Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 2 Ekim 2015 · 1:03:33
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Müslümanlar neden birlik değil, parçalanmış durumda, zulüm altında. Müslümanlar ne yazık ki bu acı bir şey. Birlik ve beraberliğini koruyabilmiş vaziyette, devam ettirebilmiş vaziyette değil.
Bunun birinci derecede sorumluları yine Müslümanlar. Müslümanların içerisinde birinci derecede sorumlu âlim takımı, ikinci derecede sorumlu ehli tasavvufun şeyhleri, üçüncü derecede sorumlu Müslümanların kendileri, halk. Ulema kesimi, iştihat farklılıklarını bir ayrılık olarak nitelendiriyorlar.
Ulema bu noktada, ümmetin birlik ve beraberliği noktasında durmuyor. Ehli tasavvuf olarak nitelendirilen, ehli tarikat da bundan nasibini alıyor, onlar da bu noktada sorumlular. Üçüncü derecede sorumlu olanlar, Müslümanların kendileri. Diyeceksiniz ki, uluslararası siyasetin, uluslararası etkileri, yerel siyasetin etkileri yok mu? Eyvallah, vah! Ama eğer bu noktada, İslam dünyasında âlimler, şeyhler ve Müslümanlar birlik ve beraberliğini tesis etmiş olsa, içlerinden çıkacak olan, ama siyasetçiler, ama bürokratlar, ama işte ümmetin içerisinde, ümmetin başına geçecek olan yöneticiler, bu noktada da doğru şeyler yapar.
Hani ayet-i kerimede diyor ya, siz kendinizi değiştirmedikçe, Allah sizin başınızdakileri değiştirmez. Siz kendinizi değiştirmelisiniz. Ümmet kendi içerisinde, kendi parçalanmışlığını, kendisi tedavi etmeli. Kendisi birlik ve beraberliğini kurmalı. Ama bu ne yazık ki, ümmetin birinci derecede cehaletinden kaynaklanıyor. Tabi, onları bu noktada bırakan, muhakkak ki, siyasi, askeri, oldular, baskılar, ama bunun açında en önemlisi, ümmetin kendi içerisinde duran, alimi, uleması, böyle söz yetkisi olanlar ve aynı zamanda da ümmetin en önemli dairesi ve noktası konumundaki ehli tasavvuf. Ehli tasavvuf bu noktada, ümmetin kalbi niteliğindedir.
Ümmetin kalbinde feraset yoksa, ümmetin kalbinde bu noktada ileriye doğru bakış yoksa, rahmet yoksa, bereket yoksa, lütuf yoksa, ikram yoksa, ümmete dair birlik ve beraberlik yoksa, bu noktada zahirin, bunu kabuğu hükmündeki olan ulema da buna önayak oluyorsa, ümmet ne yazık ki ifsad olmuş oluyor. Eğer bir kimsenin nasıl bir saatin zembereği varsa, zemberek bozulursa, saatin ayarı kaçarsa, ümmetin kalbi hükmünde olan ehli tasavvufun ayarı kaçarsa, ümmetin bütün ayarı kaçar. Bu noktada bu ayar kaçıklığını düzeltecek olan, bir etki edecek olan şey, ehli zahir olan ulema takımıdır.
Ulema takımının zembereği bozuksa, ehli tasavvufun da kendi içerisinde zembereği bozuksa, o zaman ümmetin zembereğinin bozulmasından farklı bir şey çıkmaz. Onun bozulması gayet makul olur, onun bozulması gayet malum olur. Ümmetin bozukluğunun bir sebebi bu. O yüzden de ümmetin başındaki siyasetçiler de bozuk, ümmetin başındaki bürokratlar da bozuk, ümmeti idare edenler de bu noktada bozuk. E öyle olunca, bozuk bir yapılanmanın üzerine bozuk bir bina kurarsınız. Temel bozuksa, üzerindeki bina da bozuk olacaktır. Sizin onun üzerine kaç kat kattığınız önemli değildir. Temeli bozuk olunca, küçücük bir sarsıntıda hepsi de yıkılıp gidecektir. Dergahlar da aynıdır. Cemaatler, tarikatlar, cemiyetler, bölgeler, bir küçücük bir topluluk dahi aynıdır.
Siz beş kişiyi oluştururken, beş kişinin temel felsefesi, Kur'an ve sünnetin anlaşılması ve yaşanması değilse, o toplulukta, o beş kişinin içerisinde beş tane çatlak ses çıkacaktır. Ama o topluluk, Kur'an ve sünnet, o beş kişi Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışır. Buradaki amaç, gaye, maksat, Kur'an ve sünnetin anlaşılması ve yaşanması diyorsa, oradan ayrılacak olanlar, oradan ayrılacak olanlar. Sadece ve sadece, o Kur'an ve sünnet dairesine tahammül edemeyen, kendi heva ve hevesine uyan kimseler olur. Çünkü birisi ona, sen yanlış yapıyorsun deyince, onun nefsine ağır gelir, o çeker gider. Ya da bir ayrılık şarkısı söyler. Bakın, ne yaparmış? Bir ayrılık şarkısı söylermiş. Risale-i Nur, Türkiye'de tek miydi?
Evet. Bediüzzaman Said Nurs Hazretleri'nden sonra da bir miktar daha, bir müddet daha gitti mi? Gitti. Ama içinden bir kısmı dedi ki, biz siyasete angaja olacağız. Siyasete angaja oldular. Bir kısmı dedi ki, biz yazıcıyız. Bir kısmı dedi ki, biz okuyucuyuz. Bir kısmı dedi ki, biz yeni Asya grubundamız. İçinden bir de Zehra grubu çıktı. Çıkıyor içinden. Kol budak sarıyor. Bir taraftan baktığımızda, bize zenginlikmiş gibi geliyor bu. Makul karşılıyoruz bunu. Ama birbirleriyle savaşmaya başlayınca, o zaman işin içerisine, şeytanın girdiğini görüyoruz. Hatta birbirlerini, nursuzlukla itham etmeye başladıklarında, bu işin içerisinde, şeytanın oturduğunu görüyorsunuz.
Bu nereye giderseniz gidin aynıdır. Ama onun içerisindeki insanlar, Kur'an ve Sünnet dairesindeki, hedeflerine koşmayı bırakıp da, kendi şahsi egolarına ve menfaatlerine koşuyorsa, işin içerisinde sıkıntı daha da farklı oluyor. Böyle böyle parçalanıyoruz biz. İşin içerisine nefis giriyor. İşin içerisine, insanların kendilerini tatmin etmeleri giriyor. İşin içerisinde, salt, Kur'an ve Sünnet'in anlaşılması ve yaşanması, doğruyu bulmak, doğruyu yaşamak, kalmayınca, bölüp parçalanmalar devam ediyor. Ümmet bu noktada, ne yazık ki, ne tarafından bakarsanız, bakın, neresinden bakarsanız, bakın, işin içerisinde sıkıntı var.
Hem siyasi olarak, hem iktisadi olarak, hem felsefi olarak, hem yaşantı olarak, hem akidevi olarak, ne yazık ki bölünüp parçalanmış vaziyette. Ve bu bölünüp parçalanma açlığı, kaldırabilecek, bunu ortaya koyabilecek şu anda, ne yazık ki, bu acı bir şey. Ama siyasi olarak, ama askeri olarak, ama ekonomik olarak, ama akidevi olarak, bir birlikteliği kuracak, bir kurum yok şu anda. Bu işin en acı tarafı. Çünkü bu, parçalanmışlığı, kaldırabilmek için, siyasi güç lazım. Siyasi gücün, bu işleri yapabilmesi için, askeri güç lazım. Askeri gücün oluşabilmesi için, ekonomik gücün olması lazım. E siyasi gücün olabilmesi için, akidevi bir güç olması lazım.
Bir siyasi güç, orada tek başına duramaz ki, arkasında, Müslümanların desteği lazım. Ama, bunu oluşturmak, kolay bir şey değil. Türkiye'yi de görüyorsunuz işte. Bir Türkiye'de bir, siyasi güç olarak, çıkan bir hareket var. E o hareketin içerisinde de, kendine ait sıkıntıları, problemleri var. O hareketi de, kendi nefsine, kendi, normalde, mağlu nimete, döndürmeye çalışanlar, kendilerince, makam, mülki, noktasına döndürenler var. arkasına, onu destekleyecek olan, halkın içerisinde de, parçalanmalar var. Bunun içerisinde, işin dini boyutu da giriyor.
Bir taraf diyor ki, bunların hepsi de firavun. Daha ağza, gelmeyecek, sözler var. Siyasi parçalanma, başlıyor. Siyasi parçalanmanın, alt zemininde, insanların arasında, dini noktada, akidevi parçalanmalar var. Birisinin İslam gördüğünü, diğeri gayri İslam görüyor. E normalde, İslami olarak da, insanlar kendilerince, birbirlerini gayri İslami olarak, çok rahat suçlayabiliyor. E Türkiye'de, Vahabi, Selefi çizgisinde, duranlar var. Kendilerinin haricindeki, bütün herkesi, küfürle nitelendiriyor.
Gayri İslami görüyor seni. Bunu İslam hukukunun, içerisinde nitelendirirseniz, adam diyor ki, senin karın bana helal, senin malın da bana helal, senin kanın da bana helal diyor. Bakın, birisini gayri İslami görüyorsanız, gayri İslami gören kimse, kim görüyorsa, dedi ki, sen kafirsin, sen kafirsin dediği anda, senin eşin, ona helal. Öldürecek, senin eşini alacak, cariye edecek. senin malın ona helal, senin kanın zaten helal, sen kafirsin deyince. Sen kardeş, ben eşedü en la ilahe illallah, eşedü en muhammeden, Resulullah diyen insanım, sen nasıl bana kafirsin diyorsun, sen kafirsin diyor. Birinin hemen boğazından tuttum, çok affedersiniz, ulan şerefsiz dedim, benim karımda mı gözüm var, ben öyle demek istemedim dedi, bembeyaz oldu.
Ulan benim karıma göz dikerim dedim, gözünü oyarım, oyulum oyulum. Ulan insanın namusunu koruması farz, namusu korumak için, seni öldürürsem, katledersem dedim, şimdi, ben dedim suçsuzum, din önünde. Sen bana dedim, la ilahe illallah, Muhammeden Resulullah diyen bir kimse, kafirsin diyorsan da, o ayeti kerimenin içerisine giriyorsun dedim. Sen üç tane koyun için, bir başkasına kafir diyen, sahabenin düştüğü, hataya düşüyorsun şimdi. Hakkında ayet indi, bununla alakalıdır. Bununla alakalı, ayet kerime indi. Adama eşşedü en la ilahe illallah, eşşedü Muhammeden Resulullah dediği halde, sen küfür ehlisin deyip, o adamı öldürüp, koyunlarına el koydular.
Hakkında ayet indi, anında. Çünkü küfrüne fetva verirsen, onun malına el koyuyorsun. Malı da sana helal oluyor. Bunu görmüyor kimse yani. Adama desen ki, ya kardeşim burada yanlışa düştün, küfre düştün. Burada sen, hani tecdil iman getir. Sen Kur'an ve sünnetin dışında, bir şey yaptın. Yani, helalı haram ettin, haramı helal ettin. Adam yanlış diye düşebilir. Din nasihattır, ona nasihat edersiniz. Namaz kılan adama kafirsin denilir mi? La ilahe illallah diyen, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen insana, kafir denilir mi? Diyorsa, İmam-ı Azam'a göre o küfre düştü.
Hadis-i Şerif'e göre de o küfre düştü. Ama çok basit şimdi, herkes tekfir ediyor birbirini. Ayrılık. Ve tekfir eden kimse, tekfirin sonucunun ne olduğunu bilmiyor. Birbirleriyle dövüşüyorlar. Birbirlerini kafir diye vuruşuyorlar. Ümmet-i Muhammed bu kadar acziyet içinde. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunların hepsi de, birbirlerini tetikleyen şeyler. Bir yerde, Kur'an ve sünnetin genel itibariyle, sen o sünneti, kendince kendine ölçü almayabilirsin. Bu senin hakkın. Ama bir kimsenin, hal, hareket, tavır ve davranışı sünnete uygunsa, senin ona itiraz etme hakkın yok.
Mezhepmiş, meşrepmiş, lazımdır. Ama, senin mezhebine uymuyordur. Eyvallah. Tekfir edemezsin. Bu, ayın başında, ortasında, sonunda oruç tutmanın, 14'ünde, 15'inde, 16'sında oruç tutmanın, pazartesi, perşembe oruç tutmanın, bir gün boş, bir gün dolu oruç tutmanın, hepsinin de sünnet olduğunu gibi. Bir oruç tutmada, dört tane sünnet çıktı. Bir de farzı koyarsak, beş. Bir ibadette, beş doğru var mı? Var. Beşi de doğru mu? Beşi de doğru. 30 ramazan oruç, farz. Pazartesi, perşembe sünnet. Bir boş, bir dolu sünnet. 14, 15, 16 sünnet. Biri, başında, ortasında, sonunda, sünnet.
Bir oruçta, bir oruç tutmada, beş tane doğru çıktı. Adam bunun birisini, farzı zaten herkes almak zorunda, ve bu dört oruçtan birisini, kendisine sünnet olarak aldıysa, adama itiraz etme hakkın yok senin. Veyahut da adam, bu dört orucun, dördünü de yapmıyorsa, senin ona nafile olarak, sünnet olarak, oruç tut demeye de hakkın yok. Zorlamaya da hakkın yok. Ey kadınlar, bana üç şey söz verin, ben de size cenneti söz vereyim. Otuz, Ramazan farz orucunuzu tutacağınıza, beş vakit farz namazı kılacağınıza, bakın orada bir incelik var, farz namazı kılacağınıza, eşlerinize itaat edeceğinizi söz verin, ben de size cenneti söz vereyim. Siz bu noktada, daha üstünü zorlayamazsınız insanlara.
Ama insanlar, bu noktada kendilerince, kendince, kendi doğrusunu, Kur'an ve sünnet tarihisinin içerisindeki doğrusunu, bir başkasına dikte etme noktasında, eğer onu karşıdaki kimse kabul etmiyorsa, onu kendinden görmeme, bir çıt ilerisi, onu tarikat kardeşinden görmeme, bir çıt ilerisi, onu ümmetten görmeme noktasında, ya herkes ehli tarikat olmak zorunda mı değil, adamı zorlama, herkes senin şeyhini sevmek zorunda mı değil, bırak, herkes senin şeyhinin şehrini kabul etmek zorunda mı değil, bu olmazsa olmaz, dinin içerisinde,
bu olmazsa olmaz bir şey değil ki, neden ehli tarikatı ve ehli tasavvufu kabul etmeyen bir kimseyi, sen ehli delalette görüyorsun, bu hakkı nereden buldun, bu ayrılık, bu parçalanma açlığı, teşvik ediyor cahil insanlar, şeyhler cahil, ben bir sürü şeyh tanıdım, hepsi de kendince, gerçekten Allah affetsin, yani böyle bir kör bir noktada, kör bir dairede duran insanlar tanıdım, onca alimle görüştüm, adam sadece kendi cemaatinin alimini alim görüyor, o bizim medresede yetişme değil, onun söylediklerini ben kabul edemem,
e İmam-ı Azam da senin medresende yetişmedi, böyle söyleyince çok basit, e bizim zaten medresemizden, bizim cemaatimizde İmam-ı Azam'ı on sefer cebinden çıkaracak hocalarımız var bizim dedi, ooo dedim ya tamam, dedim kardeş seninle konuşacak fazla bir şeyim kalmadı, hakkına helal edin, neden dedi sözüm ağır mı geldi sana, yok dedim bana ağır gelmiyor, siz dedim farklı kulvara koşuyorsunuz, niyan dedi İmam-ı Azam geçilmez mi, geçilir kardeş dedim, sizde geçenler varmış demek ki dedim, söyleyecek söz yok, ama dedim yani siz o zaman dedim hanefi değiliz,
ya ne diyorsunuz dedim, kaldı şimdi bu, ne hocan diyelim ki işte Hüseyin, siz Hüseyin'i misiniz, bakıyor şimdi, kardeş bana mezhebini söyler misin, söylemek zorunda değilsin dedim, buna da yanlış anlama, ama söyler misin, ses yok, siz dedim hanifeye göre mi, şafiye göre mi, hocalarınız hangi noktada yetişiyor, ses yok, omuzlarına vurdum, Allah'a selametlik versin size dedim, söyleyecek laf yok, bunlar Allah muhafaza eylesin, kolay şeyler değil,
aynı şey, dergahlarda yaşanıyor, dergahın içerisinde, zakirler veya abiler, kendilerince kendilerini aktap görüyorlar, kendilerince kendine ait, bir usulü yöntem çıkarmaya çalışıyorlar, kendilerince böyle bir alan oluşturmaya çalışıyorlar, bu da sonuçta küçücük grupların içerisinde dahi var, heva hevesten kaynaklanıyor, Müslümanlar bu heva heveslerini, Müslümanlar bu benliklerini, kendilerince enelerini ezmedikçe, oluşturmak biraz zor, topyekun, ve işin en acı tarafı, yani,
hacca her gittiğimde görüyorum, her gittiğimde üzülüyorum, gerçekten Müslümanların topyekun bir eğitime ihtiyaçları var, topyekun, hem de topyekun bir nefis terbiyesine ihtiyaçları var, hepimiz dahiliz buna, ben de dahilim, hepimiz dahiliz diyorum, hepimiz dahiliz buna, ve, haç mevsiminde, kendi içimizde de, kendi yaşadığımız hayatın içerisinde de, bunun örnekleri çok, yani, sufi bir hareketin içerisinde, en nefsine uymayacak olanlar, o hareketin içerisindeki insanlar olması gerekirken, en fazla nefis burada var, en fazla nefsin burada olması da gayet normal,
ama en fazla nefisle mücadele edilmesi gereken yer de burası, neden en fazla nefis burada var, şeytan en fazla buraya vurur, o yüzden, şimdi herkes der, ya bir dergah da bunlar olur mu der, ben de gülerim, asıl dergah da olur derim, ya neden, ya en fazla nefis şeytan burada vurur, meyhanedek adama ne vursun ki, nefsiyle mücadele etmeyen yerde ne vursun ki adama, asıl burada vuracak, hatta haşt ederim, taşlayacağız ya derim, şimdiden baştan, taşlanacak ya, ya biliyor, kim taş atacak, sen, e seni boş bırakır mı, senden uğraşacak,
e sen göz göre göre gitmişsin, taş atmaya, elinde taş, hele bizim Cevdet böyle maşallah, kocaman kocaman toplamış, dedim bunlar kocaman, benim ellerime göre normal dedi, e vücut yapısına ve eline göre bakınca, evet taş ona küçücük kaldı, e ben de kırarakta taş yapayım dedim, toplamadım, taş kırayım dedim, e kırınca, benimki de kocaman geldi, benimki de dedim, zaten kuvvetli, alnı çatına vurdum da indireyim dedim, e en fazla da nefis, dervişlere vuruyor, öyle kolay değil, nefisle mücadele ediliyorsa, en fazla orada vuracak,
Allah muhafaza eylesin, bunlar da işin ayrı tadı tabii, haçta yaşananlar kader mi, eğer biz insanların, idarecilerin, idare edenleri, ama bilerek, ama bilmerek, hatalarını, kusurlarını, yanlışlıklarını, eksikliklerini, aymazlıklarını, cahilliklerini, yönetici vasfından uzak olup, yönetememezliklerini, kader olarak görürsek, hala da, İslam dünyasında, biz çok sıkıntılara, çok problemlere biz, maruz kalırız, bunu tabii kader diyen, Mekke müftüsü oldu,
yani acaba, Mekke müftüsünün, yolunda bir bomba patlatılsa, bu kader mi diyecekti, bir yönetici, bir idareci, vazifesini yerine getiremeyip, insanlar, bu noktada, arkasındaki, veyahut da yönettiği insanlar, helak olunca, bu kader mi diyecekti, yok, buna katılanlardan değilim, siz insanları, akıp giden bir nehir gibi, akıp giden bir, yolu, kapatır, karşı istikametten gelen, bir yola, insanları açarsanız, bu kader olmaz, yani, perde gerisinden, diyebilirsiniz ki,
bu işte, yani, kader olarak yazılmıştı, yani, Cenab-ı Hak, insanlara zulüm mü yazdı, yok, bu oradaki yöneticilerin, kendilerince yönetemeyişlerinden kaynaklanıyor, ve gerçekten de, dünyanın en büyük, ibadet organizasyonu olan, haç organizasyonu, yönetilemiyor, orada bu organizasyonla, görevli olan insanlar, ehil insanlar değiller, değiller, bu organizasyonu, hakkıyla yerine getiremiyorlar, bu organizasyonun, onların elinden alınması lazım, ümmetin içerisinden, bir kurum oluştururlar, bir kurum oluştururlar, sonuçta,
bu kuruma, bu kurula, bu organizasyonun, devredilmesi lazım, ama, mevcut, Suud yönetimi, bunu devreder, devretmez, bu ayrı mesele ki, devretmez, ama, İslam dünyası, daha bu acıları çeker, orada bu sıkıntıları çeker, hacılar, Beytullah'ı görmeden, geri dönüyorlar, adam geliyor, bir sefer, işte ilk gittiğinde, bir tavaf ettiriyorlar, bir say yaptırıyorlar, götürüyorlar otele, bitti adamın işi, adam bir daha, Arafat'a çıkarken, Arafat'a çıkıyor, Müjdelife'ye gidiyor, gece yarısı da, ona taşlatıyorlar, şeytanı, adamın hac,
hac mı, hac, ama Beytullah'ı, 30 gün süresince, 20 gün süresince, 3 sefer, 4 sefer gören, 2-3 sefer, tavaf edip de, geri dönen hacılar var, Beytullah'ın etrafı, beton duvarlarla, kapılarla, örülü, insanlar, hacca gitmişler, hacca giden insanlar, sokaklarda, namaz kılıyorlar, caddelerde, namaz kılıyorlar, bizler de kendi kendimize, hacılar diyorlar ki, ne kalabalıktı, caddelerde namaz kıldık herkes, sen caddede namaz kılmaya mı gittin oraya, köprü altında namaz kılmaya mı gittin, sen Beytullah'ı göre göre namaz kılacaksın orada,
ama Beytullah'ın etrafı, en dışı, lüks, kefere, otellerle çevrili, Hilton'un, interkontinentali, yok bilmem kimi, bir tarafında da saray, bir tarafında oteller, gariban halkının dükkanları olan kısmı da kamulaştırmışlar, o tarafa doğru gidiyorlar. Orada gariban Mekke halkının şeyleri vardı, ne o dükkanları vardı, evleri vardı, onları kamulaştırmak, o tarafa doğru yürütmek basit. böyle acayip karibisi gibi, bir tarafı büyüyüp, bir tarafı öylece duran bir vücut düşünün, onun gibi. Beytullah'ın etrafı kapalı. Beytullah'ı böyle doya doya seyrede seyrede namaz kılmak, doya doya seyrede seyrede ibadet etmek, tavaf etmek, herkesin harcı değil.
Ama amaç, milleti tavaf etmesi değil orada. Milletin Beytullah'ı göre göre, namaz kılması değil. Amaç, Beytullah'ın yanı başında, devasa oteller kurup, çok büyük paralara satıp, Müslümanlar da o otellerde kalıyorlar ya, nerede kaldın? İnter kontinente kaldık. Ay o kadardı ki, bir adım da Beytullah'ın içindeydik. Nerede kaldınız? Ay işte biz Hilton'daydık. Hilton'un hemen mescidinden biz namaza duruyorduk. Hilton'un mescidinden namaza duruyor. Kim? Filanca Efendi Hazretleri. Kim? Filanca Alim Zat Hazretleri. Ya mekan farkı var. Yani bu mekan farkı, Hanefi'ye göre caiz değil.
Yani Hilton, Beytullah'ın içi hükmünde mi? Değil. Bahçesi hükmünde mi? Değil. Eğer Beytullah'ın bahçesi ise, herkes, bütün Müslümanlar faydalanması lazım oradan. Halka açık olacak. Beytullah'ın içi hükmündeyse. E Beytullah'ın içi hükmünde değil. E nereden oradan o şekilde namaza durarak namazın kabul olacak? Hanefi'ye göre o namaz caiz değil. Neden? Mekan bütünlüğü yok. Ama filanca Şeyh Efendi, Haccını, ömresini Hilton'da yapıyor. Dervişlere soruyorum. Bu 2000-2001'de oluyor. Ondan sonra işte Şeyh Efendi'yle geldik. Bir işte, Mustafa Efendi'ye götüreyim, bir elini öp. Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Nerede kalıyor dedim ben? Hilton'da kalıyor dedi. E dedim namaza inmiyor mu?
Ben namazda burada dedim görüşelim. Oradan namaza duruyor dedi. Ben böyle baktım. Benim bakışımdan anladı. Ya sen şimdi diyeceksin dedi. Dedim ya hocam sen alim adamsın. Sakın sen de mi oradan duruyorsun dedim. Sustu. Hocam sen alim adamsın. Orada dedim namaza durmanın, farza, imama tabi olmanın mümkün olmadığını fetva olarak bilmiyor musun? Sustu. Bakın şeyhler dahi Kur'an ve sünnete uyacak. Bir şeyh Kur'an ve sünnete uymazsa arkasındaki mürid ifsad olur. Bir zakir Kur'an ve sünnete uygun davranacak. Uygun davranmazsa arkasındaki arkadaşlar ifsad olur. İfsad olur.
Baktı. Hocam, Bursa'dan kendisi. Hocam dedim, sarıksız ve cübbesiz gezmeyen insansın. Böyle baktı, elimi omuzuna koydum. Samimiyetimize binayen konuşuyorum dedim. Bizim kıyafetimizi eleştiriyorsun. Etrafındaki arkadaşlara dedim, hatta bizim arkadaşlarımıza, benim hakkımda dedim, kıyafetimin İslami olmadığını söyledin dedim. Arkadaşız, dostuz öyle değil mi? Evet hocam dedi bana. Bana hocam deme. Benim adım Mustafa Özbağ. Hoca sensin. Medresenin başında duran sensin. Medreseden sorumlu olan da sensin. Şimdi dedim, okutacaksın çocuklarına.
Namazın farzlarıyla alakalı. Dışındaki farzlar, cemaat birliği. Cemaatle kılıncak olan namazlarda. Arasından dedim, bir tane kayık geçince dedim, var ya Osmanlı'nın verdiği fetva. Bir kayık geçince dedim, namaz caiz olmuyor dediniz mi? Dedik. E Beytullah'ın içerisinde bunlar oluyor. Mekan bütünlüğü var dedim. Orada mekan bütünlüğü var. Ya Hilton'u, savunacak mısın hocam? Bana dedim, savunamayacağım Mustafa Bey. Şeyhin orada duruyor dedim. Sen de onun arkasında namaza durdun. Siz bir de dedim, bizim zahirimizi eleştiriyorsunuz. şeriatınız eksik diyorsunuz. Bizim dedim, donumuza baktın sen. Hocam donuma baktın mı dedim ben, sustu.
Baktın dedim. Ben ne diyeyim sana şimdi dedim. Bunu sen şeyhine de söyleyemezsin. Söyleyemem dedi. Söylersen yanındakiler, seni parçalar zaten. Parçalar dedi. Seni aforoz ederler dedim ben, ederler dedi. Seni medresenin başından alırlar, alırlar dedi. Aç kalırsın değil mi dedim. Saldı. Siz dedim, zekat paralarını yediğinizden dolayı dedim, isabet bulmuyorsunuz.
Millet dedim, çocuklar oradaki talebeler yesin diye size zekat getiriyor, siz de yiyorsunuz onlardan dedim. Orada dedim, hafız yetişecek, alim yetiştirecektin. Diye dedim ben. Çocuklara zeytin getiriyor, siz yiyorsunuz ondan dedim. Yiyorsunuz mu dedim, ben yiyoruz dedi. Çocuklar yesin diye, pirinçler geliyor dedim, siz yiyorsunuz mu yiyoruz dedi. Üç öğün yemeği oradan yiyorsun, değil mi hocam dedi. ben evet dedi. E bir de dedim, orada medresede öğretmenlik yaptın diye dedim, oradan da maaş da alıyorsun, alıyorum dedi. O maaşlar da zekat parası hocam dedi. İfsat oluyorsunuz, bozuluyorsunuz dedi. Milletten zeytin topluyorlar mı şimdi zekat için?
Topluyorlar. Ne? Kur'an kursuna, işte filanca medrese. Bu değil mi? İçimizdeki şey. Bu. Ondan bütün cemaat. Herkes yiyor mu? Hocası da alimi de maaş alanı da almayanı da yiyor mu? Yiyor. Zekat parası yiyorlar. Ha bir kimsenin ihtiyacı vardır, zekata tabidir. Yani almaya. Ona zekat verirsiniz. O da zekatı anasının ak sütü gibi helaldir. Yer. Ona gidersin, adam alimdir gerçekten de. Hiçbir şey de yoktur. Adama gidersin, hocam bu benim zekatım, helalı, hoş olsun, bitti.
Al kardeşim, bu zekat. Bitti. Hiçbir sıkıntı yok. Ama öbür türlü, ben buradaki Kur'an kursu talebelerine zekat verdim. Kur'an kursu talebelerinin o. O talebelerin haricinde hiç kimse yemeyecek onu. Hocası da, müstahdemi de, oranın müdürü de, amiri de, memuru da yemeyecek ondan. Yiyor musunuz dedim. Yiyoruz o, yiyoruz Mustafa Efendi'yi. İfsat oluyorsunuz, bozuluyorsunuz dedim. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden bu parçalanmışlığın derinlemesine sebepleri çok. Ve bu parçalanmışlıktan dolayı da Haç'ta veya diğer yerlerde Müslümanların kanı heder oluyor. Canı heder oluyor. Yani muhakkak Haç'ta gönülü arzu ederdi ki hiç kimse ölmesin.
Ama düşünebiliyor musunuz? Her gün Müslümanların değişik yerlerde kanları dökülüyor mu? Dökülüyor. Irak'ta, Suriye'de dökülüyor mu? Dökülüyor. Dünyanın her yerinde dökülüyor mu? Dökülüyor. Dur diyen var mı? Yok. Bayanın pantolon giymesi haram mı? Yok. Kur'an ve sünnette hadislerde, ayetlerde bayanlar pantolon giyemez diye. Kadınların erkeğe benzeyenlere lanet olsun. Erkeklerin de kadınlara benzeyenleri lanet olsun. Benzemek o şekle bürünmeye çalışmak. Onu istemek. bir kadının kendi kendisini erkek görmesi, erkekleşmeye çalışması, erkek gibi olması.
Bu sapık ilişkilere doğru yol açan şey. Mesela bir kadın kendisini erkek görüyor. bir tane de kadın sevgili tutuyor kendisini. Böyle iğrençlik bir şey bu. İkisi de normalde kadın. Biri erkek rolünde modunda, birisi bayan modunda. O kendince erkek modunda olan lanet olsun diyor ona. Bakın ayrıyeten eşcinsel ilişkiye de lanet olsun diyor. Bu farklı bir şey. Eşcinsel ilişkiye girene de lanet olsun. İster kadın kadına, ister erkek erkeğe. Ama birisi kadın rolünde, birisi erkek rolünde ya. Erkek rolünde olan çift lanete uğruyor. O hem kendisini erkek gördüğünden, erkekleştiğinden, kendisini erkekleştirdiğinden dolayı lanetlenmiş oluyor.
Hem de eşcinsel ilişkiye girdiğinden dolayı lanetlenmiş oluyor. Bu noktada erkek erkeğe olan da, erkeğin birisi kendisini kadın hissediyorum diyor ya, erkeğin birisi kendi kendisini kadın hissediyorum dediğinden, kadınlığa doğru kulaç açtığından dolayı o da çifte lanete uğramış oluyor. Birincisi ne? Birincisi kendisini kadın hissedip kadınlaştırdığından dolayı. Kadınlara benzeyene lanet olsun. Bakın bir şey haramsa, ona giden yollar da haramdır İslam'da. Ona giden yolları sıralarsak şimdi mesela, şimdi örneğin Hazreti Abbas'tan naklediyor oğlu Abdullah. Erkekler, erkek lutiler için, hani böyle bir eşcinseller için, o günün kendince, o gün için onlar ne yapıyorlarmış, onları sıralamışlar.
Mesela erkeklerin gömlek düğmelerini açmaları demiş. Siz şimdi mesela o günün bu ölçüsünü bugüne almaya getirseniz, burada düğmeleri açıp bir sürü arkadaş var. Şimdi siz onları kakıp da siz eşcinselliğe gidiyorsunuz, kadınlara benziyorsunuz, lanet olsun diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Sebep? Yani bu o sebepten dolayı yapılmış bir hareket değil çünkü. Şimdi ne var mesela? Örneğin bugünün hareketleri ne var? İşte bu tip erkekler, vücutlarının kıllarını, tüylerini komple aldırıyorlar. Meylediyor. Adamın göğüs kılı yok. Hani var da koparıyor, yolu yok. Adam göğsü çısçıplak açmış bir de.
İşte o kadınlığa özeniyor. Sıkıntı var burada. Öbürkü de göğsünü açmış. Onda da böyle kıllar çıkmış. O da ben erkekim diye böyle saldırıcı o gibi saldıracak. Maganda belli. Bu öyle değil. Özenti var onda. Almış bacağının kıllarını, tüylerini, göğsünü, kıllarını, tüylerini. Yolunmuş tavuk gibi olmuş. Birini durdurdum böyle. Dedim yavrum. Dedim sen doğduğunda babam bir de çifte kurma kestirmiştir dedim. Oğlan oldu diye. Böyle baktı bana. Bu ne oğlum? Yoldurmuşsun kendini iyice dedim. Böyle bu bermudadan biraz daha kısa bir de şort giymiş. Altı da çıplak. Yani tüy söz. Adam muz gibi soydurmuş kendini. Böyle baktı biraz utandı.
İyi gene edepli. Dedim yavrum bir daha yoldurma kendini. Bunu dedim eşcinseller yapar. Böyle baktı. Bir kadın dedim. Normal bir kadın dedim. Göğsü kıllı erkekle sevişmek ister dedim. Eğer kadın da normal değilse dedim. Kılsız tüyüsüz bir adam ister dedim. Tavuk gibi. O kendinden istiyor dedim. Böyle baktı. Sakın bir daha dedim. Yoldurma dedim. Göğsündeki kılları, bacandaki tüyleri, kılları dedim. Bu kadınların işi. Onların fıtratlarında dedim. Vücudunda kıl tüy olmayacak dedim. Senin fıtratındaysa dedim. Vücudunda kıl tüy olacak dedim. Böyle baktı. Dedim bunları baban anlatması lazımdı sana dedim.
Biz dedim sakalımız çıksın diye dedim. On üç yaşında dedim. Sakal kazıyanlardanız dedim. Saklı saklı dedim. Sakalımızı kazıyorduk biz dedim. Sakalımız bir an önce çıksın diye dedim. Bize kızıyorlardı dedim ben. Sakın ha jilet vurmayın. Sakın ha işte erkenden sakalınız çıkar. Biz erkenden sakalımız çıksın diye dedim ben. Jilet vuranlardanız. Ben dedim yani yaşımı tam bilmiyorum ama dedim. Belki de dedim sekiz dokuz on yaşlarındaydım dedim. Jileti yüzüme vurdum da dedim. Dedim yapma. Çocuğu anlatıyorum böyle. Çocuk dedim 19-20 yaşında. Şimdi 25-30 yaşında adamlar var. Kaşları aldırmış.
Ondan sonra ne bileyim işte yüzü ona göre bir farklı bir şekilde yolunmuş. Adamın göğüs kılları yolunmuş. Adam bir de açmış düğmeleri. Bu eşcinselliğe işaret. Yoksa şimdi yukarıdan iki düğme, üç düğme açmış bir kimse. Bakın eskiden bu üç dört düğme açmak. Erkeğin gömlek düğmelerinin üç dört düğmesini açmak. Göğsünü orta yere koymak. Lutilik işareti. Kınalanmak, kadınlar gibi kırıtarak yürütmek. Maddeler halinde bu. Bazıları şimdi tam tıpa tıp uyuyor. Hazreti Abbas'tan naklen bu. Radiyallahu anh Hazretleri. E şimdi aynı şey kadınlar için de geçerli. Mesela erkeğe benzemenin başka hadisleri var.
Bunu normalde insanlar okumuyorlar. Kadınların pantolonuna takmışlar. Veya kadınların donuna takmışlar diyeyim ben şimdi. Kadının birisi oku yayı almış sırtına, yayı da geçirmiş kafasına. Rab, Rab, Rab, Rab yürüyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki işte diyor. İşte bu erkeklere benzemeye çalışan kadınlar. Lanet olsun ona diyor. Bu ne demek? Demek ki sen oku yayı sırtına alıp da bir kadın böyle yok avlanmaya gidemezsin. Böyle erkeksi hareketler yapamazsın. Erkeksi davranışlarda bulunamazsın. Bu davranış biçimi. Bunu sadece kıyafete bağlamak, meselenin özünden uzaklaşmak. Bu o kim?
Evet. Yani normalde kıyafet olarak da o tarafa doğru yönlendiren kıyafetler var ise uzak duralım. Eyvallah. Buna söyleyecek bir laf yok. Hadislerde erkekleşen kadınlara lanet olsun deniliyor. Burada anlatılan kadının pantolon giymesi midir? Mesele kendiliğinden açıklaya kavuşmuş. Göz damlası orucu bozar mı? Bozmaz. Göz damlası, göz kremi, gözü rahatsız olan bir kimsenin gözünün içerisine krem sürülürse o da orucu bozmaz. Göz damlası orucu bozmaz. Bir kimsenin çünkü gözüne damla damlatmak onun bu noktada şey değildir. Ona bir faydası değil, fayda değildir. Allah bizi affetsin. Hanefiler öyle demişler. Haklarınızı helal edin inşallah.
Allah razı olsun giderken de gelirken de arkadaşlar hem güle güle hem hoş geldin dediler. Ben bütün arkadaşlarla kardeşler için Allah hepinizden razı olsun deyin. Cenab-ı Hak cümleninize nasip eylesin inşallah. Bu konuda bir karar aldık. Allah izin verirse bundan sonra dergahın içerisinde dışarıdan veya dergahın içerisinden bir başka kimsenin haç ve ömre programı yapmasını istemiyoruz. Bunu dergah olarak bundan sonra tanzim edeceğiz. Haç ve ömre programı yapmak isteyenler, bu işte iştigal etmek isteyen kardeşlere yasaklama değil bu. İçinizde bunun normalde ne o ticaretini yapmak isteyenler olabilir. Bu kardeşler bu işin ticaretinin müşterisini dışarıdan bulacaklar. Dergahın içerisinde hiç kimse elini uzatmayacak.
Buna mahir de dahil. Buna herkes dahil. Bundan sonra dergahın içerisinde haç ve ömre programını dergah kendisi yapacak. Bu konuda kasap olaraktan hacca gitmek isteyen kardeşler kendilerini kasap olarak eğitsinler. Kasap yardımcısı olarak gitmek isteyenler kendilerinin bu noktada eğitmelerine gerek yok. Ama kasap olarak gidecek olanlar ücret ödemiyorlar. Çünkü bizim giden arkadaşların deyimine göre masat tutmasını, masatla, bıçağı masatlamasını öğrenecekler. Dergahın içerisinde, kesimhanelerde bizim arkadaşlar kasap olarak gitmek istiyorlarsa orada kesimde çalışsınlar, kesimi öğrensinler, yüzümü öğrensinler, bıçak kullanmayı öğrensinler. Hem sünnet bu, hem de bu yoldan hacca gitmek isteyen kardeşler de bu noktada hacca gidecekler.
Allah izin verirse oradaki kesimhaneden bir iki peron diyorlar. Bunu da inşallah firma sahibiyle görüşeceğim. Bir peron, iki peron bizim burada derviç kardeşler için inşallah yapabilirsek yapacağız, alacağız. Böylece kasap ve kasap yardımcısı olarak gitmek isteyen kardeşler dergahın kanalından gidecekler. Veya otel grubu gidecek olan arkadaşlar yine otel grubu olarak dergahın içerisinden gidecekler. Haçla alakalı meselede bir yanlış anlaşılma olmasın. Kadınlar kısmı kapalı. Çünkü işçi vizesiyle gidiliyor, işçi vizesiyle gidildiği için kadınlara işçi vizesi verilmiyor. Yok. Böyle bir şey çıkarsa eyvallah. Böyle bir şey için de geçen sefer normalde kadın ve erkek hacca gitmeyle alakalı bir girişimde bulunduk. Ama vizelerle alakalı sıkıntı gördük.
Bu işten geri çektik. Kendimizi iyi ki çekmişiz. Cenab-ı Hak yardım etmiş buradan. Yani bu noktada devam eden o kimseler büyük bir kitlenin parasını ne yazık ki çarçur ettiler. Yine bana böyle götürmek için gelenler vardı. Birkaç, üç, dört, beş, altı tane filan şimdi tam net adet veremeyeceğim. Kaç kişi gelmişlerdi? Şey geldi mi? Demirci geldi mi bizim Yakup? Yakup kaç kişi geldi senden beraber? Yok yok, görüşme olarak kaç? Dört firma mı geldi? Dört mü, beş mi? Dört firma geldi. Bana telefon atacağınlar filan mı duydun? Dört firma. Bir de gittiğimiz firma vardı. Beş firma. Bunların içerisinde gelen o dört firmayı da elediydik. Dört firmanın dördü de hacılarını götürememiş.
Yarın öbür gün bir yerden duyulur çünkü onlar bize daha uygun tekliflerle geldiler. Yakup şahit buna. Hatta birisi enteresan, o böyle üç bin üç yüz dolara indi fiyat olarak. Dedi hocam bir de ma aile dedi. Bize misafir olun ömrede dedi. Sizi ömreye götürelim ma aile. Hediye olarak. Tabii. Şimdi bütün acıları kalmış. Hasan da ondan gidecekti. Para gitti mi? Verdi mi para? Alamadılar mı? Kaç para verdi? Böyle bir sıkıntılı bir durum var bu meselede.
O yüzden ben her şeyi açık açık konuşuyorum. Yani bir yerden birisi der biz hocaya işte şu kadar dolar teklif ettik. Hepsi de bu gittiğimiz firmanın altında para teklif ettiler. Dördü de götüremedi tabii. İşin bir bu tarafı var. Yani biz oturduk kendi kendimize. Yakup olsun işte Cafer olsun arkadaşlarla istişare ettik. Dedi ki yok biz kötü rüya görmektense bildiğimiz yoldan gidelim. Sonra aynı firma ile yola devam ettik. Cenab-ı Hak isabet ettirmiş. Burnumuz kanamadan döndük. Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Bu övünülecek bir şey değil. Biz oraya otel arama, yatak, yorgan aramaya gitmiyoruz. Ama insan vermiş olduğu paranın karşılığını da görmek istiyor.
Geçen sene gelenler bilirler ben böyle en son Medine-i Münevvere'den döneceğim zaman adamın yüzüne söyledim. Sana hakkımızı helal etmiyoruz. Biz verdiğimiz paranın karşılığında hizmete almadık dedim. Bu sene Cenab-ı Hak'a hamdolsun adam verdiğimiz paranın karşılığı değil üstünde bir hizmet verdi. Yani ben dışarıdan duydum, aldığım izlenimlere göre biz Diyanet'in yaklaşık 5.500-6.000 dolarlık bir haç programına denk bizim programımız öyle söyleyeyim. Çünkü otellerin yakınlığı, rahatlığı her iki tarafta da Mekke'de de Medine'de de bu noktada geçen sene çileyi çekmişiz demek ki biz meraklı geldiğimiz arkadaşlar. Biz hep arkadaşlara da bu sene çile çekmeye rahmet olacak olanlar gelsin dedik. Ama ne yazık ki tabii bu noktada bir çile olmadı. O yüzden oteller iyiydi, yemekliydi.
Arkadaşlara sordum hep yemekleri falan iyiymiş, bir sıkıntı yokmuş. Ondan sonra bana bir problem aksetmediler hiçbir arkadaş. Ama hep ben sordurdum odalara problem var mı diye. Bu noktada bir problem olmayan bir otel ve diğer konularla alakalı problemsiz bir haç yaşadık. O yüzden şimdiden şerh düşüyorum. Dergahın içerisine hiçbir kardeşimiz el atmasın bu konuda. Hac ve Ömre'yi dergah yapacak. Bu ağır bir sorumluluk ama ve lakin bu ağır sorumluluğu bile bile üzerimize almamızın sebebi şu. Burada hazır müşteri var ya, hazır müşteri. Baktım yani bu hazır müşteri millet böyle gözüne dikmiş, böyle alıyor buradan gidiyor. O ilk sene adam buradan aldı gitti.
Tabi adam aldı gitti. Kendi kendime dedim, içimden. Yani dedim ben nasıl böyle bir hataya düştüm kendimce. Neden buna müsaade ettim böyle dedim. Tabi geçen sene müsaade etmedim. Yani bu sene. Bir dahaki seneye de müsaade etmeyeceğim. Bunu Ömre'ye de kattım. Ümre'ye de müsaade etmeyeceğim. Ha belki de bir firmayla anlaşacağım yine. Ama teklif alacağım. Otelin nerede, kaç metrede, nerede ağırlayacaksın, nasıl ağırlayacaksın, kaça ağırlayacaksın. Nasıl bu adama dedim hakkımız helal değil. O da dedi ki seneye ben bunu telafi edeceğim. Göreceğim dedim ben de. Ve Cenab-ı Hak gösterdi, gördük.
Yine aynı böyle. Kaç kişi Ömre'ye gidecek? 50 kişi, 60 kişi. Herkes dergaha yazılacak. Adını, soyadını. Ondan sonra teklif toplayacağım yine. Kim olursa olsun gel kardeşim. Bizde 100 kişilik Ömre programı var. Bize oteli nereden sunuyorsun? Hangi oteli sunuyorsun? Nasıl sunuyorsun? Ne hizmetler vereceksin? Bu hizmetlerin ne? Bunun karşılığı ne? Ne iskont ediyorsun? Ne bırakıyorsun? Böyle pazarlık yapacağız. Bu başka bir derdimiz yok. Adam dergahan içerisinde normalde kendince karını alıp gidiyor. Yok, hayır öyle olmayacak bundan sonra. Gerekirse Cafer'e diyeceğim ki, git Cafer bir tane otel tutken kendimiz yapacağız programı. Yapacağız. Onlar analarından doğduğu gibi öğrenmediler ya.
Biz alışkınız batıp çıkmaya. Bir sefer daha batar çıkarız. Ne olacak ki? Hiç batmamış olanlar düşünsün. Biz alışkınız yerlerde sürünmeye. Hiç sürünmeyen düşünsün. Biz alışkınız duşun ortasında suyumuzun kesilmesine. Sabunlu sabunlu Türk filmindeki gibi çıkarız biz sular kesildi deriz. Alışkınız, ona alışkın olmayanlar düşünsün. O yüzden Allah izin verirse, nasıl bu sene dergah bu işin altından kalktıysa, ömrenin de altından kalkar Allah'ın izine. O yüzden şimdiden gelir gelmez, taze taze söylüyorum. Allah izin verirse, ömreye gideceğiz bu sene. Önümüzdeki sene haç da var, ömre de var. Herkes kendi gardını ona göre alsın. Hacca mı giderler, ömre mi giderler?
Herkesin kendi bileceği iş. Herkesin kendi kesesi, kendi kasası, kendi işiyle, aşıyla, eşiyle alakalı iş. Mesele bu. Allah hepinizde de nasip etsin. Cenab-ı Hak zürriyetlerinizin rızkını orada tesis eylesin. Muhakkak evladı ihalenizden oraya gidip, oralarda geçmişlerine ve geleceklerine dua edecek zürriyetler nasip etsin. Cenab-ı Hak her sene tüm kardeşlerimiz orada rızkını tesis eylesin. Hacca ve ömreye gitmek, zenginlikle alakalı değildir. Aşıklıkla alakalıdır. Her parası olan zengin değildir. Oraya parası olanlar değil. İsteyen, aşık olan, bunun peşinde koşanlar gider. Parayla pulla alakalı değil bu.
Nice paralı pullu insanlar var, gidemiyorlar. Akıllarına bile gelmiyor. Nice parasız pullsuz insanlar var. Cenab-ı Hak onlara yol açıyor. Bak Allah onlara yol açıyor. O yüzden Cenab-ı Hak cümlemizi bu noktada yolunu açtıklarından eylesin. Amin. Fâle mennehu. Leeeeeef. Fâtiha mâh sallâhu aleyhi.
Amin. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.