mustafaozbag.org

464. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Ekim 2015 · 58:38

Allah gecenizi ayırsın inşâhâ'la. Hâlâ, sorun bakalım. Enet gelecek. Bu Ahzat suresince işte biz emaneti göklere, yere, şizalara derdiler, hakaret edildi derdiler. İnsan kabul etildi. Biz emaneten neyi tanımlıyoruz? Allah'ın bilmek. Çünkü varoluşun sebebi varoluşun sebebi Cenab-ı Hak ben tanınmayı sevdim. Ben tanınmayı sevdim deyince varoluşun sebebi Allah'ın tanınması, bilinmesi. Öyle olunca Allah'ın tanımını bilme noktasında varlığın içerisindeki hani oradaki o hani dağlar, taşlar, gökler kabul etmeli meselesi onun isyanıyla alakalı değil.
Normalde Cenab-ı Hak bir şeye emredersin. Normalde Allah dese ki bu böyle olacak. Allah bu böyle olacak deyince kimsenin onun bir varlığın bunu kabullenmemesi diye bir şey yok mu? O yüzden orada bir şeyin bunu kabullenmemesi fıtratıyla alakalı. Yaratılış yaratılış fıtratıyla yaratılış fıtratı uygunsa bunu kimse kabul edecek. Aslında buradan hareket ederken normalde insanların tabii yaratılıştaki varlığa geçen yani ruhlar aleminden o varlığa geçer. Hatta ayağını sabit eden ruhlar alemine geçerken hepsinin kendi kendi rengi kendisi var. O kendisi orada ayağını sabitede ne yapacağız? Onunla hareket. O yüzden varlığın diğer unsurları yani ne ister melekler olsun ister cenni terkisi ister varlığın diğer doğu taşı göğü olsun onlar insanlardaki akıl gibi akıl olmadığından bunun zaten kabullenmez olmayı biliyor.
O yüzden onlar kabul etmediler. Kabul etme işinin sebebi yaratılış odatlarının onun uygun olmayışı. Cenab-ı Hakk hiçbir şey yaratmazdan önce Allah'ın ne olduğunu hiç kimse bilmiyor. Neye benzediği de belli değil. Hala da Cenab-ı Hakk'ın zat olarak neye benzediği belli değil. O yüzden Cenab-ı Hakk hiçbir şey yaratmazdan önce ne olduğunu hiçbir şey bilmiyor. Orada bir bilinmezlik var. Aslında Allah bir şey yarattığında da o yarattığı şey Allah'ın kendisinin takdir ettiği kadar bunu bilir. O yarattığı şeye de takdir edilen takdir edilen nokta sınır Allah'ın zatürlığının haricinde her şey.
O zaman varlık yaratılanlarının hiçbirisi de Allah'ın zatürlığının tanıması tam anlamıyla bilmesi mümkün değil. Cenab-ı Hakk'ı bunu yasaklamış zaten. Demiş de Allah'ın zatını tefekkür etmiyor. Onu bir şeye benzetmek. Onu böyle bir şeyle benzeştirmek caiz değil. Haram. Ama biz onun Allah'ın ne olduğunu sıfatsal noktada Allah'ın ne olduğunu Allah görür Allah duyar gibisinden biz onu sıfatsal noktada bir şeye benzetebiliriz.
Benzetilmiş şeyi de teyzih edeceğiz. Ama yine de öyle değil de diyeceğiz. Hani insan da görür Allah da görür ama teyzih ederek deriz ki insanın görmesi Allah'ın görmesi gibi değildir. Deriz. Ve Allah'ın görmesi de insanın görmesi gibidir. onu bu nam-i tenayi eşsizdir, sınırsızdır. İnsan sınırlı görür. Allah sınırsız görür. İnsanın duymasının bir sınırı vardır. Cenab-ı Hakk'ın duymasının bir sınırı yok. Bunun gibi. İnsanın bir şeyi anlamasının sınırı vardır. Allah için bir şey anlamanın sınırı yok. Onun sıfatları mı sınırsızdır? Sıfatlarını bir şeye benzetiriz. Benzettiğimiz şey de teyzih ederiz. O ona benzemez deriz. Mesela kuvvetli açısından da aklımıza dünyanın en kuvvetli bir varlığı gelmiş olsa Allah da kuvvetli deriz.
O varlık da kuvvetli ama deriz ki onun kuvveti varlıkla benzemez. Sorun mu değilsiniz? Hadis-i Şerif. Hazreti Peygamber Salih ve Selam Hazretleri unuttuğunuzdan, ülkuda yaptıklarından bozulunca insanlar yaptıklarından sorun mu değil? Aleyhisselam da bunu gitti. İşte yasak olan işi yaptı ya. Şimdi bir kimsenin kendi ruhlar halimindeki tecelliyetiyle, misal halimindeki tecelliyetiyle almadıkı tecelliyatının rengi tecelliyetiyle alan aynı değil.
Cebrail Aleyhisselam hem alim-i ruhda hem alim-i misalde bütün peygamberlerin üstünde ve bütün bu manada aklı elinde bulunan. Ama alem-i şehadete tecelli ederken dıhye sureti dedi. Bir insan sureti dedi. Sahabeler onu dıhye olarak gördü. Dediler ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi selam'a adıkları dedi ki bunu tanıdınız mı? Hayır bu dedi Cebrail kardeşi. Cebrail Aleyhisselam alem-i şehadete yani dünya alimine tecelli ederken bir insan söyledi. Dıhye söyledi.
Eğer gerçek manada tecelli etmiş olsaydı orada sahabenin hiçbirisinde onu görmeli cihetmen yaşadık. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi selam adıkları dünyaydı tecelliyatı dünyadaki insanların algılayabileceği kadar. Eğer amadaki tecelliyatıyla tecelli etmiş olsaydı bırak dünyayı bütün kainat bütün kainat onun ruhaniyetine ve nuraniyetine dayanamazdı.
O yüzden bir varlıkta belli bir dereceye sahip olan ama melekut olsun ama peygamberler olsun şehadet alimine tecelli ederken senin benim güç tecelli eder. O yüzden Hz. Mevlam der ki sakın sen onu kendin gibi zannetme. Peygamberler için der ki sakın sen onu kendinden bilme kendinden zannetme. Veliler için de aynı şey söylüyor. Sakın a der. Siz de onu kendiniz gibi görmeyin. Bizim gibi yiyor içiyor bizim gibi uyuyor demeyin. Çünkü öte alimde farklı boyutta tecelli ederler. Burada öyle tecelli etmiş olsalar insanlar o tecelliyeti kaldıramadır. Musa aleyhisselam Turi Sina'ya çıktığında Allah'la konuşurken konuşurken kendinden geçti.
Dedi ki göremez mıyım sen? Dedi ki ya Musa şu dağa bir bak ona dayanabilirsen görürsün bir dağa bakmasıyla bayılması bir oldu. Kırk gün baygın yaptı. inananlarına baygın yaptı. Ne istedi baygın mu Musa aleyhisselam baygında onlar öldü zannetti. Aslında ölmüştü onlar bayılmamıştı. Musa aleyhisselam baygın. Bunlar o tecelliyeti değerli ödüleri koyduk. Musa aleyhisselam dedi ki bu ona gidiyor hepsinde selik alınmış. Musa aleyhisselam elini açtı dua etti. Ya Rabbi dedi. Ben kavme nasıl dönerim herkesten ümmetini helak etti dedi. Bunları Cenab-ı Hak tekrar tebrikli olmaz.
Böylesi alem ruhdaki tecelliyatın derecadı aynı değildir. Alem şuhuttaki alem şehadetteki tecelliyat da aynı değil. O yüzden amadadaki tecelliyat aynı değil. Bunun böyle buhar misali der ki bir yerde buhar olsan buhar görür mü Buhar var görür mü bulutum sokuyor.
O der biraz daha soğuyunca yağmura döndür. Yağmur biraz daha soğuyunca soğuyunca buz oluyor. Kar öyle değil mi? Kar biraz daha soğuyunca ne olur? Buz olur. Buzun içerisinde buhar var mı? Var. Aslında o buzu biz var öyle değil mi? Gerçekten buz var mı? Bize buz görür. Anlaşıldı? O bir eritirsek onu ne olacak? Su buhar olacak içecek. Nerede su? Yok. Buhar olunca teceli edince alın geniş oldu mu? Bir bardak su olsa bir bardak suyu biz burada kaynaçsak bütün bu evi içerisinde buhar kaplar mı? Kaplar bir bardak su ama bir bardak burada bir bardak olarak görür. Biz bunu buhar laştırsak bütün salonu kapsar mı içine?
Kapsar. Bunun gibi. Bu yüzden Hazreti Peygamber Sallallahu ve Selam Hazreti Amadakı tecelliyatıyla zahir halimizdik. Biz tecelliyatının tecelliyat derecesi aynı. Aynı raya ben de gördüm. Bize hacci gezdediğini diyorum. İnşallah zahire ne gidersiniz? Bedrullah'ı görmek rahmettir, bereket lütfen, ikram ne şemaline şeytan girmez. İnşallah zahire gider. Yanama girip Bedrullah'ı tanırsanız en bakarken hakikat olarak Hazreti Peygamber Sallallahu ve şemaline şeytan
giremez. Başka bir adı şeritlere buyurdu ki benim velaşik halifelerimi şekklerine şemaline şeytan giremez. Yine buyurdu ki insanlar uykudadır. Öldüklerinde uyur. Yine buyurdu ki ahir zamanda ümmetimin salih kimseleri ölmüş olduk. Salih rüyalar mübeşşir hakkandır. Değildir. Bütün bir şemaline şeytan giremeyecek bir rüya gördüyse o uykudan uyandı uykudan uyandı bir şey yaşadı. Geri kalan uykudan uyandı bir şey yaşadı.
O yaşadığı şey sahih ise onu der ki o kimse asıl hatta arabi der ki rüya görmek normalde dünyadaki şehadet noktasındaki namaz kılmaktan daha evladır.
Bir kimse rüyasında namaz kılmaktan hakikatte namaz kılmıştır. Bir kimse rüyasında Beytullah'a gittiyse hakikatte Beytullah'a gitmiştir. Çünkü misal alemi bütün şehadet aleminde ruhlar aleminde bütün eksili içine alır. Misal alimi geniştir. Geniş olunca misal alemine gelen tecelliye alim ruhtan yani amadan gelir. Misal alemine iki tecelliyedir. Bir normalde insanın yaşadığı günlük hayatından şehadetten misal alemidir. İki bu kimse veliler ihsanıdır. Beytullah şekline şemaline şeytan giremez haktır.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri büyüdü ki Beytullah mahşerden süslenir getirilir. Ve onun kendine cennete girmem der ayaktır. Dolunca insanın şefaati hak oldu. Biz şefaat ediciler şefaat et bir kimse rüyasında haccının tam manasıyla ifa ettiği Beytullah da dönüyse haccı haştırır.
O buna zahiren gösterir inşallah lahmine sabah namazına kalktıktan sonra kılınabilir mi? İkincisi ve ikindi ve yatışı namazlarında ilk oturuşlarda bir şey salibari kuvasından sonra Rabbena'yı da okursa selam vermesi mi gerekir? Üçüncü rekete kalkıp devam etmesi mi gerekir? Tehidüh namazının vakti sabah namazının imsak vakti girince Hz. Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri gece ibadet edemediği zaman bir bir şey vesile oldu yapamadı onu öğlenden önce iade eder aslında kuşluk namazı denilen hani öğlen namazından önce saat onla on bir buçuk sebebi de bu gece namaz kılamayan yani devamlı bununla da mesela bir kimse bir nafileyi kendine adet haline getirdi kendine bu noktada virt haline getirdiyse madide yerine tekrar bunu iade ettir Hz. Peygamber
Sallallahu Sallallahu ve Selam Hazretleri bugün sabah namazında seferiyken kılamadılar uyudular orada Bilal el-Veşah Hazretleri dedi ki ya Resulullah ben seni kaldırırım sallallahu sen biraz dinlen dedi onun dizine yattı onun dizine yattığında Bilal abişi de uyudu kaldı bir baktılar ki güneş yükselmiş güneş yükselince Hz. Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri hızla kalktı sahabeler dövündüler hatta çok üzüldüler ibadet etmiyorsun biraz yürüdüler o namazı kaçırdıkları yerde namazı iade etmediler yürüdüler burada
şeytan galip dedi bu bölgede yürüdü biraz yürüdükten sonra güneşte biraz yükleri kalktı abdest Hazreti Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri söylediği şey çok manada dedi ki sabah namazının hani sünnetini kılmayı kendisine adet edinen vird edinen onu tekrar kılsın dedi kendisi de kıldı kendisi de kıldığı için ve sahabeyle bunu emrettiği için sabah namazının sünneti vakti geçse dayık kılır bir parantez açtık burada burada işte Hazreti Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri'nin sözü şu sabah namazının sünnetini
kılanlar sünnetini kılmaya devam edenler kılsınlar yani siz bir ibadeti kendinize bir haline getirirseniz o ibadeti iade etmeniz gerekir yapamadığınız gece teheccübe kalkamadığınız o zaman ne zaman müsaitsiniz gün içerisinde o keraat fakültelerinin harisinde namazı kılmanız lazım ama sabah namazında sabah namazı vakti yani imsak girip de güneş doğmazdan işte 10-15 dakikaya kadar kalan zaman içerisinde Hazreti Peygamber sabah namazı sünnetini ve farzını kılmış başka hiç namaz kılmamış bir kimse kılabilir mi bu arada
her cevap namaz kılınabilecek zamanın içerisinde kılabilirim buraya bir parantez açayım biz kılma diyemeyiz bu zaman zarfı değil bu zaman zarfı ibadet edilebilir mi evet Hazreti Peygamber sabah namazının sabah namazının sünnetini ve farzını kılmış mı evet biz bu zaman içerisinde namaz da kılabiliriz kılma diyemeyiz ama Hazreti Peygamber sallallahu ve selam hazretlerine adım adım uyuyacaksa kimse o arada kılmaz o kendisini niçin ona da kılmıyorsun denmez o kendinci vir tediniyor o vir tedinden dolayı onu kılmaz ne yapacak
onu normalde günün içerisinde müsaade olduğu zaman diğer sorumuz da ikinci ve yatsı namazında Rabbana'yı okununca normalde ayağa kalkabilir onda bir sıkıntı yok çünkü bunlar nafile namazdır nafile namazdır bir kimse sünnete uyması lazım işte tahiyyat miktarınca oturduğu zaman farzı yerine getirmiş olur salli barif okusa Rabbana'yı okusa üçüncü rekata kalkabilir selam vermez hatta farz namazlarda da yok farz namaz dört rekatlık farz namazda birinci rekat sadece tahiyyatı okur kimse salli barif Rabbana'yı okunmaz veleykü okursa
farzı geciktirdiğinden dolayı şey yapar seyim seyvesi yapar yani namazı sandalyeleri şuraya karşıya koyup notörünü o tekmiş olmaz bu sandalyeler hemen arkadakinden buraya gelsin insanlar başlarsa insanların içerisinde
zaten hukuka ihtiyaç kalmış hukuk sebebi de insanların arasında hukuka ihtiyaç kalmış hukuk hesaplı veya hesap edenler için lazım olan bir şey hesapsız sevenlerin kendi tarihinde kendi hesapları olmadığına hiçbir alacak borç gelince kendisinin hiçbir şeyi görmesinden dolayı hukuka da ihtiyaç kalmaz çünkü hesapsız seven sevdiğine teslim olmak otomatikman her şey bil içerisinde zirve yapmak o kimsenin tehlikeyeceği noktadır
noktada aşağılada bir noktada sufilerin cennet korkusundan ve cehennem ümidinden kurtulup ilahi noktada sırf Cenab-ı Hak'ın sevilmesi gerektiği için sevmek bu olursa bunu nasıl yaparız bu böyle sana sevgisiyle tabiyi sevmeleriz
dese ki şimdi kedi aranızda sevmeyen var herkes sever tabiidir ama bir kedi mi siz size zarar verirse tekmeyi vururuz ama bakın bizde bir tabi bir sevgi oluşmuş insanları severiz anne babayı severiz halifa herkes anneyi babayı sever fıtridir herkes eşini sever fıtridir aslında orada ki mesela erkekler kadın severler fıtridir eşi yoktur fıtridir eşi yoktur çocuk severler fıtridir tabiyi sevgi dediğimiz budur bir erkeğe git kolay kolay içinden böyle çok azı der ben çocuk sevmiyorum kadınlar çok azı der ben çocuk sevmiyorum
bunlar fıtridir biz buna tabiyi sevgi deriz bir gülü sevmek gibi bir çiçeği sevmek gibi herhangi bir şey sevmek gibi tabi sevgidir herkes bir şekilde etrafındaki insanlara karşı muhabbet besler tabi sevgidir bunun bir çıtı çıtı vardır ruhani sevgidir ruhani sevgide o kimse artık sevdiğini memnun etme derdi vardır razı etmez o sevdiğinin peşine gider sevdiğinin peşine gider sevdiğinin peşinden koşar onu memnun etmek için onu razı etmek için onun yörül peygamberine karşı eşine karşı
kocasına karşı karısına karşı çocuğuna karşı annesine babasına karşı artık ruhani sevgi hali o kimse de tecelli etmeye başlar ruhani sevgi o etrafındaki her şeyi razı etmeye çalışır hani ayeti kerbü var ya kulu Allah'tan razı Allah'tır kuldan razıdır diye o razı etmeye çalışıyor ruhani sevginin tecelliyatıdır o kimse razı etmeye çalışır mürid mürşidini razı etmeye çalışır kadın kocasını razı etmeye çalışır seviyorsa kocası kadını razı etmeye çalışır seviyorsa anne baba çocuğunu razı etmeye çalışır seviyorsa çocuk anne babayı
razı etmeye çalışır seviyorsa müşteri alışveriş iş ettiği toptancıyı razı etmeye çalışır, seviyorsa işini, toptancı da işini seviyorsa müşterisini razı etmeye çalışır, bakın tabiî sevgiden üstüne geçiyor artık, bu razı etmeye çalışıyor, yani vardır ya dükkan sahibi, oturun müşteri giriyor, bu kaç para beş lira, bu kaç para üç lira, kalkmaz ayağım için, hadi sana alın, bu tabiî, o işini sevmiyor, o müşteriyi sevmiyor, çıktık kanına, bak çıktık kanına, neden, sen sevgi adamısın, sen sevgi insanısın, sevgiyle akan yere git, buyurun diyerek, evet, bahse etme, memnun etmeye çalışıyor, ruhani sevgi, bunun bir çıt üstü var, bu kimse ilahi sevgiye ulaşmaya çalışıyor, ruhani sevgiye adım atmadıktan sonra ilahi sevgiye adım atması bir kimsenin mümkün değil, ilahi sevgine,
sevgine sevdiğinin haliyle hallenmek, o kimse ne yapıyor, sevdiğinin haliyle halleniyor, sevdiğinin haliyle, bakın bu sevdiğine benzemek değil, sevdiğinin haliyle hallenmek, kendi rengincileriz, müsaade ediyoruz, biz namazı taklit ederiz Hz. Peygamber'den sonra, o kimse herhangi bir noktada, herhangi bir kimse, kim olursa olsun, ilahi sevgiye ulaştıysa, o zaman hesaptan, kitaptan kurtulur, çünkü o haliyle hallenmek ister, haliyle hallenmek de meselenin en can alıcı noktası, insanlar hesapsız sevebilirler mi, el cevap evet,
ve bu ancak o kimsenin haliyle, yani karşısındaki kimsenin, kimsenin ilahi noktaya çıkıp sevgide onun haliyle hallenmesiyle bakın. Anne, anne, babaya, hatta bir erkek çocuk hataya devam etse de babası, sana şimdi dese ki, kahraman gel buraya on milyara imza at dese, atmak yok, gel bir trilyona imza at buraya dese, bir trilyona imza atmak yok, sorumluluğun devam edecek.
O sarhoş olsa, bir yere yıkılsa, telefon açsa, kahraman ben bilence yerde yıkıldım dese, yıkıldığı yerden kaldıracağım, götüreceğim, sünnete dayalı olarak, ondan bahseder, bir sinize ağır gelir, ama yol durur, bazının arasında problem olmuş, geçinirmişler, bu işe bakmışlar, bizi ilgilendirmezler, biz annemize bakarız, babamıza da itaat ederiz.
Çocuklarla beraber babanız desek, gelin benim anamın, iaşesini sağlamak da mükemmelikler, Hanefi'ye göre konuşur. Baba, çocuklarından, kendisi de annenin de iaşesini vermek zorunda, ki İslam'ın hukukları, herkes evleniyor.
Şimdi normalde diyelim ki bir ayrılma söz konusu oldu, ayrılıyorlar, boşanıyorlar. Çocuklar dosdoğum babanın yanında. Kaç kardeşsiniz? Üç kardeş. Üçünüz de babanızın yanında. Anneniz, annesi de, anneniz de kendi babasının yanında. Varsa. Veyahut da dul kadın, hür, gidip bir başkasına diyebilirim. Beni nikahla vermişler. Hadi bakif olun.
Bunda da şimdi bir kimse, Kur'an sünnet tarihisinde çocuklar babaya artıyor. Türk toplumunda çocuk, çocuk daha anada kalıyor. Veyahut da annem, adam kılçıksız balık gibi. Yok öyle bir şey. Kaç çocuğun var? Üç tane çocuğun tutacaksın, kolundan gideceksin eve. Evlen bakalım, ediliyor musun? Adnesine veriyorsa, babanın yükümlülüğü ne olur? Ben İslam hukukunu söylüyorum. O gidecek, o zaman hanımına diyecek, bak İslam hukukuna göre çocuk bana aynı. Ben çocuğum, ben de olmasını istiyorum. Benim sana vermen zorunluluğum diyor. Ama işte bu yasa, çocuğu anne yarattı.
Çocuğu anne yarattı ise, adam normalde, vicdanlıysa o zaman onu üstlenecek. Üstlenecek diyor. Efendim? Yok. İslam hukuku. Normalde bir kadının... Bir kadın çünkü hayatını çocuğa bağırdı. Bir baba aldı diyelim bir çocuk. Bir baba oldu. Çocuğa baktı, bunu nasıl çalışacak? Eleman lazım. Sigortasıyla beraber bin beş yüz lira. Sekizler çalışıyor. Üç, sekiz, yirmi, dört. Bir çocuğa bakmak için üç tane kadın tutacak. Üç tane kadın tutunca, birer buçuk liradan dört buçuk lira parası tutuyor sadece. Bakıcı parası.
Evin kirası da bir lira değil. Elektriğinden, suyundan, doğalgazıyla, beş buçuk lira. Bir lirada, yiseler olarak orada, altı buçuk lira. Bir adam bir çocuğuna bütün şartlarda baktırmak için, kendisi harcasa altı buçuk yedi lira para harcayacak. İslam hukukuna görelim. Bir adamları göreyim ben o zaman. Kadınları böyle aldatıyor.
Yavrum diyor, sarıyor çocuğun. Çocuğun, çocukla beraber gidiyor anasının evine. Adam bekar gene. Adam ertesi gün bir mahkeme kimlik bekar. Gidiyor birisiyle daha yeniyor. Bir çocuk da ondan bir tane daha boşuyor. Adam gene bekar. Üçüncüye bile herkes bekar zannediyor. Baktınız mı? Kaldı. Ben seviyorum. Niye? Yoluna çık etsin. Evlerde üç tane çocuklar. Birinci derecede baba.
Baba yoksa öldüyse, babaanne, dede, baba dedesi. O da öldüyse amcası. O da öldüyse halası. Bu erkeğe ait. Hız etmiyorlar aslında. Söyleyecek bir laf yok.
Yani dervişi haz etmeyen kimse münafuddur. Bağır biraz ama. Öyle. Sufileri haz etmeyen kalplerinde münafudan hiç haz etmiyor. Selamun Aleyküm dedim.
Ne oldu dedim. Haz etmiyorsam ben burada neden oturayım dedim. Yokuyacağım sen müstesnasın ya. Öyle bir şey olur mu dedim. Sufiler dediği zaman Abdülkadir Geyhan Hazretlerinden Ondan sonra yürüdün gitti dedim. Daha Hazreti sahabeye kadar yürüdüm dedim ya. Hepsi de verin. Allah dostum. Sen hepsinde haz etmiyorsun dedim ben. Total hesap. Allah muhamaza eylesin. İhlaslı olmak ne demek diyecek? İhlas bir şeyi, Sırf Allah için yapmak. Bir şeyi sırf Allah için yapıyorsak inşallah ihlaslı. Bir şey için yapılan her şey, İbadete alakalı.
Dinle alakalı. İhlasımız. Daha doğrusu bir harpteyiz. İslam hukukisinin olmadığını yazıyor. Böyle olunca cenni bir eğitim. Bir şey yapabilir. Biz de böyle düşündük. Herkes böyle.
Müslüman. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en muhammedi. Diyemiyor. İç dönür. Sanır mısın? Evet, adet getirmesi gelecek. Diyecekler.
Benim ceddimin, ceddimin, ceddimin Muhammedi'ymiş. Yani kendisi ceddimin, ceddimin Muhammedi olduğu için Muhammedi olarak görüyor. Benim şefaatim ona varsa yaptırmayacak. Ama gençlerden görüyor. Tarkan'dan görüyor. Sanatçılardan görüyor. Futbolculardan görüyor. Gençler. Bakıyorlar. Dövmeden derisi yürürümüyorlar. Sonradan da hocanın birisi tutuyor hocasının üzerine. Hocanın birisi de tutuyor senin ne kuzitin olur ne abdestin olur. Adam da tutuyor bu sefer. Benim nasıl olsa hiçbir şeyim yok.
Yok kardeş ya. Cahiliyede yaptığı bir şey olmuyor. Cahiliyede yapmış olur. Cahiliyede namaz kılmamak gibi. Cahiliyede oluşturtmamak gibi. Bilmiyor ki. Öğrenmediler. Biz ona diyeceğiz ki. Karın testi yalan da değil. Bilmiyordu. Ah abdestini alacak. Dövmem. Vücuduna zarar verdi. Verdi mümkün değil. Vücudunu da alacak. Abdestini de alacak. Allah'a tövbe çek diyecek ki. Yarabbi. Yapmışım ben bir adamım. Yapmışım ben bir kusur. Allah bizi affetsin. Her haram işlerinin üzerinde dövme gibi bir dövme vurulsaydı. Bir şeyler kalır mıydı? Bir ben çıktı. Bir tane ben çıktığını düşünüyorum.
Kara bir leke oldu diyelim. Her haram var. Şimdi söyleyeyim. Herhalde kara kömür gibi olur. Nefsini ona teslim etse. onun istediği gibi yaşasan kurtuluşa erdin.
İslam teslim olurdu. Ne? Allah'a. Allah'a teslimiyet nedir? Kur'an ve Sünnet'tir. Sen ona teslim olursan kurtuluşa erdin zaten. Bu teslimiyet içinde ne kadar teslim olmalısın? Sonuna kadar. Bunun bir ölçü diyor ki. Bunun en aşağısı, en aşağısı farzları yerine getirmek. En aşağısı. Teslimiyetin en altı. Teslimiyetin en altı. Zeminin, tabanın farzları yerine getirmenin. Farzları yerine getirmenin içerisinde günah teballerden uzak durmak da var yani. Sadece ibadetler bağlamında değil. O zaman teslimiyetin en altı, farz olan ibadetleri yerine getirerekten farz olan haramlardan uzak durmak. Bir çıt üstü. Teslimiyetin bir üstü.
Nafilelerle Allah'a yaklaşmak. Nefsi teskiye etmek. Nafilelerle Allah'a yaklaşmak. Nefsi teskiye etmek. Nefsi terbiye etmek. Sünnet-i Resulullah'a sımsıkı yapışmak. Bir çıt üstü. Onun üstü. En üst noktası. Eyvallah.
Burada normalde anlatmışız zaten. Allah'a itaat. Teslimiyet sonra gelir. Teslimiyet içseldir. İtaat demek ki ondan uzak durmak.
Bu ölçülüp hiç kimse kaçırır. İtaati yerine getir. O kimse teslim olacak. İtaat etmek, teslim olmak demek değil. İtaatin üstünden kendi elleriyle teslim. Kendisi teslim olacak. Kendince itaat noktasından çıkar. Önce namaz kılıyor. Namaz farz kılmam lazım. Namaz farz kılmam lazım diyor. Namaz farz kılmam lazım deniyor. O yüzden Allah'a teslimiyet. Bu noktada arzları yerine getirmek.
Resulullah'a teslimiyet. Sallallahu ve sellem azetlerine. Onun sünnet seviyesine teslim olmak. Üstad'a teslim olmak. Kur'an ve sünnet dairesinde nefis teskiyesinde onun çizmiş olduğu yolda. Burada yol herkesin rengine göre değişir. Muhakkak bu da vardır için. Ama her mürşidin rengi vardır. Her müridinde rengi vardır. Her mürşid dair. Hakikatte birdirler. Ama ve lakin yol esnasında iştahatları var. Kendilerine göre kendi renkleri vardır. Ama hakikat noktasında birdir.
Hakikat noktasında birbirlerinden ayrılıkları yoktur. Ama bu noktada muamele noktasında farklılıklar vardır. Zenginlikler vardır. O yüzden her müridin yolu her rengi aynı değildir. Ehliyetsiz bir mürşid aynı renge katmaya çalışır. O ehliyetsizdir. Ehliyetsiz ondan bütün herkesi bir renge bağlamak istiyor. O hani biraz ben böyle Allah affetsin tarikatların son dönümü gibi. Herkes yeşil sarık sarınca herkes kaderi olmuş oldu. Herkes beyaz sarık sardı ama herkes nakşimende oldu. hala harika. Şekil şemal oturdu. Cübbesi sarı takkesi oturdu. Bitti işe. Bu onun gibi bir şey. Eğer bir mürşid bu noktada ehliyetsiz ise, herkesi bir renge boyayacağım diye ulaşır.
Ehliyetli ise, ehliyetli ise herkesi bir renkten rengarenk eder. Haklı bir şeydir. Ben yapacağım diye uğraşıyorum. Çok renk çıkardım. Cümlemiz onlardan eğer mesela. Mürşidler, cüritlerinin rengine göre, bunun ahvaline göre onlara ders verirler. Onlara eğitim verirler. Hu, hak, hay esmalarının sırları. Bu da aynıdır. Herkes hu esmasının tecelliyatı budur der. Hay esmasının tecelliyatı budur der yazarlar. Hak esmasının tecelliyatı budur derler yazarlar.
Neyin üzerinde tecelliyatı? Bu sıfatları bir şeye tecelli ederken hiçbir zaman aynı şekilde tecelli etmez. Ama bir şahsa, ama bir eşyaya. Eğer tecelli ederse etsin.
Tecellisi aynı değildir. O her an bir şan üzerinde. Yeni bir şan üzerindedir. Cedildir. Tati yeniler.
Birisinin üzerinde. Bunu söyleyenler anlamadıklarından bilmediklerinden. Bir dervişe hu esması veriyorsunuz. Hu esmasındaki tecelliyatı farklı. Öbür dervişe de hay esmasını veriyorsunuz. Hay esmasındaki derviş hu esmasındaki dervişin tecelliyatı gibi yaşıyor. Hu esmasındaki derviş ve hay ismini çeken dervişin tecelliyatı gibi yaşıyor. Aynı değil. Meratiplerinde üçüncü esmada hu esmasını veriyorsunuz. Birisine nefis meratiplerinde normalde üçüncü esmada hay esmasını veriyorsunuz. Diyazında görmüş, ona hayattırmış herhalde biz yazdığımız zaman bunu hu esmasında şu tecelliyat vardır. Yazanın kendi doğrusudur.
Söylüğünün kendi doğrusu. Hiçbir şeyi bir önceki anlayışınız da bayağı. O yüzden Hz. Peygamber Sadullah ve Selam Hazretleri buyurdu ki, günün gününe müsavi olan, denk olan zarardadır.
Bugünkü idraki düne, yarık bu idrak yerini ne yapmam gerekiyor? Tevhide devam edeceksiniz.
Dün dünde kaldık diyeceksiniz.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi