Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Temmuz 2015 · 50:27
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımızdan hırsı muhafaza eylesin inşâAllah. İbn-i Ömer radıyallahu anh rivayetle cehennemin yedi kapısı vardır. Bunlardan birisi ümmetime karşı kılıç çekenlere mahsustur.
Buhari Tirmizi, Ahmet bin Hanbel Hakimi Tirmizi, Gazali Kalplerin Keşfi, sayfa 393. Hadis-i Şerif'te buyrulan tehlikeden Müslümanların içine düşmemesi için nelere dikkat etmeli? İki Müslüman topluluk ne gibi durumlarda birbirine kılıç çekebilir? Bunun ölçüsü ve toplumun uyuması ne gibi şartlarda muteber olur? Kılıç çekmeden mana neler olabilir? Ümmetimden iki grup birbirleriyle savaşmadıkça kıyamet kopmaz.
İki grup birbirine kılıç çekip birbirlerini öldürmedikçe kıyamet kopmaz. Ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki insanlar toplu bir şekilde birbirlerini öldürecekler. Ondan sonra kıyameti bekleyin gibi buna benzer birçok hadis-i şerif var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yine başka bir hadis-i şerifte Cenab-ı Hakk'a münacaat eder. Ümmetin fırkaya bölünmemesi için. Hadis-i kutri de denir bu tehir edildi. O zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ümmetim 73 fırkaya bölünecek. Birisi fırkayı daledir. Böyle 72'si fırkayı daledir. Birisi hidayetlidir der. Demek ki ümmet bu noktada ne yazık ki fırkalara bölünecek. Ama Adem aleyhisselamdan itibaren bütün ümmetlerin ve insanların en büyük handikapı fırkalara bölünmektir.
Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'e sımsıkı yapışın derken insanlar kendi heva ve heveslerini, kendi nefislerinden gelen duygu ve düşüncelerini din olarak birbirlerine dayatıp veya dinin içerisinde böyle bir din olgusu oluşturup ne yazık ki fırkalara bölünmüşler. Ve insanlar dinin üzerinde, dinin üzerinde, dindarlığın üzerinde kıyametler koparmışlar. Ve gün geçmiş devran dönmüş. Yine mesele Hz. Resulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tevdi edilince peygamberlik, aynı Hz. Muhammed Mustafa da geçmiş ümmetlerin hastalıklarını kendi ümmetine de aktarmış, uyarmış. Tabi uyaran Kur'an-ı Kerim geçmiş ümmetlerden bize çok örnekler getirir. Birbirleriyle kıyaslıyor, dövüşen, sövüşen, ihtilaf çıkaran, bu noktada ihtilaflarının neticesinde birbirleriyle din savaşı yapan Kur'an-ı Kerim'de nice ümmetlerle alakalı, bu noktada bize anlattığı hikayeler, bize anlattığı, söylediği geçmiş ümmetlerden meseleler vardır.
Tabi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra hemen hemen ihtilaflar başlandı diyebilirsiniz. Daha henüz mübarek naaşları gömülmeden ümmetin içerisinde kim devlet başkanı olacak tartışması başlamıştır. İnsanoğlu nefis taşır. Nefis taşıdığı için herkes kendince yönetmeye aday olanlar. Bir kimse yönetmeye aday kendisini görürse o kendince kendi dairesinde nefsine uymuştur. Ben daha iyi yöneterim, ben daha iyi yaparım diyen kimse kendince nefsine uymuştur. Ama o yönetmenin o yarı ilahelik tadını alan bir kimse kendini buradan bir türlü sıyıttıramaz.
Büyük bir nefis terbiyesi gerekir. O nefis terbesi mesela Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri halife seçimlerinde evinden hiç dışarı çıkmazdı. Enteresan bir duruştur. Yani o fitne zamanlarında hani ayakta duran, oturan zararlı ya, ayakta duran, oturandan daha zararlı. Yürüyen, ayakta durandan zararlı. Veya karlı olaraktan koşandan yürüyen karlı. Bu noktadan hareket edip halife seçimlerinde Hz. Osman radiyallahu anh hazretlerinden sonra da bu aynı şekilde evinde bekler. Evinde beklediği zaman onun normalde halife seçtiklerini ilan ederler. Normalde bu tabii büyük bir erdemliliktir. Bu noktada insanlar böyle bir şey söz konusu olunca etrafında 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi, 20 kişi, 50 kişi toplayanlar ne yazık ki bulundukları ama siyasi, ama dini topluluktan ayrılık şarkıları söyleyip, ayrılık derenleri okuyup, böylece nefislerine uyma ve bununla kalsalar iyi, ondan sonra ayrıldıkları grupla savaşma, ayrıldıkları gruba kutu kaka ilan etme ve bununla da kalsalar iyi, ondan sonra onunla ta birbirlerine kılıç çekinceye kadar mücadele etme yoluna gidiyorlar.
