mustafaozbag.org

452. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Ağustos 2015 · 23:15

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin. Hayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Suriye'yi yıkmaya çalışanlar mı Esad'ı kötü gösteriyor? Yoksa Esad halkına zulüm ediyor. Muhaliflere destek vermek doğru mu? Yoksa onlar da PKK gibi terörist bir topluluk mu? Evet. Bütün bu noktada İslam hukukuyla hukuklanmayan her türlü oluşum zulümdür. Suriye'de tabi bu Esad'la alakalı sıkıntı yeni değil.
Oradaki Müslüman kardeşler daha önce bu sistemle bir mücadeleye girdiler. Sistemle o zaman için böyle bir silahlı mücadele de değildi. Sadece Kur'an ve Sünnet Tariyesi'nde böyle bir Mısır'daki gibi. Öyle söyleyeyim. Çünkü Müslüman kardeşler hiçbir yerde silahlı bir çatışmayı, silahlı bir kalkışmayı öngörmez. Öğreti olarak. Normalde fark ettiyseniz Mısır'da da böyle bir şey yapmadılar. Müslüman kardeşlerden ayrılan Filistin'deki İsrail'e karşı mücadele edenler hariç. Onlar farklı bir kendilerince yol tutturdular ve İsrail'e karşı silahlı mücadele yaptılar.
Bu farklı bir cenahta değerlendirmesi lazım. Şarttı zaten. Ama Müslüman kardeşlerin örgütlenme açısından Mısır, Yemen, Ürdün, Suriye, Irak bu bölgelerde çalışmaları, faaliyetleri silahlı mücadele eden yana değildir. O yüzden öyle olmasına rağmen Esed'in babası olan Hafız Esad, Hama ve Humus'u bütün tanklarla, toplarla bu noktada çevirip iki şehri birden yok etti.
İçeridekilerle beraber. Tabi gençler şimdi bunları takip etmediklerinden bilmezler. Yaş olarak da bilmezler. Öylesine sürgüne gönderildi ki, ondan sonra normalde büyük bir çoğunluğu sürgüne gönderildi. Ardından yeniden orada Müslümanlar yeni yeni böyle bir şeyler yapmaya başladılar. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye'deki Müslümanlara uygulanan 3 aşağı 5 yukarı farklı bir şekilde Suriye'deki Müslümanlara da uygulandı.
Ve Müslümanlar orada bir hayli zulüm gördü, eziyet çekti, bir hayli şehit verdiler. Ellerine silah almamalarına rağmen. Tabi dönem değişti, gün değişti. Dünya kendince farklı bir noktaya doğru yürümeye başladı. Sonuçta Arap Baharı denilen aldatmaca çıktı orta yere. Arap Baharı ile beraber İslam dünyasında yeniden bir değişiklik, bir dönüşüm söz konusu oldu.
Ve Mısır'da Müslüman kardeşler seçimle iş başına geldi. Mısır'da Müslüman kardeşler seçimle iş başına gelince baktı ki Orta Doğu'yu dizayn etmek isteyen güçler bunlar demokrasiyle, demokrasi denilen aldatmaca Müslümanların lehine işliyor. Müslümanların lehine işleyince Mısır'da Müslüman kardeşleri durdurmaya, bu noktada Müslüman kardeşlerin önünü kesmek için uğraş verirken Müslüman kardeşlerin ikinci en büyük güçlü olduğu yer Suriye.
Suriye'de Müslüman kardeşlere karşı baskı başladı. Bastı başlayınca Esed öyle düşündü. Yani Müslüman kardeşler burada normalde kalkışmaya yapmadan ben onların üzerine gideyim, Batı'da beni destekler bu noktada dedi. Esed de onların üzerine gitti. Ama ve lakin Suriye'de Mısır gibi olmadı. Veya Mısır'ın da bundan 3 yıl sonra, 5 yıl sonra, 1 yıl sonra ne olacağı belli değil.
Ama Mısır'daki askeri güç Suriye'den kuvvetli ve Mısır'da Mısır'ın selefisi, Mısır selefisi komple Mısır'daki darbecilerin yanına geçince oradaki İslam kuvveti parçalanmış oldu. Ve selefiler darbecilerin yanına geçince, işte diğer unsurlar, hani tam sağlam Müslüman kardeşler yanında değil ama işte Müslüman, bunlardan da dökülenler oldu.
Böylece Mısır şu anda, bugünkü noktada fiziki olarak Mısır'da Müslüman kardeşler ne yazık ki galip gelemedi. Orada Müslüman kardeşlerin şu anda kanı dökülmekte bir hayli orada sıkıntı ve üzüntü var. Ama aynı oyun kurucular Suriye'deki oyunu böyle kurmadılar. Suriye'de bir iç savaş öngördüler. Bu böyle bizim Türkiye'ye bize normalde şeyi, ne o, yansıması, Türkiye'ye yansıması. Sanki hükümet, oradaki muhalif güçler destek görüyor, Suriye'deki iç savaşı hükümet başlatmış gibi böyle bir algı oluşturdu, alıştırıldı Türkiye'de. Normalde Türkiye'deki o algıya yardım edenlerin arkasında ve Türkiye'ye o algıyı oturtturanlar farklı bir şey yapmak istiyorlardı.
Hala da onu yapmak istiyorlar. Bu yapmak istedikleri şey, hani siz orada muhalifleri desteklediniz, biz de burada PKK'yı destekleriz. Burada da böyle bir iç savaş çıkar ve siz de buna bir şey diyemezsiniz noktasıydı. Suriye'de bir bölünme, parçalanma projesi var. Suriye'yi bölecekler. Suriye'nin bir kısmını, yani Esed'in ve onun aşiretini ilgilendiren yüzde onluk, onikilik bir kısmını, Laskiye, o bölgede onlar, bu Nasrani olanlar, onları bir bölgede yapacaklar, bir bölgede onlar olacak.
Suriye'nin bölünmesi lazım, İsrail için. Şu anda en zayıf halaka iki tane yer var, bölünme için. En zayıf yer. Ama normalde şu anda Golon tepelerine, zaten İsrail oturmuş vaziyette, İsrail güvenlik amaçlı biraz daha o su ve yeşillik olan yerlerde Golon tepelerinden biraz daha içeri doğru yürüyecek. Yani Suriye'nin üçte birini İsrail alacak. Plan o. Suriye'nin üçte biri de şu anki Nasrani'lere kalacak. Suriye'nin diğer üçte birini de oradaki Kürtlere vermek istiyorlar. Türkiye de diyor ki, ben burnumun ucunda oldu bittiye getirip burada bir Kürt devleti istemem. Vuruyor şu anda.
Bu esnada da Türkiye şu anda, daha doğrusu Güneydoğu'da ne varsa vuruyor. Bu da kendi iç algısıyla alakalı. Türkiye de baktı, normalde barışla, işten yok, gülücükle, tatlılıkla, muhabbetle bu iş gitmiyor. Olmayacak, olması da mümkün değil. Ama bunu denemesi lazımdı devlet olarak, bunu göstermesi lazımdı devlet olarak, içerideki iç dinamikleri göstermesi lazımdı. Fark ettiyseniz mesela şu anda PKK'ya boyuna her gün uçaklar sort yapıyor, darmantahat ettiler orada. Fark ettiyseniz içerideki Kürtlerden hiçbir itiraz yok. Bunun sebebi şu, Türkiye kartlarını açık oynadı.
Önce kendi içine dedi ki, bakın ben savaştan yana değilim. Gelin makul seviyede isteklerinizi söyleyin. Biz de makul seviyede olanları yapalım. Bitsin bu iş. Bununla alakalı bütün her şey yapıldı, gerekli sözler verildi, adımlar atacak herkes. Sen bir adım atacaksın, ben de bir şey yapacağım. Sen bir adım daha atacaksın, ben bir daha bir şey yapacağım. Türkiye çıkarılacak olan ilk yasaları çıkardı. Ardındaki adam, adım silah bırakmaydı. E silah bırakmayı yapmadılar. Bu sefer yeni bir anlaşma yapıldı. İyi silah bırakmıyorsanız silahlı unsurlar ülke dışına çıksın. Onu da yapmadılar. Ardından silahı seçimlerde kullandılar. Asıl devletin bıçak kemiğe dayandığı yer dedi, burası.
Devletin, hükümetin değil. Bir de devlet var çünkü. Devletin bıçak kemiğe dayandığı yer orası. Devletin bıçak kemiğe dayandığı dedi, bitti. Oradan gelen bana haberler var. İşte ben böyle konuşuyorum diye benim telefonumu bulup, Güneydoğu'dan telefon açanlar var bana. Değişik şeyleri söyleyenler var. İşte siz böyle cesaretli konuşuyorsunuz. Teşekkür ederiz. Allah razı olsun gerçekten sizin dediğiniz gibi değil. Bana telefon açıyorlar. Yani o sandıkların başında ne sandık memuru, ne saymanı, ne müdürü, ne amiri, ne öğretmeni, ne işçisi. Hiçbir şey yok. Sandık filan kurulmamış köylerde, mühürlerde, bazı yerlerde.
Bildiğiniz sandık. Değil mi gidecek köyün okulunda filan? Yok öyle bir şey. Sabahleyin 8.30 herkes tök tök tök … oylar kullanıldı. Diye mühürler basılmış, zarflar mühürlenmiş, bitmiş. Yani Güneydoğu'da seçim saat 10.30'da bittiydi. Bana 10.30'da telefon açtılar. Seçim bitti burada ne o? HDP kazandı dediler. Nasıl dedim ya? Her tarafta ful bütün şeyler ne o? Sandıklarda ful HDP çıkıyor. Çünkü hiç kimse ne o? Sandığa gitmedi. HDP'liler sandığın başında herkes mühürledi. Attı dediler. Ve böylece Türkiye için ayrı bir senaryo başladı. Bitti mesele. Bu saatten sonra normalde Türkiye'nin o PKK ile MKK ile anlaşma noktası yok.
Bitti. Anlaşmazlar. Anlaşıyormuş gibi görünürler. Bitti. Türkiye bundan sonra Güneydoğu'nda ve Doğu'nda ne o? eli silahlı hiçbir unsur kalmayacak. Zaten tutmayacak. Yani o bitti o. Şimdi bağırışıyorlar ya boyuna. Barış yapalım diye. Yani Türkiye İŞİD'e karşılık PKK'ya aldı. Oturdu Amerika ile pazarlık yaptı. Dedi ki sen İŞİD'i vuracaksın. İŞİD'i vurmak için bana ihtiyacın var. İŞİD'le mücadelede bana ihtiyacın var. O zaman dedi ben de kendi mücadelemi vereceğim. Bana seslenmeyeceğim dedi. Bu kadar basit anlaşma. O da seslenmeyeceğim dedi. Bu sefer o işi de vuruyor. Türkiye'de PKK'yı vuruyor. İçeride de bilinen 1500 kişi bilinmeyenlerle beraber vardır herhalde 2000-2500 kişi.
Siz diyeceğiniz böyle bir şey olur mu? Evet. Nereden biliyor? 28 Şubat'tan biliyor. Seni alırlar götürürler. 3 gün, 5 gün, 10 gün arabalarda dolaştırırlar. Olmadı götürürler bir yerde kapatırlar. Nereye gittiğini bilmezsin. İşleri bitince bırakırlar. Seni ne dava atacaksın, ne şikayet edeceksin hiçbir şey yoktur. Kayıtlı evrak yok. Hiçbir şey yok. Faili meçhul dedikleri bu. Öldürdüklerini de öldürüyorlar zaten. Götürüyorlar bir yere gömüyorlar. O da faili meçhul oluyor. Devlet faili meçhul yapar mı? Önceden yaptı. Yaptı mı yaptı?
Eyvallah. Şimdi Suriye'deki durum keşmekeş. Ve Suriye'deki muhalif olanlar da, gayri muhalif olanlar da, hepsi de eline silahı aldı. Devlete karşı eline silahı aldı. Bitti. Bunu İslami entelektüel olanlar, alim ulema olanlar, kendi içlerinde tekrar bunu analiz edecekler.
Kendi içlerinden, bunun fetvasını verenler, kendi içlerinde analiz edecekler. Bunu sizin topraklarınızı yabancı bir unsur olarak işgal etmeye gelenlere karşı devletin gücü yetmezse, vatandaşın silahı aldı. Vatandaşın silahlanıp kendi topraklarını bu noktada koruması farzayındır. Filistin'deki Filistinlilerin İsrail'e karşı mücadelesi ile, Müslümanların kendi ülkelerindeki sistemle olan mücadelelerini aynı kefeye koyma iştahat hatası, bu noktada İslam ülkelerindeki Müslümanlarla sistem arasında sonu bitmeyen bir savaş başlangıcı.
Ve Müslümanlar bu noktada işin acı tarafı veya işin görülmeyen tarafı bu savaşmasını bilmiyor, ellerinde silah yok. Orada silahlı mücadele fetvasını verenler, etrafındaki Müslümanların öldürülmelerinden sorumlular. Ben o yüzden yıllardan beri bangır bangır bağırırım hep. Beni de belirli insanlar korkaklıkla, işte pısırıklıkla suçlarlar.
28 Şubat'ta da aynı şekilde suçlandık biz. Ben arkadaşlara sokağa çıkmayın, sokağa düşmeyin, sakın elinize bir şey almayın, sakın elinize silah vermek isterler almayın. Ulu Cami'de slogan atıyorlardı, arkadaşlara diyordum ki, Cuma'ya Ulu Cami'ye gitmeyeceksiniz. Çünkü tarih boyunca görülmüştür ki, elinde silah olan devletsiz gruplar sadece terör ve anarşi çıkarırlar.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Medine'de Medine Devletini kurdu. Medine'de devlet kurduktan sonra Mekkeli müşriklerle savaştı. devlet kurunca Mekkeli müşrikler o Medine'de Müslümanları katletmeye geldiler. Ve Medine'de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bütün Medine'li gruplarla birleşip, Medine'yi savundu, korudu. Uhud savaşı Medine'nin korunmasıdır. Asıl amaç, asıl ana tema budur orada. Ama görüldü ki işte Suriye'de, görüldü ki işte Mısır'da ufak tefek, görüldü ki başka yerlerde eline silah alıp da orada İslam getirmeye çalışan insanlar, ne yazık ki etrafındaki insanların ölmelerine sebep oldu.
Birisi şunu diyebilir, biz cihat ediyoruz ve cihat sevabını kazanacağız. Haydın cihada. Bu harika bir portre, harika bir söyle. Ama bunun arkasını hiç kimse hesap etmiyor. Bunu Hanefiler öylesine, savaş hukukunu öylesine bir, bunu anlatmışlar ki, bir imam ancak galip geleceğine inanırsa, etrafındaki insanları bu noktada savaşa sürükleyebilirse caiz olur.
Elinde uçağın yok, elinde tankın yok, elinde tüfeğin yok, elinde hiçbir makinenin, tesisatın yok, sen tanklı, tüfekli, düzenli bir orduya karşı galip geleceğini düşünerekten savaşmak, etrafındaki insanların katılmasına sebep olmaktan başka bir şey değil. O yüzden Suriye'deki Müslümanlar bu noktada benim nazarımda bencesi iştahat hatası yaptılar.
Ellerine hiç silah almadan günlerce yürüyüş yapabilirlerdi. Ellerine silah almadan oturum eylemi yapabilirlerdi. Ellerine silah almadan başka bir şey yapabilirlerdi. Hiçbir şey yapamıyorlarsa, hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederlerdi. Benim bu noktadaki iştahım bu. Şakasına, yalan söyleme ve abartma gibi davranışlarım alışkanlık haline geldi. Çok uzun süredir devam ediyor, neler yapabilirim. Nefis insana heva ve hevesir. İnsan heva ve hevesine düşerse, normalde böyle bu tip abartılara, bu tip böyle şaka da olsa yalanlara, bu tip şeylere fazlaca düşer.
Allah muhafaza eylesin. Eşyaya karşı çok kaba davranıyorum, sinirlenince kırıp dökmek istiyorum. Bunun sebebi nedir ve nasıl davranmalıyım? Kibirlilikten kaynaklanan bir şey. Kibirli olanlar böyle bir şeyi kırıp dökmek için bahane ararlar. Kendilerinin sinirli olduğunu söylerler. Ve bir şeyi kırarlar, dökerler. Bu kibirlilikten Allah muhafaza eylesin. Cümle Ümmet-i Muhammed'e hayırlı cumalar olsun. Miraç'ta Peygamber Efendimiz'e sunulan içeceklerden sütü seçmesinin nedeni, bunun ümmete yansımaları nelerdir? Sütü seçmesini Cebrail Aleyhisselam, âlâ isabet ettin diyor, süt ilme işaret. İbadet ve taatlerde neden bir düzel tutturamıyoruz, nerede yanlış yapıyoruz, nereden başlamalıyız, neden sağlam Müslüman olmayı başaramıyoruz.
Farzlardan asla taviz vermeyin. Asla günah-ı kebahine girmeyin. Bu iki şeye sımsıkı tutunun. Bu iki şeye sımsıkı tutunanın Cenab-ı Hak işini doğrultursun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi