mustafaozbag.org

462. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Ekim 2015 · 37:18

Bu noktada şeyle alakalasıdır, Geylânî Hazretleri normalde, çünkü kendisi Bağdat'ta malum Moğol istilası oldu, Moğol istilası olduktan sonra, normalde o istilada o da payını alınca da yazılı olan eserleri 1-3-10'luğu kalmıştı. Aynı şey, Ahmet Erdoğan Zeynî, onun da eserleri 1-3-10'luğu kalmıştı. Çünkü bu noktada, Moğol istilası zamanında, Bağdat'ta ne varsa hepsi, bu da yapılır, hatta atarlar ki, Moğol istilası olduğunda, biz de sırf kitap yüzdürüz, günlendirilerden.
Bu yüzden normalde, çok bir şeye, bir şey yapamayacak. Allah'ım ücretsin, çok böyle sağlam bir kaynak olarak göremeyecek. Demek biraz bu. Ben önümdürüm, muhabbet ettim ama, hakkını sebebilecek. Soracağına bir şey varsa sorun yapın. Önce sorun.
Sadefi Konyavi'ye hasil ettiği kitaplarda yazılıyor. Ama Sadefi Konyavi'nin bu namazı kıldıramadığı söyleniyor. Ama Sadefi Konyavi gibi bir ulema alim. Ölümün ne olduğunu bilen alim. Neden bunamı kıldıramadığı bir konu duyurdu.
Utanmadığı gibi verir mi? Böyle bir rivayet var. Ölüm tarihleriyle alakalı. Ne ettik yok. Sadefi Konyavi ile. Hazreti Mevlân-ı Cervet İlman Hazretleri'nin arasında. Böyle bir rivayet var. Böyle bir şey okul söyleniyor. Bugün rivayetinde ne kadar doğru olmuş, ne kadar doğru olmalı demişsiniz. Ama evlâfi şöyle söyleyeyim. Sonuçta Hazreti Peygamber Savunman ve Sennem Hazretleri'nin cenaze namazı kılındıysa, geri kalan herkesin cenaze namazı kıldı. Saadetini Konyavi Hazretleri'nin böyle bir şey yapmadığını, böyle bir şey yaşanıp, ben ortaya gireyim biraz daha şu olsun. O kavunlar bir türlü yetişmiyor herhalde. Normalde Saadetini Konyavi Hazretleri'nin böyle bir şey yapıp yapmadığı, yapmadıysa neden yapmadığını bu noktada söyleyecek bir söz yok. Ben bu tip şeylerden çok takılmıyorum zaten. Yani muhakkak bir âlimin ölmesi, bir âlimin ölmesidir.
Hadis-i Şerif Mucizince, bu kendisi de bir âlem ama evet bir âlimin ölmesi, bir âlimin ölmesidir diye baktığımızda, bu yaşayan insanlar için geçerlidir bu. Yoksa âleminde değilsen bir şey olmaz. Ve daha ilerisi, bir kimse vefat eder gider, Allah yerine yerisini koyar. O yüzden muhakkak âlim önemlidir. Allah'ın maruzi bir noktada hiç boş değildir. Cenab-ı Hak yenileriyle doldurur, dolduracaktır Allah. O yüzden bir kimse vefat eder gider, mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla doldur. Allah bir şey yıktıysa, yerine yeniden daha iyisini ve daha iyisini verecek. Daha iyisini, daha iyisini verecekse de, durmaktan insan gelin olur.
Böyle evliya minkubeleri çoktur, vefat eden evliyalarla alakalı. O yüzden vefat eden evliyalarla alakalı, birbirlerle alakalı o kadar çok şey konuşulmuş ki, insanlar bu muhakkakta da kendi kendilerine, onların vazgeçilmez olduğunu düşünmüşler. Birlikte sonra bu algı daha da farklılaşmış. İslam dünyasının geri kalmasına sebep olmuş. İslam dünyasının geri kalmasına nasıl sebep olmuş? İnsanlar normalde bir gazali gibi rüayi gibi bir daha gelmeyeceğini, bütün ilimleri bu noktada bitirdiğini düşünerek de, gazaliden daha ileriye gitmeyi düşünmemişler. Veyahut da işte harabi gibi bir kimse gelmiş, harabiden daha ileriye bir kimse gitmez, Harabi'den daha ileriye bir kimse olmaz diye düşünmüşler.