Bu tabii normalde bir siyasi yapılanmanın içerisinde veyahut da bir dünyevi yapılanmanın içerisinde bunu hoş görmek, hadi bir şekilde bu mümkün yani hoş görmek şu manada, bu bunlara yakışır. Bir kimse dünyevi mal mülk için kardeşler birbirlerini kıyasaya savaşırlar, mücadele ederler, dövüşürler, küsüşürler ya, bu dünya malı için onlara uygundur. Veya siyasiler yönetmek için birbirleriyle aşırı derecede birbirleriyle dövüşürler, sövüşürler, savaşırlar. Bir siyasetçiler için veyahut da siyasi bir organizasyon için bunların biz kendi içlerinde, heva ve heves noktasında durduklarından dolayı normal karşılanabilir. Ama söz konusu olan din olunca ve dindarlar bunu yapınca bu en büyük handikap, bu en büyük sıkıntı.
Toplumun bir ve beraberliğini muhafaza edecek olan toplumu bu noktada atar damarlarını kontrol edip, atar damarlarının ritmik bir şekilde çalışmasını sağlayacak olan din olunca, dindarlar olunca, ve bu dini yaşayan dindarlar bunu kendi daresinde bir nefis mücadelesi vermeden birbirleriyle ayrışıp, birbirlerine kılıç çekince işte sıkıntının büyüğü burada kaynaklanıyor. Bu sıkıntının en büyüğü. Hani tuz kokunca ne yapacak demişler ya büyükler, tuz kokunca söyleyecek bir şey yok. E bu noktada dindarlar kokuşunca toplumun geri kalanına söyleyecek bir şey yok. Dindarlar birbirleriyle sövüştükleri, dövüştükleri müddetçe toplumun geri kalanına ne diyeceksin ki? Cahiller bunu yapar, cahildir.
Zalimler bunu yapar, zalimdir. Hainler bunu yapar, haindir. Bir edep terbiye görmeyen insanlar bunu yapar. Normaldir o. Neden? Bunun terbiyesini, edebini görmedi çünkü. Ama dindar topluluklar bunu yapınca artık bunun söylenecek bir sözü kalmıyor. Ve ne yazık ki son 150 yıldan beri, 200 yıldan beri İslam dünyası için mezhep ve meşrep çatışmaları. Osmanlı'dan sonra daha da körüklendi. Osmanlı'dan sonra iki yakası bir araya gelmiyor. Bunun sebebi birinci derecede Müslümanların kendileri. Müslümanlar, müminler bu noktada kendilerini yetiştirmekten uzaklar. Uzaklar kendilerini, cemaatlerini, cemiyetlerini, topluluklarını, tarikatlarını Kur'an ve sünnet ölçüsünde, Kur'an ve sünnet disturlarında yetiştirmekten uzaklar.
Herkes kendi cemaatını, kendi tarikatını, kendi şeyhinin öğretisini vermeye çalışınca veya herkes kendince kendi tarikatını, şeyhinin öğretisiz zannıyla şeyhlerinin veyahut da cemaat liderlerinin heva ve heveslerini din kabul edince ne yazık ki bu işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bir kimse kendi şeyhinin veyahut da kendi bu noktada imamının, cemaat liderinin Kur'an ve sünnetten alınmamış bir ölçüyü, heva ve hevesten, nefsinden çıkan bir ölçüyü din noktasında algılayıp kendisini öyle istihdam edince artık onun önünde siz duramazsınız.
Çünkü o kendince şöyle diyecektir, yani benim imamım, benim hocam doğru söylüyor, bu böyledir. Hakkında ayet veya hadis olup olmaması önemli değildir. Yani o ona bir isim koymuştur, o ona bir isim koyduysa o da devamlı o isimde ona hitap edecektir veyahut da devamlı ona saldıracaktır. O saldırılması gereken bir hedef koymuştur. Saldırılması gereken bir hedef, la la illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimsedir. Ve insanlar ona hızla saldırmaya başlarlar. İşin en enteresan noktası küçücük gruplardan, kitlelerden, topluluklardan, iki üç kişiden tutun, büyük kitlelere kadar böyle bir cehalet, böyle bir cahillik, böyle bir açmaz ve aymazlık var.
Bunun böyle önüne geçebilmek için ne yapmak lazım? Gerçekten kendimce, kendi dairemde diyorum ki, ya bunlara nasıl anlatılır acaba diyorum. Yani bir de işin enteresan noktası, dini gruplara, dini cemaatlere, dini tarikatlara bir doğruyu anlatmak, bilmeyene anlatmaktan daha zor. O çünkü biliyorum diyor. Bu işin en acı tarafı. Yani zaman zaman bu tip böyle farklı cemaatlerden, tarikatlardan böyle işte abi dedikleri, işte zakir dedikleri, halife dedikleri, kimselerle zaman zaman görüşmelerimiz oluyor. Çok basit bir hadis-i şerif söylüyorsunuz, adam hadis-i şerifi neredeyse reddedecek. Yani bu hadisi nereden buldun geldin sen gibisinden bakıyor şimdi.
Diyorum hadisi reddedersen küfre düşeceksin. Sakın hadisi reddetme. O şimdi küfre düşeceksin. Sözüm daha da onu incitiyor. Söylediğime pişman oluyorum. Ya diyorum hadisi şerife karşı cephe alacak. Yani hadisi şerife cephe alsa küfür ehli olacak. Ama içinden öylesine söylüyor ki, bu hadisini nereden buldun? Hani bazen böyle Twitter'ı takip edenler için, hani diyorum ya, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen kimseyle savaşma. Uyan, kendine gel. Karşındaki kimse, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyor. Sen kılıcını, kurşununu, silahını kime döndürdün? Sen diline kimi döndürdün? Kime döndürdün dilini ya? En acımasız sözleri kime söylüyorsun? Ne yazık ki bütün Müslümanlarda bu hastalık var. Belki de bizde de var.
Allah bizi affetsin. Bu rahatsızlıktan, bu hastalıktan Ümmet-i Muhammed kurtulamıyor. Araya bir fitne sokuyor birileri. Birileri bir şey söylüyor. Boyna bölünüp parçalanıyor. Boyna bölünüp parçalanıyor. Yani bu bölünüp parçalanmalar fikri bir zenginlik olsa, bunu alkışlayacağız, bunu teşvik etmiş din. Fikri zenginlikleri teşvik etmiş. İştahat eden yanılırsa bir sevap alır. İştahat eden iştahatında isabet ederse iki sevap alır. Bu bir fikri zenginlik olması gerekir. Bu bir ayrılık noktası olmaması, birbirleriyle savaşma noktası, birbirlerine silah çekme noktası olmaması gerekir. Ama İslam dünyası ne yazık ki böyle.
Yani kocaman bir savaş bekleniyordu. Şii-Sünni savaşı. Bunu gerçekleştiremediler. Küçük küçük kocaman savaşı yaptırıyorlar. Yani Irak'ta şu anda, Suriye'de bir tarafta Sünniler savaşıyor, bir tarafta Şia savaşıyor. Yerel grupların arkasında uluslararası güçler var. Aynı şey Türkiye'de var. Yani bir tarafta PKK var, bir tarafta devlet var. Bir tarafta cemaat var, bir tarafta hükümet var. Savaşıyorlar acımasızca. Sakın burada cemaat-hükümet çatışmasında kılıç çekilmiyor demeyin. Örtülü kılıçlar da çekiliyor. Örtülü kılıçlar çekiliyor. Örnekleyelim, biz topluluk olarak hükümetle, devletle savaşabilecek, çatışabilecek bir nokta dağıtmayız, değiliz.
Türkiye'deki hiçbir İslam'ın kurum, kuruluş, cemaat, parti, hükümetle, devletle savaşabilecek gücü bulamamıştır kendisinde. 28 Şubat bunun apaçık örneğidir. Bir düdük herkes evine gitti 28 Şubat'ta. Bakın bir düdük herkes evine gitti. Bunu şu anda kıyaslaya çatışan cemaatle dahil, heyetler halinde gittiler 28 Şubatçılara, dediler ki isterseniz okulları size devir edebiliriz.
Başörtü yasağını hemen kabullendiler. Dediler ki kız çocuklarının hepsine de bunları saklamaya, gizlemeye gerek yok. Eleştirmek için söylemiyorum bunları. Yapılan, gelinen yolu anlatıyorum. Dediler ki başörtüsü yasak, açılacak, açtılar. Yani böyle bir çatışma ortamına girmek mümkün değil. Hiçbir şekilde. Aynı cemaat şimdi kıyasaya savaşıyor. Kıyasaya savaşıyorsa o zaman şöyle bir şey düşünüyoruz. Ha o gün için elinde belli bir güç yoktu, şimdi güç var. E devletin elinde silahlı güç de var. Devletle silahlı güçle silahsız bir kimsenin savaşması mümkün mü? Değil.
O zaman örtülü olarak silahlı bir şekilde de savaşıyorlardır. Bu aynı şey. PKK devlet arasında. PKK'nın elinde silah var. Adamlar hatta dediler ki normal bütün vatandaşlar da silahlansın. Kandilden. Ardından üç gün sonra da HDP'nin başkanı dedi. Milletimiz silahlanmalı ve kendini muhafaza etmeli, korumalı. Kime karşı? İstanbul'da bir PKK'lı silahlanacak kime karşı? Bursa'daki bir Kürt silahlanacak kime karşı? İzmir'deki bir Kürt silahlanacak kime karşı? Cemaatte bir sürü Kürt kardeşimiz var. Silahlanacaklar kime karşı?
Bu silah kime? Bu ülkenin dört tarafında Kürt kardeşlerimiz var. Yani Kürtler var. Silahlanacaklar kime karşı? Trabzon giriyorsun, Karadeniz bölgesi bir sürü Kürt var. Ege bölgesinde bir sürü Kürt var. İstanbul'da bir sürü Kürt var. Sonuçta Türkiye'de Kürt olandan da olmayandan da yüzde on üç oy almış. Bu Kürtler veya HDP'ye oy atanlar kime karşı ülkede silahlanacaklar? Bunu kimse sorgulamıyor. Bu ateşe, bu yangın, bu ateş nereye gidecek? Bu kimse bunu sorgulamıyor.
İşte iki topluluk birbirine kılıç çekecek. Ortalığı yangın yerine döndürmek istiyorlar. O zaman mümin, Müslüman olan kimse, hani hadis şerifte diyor ki Müslüman o kimsedir ki dilinden diğer Müslümanlar emindirler. Mümin o kimsedir ki elinden diğer Müminler emindirler. O zaman bizim dilimizden ve elimizden diğer Müslümanlar ve müminler emin olacaklar. Dil de bir kılıçtır. Hadis şerifte Mekke'nin fethinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri daha önce müşrik olan şair Mekkelileri hicveden şiirler okumaya başlayınca Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri sen nasıl şeytanın sesisin, nasıl böyle şiir okursun dediğinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu da şiire karşı olanlara bir cevabı nitelikte hadis şerif olsun, olay olsun.
Hani bir kısımları şiire karşı ya, şiir okunmasına, dinlenmesine karşı olanlar var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kütüb-i siddete geçer bu. Kütüb-i siddeten okuyabilirsiniz. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hazreti Ömer Efendimiz'i durdurur. Dur ya Ömer, onun söylediği sözler senin mızrağından daha etkilidir müşrikler içinde. Demek ki dil öylesine kuvvetlidir ki bazen kılıçtan daha keskin, kılıçtan daha etkilidir. O zaman Müslüman kimselere karşı dilimizi muhafaza edeceğiz, koruyacağız. O da bir kılıç çekmektir. O dilin kılıcıdır. Gözün kılıcı vardır. Müslüman kimseye sert bakmak.
Caiz görülmemiştir. Bir Müslümana siz sert bir şekilde bakamazsınız. Sert bir şekilde bir Müslümana bakmak, bütün ulema tarafından caiz görülmemiştir. O zaman bakış da nedir? Bir kılıçtır. Siz birisine bir bakışla tahrik edersiniz, bir bakışla tahrik ettiğinizde o sizinle kavga etmeye çalışır. O zaman etrafınıza, bu noktada kardeşlerinize sert bakmamaya gayret edin.
Buradan da şunu çıkarmayın. Hayır biz yumuşak bakacağız. Bayanlar erkeklere, erkekler bayanlara yumuşak bakacağız diye uğraşmasın. Bayanlar erkeklerle konuşurlarken vakarlı, erkekler bayanlarla konuşurlarken vakarlı, gevşemeden, yumuşamadan görüşüp konuşacaklar. Bir şey alacaksa, alışveriş edecekse, herhangi bir meselede zorunluluk varsa, konuşması gerekiyorsa vakarlı bir şekilde, teganili konuşmadan, gevşemeden, kelimeleri, cümleleri yaymadan, harfleri ve sesi işelendirmeden konuşacak.
Ama bir normalde kardeşine karşı ne yapacak? Müşrik olacak, yumuşak olacak. Bu noktada bakışı da, görüşü de, konuşması da yumuşak olacak. O zaman kılıçla vuruşma noktasına dil de girer mi? Evet. Fikir de girer mi? Evet. Siz bir yazı kalemi alırsınız, o yazı kalemi aldığınızda, karşı taraftaki veya yanınızdaki veya etrafınızdaki insanları rencide edebilirsiniz. O zaman dilimiz de ne olacak? Mümin kardeşlerimize karşı müşrik ve yumuşak olacak. Yazılarımız da müşrik ve yumuşak olacak. Kılıç haline gelmeyecek. Yazılarımız kime kılıç haline gelecek? Münafıklara karşı, kafirlere karşı, müşriklere karşı, mürtedlere karşı, haramlara karşı, kalemimiz de, dilimiz de, gözümüz de ne olacak?
Sert olacak. Ve böylece de biz kardeş katli yapanlardan olmayacağız. Silahımızı kendi kardeşlerimize çekmeyeceğiz. Silahımızı kalkıp da polise, askere, sivil vatandaşlara çekmeyeceğiz. Kim eline silahı alırsa, o suçludur. Ve kim önce silahını davranırsa, o iki katildir der hadis-i şerifte. Kim silaha önce davrandıysa, o iki katildir.
Davranmayacak hiç kimse. İki katildir. PKK gitti, iki tane polisi uyurken enselerinden vurdu. Bundan sonraki bütün sorumluluk ona ait. Bunun gibi. Sen elini silahına atmaya kalktın, silahın görünüyor. Silahın var olduğu belli. Mesela korkutmak için silahın varmış gibi davransan, o adam çekse vursa seni, sen korkutmak için eline silahını atıyormuş gibi davranmaktan dolayı iki katilsin.
İslam fıkı, sen eline silahı aldın, senden önce o da kalktı vurdu seni. İki katilsin. Elini silaha atan iki katil. Elini silaha atmak yok İslam'da. Ne zaman var? Karşıdaki kimse elini silaha atarsa, sen ondan önce davranıp onu vurabilirsin. Bu nefsi müdafaa, katil filan değilsin dinen. O kimse elinde silahla geldi dükkanına, evine senin, sen çık, çektin, vurdun. Sen katil değilsin, eline silahla gelen iki katil. İslam'da çünkü anarşi yoktur. Siz elinde silahı, tankı, tüfeği olan bir devlete karşı silahsız bir şekilde savaşamazsınız.
Tebliğ edersiniz, nasihat edersiniz. Hicret edersiniz. Tebliğ ve nasihatla mücadele edersiniz. Yoldur bunların, hepsi de İslamidir. Ama birisi gelip seni silahlandırıyorsa orada, bil ki bu işin içerisinde İslami olmayan unsurlar girdi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Müslüman topluluklar ancak birisi birinin canına kıymaya kalkıyorsa, o zaman kendini muhafaza etme, koruma noktasında ne yapar? Ona ayniyle cevap verir, misliyle değil. Müslüman topluluklar, mümin olanlar. Şimdi geçen gün birisi göndermiş bana böyle bir şey, yani devletin PKK'ya böyle işte ağır, ne demiş o, bir şey var ya söz, fazla güç kullanmakla alakalı. Orantısız güç kullanmasını onaylıyor musunuz diye.
Ben de yazdım. Dedim, sivil insanların, polisin, askerin öldürülmesini, şehit edilmesini onaylıyor musunuz dedim. Cevap gelmedi. Bunu onaylıyor musunuz? Cevap yok. Müslüman bir kimse, birisi ona silahını çekerse, kendini koruma açısından ona silah çeker. Allah bize affetsin. Amin. Bir sohbetinize zikrullah alışkanlıksa, o kişi üzerinde tecelliyatı olmaz, sufilik, zikirmatik gibi oturup günde yetmiş bin tehlit çekmek değildir. Zikrullah, namaz gibi ibadetler duygu olmadan yapılınca alışkanlık oluyor. Alışkanlık olunca da insan kendini yenileyemiyor. Fikriyat olarak bir kimsenin kendini yenilemesi, tevhid ve iman hakikatlerini görmesidir.
Kişi fikriyat noktasında kendini yenileyemezse, fiilyat noktasında yenilemeyecektir. Bu durumdan akılla, yola başlayan ve ibadetleri görev olarak yapan bir kişinin anlattığınız yenilenmeye ulaşma ihtimali var mıdır? Herkesin bu ihtimali, bu meseleyi kendisini yenilemeye ulaşma ihtimali vardır. Gönül arzu eder ki Müslümanların hepsi de kendilerini yenilesinler, bütün her şeyde tahkik ehli olsunlar. Hatta tahkikin de üzerine çıkıp hakikat ehli olsunlar. Sufiliğin bu noktadaki hedefi, insanın hakikat ehli olmasıdır. Tahkikin de üstüne çıkmasıdır. Arif olmasıdır. Sufiler arif olmayı hedeflerler. Sufilik yolu arif olma yoludur. O yüzden Sufiler de başlangıç olarak taklitle başlarlar.
Bu hepimizin için geçerlidir. Biz taklit ederiz önce, hep beraber. Zikrullah'ta da taklit ederiz. Yanımızdakini taklit ederiz. Zakirimizi taklit ederiz. Taklit ederiz. Onun yaptığı gibi yaparız. Onun bu noktada zikrullahı yaptığı gibi yaparız. Bu sünnet-i Resulullah'a haykırı değildir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ibadetleri benden gördüğünüz gibi yapınız demiş. Bu noktada o yüzden normalde işte taşrada veyahut da taşra denir ya merkezin dışında olan yerlere. Hoş bizde böyle bir merkez algısının da oluşmasını istemiyorum. Bizim topluluğumuzda, dergahımızda. Her yer merkezdir kendi dairesinde. O yüzden işte böyle merkezde şöyle olması noktası değil bu mesele. Allah muhafaza eylesin.
Öyle bir merkeziyetçilik de insanların nefislerine vurur çünkü. Onu gördük daha önceleri. Allah muhafaza eylesin. Bu noktada kardeşler, arkadaşlar genel olarak başlarındaki zakir kardeşleri taklit ederler. Öyle yapmaları gerekir zaten. Ona tabi olurlar. Öyle yapmaları gerekir. Onların şeyh ve idaresini kabul ederler. Doğrudur, öyle yapmaları gerekir. Ama onu şeyh gibi sevmezler. Ona şeyh gibi bağlanmazlar. Ona şeyh gibi tabi olmazlar. Veyahut da onu böyle şeyhin yerine koymazlar. Bu kardeşlerin yolunu keser bu sefer. Kardeşler muhabbetlerini bu noktada üstadlarından ayırmayacaklar. Ama kendi bulundukları yerlerde de ve hatta bu her yer için geçerli. Bursa'da da geçerli.
Yani tekkedeki semazen, işte oradaki mıtrıban Adnan kardeşe uyacak. Ben şeyhime bakarım, ben seni dinlemen böyle bir hiyerarşi. Yok tasavvurta. Böyle bir şey yok. Ama bazen zaman zaman bilmeyen yerlerde işte ben de karşılaşıyorum. Bir şey söylüyorsun, bunu böyle yapın diyorsun. Bilmediğinden, ben bilmemezdini veriyorum. Bir abimize danışalım diyorlar. Bu bilmediklerinden, yeni yapılandıklarından, yeni olduklarından. Bunu böyle bir daha söylediğinde gene yapıyorsa o zaman işin içerisinde başka bir şey giriyor. Burada sıkıntı var. Tabii öğrenmede de, öğretilmede de zaman zaman bu tip eksiklikler, yanlışlıklar olabilir. Bunları ben gözümde çok büyütecek bir kimse de değilim.
Bu da farklı bir şey. Bu her yerde de olur. Bu şuna benzer biraz daha. Hani İbrahim Aleyhisselam ilk defa mağaradan dışarı çıktı. Baktı ki bir rivayet Sirius yıldızıdır. Yıldızı gördü. Sirius yıldızını görünce dedi ki çok parlak öbür yıldızların içinden. Dedi ki bu ilah olmalı herhalde. Benim ilahım bu olmalı dedi. Ardından ay çıkınca hayır dedi. Bu ondan daha parlak. Benim ilahım bu olmalı. Ardından güneş çıktı. Hiçbirisi de kayboldu. bu sefer dedi ki hayır benim ilahım bu olmalı dedi. Akşam olunca o batınca da ben batanları sevmem dedi. Bu sufiliğin yolu da böyledir. Sufi kardeş önce mesela işte oradaki zakirini tanır.
Ona bütün veçesini çevirir. Normaldir bu. o normalde bunu böyle hor hakir görülmez. Veyahut da bir semazen gelir. Orada semazen başına veçesini döndürür. Doğrudur bu. O çünkü o eğitecek onu. Şeyh Efendi'nin tabiriyle seni gelip general eğitecek değil de diyor. Seni başında on başı eğitecek derdi. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. Gelip seni çavuş eğitecek. Yat, kalk, sürün diyecek. General sana yat, kalk, sürün der mi? Demez derdi. General gelip size yat, kalk hiç askerlik yapanlar bilirsiniz. Der mi? Demez. Yat, kalk, sürün diyen dergahın çavuşudur. Hatta manga çavuşu da demez ona. Ya orada bölük çavuşu vardır. Bölük çavuşunun içerisinde en kıdemlisi en sertidir.
Ona eğitim çavuşluğunu verirler. Değil mi? O çünkü en sertidir. Yumuşak davranmaz o. Yumuşak davranmayınca ona eğitim çavuşluğu verirler. O yatırır, kaldırır, hoplatır, zımplatır sertlikle pişirir askeri. Öbür türlü pişmez. O çavuş ama orduya asker yetiştirir. Kendine değil. O çavuş bölüğüyle beraber ne olur? Hemhal olur. Eğer o çavuş bölüğüyle beraber hemhal olmazsa en umulmadık yerde asker onu dinlemez. Yapar onu da. Bu komple akıl gibi bir şeydir bu. Bir bakmışsın çavuş kalmış meydanda. Aynı şeyi as subaylarda yaşar. O askerle iç içe tatlı sert ve dışı kadife içi demir yumruk gibi olmazsan hiç umulmadık yerde bir bakmışsın bölük seni açıya çıkarmış.
Yandım Allah şarkıları söylersin. Yüzbaşının önünde perişan olursun. Bölük komutanının önünde faş olursun. Gidersin sen. Yapar mı? Sonra sen intikam alacağım diye uğraş artık. Geçti. Burayı da unutmamakta fayda vardır. O yüzden dergahtaki kardeşler ilk etapta. Bunun eğitimini verecekler zaten. Eğitimi vermezse olmaz. Bir üstada karşı şöyle davranılır. Kardeşlerine karşı böyle davranılır. Aralarında bir sıkıntı varsa sıkıntıları, problemleri halletmek, çözmek. Birisinin veçesi kendisine iyice yöneldi. Bak kardeş biz sizin abiniziz. Veçenizi üstada yöneltin. Biz burada kardeşiz. Sakın ağam. Veçenizi bu noktada şaşırtmayın. Karıştırmayın. Ya işte filanca baba.
Kim baba? Filanca baba. Ooo. Babalar çoğalmış. Bunu ben eskiye döneyim şimdi. Hiç kimse üzerine alınmasın. Anlatırım ya. Birisi ödemiş de böyle zikrullahta tuhaf hareketler yapıyor böyle. Allah rahmet eylesin. Bizim abi de gitti. Böyle alnına dayadı. Okudu onun. O böyle okurken böyle kendinden geçiyor. Ben de görüyorum onu. Bu tabii normalde tevhidi okutuyordu. Tevhid bitti. Allah ismasında Şeyh Efendi beni çıkardı meydana. Allah ismasında esmayı çektiriyoruz biz. Normalde esma okunurken adaptır. Şeyh'e orta yere çıkan kimse zikrullahi yönetmez. Sadece bugünkü dille eski dille nefes verir. O çünkü şeyhin vuruş şeklini en iyi bilendir.
şeyhin vuruş şeklini en iyi bildiğinden oradaki kardeşlere nefes verir. Şeyh Efendi zikrullahi vurdurdu. Allah'a dedi. Onun ortadaki kimse o vuruş şeklini biliyordur. O vuruş şeklini bildiğinden nefes verir. Cemaatın her tarafına Allah'a ortadaki kimse el kol hareketleri yapmak için çıkmaz ortaya. Nefes vermektir buradaki kasıt. Ve zikrullahi o esnada adabına erkanına bakar. Birisi kollarını indirmiş aşağı onu bağlatır. Birisi kollarını böyle yapmış. Onun göbeğini indirir. Birisi doğutmuş kendini onu toparlar. Zikrullahi halakanın içerisinde. Çünkü dizibliğin gerekir zikrullah'tan. Birisi kopmuş orta yere gelmiş.
Onu kalkar yerine getirttirir. Adabı koracak orta yere çıkan kimse. O yüzden orta yere nefes vermeye çıkan zakir çavuş kardeşler bu noktada adabı korurlar. Tabii bizim şeyhimiz orada o abimiz şeyhlik yapıyor ona. Adabı korumuyor. Ben Allah'a ismasını şeyh efendi beni çıkardı. Tabu arkadaş o nefsine bir paye buldu ya alnından tutulup okundu ya yine aynı şeyi yapıyor. Ben hemen oradan iki kişiye işaret ettim atım onu arkaya dedim. Ben arkaya attırdım onu halakayı bağlattım ben. Bu tabu arkada böyle karışık kuruşuk sesler çıkarıyor.
Duyuyorum ben onu attıracağım dışarı. Bir daha dışarı attıracağım. Çünkü zikrullahın adabını erkanını bozan bir kimseyi ikaz etmek için bir arka halakaya yine ikaz etmek için sonra halakaya yine de adabı erkanı bozuyor. Tuhaf tuhaf sesler çıkarıyor. Tuhaf hareketler yapıyor. Kardeş adabı erkanı bozuyorsun. Adabı erkanı bozduğun için özür dileriz. Zikrullah bitince kadar sen şurada kenarda otur. Hafi zikrullah yap. cehri yapma. Yine aynı şeyi yapıyor. Kardeş sen buranın dengini bozdun. Allah muhafaza eylesin. Bu haktır. Zikrullah halakasından bir kimse çıkarılır mı? Bu şekilde olursa çıkarılır. Öbür türlü biz kapıdan gelene sormayız bile kimsin nesin necisin diye.
Hiç duydunuz mı gördünüz mü benimle beraber burada 90'dan beri olan arkadaşlar kardeşler var. Biz kapıdan gelen hiç kimseye sormayız nesin necisin neredensin diye. Burası hakkın kapısı. Burası hakkın halakası. Burası zikrullah halakası. Burada renkti, ırktı, paraydı, puldu, şandı, şöhretti, makamdı, mevkidi. Yok kardeş burada. Yok mezhepti, meşrepti, meslekti. Yok burada. sen hangi meslekten, hangi meşşepten olursan genelkurmay başkanı da olsan geleceksin oturacaksın burada. Gelmezler de onlar. Böyle ev ki geldi, gelecek oturacak bir yerde. Allah'ı zikredecek. Burası Allah'ı zikir halakası. Bu noktada bir sıkıntı yok. Adabı bozdu. O zaman o kimseye gerekirse kapının önüne ne yapılır?
Konulur. Allah muhafaza eylesin. O kardeşi de çıkardım ben dışarı. Sonra oranın zakiri işte o kardeşle Şeyh Efendi'yi görüştürmek istiyor. Şeyh Efendi önce duymamazlıktan geldi. Efendim işte o kardeşimizin halleri var. Bir sizle görüşmek istiyor dedi. Şeyh Efendi benimle konuştu. Ona bakmadı. Şey yapmadı. Orada zakirler, çavuşlar, dervişler dikkatli olacaklar. Bir şeyhe bir şeyi fazla ısrar edilmez. Senin bilmediğini o biliyordur. bir yere illaki götürmek için ısrar edilmez. Bunları hep yaşadık biz. Birisiyle illaki görüştürmek, konuşturmak için ısrar edilmez. Edeben bir sefer söylenir. Efendim böyle bir kardeşimiz var sizinle görüşmek istiyor. Bitti. Efendim görüşebilir miyiz?
Şu saatte müsait misiniz? Bir şey soracaktım müsait misiniz? Ne zaman gelebilirsiniz? Sizi bekliyoruz. Israr yoktur. Bir söyledi. Şeyh Efendi seslenmedi. Bana bir şey dedi. O duymadı zannetti onu. Bir daha söyledi. Böyle baktı ona. Kim dedi? Yine anlamadı o arkadaş. Bir ilk önce bana söyledi. Bana söyleyince ben dedim ki Hacı abi görüştürme istersen bırak dedim ben. O normal değil dedim. Görüştürme dedim. tabi Mustafa Yüzba dinlemek insanın nefsine hep ağır gelir. Herkese. Enteresan bir şeydir o. Ben bilirim onu kendimce. En doğruyu söylesem daha ağır gelir millete. Söyleyiş tarzında mı yanlışlık var?
Ne varsa. Çünkü bazılarına ağır geliyor. Aldı getirdi. Söyledi. İşte onun değişik halleri var diye. Ondan sonra baktı. Ondan sonra zaten yanında o da böyle görüşme demeden aldı çocuğu. Hemen direkt şeyh efendi böyle böyle bir bakış vurlattı ki senin şeyhin kim dedi. Ali Baba Efendim dedi. Döndü. Bunun şeyhi Ali Baba olmuş. Oğlum benimle ne görüştürüyorsun dedi. Ben o havayı hiç unutmuyorum. Buz gibi. Dünya dondu sanki. Bitti. Her taraf buz deryası gibi oldu. Döndü bana.
Bir Mustafa Baba olmadın dedi. Olamadık efendim dedim ben. Görüyor musun dedi. Millet baba dolmuş burada dedi. O gün orada kalacaktı. Nereye gidiyoruz dedi. Gidiyoruz efendim dedim ben. Nereye gidiyoruz deyince gidiyoruz dedim ben. Gideceğimiz yer bile hazır değildi o esnada. O gün ödemişte kalacaktı. Tabii toparlayacağız diye uğraşıyorlar. Toplanmaz. Toplanmaz. Kaldık. Ondan sonra yok biliyordu da yok bilmiyordu da bu arkadaş yok acemiydi de değildi de geçti.
Ya neden geçti? Onu önceden zakir olan kimse bunun ölçüsünü koyacak. Şeyhi uçurmaya da gerek yok. Bir de bu var. Adam şeyhini sahabe konusunda yok işte imamlarla yarıştırmak. Yok işte peygamberlerle yarışmak. Bunlar abes. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun inşallah cümlemizi. Şimdi taklit bütün her yerde olması gerekir. Ardından dervişler tahkike geçecekler. Her yerde olması gerekir. Tahkikten arifliğe geçecekler. Bu işin yolu olması gereken. Ama ben taklit etmem ben arifim.
Bu haddi aşmak. Ya benim zakinim kimmiş ben onunla beraber şey yap. Bu haddi aşmak. Ya ben Hüseyin Çavuş'u tanımayam ya şeyhimi tanırım. Ya bu haddi aşmak. Deme böyle. Yapma. Veya Adnan bir şerh koymuş oraya. Geliyor bana. Adnan Çavuş böyle dedi. Adnan Çavuş halletti ben. Şimdi benden böyle bir şey beklemiyorlar ya. O gelecek ben ona diyeceğim vay Adnan böyle yaptı demek. Ha böyle olmasın lazım. Yok kardeş ya senin işin oradan geçecek. Sebep o orada devamlı. Oranın sevk ve idaresi orada.
Yani bunu böyle açık açık konuşayım. Mesela en son bazı kardeşlerin affına sebep Adnan'dır mesela. Açık konuşayım. Adnan dedi ki geldi bu kardeşleri cezasını kaldırırsak dedi. Yine de siz bilirsiniz dedi. Dedim Adnan hoca senin merhametin kaleyeğine gelmiş dedim. Ondan sonu kaldı ben öyle deyince iyi hadi senin dediğin gibi olsun dedim. Bu da lazım. Bakın bu da lazım. Demek ki yani bunu böyle söylemek şey değil ama demek ki Adnan'ın da bu noktada bir ahçesi var.
Böyle bir şey yok. Biz yol yürüyoruz hep beraber. ben işte Adnan'ı tanımam öbürkü de der ben Halit'i tanımam öbürkü de der ki ben Hüseyin'i tanımam öbürkü de der ki ben Mehmet Ali'yi tanımam öbürkü de der ki ben Barbaros'u tanımam oy ne kadar güzel. Sen de kalkacaksın şimdi Acarkan'ı tanımam diyecek. Değil mi mesela? İyi kim kimi tanıcak ki? Yani nefis terbiyesi olacak olan yer değil mi burası? taklit gerekli. Bu noktada taklit gerekli gibi talim de gerekli. Talimli olan kimse terbihli olan kimsenin kalbine ilham gelir. Bir kimsede suvi manada taklit terbiye talim yok ise o kimsenin kalbine ilham gelmez.
Ariflik olmaz. siz namazı usulüne uygun kılarsanız namazın sizde manevi bir yanı olur. Siz orucu usulüne uygun tutarsanız orucun sizde manevi bir ağırlığı olur. Zikrullah'ı usulüne uygun yaparsanız zikrullah sizin için ne olur? Manevi bir ağırlığı olur. Her ibadetinin her ibadetin adab-ı erkanı vardır. tuvalete dahi girmenin adab-ı erkanı varken İslam'da her ibadetin adab-ı erkanı distürü vardır. Ve bunların hiçbirisi de heva heves değildir. O yüzden taklit de lazım, tahkik de lazım, ardından ariflik lazım.
İnşallah. Fâlemenâhu Lâh Rabbil Ademîn Fâtiha Merser Arif Neser Yanko
Neser
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.