Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Ağustos 2015 · 52:32
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımızdan hırsı muhafaza eylesin. Memleketimizle birlik, dirlik, beraberlikle nasip eylesin. Cenab-ı Hak her türlü terörden bizleri korusun. Şehit ailelerinde sabrı cemil nasip eylesin. Bazı alimler canını kabul ettikleri şehitlerin cenaze namazını kılınmayacağını söyler. Zira cenaze namazı ölüler içindir. Onlar ise diridir. Bunu normalde dört mezhebin dördü de kılınacağına dair fetva vermişler. Cennette hüzün olacak mı? Cennette hüzünlenme yoktur diye.
Bu noktada birçok acı yok, hüzün yok, sıkıntı yok, dert yok. Cennet hayatıyla alakalı. Ama bir küçük bir şey şer düşer gibi değil de. Belki de her daim Cenab-ı Hak'ın cemaatübullahına mazhar olamamanın bir hüznü olabilir. Ben Emir Sultan Hazretleri'ni ziyarete gitmiştim. Kendisiyle halimde biraz hasbihal ettik. Sonra elinde yeşil sarıkla bu geldi. Bana sarığı sardı. O anda siz içeri girdiniz. Başınızdaki mevlevi sikkesi vardı. Beyaz ona sarılmış mavi sarık benim yanıma gelip başımdan sarığı çıkarıp sikkesi mevlevi sikkesi olacaklar. sikkesi taktınız, sarı, yeşil ve mavi sarığı sardınız. Ben şimdi hangi renk sarmalıyım?
Bu noktada bütün renkler sünnet. Herhangi bir rengi sarabilirsiniz. Turan ordusu koruldu. Burada sarık sarılmasının hikmeti böyle bunun hangi renk sarayım diye sorarsanız ben de istediğiniz rengi sarın derim. Bu bir anlatım değil. Kendince bu yorumlamış zaten. gördüğü hali. Buna ene gelmiş kendine. Kimse bu. Kendi kendisine kibirlenmiş. Kendi kendisine kendisini bir şey görmüş. Ben böyle bir hal gördüm. Ne buyurursunuz?
Farklı bir şeydir. Böyle böyle oldu. Ben hangisini sarayım şimdi demek farklı bir şeydir. Sarmış ya o olmuş. Yeşil mi, mavi mi, kırmızı mı? Onu soruyor. Bu kardeşin tarikaten eksikliği var. Bu kardeşin sünnet-i Resulullah eksikliği var. Bu kendi kendine yormuş ama bu o değil.
Bu kardeş edep noktasında eksikliği var. Çünkü sarık sarılması bir sarık verilmesi. Bundakini de böyle anlattığı gibi ise o sünnet-i Resulullah'ta eksikliği var. Tarikat-ı adabı erkanı içerisinde. Bu yüzden bu kardeş önce tövbe edecek. Ve eksik olan sünnetlerini tefekkür edecek. Bunun için de ayrıca tövbe edecek. Ve bir daha böyle kendi kendisine de bir meseleyi yormayacak. Kendi kendisine o meseleyi kendince, kendi nefsinden, kendi hevasına uymayacak. Allah muhafaza eylesin. Amin. Turan ordusu kurulduğunu ilan etti.
Bazı ülkeleri korku saldı. Turan ordusunun bakış açınız belirtilmişsiniz. Böyle bir şey mi oldu? Genelkurmay'a açıkladın mı böyle bir şey? Devletin böyle bir açıklaması var mı? Herhalde öyle bir ordu kursa Turan ordusu diye bir ordu kurulsa Üçüncü Dünya Savaşı çıkar.
Nisa 24. ayette Haram olanlar dışındaki kadınlar onları mallarınızdan harcayarak almak, onlarla evlenmek ve zina etmemek şartıyla size helal kılırlar. Ayetinden kendimize nasıl bir şey çıkarmalıyız? Ayet açık. Yani haram olan kadınlar belli. İnsanların annesi, anne kardeşleri ve annesinden geriye doğru gitse anneannesi, onun annesi, onun annesi. Bir kimsenin babasının annesi, babasının kız kardeşleri ve dede, nene olarak geriye doğru gitse onlar kendi kardeşleri ve kendi kardeşlerinin çocukları geriye doğru gittiğinde haramdır. Bunlarla nikahlanmaz. Bunların evlenilmesi caiz değildir. Ebediyen haramdır bunlar. Burada söz konusu bunların dışında olan kadınlarla siz bir şekilde işte mallarınızdan harcayarak dediği mehir ve düğün masraflarını yapma, meirini verme, nikah masraflarını yapma, onlara ev kurma, evin ihtiyaçlarını kurmak çünkü erkeğe ait.
Bunların hepsini de harcayarak o kimse nikahlanabilir. Zina etmemek şartıyla dediğin, yani malı verip de nikahını almamak değil. Aynı zamanda da nikahını alacak. Yemekten tam doymadan kalkmak, sünnet vücudu zayıf birisinin, vücudum zayıf kalmasın diye tam doyarak yemek yemesi uygun mudur? Hayır. Sünnet sünnettir, herkes sünnete tabi olur. Bazı cemaatlerde başınızdaki insanlara itaat farzdır diyorlar. Böyle bir şey var mıdır? İtaat kime farzdır? İtaat Kur'an ve sünnete farzdır. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bu noktada farzdır ama Kur'an ve sünnet dairesindedir. Şeytan insanın rüyasına girip de vesvese verebilir mi?
Evet. Allah'tan afiyet isteyin diyor Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Afiyet dediğimiz sağlık mudur? Yoksa başka bir şey mi? Biz afiyet istemekle emrolunduk. Hani birisi böyle hastalıkla alakalı kendi kendine sabır diliyormuş. Kendi kendisine sabır dilediğinden bir türlü rahatsızlığı geçmiyormuş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona gider. Sen ne yapıyorsun? Ne dua ediyorsun? Ben Allah'tan sabır istiyorum ya Resulallah deyince sen Allah'tan sabır değil, Allah'tan afiyet dile der ona. O yüzden biz afiyet dilemekle emrolunduk. Sabır değil. Biz afiyet dileyeceğiz Cenab-ı Hak'tan. Bir rahatsızlığınızda da, rahatsız olmasanızda da Cenab-ı Hak'tan afiyet dileyin.
O yüzden keşke ben hasta olsaydım demeyin. Allah kardeşime de, eşime de, çocuklarımıza da, arkadaşlarımıza da, dostlarımıza da cümle ümmet-i Muhammed'e afiyet nasip eylesin. Amin. Boşanmalarda çocuğun babaya ait olduğunu söylemiştiniz. Konuyla ilgili hadis var mıdır? Teşekkürler. Normalde çocuk Hanefi'ye göre de, Şafi Maliki Hanbeli ulemasına göre de babaya aittir. Evin reisi erkektir. Çocuk akıl bali oluncaya kadar anne isterse, bakmakta önceliklidir. Ama baba da, anne çocuğuna bakıyorsa, onun iaşesini temin etmekle mükelleftir. Şimdi bizde, hiç dinin hukuku yok hukumda.
İşin acı tarafı dervişlerde de yok. Yani dervişler de böyle, kendi kendisi, yani dervişlerin sıkı durması gerekirken, dervişler başıboş. Yani ben burada bangır bangır bağırıyorum. Çocuk babaya ait. Çocuğun bütün bakımı da babaya ait. Şimdi, selamünaleyküm, aleykümselam. Ayrılıyor millet. Çocuklar nerede? Annede. Ya bu kadın, üç tane çocuğu neyle bakacak? İki tane çocuğu neyle bakacak? Bir tane çocuğu neyle bakacak? Devlet bağlayacak. İki yüz lira, üç yüz lira, nafaka. Derviş bir der.
Üç yüz lira verecek, tamam ben çocuğa bakıyorum. Al üç yüz lirayı, sen bak hadi. Ben beş yüz lira vereyim, sen bak. Yemin ediyorum, ben bin lira vereceğim, bak hadi sen. Hadi bak, çocuk babaya, evleniyorsa bir adam, kendi kendine düşünecek. ben bu kadın bıraktı gitti. Bu çocuğa bakar mıyım, bakamaz mıyım? Kaç tane çocuğa bakar mıyım? O kadın, çocuğuyla evlenemez. O kadın, çocuğuyla nereye sığınacak? Kime gidecek? Nereye gidecek? Annesine, babasına gidecek.
Annesi, babası bir verdi, üç aldı geriye. İki çocuk olursa. Ne yapacak? Annesi, babası kızın, kadın ne yapacak? Boşanmak kolay. Boşanıyor milleti. Bırak çocuğu, anasından beraber. Selamun aleyküm, aleyküm selam, velat talih, ne oldu? Çocuklar babaya ait. O çocuklar, babadan bunun, mahşerde alacağını alacak. Baba istiyor çocukları da, kadın vermiyor. Veyahut da, ne bileyim işte, kendilerince bir şeyler yapıyorlar.
Yok kardeşim, böyle bir hayat. İslam'ın hukuku bu. Bir kimse, evleniyor mu? Evet. adam boşuyor mu kadının? Evet. Alacak çocuklarını. Kötü ki kadın adam boşuyor. Kötü kadında senin çocukların ne işi var? Kadının ahlaken sıkıntısı var. Terbiye olarak sıkıntısı var. Edebel sıkıntısı var ki, adam onu boşuyor. iyi. Yani muhakkak bir yanlışlığını, eksikliğini, kusurunu gördü ki adam, boşuyor kadını. İyi. E o eksikli, kusurlu, yanlış, kadında senin çocukların nasıl büyüyecek o zaman? Akıl bali oluncaya kadar, annenin hakkı var bu konuda. Anne, çocuklara akıl bali oluncaya kadar, bakabilir.
Mükellef değil. Ama anne de ise, erkek mükellefiyetini yerine getirecek. Bir çocuk bakıcısı ne kadar? Utanmayın söyleyin, evinde çocuk baktıran var mı? Memur, amir birisi olan. Efendim? Bin lira vardır. En aşağıda. En aşağıdan bin lira. Bin liraya bakmaz kimse. Kaç para? Bir buçuk iki lira. Bir buçuk iki lira bakıcı parası verecek. Bir tane çocuğun aylık yemesi, içmesi, kıyafeti de bin lira koy. Bir çocuk iki buçuk lira. Sonra çocuk başına bin lira, bin lira koy. Üç çocuk üç lira. Bir buçuk lira da bakımı dört buçuk lira. Bu çocukların barınması var.
Ev kirası, elektri suyu da bir lira onu koy, beş buçuk lira. Üç çocukla bir kadını, bir adam bırakıyorsa, her ay o kadına beş buçuk lira, altı lira para verecek. Bir çocukla bırakıyorsa, çocuğa kadın bakacaksa, iki buçuk lira verecek. Ya hadi askeri ücretten versin, iki lira versin. Araştır, sor, soruştur, yap, et. O yüz on sekiz sefer düşün.
Erkek evinden sorumlu, erkek eşinden, çocuğundan sorumlu, ailenin reisi erkek. Çocuklarının da babası erkek. Çocuklarının bakmakla mükellef olan erkek. Kadın evlenmezden önce derse ki, ben evlenirim, çocuk da doğururum ama bakamam. Kadın çocuk doğurmakla mükellef. Adam isterse on tane çocuk istesin, kadın on tane çocuğu da doğurmakla mükellef. Ama kadın çocuklarına bakmakla mükellef değil. bakın kadın isterse adam, her sene doğum istiyorum, her sene çocuk istiyorum desin, kadın amen nefesatnakna, kabul etmek zorunda. Kabul edecek kadın bunu. Bakın kadın doğurmakla mükellef. Bakmakla değil. Kadın der ki, ben evin hanımefendisiyim, kadının, ben seninle yatarım.
İstediğin zaman, istediğin saat, istediğin dakika, hiç önemli değil. Kadın bundan da mükellef. Adam ne zaman odunla yatmayı isterse, kadın hayır kelimesini unutacak bu noktada. Unutacak hayır kelimesini. Adam ne zaman, saat kaçmış, dakikaymış, haram olmadığı müddetçe, ikisi haram, iki şey. Bir, ay hali olduğunda tam bir cinsel ilişki haram, iki, arkadan bile bile ilişki haram. Geri kalan haram hiçbir şey yok. Kadın bununla mükellef. Adam istersen on tane çocuk doğurttursun. Hiç sıkıntı yok. Kadın doğurmakla mükellef. Ama çocuklara bakma, adamın işi.
Erkek sorumlu. Çocuğun terbiyesinden erkek sorumlu. Eğitiminden erkek sorumlu. Bakımından erkek sorumlu. İhaşesinden erkek sorumlu. Bir evin her şeyinden sorumlu olan erkek, erkekse. Buradaki erkeklik fiziki değil. Erkeklik fiziki değil. Akil olarak erkek. Adam. Din olarak adam. Adamlık öyle sadece fizikte değil. Akil olarak dediğim ne? O kimse feraset ehli. O kimse akil. Olayları yönetebilen, yönlendirebilen, krizi çözen, problemi halleden.
Bu akillik bu. Aile reisinde aranacak özellikler, evlerden birisi. O kimse evlenecek olan erkek ne kadar akil. İkinci özellik, bununla alakasını, dindar olanı seçiniz diyor ya, dinin şemşiyesinin altında bunlar var. Ama bunu önemsemiyor. Timse. dini olarak da ailesini, eşini ve çocuklarını eğitebilecek noktada. Meselelere dini açıdan hükmedebilecek.
Meseleyi dini açıdan yorum getirecek bir kimse. Haddini, hududunu, hukukunu bilecek. Benim haddim, hukukum nereye kadar? Bir erkek, bir eş olarak. Ve benim hanımımın haddi, hukukun nereye kadar? Din içerisinde. Çünkü onun haddini, hukukunu da ne yapacak? Zulmetmeyecek. Ona da müsaade edecek. Bu kadının hakkı bitti. Aynı şehirden sen, haftada bir annesine gitmekle, gitmek, gidecek kadın istiyorsa. İstemiyorsa Allah yoluna çık etsin. Bu noktada bir sıkıntı yok. İstiyor mu? Erkek onu haftada bir götürecek. Aynı şehirde. Yediğinden yedirecek erkek ona. Bu sufice. Şeriat açısından onun, kadının evlenmiş olduğu kadının hayat standartını koruyacak. Sufiler de bu şu. Yediğinden yedireceksin, içtiğinden içireceksin, giydireceksin, giydireceksin.
Bu ne demek? Erkek gidip de lüks bir marka, bir eşya alıyorsa hanımına da alacak. Çocuklarını da öyle gezdirecek. Bu sufice. Ama yok bunun dini şeyine, erkek o kadının evlendiği zaman hayat standartını korur. Ve ona bir hayat standartı önerdiyse, o hayat standartını korumakla mükellef. Sufice böyle değil. Bu hukuku. Sufice ne? Yediğinden yedirmek. Geydiğinden giydirmek. Hatta kendinden daha üstün tutmak. Bu sufice. Erkeğin vazifesi bunlar. O yüzden derviş kardeşler, evlenirken dikkatle evlenin. Dikkat edin. Araştırın.
O kadının evlenecek olduğunuzun, kadının annesi, teyzesi, halası, ikide birde bir problem olduğunda çekip giden bir aile. Dirençli mi? Direniyor mu? Olayların karşısında ne yapıyorlar? Eşlerine sahibi mi çıkıyorlar? Sülale'yi araştırın. Araştırdınız, evlendiniz. Bilin ki artık o kadın size ait. Artık doğacak olan çocuklar babası sizsiniz. Ve o çocukları eğitmekle, yetiştirmekle, o çocuklarının dini terbiyesini vermekle mükellefsiniz. Çocuklarınızı normalde gidip de, kadına ver, boşanıyoruz biz de. Kadının anası, babası uğraşsın, boyuna patinaş çeksin. Çocuk bakacağız, torun bakacağız, torun yetiştireceğiz diye. Yok İslam'da. Ondan sonra ver 300 lira nafaka, ben nafakasını veriyorum de.
Yok böyle bir şey. Seni devlet mi evlendirdi? Şimdi devletin kestiği nafakayı yediriyorsun ona. Allah muhafaza eylesin. Alacaksınız çocuklarınızı yanınıza. Alın bir görün dünya kaç köşe. Kadınlara bunu söylüyorum. Adam sizi evden kovudum, bırakın çocukları gidin diyorum. Bir şey diyecektir İslam. Efendim tam tercih, ahlaksızlıkla erkek ahlaksızlar. Kadın ahlaklıysa bu ne olur? Erkek ahlaksız, kadın ahlaklıysa yine ayrılacaklar. Ayrılacak yine erkeğe ait çocuk. Çocuk yine erkeğe ait. Adam ahlaksız, tanıyamadın, bilemedin, göremedin.
Eyvallah, yapacak bir şey yok. Çocuk yine babaya ait. Kadın yine almayacak onu üzerinden. Almayacak. Bizim toplumumuzda bunun hep tersi. Bizde o hele böyle, millet böyle sanki o çocuğun üzerinden karşıyı tehdit etme var. Çocuğu göstermem, çocuğa baktırmam, çocuğu göremezsin sen.
Rüyanda bile göremezsin. Sözler, kelimeler bunlar. Replikler. Hep alışılmış, bilmiş replikler. Al. Hadi git Allah yoluna çık etsin. Aynı şey, biz kendimiz yaşadık. Bizimkiler sarılıyorlar. Annem, kız kardeşim, çocukları vermeyeceğiz diye. Ömür boyu. Ya dedim, bir sefer dinleyin beni. Beni değil dedim, Allah'ı dinleyeceğiz. Bir sefer. Dedim, verin şu üç tane çocuğu da adama. Alıyor mu? Alsın, verin. Tabii önce Bahadır ya, erkek herkes. Verdiler üç tane çocuğu da. Kendi yaşadığımızı anlatıyorum. Ağlıyorlar evde, sakin olun dedim. Eğer bir ay geçsin dedim, ben adımı unutacağım dedim, adımı. 20 gün geçmedi.
Ortanca kız komalık bir şekilde, acilde, yoğun bakımda gittiler, aldılar. Babası öylesine dövmüş ki. Sonra sordular, nereden biliyorsun diye. Dedim ya, bu adam babasıyla dedim, daha bekardı. Odun oduna dövüştü. Bunu duydunuz siz. Yok, önceden bekarken daha. Bunun babası da dedim, kendi babasıyla mı dövmüş zaten. E dedim, bu zaten bu adam, evlendiği gecede, düğün gecesi de karısını döven adam. Ya çocuğunu mu dövmeyecek bu? Aradan on gün geçti, öbür günlere de bir güzel bir sopa. Herkes komalık olup geldi geri. Herkes süt tekmiş gibi kedi oldu. Önceden şey, babama giderim. Ha git hadi, git hadi. Bir erkek almak için mücadele eder.
Karşını, hukuk farklı ya. Hukuk kadına veriyor ya, ilk etapta. Almak için mücadele eder. Derviş kardeşlerinin içerisinden öleleri de var. Ben onlara gerekli mücadeleleri verdiklerini biliyorum ben. Mücadele et, almak için uğraş. Onlar vermiyorlar. Yapacak bir şey yok seninle o zaman. O zaman yapacak bir şey yok. Çünkü hukuk o taraftan yana. Kadına veriyor. O zaman yapacak bir şey yok. İçinizde şimdi bir iki tane arkadaş gözüm gördü şimdi. Bir arkadaş baya oldu çünkü. Böyle bir problem yaşadı. Ama öbür türlü. Sen bırakma kardeşim, al çocuğunu. Bakmakla mükellefsin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla aman ha. Yok böyle bir şey. Evlendiniz mi? Evleninceye kadar yüz on sekiz sefer düşünün.
Evlendiniz mi? Çocuk size ait. Kız anne babaları da düşünsünler. Desinler ki bu boşanırsa benim torunum bu adamda kalacak. Bir bak. Bu adam senin torununa bakar mı, bakamaz mı? Nasıl eğitir, nasıl eğitmez? Ona göre ver. Ondan sonra söyle. De ki ya bak böyle böyle bundan sıkıntı yaşayabilirsin. E ben evleneceğim. Allah yoluna çıkarsın. Evleneceğim diye ne evde tutmayacağım. Evet. O yüzden bu noktada net mesajı İslam'ın. Hanefilere göre evin bütün ihtiyaçları erkeğe ait. Çocukların bakımı dahil buna.
Çocukların eğitimi dahil buna. Dahil. Bizim toplumda gelenek örf olduğundan dolayı bu konuşum diyor. Ama bir kadın bunu konuşabilir. Diyebilir ben çocuk bakamam. Bitti. Ta bu konuşulmasa dahi, konuşulmasa dahi. Ayet ve hadislerde örnekleri var bunun.
Kadın bir yere kalıyor. Benim gücüm bu kadar dedi. Ne yapacaksınız? Kadın dedi ki benim gücüm bu kadar. Ben farkında değilmişim. Bir tane çocuk doğurdu pert oldu. Yetiştiremiyor. E ben bir çocuk daha istiyorum. Olur. Ben doğururum. Bakımı? E bakımını sen düşüneceksin. Adam sensin.
Bizim Seyit Taş Allah rahmet eylesin öyle diyordu. Şimdiki kadından naylon diyordu. Lan nereden çıkardın dedim. Annesi bilmem kaç tane doğurmuş. Annesi doğurduktan üç saat sonra koyun sağıyormuş. Yani şimdi tam yalan olmasın saat yani. İşte annesi doğum yapmış. Doğumdan üç saat sonra beş saat sonra ne koyun sağım ağa başlamış. Diyor ki bugünkü kadından naylon diyor. Birisi doğuruyor diyor. Yatıyor diyor. Bir ay diyor evde diyor. Bu da tezi buydu. Allah muhafaza eylesin. Benim sorum insan vücudundaki kan grupları ile ilgili. Herkesin kan grubu ayrı. Bir tek kan grubu var. AB. Her kanı kabul eden bu kan gruplarındaki hikmet nedir? İlahi yaratılış farkındayım.
Ama bu muhteşemliği çok merak ediyorum. Ve sizi Twitter'dan da takip ediyorum. Burada da bazen garip yazılar yazan arkadaşlar var. O arkadaşları huzurunuzda esef ile kınıyorum. Siz zaten onların yazdıkları yazıları okuyarak ne kadar kaliteli bir insan olduğunuzu gösteriyorsunuz. Eleştirilmesi veya garip sorular sorulacak o kadar kişi kurum vakıf varken size sormaları bizim ne kadar doğru yolda olduğumuzun kanıtıdır. Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Saygılar. Ahmet Okan Orhanoğlu. Elinizden öperim demiş. Estağfurullah. Şimdi muhakkak ki yani Cenab-ı Hak fıtreten böyle bir şey yaratmış. Kimisi hepsinden alınıyor. Kimisi hepsine veriyor. Enteresan. Onu değerli yerine koymuş Cenab-ı Hak. Bunda bir hikmet.
Yaratılışın her şeyinde bir hikmet var. Eniştemlerle çok sık görüşüyoruz. Onun yanındaki tesettürüm ve davranışlarım nasıl olmalı? Kendi eşim de yanımızdayken örtüyü sadece boynu açık kalacak şekilde yapmamda bir sıkıntı olur mu? Yoksa diğer dışarıdaki insanlar gibi mi davranmalı? Enişte derken kız kardeşinin kocası mı oluyor? Değil mi? Öyle oluyor enişte veya teyzesinin kocası. Öyle değil mi? Evet. Her ikisinde de öyle boynu açık duramazsınız. Başı açık duramazsınız. Bu noktada örtülmesi gereken yerleri örtmekle mükellefsiniz. Zikir namazı kaç rekattır? Zikir namazı diye bir namaz yok. Okuduğumuz bizim eserlerde. Ya da biz hatırlamıyoruz. Seferi iken sünnetleri terk etmek sünnet midir?
Kılsak daha iyi midir? Hanefiler kılınabilinir demişler. Ama yaklaşık Hazreti Ömer Efendimizin oğlu Abdullah hadis-i şerifte diyor ki biz 23 sefer Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle seyahat ettik. O hiç kılmazdı nafileleri diyor. O yüzden kendisi de kılmamış. Böyle Abdullah'ların büyük bir kısmı. Abdullah'ın dördü de aynı noktada bildiğim kadarıyla. Tam böyle kesin burasını söylemeyeyim. Ama sahabelerin bir kısmı bu noktada kılmamışlar. İmam-ı Azam Hazretleri de kılınamayacağını da söylenmiş. Kesinlikle kılınmasın dememiş. Ama o yüzden normalde seferde bir kimse kendince sünnetleri terk edebilir mi? Evet terk edebilir.
Kardeşler uzun yazıyorsunuz. Okusam bir türlü, okumasam bir türlü. Yani herkes buraya bu şekilde yazar bir şey gönderirse dersin buradaki no malum çizgisinde sapma olur. Soru yazın sadece. Belli bir noktada eyvallah. Sorun. Ol sayfa sorun. Mesele değil. Gücümüz yettiğince, vaktimiz yettiğince sorar. Haftaya devam et deriz. Şimdi bu kardeşinin de normalde yazdığını okuyalım. İnşallah bir şey yapmış. Zahmet etmiş yazmış. Şimdi şey yapmayalım inşallah. Gönlünü de onun incitmeyelim. Selamun Aleyküm. Günümüzde milletin sinirleri gerilmiş, ülke yangın yerine dönmüş her şehit haberleri gelirken, nice ocaklara ateş düşerken, onlarca bebek yetim kalırken, hala siyaset yapan derviş abilerimizin tutumlarından ve eleştirilerini ifade etmek için bu yazıyı yazdım.
Maksadım ne bir fitneye sebebiyet ne de farklı bir şeydi. Bu aziz vatan için geçmişte abilerini, babalarını ve nice sevdiklerini şehit vermiş ve halihazırda şehadet şerbeti içmek için fırsat koyan insanları kardeş görüyorlarsa kardeşlerini suçlamasınlar. Eğer suçlanacak kimse var ise bu söyleyeceklerim de benim ama gözlerimi sağır kuraklarımın ve kıt aklımın değerlendirmesidir. Suçlanacaklar, haram sofralarını kuran, Papa 10. İnnekanta'nın heykelinin önünde Hristiyan Birliği'ni imza atan, Oslo'da teröristler masaya oturan, 30 bin şehidimizin katilini barış elçisi kılan, hırsıza, yolsuzda kanat gelenleri değil de hatta terörist PKK'ya söyleyemediklerini neden bize kusarlar? Vakit birlik vakti ise ki öyledir, affınıza sığınarak sizden talebim bu dergahımızın örnek olarak aldığımız derviş abilerimiz siyaset yapmasın, yapmasınlar ki benim gibi nefsine uyup böyle yazılar yazmasın kardeşleri.
Kardeşi isminin altına yazmış, bunu söylemiş. Kardeşler, bizim siyasetimiz parti siyaseti değildir. Zannetmiyorum kardeşlerimizin de parti siyaseti yaptıklarını. Bizim siyasetimiz bellidir. Bu noktada biz Kur'an, sünnet, vatan millet çizgisinde dururuz. Herkesin hatası, kusuru, yanlışı, eksiği vardır. Siyasetçilerin de vardır. Bizim siyasetçileri, siyasetçileri olduğu gibi doğru olarak kabul etmemiz dinen de sakıncalıdır zaten. Herhangi bir kimseyi de olduğu gibi doğru kabul etmek, bu şeyh olur, hoca olur, üstad olur, bunun adı ne olursa olsun, olduğu gibi doğru kabul etmek, bu da doğru değildir. Bu da dinen sakıncalı, sıkıntılı bir şeydir.
O yüzden ben zannetmiyorum ki yönetimdeki kardeşler tipik birer parti propagandası veya siyaseti yapsın. Bizim kardeşlerimiz bu noktada, Kur'an, sünnet, vatan millet duygusu içerisinde bir şeyin olması veya olmaması gerektiğiyle alakalı siyaset yapabilirler. Kaldı ki bu noktada iştah söz konusudur bunda. İsabet ederlerse Cenab-ı Hak iki sevap verir. İsabet edemezlerse Cenab-ı Hak bir sevap verir. Bir kimse, bir şey, bu siyasetçi de olsa, şeyh de olsa, hoca da olsa, alim zat da olsa, ticaret erbabı da olsa, bir işin içerisine girdiğinde, Kur'an, sünnet tarihinde o meseleye bir iştahat getirip, bir görüş getirdiğinde, isabetli olursa iki sevap olur, isabetsiz olursa bir sevap olur.
Yeter ki burada o kimsenin hareket tarzı, rıza-i lillah olsun. O yüzden normalde bu noktada kardeşler, bunu özellikle söylüyorum. Bilhassa hem tekke yönetiminde, hem de ders yönetiminde olan kardeşler, bir parti propagandası üzerinde durmasınlar. Bu bizim dergahımızda yasak zaten. Biz bu noktada dergah olarak, dergah yöneticileri, dergahın içerisindeki ders yaptıran kardeşlerin, bir siyasi partiye angece olmaları, bakın bu dergah yöneticileriyle alakalı. Yani bir Hüseyin, bir Adnan, bir Halit Hoca, bir Mehmet Ali örneği, bir Cemil, bir Hacı Erkan gibi kardeşler, bir yere gidip, direkt bir partiye, angece olamazlar.
Bu ancak dergahın içerisinde, bizim daha önceden, şeyhin emriyle olan bir şeydir. Geri kalan, bu noktada kendi başına, kimse hareket etmez. Bizim kardeşler de, tekkedeki de, dergahın içindeki de, kardeşler de, varsa dahi siyasilerle irtibatları, 3 aşağı 5 yukarı, motomot %99.9, benimle istişarelidir. Şu ana kadar istişaresiz, iş yapıp bir kardeşimiz yok. Yani örnek, işte İsmail'e teklif etmişlerdi, bir ara mecliste. İsmail geldi, olma, sen İsmail bu sene dedim ben, olmadı. Siyasi şeyler çünkü, bu İsmail, sen bu sene olma, başlayalım. Kim oluyorsa olsun dedim ben, tamam dedi, geri çekildi, olmadı örneğin. Daha önce de normalde, işte gene teklif etmişlerdi, gir İsmail dedim, girdi.
Devam etti orada, bunun gibi. Biz de şimdi İdir'in muhtar, burada mı muhtar, nerede? Ben nedir muhtar bugün? Ha tekkede vazifeli. Mesela onun da, şeyde İdirliler, illaki sen ol muhtar diyorlarmış, o olmuyor. Geldi benim yanıma, ondan sonra daha doğrusu İdirliler'den. Birkaç kişi geldi, ya dedi böyle böyle, olmuyor. Biz onu istiyoruz, köylü de onu istiyor dedi, olmuyor dedi. Dedim, köylü istiyor mu? İstiyor dediler. Dedim, normalde eğer aday olursa dedim ben, kesin mi? Kesin dediler. Yani karşısına belki de aday bile çıkmaz dediler. Dedim, o zaman gönderin bana, gelsin. Geldi, dedim, ol muhtar adayı. Oldu. Bak, onun, ol yani git, ol dememi bekledi. Biz de yönetimde öyle kolay kolay, tespit edilen böyle bir direkt angece olmak yok.
Zaten seçimlerden önce de siyasilerin buraya tekkeye gelmelerini de istemedim. O yüzden bunu da söyleyeyim. Dedim ki, yok seçim dönemi gelip de orada konuşma da yapmasınlar. İşte oy da istemesinler, bize takılmasınlar dedim. Geçen seçim döneminde de çünkü kimse bu noktada gelmesini istemedim. Artık bunu kaldıracak noktada değiliz çünkü. Biz de her partiden, her görüşten arkadaşlar var. İçimizde MHP damarı ağır basan kardeşler var. Ülkücü damarı ağır basan kardeşler var. Var içimizde bu noktada. İşte kendince AK Partili partiyi, seven destekleyen arkadaşlar da var. Az da olsa bizim içimizde CHP'li arkadaşlar da var. Bilmiyorum HDP'li var mı yok bu içimizde.
Ondan bir bilgim yok. Varsa elini kaldırsın. Diyelim ki çok renkliyiz. Bak bir rengimiz eksik mesela. Korkmasın biz burada HDP'lilere ters gözle bakmayız. Burada bakmayız yani. Burası Allah'ın zikir halakası. Burada bakmayız. Çünkü o bizim kardeşimizdir. Ona doğruyu anlatırız. O yüzden burada ters bakmayız. Deriz ki bak burada bir sıkıntı var. Burada bir problem var. Ondan sonra bu noktada bir sıkıntı olmaz Allah'ın izniyle. Bizim içimizde anti siyaset olanlar var. Siyasete komple tamamiyetle karşı olanlar var.
Eyvallah. Anti parti duranlar var. Onlar bana mail çekiyorlar, mesaj çekiyorlar. Hani bu konuda ne diyorsunuz. Benim bu noktada hiçbir şeyim yok. Ne o? Bir dahlim yok. Açık bir nedir? Ben her kim bu milletin iyiliğine bir nokta miktarı kadar bir hizmet etse, bu vatanın kalkınması, bu vatanın birlik ve beraberliği için, mutluluğu için nokta kadar hizmet etse, ben bu noktada onu alkışlayan bir kimseyim.
Bu hangi partiden olursa olsun. Hiç sıkıntı yok. İsterim ki Cenab-ı Hak şu memlekete dillik birlik beraberlik versin. Her türlü terörden muhafaza eylesin. Yani bunlar böyle hoş şeyler değil. Eline silah al, yine kendi kardeşini vur, kendi kardeşini katlet, kendi kardeşini şehit et. Bunlar doğru şeyler değil. Değil. Bu memlekette bir Türk-Kürt çatışmasını organize etmeye çalışıyorlar. Ben bunun başarılamayacağına inanıyorum. Bu noktada kardeşlerin hiçbirisi de, bu Türk'tü, bu Kürt'tü, bu Laz'tı, bu Çerkez'ti, bu Araptı, bu Şuralıydı, bu Buralıydı, gözüyle bakmasın. Kimse. Hiç kimse. Bu dergahta da bu bakış olmasın. Olmadı bugüne kadar.
Cenab-ı Hak bizi korudu, muhafaza etti. Yani biz doksanlarda bile bunun olmadı. Bizim ne Kürtlerle, ne Türklerle, ne Çerkeziyle, ne Lazıyla, ne Arabıyla, ne Acemiyle. Bizim bu noktada bir sıkıntımız, bir problemimiz yok. Kim La La İllallah Muhammeden Resulullah diyorsa o bizim kardeşimiz. Bunu böyle sakın ha dilinizden, gözünüzden, kulağınızdan, elinizden, ayağınızdan bir ırkçılık çıkmasın. Allah muhafaza eylesin. Bu noktada, bu dergahta kardeşlik devam edecek inşallah. Biz öyle gördük üstadımızdan da. Bizim Allah rahmet eylesin, Nefşeli Abdullah Gürbüz Efendi Hazretleri de hiç bu noktada şeyi yoktu. Ne o? Ayrıştırması yoktu. Hiç ama. Ben ağzından hiç duymadım. Hiç ama.
Aynı şekilde Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri de öyleymiş. Ve üstadımızın da Türkiye'nin her tarafından bu noktada dervişi vardı. Tüm yelpazeden. Arnavutundan tutun, Arap'ına kadar, Kürd'üne kadar, Laz'ına, Çerkez'ine varıncaya kadar. Biz imparatorluktan kalma bir ülkeyiz. O yüzden akraba olmuş herkes birbiriyle. Herkes birbirinin içine girmiş. Ayrışması mümkün değil bunun. Dövüşmesi, kavga etmesi mümkün değil. Bizim karşı olduğumuz nokta terör. Benim karşı olduğum nokta terör. Ben 97, 98, 99'da ben Güneydoğu'ya çok gittim geldim. Orada bir Iğdır'a bir alacak kaptır dedik biz.
Para kaptırdık yani oraya. Ben oraya çok gittim geldim. Oradaki insanların çektiği eziyetleri biliyorum. Askerliğim de Doğu Beyes'te yaptım. Ben Doğu Beyes'te askerlik yaparken dış postaydım. Her gün çarşıdaydım. Oradaki gerçekten Kürtlerin ne eziyetler çektiğini biliyorum ben. Bu noktada gerçekten eziyet vardı. Ama bu son dönem yani bir fark kalmadı. Hatta o bölge pozitif ayrıcalıklı oldu. Elektrik parası ödemiyorlar, su parası ödemiyorlar, vergi ödemiyorlar. Bu pozitif ayrımcılıktı. Yani ödemiyorlardı. Bunu bütün ülke biliyor. E buna rağmen yine sıkıntı yaşandı. Allah iyi etsin inşallah. Bunlar bu normalde terörle alakalı meseleler hep dış odaklıdır. İçerideki odaklar da bunu kullanırlar mı?
Evet. Siz elinize silahı alırsanız birisi sizi kullanır. Birisi sizi kullanır. Biz elimize silahı aldık. 18 yaşındaydık daha. Kullanıldığımızın farkında değildik. İhtilalden sonra farkına vardık. Ben ihtilalden sonra farkına varınca iyice, kesinleşince, netleşince ben o gün için karar aldım. Dedim ki Mustafa Özbağ, bir daha dedim eline silahı almayacaksın. Daha benim dervişlikle işim gücüm yoktu. 28 Şubat'ta da aynı şeyleri bizlere teklif ettiler.
Bakın 28 Şubat'ta bizlere teklif ettiler. Silahlanın. Silahlanın, işte gelecek bunlar sizleri evlerinizde basacaklar, öldürecekler, bizi basıp öldürecek olan devletti. Bize söylenen, yapılan provokan da buydu. Alara çıkın. Orada işte silahlı atış talimleri yapın. Silah talim yapın. İşte bu noktada komando eğitimi alın. Kimileri işte kamuflajlar, dürbünlü tüfekler, kasaturalar, silahlar, bomba yapımıyla alakalı bilgiler. 28 Şubat'ta aynı şeyleri bizlere teklif ettiler. Bizatihi bana gelip söylüyorlar. Bana gelip söyleyen bir kimseye ondan sonra olay tv'de televizyonda izledim.
Silahlarla beraber tutuklanmışlar. Eşiyle, çoluğuyla, çocuğuyla beraber almışlar. Sabahını beri de aldılar. Bizim 28 Şubat'ta biz evde yokken çok bizim evimiz girip arandı. Hiç biz eve geldiğimizde evin aranmış olduğunu görüyorduk. Hırsız değil, ev aranıyor. Zaten beni sorguya aldıklarında da birisi ağzından kaçırdı. Bu cemaat tarikatçılarının içerisinde en safı senmişsin dedi. Neden dedim ben? Evde bir bilezik bile bulamadık dedi. Ulan bizde yemeğe ekmek parası yok.
Bilezik ne arar evde? Evde altın aramışlar. Para aramışlar evde. Silah arıyorlar, bir şey arıyorlar. Kaçak yayın bir şeyler arıyorlar. Arıyorlar bir şeyler. Biz Allah'a hamd ettik. Kendileri bırakıp da biz bulduk demedikleri için. E şimdi bir de bu tarafı var. Cenab-ı Hak korumuş. Yani içeri girse, bıraksa, bir saat sonra da gelse, tekrar arasa, evde bulduk dese, seyretsen sinemayı. Bir de işin bu tarafı var. Bu da olabilir miydi? Olabilirdi. Allah muhafaza eylesin. Elinize silah almak yok. Bunu 28 Şubat'ta çok söyledim ben. Şimdi gene söylüyorum.
Elinize silah almayacaksınız hiç. Yasak. Yasak. Asla. Ruhsatsız silah bile evinizde bulundurmayacaksınız. Yasak. Evet. Allah muhafaza eylesin. Amin. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Fâle bennehu. Lâh. Fâciha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.