mustafaozbag.org

447. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Temmuz 2015 · 1:37:33

Sı'nı hükümet, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rüya görürken ne yapmalıyız, kendinizde olmazsanız ki, feraset ne demektir anlatır mısınız? Bir şeyi hakikatine ulaşmak, doğruyu görmek, bu noktada bunun birinci derecesi, ilmel yakin noktasında bir kimsenin Kur'an ve sünnet dairesini bilmesi, şeriatını bilmesi, haramları, helalları, yapılması gereken farz ibadetleri gibi, şer'i ahkamın bir kimsenin günlük hayatını, Kur'an ve sünnet dairesinde şer'i ahkama uygun yaşayabileceği şekilde bilgiye sahip olması, bu ilme sahip olması,
ferasetin birinci noktası bu. O kimsenin birinci derecede haramları bilmesi. Siz müminin ferasetinden sakınınız, o Allah'ın nuru ile bakar, hadis-i şerifinin temelini bu oluşturacak. Yani bir kimse Kur'an ve sünnetin dışındaki bir şeyi ama tasavvufi sebeplerle, nedenlerle, yok hakikati sebeplerle, nedenlerle, haramı helallaştırma, haramı mübah görme, haram sözleri, davranışları, haram herhangi bir noktayı kendine uygunmuş, hakmış gibi gösterme cehaletini ve küfrüne dalmak, batmak feraset değildir.
Ferasetin birinci derecesi bu noktada o kimsenin ilmel yakin noktada haramı bilmesidir. Bilmiyorsa, ayet-i kerime bellidir, bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz. Bilmediğini gider, zikir ehline sorar. Zikir ehlinin de ilmel yakin noktası ulemadır, alimlerdir. Bu işin fıkıhi noktası, tefsir noktası, hadis noktası, zahiri ilim noktası bilmediği bir kimse gider, böyle bir ilim ehline sorar.
Ferasetin birinci dairesi bu. İkinci dairesi o kimsenin aynel yakin noktada feraset ehli olması. Aynel yakin noktada feraset ehli olması, o kimsenin bizatihi bir meselede müşahade ehli olması. Müşahade ehli. Sufiler bunun birinci adımını, işte böyle söylerler ama sadece o noktada kalınmaz bu. Kabre vakıf olmak, işte zikrullah halakasında bir böyle hale vakıf olmak, kalbine o kimsenin ilhamat gelmesi.
Bu aynel yakin noktadaki feraset. O kimsenin karşıdaki kimsenin konuşurken yalan konuştuğunun kalbine ilham gelmesi. O kimse yalan konuşurken onun suretinin değişik şekilde görmesi. O kimse yalan konuşurken o kimsenin ağzından alev fışkırması. Ağzından pis koku gelmesi. O kokuyu senden başka duyan yok. O görüntüyü senden başka duyan, gören yok. Bu aynel yakin noktasındaki feraset. Onun diliyle kalbinin ayrı konuştuğunu kalbini kalp kulağına duymam. Aynel yakin noktasında. Asıl aslında ferasetin sakınılması gerekilen noktalardan birisi bu. O Allah'ın nuruyla bakar dediği noktalar başlıyor. Ondan öncesi yine Allah'ın nuru.
O ne? İlmel yakin noktası. O ne? İşin zahir noktası, farzlar noktası. Eğer bu olmazsa, ikinci adım olan aynel yakin noktası olmaz. İlmel yakini bozuk olanın aynel yakini düzgün olmaz. Şeriatı bozuk olanın tarikatı düzgün olmaz. Dili bozuk olanın kalbi düzgün olmaz. Dili çarpık olanın kalbi düzgün olmaz. Kalbi düzgün olmayanın bakışı da düzgün olmaz. Kalbi çarpık olanın bakışı da şaşı olur. Hepsi de bunlar birbirine bağlantılı, birbirine ilintili, birbirinin içindedir. Ferasetin üçüncü noktası hakkel yakin noktasıdır.
Hakkel yakin noktasının bir veçesi vardır. O veçesi direkt hakka bağlıdır. O kimsenin kendi ihtiyarı yoktur orada. Cenab-ı Hak perdeler, perdelemez, gösterir, göstermez, zarar ettirir, kar ettirir. Orası o farklı bir noktadır. Bir noktası vardır. Meselenin hakikatini ayan bir şekilde görürsünüz sebepsiz. Meselenin hakikatini ayan bir şekilde görürsünüz sebepsiz. Burası da işin, ferasetin sonu yok. Burası da hakikatle alakalı kısmıdır. Her nefis ölümü tadacaktır. Yani ölümle nefis yok olmuyor tadıyor mu?
Buradan ölümü tatmak söz konusudur. Her nefis ölümü tadıcıdır noktası zaten. Ölüm anını yaşar. Ölüm neymiş onu görür. Ölüm neymiş onunla alakalı hallenir. Bu noktada ölüm yoktur. Bu farklı bir şeydir. Ölümü tatmak farklı bir şeydir. Ölümü tatar her nefes. Ölümü tatacak her nefis. Her nefeste ölümü tatacak. Her nefis ölümü tattığı gibi her nefeste ölümü tatar. O her nefes ölümü tatmak anlamlı olan o. Ölmeden önce ölmenin vehim ve vahdet durumu bağlantısı nasıldır? Vehim ve vahdet durumu. Soru kimi?
Buradan değil mi soru? Ölmeden önce ölümün yine aynı üç hali vardır. Bu üç hali de haktır. Biz üç hali de vehim noktası olarak görmeyiz. Biz üç hali de bu noktada kendi dairemizde, kendi tasavvuf algımızda biz hakikat olarak görürüz. O yüzden ölmeden önce ölmenin şer'i noktasını vehim olarak görmeyiz.
Veyahut da işin aynel yakin noktasını vehim olarak görmeyiz. Bütün bir kimse la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse o kimse Müslümandır. O kimse hakka doğru yolculukta yol yürüyorsa o kimsenin dairesi hakikat dairesidir. Ölmeden önce ölmek nefsin mertebeleri ile alakalı mıdır? Bunlar muhakkak alakalıdır ama bir kimse örneğin levvamede de ölmeden önce ölmenin bir veçesini, bir noktasını veyahut da yol noktasında algılarsak bir kısmını yaşamış olur.
Ne yana dönerse dön Allah'ın veçini görmek ne zaman insana nasip olur? Bu normalde ne zaman nasip olur dersek bunu belli bir zamana bağlamış oluruz. Bu her an için herkesin yaşadığı bir şeydir. Her an herkesin yaşadığı bir şeyden her an herkes buna vakıf değildir. Yoksa yaşıyor herkes bunu. Her şeye dikkat etsek de bu bir rıza lokması mıdır?
Nasipten öteye gidilir mi? Sonuçta biz neyin nasip neyin nasip olmadığını bilmiyoruz. Bize düşen vazife farzları yerine getirip nafilerlerle Allah'a yaklaşıp Allah'ı sevmektir. Biz bu noktada bize neyin nasip olmadığını bilmiyoruz. Bu biraz işin tembellik noktası gibi kaçıyor bana. Bizim insanımız bunu tembellik noktasına almış. Kendince işini düzgün yapmıyor. Kendince elinde bulunduğu işe tam bir vukufiyet sağlamıyor. Yapması gerekeni tam yapmıyor. Olması gerekeni tam oldurmak için uğraşmıyor. Nasibimiz bu kadarmış diyor. Bu aldatmacadan başka bir şey değil. Cenab-ı Hak ayeti kerimede çalışın diyor. Cenab-ı Hak ayeti kerimede sizin önünüzde sizin yaptıklarınız gelir diyor.
Başka bir şey gelmez. O yüzden biz neyin nasip, neyin nasip olmadığını bilmiyoruz. Bize düşen vazife çalışıp gayret etmek. Yolumuzda mücahade edenlere yollarımızı açarız diyen Cenab-ı Hak. Çalışmak bize ait. Her noktada. Her noktada. İşimizde, aşımızda, eşimizde, dergahımızda yapacak olduğumuz her işte çalışmak bize ait. Bu normalde, bu tip bir sufiliği ve İslam'ı kabul edenlerden değilim. Yani işte nasibimizde ne varsa onu göreceğiz. Yani çalışmayacak o kimse. Böyle bir sufilik anlayışım ve böyle bir dünya anlayışım yok. Böyle bir tasavvuf anlayışım da yok. Böyle bir İslam anlayışım da yok. Ben her şeyin mücadele etmekten, gayret etmekten geçeceğine inananlardanım.
Dervişlikse mücadele lazım. Dergahsa mücadele lazım. Evse evde mücadele lazım. İşse işte mücadele lazım. Hayat bu noktada kavgadan ibarettir. Mücadele ediyorsanız muhakkak kavga ettiğiniz bir yerler vardır. Mücadele ediyorsanız savaştığınız yerler vardır. Savaştan kaçmak, savaştan geri dönmek namertliktir. Savaşta gayret göstermemek, mücadelede gayret göstermemek vefasızlıktır, haindir. Hainliktir. Senin bulunduğun noktada, bulunduğun dairede mücadele etmekle mükellefsin. Hangi dairede durursan dur. O dairede mücadele etmiyorsan, gayret etmiyorsan muhakkak ki ama davana, ama işine, ama ailene, ama dergahına, ama ülküne, ama hedefine ihanet ediyorsundur.
Bunun başka bir izahat tarzı yoktur bende. Sen mücadele etmiyorsan senin bulunduğun yerde bir gedik açılır. O gedikten şeytan girer, nefis girer, heva heves girer, düşman girer, her şey girer. Bu işinde, evinde, aşında, dergahında, hizmetinde, dervişliğinde, bütün her şeyinde geçerlidir. Sen eşine bakmak zorundasın, çoluğuna, çocuğuna bakmak zorundasın, evine bakmak zorundasın. Bunun için çalışıp gayret etmen gerekir. Mücadele etmen gerekir. Eşini korumak zorundasın, çocuklarını korumak zorundasın, evini korumak zorundasın. Sen korumazsan, muhakkak ki birisi, bir kurt gelir, oradan bir şeyi kapar götürür. Kadınlar için de geçerlidir, erkekler için de geçerlidir. Bir kadın da işini, aşını, eşini, çoluğunu, çocuğunu korumak, muhafaza etmek, mücadele etmek zorundadır.
Bir erkek de eşini, çoluğunu, çocuğunu, ailesini, işini koruyup mücadele etmekle mükelleftir. Herkes mükellefiyetliğini yerine getirecek. Dervişten dergahta çalışıp, çabalayıp mükellefiyetliğini yerine getireceksin, dersini çekeceksin. Bir vazife aldıysan, vazifeni yerine getireceksin. Koşulması gerekiyorsa, koşacaksın, uçulması gerekiyorsa, uçacaksın, uçacaksın. Vazifeliği yerine getireceksin. Senin orada hevane, hevesine dalman bütün dergaha bağlar mı? El cevap bağlar. Senin orada bir yanlış sözün bütün dergaha bağlar mı? El cevap bağlar. Senin bir yanlış davranışın bütün dergaha bağlar mı? El cevap bağlar. Gevşek davranamazsın, gevşek konuşamazsın, gevşek işler yapamazsın. Yaptığın anda dergahın başına dert açarsın.
Buna kimsenin hakkı yok. O yüzden nasibimizde ne varsa göreceğiz, bu işin ayrım noktası. Bu kulağa et bir şey değil. Bize çalışıp mücadele etmek düşer. Bize gayret etmek düşer. Dükkanın varsa dükkanına dosdoğru bakacaksın. Azıcan, az harcıcan malını koyacaksın dükkana. İşin varsa dükkanına ne iş yapıyorsan tertemiz tutacaksın, pırıl pırıl tutacaksın. Rafına bakacaksın, dükkanına bakacaksın, müşterine bakacaksın, çalışanlarına bakacaksın. Çalışanların tırnaklarını varıp da kulağının içindeki kire pasa kadar bakacaksın. Ağız kokusundan tut, diş temizliğine varıncaya kadar bakacaksın. Bize gayret etmek düşer. Bizim kul olarak vazifemiz gayret etmektir. Mücadele etmektir.
Ama Cenab-ı Hakk o kulun gayretinin karşılığını koyuyor zaten. Yolumuzda mücadele edenlere yollarımızı açarız. Bir kimsenin ailesini geçindirme için çalışması Allah'ın yoludur. Bir kimse çoluğunu çocuğunu daha iyi geçindirmek için, daha iyi yaşatmak için mücadele etmesi Allah'ın yoludur. Eşleriniz size Allah'ın emanetidir. Çocuklarınız size Allah'ın emanetidir. Hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Dergah Allah'ın emanetidir. Dervişler Allah'ın emanetidir. Hepsi de. Çocuğundan yaşlısına kadar bu dergaha giren herkes Allah'ın emanetidir. O zaman herkes elinin altındaki emanetlere hüyanet etmeden düzgün davranma, mücadele etme, yerli yerinde davranmakla mükelleftir.
Ya nasibimizde kaç tane derviş varsa o olacak, öyle bir şey yok. Sen geleni kırarsan, gideni kırarsan, sen ona laf söyler, buna laf söyler, ona iter, ona kakaklar, ona tepeden bakar, onu kovarsan dergahda kimse kalmaz. Bunların hepsi de nefsine uydu dersin sonra. Kendi nefsini görmezsin. Çalışıyorum çalışıyorum olmuyor dersin. Kendi nefsini görmezsin. Beni dinlemiyor kimse dersin. Kendi nefsini görmezsin. Dervişlerden geçinmeye kalkan bir zakir batmaya mahkumdur. Dervişlerden geçinmeye çalışmaya kalkan bir çavuş batmaya mahkumdur. Dervişlerin kafasını bulandıran zakirmiş, çavuşmuş, şeyhmiş, abimiş, amcaymış, imammış, emmişmiş, hacıymış, hocaymış batmaya mahkumdur.
Yol kaldırmaz bunları. Öyle nasibi bu kadarmış yok öyle. Allah rahmet eylesin şeyh efendinin zamanında çok derlerdi bana. Mustafa Efendi burası sizin orası gibi değil. Çalışmayan hep bir bahane üretir. Gayret etmeyen fedakallıkta bulunmayan bahane üretir. Adam işine bakmaz bahane üretir. Kabahat müşteridedir. Adam dükkanına bakmaz kabahat müşteridedir. Adam mal alırken düzgün almaz kabahat toptancıdadır. Adam işine dikkat etmez. Kabahat bütün esnaflardadır. Hükümettedir kabahat. İşler çok bozuk canım. Bu hükümet geldi çok bozuk oldu. Ben parayı tanıdığımdan beri ticaret yapıyorum.
Ben parayı tanıdığımdan beri. Ben bayındır pazarında maydanoz satmış insanım. Ailem çok zengin olmasına rağmen iyi ki maydanoz sattırmışlar. Ben hep dua ediyorum onlara. Ailemiz zengin deyip de kenarda oturtturmamışlar beni.
Abim utanırdı. Gitmezdi pek. Ona da böyle hoş görürlerdi. İyi ki ben orada maydanoz satmışım. Benim babam 16 yaşında vefat etti. 16 yaşından beri benim ailemin bana bir tane zeytini yoktur. Bir tane zeytin. Bizde zeytin var. Zeytinleri toplarlardı. Ben bana da yemeklik 10 kilo zeytin yapmışlar. Kaç para kilosu işte 10 lira. Verirdim ben anneme. Al zeytinin parasını derdi. Şimdi Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. Bak burada oturuyorum. Diyorum ki ailemin bana bir tane zeytini yok. Mücadeledir hayat. O yüzden nasip eyvallah.
Nasibe inanmıyorum diye değil. Biz bize düşeni yapalım. Ben adamın dükkanına giriyorum. Alışveriş edeceğim. Bakıyorum rafı tozlu. Çıkıyorum ben dükkanına. Bu adam dükkanına bakmamış. Hak etmiyorum. Söylüyorum dükkanına bakmamışım. Nasihat ediyor. Dükkanına bak. Raflarına bak. Mal tozlu olmasın. Rafın tozlu olmasın. Müşteri geldiğinde tozlu malı görünce der ki bu mal eski. Der ki bu malın modası geçmiş. Der ki bu malın modeli geçmiş. Yerini değiştir. Müşteri geldiğinde aynı yerde görmesin onu. Rafını değiştir. Alttan üstte al. Üstten altta al. Yer değiştir. Çalış. Sabah kaçta açılıyor herkesin dükkanı? Dokuzda.
Sekiz buçukta git sen. Sen sekiz buçukta git. Ya esnaf bizim onda geliyor ya. Esnaf onda geliyorsa sen sekiz buçukta git. Dükkanı aç. Rafını temizle. Her şeyine bak. Bekle. Mücadele. Dergah. Sen önce git. Sen oranın zahiri misin? En önce sen git. Sen oranın çavuşu musun? En önce sen git. Çayı demle. Ortalığı temizle. Geleni karşıla. Sen karşıla. Öyle yok. Sonradan. Yok öyle bir şey. En önce sen gideceksin. En önce sen gideceksin.
Aşacaksın oturacaksın oraya. Tekkeyi bekleyen çorbayı içer. Tekkeyi bekleyeceksin. Dervişler geldiğinde seni orada görecekler. Diyecekler ki ya. Sakirimiz burada. Çavuşumuz burada. Bizden önce gelmiş. Kendilerine çeki düzen verecekler. Sen onda gidersen herkes bekler. Kaçta geliyor onda geliyor. Biz de ona beş kalı orada oluruz derler. Sen dokuzda oraya gideceksin. Dokuz buçukta oraya gideceksin. Eşine çoluğuna çocuğuna mücadele edeceksin. Gayret edeceksin. Bakacaksın. Evine gayret edeceksin. Bakacaksın. Evinizin dolabındaki soğandan haberiniz yoksa evin adamı değilsiniz. Bir kadın evinin dolabındaki soğandan, pirinçten, bulgurdan haberi yoksa evin kadını değil.
