mustafaozbag.org

461. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Ekim 2015 · 1:02:24

Nasıl iade edecek? Günde bir vakit namazı dair kaza etse, kazaya başlamış. Meşhurdur, İmam-ı Azam Hazretleri de bu hadis-i şerifin kendisini ölçü olarak alır, bir kimse namazlarını kaza etmeye başlıyorsa, günde bir vakit namazı kaza etse, ölse, hadisi kudsi var, bakın bakalım geriye doğru işte kaza ediyordu, ben ona ömür vermiş olsaydım, o namazını kaza edecekti, bitirecekti. Burada ihlas ve samimiyet lazım, o yüzden kaza etmiş gibi onu kabul ettim derken ama. Bir sefer 118 sefer seni boşarım dese, boşamış sayılmaz. Bu 118 sefer orucu bozalım dese, orucu bozulmuş, bu ona benzer. Bir sefer dese ki ben orucumu bozacağım, orucumu bozacağım dese orucu bozulmuş olur mu? Bozulmaz. Bu bunun gibi.
Bir erkek hanımına seni boşarım dese, boşamış sayılmaz. Ama şu farklı bir şey. Bu kapıdan dışarı çıkarsan, seni boşarım dese, o kapıdan dışarı çıktığı anda bir talep olur. Ama gördün mü? Adam demiş ki, ben seni boşarım da bak görürsün işte gibi. Bir şey söylese, o talep yerine geçmez. Kaç sıfır söylersin. Bir noktaya baktım durumdan aldın kendine, eyvallah vermedi, hünkâr ediyor. Ben de her iki dünyada da aklımı helal ettim.
Canım günahı mı görüyorum? Eyvallah eyvallah. Allah muhafaza eylesin. Bize bu tip sorular sorarlarsa, biz hep böyle Sufiçe cevap veririz. Yani normalde o kimse sizin paranızı almış, siz görüşmemekle doğru yapmıyorsunuz.
Onun ekmeğine yap. Bir imanlık var, kesiyorum. Bir daha anlatmak, bir daha anlatmak. Taklidi iman da imandır. Bir kimsenin taklidi olarak imanını imandan kabul etmek mümkün değildir. Tamam.
O kimse tahkike çıkarmakla sorumludur. Tahkike doğru yürümekle sorumludur. Ama bizim insanımızda bu noktada sıkıntı var. Sıkıntının olması şu, ne yazık ki biz bu noktada taklidde kalıyoruz. Bütün her şeyimiz taklidi. İmanımız değil, birimiz de taklidi. İmanımız taklidi olduğu gibi birimizdir taklidi. Buradan hareket ederek müsaade edelim.
Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hantıkları benden gördüğünüz gibi ibadetlerimizde taklit vardır zaten. Biz abdest amniyeyi ondan taklit edelim. Veyahut da işte abdestin nasıl alınanacağı, namazın nasıl kılınanacağı görsel olan, ritüelde bağlı olan her şey taklididir. Ritüel olan her şey taklididir. Bunu reddetmek mümkün değil. Namaz ve ritüeller manzumesidir, taklididir.
Fazla bir ritüel vardır, işte rütüleyi yönelmek, namazın içindeki farzlar var, içindeki farzlar var, işte kıyam, dün kususu, seyircisi, rütüeldir bunlar değil. Ve bunları taklit etmek, farz olsun örneğin. Bu noktada biz bu taklide karşı çıkamayız. Bu taklidin pozitif noktasıdır. Ve bunlar olmazsa olmaz, dinin bu seferse olmazsa olmazlarının bozuluşu olur. Mesela taklidin bir de zevk edileni vardır, kötüsü vardır. Böyle bir kimseye alaylar taklid ediyor. Bu da taklidin, bu noktada haram olasıdır. Bir de taklidin hoş olanı vardır. Taklid öyle, ama kenara atılacak bir şey değildir çünkü. Geniş bir yer pazarıdır. Mesela taklidin hoş olanı nedir? Musa aleyhisselamı birisi taklid eder, başını bir tane işkembeden, ondan sonra ters çevirir işkembeyi kafasına koyar, biraz da göbek yapar kendince.
Böyle firavunun karşısına çıkıp, biraz da kekemelik eder. Ondan sonra bütün firavunun avanesini göndürürmüş o. Musa aleyhisselam bu zoruna gider. Musa aleyhisselam dua eder Cenab-ı Hakk'a. Ya Rabbi bunu kahreyle. Ya Musa, o benim sevdiğim bir dostumu taklit ettiği için, oysa benim hoşuma gidiyor der. Benim bir dostum taklit ediyor. Peygamberimi taklit ediyor. Peygamberimi taklit ettiği için, o benim hoşuma gitti orada der. Farklı bir şeydir bu. Bu taklit de hoştur, görülür, meth edilir. Yani bir kimse Allah'ın sevdiği bir peygamberi, Allah'ın sevdiği bir veli, bir dostu taklit edebilir bu noktada. Boş olanıdır. Bunda aa, neden taklit ediyor diye, gerek görülmez bu taklit edilen ismi vardır ki, bir kimseyi taklit edip alaya almak yok. Bu zaten belli değil, ayette de sabittir.
İşimiz bu değil. Ama taklidin bir sünnet kısmı vardır. Bu sünnet kısmı nedir? İmametlerde bizim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görüntü olarak taklit etmemektir. Bu da hoştur. Bir de ne vardır? İnsan sevdiklerini, Allah'ın sevdiklerini, kendi Allah'ın sevdiklerini, kendi dairesinde taklit etmektir. Bu da hoştur. Ama imanla alakalı meselelerde tahkik, taklidin tahkike çıkması gerekir. Mesela biz eşyedir dediğimizde şahidiz demek. Nasıl şahidiz? Şahid olurumdur. İmanın tebliğ içerisinde kararlaması var. Allah'ın varlığına ve birliğine, harika. Nasıl yarattık? Kitaplarına, harika.
İman ettik. Hangisini okuduk? Birisinden bize bir şey söyler. Sormazlar mı sana senin kitabın neye emrediyor? Ne sorarlar? Senin kitabını sorarlar mı? Yoksa Allah'ın kitabını sorarlar mı? Önü diyemez. Bunlar zaten onlar da var işin içerisinde.
Tabi hepsinde hay görülecek. Hepsinde diri görsen hepsinde. Sen diri gördünsen nasıl cenaze namazını kılırsak? Sen sakin ol cevabın. Sabır lazım. Zurgüler sabırla gider. Anahtar anahtar açar, kilit kilidi açar. Kilinin arkasında kilit, anahtarın arkasında anahtar var. E şimdi haydır dedi. E hani kardeş nereden gördün? Hani tahkiki olması lazımdı? E yok taklidi. İyi namazı taklidi kıldın. Tahkike geçti mi namaz? E ona nasıl namaz tahkike geçti? İyi kardeş. Namazla alakalı sözler var. Hatis-i şerifler var. Namaz müminin miracıdır. Namaz müminin miracıysa senin kıldığın namaz o zaman bir varlık ol. Namaz müminin miracıysa sevgiliyle beş dakika daha durayım. Ne düşündük? Yoksa çorba oldu mu? Yaptın mı katmelleri börekleri?
Ne diyorsun ya sen? Ne biçim insansın mı? Dedik. Müfi terbi. Az önce hani burada tasavvuf, tarikat nedir dedik ya. Dedik ki fi tasavvuf. İşte tasavvufun derdi budur. Filin derdi budur. Bu filin derdi taklitten taklike geçirmektir. Filin derdi meselenin özüne girmektir. Aklınıza şöyle bir şey gelmesin. Ya namazda hayır yok. Biz muhakkak namazda çok ehemmiyetli duracağız. Çok titiz duracağız. O namazın miraç olması lazım.
O namazı miraç olacaksa o zaman namazı hani diyor ya tadil-i erkan üzerine kılın. Tadil-i erkanı hem Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddetlerinin kıldığı gibi o zahiri kılacağız. Ama ve lakin şunu unutmayın. Musa aleyhisselam'dan Yahudiler normalde biz burada ne yiyeceğiz içeceğiz Rabbimden bize yiyecek içecek iste dediklerinde enteresan bir şey var. Musa aleyhisselam bana müsaade edin diyor. Hemen bir abdest alıyor. Allahu Ekber namaz alıyor. Namazdan sonra elmanın açıyor. Diyor ki yarabbi bize yiyecek içecek kavmini doyuruyor. Cenab-ı Hak hemen ilham ediyor, vahy ediyor. Sen diyor size cennet nimeti. Ağacın olduğu yerden görüntüde bir ağaç var. Ama görüntüde ağacın olduğu yerden bundan pişmiş, mıdırcın ettiğime kavrulmuş cennet elvası yeme başlıyor.
Ama ondan öncesinde Musa aleyhisselamın bir namazı var. Yine İsa aleyhisselamın havarileri sonuçta daha önce Musa aleyhisselamdan bir mucize oldu. Ne? Cenab-ı Hak onların cennet sofrasını bildiklerinden diyorlar ki, Ya İsa Allah'ına yalnız bize cennetten sofra göndersin. Nasıl küs?
Musa aleyhisselam ile İsa aleyhisselamı yarıştırıyorlar. Daha doğrusu dehirlendiriyorlar, ispatlandırıyorlar. Onun peygamberliğini sorumluluyorlar. Musa'ya olduğu gibi buna da olacak mı diye. İsa aleyhisselam da namaza duruyor. Daha sonra Cenab-ı Hak onun isteğini yerine getiriyor. Aynı şey Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Buradan beni çıkarırsan senin peygalliğine şehadet edeceğim.
İki rekat namazı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Elini kaldırıp elini uzatıyor, Urgansız çıkarıyor onu. Diyor ki, ey kardeşim vallahi senin şu yaptığın benim çok hoşuma. Ben diyor sana inanacağım bak. Ancak diyor sen bir de şu ayı diyor ikiye böl de, Ay da çıkmış böyle dolunay. Şu ayı da diyor ikiye böl de, Senin peygamberliğine vallahi iman edenlerden var. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin daha hidayeti için uğraşmayacağı bir şey yok. Hemen bir daha namaza duruyor enteresan. Namazdan sonra ellerini kaldırıyor Allah'a dua ediyor. Kalkıyor hiç konuşmadan işaret ediyor. Ay ikiye bölünüyor. Ay ikiye bölünüyor. Ay ikiye bölününce o zaman diyor ki, Ebu Cehil, vallahi senin şimdi, Müzesinin evvelinde üçünün de namaz kılması var.
Bu nasıl bir namaz ki, Eşyanın o kadar çok duruyor. Ama sebebi, Kur'an-ı Kerim. Diyor ki, namazsız ikirliklerden onu koy. Namaz manaya geçti. Hakike geçmedi. Taklitte oldu. Taklitte olunca, Sen Hazreti Peygamber gibi sallallahu aleyhi ve sellem gibi elini yüzünü yıkadın, Yıkadın, başını meslettin.
Taklidi onun gibi namazı kıldın. Ama seni kötülükten alıkoymadın. Sen kendi kendine çıplık çarşılığına devam ettin. Ben ne yapabilirim, nasıl kötülük ederim gibi zulmetlerimi nasıl ederim diye düşündüm. O zaman namaz tahkike geçmedi. En büyük sıkıntı İslam dünyasında bu. İnsanların tahkike geçmemesi. Bu noktada. Müminlerin tahkike geçmemesi. Bu noktada ihlas ve samfiyeti yakalayamamaları. Aşıklığı yakalayamamaları. Namaz kılıyor ama namaz tahkiki değil, taklidi. Babası namaz kılıyor, çocuk namaz kılıyor. Bunun gibi. Bu ilk etapta çocuksa, bunda sıkıntı yok. Ama hala da aynı insan, hala da çocuk o da. Ergenliğe erişmedi. Ergenliğe erişmedi. 50 yaşına gelmiş, ergen değilsin.
