Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Ekim 2015 · 55:22
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak İslam-ı âlemi birlik, beraberlik, ihsan eylesin. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmayı nasip etsin. Suriye'de Rusya'nın Türkiye'ye, Türkiye'ye rağmen savaşması, muhalifleri vurması, Amerika'nın da Suriye'de IŞİD'i vurma bahanesi, iki dünya gücünün Suriye'de bulunması, Türkiye ve dünyayı nereye götürür?
NATO, devreye girer mi, görüşlerinizi lütfeder misiniz? Cumhurbaşkanı Rusya'yla bir daha görüşmeyeceğini söyledi bugün, soru işareti. Vuracak, dünya üzerinde nerede cihatçı Müslümanlar varsa, onlar da toplanacak oraya. Toplanmasına müsaade edecekler, bugüne kadar müsaade ettikleri gibi. Amaç, böyle müsaade edip, Müslümanları tek merkezde toplayıp, yani cihat edecek, savaşacak olan Müslümanları tek merkezde toplayıp, orada imha etmek. Amerika'nın, NATO'nun, İngiltere'nin, Almanya'nın, Rusya'nın ortak projesi. Normalde onların hesabı bu.
Rusya'nın, Rusya'nın vurmazdan önce, satır aralarını, açıklamalardaki satır aralarını iyi okuyun. Dedi ki, oradaki cihatçı Müslümanların, benim topraklarıma geri dönmesine asla müsaade etmeyeceğiz dedi. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti'nden ve Rusya'dan, oraya giden cihatçı Müslümanlar var.
Bunların bir kısmı paralı asker, bir kısmı gerçekten fise bilillah savaşmak için, kendince doğru gördüğü için gidenler. Bunlar normalde, IŞİD'i kurdalaraktan, bütün İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da, Belçika'da, Norveç'te, Avrupa'da ne kadar kendince, böyle bir şey olduğunda cihat edecek olan, savaşacak olan Müslümanlar var ise, hepsini de IŞİD altında, bunların böyle bir kısmını da El-Nusra altında topladılar, topluyorlar hala daha.
Bu toplandı, toplandı, toplandı, … Ondan sonra, müttefikler dediler ki, sizi buradan kurtaralım. Şimdi hep beraber kurtarıyorlar. İran için önemli bir şey, çünkü İran o kadar Sünni Mücahit'le baş edebilecek noktada değil. İran, Şia, Sünni ayrımı yaparak da, o Rusya'nın arkasında, Almanya'nın arkasında, bununla alakalı, onun plan ve projesine uygun. Rusya'nın plan ve projesine uygun, ABD, İngiltere ve Avrupa'nın da plan ve projesine uygun. Oradaki Müslümanları kendilerince katletecekler. Onlar, hani böyle görüntüde birbirlerine açıklamalarda bulunacaklar, sert şeylerde bulunacaklar. Ortak anlayış, oradaki cihatçı, onların tabirlerinde cihatçı Müslümanları katletmek, ortak anlayış bu.
Ama, bu benim kendimce kendi analizim, tahminim, ABD bir adım geri çekilerekten, oradaki cihatçıları destekleyecek, silah ve mühimmat olarak. Hem onların ölmelerini sağlarken, bir taraftan da Rusya'nın zayıflamasını sağlayacak. O, bir taşla iki kuş vurmayı istiyor. İsrail, hem onların ölmelerini isterken, hem de onların silah ve mühimmat olarak destekleyecek.
Ki, Rusya'yla biraz cedelleşsinler. Rusya'yı zayıflasınlar. Bunun arkasında, Rusya'nın enerji yataklarında enerjisini daha ucuza şartma planı var. Rusya'nın ekonomisini daha da çökertip, ekonomiyi daha da aşağı çekip, batının hesabı bu. Rusya'nın elinden enerjiyi daha ucuz alma. Çünkü, kuvvetli bir Rusya, kuvvetlenmiş bir Rusya, batının da, NATO'nun da, Avrupa'nın da işine gelmez. Bu, Rusya'da Putin'in zamanında biraz kuvvetlendi. Kuvvetlendiği için, Ukrayna'yı böldü. Kuvvetlendiği için, Kırım'ı ilhak etti. Herkes, Kırım meselesinde, orada bir savaş olacağını düşünüyordu.
Ben de olmayacağını söylemiştim. Çünkü, orada savaş olursa, kendi Hristiyancıkları ölecek. Orada, Rusya'ya ders vermeye kalkarlarsa, kendi Hristiyancıkları ölecek. O zaman, Rusya'ya başka yerde ders vermek gerekiyor. Kendi Hristiyancıklarının ölmemesi için. Nerede ders verecekler? Suriye'de. O yüzden, Suriye'deki sıkıntı, sancı bitmeyecek. Daha da şiddetlenecek. Daha da alevlenecek. Şiddetleneceğini ve alevleneceğini Avrupa'dan dinleyin. 4-5 yıldan beri Suriye'de mülteci problemi var. 4-5 yıldan beri susan Avrupa, birden mültecileri ne yapacağız demeye başladılar. Çünkü, oradaki savaşmayan, masum halk, mülteci konumuna düşecek.
E, Türkiye'de belli sayıda var, Türkiye'ye almayacağını da beyan etti. Bir şekilde. E, o zaman bu mülteciler, oradaki bombalamadan nereye kaçacak? Almanya'ya kaçacak. Amerika'nın açıklaması ne? Avrupa mültecilerle alakalı bu kadar sert durmamalı, mültecilerle alakalı insani yaklaşmalı. Bu ne demek biliyor musunuz? Amerika diyor ki, buradan çok mülteci çıkacak. Bu mültecilerin hepsini de, siz alacaksınız Avrupa'ya. Siz alarak da, içinize ben sizin çuban yerleştiriyorum. Her an için bu mülteciler Müslüman, Müslüman olduğu için onların içerisinde de Avrupa'da 3 yıl sonra, 5 yıl sonra, 10 yıl sonra örgüt kurdurup Avrupa Birliği'ni çökertebilirim.
Aynı planı Türkiye'de yapıyor. Diyor ki Avrupa'dakilere oranın vatandaşı olun, oranın pasaportunu alın. Ama sakın kimliğinizi, kişilerinizi kaybetmeyin. Benim elimin altında bir güç olun. Ben Avrupa'ya gittiğimde, orada istediğim gibi miting yapayım. Bütün Avrupa'da baksın öyle. Hiç Avrupa'da miting yapan başka bir ülke, Cumhurbaşkanı tanıyor musunuz? Veya Başbakanı, veyahut da siyasi liderleri. Aynı şeyi Necmetten Erbakan da yapıyordu. Aynı şeyi Türkeş de yapıyordu. Ne yapıyordu? Avrupa'da miting yapıyorlardı, kapalı spor salonlarında. Avrupa'nın içinde. Bunun bir de arka bahçesi var. Ne demek? Avrupa'ya diyorlar ki, bu kadar insan var bakın burada. Bu kadar insanı bize örgütlersek sizin başınıza dert açabiliriz.
Bunların hepsi de uluslararası ilişkilerin içerisinde, uluslararası oyunlar. Ama Suriye'de kim haklı kim haksız bilemeyeceğiz. Suriye'de kan gövdeye götürecek ve Suriye'de enteresan bir güç savaşı olacak. Burada bu güç savaşına herkes zaten hazırlıklıydı. Türkiye'de bu noktada son dönem hazırlıklıydı. Türkiye hazırlıksız yakalanmadı. Buna hamd ediyorum. Yoksa Güneydoğu'da iş daha da çığırından çıkabilirdi. Güneydoğu'da iş çığırından çıkmadı. Devlet orada gerekli olan önlemleri alıp, orada çubanı bastırdı. Daha da bastıracak, bu konuda ümit ediyorum. Hiç yavaşlamayacak ve kış gelinceye kadar bir hayli yol alacak. Hatta kış şartlarında da bu yol devam edecek.
Önümüzde uzun bir süreç var. Bu uzun sürecin en hararetli kısmı birinci roundu bitti. Benim nazarımda birinci round bitti. Şimdi ikinci round var, bölgesel temizlik yapacaklar. İşte böyle bölge bölge, mahalle mahalle, köy köy illeri bölecekler. Bölerekten temizlik yapacaklar. Yani normalde seçimlere yakın azalsa dahi bu seçimlerden sonra da devam edecek. Türkiye'nin bunu yapması lazım. Türkiye bunu yapmazsa Orta Doğu'da kaynayan kazanın bir parçası olabilir. O yüzden ben ta en başa dönüyorum. Türkiye sınırlarını iyi korumalı. Sınırlarının içerisinde herhangi bir sıkıntıya mahal vermeyecek şekilde bunun önlemini almalı ki aldı.
Ama Türkiye'nin yapacağı bir şey daha var. Suriye'yi ve Irha'da boş bırakmamalı. İnşallah öyle olur. Somuncu Baba'nın Ulu Camii açılışındaki hutbede bilindiği gibi Fatiha'nın yedi sırrını açıkladı. Yedi sır değil, yedi veçede mana vermek. Sır Allah'ın zatıdır. Allah'ın zatullahının dışında sır yoktur. Bir şey kün dendi, var edildiyse bize kayb olabilir. Ama o sır değildir. Fatiha'yı yedi veçeden şerh etti, tefsir etti. Somuncu Baba'nın.
Ve bu sırrı herkesin kendi kapasitesine göre anladığını söylenmektedir. Eyvallah. Fatiha'nın bu yedi sırrı nedir? Fatiha'da her gün defalarca yalnız Allah'tan yardım dileriz dediğimiz halde bu gayet açık olmasına rağmen niye uygulanmaz? Fatiha bütün ayeti kerimelere nefis meratiplerinden bakarak da emmara levvame müllüme mutmainne radiye mardiye safiye veçesinde bütün ayeti kerimelere mana verilebilir.
Müteşabihlerle alakalı. Veyahut da birisi ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasında ne yapabilir? Onlara mana verebilir. Bunların manaları söyleyene, dinleyene ve zamana zemine göre değişebilir. Kadınların kendi aralarında tesettürü nasıl olmalıdır? Kadınlar da Hanefi'ye göre diz kapağıyla göbek deliği arası birbirlerine de caiz değildir. Tesettür gerekir. Bir, İslam'ın öngördüğü eğitim sistemi nasıldır? İslam'ın, ülkemizdeki eğitim sistemi İslam'ın öngördüğü sistem ile ne kadar örtüşüyor? Büyük bir çoğunluğu bu manada örtüşme noktasında örtüşmüyor olarak diyebilirsiniz. Kendinizce.
Bu bakış açısına bağlı. Mesela sizce İslam'ın eğitim sisteminde neler olur, neler olmaz? İslam'ın eğitim sisteminde fiziği, kimyayı, coğrafyayı, edebiyatı, tıbbı, biyoloji, matematiği, astrofiziği görmeyeceğinizi düşünüyorsanız, bunları görmeyeceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Uluslararası ilişkileri, hukuku okumaya canımızı düşünüyorsunuz.
Bir İslam fıkıhçısı, hukukçusunun Adem'den itibaren ve halen yeryüzünde yürürlükte olan, yeryüzünde yürürlükte olan, daha önce de yürürlüğe girmiş olan hukuk sistemlerini incelemeyeceğini düşünüyorsunuz. İlim Çin'de de olsa gidip alınız. İlim Müslüman'ın yitik malıdır. Yitik malı, yani o senin. O yüzden İslami eğitim sisteminde muhakkak bu eğitim sisteminden daha iyi, daha güzeli olabilir. Olmalı da. Ama mevcut eğitim sisteminin içine katkıda bulunulacaksa, işte dini öğrenme, dini yaşama açısından bunu da ilave edilebilir. Örneğin, imam hatipler bugün için İslami eğitim sisteminin dışında, tamamiyetle dışında görmek mümkün değil.
Veyahut da normal düz bir liseye gidiyorsa, o kimse dini bir eğitimini de alıyorsa, biz onu İslami eğitim sistemi almıyor noktasında göremeyiz. Ben görmedim. Layıklık sorunu, evet layıklık sorunu bu noktada bir problem. Eğer layıklık sorunu, eğer layıklık sorunu, batıdaki gibi algılar, batıdaki gibi düşünürsek, bir İslam hukuk sisteminin veyahut da bir Müslümanın veya bir İslam devlet sisteminin layıklık sorunu ve bu noktada beğenip, önemseyip, onu kendisine ilke edilmesi doğru değil.
Ama şunu da unutmayın, İslam hukuk sisteminde gayrimüslimlerin yaşama hakkı, gayrimüslimlerin hukuk hakkı, akıl hakkı yok zannetmeyin. Bir İslam yaşam biçiminde siz Hristiyana, Yahudiye, İbrahimiye bir şey diyemezsiniz. Hatta onların hukukuyla da, onların hukukunu onlara uygulamanız gerekir. Yahudi bir kadın zina ettiğinde, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sizin hukukunuza göre mi, yoksa şimdiki hukuka göre mi der?
Kadın da der ki, benim hukukuma göre, Yahudi hukukuna göre beni cezalandır der. O yüzden İslam toplumunda, İslam sisteminde gayrimüslim unsurların da kendi iç dairelerine, kendi hukuklarının uygulanması vardır. Tabii Türkiye'deki laisizm uygulaması bunun dışında bir şey. Türkiye'deki bugüne kadar laisizm uygulaması, dindarların baskı altında tutulup, bu noktada dini yaşamaya çalışan insanlara bir zulüm aracı olarak kullanıldı.
Yani ellerine fırsat kesse yine aynı şekilde kullanırlar. Atatürk milliyetçiliğine bağlı nesiller yetiştirmek ile ilgili görüşleriniz nedir? İslam her türlü üstünlük anlayışı olan milliyetçiliğe karşı çıkmıştır. Sizin en üstün ırk Türk'ün ırkı, en üstün ırk Arap ırkı, en üstün ırk Slav ırkı deme hakkınız yoktur.
Birisi bir kimse kendi ırkını diğer ırklardan üstün görüyorsa, bugünkü dilde faşisttir o. Bir kimsenin kendi ırkını diğer ırklardan üstün görme, kendi ırkını diğer ırklardan aşağı görme hakkı yoktur. Arap'ın aceme, acebin araba üstünlüğü yoktur, üstünlük takva adadır.
Ey insanlar, hepiniz Adem'in çocuklarısınız, bir tarağın dişilleri gibisiniz, kardeş olun. Ayet-i Kerime'de ben insanları kavim kavim yarattım, anlaşsınlar, birbirleriyle muhabbet beslesinler diye. O zaman bir kimsenin bu noktada ırkçını bir ırkın üstünlüğüne dayalı, bir anlayış, bir görüş, bir yaşayış biçimi, bir düzen, bir sistem biçimini uygun görmesi mümkün değil.
Bu demek değildir ki insan kendi kavmini, kendi milletini sevmeyecek. Bu fıtridir. Bir kimse kendi ailesini korumak, muhafaza etmek, onu sevmek, kendi akrabalarını görüp gözetmek, kendi akrabalarını diğer insanlardan daha fazla sevmek, kendi ırkını, kendi milletini diğer insanlardan daha sevmesi bu manada nedir? Fıtridir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'ye yaklaşırken, Medine'ye karşı muhabbetinden dolayı atını mahmuzlardı, hızlandırıldı. Bir seferinde toz dumana çıkınca, ashab yüzünü gözünü örttü tozdan korunmak için, dedi ki Medine'nin tozu da mübarek dersin. Bir kimsenin yaşadığı şehri sevmesi kadar fıtrî bir şeyse olmaz.
Bir kimsenin kendi vatanını sevmesi kadar fıtrî bir şeyse olmaz. Biz bu noktada ırkçılığı reddederken, öyle kendi akrabasını, kendi kavmini, kendi milletini, kendi vatanını sevmeyi reddedenlerden değilim ben. Benim kendimce vatansızlık, milliyetsizlik kavramım yok. Kimileri kendilerince vatansızlık ve milliyetsizlik kavramı koyarlar, ben o kavramı koyanlardan değilim. Bir eksiklikse o eksikliği de baştan kabul ediyorum. Allah bize affetse. Osmanlı dönemindeki tekke, zaviye, medrese gibi, hem pozitif hem dini eğitim veren kurumların tekrardan ortaya çıkmasına duyulan ihtiyaç ne kadardır? Bu kurumlar günümüz AVM kahvehane kültürünün yerine geçebilir mi? Bu noktada geriye dönüşün olacağını zannetmiyorum.
Yani bu normalde belki de hani tekkeler işlevlerini yerine getirebilirler, yerine getirebilmesi için belli bir tadilattan, tamirattan, kendi içlerine, manevi olarak tadilattan, tamirattan geçerekten, bunu toplumun içerisinde sufi bir eğitim olarak devam ettirebilirler, yapabilirler. Ama medreselerin devamiyetiyle alakalı, belki de o noktada yol yürümek isteyenler bunu da devam ettirebilirler.
Ama siz dünyanın geldiği bu noktada diğer insanlarla yarışacaksanız, her türlü bilginin ve her türlü eğitimin alınabileceği eğitim kurumlarını kurmakla mükellefsiniz. Gayrimüslimlere veya Müslümanlara dini tebliğ ederken ölçümüz ne olmalıdır? Gayrimüslimlere din tebliğ edilir. Müslümanlara ise nasihat edilir. Müslümana nasihat edilir. Gayrimüslime tebliğ edilir. Bunun ölçüsü o şah, tebliğ edecek olan şahsın, kendi üzerindeki konumuyla alakalıdır. Şunu şöyle diyebiliriz, herkes kendince tebliğden ve nasihattan sorumludur. Ama tebliğ ve nasihat edecek olan kişilerde aranılacak özellikler vardır. Ve bu insanların tebliğ ve nasihat metotlarını bilmesi gerekir.
Tebliğ ve nasihat metotlarını bilmeyen insanlar, o metodu bilmediklerinden dolayı kaş yaparken göz çıkarıyorlar. Yani bir kimse kendince kendi dergahını nasihat edecek, anlatacak, tanıtacak ya, karşıdaki kimsenin halden haberi yok, rüyadan haberi yok. Tasavvuftan, tarikattan haberi yok. Onu öyle şeyler anlatıyor ki, o kimsenin normalde kabullenileceği bir şey değil. Adamın temeli nefret ettiriyor. Tebliğcinin yüz temizliğinden tutun, ağız temizliğinden tutun, vücut temizliğinden tutun, kıyafet temizliğinden tutun, usturuplu görüntüsünden tutun, kendi iç dünyasındaki hilim ehli olmasından, yumuşaklıktan, ilimden, ferasetten, belagattan nasiplenmesi gerekir.
O kimsenin insan psikolojisinden, etrafındaki veya karşısındaki insanı analiz etmesinden, analiz etmekten haberdar olması gerekir. Siz karşıdaki kimsenin belini kırarsanız, asla o sizi dinlemez. Ve cephenizi alırsanız, asla o sizi dinlemez. Dinliyormuş gibi görünebilir. Her mesele, her yerde, her ne şekilde olursa olsun konuşulmaz. Konuşulmaz. Tebliğ edecek olan, nasihat edecek olan insanlar, ince anlayış sahibi olmalı. Feraset ehli olmalı. Karşıdakiyle tartışmamalı. Kavga etmemeli.
Atışmamalı. Dövüşmemeli. Dövüşmemeli. Sert konuşmamalı. Kırıcı, yıkıcı olmamalı. Ne yazık ki bunları kimse, büyük bir çoğunluk, hiçbir şekilde bunlara uymuyor. Adam ticaret yapacak, bir şey alacak, bir şey satacak, karşıdaki kimseye kendi dini yaşantısını koyuyor. Biz hangi efendiye bağlıyız, biliyor musunuz? Bizden yanlışlık olmaz gibisinden. Biz kimin dervişleriyiz, biliyor musunuz? Bana ne? Kimin derviş olursan ol. Sen alırken, satarken dosdoğru ol. Beni ilgilendirmiyor senin nerenin derviş olduğun. Beni ilgilendirmiyor senin nerenin dervişinin olduğunu.
Senin ahlakın güzel olsun. Sen bir kimseyi kırma, üzme, incitme. Haksızlık etme, zulmetme. Sen nereye bağlı oldun? Beni ne ilgilendirecek? Sen annene babana üf bile deme. Sen hangi şeyhe bağlı olursan ol. Sen eşinle iyi geçin önce. Eşin senden razı olsun. Çocukların senden razı olsun. Sen eve girdiğinde çocuklar kaçacak yer aramasın evde. Sen eve girdiğinde eşin güler yüzle seni karşılasın. Geldi desin. Evimin erkeği, evimin güneşi geldi desin. Kör olasıcı adam nereden geldi gene bugün ölmeden geldi demesin. En iyi adam en erken ölen adamdır demesin.
O yüzden nasihat eden kimse bunlara dikkat etmeli. Hele dervişler, hele sufiler. Daha fazla dikkat etmeli. Kadın erkek. Laf hazır. Siz oraya gidiyorsunuz bunu mu öğreniyorsunuz? Size şeyhiniz bunu mu öğretiyor? Size böyle mi davran diyorlar? Ben açayım şey efendinize söyleyeyim şimdi. Böyle yapıyor diyor. Veya bir gün sonra kadın veya erkek arıyor. Siz böyle mi öğretiyorsunuz? Eğer bir aileden bir derviş var da sülale derviş olmuyorsa o dervişte sıkıntı var. Bir kadın derviş oldu da eşi ve çocukları derviş olmuyorsa kadında problem var.
Bir erkek derviş oldu da eşi ve çocukları derviş olmuyorsa erkekte problem var. Evet problem var. Bu muhabbet kolay muhabbet. Nuh'un hanımı iman etmedi ama. Nuh'un çocukları da iman etmedi. Nuh'un hanımı kafirdi. Senin hanımı kafir mi? Nuh'un çocukları kafirdi. Senin çocukların kafir mi? Değil. Eee sende hata var. Sen evde dosdoğru nasihat etmiyorsun fiili olarak. Nasihatın ve tebliğin en alası fiili nasihat ve tebliğdir. Sen evde dosdoğru dervişlik yaparsan en güzel nasihat budur.
Ben dervişim diye elin kızını al. Ondan sonra zulüm et ona. Ondan sonra kızın annesi babası da desin ki ya dervişlik buysa Allah belasını versin desin. Çıksın işin içinden. Sen aman dervişim diye bayan olarak söylüyorum. Evlen biz dervişiz. Ben sohbetlere giderim. Ben şeyhimi çok severim. Ben muhakkak zikirlere giderim. Kızın şartları bunlar. Ala. Adam da diyor ki ya ne kadar güzel. Ben de böyle bir şey isterdim. Kız ağır derviş. Adam evleniyor. Eyvah ki eyvah. Derviş değil devrilmiş. Ondan sonra çocuk tekkeye geliyor.
Bakıyor ediyor. Bir iki soru soruyor bana. Benimle görüşüyor. Bakıyor benim söylediklerimle. Evde kadının yaptıklarının arasında. Sıra dağlar gibi fark var. Eyvah ki eyvah. Ondan sonra dönüyor. Eve siz şeyhinizi tanımıyorsunuz. Kadın koşa koşa bana geliyor. Benim eşim böyle dedi. Sizle görüştü mü? Görüştü. Konuştu mu? Konuştu. Sen neden öyle davrandın evde? Nasihat edenler. Dervişliğe adım atanlar. Hani Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin meşhur sözü var ya. Taş atan değil attıran bizden değil. Taş atan değil attıran bizden değil. Yunus'un sözüyle ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın.
O zaman sufi ele geleni yiyip dile geleni demeyecek. Dilini muhafaza edecek. Sürüye kurt getirmeyecek. Koracak ve muhafaza edecek. Senin çocukların diyecekler ki kim derviş evde? Anne baba çocukların şunu diyecek. Evde annem muhteşem bir kadındır, çok sabırlıdır, iyi bir derviştir. Veya çocuklar diyecekler ki babam muhteşem bir babadır. Evimizin direği babamdır. Hepimizi çeker çevirir, hepimize nasihatler eder.
Bizi hiç incitmez. Ailemizi korur. Ben babamın annemi üzdüğünü hiç görmedim. Ben annemin babamı üzdüğünü görmedim. Bu derviş protipi bu. Nasihat edecek olanın protipi bu. Sen eşine, çoluğuna, çocuğuna zulmediyorsan, sen önce nefsine nasihat et.
Tebliğin ve nasihatın birinci adımı nefsimize. Önce nefsimize biz nasihat edelim. Haram işlemeyelim. Önce nefsimize tebliğ edelim. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu. Biz iman ettik. İmanımızın gerektirdiği gibi yaşayalım. Biz Hz. Muhammed Mustafa'nın peygamberliğine ve getirdiklerine de iman ettik. O zaman onun ahlakıyla ahlaklanalım. Merak etmeyin. Herkes o tebliğden nasibini alır o zaman. Kadınlar, kocalarınız sizden şikayetçi olmayacaklar.
Erkekler, birinci derecede kadınlarınız sizden şikayetçi olmayacaklar. Evin reisi, evin babası, evin koruması, muhafazası, yürümesi, evliliğin yürütülmesi erkeğe aittir. Bir evlilik bozuluyorsa, müsebbibi birinci derecede erkektir. Birinci derecede. Bir ev dağılıyorsa, birinci derecede müsebbibi erkektir. Erkek. Evin reisi o çünkü. Evin reisi o. Çalışmaktan, ailesini eğitmekten, çoluğunu çocuğunu muhafaza etmekten sorumlu. Sen evinin iaşesini sağlamaktan mükellefsin. Neyse, çalış, çabala, gayret et.
Aileni ve çocuğunu en iyi şekilde yaşamaya, yaşatmaya, en iyi şekilde çocuklarını eğitmeye, onları hayırlı insan yapmak için, onlara gerekli terbiyenin verilmesini sağlamakla mükellefsin. Birinci derecede sorumlu olan erkek. İkinci derecede kadın. Ailenin geçinmesiyle, yürümesiyle, derlenip toparlamasıyla ikinci derecede sorumlu olan kadın. Kadın, ailesini dişi kuş gibi çocuklarının etrafında, eşinin etrafında koruyup, muhafaza edip, evliliğini yürütmekle mükellef. Erkekler maddi ve manevi olarak evliliklerini yürütmekle mükellefler. Maddi tarafı ne? Fiziki, aynı zamanda da işte geçimle, giyimle, kuşamla ilgilenme. E şimdi bir de manevi tarafı var.
İçsel tarafı, sevgi, muhabbet. Sevgi, muhabbet. Erkek, eşine ve çocuklarına sevgisini, muhabbetini vermek zorunda. Kadın evde sevildiğini anlayacak. Çocuklar evde babaları tarafından sevildiğini anlayacak. Ruhi bir boşluk, manevi bir boşluk yaşamayacak kadın. Kendince eşinin kendisine bağlı olduğunu, kendisine muhabbet beslediğini, kendisini sevdiğini idrak edecek, anlayacak.
Bunun iki yolu var. Bir yolu ne? Fiziki, erkeğin kadınla cinsel ilişkiye girmesi. Bunu yapabildiğince sıkça yapması. Bir kadının dört günde bir en az cinsel ilişkiye girmesi şer'i olarak hakkıdır. Bir erkek onu yerine getiremiyorsa, eşine şunu derler. Hukuk olarak, şeriat olarak. Ben dört günde bir seninle cinsel ilişkiye giremiyorum, benden boşanabilirsin. Bu işin fiziki tarafı. Bu işin manevi tarafı ne? Ona tatlı sözler kurmak. Ona muhabbet beslemek. O kadının sevildiğini ona hissettirmek. Sert davranmamak, yanlış davranmamak, eksik davranmamak, kaba davranmamak. Bunun kadının üzerinde, kadının vazifesine, kadın da erkeğe olan bu noktada, onun da iki bu noktada vazifesi var.
Aynı şekilde. O da erkeği onunla cinsel ilişkiye girmek istediğinde ona hayır dememek. Bu noktada onun mutlu ve tatmin edilmesini sağlamak. Bu işin fiziki tarafı. İşin manevi tarafı ne? Erkeği de, erkeğin de eşi tarafından sevildiğine, muhabbet edildiğine, ona bağlı olunduğuna, ona hürmet ve hizmet edildiğini erkeğin de hissetmesi gerekir. Erkek bunu da hissetmezse, o zaman kadını kendisinin olarak görmez. Burası tehlikeli bir noktadır. Kadın bu noktada maddi ve manevi olarak erkeğine ne yapması gerekiyorsa yapacak. Bunları yapamıyorlarsa insanlar, o zaman hiç dervişlikten de vurmasınlar. Nasihattan, tebliğden de vurmasınlar. Ailesi, aile yapısı, ailedeki geçimi onun dervişliğinin göstergesidir.
E ailede böyle bir geçim yok ise, sen ben filanca yere bağlı dervişim demenin bir anlamı yok. Hadis-i şeriflerde eşlerin birbirlerinden razı olarak ölmeleri, onların cennetlik olmalarına yeter. Eşlerimizi razı edeceğiz ve tebliğ önce nefsimize, nasihat önce nefsimize, ondan sonra ailemize, çocuklarımıza, sonra etrafımıza başlayacak.
Otobüste gittiniz kimseye anlatması kolay. Kendinizi ona güzel satmanız da kolay. Evde ne yaptınız? Annenize, babanıza ne yaptınız? Facebook'ta güzel sözler kullanmak harika. Şiir gibi. Kes, kopyala, yapıştır, koy. Twitter, Facebook dervişli Müslümanları muhteşem. Alın güzel sözler yayınlıyorlar, yaşamıyorlar ya.
Ayet, hadis paylaşanlara söyleyecek bir sözüm yok. Ayet, hadis paylaşıyorlar. Tebliğ, fenasyan. Buna söyleyecek sözüm yok. Üstatlarının sözlerini paylaşıyorlar. Söyleyecek sözüm yok. Bunun haricinde senin paylaşacağın kendi kendin olacak. Ne yazıyorsan. Kendinde bir şey yok. Ne yaptın? Başkasının sözünü koydun oraya. Dedikoducu seni. Kalbi çalışmayan, aklı çalışmayan, fikri çalışmayan, Dervişliği çalışmayan bir kimse. Senin dervişliğin varsa, sen kendi sözünü koy oraya. Kendi sözün yoksa, sen dervişsen, üç tane söz koyacaksın. Ya Rabbi, senin sevginin, Allah, seni sevenin sevgisini, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, seni sevdirenin sevgisini, üstadınsa üstadın.
Üçünün haricinde bir şey koyuyorsan dedikoducunun tekisin. Senden hiçbir halt olmaz. Boşsun, tenekesin. Boş muhabbet ediyorsun. Ne nasihat edeceksin sen? Sen önce kendine nasihat et. Önce sen zikrullah ile kalbini çalıştır. Önce sen güzel ahlak ile kendini ahlaklandır. Hz. Mevlana ne diyor? Senin aynan neden haber vermez? Söyleyeyim mi? Bozlu da ondan. Kirlenmiş paslı da ondan. Tebliğ edecek olan, nasihat edecek olanın, kendine dikkat etmesi lazım.
O yüzden Facebook, Twitter Müslümanlığı harika. Kızlar da, erkekler de paylaşılan sözlere bakıyorlar. Ne harikalar ya. Birbirleriyle hemen kaynaşıyorlar. Elektrik alıyorlar birbirlerinden. Ondan sonra Facebook yıkıntısı oluyor. Hadi. Birbirlerinden fotoğraf Facebook'ta. Vay ne tebli, ne tebli. Ne tebli. Üç gün sonra ayrılıyorlar. Ondan sonra bir daha nişanlanacağım diye uğraşıyor. Nişanlanacak olan kimse, Facebook'tan onun fotoğraflarını koyuveriyor ortaya. Bu kimdi diyor. Ben koymayın, yapmayın, yanlış yapıyorsunuz. Diyorum.
Suçlu oluyorum. Dergahı bırakıp gidiyor. Ondan sonra önüne koyuyor o. Bir başkası. Kalıyor. Ondan sonra da telefon açıyor. Siz yapmazsınız ama ben nişanlandım. Eee, nişanlıma Facebook'taki eski fotoğraflarımı göndermiş birisi. Estağfurullah. Yavrum dedim, sana koyma demedim mi? Dergahı bıraktın gittin. Senin nişanlandığından haberim yok. E dedim, o çıkarmıştır. Senin adını, soyadını yazmıştır. Dedim, bilgisayar kurduysa çıkarmıştır dedim. Sonradan sordum, birkaç kişiye çıkarılabiliyormuş zaten. Kaybolmuyormuş o resimler.
Sonra kendisi de öğrenmiş. On gün sonra, benim göndermediğim bir daha telefon açtı bana. Özür dilerim, hakkınızı helal edin. Ha ben helal etme ağacıyım dedim, elma ağacı gibi. Dilediğin zaman gel, kopar dedim. Ye elmadan sen. Bu durdu şimdi. Dedim, elma değil ama rivayet var ya dedim. Elmadan bir diş attı diye dedim ben. Cennetten kovuldu. Atıldı cennetten dedim. Elmaya bir diş attı diye. Ben anlamadım hiçbir şey. Anlasaydı derviş olacaksın zaten dedim. Anlamadığından dolayı gitti. Yapmayın. Tebliğ edecek olan insanlarda özellikler olması lazım. Önce ne yapacağız?
Kendi nefsimize inşallah. Dini tebliğ ederken zikir hangi sırada yer alır? Bu noktada karşıdaki kimsenin analiziyle alakalı var. Karşıdaki kimseye sırası vakti geldiğini anlıyorsanız, eyvallah. Ama yok. Gösteriş yapıp, şimdi birisi tebliğ ediyor. Başka bir cemaattan, esnafın birisine. Adamın zikrullah'tan haberi yok. Adamın dükkanında dar bir zikrullah yapıyor tek başına. Adamın rengi gitmiş. Ben içeri girdim. Rengi gitmiş adamın. Huu dedim ben. Bu önce başka bir taraftan hu esması geldi zannetti. Huu hu hu dedi. İyice nefis yapmış. Vurdum omuzuna. Ben söyledim dedim. Bu kaldı.
Dedim bir esnaf dükkanında yapılacak bir şey mi bu dedim. Böyle baktı şimdi. Bir esnaf dükkanında yapılacak bir şey değil bu dedim. Bu adama anlatırsın. Nasihat edersin. Söylersin. Ondan sonra dedim dergaha davet edersin. Hatta önce dedim böyle büyük zikrullah'a da katmazsın. Mahalledeki derse götürürsün. Mahalledeki dersteki derse amirine dersin. Abi bu arkadaşı yeni getirdim ben. Hakkını helal edin. Yeni bu da zikrullah'ı bilmiyor. Bu kadar. O zakir de feraset ehlidir. Ha yeni bakan iki üç tane arkadaş var.
O gün illaki darbe yaptıracağım. Üç tane ilahi okutacağım diye uğraşmaz. La ilahe illallah. La ilahe illallah. Adabına, usulüne uygun yumuşak bir zikrullah yaptırır. Bir iki ilahi okutur. Ders bitti der. Bir dua. Velat talil namin. Yok. Mahalledeki veyahut da işte yeni gelişen yerlerdeki çavuşlar ondan sonra şöyle bir zikrullah yapayım da gümbür gümbür bir ortalık inlesin. Bir terleteyim herkesin. Hepsine uyma. Apartman dairesinde, milletin evinde ortalığı ayağa kaldırma. Usulüne uygun yavaş yavaş, yumuşak yumuşak zikrullah yaptır. Herkese tatlı gelsin, yumuşak gelsin. Ondan sonra bir iki bir iki böyle yavaş yavaş darbi yaptır arada. Çok kısa. Hemen beş tane ilahici sıralama oraya.
Birisi böyle hafif bir ilahi söylesin. Veya iki kişi hafif bir ilahi söylesin. Adamı ürkütme. Zikrullah yaptıracak darbi. Mustafa abi nasıl yaptırıyorsa ben de öyle yaptırmam lazım. Hoş geldin 23 Nisan. Yavaş yavaş. Tatlı tatlı. Yok. Hatta Mustafa abinin yaptırmadığını da yaptıracak. Şeyhinin de yaptırmadığını yaptıracak. Yavaş yavaş ya sakin ol. Gittim bir yere zikrullah'a oturdum ben şimdi bir yere gittim. Allah'ım altı yedi kişiler darbi zikrullah yapacağız diye uğraşıyorlar. Allah'ım o zakir yırtıyor kendini böyle. Milleti de perişan ediyor böyle. Allah'ım dedim yarabbi ya Resulullah. Şu hale bak dedim adamlar eziyet çekiyor.
Bir de onlara bakıyor. Hani ben de oradayım ya. Hani yapın zikrullah öyle zikrullah yapın ki patlasın gırtlarınız her şeyin. Zikrullah bitti tabii. Böyle vatan kurtarmış kahraman gibi baktı. Abi nasıl dedi çok berbat dedim ben. Nasıl yani zikrullah değil zikrullah zikrullahtır dedim. Yaptığın hal çok berbat. Nefsine uydun dedim. Bu insanların nefesleri yetmiyor. Talimli değil yeni dervişler. Dedim bitirdin adamları. Bitti dedim yani. İki hafta sonra kimse yok. Birisi demiş ya kafeyi kıracak mı demiş. Kendisi kıracak demiş. Ben onu sevdiğim için gitmiyorum demiş. Kafeyi kırmasına sebep olmayayım. Kendini böyle paralıyor çünkü.
Değil kardeş yavaş yavaş. Tatlı tatlı. Yavaş yavaş. Bir çocuk anne karnında dokuz ay doluyor. Yavaş yavaş. Bir çocuk on beş on altı yaşında. Akıl bali oluyor. Yavaş yavaş. O Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine mahsus. Hurmayı çıkardı. Ağzından dikti. Anında hurma verdi. O anay. Bizler peygamber değiliz. Aciz birer kullarız. Yavaş yavaş anlatacağız. Yavaş yavaş söyleyeceğiz. Şuvayı şuvayı diyorlar ya Araplar. Yavaş yavaş. Yumuşak yumuşak. O yüzden hemen adamı cehrisi kullahın göbeğine oturttur. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Ha buraya gelince burada oturacak çaresi yok. E geldi buraya valla bir fırtına tuttu onu.
Ya burada kalır. Ya tövbe eder bir daha asla gelmez ikisinden biri. Buranın ortası yok. Burada orta yok. Ama diğer iller, ilçeler, mahalleler öyle davranmayacaklar. Zikri tebliğ etmek ile ilgili nasihat edebilir misiniz? Yumuşak yumuşak. Tatlı tatlı. La la hillallah'tan başlayın. İlla ki Cehri yaptıracağız diye uğraşmayın. Kısaca. Gece namazı kılıp imsak olunca ezanı beklemeden Sabah namazını da kılıyorum bunda bir sıkıntı var mı? Yok. Niçin eski halimiz yok? Niçin eski aşkımız yok? Zikir çekmek azalmış. Gözyaşı azalmış. Aşk azalmış. Eskiden en az bir sefa fazla zikir çek... Bir defa mı?
Bir sefa mı? Fazla zikir çekiyorduk. Su gibi terler. Şimdi bir şey yok. Selamla sevgi olsun. Allah'ım aşkı çoğalsın. E yok olan yok görür. Kalmamış sende tövbe et inşallah. Allah muhafaza eylesin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.