur? Evet. Soru kimin? Muha değil. Sonra bir kurtaracak en önemli argüman olur.
Bizim yolumuz, zihrullahın ve sevdiğin üzerine koyulur. Bu ibadet etmeyeceğiz demek değildir. Evet. Biz belki de Allah affetsin, çok namaz kılanlardan değiliz dediriz. Hani sabaha kadar namaz kılanlardan değiliz dediriz. Evet. Biz her gün günü zaten değiliz dediriz. Yorumumuzda bunlar zor tutmaz. Bizim yolumuzda mesela işte siz gibi namazını kılmak, cümle tutmak, sevgi, mıtırcıyı gibi tutacak ve zandan kurtulacak.
O yüzden tülüklerle alakalı her şey, tülüklerle alakalı her şey geçicidir, kalıcı değildir. Tebeşirle yazılma gibi. Onlar da zandan ibarettir zaten. O yüzden biz o bir tövbe, bir tövbeyle silinir. Veya bir tövbeyle Cenab-ı Hak onun bir noksanlık vardır. Çünkü kötülük bir de bir şey kalmaz. Çünkü kökü yokturur. Kimse tövbe eder, bütün kötülükleri iyiliğe döner o kimse.
Hadis-i Kudsi. Hadis-i Kudsi'de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki bir kul mizana çıkarılır. Mizana çıkarınca Allah diyor bunu kulağına eğilir. Der ki şunları şunları şunları iyilik olarak yaptı. Kul sevinir, bir rahatlat. Cenab-ı Hak kulağına bir daha eğilir. Ama dersen sen der. Bu kötülükleri de yapar. Kul ezilir. Böyle boynunu füker. Çaresiz kalır. Allah diyor, kulağına eğilir. Der ki Allah senin bu kötülüklerinden huzur bulur. Kulmuşsun der. Bak. Kimsefere çıkan ağzın gölge. Neymiş dünya?
Çövbe. Allah gölgeyi uzattı uzattı. Ne uzun, ne uzun, ne uzun. Uzun olan neymiş? Gölgeymiş.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.