Harabi'yi normalde bu noktada muhakkak ki olduğundan fazla göstermişler. Veyah Hazreti Mevlana demiş, Mevlana gibi bir kimse de gelmez. Bu noktada gelmesi de mümkün değil demişler. Mevlana da bu noktada peşinden giderler. Bu sebeple bütün herkes kendi kendilerine.
Osmanlı'da düşmanı da kendi çağında yenileyememiş. Felsefesini yenileyemeyince de bakmış, dağılmış. Düşünce, buna hareket ne dersiniz değil. Eğer kendi bulunduğu çağır, kendi bulunduğu zamandan daha ileriyi göremiyorsa ve daha ileriyi sıçratamıyorsa o da bakmaya mahkumdur. Devletlerin battığı gibi, fikir ve düşüncelerin battığı gibi. Muhakkak ki bir insan geçmişine dönüp, geçmişinden dersini almalı diyor. Geçmişi ile alakalı geçmiş kültürleri reddetmek, şahısları reddetmek, kimlikleri, kişilikleri reddetmek değil. Geçmişte doğrumuzu koparmak demek değil. Ama biz geçmişten öğreneceğimizi öğrenelim, alacağımızı alalım.
Biz daha ileri doğru koşalım. Biz oku, onların attığı yerden daha ileri atlayacağız. Eğer onlar bir ok atmışlar, bir ok attılarsa onlar ileriye doğru. Bu okun atıldığı yeri bulduysa, ok at geldiyse, biz alalım okuya gelinimize. Daha ileriye doğru bir ok atalım. Bizden sonra gelenler de, onlar da okuyayı alıp daha ileriye doğru atsın. Üçüncü kat semavat anlattıysa, ikincisi gelsin, ikinci kat semavat anlatsın. Üçüncüsü gelsin, sonraki dördüncü kat semavat anlatsın. Havucunun içi gibi anlatsın. Bunun gibi, bugün mesela fıkıh noktasında da İslam dünyasında sıkıntı yaşanıyor. İslam dünyasındaki sıkıntının sebebi, fıkıh dünyasında taklitçilikten ileri gidemeyişleri.
Taklit ediyorlar gerekiyor. Neden bu sabır gerekiyor? Biz yememeye sabredeceğiz orada. Direnme bu. Bu doğruda direnme. Sabır doğruda direnme olması lazım. Sabır doğruda direnme ise, evde kadın zulmediyor adama. Evde kadın zulmediyorsa, hakkının dışına çıkıyorsa, erkek onu doğru yola getirmek için sabırla mücadele edecek. Ama mücadele edecek. Aynı şey, kadına zulmediyorsa, kadın da erkeğe sabırla mücadele edecek, onu doğru yola getirmek için. Buradaki sabırla sessiz kalmak olarak algılıyorsa, sessiz kalmak yok buna. Burada İslam hiçbir yerde sessiz kalmaz. Mümin sessiz kalmaz. Orta yerde bir haksızlık var ise, mümin için orada sessizlik beklemek, dilsiz şeytanlık demektir.
O yüzden aile içerisinde bir problem varsa, ayet-i kerimede diyor ki, siz bir hakemen bile, bir hakemle meselenizi aledin. Dini bilen bir kimse, tarafsız bir kimse, ikisinin arasında hükmedecek. Diyecek ki, sen burada zulm ediyorsun. Zulm ediyorsun. Az önce iş yerine geç kalmamın sebebi o oldu. Biraz geç kaldım hakkınızı helal edin. Bir arkadaş geldi, ailesel bir mesele soruyor. Ben dedim ki, yok böyle bir sabır. İçerisinde tarafların yapacak oldukları, uyacak oldukları, haller belli. Kötü bir adam var, kötü bir adam zulm ediyorsa, bir kadın ayrıldı ondan. Zulm ediyor evde bana. O adamın bir daha evlenme şansı çok az.