Ya neden? Sen hala da taklidsin. Çocuksun. Kötü mü? Değilsin. Cennetlik misin? Her cevap cennetliksin. Geldi bedevinin birisi. Dedi ki bana ne yapacağımı söyle. Ben iman ettikten sonra ne yapacağım? Bana mı söyle? 5 vakit farz namazını kıl. 30 Ramazan farz orucunu tut. Dosdoğru ol dedi. Dosdoğru ol. Bu sana yeter. Bundan başka bir şey var mı? Yok dedi. Vallahi bundan ne bir eksik yaparım, ne bir fazla yaparım. Bedevi. Hazreti yürüdü gitti. Orada da durmadı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem önünde tezdi ki, bu sözünde durursa ehli cennettir. Buna iyi bakın. Taklit bizi cennete götürür mü? El cevap evet. Sıkıntı yok bundan. Ama Sufi'nin işi değildir.
Sufi taklit ile başlar. Durur cemaatle zikrullah. Allah, Allah, Allah. Herkes öyle Allah'ı zikrediyor ya. O da Allah, Allah zikreder. Taklit dedi. Doğrudur. Kime bakar? Orada birisi zikrettiriyor. Ona bakar. Nasıl zikrediyor? Sola doğru yaslıyor. O da sola doğru yaslar. Hiç sormayan değil. Sorulmaz.
Ayet-i Kerime inzal olmuştur. Müslümanlar sormuştur. Hadis-i Şerif inzal olmuştur. Kime sorar. Soru doğru yerde, doğru şekilde sorulursa ilim çıkar ortaya.
Muhakkak bir ilim çıkar. Kur'an'a sorarsın. Kur'an'a sorarsın. Kur'an'dan dahi cevap alırsın. Kur'an'a sorarsın. Böyle bir sıkıntı. Bana buradan bir yol. Sana Kur'an-ı Kerim'den yol ver. Manadır. Belki şeye cevap ver. Onun cevabı vermeyeceği bir şey yok. En cahil insan dahi Kur'an'a danışsın. Ya Rabbi bana buradan bir yol desin. Kur'an'a cevap verir. Bakın Kur'an ona cevap verir. Ama orada bir de gezen Kur'an'lar vardır ya ayaklıdır. Eğer bu Kur'an'ı bildiğin halde de gider oraya sorarsan bu sefer de edepsizlik etmiştir. Daha farklı bir şey.
Allah bizi affetsin. O yüzden tahkik muhakkak çok önemlidir. Tahkik önemli değil. Taklidi terk etmek yoktur. Taklidi es geçmek. Taklidi etmek yoktur. Bu noktada ölünceye kadar da bize lavundir bazı noktalarda. Neden? Biz hangi hale getirsek girelim. Hangi noktada durursak durulup, biz sonuçta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zahiri olarak yapmış oldukları ibadete al ve ahvali taklit etmeye devam edeceğiz. Çünkü onun sünnetinin durduğu yere, onun ayağının bastığı yere biz de ayağımızı basmak zorundayız. herkiz derece takip ediyoruz. Zahiri olsun inşallah.
Sufilik mesleği okumakla mı başlar? Hayır. Sufilik, Fatih-i Kudsi'de o bir can alıp arıyorsa onun sufiliği başlamıştır.
Neyi arıyorsa onun sufisidir. Sufiliği başlamıştır onun. Yol arıyor ya kendine kendine. Kurman'da Cenab-ı Hak ona yol açar. Mücahede edenlere yollarımızı açarız. O yüzden o kimsenin araması ile alakalı. Birisi ona bir çıt, bir kıvırcım çakabilir, bir kıvırcım ona çakabilir, bir kıvırcım ona yakabilir. O kıvırcımın peşine düştüyse, o sufiliğe başlamış demek. Herkes kendince sufiliğin başlangıcını bir şeyhe bağlanmak olarak görür. Bir kitabı okumak olarak görür. Bu fakir öyle görmez. Bir kimse arıyorsa sufiliği başlamıştır onun. Niye arıyorsa? Bir kitap okumuştur, bir derg okumuştur, bir mecmua okumuştur, bir yerde bir ses duymuştur, bir sohbete gitmiştir, bir yere gitmiştir, bir şey olmuştur.
O kendince kalbine bir ateş düştüyse, bir kıvırcım düştüyse, bir yol arıyorsa kendine bu noktada, bunun sufiliği başlamıştır. Hani bir kadın, bir kız görür ya dışarıda veya bir erkek görür kadınlar kızlar, kalbini onun tırpır ettirir, böyle içinde bir kıvırcımlar çakar, o erkek arar ya, bu kız nerededir, neyin nesindir, hangi mahallede oturuyordur diye. Veyahut da o kadın kendince, onu hayaller, bu adam kimdir, nerededir, nerede oturuyordur? Bunun gibi bir şey. Nasıl bir kimse, veyahut da ticaret yapıyordur bir kimse, öyle biz daha önce havlu, en son işte havlu bornoz işi yapıyorduk biz. Ya bir kıvırcım, bir yerde hesabı bornoz varmış. Duyarsın ya, ararsın onu. Neredeymiş, kimdeymiş, bir anca yerdeymiş.
An nerede o ya? Bir anca yerde fabrikası var adamın. Gidersin oraya. Çünkü onun sufisisin o İslam. Onu arıyorsun, ne arıyorsun? Ticaret edeceksin. Ucuz mal alıyorsun. Ucuz malı nerede duyuyorsan, gider oradan onu almaya çalışırsın. Hatta bir araba denildi dediler ki, orada mal var ama içeri giremezsin. Allah içeri dediler, satıncazlar.
Ne alakası var? Neyse patronuna haber verdiler. Hacı var, fabrikayı satın almaya gelmişti. Normalde akıllı işi değil tabi. Adam demiş ki, kim bu? Gel bakayım. Gelsin. Ben Bursa'da Mustafa Özmak, bereketleksiydi. Oturdum ben. Bir sade kahve içeri. Bir sade kahve içeri. Hayırdır? Bana satacaksın dedim. Benim bir kamyon malım var. Bunu boyayacağım. Belki sümidan satacağım. Böyle baktı. Dedim benim bir kamyon malım boyayacağım.
Geçeden beri. Hacı abi dedi ya. Şu benim fabrikayı kurtulsun dedi. Senin bir kamyon malı ben satayım dedi. Boyayayım yani dedi. Tamam dedim. Tamam. Bu gece boyayacağım. Yarın sallarım ben alacağım. Bitti. Bu gece boyayacağım. Tamam Hacı abi dedi. Telefonu açtı bildiler. Oğlum dedi. Hacı abi bir kamyon malı var mı? Boyayayım. Yoksa fabrikaya gideceksiniz. Kamyonu koydum ben. Kamyonu koydum boya. Dedi. Malı indirdiler. Kamyoncuya dedim. Bekle bir gece burada. Bekledi. Ertesi gün sabah dedi. Sıcak sıcak. Ramdan çıkıyor. Paketlenip kamyona. Ramdan çıkıyor. Paketleniyor. Kamyonun konunuyor. Ben de orada bekliyorum. Boyadı gitti. Al paranı. Selamun aleyküm aleyküm selam bitti.
Şimdi neyin Sufisi sen bulursun onu. Arıyorsan sen. Onu bulursun. Arıyorsan. Nerede saklıysak. Zahir olur. Kufilik o yüzden. Bizde şu var yalnız. Bizde şu var yalnız.
Bir adım gelirse ben koşarım. Hemen baştan. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi.
O esnada. Ama meleklerin neler konuştuklarını. Hepsi de bize. Hadis-i Kudüs'ü olarak nahbeder. Ahlakı olmayan işlerle çalınması günah mıdır? Onunla tanınıyorsa ve öyle söylenilmesinde herhangi bir beis görmüyorsa kendince. Sıkıntı yok. Ama ahlakı olmayan bir sözler. Böyle anılmasının hoşuna gitmiyorsa. Bu noktada iftira veya gözet noktasına düşebilir. Arkadaşlar. Selamlaştığı insanlar arkadaşıdır.
Bu normal bir Sufi dilinde. Normal herkes gibi arkadaş olur. Bunda sıkıntı yok. İşte böyle bir ahiret kardeşliği ise. Bizde böyle Sufi dilinde biraz daha aynı dergahta olan kimselerin. Ahirette de kardeşlikleri, beraberlikleri devam edecektir diye. Bu dergah kardeşliği, Sufi kardeşliği aynı zamanda da ahiret kardeşliği olarak geçer. Bizim lisanımızda. Dost denildiğinde bu daha derinlemesindedir. Dost denilince senin hiç benlik yoktur. Bizim normalde insanımızda zor yaşanan şeylerden bilhar. Dost oldum onun cebi, benim cebi yoktur. Dost denilince benim anladığım bunu.
Yaren dudağı. Bizden beklenilecek bir şey. Bizde olabilecek bir şey. Allah bizi affetsin. Kişinin 50 yaşına geldiğinde arkadaşının olmaması nedendir. Bizde Sufi terbiyesi budur. Eğer biz 50 yaşına geldiğimizde etrafımızda hiç kimse... Hata bizde bu. Hata benim, günah benim, suç benim. Bu. Bakın. Bir başkasında hatayı, kusuru görmek, bir başkasına bunu yüklemek için kolay kaldı. Mesela böyle söylerler ya, ben doğru söyledimden hiç kimse benim etrafımda kalmadı. Hayır.
Doğruyu doğru bir şekilde anlatsaydın, senin etrafında çok insan olur. Sen doğruyu doğru bir şekilde anlatmamışın. Böyle hiç etrafımda arkadaşı, dostu olmayanlar ya cimri insanlardır. Ya da böyle dili keskin, Kur'an ve sünnet tarihinde durmayan insanlardır. Cimrilerin dostu ve arkadaşı olmaz. Böyle herkese eleştiren, bakan, herkese laf söyleyen, herkesi iğneleyen kimselerin dostu ve arkadaşı olmaz. Yoksa, yani bir kimsenin dili tatlıysa, ahlakı yumuşaksa, cömertse, bunlar çünkü Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarıyla sıfatlar. Çünkü Allah'ın sıfatları al şeker, tatlıysa, Allah'ın sıfatları mıknatıs gibidir, çeker. Mıknatıs gibidir.
Cenab-ı Hakk'ın sıfatıyla sıfatlanan bir anda toplanır. Buraya bir çanak bal koysak, bütün arı buraya toplanacaksa, nasıl buraya güzel bir bahçe, çiçeklik yaparsak, bütün arılar, bütün bülbüller, büller oraya toplanacaksa bunun gibi bir şey. Allah'ın sıfatıyla sıfatlar. Hazreti Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretleri'nin ahlakıyla, ahlaklığının, o yüzden kendi kendisinden bir halde değilse, benim kendi ama ahlaklığının belam.
Fazla almışlar gibi, herkesten gibi olur mu? Merke etmeyen bir vermişi var. Normalde bu veliullahın üzerinde zaman içerisinde böyle şeyler nakledilir. Normalde aynı şey başka velilerin üzerinde de nakledilir. Bu böyle şahsına mülhasır şeylerdir, aleme mülhasır değil. O yüzden onlar kabul edildiğim gibi, Abdülkadir Geylana Hazretlerimizden halinde öyle bir şey yok.
Hamed el-Mufayi'de yok, Hamed el-Bedevi'de, İbrahim'de, Şehrin'de, Şehrin'de yok. Hazreti Mevlana'da yok, Acı Bayram'da yok, Huzad Hazretleri'de yok, Acı Bektaş Veli'de yok, Muhyiddin Arabi'de yok. Hükümetin çoğunluğuna baktığımızda yok böyle şeyler. Bir kimseye sıdkıya anlatılacaksa böyle bir şey anlatılabilir belki de sadık olmak olarak. Ama bunun bir kimse, bir velinin üzerinde Cenab-ı Hak böyle bir şey tecelli ettirebilir. O velinin üzerinde. Bir kimse bunu kendi üzerinde minhasır görürse o zaman kendisini velilerden görüyor. Bu onun hakkı durumundan öyle. Onların üzerinde öyle tecelli etmiş olabilir ama bu ümmete muhalif, ders olarak anlatılacak bir şey değil.
Bu şuna benzer. Çünkü ders değil de zaman zaman bu peygamberlerin üzerinde görüyoruz. Bazı peygamberler inanan o. Kime? Ölçüye gelmez. Ölçü değil, ölçü olarak anlatılmaz. Bir kadın normalde çok iyi bir kadın hangi erkek terk eden?
Nankör ve zalim olan bir erkek terk et. Çok kötü bir erkeği hangi kadın terk et? Nankör ve zalim olan kadın terk et. İyiliği gören, iyiliği kimse göremiyorsa o aslında iyi görüyorsa onu terk etmiyor. Bunun gibi. Normalde bazı peygamberlerin iki tane, bir tane işte müridi olmuş. Eee bu Şeyh Efendi'nin de bir tane müridi olacak. O peygamberin şeyhiyese onun bir tane müridinin olması doğrudur. Senin peygamberinin bir tane müridi olmadı. Senin peygamberin, senin peygamberin alemlere rahmet gönderdi. İnse ve cinse, inse ve ciniye peygamber olarak geldi. O zaman o peygamberin velileri de insanlara ve cinilere velidir. İnsanlara ve cinilere veliyse, bak velilikse, mürşid-i kamillikse o kimse insanlara ve cinilere mürşid-i kamildir.
O zaman onun için tek müridlik yok. Cenab-ı Hak biliyordur sadece. Başka hiç kimse bilmiyordur. O mürşid-i kamil değildir. Ve evlileri vardır. Kendisi biliyordur. Bir de Allah biliyordur zaten. Bir de kendisi biliyordur. O yine mürşid-i kamil değildir. Kelam öğretmekle mükellef değillerdir.
İnsanlara yol öğretmekle mükellef değillerdir. Onları köprünün altında görürsün, dilenirken görürsün, çöplükte görürsün, yolda yürürken görürsün, camide görürsün, her yerde görürsün onları. Bizim insanlar da onları yüceltir. Neden? Çünkü ona yalan söylemedi. Hiçbir işe yaramamıştı o yüzden. Fakir tanıdı birisini mesela.
Bursa'da bak, köprünün altında yaşıyor. Filancadan ben hükmetli değilim. İçerisinde insanların ecza ve cefasının içerisinde yürümektir.
Herkes insanı dirsek vurdu, omuz vurdu, tükürdü, arkandan eleştirdiği, tırmaladığı yerdir. Ona dikenler attılar. Sen varsa yol gidiyorsun sen. Başına işkembe konduysa yol olur ona. Senin başına işkembe koymayacak şimdi. Burada işkembe var ama. Ne işkembesi var? Kendi işkembe var. Dünya sevgin var. Sen secdeye git taşıyorsan. Ne o? Dünya sevgisi. Dolu içi. İçi dolu. Onda dünya sevgisi yoktu. Ümmete icabet etti. Dedi ki abi benim o boynuma, benim kapıma işkembeyi koydular. Ne işkembesi?
Deve işkembesi. Ne olur işkembenin içerisinde? Çok affedersiniz. Bol ol. Necasette dolayı. İnsanoğlun nefsine.
Şeyh'i ölmüş ya. Sürümeni gözledi, kalem kaçtıydı. Vah vah vah. Bir türlü kıymetini bile. Şimdi, şimdi öyle şey yok. Olsa bağlanacaksın ya. Değil mi? Bağlanacaksın. Mezarın belli olacağı kadar mezar, yerinin belli olacağı kadar mezar işkembeyi yaptırmak cahit. Cehenni kilise burada kim yatıyor?
Altında bu mermed yatıyor. Başından bir tane. İsmim belli olacaktır. Bu tip mermerdi, göstersin bunların hiçbirisi de cahit değil. Çok masraf ediyorlar. Orman mezarlara. Bu kadar masraf etmeleri cahit değil. Normalde mesela mermerdi, boydu, buydu bunlar cahit değil. Mezar belli olacağı şekilde. Orada iki yüz kuvak çevirecek oraya. Başında da bir tane kum olduğununla alakalı isim tamam. Bu neden önemli biliyor musunuz? O mezarın bu kadar isminin belli olması lazım değil mi? Bir kabristan'da insanların ailiyet tespitlikleri. Ben buraya aitim dediklerim yaptım. Bir kabristandaki yatan kimseye, bir kimse atasın ceddi ordudur. Ona ailiyet tespitler.
Benim babam burada yatıyor. O toprağa da ait etkisi. Nezarlıklar bu manada önemlidir. Onlar Vahabi. Şu anda kendilerinde böyle bir noktaya geldiler. Bu noktalar da devam ediyor.
Mezarını tabir-i caizse yıkfettiler. Eğitim mezarlığını katlettiler. Büyük insanların bu noktadaki her şeyi katlettiler tabir-i caizse. Allah'a affetse. Bunların ölçü değil. Biz bunları ölçü olarak kabul etmiyoruz. O kimse normalde bir kimse derse ki şu anda veli yok. Veli olmadığı için biz veli yok. Biz inanmıyoruz velinin olduğuna. Son veli buydu derse evet. Ama şunu diyorsa bir kimse ya ben normalde kendimce bir şeye bağlamaya artık kabul etmiyorum. Evvallah. Bunda bir sıkıntı yok. Anlatabildim mi? Son dedikleri. Evet. Çünkü Allah'ın sıfatıdır.
Direkt. Hiç sıfatını yok küfürdür. Mesut. İnkıtaylı yuvuzu. Kesildiğin mutluluğu. Gördük küfürdür. Allah basit diyor. Yol zor, sıkıntılı.
Nefisle mücadele razımlığına. Benim bir ders kağıdım. Tamam. Peygamber'in ismini. Burası böyle geçtim inşallah. Şimdi de nasıl gelsin? Bir sefer yapacaksın inşallah. Allah kemal ekleyesin. Aynı şey senin için mi geçerli? Yolumuz kolay değil bizim bölümümüzde. Tamam? Böyle evvel anlığının ben kolay sandım. Katbekat yandım yok. Biz öyle atlatıcı değiliz yani. Yol zor, kalbette. Nefis meydan o. Kemal'a ermesin biz. En az günde biz. Nefis meydan o. Rezeti.
Hazreti Peygamber. Hazreti Peygamber. Sallallahu aleyhi ve sellem. Adam toplulmak için. Bir insan toplulmak için. Bu yol kolay değil. Değil kardeşim ya. Kolay olsa da herkes surufu olup çıkacaktır zaten. Cümle alemin surufu olacaktır. Kolay olsun. Kolay değil. Değil. Zora davet ediyoruz.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi