Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Ağustos 2015 · 1:32:34
Allah gecenizi hayır etsin, inşâAllah. Cenab-ı Hakk'ın yüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, inşâAllah. Sizce Türkiye'de olan bu karı sıkıntıda Türkiye'nin savaşa çekilme oyunlarımı, hedefleri, partiler nasıl böyle rahat, tehdit edip provokasyon yapıyorlar, bunların yargılanması gerekmen mühim.
Bunlar, iç savaş sebebi değil midir, silahlanın diyorlar. Hıh, Türkiye, son dönemlerde en sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Bu meydanların, bunu zaten görmemek için kör olmak lazım. İnşâAllah bu süreci de bu ülke atlatırsın, inşâAllah. Burnu kanamayın, bir sıkıntıya girmeden beş, altı yıl oldu. Türkiye'ye savaşa katmak için. Orada hızlı bir operasyon var ama ister sevim, ister sevmeyi, ister kabul etmem, ister kabul etmem. Tayyip Erdoğan ekibinin ülke içerisinde en başarılı oldukları noktalar birisi, ülkeye ne olacağı belirsiz, yaklaşık altı, yedi yıl önce de savaş ortamını savaşa katmamak.
Normalde zaten Türkiye'nin veyahut da AK Parti'nin operasyona uğramasının sebeplerinden birisi de var. Normalde ülkeye operasyon yapıyorlar, ülkeye operasyon yapmalarının sebebi, Türkiye'nin bu noktada savaşarak zayıflaması, ekonomik olarak krizlerle zayıflatamadık ülkeyi savaşarak, örtülü bir savaşta, düşmanı belli olmadık savaşta ve bitmeyecek bir savaşta ülkeyi kaos olsun diye, bu noktada savaş olsun diye zayıflatmıyor.
Benim gördüğüm bu, bunu bunun bir başkası başka türlü değerlendiriyor, herkesin değerlendirmesi kendine ait. Bu normalde inşallah yine bu dönem fazlalaştık, hem içeriden hem dışarıdan yaklaşık gezi olaylarından beri ülkeye görse görülür bir şekilde örtülü olmayan operasyon yapıyorlar. Örtülü olmayan dediğim bazı operasyonlar gizli yapar. Uluslararası güçler. Ama bu operasyon gizli filan değil. Tabi ülkenin içerisinde bu uluslararası güçlerin kullandıkları yerel güçler var. O yerel güçlerle de hareket ederler. Bunlar ama bir siyasi kanatdır. Ama o dini olarak bir cemaat, bir tarikat kanatıdır. Ekonomik olarak kanadı vardır. Askeri bürokrasiden, sivil bürokrasiden kanatları vardır.
O yüzden bu uluslararası güçler bu kanatlarıyla hep beraber böyle bir operasyonun içindeler. Ta gezi olaylarından beri gezi olaylarında başlayamadıklarını, beceremediklerini becermek için, başarmak için güçlerle mücadele ediyorlar. Çünkü Orta Doğu'da hangi ülke, hangi ülke olursa olsun batının sözünü dinlemeyin, İsrail'in sözünü dinlemeyin. Büyük ülkenin büyümesini istemezler. Bu ister İran olsun, ister Irak olsun, ister Suriye olsun, ister Sumud olsun, ister Lübnan olsun, ister Yemen olsun, önemli değil. İsterse Pakistan olsun, ister Afganistan olsun, ister Türkiye olsun. Bunların içerisinde Türkiye'nin hiç büyümesini ve güçlenmesini istemezler. Cenab-ı Hakk'ın bu takdir-i ilahisi, Türkiye'yi Rusya'nın önünde güçlü olması gerektiği için soğuk savaş döneminde Türkiye'yi askeri olarak güçlendirdiler.
ve Türkiye'yi fazla asker tutması için desteklediler. Çünkü soğuk savaş döneminde Rusya'yla bu noktada sınır Avrupa'nın sınırı olan Türkiye'nin NATO bu iyisi güçlenmesi lazım. Normalde işte F-16'ları satırlar, F-35'i satırlar filan değişen bıçakları bize satırlar. Bunların sebebi normal Rusya'ya karşı kullanmak ve kendi halkına karşı kullanmak ve kendi halkına karşı kullanmak. Ama bu normalde, bunlar Türkiye'nin elinde, Türkiye'de şu anda atom bombası da var. NATO, biz ikinler geri vermediler. ülkenin elinde NATO'nun silahları var, emanetler bunlar. NATO geniş diyor, yazı yazıyor. Bulamıyorlar silahları, onun gibi. Şu anda iki tane, üç tane, bir bittiğim kadarıyla Türkiye'de atom bombası var.
Bulamıyorlar. Bulamıyorlar. Türkiye en mantıkları var. Vatan bombası da NATO'nun değil, Amerika'da. Türkiye'de lazer güdümlü veyahut da bu işte nükleer güdümlü füze de var. Bunlar kendi yaptıkları var. Rusya'da kendi yapmamışlar. Türkiye değil. Askeri güç. Bu askeri güç tabi önceden NATO bünyesinde Rusya'ya karşı kuvvetlendirilmiş bir güç.
Ama sonradan işte Türkiye kendince gücüne biraz daha güç ekleyerekten savunma sanayini, öyle diyorlar ya savunma sanayi değil mi, savaşma sanayi değil mi? Dili savunma sanayidir. Uluslararası bilin. Bunun gerçeği, savaşma sanayidir. Bunu güçlendirdiler. Ekonomik olarak da Türkiye'ye operasyon yaptılar. Bu operasyonu tutmadı yerli yerinde. Türkiye bir şekilde bu operasyonları artlattı. Orta Doğu'daki paratör şeylerle, Katar'daki Bahreyn'deki büyük para babalarından, uçaklar dolusu para getirerek de piyasaya sürdüler. Kağıt aldırdılar, kağıt saftadılar, dolar aldırdılar, dolar aldırdılar. Bir şekilde kriz görmeden Türkiye bu safrayı geçti. Ama ve lakin kapı dayandı.
Bu iş dayandı. Sıcak savaş ve uluslararası bir oyun. İşin dedikleri, DEAŞ dedikleri, onunla ne derslerine değil. Bu uluslararası bir oyun. Türkiye'de, Batı'da, Amerika'da, Kanada'da ne kadar sünni savaşmayı düşünen kendince Müslümanlar varsa hepsi de Batı'dan, Kanada'dan, Amerika'dan, IŞİD büyüyesi altında, Orta Doğu'da toplanıyor. Yine Amerika'da, Kanada'da, Batı'da ve Doğu'da ne kadar şia savaşması gereken Müslümanlar varsa, Bunlar da Irak ve Suriye devlet şemsiyesinin altında toplanıyorlar. Herkes birbirleriyle cihat edeceğini düşünerek de birbirlerini batır, kurduruyor, birbirlerini yediriyor. Tabiri caresi Müslümanları, Müslümanları katlediyor.
Türkiye'de de normal mevcut hükümeti bu noktada zayıflatacak olan bir cemaat AKP kavgası çıkardılar. Böylece de cemaat AKP kavgası hem cemaat güç kaybediyor hem de AKP güç kaybediyor. Cemaat halk nazarında güç kaybediyor. AKP de normalde oy nazarında, oy nezdinde güç kaybetti. Böylece ne dünya sisteminde kuvvetli bir cemaat kaldı ne de ülke içerisinde kuvvetli bir hükümet kaldı.
Devletle de PKK savaştırılıyor. Devletle de PKK savaştırılarak da devletin de gücü kırılmayı, hedeflerini düşünmüyor. Bunun içerisinde böyle bir karma karışık bir denklem var. Allah bu oyunu bozuyor. Kulağa edelim inşallah. Memleketimiz için, vatanımız için, insanlarımız için. Sizin hayırlısı, şerbinlerinde hayır vardır. Biz durunca inşallah hayır olur. Ama böyle biraz ben tabiri caizse derin nefes aldım. MHP'nin seçim gecesi çıkışıyla. MHP bu noktada kurulan bütün oyunları, tezgahların dışından çıkmakla da kalmadı. Bu kocaman tezgahı boztu. Yoksa Batı'nın istediği CHP, HDP, MHP kolyosu yok. MHP bu noktada devlet bahçenin milliyetçi muhafazakar tutumu yapısı ve devletin içerisindeki derin devletin milliyetçi muhafazakar yapısıyla ortaklaşa hareketiyle hepsine bir gider yaptı alayına da.
Dedi ki seçimse seçim, bir an önce seçim dedi, o hiçbir kolyosu yokuz dedi. Böylece vurgulanan, düzenlenen, tertip edilen oyunun hepsini bozulunca. Ve hepsi de bozulunca en kısa zamanda, en mafı zamanda zannet olunca bir seçim olacak. O seçimde de herkes dersini seçimlerden, dersini almış olarak da yeniden seçimlere geçecek. Yeniden seçimlere gidince, işte örneğin kafalarında geçen devletin kafasından geçen, onlar da herkes bu boyunun ölçüsünü aldı. HDP'ye yirmi beş otuz tane milletvekili, MHP'ye seksen doksan tane milletvekili. AK Parti'ye de iki yüz doksan üç yüz, üç yüz doksan doksan mükemmel olup kullanılacak. Çünkü milletvekili geri kalındı CHP, herkes sağ selamın hayatının yoluna devam edecek.
İstedikleri, vurguladıkları şey bu. Ama buraya giderken kolay gitmeyecek, biraz sancılayacak. O yüzden sıcak bir yazının içindeyiz, sıcak bir son bağrının içindeyiz. Bu noktada, bu benim kendi öngörüm. Şeyler, illerde, büyük illerde, büyük hadiseler olabilir. Provokasyon işler, hareketler olabilir. Devlet inşallah bunun önlemini alır. Bugün işte bilmem kaç tane ilde ortak bir hepsine güzel bir şey olmuş, ne o? Operasyon olmuş, toparlıyorlarmış. Bunların sık sık olması gerekiyor. Böylece olayları karışacak. Demircem işte böyle silahlanmaya kalkışlar. Bütün hepsinde derlenin, toparlanın, derdest edin. En azından altı ay içerlerde tutunmaları lazım hepsinin.
Zaten altı ay, yedi ay içerde tutmayan da hakları var. Atarlar adamı içeri. Altı, yedi ay sonra tiyansın, özür dileriz. Hiçbir şeyiniz yokmuş derler, bırakırlar. Bunlar devletlerde olan şeyler. Az bile yapıyorlar. Adamlar İstanbul'da işte bir kenaze merasimini karşılarken uzaktan böyle uzun damlulu tüfekler, keleş derler. Bu kadar üzülüyüm. İşte düzenin raydan çıkması olmadı ama göz yummazlar, müsaade etmezler. Tabi bazen insanlar kendilerince haddini aşarlar. İnsan haddini aşar ya. Bunlar da hadlerini aştılar. Gerekli ders alırlar inşallah. Devlet hukuk içerisine verir inşallah. Dermişin dergah adatları nelerdir?
Dergah içindeki hal ve hareketleri nasıl bulmalıdır? Zakat çavuş ve diğer görevlerin görevleri nelerdir? Allah razı olsun demişlerdir. Bizler bu tip adam herkana bakarken Kur'an ve sünnet dairesinde kalmayı iyi ederiz. Sünnet-i Resulullah'a bakarız. Bizim dergihsik adam bu herkanımız sünnet-i Resulullah çerçevesindedir. Ehli tasavvur kendine ölçü olarak sünnet-i Resulullah alır. Ehli tarikat kendine ölçü olarak şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna diye diyoruz. Yani benim şeyhim böyle yaptıydı, biz de böyle yaparız. Benim şeyhimin şeyhi de böyle yapmış, biz de böyle yaparız. Ölçüsünde gider tarikatlar. Ehli tasavvuf ise kendisini direkt sünnet-i Resulullah'a bağlı.
Bu, bu fakirin yoludur. Ben şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna yolunu tercih edenlerden değil. Benim için yol sünnet-i Resulullah'ta. O yüzden bizim dergâhtaki adamımız, herkanımız, hareket tavrımız, tarzımız sünnet-i Resulullah çerçevesindedir. Şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna demeyiz. Biz direkt Hz. Resulullah sallallahu ve selam'a bu noktada nasıl davranmış? Ashab bu noktada nasıl davranmış? Tabi nasıl davranmış? Tabi nasıl davranmış? Ona bakarız biz. O yüzden dergâhın içerisinde bizi böyle çok sertleşmiş, köşeleşmiş, burada şu yapılır, burada bu yapılır noktasında durmayız. Biz sünnet-i Resulullah çerçevesinde haram işlememeye gayret ederiz. Kardeşlerin arasında kardeşliğin tesis olmasını isteriz.
Haram dairesinin dışında helal dairesinde bir kardeşlik tesis eder. Allah'ı sevme, Resulullah sallallahu aleyhi ve selam'a sevme, gayret ederiz. Yolumuz, müsturumuz budur. O yüzden yapmış olduğumuz tavır, davranış, fiiliyat, söz, fikir her ne varsa hepsinde sünnet-i Resulullah'a uygun olmasını isteriz. Yeni evliyim, eşim açık nasıl kapanmasını isteyebilirim, bir de ben namaz kılıyorum, eşim kılmıyor, kıl desem de kılmıyoruz bir de.
Evlilik kurgulanırken, kurulurken, evliliklere götürmenin ilk yolu evliliği kururken, evlilik kurma aşamasında Kuran-ı Sünnet-i Resulullah'ını ayakta tutmaktır. Onu öne getirmektir. Nikah güç şey için yapılır, siz dindar olanını seçiniz. Güzelliği için, zenginliği için, dini için siz dindar olanını seçiniz. Buradaki dindarlıktan kasıp güzel ahlaktır. Kuran-ı Sünnet'in dolmazsa olmaz noktalarını önde tutmaktır. Kimisi güzelliği önde tutabilir. Erkeklerde güzellik, yakışıklılıktır. Kadınlarda güzellik arayabilir. Kimisi erkekte veya kadında zenginlik arayabilir. Bir de başka bir adı istedir. Dört de onunla da nesep, soy olarak söyler. Birisi de soy, nesep olarak da bunu arayabilir.
Ama evlilikte aranılacak olan birinci şart bu noktada o kimsenin kendince dindar olması. Dindar olmasına baktığımızda o kimsenin Kuran ve Sünnet ahlakına uygun bir ahlak davranışta bulunulması. O yüzden eşler birbirlerinden ararlarken evlenmezden önce bunu aramalılar. Eğer bir erkek evlenirken eşinin açık olduğunu gördüğü halde onu kabullenerekten aldıysa onun üzerinde tahakküm kurmaya hakkı yoktur.
Niçin yoktur? Onu bile bile almışsın sen. Veya bir kadın evlenirken eşinin içki kullandığını biliyorsa onu evlendikten sonra içkiyi bırakmazsa ben senden boşanırım deme noktası yoktur. Her ne kadar bazı alimler buna fetva verirler derler ki içkiyi bırakmazsa boşanma hakkı vardır. Kadın örtülmezse erkeğin ona boşanma hakkı vardır der. Böyle fetva da var, böyle fetva verenler de var ama bir sürü hiler buna bu açıdan bakmayız. Biz sabırla bu meselenin hallolacağına inanırız. Bu noktada taraflar evlenirlerken birbirlerinin eksik noktalarını görerek, bilerekten evlendiler. Eksikliklerini ve noktalarını evliliklere devam ederken tatlı ve yumuşak bir şekilde tamamlamayı hedefleyecekler.
Bunun için namazı zamanla tamamlayacaklar, koruncu zamanla tamamlayacaklar. Uzun bir yol, evet uzun bir yol ama bereketli ve güzel bir yoludur. Bir kimsenin bu noktada namaz kılmasına, dini ibadetlerine yapmasına vesile olmak büyük bir noktada dairedir. İnşallah böyle yavaş yavaş olsun. Cefa, vefayı açıklar mısınız? Çek cefayı, sür sefayı demişsiniz. Vefa, bir şeye sırtını görmemektir, bir şeye nankörlük etmemektir. Vefa, sana uzanan evli hiçbir zaman unutmamaktır. Cefa bakış açısına göre çok değişir. Ama en sufice, en kısa tabiri halkın eziyetleridir cefa. Etrafın sana olan eziyetleridir.
O yüzden, bunu sufice baktığımızda, sufi olduğunuz için etrafın size bakış açısı, davranış biçiminde diyebiliriz. Namazda ellerimizi omuzumuzdan üç defa geçerse sıkıntı olur diye bir şey bilmiştim. Bayanlar için evet, bu omuz hizasını onlar tekbir getirirler ki, omuz hizasını da getirirler. Omuzunun geçti, geçmedi bir problemini yapmaya gerek yok. Ne yazık ki Ümmet-i Muhammed'in böyle bir hastalıkları var. Kulağının neresine değecek, kulağının hizasına mı geçecek, yok altına mı geçecek, yok üstüne mi geçecek? Allahu Ekber de, dur namaza diyen yok. Adam Allahu Ekber demiş, namaza durmuş, elinin kulak mesafesinden yumuşaklığına mı dokuldu, yok kısağına mı dokuldu, ona mı bakacak namaz mı kötü?
Muhakkak ki namazda tadirli halkan önemli, muhakkak ritüeller ve şekiller zahiri önemli ama namazın aslı o değil. Bu biraz şuna benziyor, hani insanlar oturmuşlar, haram olup olup dolaşıyor, sineğin kanı abdestimizi bozdu mu, bozmadı mı, o noktasına giriyor. Veyahut da hani, Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a gelmişler ya, bu Iraklılar. İşte sineğin kanı mı, nece, havluya kanı demiş, havluya kanı demiş, mu bozar mı? İhrama demiş. İhrama sineğin kanı dokunmuş, ihramı bozar mı, bozmaz mı diye soruyorlarmış. Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah, Radıl Rahman Hazretler demiş ya, siz bir Peygamber'in torununu katlettirmesin. O kanı düşünmezken de, sineğin kanını düşünüyorsunuz demiş.
Yalnız ki Müslümanlar biraz da o hale geliyor, Allah bizi affetsin. Hz. Adem'in çocukları kardeşlikten nasıl çoğaldı? Hz. Adem'in hukuku kendine özel bir hukuktu. Hz. Adem'e aittir. Havva annemiz altı ayda bir doğum yapardı. Bir tek Havva annemize aittir bu hukukta. Havva annemizden sonra doğan altı aylık çocuklar zamanından, vaktinden önce doğmadı. Ama altı aylık çocuklar da altı aylığını doldurunca vücutları bir tamam olur. Altı aydan sonraki her türlü çocuk normalde diyete tabi olsun. Herhangi bir kusur bir şey olursa. Şimdi bu manada bakılacak olursak, Hz. Adem'in çocukları Havva annemiz altı ayda bir doğdu. Bunu bazı alemler çaprazlama anlatıyorlar.
Diyorlar ki bir batımda bir erkek bir kız doğdu, ikinci batımda bir erkek bir kız doğdu. Birinci batımdaki erkekle ikinci batımdaki kızı evlendirdiler. Birinci batımdaki kızla ikinci batımdaki erkeğe evlendirdiler. Kamil kendi batımında doğan kızı istedi. O günkü hukukta caiz değildi ama normalde o onu almak için Şeyh Hanım'ın meselesine kandı. İlk kandı bu yüzden böyle akıtırdı. Araştırmacı Hayat Nur artıran sohbetlerinden isterimden bahsedildi. Bunun kim olduğunu bilmiyorum. Hayat Nur kim? Bunu tanımadığından programı da bilmediğinden araştırılacak. Cemal Nur sardık mı yoksa? Baba. Efendim? Baba.
Cemal Nur sardık mı? Ondan bahsediyor. He. Baba. Bunları önceden konuşmayı çok yeylemezdim. Şahısların üzerinde çok konuşmak istemezdim. Ama son dönemlerde öyle şeyler oluşmaya başladı ki insanlar ister istemez Müslümanları uyarına ihtiyacı duyuyor. Cemal Nur sardık. Ben birkaç böyle tevafuktan denk geldim sohbetine. Hadislerin üzerinde şüphe bırakacak söz ve davranışları var. İkincisi başörtüsüyle alakalı. Kesinlikle başörtüsünün fark olduğuna dair bu noktada şüpheli davranışları var.
O yüzden ben kendince kendi nefsinde ilke olarak bir kimse hadisleri reddeder. Bütün hadislerin üzerinde şüphe bırakacak beyanlarda bulunursa onları dinlemeyi, onları izlemeyi uygun görenlerden değilim. O yüzden onların kitaplarını okumayı uygun görenlerden değilim. Kendi nefsime göre sürdüm. Kendime ait. O yüzden Cemal Nur sardık. İnharan gibi kitabını okumadım. Ama birkaç tane televizyon programından bizatihi kendim dinledim. O da hadisleri reddeden, hadislerin üzerinde şüphe uyandıracak sözler sarf eden ve başörtüsüyle alakalı problemli olan bir kimse. Nefsini bilen Rabbini bilir. İyilikleri Allah'tan, kötülükleri nefsinden biliriz.
Bu durumda haşa, kötülüklerimizi Allah'a atletmiş mi oluruz? Buradaki durum nedir, hayır nedir? Kötülükler, kökü heva ve hevese dayanmış, gölgeye dayanmış bir şeydir. İyilikler ise kökü Allah'ın rahmet deryasından, meyvonların dünyada olan bir ağaç misafidir. Kur'an-ı Kerim öyle tarif eder. O yüzden kötülükleri nefsimizden biliriz. Nefsimiz de bu noktada bizi kötülükleri emreder, kötülükleri söyler. Bu noktada kötülükleri nefsimizden bilirizden dolayı biz kötülükleri nefsimizden bilerekten kötülükleri Allah'a atletmiş olmayız. Nefsini bilen Rabbini bilir sözünden anlayacak olduğumuz şey buradaki nefis insanın yaratılışıdır.
Bir tamamıdır. Bir kimse kendi yaratılışının bir tamamını tanırsa Allah'ın bu noktada sıfatlarını, teceliyatını görmüş olur. Dersli olmayan birini dergaha ıstırağlı bir şekilde çağırmak doğru mu? Ben bunu çok uygun bir davranış olarak görmüyorum. Etrafınıza böyle çok ısrarcı bir şekilde, böyle ne kadar böyle aman, böyle hani yapışır ya kimisi. Hani yakasını kurtaramaz, yakanı kurtaramazsın ya. Sakın böyle olmayın. Sakın. Siz kendi nefsim için söyleyeyim. Bir Mustafa Özbağ'ı tanıyorlardı. O Mustafa Özbağ hızla iyiye doğru değişmeye başladı. Mustafa Özbağ'ı tanıyanlar hızla onun üzerindeki olumlu değişikliği gördüklerinde onun ne değiştirdiğini merak etsinler, merak edip de gelsinler.
Eğer sizde böyle hızla bir değişiklik olmuyorsa ve etrafınızda siz bu etkiyi oluşturamıyorsanız sizin dervişlerinizde problem var. O zaman sizin buraya birini getirmeniz öyle ısrarla bir anlamı yok. Siz öyle bir değişin ki, o güne kadar etrafınızda olan insanlar sizdeki o muhteşem ihtilali görsünler.
Sizdeki o muhteşem dönüşünü görsünler. Ben mesela bir erkek derviş oldu, hanımı derviş olmuyorsa ben onun üzerinde hanımının derviş olmama sebebini erkeğe baktım. Derim ki o erkek eğer dervişi harikulâ ve doğru bir şekilde evinde yaşar ise o kadının ondan etkilenmemesi mümkün değildir. Bugüne kadar küfreden, hakaret eden, küçük gören, eksik gören, noksan gören, etrafa huzursuzluk gören bir adam tipi gidip etrafına güven veren, saygı duyulan, saygı duyulan, muhabbet eder, muhabbet edilen.
Herkesi, her şeyi dervişlik dairesi ve çatısı altında saran sarmanın bir erkek profili ortaya çıktı da kadın hâlâ da bunu görmüyorsa gerçekten kadın körlerden ve nankörlerden birisidir. Evet. Ama bu yüzde on ihtimaliz. Aynı şekilde bir erkek eşimden yani hanımından sonra derviş oluyorsa ben kadını ayakta akışlarım.
Derim ki muhteşem kadın öylesine dervişlik yapmış ki adam ya kadını değiştiren bu dergaha gitmem lazım demiş gelmiş. Bu kadının dervişlik başarısı. O yüzden sufiler en iyi öğütüm ve nasihatın yaşamaktan geçtiğine inanırlar. Derviş, derviş olduktan sonra hâlâ ben evde eşine küfrediyorsa, hakaret ediyorsa hanımının derviş olmasını beklemesin. Veya bir arkadaşın senin derviş olmuyorsa kabahatın arkadaşından bakma kendinden. Sen gerekli olan değişimi ve dönüşümü kendi üzerinde uygulayamamışsın. Allah bizi affetsin. Bir insan şeyhine çok bağlıysa onu her şeyden çok seviyorsa onun ardından çıkan her cümleyi Kur'an sünnete uygun mu değil mi bakmadan uygularsa ve onun şeyhi sahte şeyhlerdense O kişi şeyhin olan sevgisinden güveninden, aşkından araştırmıyorsa o kişi günahkar olur mu?
Evet. Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O yüzden bir şeyhin ne deyip ne demediği Kur'an ve sünnete uyumadığına bakmakla mükellef müretler. İnsan yazılı olan kaderi mi yaşar yoksa kendi kaderine yön verebilir mi? Biz kaderin ne olduğunu bilmiyoruz. Eğer bir şey yazılıp da bizim elimize tutuşturulduysa biz tiyatro sanatçısıydı.
Tiyatro sanatçısı ise birisine kötülük rolü verildiyse hiç kimse ona soramaz Sen neden kötülsün, kötülük rolü oynuyorsun diye. Hesaba çekilmemesi gerekir o zaman. O kimse demez mi? Sen bana buraya yit dedin, ben ne yıktım beni neden hesaba çekiyorsun ki şimdi? Sizin yanınızda, emrinizde bir eleman çalışsa. Engül Usta, Cağal Kebaplığına ustasıydı. Yanındaki elemana dedi ki, bu etleri sen parmak parmak kes. Çırak da geçti tezgahın başına, etleri parmak büyüklüğünde kesiyor. Parmak parmak. Ondan sonra geldi Engül Usta. Engül Usta çırak kulağına tuttu, sen bunlar neden parmak parmak kestin dedi. Çırak dedi, usta sen bana bunu böyle söyledi, neden kulağını tutuyor mu şimdi? Demez mi?
Allah bize diyecek ki, içki iç kumar oyna, sana bunu vur oyup içtim. Ondan sonra gel bakalım, neden içki içtim, neden kumar oynadın diyecek. Bu adalet değil. Kader doğumla ölümdür. Geri kalan bir insanın kendi tercihidir. Veyahut da tercihini bıraktığı kimselerin tercihidir. Çocuk için anne babadır. Kadın için kocasınız. Tercihi ona bırakmışlar. Bir erkek çocuğu gelir annesine babasına der ki, beni evlendirin kim ne isterseniz onunla evleneceğim. Çocuk tercihini annesine babasına bıraktı. Veya bir kız çocuğu dedi ki, ben annemin babanını tercih ettim. Kimseyle evleneceğim. Tercihini annesine babasına bıraktı. Sorumlu yine annesi babası olmuş oldu.
Veyah kendisi tercih etti, sorumlusu kendisi oldu. Bu sorumluluk Hanefi'ye göre var mı? Evet. Hanefi'ye göre bir kimse beka dair olsa, kız erkek kendince evlilik takdirini kendisi yapabilir mi? Evet. Kendisi evlenebilir mi? Evet. Hanefi'ler demişler ki, hadis-i şerifi kendilerini örtü alarak evlenmek isteyen çocuklarınızı evlendiririz. Evlendiririz. Ve çocuklarınız kimi istiyorsa onlarla evlendiririz. Bu çocukların hakkı. Ama bir çocuk bu hakkından fedakallık edip, diyebilir ki annesine ve babasına, beni siz kimle evlendirirseniz ben onunla evlendiririm. Bakın bu kendi iradesini bir başkasına teslim etti. Bazen eski dergahlarda bu vardı, benim dergaha girdimde de bu vardı.
Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin, böyle herhangi bir dervişi, başka bir derviş bayanla, bir derviş bayanı, başka bir derviş erkek kardeşle evlendirirdi Şeyh Efendi. İstiyatifi kendi üzerine alırdı, evlendirirdi, yapardı. Herkeste tabi olurdu. Bu dergahların içerisinde bir adattı önce ben. Bunu normalde uygulamayan ben var. Yani dergahın içerisinde zakirken, ben derviş kardeşlerim kendilerinin evlenmelerine, kendilerinin karar vermesini isterdim. Şimdi de aynı kararında devam ediyorum. Ben isterim ki kardeşler kendileri kararlanamazsınlar. Bir üstadın buna yapmaya, dergah ve tasarruf adrabi içerisinde hakkı var mı? Evet. Ama biz onu ben kendi nefsimce kullanmaktan yana değil. Herkes kendi cüz-i iradesiyle kendisi evlenecek.
Kendi kararında kendisi evlenecek. Bu doğru. Ama bu noktada bir kimse, bu noktada iradesini teslim ettiği kimsenin, Kur'an ve Sünnet dairesinde davranıp davranmadığına bakmakla mükeller. O yüzden bir şeyhe intisap ederken bir kimse bunu görecek, bunu bilerekten intisap edecek. E kader noktasına baktığımızda bu manada insanlar kendince, kendi yaptıklarını ve yaşadıklarını, kendi düşüncelerini ve amellerini yaşarlar.
Ya biz yazılı kaderi yaşıyoruz dersek, o zaman bizim cüz-i irademiz kalkar, Cevriye'ye girmiş oluyoruz. Allah muhafaza eylesin. Panik atak rahatsızlığı için dua buyurur musunuz? Allah muhafaza eylesin. Bu son dönem insanlarda böyle psikolojik rahatsızlıklar arttı. Bir şeyden korkuyorlar, bir şeyden hemen yırıyorlar. Bir şeyden böyle bu noktada aşırı derecede etkileniyorlar. Bilhassa bayanlarda bu daha da fazla başlığı, böyle bir panik atak oluyorlar. Pisişik psikolojik denklemleri bozuluyor. Bu hızla artıyor. Bunun sebeplerinden birisi insanların Kur'an ve Sünnet dairesinde olan olaylardan fazlaca da etkilenmeli. Fazlaca etkilenmeli. Fazlaca etkilenmiyoruz. Fazlaca rahata alıştık. Hiç sıkıntısız bir hayata alıştık. Küçücük bir sıkıntıdan, problemden çok fazla etkilenip Pisişik psikolojik sağlık dengemizi bozabiliyoruz.
Bir yerden şuradan gün çıksa on kişini devirecek gibi oluyor. Allah muhafaza eylesin. Secdedeyken topukların birleştirilmesi gerekir mi? Evet. Bunu secdedeyken nasıl arttığına getirir insan bilemem de. Secde insanın Allah'a en yakın olduğu andır. Secdedeyken topukların birleşti mi, birleşmedi mi? Birleştirdi mi? Yok, ayak baş parmaklarım, kılgıya baktı mı, bakmadı mı?
Üç sefer sürdü. Hâlâ deyinceye kadar bunları nasıl düşünebilir bir kimse merak ediyor. Kendimce böyle bir Allah affetsin. Şimdi böyle sorunca hemen aklıma geldi. Hiç aklıma gelmemiş secdedeyken topuklarım birleşiyor mu, birleşmiyor mu? Kendi kendime kendimi düşündüm. Birleştiriyor muyum, birleştirmiyor muyum diye hiç bakmamışım. Allah beni affetsin. Yıllardır kredi, kartı kullanıyorum. Hiç olmadı. Her ay sonunda harcadığım kadar ödüyorum. Hiç öyle olmadı. Hiç daha faiz ödemedim. Harika. Bir yakının paraya sıkıştığını söyleyip kartımı kullanmak istedi. Hiç vermeseydin. Ancak ödeyeceğini söyledi. Son ödeme gününde paramı ödemedi. Eyvah! Benim de tüm borcu ödemeye gücüm yok. Bankaya faiz ödemek durumunda kalacağım.
Bu faizin vebali bana mı olur, yoksa zamanında borcunu ödemeyen yakınımın üzerine olur, senin üzerine olur. Bankanın kredi kartını alıyorsanız, bankanın kredi kartının hukukunu kabul ettiniz. O hukuku kabul etmekle bir sıfır malumsunuz. Ve yanınızdaki kimse sizden kredi kartını kullanmak istiyor. Siz cebinizdeki parayı vermiyorsunuz.
Kendi üzerinizden havaya borçlandınız. Söyleyecek olduğunuz sözünüz şu. Canım kardeşim, sana verecek bir liram yok. Kredi kartından geçelim, benim kredi kartı hesabımla da bir lira yok. Yok. Ya ben vakti geldiğinde ödeyeceğim, muhakkak ki sen vakti geldiğinde ödersin.
Ama ödeyemezsen, benim bu noktada gücüm olmadığından dolayı kredi kartını ben sana vereceğim. Bu, birisi kardeşinden bir lira para istedi. Bin lira para verir misin? Yok kardeşim bin lira. Ya bin liralık buraya senede bir tane imza atar mısın? Atamam. Atarsan, sanayi hesabı tutar. Ben hep etrafımdaki insanlara hayatım boyunca şunu tavsiye etmişim.
Bir, kardeşim cebinde para varsa harca. Cebinde para yok. Harcama, yemen, alma, içme, gitme. Ne kadar cebinde para var? Bir lira. Altı yüz liralık yaşar. Ne kadar cebinde para var? Yüz milyar. Yetmiş milyarlık yaşar. Ya şöyle bir imza at. Atamam kardeşim. Ya iki milyar lira. Al sana iki milyar liran var benim. Benden imza isteme. Allah yoluna çıkarsın.
Ne zaman eline geçtiğinde o zaman öde bana. Veyahut da yirmi günlüğüne bana iki milyar lazım. Ya yirmi gün sonra bu iki milyarı getirebilirim, getiremez mi? Getiremez. Ben veremem kardeşim sana. Ya yardımcı ol. Ya kardeş cebinde olursa ben yardımcı olmakla mükellefim. Ama sana yardım edeceğim diye bir kayda yok. İstediğime yardım ederim. Sana yardım etmeye istiyorsam sana yardım ederim. Ben ya ne bence seninle hukukumu bozmak istemem. İçimden öyle demem. Bu ters gelebilir size. Hayat felsefesi. Kur'an sünneti uygun mu? Evet. Haramiyet var mı onda? Yok. Yok. Daha ben bir kişiye gel şuraya imza at demedim. Hayatım benim. Bir ara ticaret yaparken kamyon alacaktım böyle. Kamyon alıyorum tura çıkmak için. Abim arabacı. Abim de arıyor böyle.
Abim dedi oğlum ne uğraşıyorsun ya. Gel dedi şuradan sıfır alalım. Ben de dedim ki ya bende çekler mi? Çekler mi? Nereden sıfır alalım? Ya bir görüşelim dedim. Bir sefer bankaya gittim. O da tanıdığı çıktı. Haydi oradan da buradan da biz bir kertempele'ye geldik. Biz bir banka taksidiyle bir araba aldık. Allah muhafaza eylesin. Hemen sattım onu. Bankanın parasını kapattım. Kutuldum. Benim işim değildi. Adamlar kredi kartını mı? Yok kardeş. Cebimde varsa ver. Verebileceksem. Benim bu noktadaki tezim şudur. Birisine beş lira verdin mi? Ben istemeyeceğim o parayı ya. Ben onu isteyemem çünkü. İsteyemeyeceğim miydiler? Ben kendim incederim. Ödemezse ödemeyecek. İstemeyeceğim ben onu. Hayat felsefesi. Ver miyim?
Kredi kartı cebinde değil. Ne yapman veriyorsun? Verme. Vermekle mükellef değilsin. Sorumlu değilsin. Verme. Bakın çok açık söyleyeyim. Verme. Verdin. Sorumlusu sensin. Ya arkadaş ödemedi de ya ne yaptı de çamura battıdı. Verme kardeşim ya. Banka onun cebinde bu yakasından alacak. Senin yakalan. Vermeyeceksin. Meşhur tez. Benim kendimce. Hayat felsefesi. Cebimde varsa alırım.
Mal alırken de. Bunu ben açtım. Bunu açtığım anda rezil olur. Benim kendi hayatım. Ben cebimde varsa mal alırım. Açıya mal alırım. Bunu açtığım anda rezil olur. Ben giderim ticaret yapacağım zaman. Mal mı alacağım? Evet. Ne kadarlık alıyorum ben? Yüz millalık mal alırım. Yüz millalık. Çeksene sefet. Para cebimde var mı? Var. Alırım onu. Almalıyım. Hayatta.
Adam ikide burada telefon açacak. Hacı baba ne oldu? Ödeme geldim gelmedim. Onunla uğraşacak halim yok. Ne kadar tuttu burası? İki yüz milyar lira. Tamam. Ben şu kadarını hemen üzerimde veriyorum. Bursa'ya dönümünde de müşteri çeklerini gönderiyorum sana. Müşteri çeklerini bunlar. Tamam mı? Tamam. Hayırlı olsun. Hayırlı olsun. Siyaret. Tamam. Tamam. Gönderin adama çeklerini. Biz bir yerle alışveriş ediyoruz böyle. İşte ona dedim ona anlaşma yok. Hiç benden ödemeler hazır mı diye sormayacaklar. Sorduğunuz anda malınızı iade edelim. İşte gönderdiğim çeklerini sormayacaklar. İşte muhasebecisi telefon açtı. Mustafa Bey ondan sonra çekleri gönderdim ben. Oradan muhasebecisi telefon açtı. Mustafa Bey dedi. O çekler falan.
Uzun geldi. O yüzden çeklerimizi iade ediyoruz. Geri gönderiyoruz. Ben hal hal teşekkür ederim. Iade ettim çekleri bunu. Çekleri diye attımca bizim Seyit'e de bu sayı. Şu kadar çek iade ediyoruz. Hiç unutmuyorum. Yani hayır söylemesi işte üç yüz aileye üç yüz altmış milyon. Bir ağrıç geçti. Seksen milyarlık çek. Uzun yetmişlik bunlara. Seksen milyarlık çekin gerek yok. Kamyonları yükle. Kamyonlarının parasını ver. Günder geldi. Bizim Seyit'e kaldı. Seksen milyarlık malı biz bir daha çuvalladık. Çağırdık. İki tane kamyon, üç tane kamyon havaledik. Üç tane kamyon yükledik. İade faturalarını kestik.
Gel bana şimdi müdüre. Süleyman Selam Aleyküm Aleyküm Selam. Dedim üç kamyon malı yükledim. Sana geliyor. Hacı abi ne oldu dedi. Dedim muhasebecin aradı. Çekler uzun gelmiş biraz dedi. O yüzden malı iade ediyoruz. Hacı abi dedim Süleyman benim yanımda dedim. Sayın bir şey yapacak olsa benim haberim olmaz mı dedim ben. Olur dedim. Bundan senin de haberin vardı dedi. Telefonda kaldı. Senin haberin yoksa o kızı işten çıkar. Kaldı telefonda. Ben kamyonları geri gönderdim. Kamyonları ben gönderdim. Ve kamyonlar gidiyordu. Kamyonlar buraya gitti. Malı da indirdiler.
Ben bir daha onlardan mal aldım. Dostumuz var ki. Selam Aleyküm Aleyküm Selam. Patron telefon açıldı. Ya hacı bey bizikinler seni küstürmüş dedi. Ben dedim sizikinler değil sen küstürdün. Ne oldu ki dedi. O muhasebeci dedim telefon açtığında senin haberin olmazdı. Açtıysa o muhasebeci dayanı işten çıkartman gerekirdi. Bizim en önemli müşterimizi sen kıldın, üzdün diyerekten. Onu işten çıkarmadın. Orada hala çalışıyorsan o muhasebeci senin emrini yerine getirdi dedim. Ses yok. Ben anlaşmaya riayet ettim. Senin müdürüne dedim ki dedim ben. Benim göndermiş olduğum çeki beğenmezse, benim çekime bir şey söylersen mal mamına iade ederim dedim.
Bitti dedi. Bitti. Çok rahat ediyor insanı. Paranız kadar yiyin. Paranız kadar mal olun. Paranız kadar yaşayın. Paranız kadar borç verin. Vermeyin. Vermeyin. Bakın vermeyin. Ne kadar samimi olursanız onu ticaret ettiyorsanız, ticaretin hukukuna uy.
Ya benim arkadaşım diyor kardeş ticaret hukuktur. Uygudur. Sen bir şey demiyorsan karşı tarafın dediğini kabul edeceksin. Ya borç para işte ya kardeş ben bunu ödeyemem. Ya ben ödeyeceğim kardeş. Ben vermem ya kredi kartını. O kadar basın. Kredi kartı ne kadar lazım? Kaç para çekeceğim? Bin lira. Bin lira karşılığı yok kardeşim. Bitti. Bir de ucu ucuna yaşayan bir kimsenin cebinde kredi kartına ne ihtiyaç verdi? Bizim arkadaşlardan birisi bana bir kredi kartı verdi. Kendi hesabımdan benim adıma çıkartmış.
Kart geldi. Bana dedim ya ben istemiyorum. Bana dedik ya boş ver dedi. Hani bir yere gidiyorum geliyorum. Zorlanma. Zorlanma. Buradan. Ya işte cebinde olur olmaz. Çek. Başlangıç şu şimdi. Bir gün işte ne? Telefonun son günü. Eee? E kredi kartından çekiverelim bizde para yok. Hadi kredi kartından telefonun son gününü çek. Yok elektriğin son gününü kredi kartından çek. Yok şunun son gününü kredi kartından çek. Önce bir milyar lira ödüyoruz bizde. Önemli değil. İkinci ay iki milyar lira. Üçüncü ay üç milyar lira. Dördüncü ay dört milyar lira. Beşinci ay beş milyar lira çek kredi kartından. Beş ay değil beş milyar lira. Her şeyi ondan çekiyoruz artık biz.
İş yerinden. Neredesin bir bardak su ürseler. Hacı ağabey kredi kartı hayırdır mazot arttır. Çekiyorlar. Hacı ağabey kredi kartı hayırdır şunu ödeyeceğiz. Çekiyorlar. Beşinci ayın sonunda beş milyar lira. Dedim yok Mustafa Özbağ. Bu kredi kartı sende durursa. Bir de hesap benim üzerime değil. Bu kredi kartı senin hesabın durursa altınca ay altı milyar lira. Dedim ki her ay başında sen boyuna yedereceksin. Boyuna bu parayı nereden bulacağım diye düşüneceğim. Aldım kredi kartını kırdım. Kardeşlerim aleyküm aleyküm selam kredi kartını kırdım. İstemiyorum sana da teşekkür ederim. Onu arıyorlarmış. Kredi kartı yeni demedim. Demiş ki ben bunu böyle böyle ağdım al dedim. Onu ağdım.
Beni arıyorlar ta genel müdürlükten aradılar beni. O kadar kendimi önemli hissettim ki. Dedim yok hanımefendi. İstemiyorum. Teşekkür ederim. Bitti. Bu kadar. Ben şimdi bakıyorum mesela etrafımdaki insanlara. Adamın maaşı bin beş yüz lira. On tane kredi kartı var şimdi. Hele birisini unutmuyorum. Böyle onu böyle yaprak yaprak yaprak doldurmuş. Açıyor böyle. Yedi sekiz tane kredi kartı var. Hele iş yeri varken enteresan. Bayanların elinde altı yedi tane kredi kartı var. Almış. Kaç pırılık? Kırk pırılık dürüm. Bu karttan geç bakiye yok abla. Altı yedi tane kredi kartı var. İçinden iki tanesinin bakiyesi var. Doldurmuş hepsini ben.
O yüzden diyorum. Almayın. Yemeyin. İçmeyin. Harcamayın. Cebinizde olsun para. Cebinde olsun. Ben gidiyorum şimdi mazot alacağım. Soruyor. Pompadaki. Doldur abiciğim diyorum. Dolduruyor. İşte doldurdum. İçinden yüz seksen, yüz doksan lira, iki yüz lira. Durumu göre iki yüz yirmi lira falan filan mazot alıyor. Şimdi dolduruyor ya. Soruyor şimdi. Biraz da herhalde bakıyor. Ben bazen şarlarla, t-shirtla filan arabadan çıkıyorum. Hani şoför bu. Patronun arabası iyiymiş diyor. İyi diyorum ben. Abi patron nereye oturuyor diyorum ben.
Arkaya köşeye oturuyor diyorum ben. Bazen kendisi kullanıyor diyorum ben. Vay be diyor. Ne araba mı? Değil mi abi? Evet diyorum ben. Dolduruyor ya. Yok kredi kartımı yok diyorum ben. Bizim patron kredi kartı kullanmıyor. Ne yapıyor diyor. Hep işin para mı diyorum ben. Vay be abi diyor. Patron adam ne yapacak kredi kartını zaten diyor. Neden diyorum ben. Tamam. Abi fukarada yok ki diyor. Kredi kartından ilişki yok. Ulan kendisi ödemiyor mu sona genelini diyorum ben. Kredi kartı bedava mı diyorum ben. Değil diyor. Ben diyorum. Alma. E sen diyorum mu abi diyor. Yok diyorum ben. Ya sen ne yapıyorsun? Bana ne verirse onunla geçiniyorum ben diyor. E sen patronun şoförisin abi abi.
E diyorum öyle. Dediyorum bizimki de cömert zaten diyor. Sormuyor diyor. Nasıl ya diyor. Oraya topi koyuyor diyor. Veya çantayı bana bırakıyor diyor. Ben içinden istediğim gibi harcı yok. Vay be öyle patronlar var mı abi diyorum. Var diyorlar. Dedim ki öyle diyor. Kim abi diyor. Mustafa Özbağ diyorlar. Vay be abi ya. Ne patronmuş ya diyor. Şimdi bakıyor benim ayağımda bir tane şal var. Üstümde bir tane kötü bir köpümle. Maalesef adam yok ya. Ancak şoför olsun. Soruyor. Güvenemiyor parayı alıp alamayacağına. Kredi kartı mı nakit mi? Bir de doldur ya. Nereye kadar? Doldur. Göreceğim. Doldurdu param yok dedi. Ne yapıyorsunuz? Dolduruyor zaten. Şimdi de bir sorucu oldu.
Aaa. Sana geleyim hocam. Evet. Herkesin içinde demeseydim. Ben de bir seydim ya. Ne yapıyorsunuz? Allah yoluna çık etsin diyor. Sen getirirsen getirmezsen helal olsun. Petros gibi. Öyle de bir seydim. Ya öyle olsun değil mi arabayı kapının önüne koyuyorsunuz burada bir dekin olsun. Arabası olayla sakın Gürşen'e yapmayın. Öyle diyen oluyor mu? Para yok diyen oluyor mu? Oluyor. Çıkmıyor bazen. Kartı çekmiyor. Parası yok diyor. Bazen yok diyor. Dolduruyor. Dolduruyor. Yok abi diyor. Öyle mi? İstersen gel tabanca lan vur ha.
Neymiş seneki ya? O yüzden soruyorlar bana vakit mi kredi kartını diye. Normalde aslında ruhsatlarına vuruyor. Bunu yolluyorlar. Onlar yapıyorlar. Yani bu ruhsatın alıp arayı yolluyorlar. Karayı getirirsen ruhsatını bilmiyorlar. Ya adam gider kayıptan gider çıkarın. Bunların petrol kimlik ve ruhsat bulabilir mi? gel tabanca lan Murhan. Neymiş seninki ya? O yüzden mi soruyorlar bana vakit mi kredi kartı mı diye? Normalde aslında ruhsatlarını alıyorlar yani. Ruhsatını alıp ayarını yolluyorlar. Karayı getirsen ruhsatını gidiyorlar. Ya adam gider kayıptan gider çıkarın. Bunların petrol kimlikle ruhsat dolu efendim. Bunların petrolü kimlikle ruhsat dolu efendim böyle. Dolu orada. Bir de böyle saf saf kendisi ölüyor ya. Bütün kamerada alıyor. Bir de adres versen herkesten. İnternetten dolusu da mı iletsin beni? Allah'ın. Mesken tutulup çalışılan şehirden baba ocağına ne kete gibi bir namaz seferi olarak okuyoruz. Normalde yolda seferi olacağı kesin. Ama velaki mesela bir kimsenin burada yaşadığı bir adam var, bir ev
var. Artık o baba ocağı denilen yerden ayrılmış, kendine ait bir ev kurmuş. O zaman normalde seferi hükmüne geçirebilir. Ama klasik hanefi hükümetçileri anne baba ocağında hiçbir zaman seferi olmayacaklar. Hükmetmişler. Ama bu hüküm şimdi insanların hayat standartında göre geçerliliği tartışılıp ona yeni bir hükümlü kimse bir kendisine yeni bir ev kurduysa kendine ait bir ev yok ise o zaman orası seferi olur. Hocam devamlı olarak İslamiyet'te gerektiğinde kadını dönebilirsin diyor. Buna karşılık ne yapalım lazım? Bu ayet-i kerimeyi anlamakta tefsirde sıkıntı var. Nur suresinde geçen meşhur ayet-i kerime, siz serkeşlik yapacağını, yapacağından korktuğunuz kadınlardan, kadınlara nasihat ediniz olmadı, yataklarınıza ayırınız olmadı, dövünüz der. Aynı Nur suresinin ilerkesi ayetlerinde aynı serkeşlikten erkeklerden bahseder. Aynı şekilde erkeklik de serkeşlik ederse kadınlara der ki, sizin sulh yolunu seçip anlaşmanızda fayda vardır der.
Nur suresinde, zannediyorum arda bununla değilse dahi belli bir ayetten sonra bu soruncu ayetlerde de serkeşlik eden erkeklerden bahseder. Kadının serkeşliği, bu noktada bu serkeşlikten aldıracağımız şey, özür dilerim ama dilimi mazur görün biraz. Kadının, evli bir kadının haram olan başka bir erkeği istemesiyle alakalıdır. Bu serkeşlik başka bir şey değildir.
Çünkü devamındaki o ayet-i kerimede erkek içinde böyle vardır, ibare olur. Yani başka bir kadını nikahlamaya kalktı, başka bir kadına meyli olduysa sizin sulh ile anlaşarak ayrılmanızda sizin için hayır vardır der. Neden? Çünkü erkek bu noktada kadını bu yoldan geri döndürmek, erkek kadını bu yoldan geri döndürmek için dövmeye gücü yetebilir.
Ama kadın kendi erkeği başka bir kadına yönleniyorsa, kadının o erkeği dövmesi söz konusu değildir. O yüzden kadın dövemeyeceğine göre, ona sulh ile anlaşarak da, haklarını alarak da ayrılmayı tavsiye eder. Buradaki serkeşlikten kasıt, evli bir kadının başka bir erkeğe meyletmesidir. Erkek bu meyli hissettiği anda onu en son döverekten doğru yola getirmeye çalışır, kendine gelmesine.
Yoksa bu serkeşlik meselesi, yani yan gittin, ta pat küt, eğri gittin pat küt, doğrusu doğru gittin pat küt, yok yemeyin tuza az geldi pat küt, bu böyle bir şey değil, zaten zulüm olur. Burayı iyi anlayın. Burada bir hata var, burada bir kusur var algılamada. O yüzden erkeğin serkeşini ne olarak dinlendireceğiz şimdi? Aynı ayet-i kerimenin, aynı surenin ileriki ayetlerinde erkeğin serkeşini nereden, ne olarak anlayacağız? Erkeğin de bir eşi varken başka bir kadına meyletmesi. Bu aslında kadının üzerinde cinsel bir suç. Bu dövme onunla alakalıdır.
Allah alem gerekirse hatta bununla alakalı böyle şeyde bir perşembe dersini hatırlarsak, inşallah böyle bir geniş bir şekilde bunu ders konusu yapmak istiyorum. İnşallah. Yetişkin olmayan bir erkek çocuğu yetişkin bayanlara imamlık yapıp cemaatle namaz kıldırabilir mi? İmamlık yapabilmesi için o kimsenin bali olması şartı var. Değil mi hocam? Evet. Bali olmazsa kadınlara da imamlık yapabilir mi yapamazsın? Hanımların gereksiz yere aldığı eşyalar israfa girer mi? Evet. Kendi kendimize ateş atıyorsunuz. 15 senelik evliyim daha çocuğum yok. Sizden dua istiyorum.
Allah'ım hayırlı evlat nasib eylesin inşallah. Yavrularımıza isim koyarken nelere dikkat etmeliyiz. Siz bir isim koyacağınızda hayırlı isim terfik ediniz. Hadi şerif. Bu yüzden hayırlı isim konması adına çocuklarımızın üzerinde sorumluluğumuz var. Çocukların Ebu Bey'inden hakkı üçtür. Doğduklarında hayırlı bir isim konulması, dinlerinin öğretilmesi, sanattan, ziraattan erkeksen, en işinden el işinden dayansa onlara bir meslek ve geçim kapısı oluşturulması. Evet. Uyku, rahatlık, para, yiyecek, kıyafet, silah.
Diğerlerinden, dünyada gözünün gördüğü her şeyden daha fazla, Hz. Peygamber, sallallahu ve sevim adetlerini sevmedikçe imanın kemal etmesini. Kur'an ve sünneti uymak. Nefsi feda ediyor. Evet. İstanbul'da hoş geldiniz, bursalılar hoş geldiniz. Ben yeni evinde yıllarda gümüş yüzük kullandım. İçinde altın yüzük takıyorum.
Haram diyorlar ve kurtul diyorlar. Ne yapmam gerekiyor? Haram. Hz. Peygamber, sallallahu ve sevim adetlerinin hadisinin dibiyince haram. Kurtulmam mı gerekir? Evet. Eşil boşamasın senin. Necabi değişti. Gönlünü ala ala yaptın. Yeni evin sen şimdi kırılmasın, üzülmesin. Burda mı işin? Öyle değil. Rahat konuşabilirsin. Hz. Peygamber, sallallahu ve sevim adetlerinin yasak etti. Adışı etti. Sağ ol. Evet. Efendim, volantik kayışı nasıl atılırız? Volantik kayışı. Evet. Bu biraz böyle volantik kayışı atmak hayat felsefesi hocam.
Bu herkes için biraz kolay bir şey değil. Bu rahatlık değil aslında volantik kayışına. Volantik kayışına atmak böyle bir başıboşluluk değil bu. Bu sadece sevmekle alak tutmuş. Yani sevgide biraz fütursuz olanlar volantik kayışlarını rahat atıyorlar. Ama o sevgi noktasında rahat olmayanlar, tereddüt besleyenler volantik kayışını atmakta güçlük çekiyorlar.
Volantik kayışını attıran insandaki en büyük etken güç, kumber sevmek. Öz noktası bu, muhabbet besliyoruz, beğeniyoruz, muhabbet besliyoruz. Sevmek olunca, sevmek biraz böyle volantik kayışının artmayı gerektiriyor. Hani sevenin gözü kör, kulağa sağır gözü. Hadisçiler zayıf hadis demişler ama o hal, volantik kayışının arttığının işareti zaten. Görmüyor ya, volantik kayışı atık olduğundan. Bakıyorsun, kadın kara kuru bir şey, adam seviyor onu. Ona o Züleyha geliyor. Bunun Züleyha'sı o. Bakıyorsan kara kuru bir şey, bunun nesi Züleyha diyor, ama o Züleyha o. Bu şuna benziyor. Hani mesnevi de geçiyor ya, Harun Reşit, Leyla'yı huzuruna çağırınca, bakıyor böyle, bir şeye benzetemiyor kara kuru.
Onun perdelerini açıyor. Şu perdeleri açın bakayım diyor. Yoksa hani, o loş ışıkta mı bu kara kuru görünüyor, çelimsiz görünüyor, perdelerini açıyor. Leyla anlıyor onu, beğenmedi. Kendisini beğenmedi. Ardından diyor ki, yani acaba belakattı mı konuşuyor, böyle şiir gibi mi konuşuyor, sesi, terenimi nasıl gibisinden, Leyla sen misin? Mesnevi de geçer böyle hikaye. Leyla sen misin deyince, Leyla'nın verdiği cevap muhteşem. Leyla benim ama diyor, sen de Mecnun'un gözü yok. Leyla hep Leyla ama, bizde Mecnun gözü yok. Bizde Mecnun gözü olmayınca, biz Leyla'nın eksiğini, kusurunu görüyoruz sen. Diyoruz ki, Leyla'nın yanakları al olsaydı, dudakları pembe olsaydı, gözleri yeşil, mavi olsaydı, Saçları altın sarısı veya kömür karası olsaydı, kendimizce bizim bir Leyla profilimiz var.
Biz o Leyla profilini istiyoruz. Bize gelen Leyla'yı değil. Bu yüzden burada akıl bize bir Leyla profili çizdiriyor. Ve Leyla profili aslında bizim bu noktada küfrümüz oluyor. Biz Leyla'yı, gelen Leyla'yı, sen Leyla'sın deyip sevme noktasında değilsin. Öyle olunca volant kayışını atamıyorduk biz. Hani bu ikili ilişkilerimizde de aynı, mürid-mürşid ilişkilerinde de aynı, kul-Allah ilişkilerinde de aynı.
Volant kayışını atamamışız. Cenab-ı Hak neden bunu böyle haram etti? Volant kayışını atmamış. Allah neden bizim namaz kılmamızı istiyor? Volant kayışını atmamış. Allah bizi neden yaratmış? Volant kayışını atmamış o. Hocam neden Kur'an'ı indirmiş bize? Volant kayışı atık değil onun. Hocam Peygamber'e neden tabi olmalıyız? Volant kayışı atık değil onun. Hocam neden zina haram olmuş? Volant kayışı atık değil. Hocam başvortusu farz mı? Volant kayışı atık değil. Hocam namaz kılmak zorunda mıyız? Volant kayışı atık değil bakın. Kul-Allah ilişkisinde volant kayışı atık değil. Tabi biz ona dönüyoruz böyle hayretle bakıyoruz. Yani bu nasıl bir soru? Suvice çünkü bunların hiç sorunmaması lazım.
Volant kayışı atık değil onun. Bize tuhaf geliyor bu. Aynı şekilde yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dönüyor. Peygamber'e tabi olmak zorunda mıyız? Volant kayışı atık değil. Biz hadislerin hepsi sahih mi? Volant kayışı atık değil. Neden çok evlilik yaptı? Volant kayışı atık değil. Bak volant kayışı atık değil onlar. Aynı şey ikili ilişkilerde. Kadın erkeğe söylüyor. Ne kadar maaş alıyorsun? Volant kayışı atık değil. Ev senin mi? Volant kayışı atık değil. Kimin dairesinde yaşıyorsun? Volant kayışı atık değil. Erkek kıza soruyor. Babanın mesleğine volant kayışı atık değil. Sana ne kadar daire bırakacak? Volant kayışı atık değil. Ne kadar maaş alıyorsun? Volant kayışı atık değil.
Mürid mürşid ilişkilerinde. Size şeyhli kim verdi? Volant kayışı atık değil. Siz şeyh misiniz? Volant kayışı atık değil. Öyle misiniz? Böyle misiniz? Volant kayışı atık değil. Yanındakine soruyor. Arkadaşına soruyor. İşin ne? Aşığın ne? Ne yapıyor? Ne ediyor? Volant kayışı atık değil. Bu hayat nasıl yaşanır bunu bilmiyorum. Bana bunu soruyorlar yani. Ben bu hayatı bilmiyorum. Ben evlenecek olduğum kadın ne maaş alıyorsun? Dese Allah yoluna çıksın der. Bana ne yapıyorsun? Dese güle güle ma selama Allah'a emanet ol. Ben bunu çıkarmışım içine. Aa ne ya? Volant kayışı atık değil.
Aynı şey erkek de kıza bakıyor. Volant kayışı atık değil. Bir sürü sorular soruyorlar. Harika. Yol mu? Evet. Allah yolunuza çıksın. Aman gidin siz. Ha ben ne? Size tuhaf gelebilir. Bak evlenen adam arkada. Hüseyin var bak orada. Hüseyin kalk bakayım oya bir. Görsünler seni. Bu benim Hüseyin otomatik. Hüseyin yanımızda çalışıyorduk. Beraber çalışıyorduk. Bizim yanımızda çalışan kızlardan birisiniz. Mehmet Koyucu'nun kızını buna söylemiş demiş ya. Hüseyin abi sen ne kızarın? E demiş. Hacı abinin dayısının oğlunun kızı var İzmir'de. Ben bunda kaldım. Çok hoşuma gitti. Bundan, evlen istersen demiş. Neyse bana çıldattılar. Hüseyin iyi düşündün mü dedim ben.
Düşündüm. Doğru mu baktım. Verdim bir telefonuma bakar. Çünkü karşındaki adamımda volantika işi yok. Bana yakın olacak olanım volantika işi olmayacak. Sıkılır mı? Sıkılır mı? Açık söylüyorum. Dedim hadi git bak. Dedim dilimin öncüne kadar gidiyor. Geri dönüyor. Ben kaldıracağım telefonu.
Hacı Mehmet al gitme kızı buraya. Bana evlen duruyor burada. Dicek iş. Bu kadardı. Dedim ben şimdi Hacı Mehmet'ten veya kızından hiç kafamda soru işaret yok. Dedim bundan sonra işaret. Bu çocuk bizim tarzımızı, tavrımızı bilmiyor şimdi. Patinaj çeker mi? Patinaj çekerse soğurum kendisinden. Dedim ya ben yine makul davranayım ona gitsin dedim. Hadi git bak sen bir görüş dedim. Gitti bakmaya, görüşmeye. Anası babası gitti oradan. Onlar oturmuşlar. Zaten bir kimsenin volantika işi olmazsa herkese rahat gelir. Ya uçuk gelir ya da gönül rahat eder. İkisinden beri anası babası gitmiş orada oturmuş. Keyiflerin yerinden. Dedim ki ha bunların da volantika işi yok. Çünkü bizimkiler normal değil.
Birine o normal geliyorsa orada oturuyorlarsa onların da volantika işi yok demektir. Bu gitti. Buna dedim oradan telefon açıyoruz. Tamam mı tamam. Dedim beğendim mi beğendim. Oğlum görüşsen konuşsan bir şey varsa görüş konuş diyorum ben. O benim kafamdakini bilmiyor ben tez zamlayayım. Ondan sonra o diyor tamam bir sıkıntı yok diyor. Oğlum sıkıntı yok mu tekrar görüştün konuştun yok sıkıntı. İyi. Ver Hacı Mehmet'i verdim. Hacı Mehmet burada bir sıkıntı yok mu? Sizde bir sıkıntı yok mu? Bizim için önemli değil biz senin emrine tabir. Kızı ver bakayım kızı ver. Kızım görüştün konuştun bir sıkıntı var mı? Yok. Hacı Mehmet buyur. Abicim dedim bu adam gelecek gidecek.
Bilmem ne yapacak dedim. Büyük telaş. Bu adam oraya gelip getirdi dedim dükkanda benim çalışmam lazım. Benim dükkanda çalışacak durumum yok. Ben o kadar dedim dükkanda hani duracak noktam da yok. Sen emret dedi bana. Sen dedi nikahlarını kıy gönder kızlara. Öyle olmadı Hüseyin. Öyle olmadı. Size bu şimdi tuhaf gelir. Var mı kızını böyle evlendirecek olan bir kimse? Var mı böyle evlendirecek olan erkek? Bu fark olsun. Evlendir. Bu kadar. Büyük yolda düzelt. Benim evlenmek bir dakika dediğim şey bu. Olak kayışının atıklığı bu.
Atık olak kayışı. Tamam tamam velaktan amin bitti iş. Bunu kaç kişi ne kadar yaşar bilmem. Diyeceksiniz ya başkasına böyle hükmetmek kolay yok. Kendime de aynı. Yunus evlenirken de görüş görüştü. Bir arkadaş dedi ki ya böyle böyle dedim. Ben de de böyle uygun gördüm. Sen ne dersin? Ben sana bir şey söylemem. Görüşsün kız kendisi karar varsın. Görüştüler. Geldi diyormuş. Yunus tamam mı dedim ben? Tamam dedim. Biz sıkıntı var mı dedim ben? Yok dedim. Peki. Biz bu saatten sonra ne yapalım dedim. Bana ne sorayım dedim.
Bizim için bir sıkıntı yok. Git dedim. Konuş. Kendine güven dedim. Git dedim konuş. Biz bu gece evleriz kızımıza. Sen ailenin istediğinin kadarını dağımın yoksun. Göreceğim bak. Git doğdun.
Güzel. Güzel. Olan kayışatık. Yolda yemek lazım. Lokanta mı yok? Git giy. Selamünaleyküm. Neçerken uğrar mısın? Olan kayışatık. Yemeği var. Üçmeyi var. Yumayı var. Yatmayı var. Öyle. Bırak. Sen sevmeye bak. Sevdikçe tanırsın. Sevsem. Ne? Namaz kıldır. Kıl namaz. Ne olacak? Kaç sefer kıl demiş? On sefer. On sefer kıl. Yirmi sefer demiş. Yirmi sefer kıl. Ya namaz kılmak zorunda mıyım? Ne zorunda olacağım? Kıl demiş. Koşa koşa kıllarım ya. Mutulamıyorum. Bir protipçi diyor.
Adam evlenecek. Protipçiymiş. Kızın saçları sarı olacak. Gözleri mavi olacak. Uyu 1.75 olacak. Maaşı düzgün olacak. Çok kilolu. Olmayacak. Çok ince de olmayacak. Çok güzel konuşacak. Harika kelimeler üretecek. Bunu söyleyeyim mi? Buna söylüyor. Sanki ben de sipariş işi yazacağım. Söyledi, söyledi, söyledi. Ben böyle baktım, baktım, baktım. Harika iş dedim ya. Bulduğunda bana da söyle. Ben evleneyim bir daha. Ben de baktım. Ulan oğlum dedim. Sen fabrikaya siparişi mi veriyorsun? Baktım, hoşuna gittim, beğendim. Hatta baktım, sevdim. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Ben seni sevdim, seni de aldım. Nasıl ya?
Basbaya. Nasıl ya? Ben sevdim mi? Ya benimdir, ya kara toprağımdır. Hiç bir yerin değildir. Bitti. Veya sen beni sevdin mi? Sevdin. Aa harika. Yürü. Olağa inşaatık olacak. Adam ben Allah'ı sevdim ama burası böyle olmasın. Lan senin kafana göre Allah mı öğreteceğiz? Senin kafana göre din mi öğreteceğiz? Senin kafana göre peygamber mi öğreteceğiz? Allah bu, peygamber bu, kitap bu. Beğeniyorsan yürü. Ha orasını burasını cinciklıca Allah'ı yolları çıkesemem. Git kendini kafana göre bir Allah buluyorsan bu. Ne uğraşacağız senden? Veyahut da işte sen patlıcan oturtmasını biliyor musun?
Kıza bunu sormuş birisi. Oğlum ne sordun sen dedim bu kıza? Dedim böyle hani olmadı hiç. Böyle bakıyor bana şimdi. Oğlum ne sordun söylesene. Ben hayat tecrübesi edeyim. Efendim patlıcan oturtmasını çok seviyorum dedi. Onu sordun dedi. Allah iyiliğini versin senin dedi. Başka soracak bir şey bulamadın buna. Ben sevdiğin patlıcan oturtması ise git patlıcanı kızarttığı üzerinde kıymaya at oldu dedim patlıcan oturtması. Veya musakka veya et koyu üzerine. Ulan dedim bu ne mi? Bunu mu sordun kıza? Hem diyor ki ben bu kızı beğendim. Çok hoşuma gittim. Araştırdım, soruşturdum. Ben kendime eş olarak seçmeye karar verdim. Sorduğu soruya bak patlıcan oturtması biliyor musun? Çok seviyor olmuş da. Onu bilmeyen bir kadınla evlenmeyi düşünmüyormuş.
Ulan bana başlama söyleseydin dedim. Hiç kıza söylemezdim dedim. Seni beğenmiş bir erkek var evlenmek istiyor diye. E işe atık değil mi? Ben kadın olsam öyle bir adamla evlenmeyi hiç düşünmem. Hiç ama. Yolan kayışı, atık olanların dostlukları, arkadaşlıkları, evlilikleri, termişlikleri hepsi de zevkli olur. Nerede, neye yaşayacağım belli değil. Yunus dahi söylüyor. Yah eserim yerler gibi. Yah çoşarım senler gibi. Gel gör beni aş neyle. Yah olurum Musa çıkarın Tunisina'ya. Yah olurum Firavun. Ya gör beni aş neyle. Yah olurum İbrahim atılırım ateşlere. Yah olurum Memrun. Yah olurum Memrun.
Gel gör beni aş neyle de. Ne yapıyorsun ya? Bu dergâhta bizim etrafımızda donan kayışından gidemezsin. Yok yok işe geldin. İkinci defraja basılacak. İkinci fidesi atılacak. Böyle gaz verilecek diye çıkardın şunu. Allah ne verdiyse kapat. Virajlarda lastik yansın arkasında. Senin kokunu seyredileceksin. Yürü. Yol yürümek ister. Tarla sürülmek ister. Dükkan düzülmek ister. Kadın erkek sevilmek ister. Çocuk okşanmak ister. Yürü. Sen ne duruyorsun durdun yerde. Yemek için. Yemek için. Yemek için kardeşim. Yok bir çahilini alacaksın. Yok onun sonuna lan kopar. At ye.
Yemek ye. Tadını çıkar. Lezzetini çıkar. Keyifle ye. Yok yağını ayırayım. Yok tuzunu ayırayım. Lezzetini ye. At genel Allah'ı ye. Ne versin seni. He. Ya Allah onu ayırıyor. Aman ne oluyorsa olsun. Allah mübarek eylesin herkese. Yürü. Hayatı böyle işte. Ne bileyim. Üstürü, köşeli, kareli yaşamak. Nasıl yaşıyorlar insanlar. Hayret ediyorlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Hazreti böyle demiş. Tamam doğru o ya. Yürü. Demişim kardeşim. Tamam. Geri kal lan. Fasafiz o bana. Bızırda. Yürü. Ya sahih mi değil midir. Dinlemiyorum bile seni diyorum ben. Yürü git bak işine.
Ya siz böylesiniz. Aklımızı atıyorsunuz. İyi kardeşim ben aklımı atıyorum. Sana ne. Sana ne ya. Ben böyle yaşamaktan tatlıyorum. Lezzet alıyorum. Cevk alıyorum. Sana ne. Allah muhafaza eylesin. Siz kendilerinizi volant kayışınız var olduğunuzu zannetmeyin. Siz o zandan itibar. İhbar. Burada benim yanımda volant kayışı. Benim ekranımda volant kayışı atar olmayan insan sabretemez. Dayanamaz. Duramaz benim yanımda. O zorladığını zannediyorlar. Benim tarzım, tavrım, hayatım mı? Ben birini volant kayışına atıracağım ve zorlamıyorum. Ben hayatım yaşıyorum. Sakın ha öyle bir şey düşünmeyin. Ben neysem oyum.
İçimdekini döküyorum ben. Döveceğim, döveceğim, seveceğim, seveceğim. Döveceğim, döveceğim. Seveceğim, seveceğim. Hiç sıkıntı yok. Ha buradaki arkadaşlar beni beğenecekler de yok. Kabul edecekler. Öyle bir derdim yok ki. Allah yolunu açık etsin herkesin. Kapı açık gelene de gidene de. Hayatım boyunca. Hayatım boyunca. Gelene de gidene de kapı açık. Kapı açık. Gittiyse derim ki hiç sevmemiş beni. Gidenin peşinden hiç bakmam. Giden benden değil. Giden benim değil derim. Bu para olur, bu arab olur, bu kat olur, yat olur, derviş olur, hatun olur, çocuk olur, ana olur, baba olur. Kim olursa olsun. Kapıdan dışarı gitti. Mümaha Selam. Benden değilmiş Allah yolundan çekersin.
Gelmiş benden. Benden. Gidiyorum benden değilmiş Allah yolundan çekersin. Dönüp bakmam bile. Hayatım boyunca. Hayatım boyunca. Derim ki ya beni sevmemiş ya ben onu sevmemişim. Gittiyse ben onu sevmemişim. O yüzden gitmişlerim içimden. Mustafa Özbar kabahat senin sevseydin gitmez. Dilerim. Çekelim kendime. Bunu kendi üzerime alalım. Olan kıyışı artık yaşamam. Dünyanın en lezzetmişi. Buraya mecbur olduğumdan gelmedim. Sevdiğimden geldim. Şu anda mecburiyetimden durmuyorum. Sevdiğimden geldim. Canımın istediğimde çekeceğim, gideceğim. Arkamdan millet ağlıyormuş, gülüyormuş. Bakmayacağım.
Ben kendimce, kendi hayatımda yaşıyorum. Kendimce. Yaptığımın doğru olmadan, yaptığımın yanlış olmadan. İnandığım yüzde bir şey yürüyor. Hayatı burada çok böyle inceyle, zıp dokuyarak ben yaşamayacağım. Yaşayamıyorum. Daraltı geliyor. Daraltı geliyor. Yemeyeceğim, yemeyeceğim. Şeyh'imden de icazeti aldım ben. Mustafa Efendi oğlum. Canının istediğinde yiyeceğim, istemeyince yemiyor. Canın istediğinde uyuyor, canın istemeyince bilmem. Canın istediği yere git, canın istemeyince gitme. Dedim, bu efendim tam 46'lık. He he, 46'lık dedi. Hayata öyle tatlı mı? O yüzden hocam, volant kayışının takılını nasıl yaşadığını bilmiyor. Akılla hesap ederekten insan nasıl yaşadığını bilmiyor.
Yaşayamadım çabu çabu çabu. Ya o tip bir yaşantıya aşina değil. Bilmediğim yerlerden. O yüzden volant kayışı her daim atık olduğundan volant kayışı nasıl atılır onu da bilmiyor. Bir insan ayıklığı bilse, sarhoşluğun nasıl olduğunu bilecek. Bu gelişten sarhoşlarsa, insan ayıklığı hiç bilmiyorsa ve hiç ayıramıyorsa ona ayıklılıktan bahsetmek biraz zor. Ona sarhoşluktan bahsetmek de zor. Sarhoş adama sarhoşluk anlatılır mı? Muhakkak ki insanlar hayatlarını bileceğin bir sistem üzerinde kuracaklar. Bu biraz kaosik bir durum gibi görünüyor o volant kayışı atık ama ne bileyim o kaoslılık bir dizem var. Selamünaleyküm. Aşkımıza helalim.
Geceni sayılır mısın? Daha bir soru varmış. Kur'an otururken, hadis dinlenirken oturma adabı var mıdır? Üç tane oturma adabı var. Birincisi böyle iki dizinin üzerinde ellerini koyaraktan oturma. Dizlerini çekmek, böyle bir dizini çekip böyle oturmak. Görüyorsunuz değil mi? Sağ dizini yukarı doğru çekip oturmak. Bir de bağdaş kur. Bu da bağdaş kurmak. Bu üç oturma şeklisi. Selamünaleyküm. Allah'a emanet olun. Hakkımızı da helal edin. Geceni sayılırsın.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.