Zamanında bir komşusu bir komşuya zulm ediyor. Gidiyor ki Hz. Resul'un mesele, bana böyle böyle yapıyor. Eşreni topla, evin önüne koy. Komşum bana zulm etti, ben komşumun zulmüne dayanamadım. Buradan artık gidiyorum, göçüyorum buradan, deriyor. Sorana. Bakın enteresan bir şey. Biz bunu böyle konuşmaya kalksak, şimdi bize derler ki, sen gıybet ediyorsun. Öyle değil mi? Orasını topluyor, kapının önüne koyuyor. Gelen giden başlıyor sorma. Emir öyle çünkü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dedi ki, Eşreni topla, kapının önüne koy, sorana de ki, Komşum bana zulm ettiği için ben buradan göçüyorum.
Birisi soruyor, hayırdır? Komşum bana zulm ettiği için ben göçmek zorunda kaldım. İkincisi, üçüncüsü, dördüncüsü, o komşunun kulağına gidiyor. Koşuyor Hz. Peygamber Efendimiz'e. Diyor ki, efendim dama çıkacak. Çıktı dama, birinci gün inen yok, ikinci gün inen yok, üçüncü gün inen yok.
Ayet-i Kerim'e geldi. Biz kalma, zalimin zulmünü çoğaltmaktırız, yaptırmaktırız.
Kim zulmediyorsa, bunadıkça illa ki, İşte, ya o zulm ettir, bu zulm ettir noktasında şey yok. Kim zulmediyorsa, Eşler birbirlerine zulmetmemeleri gerekir. Eşler birbirlerine zulmediyorlarsa, Kur'an ve sünneti bu yok. Bu zulme karşı direnmek, direnmekte sabır gereken. Allah biz onu adana eylesin. Mendilerden gördük. Mendiler, ehl-i talikat yayılardır.
Aczi mendiler aslında Misale-i Nur okurlar. Misale-i Nurculardır. Onun içerisinde de bir kelime var. O kelimeden kendilerine bir faya çıkardılar. Ondan sonra, bu noktada, Kendilerine acziyet yolunda olduklarını söylerler. Misalenin içerisinde. Tabi, ne yazık ki, Türkiye'de bütün her şeyin çarpıtıldığı gibi, Bu mesele de 28 Şubat'ta çarpıtıldı. Ve 28 Şubat, Aczi mendilerin o görüntüleriyle, Melde'ye muazzam olur. Bir hükümetin devrilmesine, İhtilerin olmasına sebep oldu. Ne yazık ki, Orta Doğu ve Osmanlı coğrafyası, Dini topluluklarla çok imtihan olur. Çok kullanılır. Bu noktada, Yaklaşık, Bu İslam dünyasında bu, Allah ne yazık ki bizi buradan imtihan eder.
Dinin içerisindeki topluluklarla herkes imtihan olur. Biraz daha geriye giderseniz, İşte, Kaşiler denilen, Son dönem, Aslında bu normalde, Bunlar mevcut, Var, Oba İslam, Bunun artmasına, Sapık, Ne yazık ki, İslam dünyasının başına, Tarih boyunca, Sıkıntımız var.
Aczi mendiler de, Son dönem, Bunlara sapık dememiz mümkün değil. Sonra, Onlar da son dönem, 28 Şubat'ta, Vazifelerini, İcra ettiler. Vazifelerini icra ettikten sonra da, Onlar kendi kabuklarına çekildiler. Belki de, Onlar da, Kendilerinin nereye koştuklarını bilmiyorlardı. Böyle insanlar, Ne yazık ki, Nereye koştuğunu bilmezler. İçlerinde, Etraflarında, Orta Norda, Ve, Yukarında ise, Potamya'da, Veyahut da, İslam dünyasının içerisinde, Değişik, Cemaat ve tarikat görüntüleri altında, Uluslararası, Değişik, Kuruluşlara, Güçlere, Hizmet edenler olabilir. Bu tarih boyunca olmuş. Tabi gitsek şimdi, Azimendiler'e desek ki, Siz 28 Şubat'ta kullanıldınız, Bunlar kabul etmeyeceklerdir sonuçta.
Veyahut, 28 Şubat'ta kullanılan, Cemaatler, Tarikatlar gibi görünen topluluklar vardır. Bunları 28 Şubatçılar kullandılar. Bu kullanılanlara gitseniz, Deseniz ki, Siz kullanıldınız 28 Şubat'ta, Onlar bunu kabul etmeyecekler. Aynı şekilde de, 12 Eylül'de de, Kullanılan da tarikatlar, Cemaatler vardı. Zaman zaman, Siyasi partiler değil, Siyasi partilerin üzerindeki değişik güçler, Türkiye'de operasyon yapmak için, Cemaatleri ve tarikatları kullanır.
Ne yazık ki, Cemaatleri ve tarikatların içerisindeki, Zayıf halakalar, Bu noktadaki, Zayıf şeyhler, Zayıf hocalar, Kendi açıklarından dolayı, Kendi açmazlarından dolayı, Kendilerinin kullanılmasına müsaade ederler. Böylece de, Cemaat'ın kullanılmasına, Veyahut o tarikatın, O toplumun kullanılmasına da, Sebep olur. Bunlar, Zaman içerisinde, Görürsünüz de, Duyarsınız da, Bakarsınız da, Kendi İslami duruş ve yapılanmalarının, Bu noktada da, Böyle çok, Burhan sünnet çizgisinde, Olmadıklarını da, Görürsünüz. Şimdi, Tarikat denilince, Bu eski bir değil. Biz tarikat mıyız? Türkiye'de tarikat var mı?
İşin meseleyi, Bunun anlaşılır mı? Tarikat, Eski dinle, Nefsin kademelerine geçen, Tarik yol demek, Hatta nefsin merakitleri, Nefsin merakitlerinin geçildiği, Bir okul manasında, Alınma müdür. Ama, Türkiye'de tarikat konuşacaksak, Türkiye'de, Yüzyıldır tarikat yok. Yüzyıldan beridir, Ehli tarikat var, Ama tarikat kuruluşu, Kurumu, Sesesi yok. Türkiye'de, Bir tarikat yok. Bir tarikat yapılanması da yok. Hiçbir yerde olması da, Mümkün değil. Bir, Hukuken mümkün değil. İki, İşleyiş açısından mümkün değil. Fiziki olarak mümkün değil. Mümkün olmayan bir şeyin, Fiziki olarak mümkün olması da, Mümkün değil. Biz şimdi, Olmayan bir şey konuşacağız. Belli ritüelleri var, Belli kıyafetler olan, Belli günlerde, Belli dersler olan, Belli mekanı olan, Eğitimhane.
Örneğin, Diyeceksiniz ki, İnsanlar tehdit görüyorlar mı? Hayır. Soruyorum gibi, Külliye gibi bir yer var mı? Okulu oturuyor, Talebeler, Ders okuturuyor mu? Bir şey yapılıyor mu? Yok. Ne ders veriyor? Ne yapıyor? Ne sohbeti var? Yani şimdi konuşursam yanlış anlaşılacak, Sus muak yolunu seçiyor. İşte Türkiye'de ses getiren başka, Diyebilirsiniz ki, Esat Coşan Efendi'nin, Yok.
Biz hangi yerin aklınıza gelirse gelsin, İsim sıralarsam şimdi burada sanki eleştiriyormuş gibi oluyor. Biz de dahiliz buna diyorum. Tarikat yok. Türkiye'de ne var? Diyor ki bunlar böyle şeyde, Bir böyle ehli sufi, ehli tasavvufun böyle ritmik kalbi halleri vardır. Bulundukları yerde, Bulundukları yerde kendilerine bir hizmet alanı aralar.
Bakın bu ehli sufi için söylüyor bunu, ehli tasavvuf için söylüyor. Ehli sufi için kıyafet, ehli sufi için mekan, ehli sufi için ritüel, Siyrettedir. Surettedir, siyrette değil. Allah sizin suretlerinize bakmaz, siyretinize, içinize bakarlar. Ve sufiler, Bulundukları yerde, Muhakkak ki, Yollarına devam ederler. Komünist sistemde devam ettikleri gibi. İçeriden çökerten sufi harekettir. Onların bitmez harekettir. Çünkü onlar okumadan öğrenebilir, Konuşmadan anlaşabilir, Anlaşabilen sistemleri devam eder. İcani gaykaren eksik değildir.
Hadis-i şerifle de sahiptir zaten. O yüzden onlar için mektebe, medreseye, tekkeye, takkeye, sarıya, cübbeye, şallara ihtiyaç yoktur. Onlar meramlarını bir şekilde anlatacak yol, bir şekilde anlatacak kendilerine daire bulurlar. Bu sufi halidir. Onlar alırlar bir tas pilav, Komşuya bir tas pilav, arkadaşına bir tas pilav götürüyormuş gibi gider. Orada birbirlerine cemalleşirler, konuşurlar, sohbetleşirler, sikirleşirler. Alacağını alırlar mı? Tekrar döner. Bu böyle, hani su yürümeyecek yerde dahi yürür. Nem alır ya, Orada bir su olsa, burada da bir şey olsa, o sudan nem kapar burası. Muhakkak nem kapar. Bu da onun gibi bir şey. Allah rahmet eylesin.
Şeyh'im bizim Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'ni anlatırdı. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri, işte alırmış bir takım elbise, bir pantolon, bir teke. Köy köy, sözde takım elbise satıyormuş gibi dolaşırmış. Gidermiş bir köye. Onu bilmezler, ben böyle zaman zaman anlatıyorum. Şimdi serbest diyorum. Siyaset yapıyorsun sen diyorlar bana. Ben yaşadığımı anlatıyorum. Yıl 86'da 87'de, ben Muharri tercümesi okurken, polis tarafından götürülmüş bir kimseyim. Evde. Evimde bir de evimde. Ben böyle, bu akıl mantık aranmaz bu tip şey. Birden içime ne geldiyse geldi, arkadaşlar çay da içmeyin.
Hadi Allah için. Bitti bu akşam dersi. Bugilikte şeydir, kapı çalınmaz dağın. Suvi eğitimi 12'ye kadar muhamet batımsa, bizim böyle açık şey, herkes gelir bizim eve.
Nerman teyze diyen gelir. Ondan sonra baba yok bizler. Anneme derler, Nerman teyze salça lazım diyor iki kaşık. Biliyor musun sen oradan git al. Oradan millet gider alır salçasını. İşte şu lazımdı, kızım sen biliyorsun oradan git al. Yeri belli. Bizim kapı öyle bir kapı. Hiç içe olmuyor. Ne o? Dediğim gibi yok. Biz öyle yaşadık. Neyse, kapı langırt herkes giriyor içeri. Sıkıntı yok. İçerde bahçe kapısının içinde iki tane ev var. Ondan tamamen normalde bir ürün bir kit yok. O zaman salona giriliyor benim. Polisler geldi.
Hale de de. Fakat ben ne amin dedim. Haydi mi? Haydi mi? Biz gitti. Şimdi biz oradan geldiniz. Yani böyle bir sıkıntıların içerisinden geldiniz. Mustafa Efendi Hazretleri de köy köy dolaşırmış. Sırtında elbiseler gidermiş. O köyde muhakkak işte dervişler var. Dervişleri ziyaret edermiş. Jandarma çevirmiş onu. Ne alırsam burada? Elbiselerden elbise satmaya geldim diyor. Elbise satıyor. Mesela kaç para bir takım var elbise? Örneğin atıyorum diyelim ki 300 lira. Diyormuş ki o işte köyden sonra varmış. Hacı baba ne kadar takım elbise? 600 lira olur diyormuş. Almasın kimse diyor.
Çünkü o köyde satarsan elinde satacak bir şey kalmayacak ya. Bir dahaki köye gidemeyecek. Çorum'a dönmesi lazım. Çorum'dan yine bir elbise alacak. Gene çıkması lazım. O adam da şimdi yaşlı ya. Hadi buna fayda olsun diye almaya kalkanmış. Derviş ki evladım alma bu takım sana iyi gelmez. Şimdi böylece derviş yetiştirmişler. Bu Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde oluyor. Çorum Hacı Mustafa Efendi'den bir yol bulmuşlar. O yolla yolu takip ettim. Devam ettim işte.
Bakın devam ettim. Ardından ben Nemşeli Abdullah Efendi'ye tabi olduğumda nasıl söyleyeyim? Derviş olduğumda bir yerde dersem ihtilal olur. 90'dan sonra ben 90'da geldim Burası'ya. Yani 97-98'de. 96-98'de. O bölüm mahallede 3 sefer basın. Basıyor. Ama şu bile kendilerinin yol bulurlar. O yüzden Türkiye'de mesela bu yol bulmak ta Yezid'e dayanır. Yezid'e dayanır. Yezid'in zamanı. Nasıl Yezid'in zamanına dayanır? Torunlarınla ehli beyte olan açılı baskısından kendini gizler. Bir kısmı gider.
Hz. Hüseyin Efendimiz'in kalanlar Khorasan'a doğru gider. Türkiye'de. Hasan Efendimiz'den kalanlar ise Mısır'dan doğru ileri doğru giderler. Ama Yezid'in takibi bunları hiç boş bırakmaz. Ve bunlar da kendilerini saklarlar, gizlerler. Ama kendilerini saklarken, gizlerken bir kısmı Anadolu'ya gelir o zaman için. Anadolu'ya gelirken de normalde ta Bizan sınırına kadar gelirler.
Anadolu'daki o seyyidler normalde bir Muaviye zamanında gelme vardır. Muaviye çünkü İstanbul'u muhasere altına alır. İstanbul'u muhasere altına alca adamın ordu topladığında bir kısım sahabe ve ehli bey o orduyla beraber gelirler. İstanbul gazasını katılmak için. Anadolu'daki sahabelerle ehli beylerin birinci giriş noktası budur. Normalde bir de Yezid'in zamanında baskıdan dolayı gelirler. Yezid'in baskısından. Ve bir kısmı da şeye doğru gider. Bir kolda Horasan'a doğru gider. Ve ehli sufinin, ehli sufanın çıkış noktası zaten ehli bey'dir. İslam'a yansıdı. Beyt'ten çıkış noktasının olması da Yezid'in baskısından. Yezid ve sonradan gelenler hem sufilere, dolayı direkt olarak da ehli bey'den, normalde aşırı baskısından dolayı bu ehli beytin duruş şekli, hareketi sufileşmiştir.
Sufi hareketi haline gelmiştir. Siz bir kısım kitaplarda sühfi hareketten çıktığını okursunuz. Burada, ama en önemli için, kendinin baskısından dolayı saklanmak zorunda kalıp, kendisini gizlemek zorunda kalıp, ve faaliyetlerini gizli bir şekilde yürütmekle mükellef olur, yürütmek zorunda kalır. Ve böylece sufi hayat, sufi hayat baskı altında da olsa devam eder. Sufi öğreti ne kadar baskı olursa olsun, baskının en zalimce olduğu yerlerde ve zamanlarda dahi devam eder. Mesela Türkiye'de de Cumhuriyet'le beraber, zaten Tekke ve Zabiyeler Kanunu'nun çıktıktan sonra, şeyhlerin büyük bir çoğunluğu zaten asılır Cumhuriyet'in ilk yılında.
450'ye yakın şeyh hasarlar. Yani gelmişleriyle beraber, onlar da hasarlar. Türkiye'deki, çünkü tarikat yok.
O zaman savcılık beni çağırdığında, biz diyorum ehli tarikat değiliz. Ya nesiniz diyor? Biz diyorum tasavvuf erbabıyız. Bunu korktuğumdan da söylemiyorum ha. Buna inanmadığımdan dolayı söylüyorum. Çünkü Türkiye'de ehli tarikat yok. O yüzden normalde sizin televizyonlarda gördüğünüz 28 Şubat'ın kendince tasavvili tanzim ettiği görüntülerdi. Onlar ehli tarikat değildi. Onlar Risale-i Nur'un içerisinden çıkma bir grup, bir ekipti. Artık Risale-i Nur'un içerisinden nasıl çıktılar, nasıl oldular, bunlar kendilerince malum bizi de ilgilendirmiyor. Ama tarikat sorulacaksa, tarikat nefsin terbiye edildiği, nefisle mücadelenin yollarının anlatıldığı okullardır diyebiliriz kısaca.
Yemin başladın, bu zamanda nasıl telafi edelim? Bununla alakalı iki görüş. Bir, kırk yaşına kadar namaza başlayınca kadar kendini iman ehli olarak görüyorsan, namazlarını iade edeceksin. İki, eğer namazlarını normalde kırk yaşına kadar kendisi kendini iman ehli görmüyorsan, o zaman normalde namazdan sorumlu değilsin.
Çağンlar. ...

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi