mustafaozbag.org

463. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Ekim 2015 · 1:02:19

Bunlar, bu da sahip olulmuş olurlar. Değil mi? Evet. Tamam. Kamu idarecisi de, biz oraya, bir kâir gümüm var, kamu enfağı adına zannetseceğiz, orası gel kabul etmezse. Kamu orayı, devlet oraya kendisi şey yapabilir miyiz? Taiz olur mu yani? Olur. Bazı, gerekçesi şu, bazı şeyler vardır ki normalde umuma aittir, sahip olmaktan çıkar. Başlamamı sorduk. Bunun hakkı olup, bunu mu görüyorsunuz? Evet ama normalde, mesela bir şeyhin kendi evi var. Örneğin, şeyhin kendi evi ise, o kendi evi mirasçılarına alır. Örneğin. Ama şeyhin evi dergah olarak kullanılıyorsa, dergah sonrası ve şeyhefendi oraya dergah olarak kullanılırsa, o zaman mirasçılığının değini alır.
Kim tasarruf kullanılıyor? Dervişler tasarruf eder. Dervişler yoksa, devlet oraya bu sefer, dervişler adına veyahut da o mesele adına oraya ter koyabilir. Hakkını verebilir. Onların, evet burası farklı bir şey. Bu ayı. Mesela örnektir, bizim şu anda içinde bulunduğumuz Bursa'da 450 yıllık bir Mevlevi dergahı var. Karabaş Veli, şu an 450 yıllık bir tepke. Buraya normal değil, bu vakıflara ait burası. Vakıflara ait olan yeri belediye kendince bir kontrat yapmış.
Almış belediye burayı tabirat ederken, biz tabiratın son kısmında, dedi ki biz burayı talibiz. Tam bir mevlevi dergah olarak, inanmadılar bize. Burada biz normal, tipik, klasik bir dergah olacak. Burada hizmetten hiçbir şekilde ücret alınmayacak, su olmayacak, boğulmayacak. Biz dergah adamında ne varsa, su önünde koyduk bunları, biz bunların taahhüt ediyoruz. O da tamam dedi, kabul etti, verildi. Biz şimdi mesela aynı o minvan üzerine orada devam ettiriyoruz. Biz burada normal yol minvan üzerine devam ettirirken belediye, mesela o zaman da mesela sütaş buraya dönse oldu. Ne o? İstedi benim dedi. Sütaş istedi.
Başka birkaç tane vakıf istedi. Belediye burada, o dergahın kendi karakteristiklerine uygun bir şey vermemiş olsaydı. E şimdi ne olma? Bunun gibi. Somuncu babanın orada benim. Somuncu babanın orası mı? Evet. Somuncu babanın orası mı? Dergah orası mı? Evet. Orayı ben konuşmak istemiyorum. Şimdi bazı yerler var. Mesela orada… Ben cevabı aldım hocam. Şu anda. Aralığında sordum. Siz de çok dereceler almayacaksınız. Mesela bizim tek yede birkaç tane aile yaşamış. Biz kendi yaşadığımızda. Burada yolda yaşamışlar. Ama tek yolda sığırdı. Orası mı? Tabii. Geldiler bize.
Biz burada yaşadıkta burada hakkımız var da işte şöyle de işte. Dinledim ben. Dedim ya bakın. Burası tekke. Siz de biliyorsun tekke. Tekke burada. Ne sana ait. Ne? Burası dedim. Bu yolda gidecek olanlara da değil. Muhammed'e ait burası. Tekke dediği zaman Hürmet-i Muhammed'e ait bir yerde. Hatta daha ileri. Sen onu daha ileri koyuyorsun. Tekke dediğin zaman bütün insanlığa ait görüyoruz. Peki tekke çünkü orası. Bir Hristiyan da gelir. Orada semayı görür, sohbeti görür, kalbi yumuşak, iman eder. O yüzden oraya birisinin sahiplenmesi mümkün değil. Oraya sahiplenmesi mümkün değil.
Oraya sahiplenmesi mümkün değil. Yani biz senin geldiği kamet için bir yerde hep geri şekillik alalım diye. Değerliler şu an da Allah için kılıkirse. Yani bu tip yerleri alıyorlar mesela. Mağdur etmiyorlar. Ben bunu. Biraz da bursalık konuda. Mağdur etmiyorlar. Mesela bizim orada tepkete kalanlar varmış. Onlar bütün, bunla konuşmak istemiyoruz da o aileler, kalanlar mesela göçülmüşler, ev kiralarını dememişler.
Daha ne istiyoruz usta? Hakkınız olmaz. Hem bir yerde oturmuşuz. Ve sizin bu hüsnü yaşattığı hikayeniniz de yok. Evet. Burayı da işgal etmeyin. Sadece tabusun normal bir üzerinde olsa ne olacak ki? Olsa olur. Bu şekilde anlayacak. Ayıp söylemesi tekkenin üstünde bir cami vardı. Bahçı İbrahim'in camisi. Bunun yanında bir hamam vardı. Hamam şimdi özel şahsa geçmiş mesela. Şahısta. Bahçı İbrahim'in camisiydi. Tekke, orası aynı bahçede. Hamam da aynı bahçede. Her tekkenin etrafında bir cami vardır, bir hamam vardır, bir medrese vardır. Bunlar külliye şeklinde. Şimdi her tekkede bir mescit kapısı var.
Eski tekkenin mescit kapısı vardı. Mesela bizim o zaman için tekkeyi tatilat eden bizim arkadaşımızdır. Mescit kapısı yok. Hacafer, bu kapısı var. Kimse mescit kapısını bilmiyor bak. Vakıf takımlar dahi bilmiyor. Dedi nasıl? Dedim oğlum bak burada cami var. Bu mescit kapısından cami geliyor. Tekkelerde çünkü dedim cuma kılınmaz. Tekkelerde önceden vakit namazı kılınmaz. Herkes camiye gider. Ama hak dedi vakit namazı kılındı. Cuma kılınmaz. O yüzden dedim burada mescit kapısı var. Tekrar eski şeyleri, fotoğrafları, eski şeyleri çıkardılar bunlar. Böyle dedikten sonra mescit kapısını buldular. Dedim bak mescit kapısı burası.
Sen bunu araştırtır, soruştur. Mescit kapısı burası dedim. Şimdi o kapıyı açtırdık biz. Sonradan hani o normalde bir şey yaptılar. Mescit kapısı bak. Oradan mescide bir kapı var şimdi. Namaz ezan okurdu. Namazına gideceğim, camide kılacak. Camiyi terk etmek yok, tekke var diye. Onun yanında hamam vardı mesela. Hamam boşalttı dedik kiralayalım orayı, kiraladık bilsin ne oluyor? Normalde dedik burasını da biz hamam olarak çalıştırmayacağız. Ama bir de dedik burayı da biz şey yapalım normalde hizmete katalım, kürriyeyi tamamlayalım dedik. Tamam. Ondan sonra bir bütünlük olsun dedik. Normalde hamam şimdi şahsa geçmiş. Hamam şahsa geçmez. Yani orada geçmez. Mesela Ulu caminin altında hamam var. Şimdi iş yer var.
Aslında orası vakfa ya. Ulu caminin hamamı. Ulu cami ne yaptı? Şimdi Gümüşçüler çarşısı var orada. Orası hamam. Orayı hamama çevireceksin gene aslına uygun. Orayı hamamı tutup çalıştıracaktır. Vakfiyesi var onun. Sen oraya hamam olarak çalıştır. E şimdi tabi Cumhuriyet'in ilk yıllarında ne kadar şey varsa bu tekke ve zaviyeler kanunu bütün hepsinde şey yapmışlar. Aileyi yok etmişler. Yok etmişler. Bildiğin yok etmişler. Aslında vakıflar yapıyorlar ama camiler satılırken alanlar var. Satılırken almışlar mı?
Satışa çıkmış camiler. Cumhuriyet'in ilk yıllarda cami satışa çıkmış. Mesela. Kuştada var Gülter. Var değil mi? Ramazan'da bir tek adamı içiyor. Ramazan'da namaz. Diğer zaman kapat. Osmanlı'dan kalan cami. Verdiye de. Olmaz. Onu normalde et. Aslında o. Mesela onun şimdi. Ya beş yört namazı kıldıracak orada duracak. Ya da o cami'yi mesela verecek diyanete. Gel kardeşim. Özellikle anlaşma konu. Sözleşme konu. Ya evlat kurulan bir para. Parayı geri alacak. Ya da paraya geri almayacak. Şey yapacak. Ya da gidecek. Cahilin. Şeyler. Ne oldu? Hadi imam kayın edin. Uygunday. Tabi bu.
Cumhuriyeti ilk yıllarında kullanan uygulamalardan mı sıkıntılar? Evet. Mesela adamın Şeyh Efendi'nin evliyi tekli olarak kullanıyorlar. Mesela Şeyh Efendi vefat ediyor. İşte oğul geçiyor. Veya bir başkası geçiyor. Genelde bu tip yerya bulunca oğullarını bırakırlar. Gelinlikle. Şeyh Efendi diyor. Hayırdır. Abi ünleri olduğu için edeb elinde okum verildi. Ona daha mı taşımak yapıyorlar? Evet. İşin bu tarafı var. İşin bu tarafı var. Bunlar işte o yüzden. Mesela şeyhlerin, dervişlerin, dervişlerin parası ile kendilerine dertler yaptırmaları, ev yaptırmaları, caiz değil, uygun değil, olmaması gerekir.
Bir de büyük arkadaşımla olarak bizi çektiğiniz kıtırları anlatıyor. Bize, hep kitaplarla, yolluk, toklentlere deyildik. İlmenin noktasından da değilebilir. Hakkalarına aynen yukarı ile ulaşamadık ve aşağı yukarı, bir kadar Allah atsın, yirmi senedir parası, bu yolun içindeydi. Levan'la bağlı bir senedir parası. Süleyman kim? Arkadaşım. Şimdi biz, Türkiye'de çok yerine gezdik. Ama sizin dediğiniz noktada, bir şey bulamadınız. Yani, kitaplar okuyoruz. Adam provisör ünlü almış. O şey, Kırsız başında. Ama kendinden bir şey katmıyor. Hep şerler hep şerler.
Bunlarla karşılaşıyoruz. Yani, bu ana ait, hiçbir bilgiye, hani, bilmiyorum, banyol altı işinizde, bütün kitapçılar aradığı aslında, yok. Yok Niyazi Mısır'ın divanı. Kırsız başında. Yok. Yok. Yani, kendine, siz dediniz ya, ee, böyle bir şey zaten olmaz. Eee, yani, böyle bir sohbeti, ben ilk defa, ee, sana ilk defa duyuyorum. Yani, iş denilen dedik biz. Herkes, işte, Niyazi Mısır'ı böyle demiş. Niyazi Mısır'ı böyle demiş. Sen dedin yok. Şeyin dediği gibi, şeksin, senin Bahçer'den de var kardeşim. Bahçer'den anlamadım. Biz bunu, Sıdıklısı'ndan yedi sevinir yaşayalım. Osmanlı'da yedir yani. Ve bu, noktasında da, yani, bu sefer bülbül kesimine başlıyoruz.
Bir şeyler biliyoruz ya. Gel Süleyman'ın buraya, ağzımızı dökelim. Çak çak çak çak. Gel, işte sakın diyorlar. Ama bizi böyle tavsiyelerde bulunan bir sohbetine denklebilir. Bir de, şöyle mi deniyorlar? Birliklerini sakın kimse söyleme ha! Ya niye söylemeyeceksiniz? Birliklerini niye kimse söylemem? Nakşilere gittik, başka türlü oluyorlar. Biz hep Burak başında, Süleyman da bilir. Ben dolu, burada çok severim. Birlikte şeyler var. Orayı diklara yapamam.
Sizin büyüğümüzde, orada avam var. Hocuktan sonra. Avam var, onlardan uzak durun. Berami'nin yaşası yaşıyoruz dediler. Avam havas ayırı yapmaya başladı. Nasıl olacak bu hocam? Bu tür şeylerlerle karşılaştık. Yani çok, bütün sıkıntılar... Yıldız güneşi... Yıldız güneşi... Allah'ın geleneğe ağzı olsun ki, teşkil ettiğiniz kesinlikle... Evlilikte bu sıkıntılar çok var. Yıldız güneşi gördüğü zaman, kendisinin yıldızını idrak eder. Avam hası gördüğünde kendisinin avamını idrak eder. Avam hası görmezse, Avam avamından bir haberdar olur. Eğer insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar, siz ölmeden önce ölünüz sırrı insanlara verilecekse, o zaman ölmeden önce ölün sırrına erişenler, ölülerin içerisinde dolaşacaklar ki, ölüler diriyi gördüklerinde, kendilerinin ölü olduğunu fark edip,
dirilmeyi düşünsün. Bunların hepsi de, kendi eksikliklerinin meydana çıkmaması için örtülme ve gizlenme. Ayıbı olan örtülür. Meydandaydı. Şimdi dahi, bunlar müşrik canım, ben onların içlerine çıkmayayım dedi, yenime anlatmayayım mı dedi. Müşriklere tebliğ etti. Müşriklere tebliğ etti. Geldi birisi, dediler ki, bu Gifar kabilesinden, Nebuzer dediler.
Bir gün de dayay ettik. Yenek söylüyor, soruncağından vazgeçmiyor. Büyük serkeşi, anarşisti, bugünün mafya babası, bugünün karşılığında mafya babası var. Hazreti Hamza Efendimiz, onu kurtarırken, dedi ki, ey Kureyşler, bu kimdi biliyor musunuz? Kim? Bu dedi Gifar kabilesinden. Valla, izin veriler. Bıraktılar da öyle. Gerçek görüşü değil, tahminler, meydana sürerler.
Meydana sürerler ki, herkes onun biraz daha canını acıtsın. Herkes onu biraz daha kanatsın. Herkes onu biraz daha sıkıntı olsun. Pişsin o. Mağının içerisinde değil, ataklarının içerisinde dolasın. Pişsin o. Demek yok öyle. Yeterirler, bir sene değil, bir gün de böyle yeterirler. Bir bayram, feratif atlatan. Feratif atlatan, atlatıyorlar ya, bıçakla atla atasın.
10 bin dolar, bıçakla atla atasın. çekeceğiniz. Bu sizin ama. Bu hata genesi. Ben hiç şeye kabahat bulmam ben. Herkesin atasın kendisinin de. Yol mu? Arayalım mı? Allah'a affetsin. Cenab-ı Hak lütfetmiş diyorum ben şimdi. Kendi kendimi. Ben normalde. Gaye İslam'ı yaşarken, kendi dairemde hayat gayetliydi usta.
Ben terk etmem için ne lazım ona? Önceden dedim, ismini terk etmem lazım. Bu hayatı sen terk et. Ne benim kendi kazanıma göçmenimden. Bir arkadaşım geldi benim yana. Bırakçamı dedi. Ben bir iş ayarladım. Ne işi olduğu önemli dedi. Dedi ya bu yaşadığın hayatı kimse yaşamıyor senin dedi. Bu hayat bırakılır mı? Ben bırakacağım dedim ya. Bitti mi? Ben istemiyorum bu hayatı. Beş yukarı namaza başladım. Yenirim. Her şeyi bırak. Gittim bayındıran.
Göçtüm tekrar geriye. Ailen dahi şaşkın. Herkes şaşkın. Yaşadığım hayatı herkes biliyor çünkü. Orman işletmesine girdim ben. Orman işletmesinde bir ay daha aldığım parayı ben bir gecede yiyordum. Bir gece de yiyordum. Bir gece. Sürmüyordum ki. Bir tez sonra kendime şunu dedim. Hocaefend'in cemaatına gittim. Götürdüler. Misareyi o çantacı Necmi amcanın Necmi amcanına götürdüler. Yeni Asyacılara gittim. Hocaefend'in cemaatına gittim. Nakşemendilere gittim.
Götürüyorlar beni. Ben gidiyorum seyrediyorum zaten. Ne yapıyorlar? Bakıyor musun? Ben kendi kendime diliyorum. Mustafa'ya dolduruyor. Bir şey yaşanıyor oradan. Bir şey görülüyor. Melamiler. Bizdeki melamileri bir görürsen Melamininden mı tanırsın Sersin? Melamiler var mı? Laf mıdır? 2018'de çarpışıcı var. Ne yalnızlı laflar, ne sözler. Konuşamazsın yanlarında. Öyle melamiler. Bak öyle melamiler. Bak öyle melamiler. Üzmümüzde gider bir gülmediler. Birazdan anlatırım arkadaşlar. Gülüşürüz abi. Böylesine inanıp da kendi uçacağına inanmış melamiler. Adam üçüncü kattaki evinden hitap gelmiş. Sen oldun artık Abdullah demişler. Uçabilirsin.
Bu pencereden o kadar inanıp tamam mı? Atıyor kendini. Güngürlapıp kolbaca kırılır bunu. Hastanede adam uçtu mu Abdullah Bey'in derler. Bak adı bu adamın. Adı bu adamın. Adamın öyle böyle hali kapalı filan değil. Zaman zaman hali görüyorum de. Böyle şey değil. Samimi bir insan. Gittiysem ben böyle hitliyorum sadece. Ama belki de benim avantajım şudur. Ben kendimce hayat yaşadım. Yol yordamıyorum. Ben bakıyordum ben. Bir yere gittik. Sohbet harika. Bu işler böyle olmaz. Pamuk yerler cebe dedi ya. Bu işler böyle olmaz. Getirin bana ormanın senetleri. Bir toman senet getirdiler. Yazdı yazdı. Yüzü aradı. Hattı. Herkese alıyor. Karimeşri yoldan geldi dedi.
Şimdi Sabihan'daki saati kıymetli etti. Şövalye yüzük takmayı sevmem gençliğimden beri. Kimisi altın kolye kullanılar. Rehir bırakmak için. Ben sevmem. Altın münezik böyle kolye koyarlar. Ben sevmem. Saati kıymetli. İçin karabeyin en düşük saati 10 bin dolar. Hastalıktır hala da içinde. Arabanın torbidosundaki içinde yine kıymetli bir saat var orada. Utancımdan takamıyorum. Saat olmazsa orada ben gene rahat edemem. Bir yere gittim yolda aldım. Derdek aldım. Bir şey oldu. Ben saati yine rehin bırakırım. Böyle blader al burada. Ben geleceğim iki gün sonra bir gün sonra işini halledeceğim. Yani arabanın aç. Orada konsolda saati orada gelir. Hastalık bizde olur. Önceden.
Ama kara durmuyor diyorsunuz ya. Önceden beri durmuyor. Öyle bir şey lazım. Biz attık bir saati ortaya. Biraz sonra bayındır da ayrısı ortaya. Adam gene aynı yazıyor senetleri. Bayındır'ın imamını çektim. Ne iş bu? Bu adam iflas eder bizim bu senetleri yazar. Ya Mustafa kardeş milleti işte dedi. Hani minnet irasını dedi. Tuttum yakasını. Ulan dedim aldatan bir tane deyiliyor dedim. Nasıl aldatıyorsunuz bunu dedi. Saat gitti desem dedim ben. Doğru da atış getireyim ya. Evre lan dedim lanet olsun. Dedim aldım. Nerede görülmüş dedi. Bitti. Ben görmüşüm onu. Bir daha ne gidecek? Hayır. Bu adam burada beş liranızı alsın. Kafasını koparır mı?
Anladın mı? Kendisi de burada. Yol gidecek. Kendi evini bırakıp gidiyor. Kirada mı duruyor? Hayır. Kiraya giriyor bir şey. Bir küçücük bir şey duruyor. O işaret. O işaret. Herkes işareti görmüyorsa kendi körlüğünden. Kimsenin kabahatın var. Git. Altını alacaksan. Koyumcudan alacak. Altını alacaksan. Koyumcudan alacak. Altını alacaksan. Koyumcudan alacak. Bakıyorum ben şimdi. Koyumcudan alacak. Gümüş de var. Altın da var. Koyumcudan alacak. Koyumcudan alけ.
Koyumcudan alacak. Koyumcudan alacak. Parabücudan alacak. Koyumcudan al Kendim ettim, kendim bulundum, kendimi zararlı soktur.
Bunun için söylemiyorum. Bizim soktukimiz, kurma soktuk yoktur. Çetin dükkanında varsan al, satarsın. Gitti. Dükkanında yoksa, yarın demek, eğer kitap ne demiş?
Yok öyle bir şey. Böyle bir şey yok. Aşıksan oturduğun yerde şiir söyleceğim bana. Nus'un şiirini ben de naklederim. Şimdi söyleyeceğim bana. Niyazı Mısır'dan söyleyeyim, ona Divan-ı Kebır'dan söyleyeyim. Orada kitap tutuyor, duruyor, açar okurum. Başkasının sözünü nakletmekse, o Kur'an ve sünnet ona yeter. Nakledecekse başkasının sözünü. Nakledilecek söz lazımsa, Kur'an ve sünnet yeter bize. Ama biz muhakkak büyük belirlerin sözlerini de ölçü olarak kabul ederiz. Bunu reddetmek yok. Kapağınlık da yok.
Sözü çok muhteşemdir, çok hoşuma gider benim. Biz bir meselede Kur'an'a bakarız. Bulamazsak sünnete Resulullah'a bakarız. Bulamazsak, şunu dedi Mesul, şunu dedi demeyin. Biz de. Bana sen diyeceksem, gel, ben senin dizinin dibine oturayım.
Sana oradan otur. Olmayan lazım. Dersin ki sorun. Çünkü dersin.
Çevir Sayfır mı yapacak kitaplardan yoksa bir yürşitlerin sorusu cevapta olarak bir yürşitler, damlaları onun ondan var. Bu noktada normal değil. Yani biz ünleti kendi şeriatını verenmek için kitabı koyacak. Şeriatını verenmek için. Ama öbür türlü tasavunla alakalı sözü değil de alakalı şeyse. Ne olacak? Şu anda öyle çok gruplar var ki, bir gruba bakıyorsun, üstad olmadan medyeliği kendi kendilerine şeriat ediyorlar. Yirmi kişi, otuz kişi koparmış. Bunların birçoğu da üniversite mezunu olarak yaşanıyor. Veya Arabi'den. Arabi'yi okuyup anlamaya uğraşıyorlar. Durmadan çevir sayfayı. Yani kabuzluk halileri hiç bitmiyor. Bir yere de gidemiyorlar. Ondan sonra da diyorlar ki, bunu söylememesi lazım. Ya normalde insanlar çok fazla. Mesela kavmalığından kaybettik.
Bana dedi ki, dolabında kesildi ve ilim ölçüleri. Hazreti Peygamber Sorma'la ve Selam Hazretleri rüya 40.
Peygamber 1046 cüzünden bir cüzdür. Tamam bildim. Bildim, doması kılmanın yanı. Okudum bildim. Nefetle mücadelede de hangi noktadasın? Olmanınla kaybettir. Ama onlar bir şeyhe gidip iltisap etme noktasında da değiller. Onları aşağılarda gösteriyor. İlgi, onlarda tevazu getirsin. Hikmet olmanınla kaybettir.
Hikmet hayırdır. Hikmet nefes? Muharifettir. Allah'ı bilir. İşin zahir kısmı. Siz bunu okursunuz. Afet ise Allah'ı bilmez. O kimse asla Allah'ı bilemez. Onda asla muhalefetullah tecelli etmez.
Hikmet ekstil. Kendince, normalde kendince o tebaa diye gösteremiyorsa bilgi var. Toplanmışlar 20 kişi dinam-ı kebi öpüyorlar. 21.si yok. Almıyorlar bazıları. Neden? Binler çünkü. Hay çok hayal. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle yaptı ya. 21.sini almalı. Resulullah'a vurmak yok. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri müşriklerin İslam olması için öğretirken, Aman, şey, ümrü mektub ve sizden vuruyor. Döndü tekrar düşükler.
3 kez bu tekrar oldu. Üşrikler yüzünü. Bu sohbeti 23 kişi yapıyorsun.
Tamam içimizi almıyoruz. Hoş geldin 23 Nisan. Allah yolun açık olsun. Şeylerinden sağlık olarsan ondan mı alması gerekiyor? Kendim yol oydu. Madem bir şey anlatıyor, dinleniyor. Hayatın içinden. Rüyasını kime?
Kimde yok ki? Fütuhatı var.
Karamazakta bir evvan değil. Karas'ta oluyor.
Bir getir bakmam bana. Benim de kitabın Züht var. Muhammed Ali Hazretleri. Kitabın Züht'ü ötürüdük. Baktım. Bu fütuhatı, Mekke'yi, Çektor'dan. Aynı yer. Bundan sonra okunursun, okuyabilirsin.
Arada kaç yıl geçtim bilmiyorum. Ben koydum kitabını. Bir daha daha açıp kapağını açmadım. Nasılsın bunu okurmuşum dedim. Kapattık. Şimdi benim onu okuyamayacağıma o kararı. Benim üstadım. Kim karar verip başka? O kararı. Benim kararımda ön gidermiş. Kitabla yol alır yoksa direkt birbirine benzemez. Bir kimseye ne kadar dersen de böyle yapman lazım.
Onu dolaşacaksa dolaşır o. Kimisi dolaşır kalır, dolaşır kalır. Bir şey diyemez. O yüzden bizim o zaman da arkadaşlarımız içerisinde herkes kendince bir yol gidenler var. Bakıyorum ben onlara. Mesela şey yapalım. Usta abim oğlum şunu söyle böyle böyle böyle böyle yapmasın. Üstad bilir ona söyledi. Şimdi normalde bir kimseyi bu noktada halini birisinin kendini değiştiremezsin.
Kimsenin halini normalde o kimisi çaba göstererekten. Bir kimse halini... Bunlar misal yazmışlar. İnsanlar bunlar istifade ediyor. Bu da problem mi? Yok. Sufi yolu farklı bir şey. Farklı... Evet. Yani normalde sufi yolunda normalde bir mühürit için lazım olan şey mürşedidir. Önemsizleştirmez. Önemsizleştirmez. Ama mülakin lazım olan o da. Böyle lazım değil çıkardır mı? Sufinin konumuna göre lazım değil de çıkabilir olan. Sufinin konumuna göre.
Bir de konuşulacaksa Sufiliği kitabı mürşedi. Benim kitabı mürşedi olmadığı müddetçe o sufi yol gidemez. Mukayese ne kadar mı doğru olur? Mukayese soyuktur. Yapman olayı mı? Yaptığımız olayı mıdır? Ama hayır bu normalde bu noktada bir kimsenin bu noktada mürşedi varsa bu kıcağıda sorar alır, sorar alır, sorar alır. Orası da bir zor ama bitti. Bitti. Onun başka bir şeye ihtiyacı yok mu? Gerçek. Yani bu noktada... Durur, dikler şunu. Evet. Bu kimsenin normalde şimdi gider sorar alır, sorar alır. Sorduğunu alıyorsa, sorunu alıyorsa mürid için başka bir şey lazım değildir.
Sorduğunu alamıyorsa o mürşedle gitsin mürşedim diye şeyhim diye. Dağda çobanlık yapsın. İslam öncesi noktar ve cahil gördüğünde bizim yolumuzda hadis-i şeriflere, sünnet-i resulullah'a uymak farz olur.
Sünnet-i resulullah'a farz olarak görür. Sünnet-i resulullah'ı sünnettir. Yapsan dolar, yapsan dolar diye görmez. Bir meselede ayet ve hadisi var ise bu mesele bizim için Hz. Peygamber sallallahu ve selam hazretlerine uymayı farz olarak görür. Biz Hz. Peygamber sallallahu ve selam hazretlerine uymayı böyle uymak gibi alırız. Sahihlerine otursunlar. Bunlar sahihlerine olmayanların çıkarsınlar. Biz bu halimiz tüm temizleyip, mümahide, imam-ı hamber gibi, kötü bir sitte gibi. Hatta kötü bir sitte'nin dişine de çıkararak da. Biz bir hüküm verilecekse, hüküm için hadislerin sahihliği sahih olmadıkları tartışılsın.
Araştırsınlar bizim işimiz değil. Ama bütün hüküm veremeyecek olan hadisleri biz sahih olarak kabul eder. Biz bu noktada yol olarak kendimize bunu seçenlerdeniz. Asla üzerinde de konuşturtmayız bile kimseye. Dervişleri de konuşturtmayız. Yasaktır. Hadislerin üzerinde tartışma yapmak yasakır. Ruhlar neredeydi?
Paralar, evren var mı? Vurduğumuz var mı? Yardığı zaman ruhumuz nerede? Burada normalde ama Cenab-ı Hak her gece o ruhu alır ya. Ruhumuzda olan kendi ilk yaratıldıklarını çekip olan veya uyuduğumuzda tecellü eden şey. Ama vefat ettiğimizde bu öyle tecelli edecek.
Cehennemde işlediysek kabir alevilerin ilk yaratıldığı yerden bir pencere açılacak. Kabir aleminin. Bu da normalde kabir alemini, manevi olarak ruhlar aleminin. İnsanların buraya çıkınca, ruhlar zulür edince orada bu ilk ruhların yaratılışına çıkış yerinin haricinde.
O ruhun dünyadaki işledikten sonra hesab-ı kitabı, o kısım akrabaları etrafı tanıyorlar. Cennetli perdesinde duran kendi içerisinde derece derece.
Yüksek olanlar Abdülkadir Geylan Hazretleri gibi, Ahmet Urfay Hazretleri gibi davet edildiğinde icabet edenler var. Bu noktada böyle demeyiniz, onun altında işte sıralamada aşağı doğru inenler. Bunların normalde ruhlarının serbest olanları var.
Bunların serbest olanlar böyle işte davet edildiğinde gelen, zaman zaman işte böyle Cenab-ı Hakk'ın müsaade ettiği kimseler bunlar. Bunlar evet, bunlar gelirler giderler, bunların dursuz bir sıkıntı yok. İşte normalde bir de öldüğünde bir kimse, bu kim olursa olsun, öldü, öldüğünde ölümle alakalı şey olduğunda mesela, o kimseler ilk etapta Allah'a alın, henüz daha birinci kat gökteyken bunları görüyorlar. Ama benimci kat gökten sonra, sonra müsaade edilenler, bedeni yaşatan orta candır. Ruh ayrıdır, can ayrıdır. Bunlar ayrı ayrı şey. Can nasıl bir şey? Can bu kendi içerisinde insanın fiziki olarak yaşamasını sağlayan, Cenab-ı Hakk'ın yaratma esnasında, yaratma esnasında vermiş olduğu bir manevi esinti. Böyle bir kimse ana rahmine düştüğünde yaşatan candır, ruh değildir.
Bizim normalde işte fizik olarak vücudumuzu çalıştıran bir manevi bir esinti derken, renkleri vardır. Nuri içerisinde tecelliyat dereceleri vardır. Nurun tecelliyat derecesi, renkleri vardır.
Kalbi, mesela renklerine göre o kimsenin derecatı çıkar meydana. Şahsın derecesi çıkar, meleğin derecesi çıkar, eşyanın derecesi çıkar. Bu, bu varlık alemi derken, varlık alemi, nurun tecelli ederken, bu kalp. Bunlar, ama bunun içinde nurlarının renkleri vardır.
Çünkü kamillerin de kendi içlerinde nurlarının renkleri vardır. Dervişlerin de kendi içlerinde nurlarının renkleri vardır. Zikrullah esnasında her zikrullah eden dervişin kendince, zikrullahının kendince kendi rengi vardır. Bunların hepsi de o kimsenin manevi derecatına göre değişir. Bu, zahire akseden, varlığa akseden şeydir. Yoksa kiminin üstün, kiminin üstün olmadığını bizim anlayacak bir halidir. Bu, maneviyatın akla tecelliyatıdır. Biz kiminin, kiminin derecatının yüksek olmadığını, bu, ruhun tecelliyatıyla anlaşılır. Bu başka bir şeyle anlaşılır mı? Manevi olarak başka bir şey. Vücudun suretiyle suretlenir. Aslında o suret, o suret ruhlar aleminde bellidir.
Ruhlar aleminde ruhun sureti vardır. Gerçek sureti. O gerçek sureti tecelli edecek vücudun suretini, tecelli edecek olan vücudun suretini oradandır. Her ruhun bir sureti vardır. Suretsiz bir ruh yoktur. Kendi suretiyle gelir ana rahmine üflenir. Ve o kimse, o kimse mahşerde yeniden aynı suretteki bir bedene üflenir.
O yüzden mahşerde de herkes bedensel olarak da birbirine aşina olacak, tanıacak. Huzur mu beden ürün? Bu beden olmayacak. Buna benzer beden olacak. Allah bir şeyi yarattığında bir de aynı şeyi yaratmaz. Bir şeyi bir sefer yaratır. Ama ona benzeyen bir şeytan yaratır. Tıp atıp benzeyebilir. Onun yaratmasının sonsuzluğu vardır. Yaratmada da sonsuzluğu. O yüzden mahşerde de bizi yarattığında biz yine aynı buna benzer bir bedende yaratılacağız. Herkes birbirini tanıacak. Cennete girenler de, ayrıca cennetlik bedenleri de, cennetteki bedenleri de birbirine benzeyecek. Herkes birbirini tanıacak çünkü. Birbirini tanıacak. O yüzden ruh şekilsiz ve suretsiz değildir.
Tecelli ettiğin şeklinde, insan ruhunu söylüyor. Cebrail aleyhisselam da ruhtur. Cebrail aleyhisselamın kendince, kendi manevi olarak, kendi veçesi, sureti bellidir. Onun veçesi ve sureti herkesin makam ve derecesine göre. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gördüğü Cebrail haktır. Bir Sufi'nin gördüğü Cebrail de haktır. Ama velakin Sufi'nin gördüğü Cebrail aleyhisselam farklı surettedir. Muhakkak ki mürşidin gördüğü Cebrail aleyhisselam farklı surettedir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gördüğü Cebrail farklı surettedir. İsa aleyhisselamın gördüğü Cebrail de farklı surettedir. Bir mürşidin yolun başında gördüğü Cebrail suretiyle, yolun ortasında gördüğü Cebrail suretiyle, Kemalat derecesinde koşarken gördüğü Cebrail suretleri hep değişecektir.
Manevi derecesi değiştikçe Cebrail sureti de değişecektir. Bir derviş ilk yolun başında gördüğü Cebrail suretinde kalırsa, dün dünde kaldı Cancazim, bugün yeni şeyler görmek lazım, o zamanın dünde kaldı daha. O hali unutacak, yeni bir Cebrail sureti lazım ona. Bu ne demektir? O sureti de değilsin, mürşidin sureti de değilsin ona. Bir müridin yolun başında mürşidi ya en zirvede görür ya da kendi değerinde görür. Eğer normalde en zirvede gördükse, en zirveye doğru yürümüyorsa, o derviş de tembellik yapmış yolda. Suret hep her kandırır. O yüzden surette kalmadan yola devam etmek gerekir, yolun sonu yoktur.
Tecelliyet ayırıp ayırmak mürşidin içindir. O otursun ayıklasın birini taşın. Derviş onun ayırmaz. Dervişin işi neydi olur? Derviş yol gider. Koşarken, suda verirler, oturacaklar da gösterirler. Koşk dinlemez orada. Oo İnegöl'de ne güzel ya. Köfte de var, park da var, bahçede var. Şurada oturayım benim yerim diyorsa. Yokmuşca. Şehir yolundur. Şehir yolundur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi