Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 24 Temmuz 2015 · 1:10:53
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Bir, sınırdaki DAEŞ ile olan çatışmalar nereye varır? Orada, o bölgede olayların son bulacağını zannetmiyorum. Orada çatışmalar devam edecek. Oradaki çatışmaları, oradaki gruplar bitirmeye kalksa dahi, uluslararası güçler bir şekilde oradaki çatışmaları hep körükleyecek.
Bu körükleme yeni değil. Soruların 15'ini de şimdi göz gezdirdim. Bugünkü veya bugüne kadar yazmış olduğum tweetlerle de alakalı sorular var. Bağlantılı değil. O yüzden oradaki tartışmalar, oradaki çatışmalar, oradaki savaş hali kaybolmayacak, yok olmayacak. Burada uluslararası bütün oyun kurucularının, tezgah kurucularının işine geliyor.
Amerika'daki Şiiler, Avrupa'daki Şiiler, dünyanın diğer bölgelerindeki cihat edeceğiz, savaşacağız düşüncesinde olan Şiiler, İran'ın eliyle Irak ve Suriye'de toplanıyor. Dünya üzerindeki kendilerince Sünni'yim diyen, cihat edeceğim, savaşacağım diyen Sünni Müslümanlar da değişik organizasyonlarla Irak'ta, Suriye'de toplanıyor.
Şu anda. Böylece Amerika, Batı, İngiltere, Fransa, Almanya, en önemlisi bu üç ülke, içlerinde mülteci olarak duran, kendi vatandaşı olarak duran, her zaman kendileriyle cihat edebilecek, savaşabilecek, kendi düzenlerini bozabilecek örgüt elemanlarını, Müslümanları bir şekilde Orta Doğu'da toplayıp birbirlerini kırdırıyorlar.
Sünniler bir tarafta, Şiiler bir tarafta, her ikisi de birbirini öldürüyor, katlediyor. Bu oyunun içerisinde ABD var, İngiltere var, Fransa var, Almanya var, İsrail var, İran var. İran da bu oyuna, bu tezgaha destek veriyor. Çünkü bölge ülkelerinin üzerinde gayri resmi elinde bir güç var. Bunun sadece Lübnan'daki Hizbullah'la bağlantılıyken, bütün Orta Doğu'da gayri resmi elinde askeri bir güç oldu. Bu örgütlerin içerisinde İran'ın istihbarat subayları var, emekli olmuş askerler var. Şii milisleri organiz eden, silahlandıran, onları eğiten bunlar.
Sünnilerden zaten ABD'nin daha önce kurgulamış, kurmuş olduğu, İsrail'le ortaklaşa yürüttükleri bir sonradan liderini öldürdüler ya. Neydi adı? El-Kaide vardı. Sonra El-Kaide kendi ellerinden çıkınca, bu noktada organizasyonu çok deşifre olunca El-Kaide'yi lav ettiler. Şimdi DH veya IŞİD dedikleri yeni bir organizasyon var.
Bunun arkasında da Suudi Arabistan var. Bunun arkasında Suudi Arabistan var. Bu İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya, İsrail dörtlüsünün bu Sünni cihatçı Müslümanlarını Suriye kanalından toplayıp, Suud finansıyla toplayıp, Suriye'de konuşlandırıyorlar, Irak'ta konuşlandırıyorlar. Oradaki Şia'yla alakalı, Şii güçle, DH'in şemşiyesi altında Sünni güçleri savaştırıyorlar.
Burada diyeceksiniz ki, normalde uzun sorular teker teker geçeceğim ama ana hatlarıyla çizeyim. Kendi fikrim, düşüncem benim. Türkiye'yi zaten 30 yıldan beri bu noktada zayıflatmışlardı PKK'yla. PKK ile öylesine zayıflamıştı ki, Türkiye kılını kımıldatacak bir hali kalmamıştı. Bu onların hoşuna gidiyordu. Ama Türkiye'de böyle bir muhafazakar yapıda, AK Parti iktidarı söz konusu olunca, Türkiye kendi kendine toparlandı. AK Parti'nin ilk dört yılında AK Parti bu kocaman fillerle savaşmadı. Kocaman fillerle savaşmayacağını söyledi. Ve kocaman fillerin oyunlarına serbest bıraktı.
Kendince dedi ki, bizim güçlenmemiz lazım. İkinci dört yılında gücünü perçinledi. Üçüncü dört yılına gelirken, hem kendi içerideki ner şımardılar, kibirlendiler, böbürlendiler, savurganlığa girdiler biraz. Ve aynı zamanda da, asıl olması gerektiği gibi olmaya başlayınca, o filler, ağababalar bu durumdan hoşnut olmadılar.
Hoşnut olmayınca, bir AK Parti cemaat savaşı fışkırdı. AK Parti'yi cemaatın üzerinden dizayn etmek isteyen güçler, ama cemaatın içerisindeki organizasyonun bilgisi dahilinde veya bilgisi dışında, o organizasyonu kuraraktan bir AK Parti cemaat savaşı çıkardılar. Devlet kendi bünyesinde zaten PKK ile savaşıyordu. Devlet PKK ile savaşırken, aynı zamanda da bir AK Parti cemaat savaşı çıkararak da, Türkiye'yi o eski zayıflatma günlerine geri döndürmek istediler. İstiyorlar hala da. Tabi AK Parti, o şımarıklığının, o kibirliliğinin, o vurdum duymazlığının, o eski, normalde yapması gereken hallere yapmamanın tokadını yedi. Ama yıkılmadı.
Buradaki öngörü yıkılmasıydı. Zaten Tayyip Erdoğan meydanlara inmeseydi, yıkıldıydı. Öyle 41 filan değildi. 36, 37, 35 belki de 35, 37, 36 bandındaydı. Tayyip Erdoğan'ın meydanlara ineceğini, bu kadar agresif davranacağını hesaplayamadılar. Lider olmanın özelliği bu. Hesaplanamayan bir şey yaptı. İndi sahalara. Sahalara inince en az 6-7 puan arttırdı. En az 6-7 puan arttırınca, yine normalde en büyük milletvekili sayısına sahip oldu. Bunu beklemiyorlardı zaten. Oyunlar biraz daha böyle şey oldu, ne o? Tıkandı.
Oyunları alt üst eden en önemli şey, en önemli figür, seçimlerden sonra MHP. MHP, Türkiye'deki milliyetçi muhafazakar derin yapılanmanın siyasetteki göstergesidir. Resmidir. Türkiye'deki milliyetçi muhafazakar devlet derin yapılanması, AK Parti'nin hükümette olmasını istiyor. AK Parti'ye ders vermek istiyorlardı, ama AK Parti'nin hükümetten düşmesini istemiyorlardı. O milliyetçi muhafazakar derin yapı devlete dedi ki, devletin başına kargalar üşüşmesin.
Sen hepsinin de oyununu boz. Şu anda oyun bozan, bu noktada Türkiye'deki siyasi yapıda oyun bozucu, oyun bozucu. Devlet Bahçeli oldu, MHP oldu. MHP, Amerika'nın da, İngiltere'nin de, lordların da, prenslerin de hepsinin de oyununu bozdu. Öylesine de gider, böylesine de gider dedi. Bir çaktı, biz hiçbir şekilde hükümeti desteklemeyeceğiz, hiçbir şekilde hükümette de olmayacağız, hiçbir şekilde HDP ile yan yana gelmeyeceğiz dedi.
Bütün oyunu kilitledi. Oyun kilitlendi şu anda Türkiye'de. Oyun billa istisna. Alternatifsiz, alternatifsiz bu. Azınlık hükümetinden seçim görünüyor. Bila istisna. Ve insanlar bu haldeyken seçime giderlerse, HDP'nin barajı aşağı şüpheli, MHP bu duruşuyla kendini korur.
HDP barajı aşamayacağından dolayı, biraz milletvekili fazlalaşır. Ve millet meclisinde 3 tane parti olur. AKP, CHP, MHP. AK Parti tek başına hükümeti kurar. Böylece o derin muhafazakar yapının oyun bozucu, satrançı bu hamleyle şahmat yapar ortalığı. Şu anda Türkiye'deki derin devlet dediğimiz o muhafazakar yapılanma, AK Parti'nin Türkiye ve Orta Doğu politikalarını beğeniyor.
Devletle eşdeğerdeler. En aynı paraleldeler. Bu derin devlet dediğim şey, bunun içerisine askeri bürokrasi, sivil bürokrasinin büyük bir kısmı, MIT, MIT'in bürokrasisi, ülkeyi çekirdek olarak idare eden bürokratlar grubunun satrancı bu noktada şahmat yapar. Aynı paraleldeler. Tabii bunun neticesinde Orta Doğu'da, kendimize biz bakalım, bir kendimize analiz edelim. Biz bu noktadayız şu anda. Şu anda bu derin askeri bürokrasi ve sivil bürokrasi, Güneydoğu'da bir oldu bittiye karşılaşmamak için gerekli olan bütün askeri yığınak ve askeri teçhizatı tamamlandı.
Güneydoğu'da PKK'nın yapabileceği dağlık ve arazi bölgelerinde yapılanma bitti. Güneydoğu'da bu süreç içerisinde her ne kadar PKK'da kendine adam yetiştirip, kendine adam alıp eğitse de, Türkiye askeri olarak Güneydoğu'da 30 yıldan beri ne eksikliği varsa, bu 3-4 yıldan beri tamamladı, bitti. Bir yıla daha ihtiyaçları varsa var. Güneydoğu'da öyle şimdi 300 tane PKK'nın gidip de bir karakola basıp, orada günlerce savaşacak noktası yok. PKK'nın sıkıntısı da bu zaten. Problem bu. Şimdi Türkiye derin devleti bugüne kadar çözüm süreci teren ennesiyle yapacağını yaptı.
Onlar da kendilerince çözüm süreci teren ennesini kullanıp, onlar da kendilerince gençlik örgütlerini kurdular. Kendilerince Güneydoğu'da böyle bir çatışmanın olmasını istemem. Ama Güneydoğu'da böyle bir çatışma çıkarsa, bu herhalde 100 yılın en büyük kanlı çatışması olur. Bu Güneydoğu'da kalmaz.
Türkiye'de 100 yılın en büyük kanlı olayları olur. Yönetilebilir halde yönetebilecek, yönlendirebilecek bir gücün olduğuna inanmıyorum. Bunun bütün herkes farkında. Büyük filler de farkında. Büyük fillerden bahsettim. Rusya, Çin, ABD, Fransa, Almanya. Türkiye'de böyle bir çatışmanın içerisine girerse, Türkiye bu çatışmanın içerisinden bir hayli Kürt kardeşlerinin kaybıyla çıkar. Türkiye Kürt kardeşlerini kaybeder. Türkiye'nin içerisinde PKK unsuru diye bir şey de kalmaz.
İnsanlar uzun müddet ben Kürt'üm demeye hem utanır hem korkar hale gelir. Bakın insanlar uzun müddet hem Kürt'üm demeye korkar ve utanır hale gelirler. Bu Türkiye için normal bir şey olmaz. Bunu görüyor tabii bütün herkes. Bunu gördüğünden dolayı bu noktaya gelmeden bu meseleleri inşallah hallederler. Bu noktada şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin arkasında uluslararası güç olarak Rusya, Çin, ABD'nin İsrail uzantısı olmayan, Obama'nın temsil ettiği İsrail uzantısı olmayan gerçek Amerikan derin devleti de Türkiye'nin arkasında.
ABD'nin içerisinde bir İsrail uzantılı olan derin devlet ve lobileri var. Onlar değil. Ama İsrail'in de şu anda Türkiye'ye aşırı derecede ihtiyacı var. Birilerinin aklına gelir de Suriye'deki, İran'daki bu örgütleri birilerinin aklına gelir. Hedeflerini İsrail'e doğru yönlendirdiklerini düşünüyor musunuz?
Herhalde İsrail bir elli yıl geri gider. Hatta İsrail bu korkuyla ne yapacağını bilemez. Bazen zaman zaman bunun böyle olabileceğine dair öngörülerim de yok değil. Allah her şerden bir hayır, her hayırdan bir şer çıkarabilir. Sizin şer bildiğinizde hayır, hayır bildiğinizde şer olabilir. O yüzden biz şimdi şer olarak görüyoruz. Bu bütün cihatçı grupların oraya kendince, onlar cihatçıyız diyorlar ya kendince, bunlar toplanıyorlar. Bu ülkeler bunların hepsini birbirine kızdırarak da, hatta daha ileri, bunlar böyle savaşırken müttefik ülke savaş uçakları çıkıp bunların hepsini de bombalayabilir. Çok açık yani, bunlardan korkmazlar, çekinmezler.
Böyle korkacağını, çekineceklerini düşünmeyin yani. Yok insan hakları mı işte, uluslararası hukuk mu işte, bunlar için boş laf. Ama bunlar eğer orada savaşan gruplar, Cenab-ı Hak sabaha karşı ilham eder onların kalplerine, hepsini de istirhale doğru bir döndürürse, yandı keten elva ortalıkta. İnşallah. Bu savaşın sonucunda Güneydoğu dahil Kürt devleti kurulur mu? Bunu zannetmiyorum. Hiç zannetmiyorum. Böyle bir hayalleri var, ama olacağına, buna müsaade edeceklerini hiç zannetmiyorum. Hele Güneydoğu'da böyle bir şeye müsaade edilebileceğini de zannetmiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından da buna böyle bir şeye müsaade edileceğine inanmıyorum. Oradaki yerel halkın da böyle bir şey istediğine inanmıyorum. Buna inanmıyorum hiç. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye sınırı geçmesin, sınırları koruyalım diyordunuz. Türk askeri sınırı geçti, bunun sonucu ne olur sizce? Ben öyle uzun müddet sınırı geçip içlere doğru dalacaklarına inanmıyorum. Büyük bir handikap olur, büyük bir yanlışlık olur, büyük bir öngörüsüzlük olur. Ama belki de gerekebilir iki günlük, üç günlük, dört günlük operasyonlar, ne bileyim böyle yakın bölgeyi temizleme, kapının önünü süpürme gibi. Bu tip şeyler olabilir, bunların da olması gayet muhal, makul. Ama işte içeri doğru girelim, on kilometrelik bir böyle tampon bölge yapalım, bu tip şeyler yapalım, bunlar Türkiye'yi bitmez tükenmek bilmeyen savaşa doğru götürebilir.
O yüzden benim bu noktadaki isteğim, duruşum, görüşüm Türkiye sınırlarını muhafaza edecek, korucak. Kendisine böyle bir saldırıda bulunursa misliyle cevap verecek. Ama içerisini iyi korucak. Bu noktada MİT'tir, Emniyet Teşkilatı'dır, Jandarma Teşkilatı'dır. Bütün o birimlerdeki haber alma teşkilatlarını bu noktada hepsi de teyakkuza geçirip, iyi bir haber alma örgütü, olaya başlamadan müdahale etme, olay hukuku bulmadan onu bastırma çalışmalarını yapmaları lazım.
Tabii bu arada da burada en büyük vazife, istihbaratla polisin istihbaratına düşüyor. Çünkü polis istihbaratında, emniyetin istihbaratı ve emniyet, cemaatteki abiler, cemaatin emrinde olan, emniyetin içerisindeki teşkilatlanmış olan gruplar, Türkiye'yi kaosa götürme, AK Parti'den intikam alma düşüncesiyle, vazifelerini tam anlamıyla yerine getirmezler.
Eğer vazifelerinde eksiklik, noksanlık bu noktada bilerek yavaşlatma, örtme yanlışlığına düşerlerse, bu millet döner onlardan bunun intikamını alır. Çünkü bu konuda cemaat ve içindeki müntesipleri geçmişten daha fazla titiz bir şekilde çalışıp, vazifelerini yerine getirmeleri lazım ki, cemaata bu noktada bir laf leke gelmesin eğer kendilerini temizlemek istiyorlarsa.
eğer yok, bugüne kadar yavaşlatma, örtme, bu noktada bugüne kadar hani bu cemaat, AKP savaşı başladığından beri, çelme takma, tökezleme, tökezletme noktasında dururlarsa, bu millet bunu unutmaz. Burada bir handikap var. Cenab-ı Hak inşallah onlara da akıl fikir ve hidayet versin. Asli olan memlekettir, asli olan vatandır, asli olan millettir. Partiler gelir geçer, cemaatler gelir geçer. Bundan 50 yıl önce Fethullah Gülen Cemaati diye bir cemaat yoktu. Bundan 50 yıl sonra da böyle cemaat olmayabilir ve olabilir. Önemli değil bu.
Sonuçta cemaatler çünkü tarikatlar gibi silsile takip eden bir yapılanma değildir. Öyle olmayın, öyle olunca cemaatin başındaki hoca efendi, hacı efendi, ağabey, üstad demiyorlar. Onlar da üstad demiyorlar da, ağabeydir, hoca efendidir vefat edince genel olarak cemaatler böyle bir parçalanmaya, bölünmeye giderler. Risale-i Nurcuların yazıcı, okuyucu, zehra grubu, ondan sonra yeni asyacı gibi, bölünün parçalanması gibi.
İşte cemaatlerde bu handikap vardır. Böyle bir şey olabilir. O yüzden cemaatler geçicidir. Tarikat şeyhleri de geçicidir. Ama tarikatlar kalıcıdır. Bugüne kadar kalmışlar. Ama ve lakin bu noktada böyle bir hataya düşmezler inşallah. Türkiye'de iç savaş çıkma ihtimali var mı? Ben ihtimalin dışında görmüyorum bunu. Her zaman için beyinsiz insanlar vardır her yerde. Birileri bu ateşi yapmıyor değil. Birileri bu ateşi, bu sıcaklığı devamlı diri tutuyor, taze tutuyor. Gezi olayları buna işarettir. Kobeni olayları buna işarettir. Bugünkü yaşanan olaylar bunlara işarettir. Sonuçta İstanbul'un göbeğinde kaleşinkoflarla bir cenazeyi karşılayan örgüt mensupları var ise, İstanbul'un göbeğinde uzun namlulu silahları, göz açık bir şekilde eşkare sergileyip yürüyüş yapanlar var ise, bu hazırlığın olmadığını göstermez.
Bu iç savaş hazırlığının var olduğunu gösterir. O yüzden bütün halk, bütün millet bu konuda uyanık olmalı. Etrafında yanlış, eksik, çarpık giden bir şeyler var ise, emniyete destek olmalı. Emniyete bu noktada bilgi vermeli. Provokatif amaçlı bu meselelere karşı çıkan insanlara karşı her an için provokatif tavır ve davranışlar mümkün olur.
Halkın sevdiği bir hoca efendiye katletmek gibi, insanların toplanıp ibadet ettiği bir yere bir el bombası, bir monotof kokteyli atmak gibi, bir partinin gençlik merkezine, bir partinin kendi merkezine bombalamak gibi, bir kıvılcımın nerelere insanları götüreceği belli değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu ihtimal dışı değil, bu ihtimali de göz önünde bulundurarak da güvenlik güçlerine yardım etme, güvenlik güçlerine destek olma, memleketini koruma amacıyla, insanlarını koruma amacıyla bunun, bu desteğin her daim olması gerektiğine inananlardanım. Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri bu sıkıntıdan kurtulacak maddi manevi güce sahip mi?
İnşallah ben o güce sahip olduğuna inanıyorum. Ve mesela bu böyle, tabii insanlar sonuçta dünyayı yönetmeye çalışan insanlar, hangi ülkenin nereye ulaştığını apaşıkar görüyorlar. Eğer bir beş yıl daha geçmiş olsa, Türkiye, Orta Doğu'da önlenemez bir güce sahip olurdu. Bunu görüyorlar onlar. Bunu gördükleri için zaten bu noktada kaşıyorlar. Öyle savaşmak maliyetsiz bir şey değil. Maliyetsiz bir şey değil. Şu anda onca askerin sahrada durması maliyetsiz bir şey zannetmeyin. Ve o askeri devamlı teyakkuzda tutmak, devamlı eğitim vermek, devamlı onları canlı mermilerle, bombalarla eğitmek maliyetsiz bir şey değil.
O askeri bu noktada, sahrada, devamlı günlerce, aylarca, yıllarca teyakkuz altında tutmak maliyetsiz bir şey değil. F-16'nın attığı bir bombanın maliyeti belli. Bir saatlik uçuşu bilmem kaç bin euro. Bunlar maliyetsiz değil. O yüzden orada bir savaş demek, orada bir kargaşa demek. Siyasilerin yüzde otuz beş milyon dolarımız var. Merkez Bankası'nda milyar dolar mı, milyon dolar mı? Milyar dolar mı? Milyar dolar var. Dedikleri o milyar dolarların bir anda uçtuğunu görürsünüz. Bunlar maliyetsiz şeyler değil.
Türkiye'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Soru altı. Türkiye'nin geleceğini gayet iyi görüyorum. Bunların hepsinin de doğum sancısının olduğuna inanıyorum. Ve Türkiye'nin bu noktada Mehdiyet'in temsilcisi olacağına, Mehdiyet'in devletinin olacağına inanıyorum. O yüzden bu sıkıntıların, bu problemlerin sebebini de ona bağlıyorum. Hiçbir doğum sancısız olmaz derler ya, bunun gibi bu Mehdiyet'in bu topraklarda büyüyeceğini, bu topraklarda yükseleceğini, Mehdi'nin evet bir şahıs olduğunu ama o şahsın devletinin bu topraklarda olacağını, yeniden Hicaz'ı da içine alan, bütün Orta Doğu'yu içine alan büyük güçlü bir devletin kurulacağını, buna hani eski Osmanlıcılık diyorlar ya, ben bunu Mehdi devleti olarak görüyorum.
Ve Mehdi devletinin de Türkiye Cumhuriyeti devletinin şemşiyesinin altında olacağını, bu devletin İslamlaşacağını, İslamlaşarak'tan bu hadiseleri, bu problemleri halledeceğine inanıyorum. O yüzden o muhakkak Mehdi birey olarak, şahıs olarak çıkacak ama o Mehdi bir devlete hükmetecek, bir askeri güce hükmetecek, bir ekonomik güce hükmetecek, yerden bitenler harikulade zenginlik bahşedecekse, ben bunu ekonomik güce bağlıyorum.
O günün ekonomik gücü tarımdı ve hadis şeritlerde tarımın güçleneceğine dair rivayetler var. İşte bir muğday şu kadar başak verecek, işte bir sebze şu kadar olacak, bir meyve bu kadar verecek. Bu tarıma dayalı bir ekonomi ve insanlar zekatlarını verecek kimse bulamayacaklar. Bu büyük bir ekonomi ve insanlar zekat paralarını veya mallarını şehirlerin ortalarına, herkesin gelip geçeceği yerleri yığacaklar, alacak hiç kimse kalmayacak.
Hiç kimse dokunmayacak onlara, almayacak, kimsenin zekata ihtiyacı olmayacak. Bu bir ekonomik sistem. Bunu ancak bir devlet organize edebilir. Bunu ancak bir devlet gücüyle yapabilirsiniz siz. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, bireyden aileye, aileden topluma, toplumdan devlete geçiş yaptı. Ve bir Medine'de devlet kuruldu. Bu devletin reisi, başkanı, bu devletin bu noktadaki bugünkü dairede, Cumhurbaşkanı Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemdi. İslam'ın devletsiz yaşaması mümkün değildir. O yüzden ben bu devletin bu manada Türkiye'de olacağını, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bünyesinde olacağına inananlardanım. O yüzden bu noktada inşallah Türkiye'nin geleceğini bu manada iyi görenlerdenim.
Allah bizi de o mehdiyete hizmet edenlerden eylesin. Amin. Tayyip Erdoğan başkomutan neslinde meclisi feshedebilir mi? Bunu feshedebilir. Ama onun böyle bir şey yapacağına inanmıyorum. Çünkü Türkiye'de neyin ne olduğunu bütün herkes gördü. Bütün herkes görünce bu noktada Tayyip Erdoğan'sız mecliste bir şey yapamayacaklarını da gördü herkes.
İster kabul etsinler ister kabul etmesinler. Bir güç, bu güç basit bir güç de değil. Herhangi bir hareketiyle dalgalar yaratabilecek bir güç Allah'ın izniyle. Baykal'a gel buraya deyip meclis başkanının seçimine bütün partilere o gol atabilecek kadar zekaya sahip bir kimse. O yüzden burada nicelik değil nitelik hakim oluyor. O zaman o niteliklere sahip bir kimse, ben meclisi feshedeceğine inanmıyorum. Bütün herkes ikna olacak bu sürecin sonunda. Zannediyorum Allah'u alem. Bir azınlık hükümeti yolda. Bu azınlık hükümeti de partilerin de kabulüyle, partilerin de kabulüyle tatlı bir şekilde geçiş yapacaklar. Erken seçim tarihini belirleyecekler.
Zannediyorum şu anda erken seçim tarihini anlaşamıyorlar tahmin ediyorum. Erken seçim tarihini anlaşabilirlerse, çok yakında bir AK Parti azınlık hükümeti kısa süreli geçebilir. Çünkü AK Parti o azınlık hükümeti kurup seçimleri çok gece almak istemiyor. Hep erkenden, Kasım gibi. Aynı şekilde MHP de öyle istiyor. Hatta MHP şunu da yapabilir. Siz erken seçim açıklayın. Erken seçimle beraber sizin azınlık hükümetinizi de destekleyelim diyebilir. Olaylar her gece değişebilir Türkiye'de. Geceleri telefonlar durmaz. Gündüz kimse konuşmaz Türkiye'de. Gece konuşur herkes. Gece birileri birilerini davet eder bir yerlere. Anlaşırlar.
Bu noktada lazım olan şey neyse aktarırlar. MHP erken seçime girmek için 10 trilyon, 20 trilyon, 30 trilyon harcayacağım diyebilir. MHP'ye 25, 30, 40, 50 trilyon devşir verirler. İstediğim buysa derler. MHP böylece bir erken seçim için ne o mecliste bir bakmışsınız hiç girmeyivermiş şeye ne o oylamaya erken seçim tarihi belirlenir. MHP'nin de seçim masrafları, diğer masraflar ne diyorlarına muhtelif giderleri karşılanabilir. Olabilir bunlara. Bunlar mümkün olan şeyler. Ondan sonra merhum Türkeş vefat ettiğinde bilmem kaç trilyon İsviçre bankalarından çıkar. Kendisi de yiyemez.
Sonra çocuklar arkadan kavga eder. Türkiye bunları gördü. Efendim? E bilmem. Birileri bir şeyler yaparlar. Türkiye'de olur bunlar. Aa şu parti yapmaz. Sakın. Böyle şeyler konuşmayın. Necmettin Erbakan'ın da arkasından kilolarca altınlar çıktı. Onun için de kavga ediyorlar. Normal bunlar. Bize normalleştirildi bunlar. O yüzden döner bu tip şeyler, tezgahlar. Anlaşırlar bir şekilde. Herkes alacağını alır. Derler. Ey milletvekilleri kaçar para harcadınız hepinizde? Eşte 80 milletvekili var. Birer trilyon harcasalar 80 trilyon. İyi beşer yüz milyar size verdik.
40 trilyon da partiye kalacak derler. Herkes surh olur. Bir sıkıntı olmaz. Siz böyle olur mu dersiniz? Olur. Biz de olmaz diyorduk önceden. Gücülükte koşarken ben de olmaz diyorlar denem. Ne zaman ihtilalden sonra bir baktı ki bazıları zengin oldu. Lan ticaret yapmadı.
Sanatı yok, ziraatı yok. Zengin oldu. Ha olur mu? El cevap olur. Sekiz. İnternette Abdullah Baba'nın bir videosu var. Videoda ilk önce Suriye'ye vuracaklar. Suriye'dekiler Türkiye'ye kaçacak. Sonra Türkiye'ye vuracaklar. Ondan sonra da Mehdi gelecek diyor. Bugünkü yaşadığımız olaylar buna işaret midir? Allah'u alem işarettir. Ben şeyhimin söylemiş olduğu sözlerimin üzerinde yorum yapmak istemiyorum. Her şeyhin, her üstadın kendince manevi bir hali vardır. O kendince manevi haline göre bir şeyler konuşurlar. Bu onlar için doğrudur. O gün için doğrudur. Onlar için doğrudur.
Bunların üzerinde tartışmaya, bunların üzerinde analiz etmeye, bunların üzerinde yorum yapmak çok hayırlı, isabetli bir iş olmuyor. Çünkü o söz söyleniyor. Üzerinden 10 yıl geçiyor. O esnada onun manevi hali öyle, öyle görüyor. Gördükleri de doğru. Ben bunun bir çıt ilerisini söyleyeyim. Şeyh Efendi Hazretleri'nin rüyası vardı. Mehdi'yi sevmiş, okşamış, kucağına almış. Çorum Nacı Mustafa Efendi de demiş ki, o evladım sen onu göreceksin demiş. Bunları ben doğru kabul ediyorum. Ve Şeyh Efendi Hazretleri'nin gördüğüne de inanıyorum. Ama zahiri veya batini misal aleminden o ayrı bir analize ihtiyaç var. Bazen insanlar öyle manevi haller yaşarlar, onu direkt hakikatmiş gibi görürler.
Ve onun hakikatidir, o doğrudur. Ama bu noktada Arabi'nin sözüne katılmamak elde değil. Arabi'nin sözü çok hoşuma gider. Hakikatin de hakikati vardır. Senin hakikat olarak gördüğün senin hakikatindir. Bu hakikatin de hakikati vardır. Hakikat şerh edilmez, tevil edilmez bir şey değildir. O yüzden mesela İbrahim Aleyhisselam oğlunu kurban ederken gördü. Kendisi için hakikattı o. Ama o hakikatin de hakikati vardı. Bu neydi? Önüne bir koç getirildi. Bunun gibi.
Bazı zaman için hakikatin hakikati vardır. Bütün veliler için, bütün mürşitler için geçerlidir bu. Bütün evliyalar için geçerlidir. Bütün dervişler, sufiler için geçerlidir. Gördüğümüz rüyayı hakikat görürüz. Doğrudur. Ama o bizim hakikatimizdir. Gördüğümüz hali hakikatten görürüz. Doğrudur. Ama o bizi bağlayan bir şeydir. Bizim hakikatimizdir. O yüzden o hakikatin de hakikati vardır. Bu muhteşem bir şeydir. Dolar-euro fiyatlarında tavan olur mu? Kısa süreli dalgalanmalar olabilir. Ama ben Türkiye ekonomisinin bu kadar çok çalkantılı ve dalgalı olabileceğine inanmıyorum. Olması gereken zamanlarda, dalgalı olması gereken yerlerde, dalgalı olması gereken noktalarda Siz bunu kabul edersiniz, etmezsiniz.
Benim tezim bu. Memleket için doğru olduğuna inanıyorum. Bunu eleştirmiyorum. Bunu kabul eder, etmezsiniz. Bu tip dalgalanmaları önleyen şey, Tayyip Erdoğan'ın petrol paralarının bir kısmını Türkiye'ye bir şekilde getirip, Türkiye'deki derinlemesine ve keskin ekonomik dalgalanmaları önlemesiyle geçti. Bunu çok eleştirdiler.
Buna çok laf söylediler. Bunu çok eleştirmelerinin ve laf söylemelerinin sebebi, o ekonomik dalgalanmadan pay almak isteyenlerin ekmeğine yağ sürülmedi. Bunu ben işini Tayyip Erdoğan'cı gibi gösterip, bununla alakalı beni eleştirecekler benim umurumda değil. Ben memleketini seven bir insanım. Memleketimi düşünüyorum. Sonuçta bu ülke Avrupa ve Amerika'da derinlemesine krizler yaşarken ve bu derinlemesine krizden, krizi Türkiye'den ham yaparak, para kaparaktan kurtulmayı düşünen batılı paratörler buna kavuşamadılar. Bunu devleti idare eden, o günkü hükümeti idare eden Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki ekip, kurul bir şekilde ama Katar'dan, ama Bahreyn'den, açık açık söyleyeyim, Ama kuvvetten, bu uluslararası borsalarda dolaşan paraların bir kısmını, canlı para olarak, bildiğini canlı para, bir uçak dolusu dolar, evet evet, giriyor piyasaya sonuçta, dolar giriyor piyasaya.
Kağıt alınacaksa kağıt alıyor, faize yatırılacaksa faize yatırıyor. E dolar krizi yok. Uluslararası paratörler piyasadaki dolarları toplayarak kriz çıkarmak isterken, onlar da yüksek fiyattan Türkiye'de o paratörlere dolar satarak para kazandılar. Onların taşıyla onları vurdu. O yüzden çok kızıyorlar ona. Paratörler hazırlanıyorlar. Türkiye'de dolar krizi çıkarıp yüksek, hani dolar yükselecek, dolar yükselince onlar da ellerindeki dolarları satacaklar, para kazanacaklar ya. Adam geliyor, uluslararası banka, diyor ki bugün bir milyon dolar alacağım, var diyor bizimkiler, çat veriyorlar adama. Dolar yüksek ya, alacağım diyor, aldıkça veriyor, alacağım diyor, aldıkça veriyor ama piyasanın içerisinde dolar var yine.
Bu sefer adam yüksek fiyattan doları alıyor, satacak tekrar Türkiye'de. Bakıyor oyun tutmadı. Yeniden satma ringine girince bu sefer düşmeye başlıyor. O başlıyor satmaya yüksekten az zarar edeyim diye, yine Türkiye'deki bu Orta Doğu para babaları bu sefer 3 liraya sattılar, 2.7'den alıyorlar. Ters etti bunların hepsi de. O yüzden savaşa girilmezse Türkiye'nin mali kaynaklarının sıkıntıya düşeceğine inanmıyorum. Bu tip krizler bir haftalık, 10 günlük, 5 günlük bir işe çıkabilir. O arada da Tayyip Erdoğan sağ olursa gider Katar'dan bir uçakla döner. Kimse de Cumhurbaşkanı'nın uçağının peşine takılan uçağı arayacak değil ya. Arayanı da sallandırır zaten ayaklarından bir aşağı doğru.
İşini halleder o. Ha kanunsuzluk var, var. E hukuksuzluk var, e var. E var, var. Böyle bizim adam. Evet, çok ona kanun, yönerge, madde dersen canı sıkılıyor, fırlatıveriyor kafana defteri kitabı. Böyle. Ama sonuçta krizlerden memleketi Allah'ın izniyle burnu kanamadan çıkardı mı? Çıkardı. Herkes onun efelenmesine kanıyor. O efelenince zannediyor ki herkes savaşa gidiyor Türkiye. Bir yaygara çıkarıyorlar bu memleketi savaşa çıkaracak, savaşa götürüyor diye. Ama bekliyorlar böyle savaşacak karşılığında değil mi?
Beş yıldan beri öyle değil mi? Hiç de götürmüyor. Ondan sonra diyorlar ki genelkurmay başkanı karşı çıktı ona. Lan bu adam genelkurmay başkanı. Dinler mi? Adam kendini dinlemiyor. Genelkurmay başkanı dinleyecek. Mümkün değil. Adam kendince bir şeyi var. Koçbaşı gibi. Doğru olduğunu gördü mü? Yıkıyor atıyor kenara. Kabul et etme. Sevsevme. Ben memleketi bu noktada krizlere boğmadan bugüne kadar getirdi mi? Getirdi. Zayıf bir hükümet olsaydı bugüne kadar Türkiye çoktan savaşa girdiydi. Çoktan girdiydi. Şeyh Efendi'nin gördüğü hal çoktan tecelli olacaktır. Cenab-ı Hak her şeyi değiştirir.
Bugün gördüğün bugün için doğrudur. Bir dua değiştirir. Bir Yarabbi değiştirir. Cenab-ı Hak memleketimizi her türlü savaştan, terörden muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak memleketimizi korusun. Memleketimizin insanlarını da korusun. Aşkerini, polisini de korusun. Cenab-ı Hak memleketimizi daim eylesin. Kur'an ve sünnetin hakkıyla yaşandığı, yaşatıldığı bir memleket halini getirsin. Ecmayın. Dua edin. Bir dua, gördüğünüz rüya denin. Bir rüya gördünüz. Gördüğünüz rüyada bir ikaz olabilir. Dua edin ona. Cenab-ı Hak onu rüyada geçiştirsin. Gördüğünüz hal doğrudur. İkazdır o. Olabilir.
Siz dua ederekten ne yapacaksınız? Onu geçiştirmeye çalışacaksınız. Dua etsiniz. Allah'tan hayırlısını isteyeceksiniz. Kendi nefsinize değil. Kendi nefsinize dahi isteyebilirsiniz. Ama Sufi'nin kemal ehli, kendi nefsine gelecek olan bela ve sıkıntılar için dua etmez. Bir başkasının üzerinde görür ona dua eder.
Bir başkasını da görür ona dua eder. Memlekette görür ona dua eder. Yalvarır. Gecesini heder eder. Yalnız kalır. Geceler boyunca ağlar. Kitler kendini. Cenab-ı Hak kudret ve kuvvet sahibidir. Her an, her şeyi, her perdede değiştirebilir. O yüzden o görünen rüyalar, görünen haller mutlak kader olmayabilir.
Son günlerde yaşanan bu olaylar ülkenin gidişatında radikal değişiklikleri ve siyasi çözülmelere sebep olacak mı? Evet. Bekliyorum ama pozitif noktada bekliyorum. Negatif noktada değil. Sol örgüt, sol örgütü bombalıyor. Bunun açıklaması nedir? Bu sol örgütlerinin hepsinin de arkasında, hepsinin de arkasında. Türkiye'de ve Orta Doğu'daki sol örgütlerin hepsinin arkasında solcular, yani Rusya, Çin yoktur.
Sol örgütlerin hepsini kurduran İsrail, ABD, İngiltere'dir. Almanya bunların yaşam alanlarıdır. Dinlenici alanlarıdır. Çünkü Almanya ekonomik olarak hürdür, askeri ve siyasi olarak ABD'ye bağlıdır. Avrupa'daki en büyük askeri güçlerden birisi ABD'ye aittir, Almanya'da konuşlanır. Almanya'dadır. O yüzden ABD, Merkel dahil hepsini dinler. Hepsini de düzene katar. O yüzden Almanya, ABD'ye kafa tutacak bir nokta da değildir hiçbir zaman. O yüzden sol veya İslamcı örgütlerinin dinlendiği, fikir sahibi olduğu, para harcadığı, yiyip içtiği yer Fransa ve Almanya'dır. Gidin bütün sol örgütler, PKK, DSKBC dahil Türkiye için geçerli bunlar.
Bunların yiyip içtikleri, gezip oynadıkları, dinlendikleri yer Almanya ve Fransa'dır. Talim, terbiye gördükleri yer Avrupa'da Yunanistan'dır. Avrupa Birliği boşuna veriyor Yunanistan'a önce parayı. Bu tip kirli işlerini Yunanistan'da görür. Yunanistan'ın kırsal kesimlerinde bu noktada talimaneler vardır. Daha önce Suriye'de de vardı. Çünkü Suriye, Fransa'nın peyki gibidir. Peykidir daha doğrusu. O yüzden Suriye ve Fransa bu noktada ortaklaşa hareket ederler. Bunların tepe noktasında da Avrupa'da İngiltere vardır. ABD'de de İngiltere'ye bu noktada bağlıdır. İngiltere'deki akla. O yüzden normalde bu noktada siyasi çözülmeler olacak mı? Olacak.
Sol örgütler birbirini vurur mu? Vurur. Onlara derler ki vurun birbirinizi vurur. Adam sol örgütü vurduğunu dahi bilmez. Vuran insan. Zaten mesela devletin çökertemediği Türkiye'de bir tek sol örgütü vardır. DHKBC'dir. Devlet bil bunu asla çökertemez. Çökertemediğinin sebebi arkasında devletin organlarının olmasıdır. Devletin içerisindeki ABD, İngiltere standlı bürokratların gözetimi altındadır onlar.
Onlar uluslararası güç tarafından kurulmuş bir örgüt olduğundan dolayı asla onu tamamıyla çökertemezler. Lazım olduğu zaman uykudan uyanırlar. Uykudan uyanıp gidip bu noktada yapacaklarına terör faaliyetlerini yaparlar. Yeniden uyutulacaklarsa yeniden uyutulurlar onlar. Ama gençlik yapılanmaları üniversitelerde devam eder. Gençlik yapılanmaları onların üniversitelerdedir, liselerdedir. Ve onlar DHKBC'liler Kürt değildir. Kürtlerden oluşmaz DHKBC'liler. Genel olarak Karadenizlerden ve Alevilerden oluşur. Alevilerden oluşurken de Kürt Alevilerden oluşmaz. Çünkü Normandie bir de Alevilerin bir Kürt olanları vardır, bir de Kürt olmayanları vardır.
Kürt Aleviler PKK'nın içindedir Türkiye'de. Onlar muhafazakar değillerdir hiçbir zaman. Namazında, abdestinde değillerdir. O böyle PKK sempatizanı olan yerel Kürtler vardır, onlar bilmiyorlar. Safiyane onlar. Sakın onları cephenize almayın, hata edersiniz. Kürtlerin içerisinde Alevi Kürtler vardır. Bunlar Sünni değildir, hatta bunlar Alevi Kürtlerin bir kısmı Alevi de değildir, Ermenidir.
Hatta onların bir kısmı Ermeni de değildir. Yani Ermeni olsa Hristiyan olacak. Zerdüştür onlar. Bir kısmı da şeytana tapanlardandır. O yüzden bu uzun bir analiz gerektirir. Bu kadarlık bilim yeter herhalde. Yani bir daha sorulursa bunu daha geniş bir analiz edebiliriz. Bu noktada o yüzden sol, solu vurur mu? Evet. Mesela bir DHKBC'li bir solcu, PKK'lı bir kimseyi vurabilir. PKK'lı bir kimse de DHKBC'yi vurabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Veya ikisini birbirine vurdurabilirler. Onlar göstermeliktir. Onun arkasında başka hesap vardır. Birbirlerine savaşlaştırmaz onları.
Ama bir DHKBC'li bir PKK toplantısında bombayı patlatabilir. Veya bir PKK'lı bir DHKBC toplantısında bombayı patlatabilir. Bunu çünkü DHKBC'li yaptığı belli olmayacak ya, devlet yaptığı olacak. Hemen ne dediler mesela işte şeydeki, suruçtaki patlatmayı? Devlet yaptı dediler. Öyle değil mi? Ne oldu? Bütün algıyı devlete çevirdiler. E şimdi IŞİD'ciymiş yapar. IŞİD de bakın enteresan bir noktaya geçmiş. Mesela IŞİD bu tip eylemler yapacak bir örgüt değildi. Bak yapıyor. Onun birisi böyle yapacaksın diyor, öyle yapıyor. Böylece ne yapıyorlar? Halkı teyakkuz haline getirip birbirine düşürecekler. Birisi bunu devlet yaptı dediğinde bilin ki onun arkasında başka fikir var, akıl var.
Bunu bundan 20 yıl önce devlet yapabilir miydi? Böyle toplu bir şekilde yapamaz da bazı olaylar yapardı. Şimdi de yapabilir mi? Devletin içerisinde bazı başıbozuk unsurlar var ise yapabilirler. Yapılmaz diye bir kaydı yok. Başıbozuk unsurlar vardır devletin içerisinde. Bu MIT'te vardır. Polisin içerisindeki mesela işte istihbaratta vardır. Siyasi emniyetin içerisinde vardır. Veyahut da terörle mücadelenin içinde vardır. Bunlar nasıl başıbozuktur? Başında bir tane işte komiser vardır. Yanında üç tane polis alır, bir bomba patlatır bir tarafta. Yapar bunları, yapıldı bunlar. Veya MIT'in orada bir birimi vardır. Herkesten habersiz bu bomba patlatırlar mı? Patlatırlar.
Bunlar olabilir mi? Olabilir. Devletin de kendince bir organisasyonu vardır. Oradan bir bomba patlattırabilir mi? Patlattırabilir. Türkiye'ye savaşa girmek isteseydi, şimdi haklı gerekçelerini çıkartabilirdi. Çok basit. Git oradan DH'çılardan 20 tane adam topla, ver hepsine onar bin dolar. Gidin sınırı ateş altına alın bir gün içerisinde de. DH'çıların hepsi de bir bölgeye bir gün içerisinde ateş altına alsın, alsanız aversin. Benim burada kafam buna çalışıyorsa, devletin başındakilerin kafası çalışmaz mı? 30 tane, 40 tane kırmızı bereliği çıkar, birer tane kafalarına poşet çıkarttırdılar, götüktür Irak'a. Irak'tan 2-3 tane havan, 2-3 tane füze, asana savaş çıktı.
Siz böyle düşünmeyin yine. Bunlar olabilir mi? Olabilir. Bunca şehit haberine rağmen, Türkiye'de neden sessiz kalıyor? Uzun zamandan beri şehit haberleri duymuyorduk ya, o yüzden böyle buna bir rehavet çöktüydü, rahatlık çöktüydü. Şimdi böyle birkaç günde üst üste gelince, o rehaveti atamıyoruz biz şimdi. Zaten böyle biz bunlara karşı çıkacak noktada da değiliz zaten. Neden? Biz biraz böyle uyuşturulduk 30 yıldan beri. Türkiye o kadar uyuşturulmuştu ki, koca koca gazeteciler, koca koca iş adamları şunu diyorlardı, Güneydoğu ve Doğu'yu biz ayıralım, Avrupa Birliği'ne hemen gireriz, zengin oluruz diyorlardı. Uyuşturulma bu noktaya kadar geldiydi. O yüzden bunlar normal uyuşmamız. Bu ülkenin insanlar olarak ve başımız dik olarak yürüyebileceğimiz günler gelecek mi?
Evet. Şimdi başımız dik zaten de eğmeye çalışıyorlar. Ülke insanların silahlanmasına veya önlem almasını gerektirecek bir durum var mı? İşte bu düpedüz bir iç savaş çağrısı. Bu düpedüz bir iç savaş çağrısı. Bunu şimdi biraz geriye doğru gideyim. Bunu ilk çıkaranlar İslami kesimdi. Dikkat edin buna. 93-94'den 28 Şubat'a kadar hep şunu söylediler bize. Silahlanın. Devlet ihtilal yapacak. Çökecek hepinize. Hepiniz de öleceksiniz. Öldürüleceksiniz. O yüzden silahlanın. Dikkat edin buna. Biz 95 ile 2000 arasında 98 arasında hatta 94'ten 93'ten itibaren. Şimdi benimle beraber 28 Şubat'ı yaşayanlar bu sloganları biliyorlar.
Bize hep bunları tavsiye ettiler. Bunları söylediler. Bu fakir de hep eleştirildi. Cemaat'ı silahlandırmıyor diye. Benim uyuttum. Benim insanları sarhoş ettim. Bu noktada cemaat'ı işte mücadeleci bir ruha sahip, mücadeleci bir ruha büründürmedim. Korkaklığım, pısırıklığım, hepsi de söylendi. Oysa ben 12 Eylül'ü görmüş bir insandım genç yaşından. Ben 12 Eylül'ün tecrübesiyle 28 Şubat'ı yaşadım. Ve 28 Şubat'ta silahlanalım diyenlerin hepsini teker teker aldılar. Ve Türkiye'deki İslami yapılanma bu tezgaha düşmedi. Düşmedi.
Ve 28 Şubat'ta bir şekilde İslami cenaha baskı altına alındığında, İslami cenahtan ne bir yasak yayın çıktı, ne de bir silah çıktı. Talih şeyler, önemsiz onlar. Birisi gitmiş kendi kafasından bir tane kele çalmış. Zaten o anında aldı onu devlet. İntikam alırsıncasını, çoluğunla çocuğunla götürdüler karakollara. Çoluğunla çocuğunla, küçük çocuklarıyla.
Bizi de götürmüşlerdi birkaç sefer öyle. Orada gördüm onların götürüldüğünü. Küçük çocuklarını dahi götürmüşler eniyete. 3 yaşında, 5 yaşında. Bu büyük bir iç savaşın ayak izleri. Bunu isteyen kim? Halkımız silahlansın, korunsun, mevziler katsın, tüneller katsın diyen Cemil Bıyık. KCK eş başkanı. Nereden açıklama yapıyor? Kandil'den. Açık açık konuşuyorum bunları. 2 gün sonra aynı açıklamayı, kelimelerini değiştirerekten yapan kim? HDP'nin başkanı Selahattin. Selahattin demeyeyim, Selahattin. T'yle söylüyorum. Davla değil. Aynı şey kim söylüyor, o söylüyor.
Bu ne demek biliyor musunuz? Bu bir şifre. PKK'lılara ve bütün PKK sempatizanlarına şunu söylüyorlar. Yakında çok büyük bir ayaklanma yapacağız. Yakında çok büyük bir tezgah hazırladık. Oyun hazırladık. Bu oyunun altyapısını oluşturun. Hepiniz elinize ne geçiyorsa yakıcı ve yanıcı ve delici madde olarak toplayın. Şehirleri, şehirleri ateş topu haline getirecekler. Ülkeyi yönetilemez hale getirmek istiyorlar. Asıl kaos bu. Asıl plan bu. Eğer Türkiye Suriye'den içeri girmeye kalkarsa, arkasında çok büyük bir alev topu görecek. Arkasında çok büyük bir ateş deryası görecek.
Şehirleri yakıp yıkma, gezi olaylarındaki gibi. Caddeleri yakıp yıkma, insanları öldürme, emniyet personelini öldürme gibi büyük bir tezgah. Bu bir şifre. Bu açıktan bir şifre ve açıktan bir ilan etme. Burada devleti idare edenlere çok önemli bir görev düşüyor. Hızla ne kadar PKK sempatizanı varsa, ne kadar Türkiye'de KCK yapılanması var ise, istihbarat ve polis istihbarat ve jandarma istihbarat 3'ü bir araya gelip, bunları tespit edip, bunların elinde ne kadar yanıcı, yakıcı, patlayıcı madde var ise, ne kadar bu eylemlere katılabilecek unsurlar var ise,
bunları gözaltına alıp göz önünde tutup, bunların elindeki bu mühimmatı bertaraf etmeleri gerekiyor. İnşallah. Bunu normal bir devlette bu açıklamayı yapamaz kimse. Aslında Selahattin Demirtaş'ın hızla yargılanması lazım. Bir memleketi iç savaşa götürecek, kaosa götürecek hazırlık yapmaktan yargılanması lazım. Bu büyük bir söz, büyük bir laf.
Memleket için büyük bir handikap. Eğer böyle bir şey yapmaya kalkarlarsa, ülkenin içerisindeki milliyetçi muhafazakar kesim, olayların galayanına gelip, asıl hiç savaş bu, galayanına gelip, onlar da etrafında bu da PKK'lı deyip de, Kürt kardeşlerine saldırılırsa, eyvah ki eyvah. Korkuların o zaman olur işte. Allah muhafaza eylesin. Bundan gerçekten ürküyor ve korkuyorum. Cenab-ı Hak buradan bu ümmeti, bu memleketi muhafaza eylesin. Amin. Bu ülke ne zaman feraha ve zenginliğe kavuşacak? Feraha ve zenginliğe kavuştuğumuzdan bu bunlar başımıza geliyor. Ne kadar ferah ve zenginlik, o kadar acıdır.
Bunu size altın tabakta, altın tepside sunmazlar. Çünkü sizin feraha ve zenginliğe kavuştukça, birilerinin fakirleşmesi ve birilerinin dönen çarkına çomak sokulması demektir ki, onlar sizi rahat bırakmaz. Allah bizi muhafaza eylesin. Kalan soruları inşallah dersten sonra devam edelim. Falevennâhu. Neee. El-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.