Evde pirinç olduğu halde sana bir daha pirinç aldırıyorsa o evin kadını değil. Evine bakmıyor düzgün. Erkek bir sefer söylerse pirinç olması lazım evde. Nasıl yani? Evet. Sen bir daha bir bak. Ya burada bitti olması lazım ya. Sen bir bak bir daha. O baktı bir daha pirinci buldu mu? Bir daha der ki kendi kendine. Herif benden iyi takip ediyor mutfağı der. Öbür türlü pirinç orada böceklenip gidebilir sorumlusu sensin. Bu sensin birinci derecede erkek olarak aldığın maydanozu dairebileceksin. Hafta içinde o maydanoz yiyemediysen maydanoz ne oldu diyeceksin. Bu salatada maydanoz.
Bu roka almıştım pazardan diyeceğim. Bu roka nerede ki? Ne oldu? Misafirlere mi ikram ettin? Canım roka istedi. Ya işte aşağıda kalmış yanında kalmış biraz sararmış sararmasın. Bir şey sararırsa bozulursa hakkım helal değil. Elinin altındakinden sorumlusun mücadele edeceksin. Gevşeklik yok bu alemde. Uyursan ölürsün. Sologan bu. Uyursan ölürsün. Ey Davut uyanık ol. Ne diyor Davut'a?
Ey Davut uyanık ol. Uyursan kurt kapar bir şey. Yırtıcı hayvanlar kapar. Allah muhafaza eylesin. Nazar boncuğunun dinimizde yeri nedir? Yok ki. Din de yeri olsun. Bir sohbetimizde X partinin geriye düşmesi için çalıştıkları kadar Allah'a çalışsalardı bu ülkenin rengi değişirdi.
Güllük gülistanlık anlamında dediniz. Sizi takip eden kardeşlerimizin hayatlarının tatlanması, bereketlenmesi için bizi bildiklerinizden faydalandırır mısınız? Biz de inşallah bu söyleyeceklerimizi, söyleyeceklerinizi uygulayarak bayram ve sonraki hayatımıza devam edelim. Rabbimiz sizi ve özellikle dergah kardeşlerimiz güzelliklerle karşılaştırsın. Amin. Bizim işimiz mücadele etmek, gayret etmek dedik ya devam edelim. Bizim işimiz Kur'an, sünnet, vatan, millet mücadelesi vermek. Bizim işimiz bu noktada kendi hedef olarak, hedefimiz bu ülkede, bu memlekette Kur'an ve sünnetin hakim olması, ondan sonra dünyada hakim olması, ondan sonra da semada hakim olması. Kur'an ve sünnetin her noktada, her alanda hakim olması.
Bizim bu noktadaki hedefimiz bu. Bununla alakalı biz dinimizi bu topraklarda yaşayacağız ve bu topraklara hakim kılacağız. O yüzden bu topraklar bizim için önemli ve biz bu topraklarda bu insanlarla, bu milletle bunu başaracağız. O zaman bu milletimiz de önemli bizim. Bu noktadaki bizim gayretimiz, bizim mücadelemiz, bizim tek noktamız, bu meselede bu topraklarda Kur'an ve sünnetin hakkıyla yaşanması, Kur'an ve sünnetin hakim olması ve aynı zamanda da bu milletin bu topraklarda bu meseleyi becerip başarmasıdır.
Bununla alakalı partisi, purtisi, ıvırı zıvırı hepsi de araçtır bizim için. Araç. Ama birisi bizim elimizdeki kazmayı almaya kalkarsa, biz bu kazmayla bu toprakları kazacağız, yeni tohumlar ekeceğiz. Bizim kazmamızı elimizden almaları demek bu toprağı kazmayın demek. Ya ne olacak bu kazmayı alsak dediklerinde kazma olarak görmeyin onu. Bizim elimizde bir kürek var, yol açıyoruz biz. Ya ne olmuş ki senin elinden küre alınca, senin yoluna bir şey dokunmadım ki. Kardeş, sen benim elimden küre almakla benim yol açmamı engelliyorsun. Sen küreği görüyorsun, ben yolu görüyorum.
Sen kazmayı görüyorsun, ben tarlayı görüyorum. Sen anahtarı görüyorsun, ben motoru görüyorum. Anahtar olmazsa o motor tamir olmayacak. Ya ne olmuş canım, işte X kimse, sen o X kimseyi görüyorsun, ben onun arkasını görüyorum. Ne olacak canım, sen yanındaki 3 kişiyi hiç değiştirmiyorsun.
Sen o 3 kişiyi görüyorsun, ben arkasını görüyorum. Ha demek ki bir şey araç, biz araca da sahip çıkarız. Biz elimizdeki aleti de bırakmayız. O yüzden bir şey, ha ama körelmiş kazma, bileyelim.
Örçlen, çekişlen bir güzel ağzını burnunu düzeltelim, düzeltelim. Bu ne? Araca nasihat etmek. Ya atlan o canın varsa dövecek yeri döyelim. Ama ben döveceğim onu. Ya Amerika, İsrail, İngiltere, sana dövdürmem bunu. Ben döveceği zamanı bilirim, ben döverim onu.
E sen geleceksin, operasyon yapacaksın burada. Benim elimdeki araca, diyeceksin ki ben buna ders vereceğim. Sen kimsin? Birisi de gelmiş mesela, örneğin geçmiş dönemde. İşte, abi bana müsaade et. Evet, müsaade edeyim. Bu dergaha bir çekidüzen vereyim. Aa, hoş geldin 23 Nisan. Nesine çekidüzen vereceksin dedim ben, ne yapacaksın? Böyle baktı şimdi bu bana. Bu 3-5 sefer derslere geldi böyle. Ne yapacaksın? Projeni hazırla gelsen dedim. Aradan birkaç hafta geçti, yok. Ne gördün? Yanlışlık, eksiklik olarak tespit ettin mi?
Ses yok. Ne gördün? Ne vereceksin? Ne yapacaksın? Yine ses yok. Haa. Gel, otur, diş çök. Hep beraber düzeltelim neyimizi düzelteceksek. Dışarıdan düzelttirmeye kalkmasın kimse bize. Birisi yön çizmesin. Yön çizecek olan gelsin, nasihat etsin bize. Biz bu noktada nasihata açıkız. Allah bizi affetsin. O yüzden inşallah güzel şeyler olacak. Bu memleket iyi şeylere layık. O yüzden ara sıra böyle Uhud gibi. Müslümanlar yaşarlar böyle şeyler her dönemde. Toparlanırlar. Bu tekerlek tümsekte kalmaz.
Öğrenecek insanlar. Müslümanlar da öğrenecek. Yıllardan beri baskı altında yaşadılar. Yaşadılar. Zulüm altında yaşadılar. İnim inim inlediler. Böyle bir feraha kavuştular. Şımardılar. Herkes şımardı. Partisi de şımardı. Milletvekili de şımardı. Hepsi de şımardılar. Belediye başkanları da şımardı. Şımarmadı değil. İnsanlar da şımardı. Halk da şımardı. Halk da şımardı. Herkes şımardı. Hiçbir zaman istemem. Memleketin sıkıntılı günler yaşasın. Nimetler karşısında nankörlük etmemek gerek. Allah nimete şükredenlerden etmesin.
Ben 250 imsakiye dağıttım. Bunlarda hacamadın faydası kolanın zararları yazılıydı. Ama şöyle bir şey oldu. İmsakiyelerde fıdır sadakası 10 TL yazılıydı. Aslında 11.5 TL'ymiş. Ben bunu bilerek yapmadım. Dağıttıktan sonra fark ettim. Matbuanın suçu mu? Dükkanım mı? Dükkanım mı? Benim mi? Sorum şöyle. Bu imsakiye bakanların yarısının eksik vereceğini düşünsem. 125 çarpı 1.5 TL'yi ödesem. Hak sahiplerinin fıdır sadakası alacaklarınız hakkını ödemeye yeterli olur. 250 tane bastırdıysan 250 tane davetacaksın. Bana bir yol tavsiye ederek siz yardımcı olabilir misiniz?
250 çarpı 1.5 TL olacak olacak. Benim fazla nakitim yok. Zekatımı mı vereyim yoksa kaç tane 1.5 benim üstlenmem ve bu açığı nereye, kime, kaç gün içinde vermeliyim? Ben sizin talebenizim ve düşünceli insanım. Bir sene moralim bozuk yaşamak istemiyorum. Harikasın ya. Belli zaten. Ne yazık ki 250 çarpı 1.5 TL yapacaksın. Bosna için Kur'an ve Yasin hatimleri en son ne zaman demişler? Ayın 11'inde onlar bağışlayacaklar. Ayın 10'una kadar bitmesi lazım. Bir insanın zeki olması veya zeki olmaması Allah'a olan yakınlığını etkiler mi?
Evet, misal birisi helal haram veya tefsir hadis konusunda bir şey söylendiğinde onu hemen anlar. Hayatına tatbik eder. Ötekisi fazla zeki. Fazla zeki olmadığından onu anlayamaz. Hayatına da tam olarak yansıtamaz. Bir eve gittik, yemek getirdiler. Yemekten şüphelendik. Margarin veya başka şüpheli şey yapmışlar. Bu durumda ne yapmamızı tavsiye edersiniz? Besmele çekip yiyeceksin artık. Bazı şeyleri değiştirmeye çalışmak kendine zulüm olabilir demiştiniz. İnsan hayatında ve kendinde değiştirmeye çalıştığı şeylerin iyi mi kötü mü olacağını bilmiyorum. Bilemiyorum.
Dolayısıyla kendimize zulüm edip etmeyeceğimizi nereden bilebiliriz? Kendine zulüm etmek tam olarak nedir örneklerle açıklayabilir misiniz? Bu noktada bir insan Kur'an ve Sünnet dairesinde haramları terk edecek. Haramları terk ederekten, haramları terk ederekten. Bu farz zaten. Bunu yerine getirecek. Ama ve lakin bazı şeyler vardır, bazı haller vardır insanların üzerinde. Haller geçicidir zaten. Bazen o geçici hal ile insan mücadele eder. Mücadele ederse o geçici haldir üzerinde kendisine zulüm etmiş olur. Mesela işte uyumak istiyor ama uyuyamıyor. Kendini uyutmak için hap al, ilaç al zulüm etmiş oluyor o kimse.
O uyuyamamak veya az uyumak onun sağlığını etkilemiyorsa, onun işini etkilemiyorsa onunla mücadele etmeyecek. Değiştirmeye çalışmayacak. Bunun gibi. Bunu kendi üzerinde bir kimse değiştirmeye çalışırsa kendisine zulüm etmiş oluyor. Bırakacak onu kendiliğinden. Veyahut da bir kimse bir iş değiştiriyor, sıkıntılı. Bu noktada kendisine zulüm etmiş oluyor. Veyahut da işte bir iş akıyor orada, akıp giden işi o kimse kendince böyle kendini zora sokacak noktaya götürüyor kendini. Kendisine zulüm etmiş oluyor. Bunun gibi.
Allah bize affeyle. Amin. Biraz o tweetim benim kendime aitti. Benim yazdığım bir şey o. Kendime ait bir şeydi ama kendimle alakalı bir şey. Herkesi belki de aynı kefeye koymak biraz zor ama. Ama genel itibariyle bu. Her şeyle hoş olmak isteyen hiçbir şeyle olamaz. Kalbini hür, kalbini her olur olmaz verene Allah'tan hiçbir şey yoktur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdular. Bir kimse sabaha çıktığında kalbinde Allah'tan başkasını bulursa ona Allah'tan bir nasip yoktur. Hadisin manasını anlayamadım. Allah razı olsun demiş kardeşimiz. Normalde bir kimse her şeyle hoş olamaz zaten. Bu normalde her şeyle hoş olmak felsefesi İslami değil.
Biz haramlarla hoş olamayız. Biz Allah'ın lanetlediği fiilyatlarla hoş olamayız. Allah'ın lanetlediği herhangi bir şeyle hoş olamayız. Bu mümkün değil. O zaman her şeyle hoş olma fikri İslami değil. O yüzden biz Allah'a dost olan şeylerle dost olmakla mükellefiz. Ya Musa dostumla düşmanımla düşman oldun mu?
Biz Allah'ın sevdiklerini sevmekle mükellefiz. Bizim mükellefliğimiz bu. Biz Allah'ın sevdikleriyle gönlümüzü hoş tutacağız. Allah'ın sevdiği hallerle biz barışık olacağız. Herkesle barışık münafık ol. Her şeyle barışık münafık ol. Bir kimse herkesle ve her şeyle barışık olamaz.
Bu mümkün değil. Bu dini değil. E iman edenler siz Hristiyanları ve Yahudileri kendinize dost tutmayın. Bak herkesle barışık değilsin. Sizinle savaşanlarla siz de savaşın. Demek ki dost tutmuyorsun onunla. Siz inanmayanları kendinize dost tutmayınız. Ayet-i Kerime. Hadis-i Şerif sizin ekmeğinizi namaz kılanlar yesin. Müminler yesin. O zaman biz her şeyle, herkeste hoş olma noktasında değiliz. Bu ölçü değil. Var ya bir kısım tasavvuf ehliymiş gibi görünenler. Bir kısım böyle kendilerince insanlık için insanlık seven hümanist. Böyle bir İslam yok.
Böyle bir anlayış da yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir Müslümanın haramlarla barışması mümkün değil. Haramlarla barışık olması mümkün değil. Kötülerle ve kötülüklerle barışık olması mümkün değil. Zalimlerle barışık olması, zalimleri hoş görmesi mümkün değil. Siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizde mümkün değilse, dilinizde o da mümkün değilse, kalben, kalple buğz ederekten önlemeye çalışınız ki bu da imanın en zayıf noktasıdır. Nerede bu hoşluk? Allah muhafaza eylesin. Biz yeryüzünde, ayet-i kerim ne diyor? Siz yeryüzünde iyiliği yaymakla mükellef bir ümmetsiniz. Yeryüzüne iyiliği yaymakla mükellef olan bir inanış sahibinin, yeryüzündeki kötülüklerle, yanlışlıklarla, eksikliklerle hoş olması mümkün değil. Kalbini her olur olmazla verene Allah'tan hiçbir şey yoktur.
Evet, insan hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dua ediyor ya, Ya Rabbi kalbini senin dininde sabit eyle. Demek ki kalbi her olan olmaz şeye doğru döndürmeyeceğiz. Kalp esen rüzgara doğru gitmeyecek. Duygu savrulması yaşamayacak. Duygu savrulması insanları helak eder. Duygu savruklu insanları helak eder. Tarikattaki duygu savruluklu insanın dervişliğinden eder. Duygu savruluklu nedir? Mesela ehli tarikat kendisini üstada rabd eder. Üstadın dışında bir yere rabd ederse duygu savruluklu yaşar. Adamın dervişliği gider. Bir kadın kendisini erkeğine rabd eder. Eğer bir kadın duygu olarak erkeğine kendini rabd etmezse, duygu savruluklu yaşarsa ailesi gider, namusu gider.
Bir erkek duygu olarak evine rabd eder kendini. Eğer duygu olarak bir erkek evine rabd etmezse, eşine ve çocuğuna rabd etmezse, babalık yapamaz, kocalık yapamaz, o evde alır. Duygu savruluklu yaşamayacak bir kimse. Kalbini her olur olmazla teslim etmeyecektir. Bir kız çocuğu kendince, kendi kafasından, ya şunu sevivereyim ben, ay bunu da sevgili edeyim, duygu savrulukludur, harama gidiyor.
Perişan eder kendini. Bak perişan eder kendini. Gider namusu, aileye batılır. Duygu savruluklu bunlar, Allah muhafaza eylesin. O yüzden burada bir kimse, din olarak İslam'da kendisini sabit edecek. Hayatını Kur'an ve sünnet noktasında sabit edecek. Duygularını Kur'an ve sünnet dairesinde sabit edecek o kimse. Haram dokunmayacak, haram bakmayacak, haram yürümeyecek. Haram, gücünün kaldıramayacağı bir şeyi duygu savruluklu yaşamayacak. Rezil eder kendini, Allah muhafaza eylesin. Bir kimse sabaha çıktığında da kalbinde Allah'tan başkasını bulursa, ona Allah'tan bir nasip yoktur. Kalbini her daim o kimse rabıta altında tutacak.
Kalbinde her daim Allah'ın zikri ve muhabbeti olacak. Eğer kalbinde o kimsenin Allah'ın muhabbeti yok ise, bilsin ki şeytan yerleşmiş oturmuş oraya. Hani hadis-i şerif var ya, gece diyor yarısında bir kimse abdesti yatar da, sağından soluna döndüğünde Allah'ı zikrederse, Cenab-ı Hak diyor ona ne isterse verir.
Bakın sağından soluna dönerken dahi o kimsenin kalbinde Allah olacak. O kimsenin kalbinde zikrullah olacak. Sağından soluna dönerken Allah diyecek, dönecek. Solundan sağına dönerken Allah diyecek, dönecek. Kalkarken Allah diyecek, kalkacak. Güm diye bir ses çıktı, Allah diyecek. Onun kalbinde Allah var.
O uyusa da, yürüse de kalbinde Allah var onun. Başka bir şey de konuşurken, güm diye patladı Allah diyorsa, onun kalbinde Allah var. Anne diyorsa, kalbinin annesi var. Allah yok. Kalbinde yok yani. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Cenab-ı Hak kendi zikrullahının hakikatini gönlümüze, ruhumuza yerleştirsin inşallah. İçin bakalım çaylara. Saat on iki cancağız on ikiden sonra çalışmıyor ya bazıları. Sor. Bir şeyi seven gerçekten bir şeyse her şeyi sevmiştir zaten. Buradan bir şeyden kasıt Allah ise, bir kimse Allah'ı severse, zaten Allah'ı sevenleri de sevmiş, Allah'ın sevdirdiklerini de sevmiş, Allah'ı sevenleri de sevmiş, Allah'ın sevdiklerini de sevmiştir.
Bunlar böyle edebiyat değildir. Bir kimse Allah'ı sevdiyse, peygamberi sevmemesin, düşünülebilir mi? Ya sen peygamberi de seviyorsun, ikilik, geri zekalı. Ya siz şeyhi de seviyorsunuz, ikilik, geri zekalı. Hz. Ebubekir'i, Ömer'i, Osman'ı, Ali'yi sevmek imandandır. İmam-ı Azam fetva koyar. Kim bunlara küfrederse, ehli küfürdür der. Neye şimdi, ikilikte mi İmam-ı Azam? Ehli beyti sevmek imandandır. Hadis-i şerif ikilikte mi şimdi Hadis-i şerif? Uzun yol. Benim yolum değil.
Ottan, çöpten, böcekten Allah'ı seveceğim diye uğraştır. Uzun yol. Benim yolum değil. Ben çok o kadar değilim. Biraz kestirme gitmeyi severim ben. Yapamam. Ottan, böcekler uğraşamayacağım ben. Allah'ım senin sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini gönlümüze bahşeyle. Amin. Kestirme yok. Çok kestirme. Hiç dolan başlı değil. Onu sevdirenin sevgisi ne demek? Bu bir üstad, bir mürşid, bir Allah dostu. Onun sevgiyi kim? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Bir de onun sevgisi.
Bu fakir başka bir şey bilmez. Uğraşmaz başka bir şey bilmez. Bunları seviyor olmak, eşini, çocuğunu, arkadaşını, dostunu sevmiyor demek değil mi? Bir kaldırdın ki. Allah'ı sevdiği için feda etmesi gerekir. Bu yazdığı bir şey. Yok. Feda etsin ki. Karşısına çıkabilir mi? Hiçbir şey çıkmaz karşısına. Bir insan Allah rızası için. Kim Allah için birbirini severse, Arş-ı Allah'ın gölgesinde gölgenecek. Neden öyle çıksın? Sen Erkan'ı Allah için seviyorsan, hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde Arş-ı Allah'ın gölgesinde gölgenecek. Bunu Arabi bir veli olarak, mürşid-i kamiller olarak bağlar bunu.
Der ki yani bir kimse Allah için bir veliyi. Böyle de hadis-i şerif var. Oradan onu bağlar Arabi'de, Hazreti Mevlana'da. Bütün sufiler orayı bağlarlar. Derler ki, bir üstadı Allah için sevmek. Yani onunla alakalı bağlarlar. Bağlarlar ama biz meseleyi geniş dairede tutalım. Müminler kardeştir. Mümin, mümine şefkatle ve merhametle davranır. O yüzden bir kimse Allah için kardeşlerini de sevecek. Üstadını da sevecek. Eşini de sevecek. Çocuklarını da sevecek. Arkadaşlarını da sevecek. Bunda bir beis yok. Bana şöyle gelmişti. Bu yanlış mı? Mesela dergâhtan üstad, en çok sevdiği üstad, diğer üstaddan dolayı işte. Erkan'ı, Amir'i, Mehmet'i, Süleyman'ı sevmişsin.
Nasıl? Bu normalde dergâh vasıtasıyla tanışıyor ya. Cerkan'la nereden tanıştın? Bu. Bu dergâh kardeşliğidir. Orada herkes bir araya gelmişler. Allah için birbirlerini severler. Buradaki vesile, birbirini sevmesindeki vesile dergâhtır, üstadır. Bu vesiledir. Yani oradaki bir şey üstaddır. Dergâhsa evet. Her şey bu. Bir şey üstad. Bir şeyden her şeye kanlıdır. Yok. Bu öyle bir şeyden her şey o değil. Biz ölçü koyalım. Ölçüne insan derviş kardeşlerini sever. Ölçüne insan üstadını sever. Ölçüne insan bir mümin Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adını sever. Allah'ı sever. Ölçü bu.
Seyir nedir efendim? Seyretmek. Bosna'ya gittin arabayla öyle değil mi? Seyrettin mi yolları? Seyir var. Aç. Konuşmaz öbür türlü. Allah'tan hadis-i şerif geçen dersinizde söylemiştiniz. Allah'tan hayırlısını isteyiniz.
Bir hadis-i şerif. Fakat diğer bir hadis-i şerifte de Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'tan affı afiyet isteyiniz. Ve kısmi olarak sahabe efendilerimize birçok hadis-i şerifte Allah'tan istenilecek belirli ölçüler çiziyor. Ama biz sufi eğitimimiz olarak Allah'tan hayırlısını istemeyi burada tercih ettik. Peki hayırlısını istediğimizde bu varlık alemine istekle duada bulunamıyoruz. O zaman doğru olan hayırlısını istemek midir? Yoksa gönlümüzdeki, kalbimizdeki istekleri istemek midir? Burada bir sıkıntı, bir kabız oluştu. Normal bir kimse gönlündeki, kalbindeki istekleri sıralarken hayırlısıyla diye şerh düşecek. Ama Allah'tan affı afiyet isteyinizin başında hayırlısı yok.
Onun da normalde, o hadis-i şerif, affı afiyet isteyiniz hastalıkla alakalı. Sahabeden, onun nüzüğü sebebi şu, sahabeden birisi Allah'tan sabır istiyor. Hastalığı bir türlü geçmiyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona diyor ki, sen nasıl dua ediyorsun? O da diyor ki, ya Rabbi ben Allah'tan sabır istiyorum. O da diyor ki, öyle dua etme. Allah'tan afiyet iste diyor. O hadis-i şerifin sebebin üzülü bu. Yani o kimse hastalığıyla alakalı, bir sıkıntısıyla alakalı Allah'tan sabır istiyor. Bela, musibet ve sıkıntıların karşısında Allah'tan sabır dilenilmez. Orada Allah'tan afiyet dilenilmez. Usus'ta tıkanıyor iş. Mesela Bedir Savaşı'nda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yardım istiyor.
Bunun dışında birçok edub-ül müfredde duasında bakıyoruz ki, çok şey istiyor. Ama kemalat noktasında... O inşallahın canı olmuştur. İnşallahın canı olan için bir şeyin kelamı dökülmesi, onu da içine kapsar. İnşallahın canı olan için, hakikat noktasında onun isteği, hakkın isteğidir. O yüzden o hayırlısı diye şart düşmez. Biz kullaradır o hayırlısını istemek. O zaman bir kul hiçbir zaman bir normal bir istekte bulunmayacak. Bulunacak hayırlısıyla isteyecek. Ya Rabbi bana eşin hayırlısını, aşın hayırlısını, evladın hayırlısını... Peki hayırlı olsa olan onun evlenmemesi ise... Efendim? Hayırlı olan evlenmemesi ise... Hayırlısını isteyecek.
Nasıl kesbetecek onu? Kesbetecek bir şey yok. Bir yok diyecek ki, Ya Rabbi benim evliliğim hayırlısıysa benim evlenmeme yardım eyle. Sadece Allah'tan hayırlısını istemek, arkasına bir şey koymamak, yani bir istekte bulunmamak... Allah'a karşı nankörlük olur mu? Nankörlük, Allah'tan isteyin. O zaman işte burada tıkanıyor, Allah'tan hayırlısını isteyin. Evet. Allah'ım bana hayırlısını ver ama arkada bir şey yok. Canım kardeşim, istediğinin hayırlısını isteyecek. Yani istediğimizin başına hayırlısını koyacağız. Önemli değil, başına koy istersen sonra, Ya Rabbi bana hayırlı bir eş, Ya Rabbi bana eşin hayırlısı. Hayırlısı. Ne fark var bunda? Hayırlısını ver dediği zaman, ölüm onun için hayırlıysa...
Hayırlısıysa hayır, ölüm de hayırlısı. Ölür. Ama ölümün de hayırlısını isteyecek. Bu arkasına bir eş istiyor mesela. Kesme diyor, istiyor onu. Tamam. Doktor için mi söylüyorum bu derken? Yok. Onun da hayırlısı. Onun arasından çıkamadım. Böyle onun arasından derken yine doktorun işaret ediyormuşsun gibi oluyor. İşaret ediyor ya böyle. Miniksiz söyle. Ben öyle anlıyorum. Miniksiz konuşamadım ben doktor. Herkes her şeyi isterken hayırlısını isteyecek. Ya Rabbi bana eşin hayırlısı, işin hayırlısı, aşın hayırlısı, rızkın hayırlısı, çocuğun hayırlısı... Hayırlısı. O zaman müdahale edebiliyoruz hayatı dua ile. Etmiyor diye bir şey söyledim mi ben bugüne kadar?
Geçen derste ben bir haftadır onu düşünüyorum. Allah'tan hayırlısını isteyeceğiz. Tabii hayırlısını isteyeceğiz tabii. Ya Rabbi bize eşin de, işin de, aşın da, arkadaşın da, dervişin de, şeyhin de, yolun da, yoldaşın da, taşın da, toprağın da, atın da, avradın da, silahın da hayırlısını ver. Amin. Silah hayırlı olmazsa, geri teperse ne yapacağız? Silah hayırlı olmazsa, ateş almazsa ne yapacağız? Eş hayırlı olmazsa, dinlemezse ne yapacağız? Yürü dersen, yürümezse, otur desen, oturmazsa ne yap? Saçının başını yollarsın. Bu kapkara saçın, sakalın bembeyaz olur. Hayırlısını iste. Tümle kardeşleri Cenab-ı Hak hayırlısını versin. Şimdi... Bir kardeş böyle, geçmiş zamanda Şeyh Efendi'ye gelip gidiyormuş boyuna.
Efendim, dua et de işte, bir minibüs alayım dervişleri gezdireceğim. Dua et efendim, bir minibüs alayım. Hayırlısı diyormuş hep Şeyh Efendi, hep hayırlısı diyormuş. Bir gün gelmiş, efendim demiş ya, dua et. İyi oğlum, Allah sana bir minibüs versin demiş. Nevşehir'de bu arkadaş. Bu minibüs alıyor, bir iki getirip götürüyor milleti. Ondan sonra dergâhı da bırakıyor. Hiç gelip gitmiyor. Böyle bir mevzu oldu böyle. Hani hayırlısı meselesinden. Şeyh Efendi dedi, filanca var ya Mustafa Efendi, evet efendim dedi. Geldi gitti minibüsüm olsun, geldi gitti minibüsüm olsun. Evladım hayırlısını, evladım hayırlısını diyorum dinlemiyor beni dedi. İllaki minibüs istiyor dedi.
Bir gün geldi gene dedi. Efendim, bir minibüsüm olsun. İyi olsun oğlum, Allah. İyi olsun demiş, Allah. Bu kadar. Tabi bu minibüsü alıyor. Derviş gezdirecek sözde. Aradan bir ay geçiyor, yerler esiyor ortalıkta. Şimdi dedi, arkadaşlar çağırıyor, gelmiyor oğlum dedi. Her şeyin hayırlısı. Biz bilemeyiz. Hakkımızda neyin hayırlı olup neyin hayırlı olmayacağı. Biz isteriz. Cenab-ı Hak benden isteyin. İstemek kulluğunu göstermektir. Dua etmek kulluğunu göstermektir. Dua ederiz, isteriz. İstediğimizin icabını yerine getirmek için gayret gösteririz. Ama bunu isterken de hayırlısını isteriz.
Demirci Yakup gitti mi? İçinden niyet edeceksin. Bu insanların kendi görüşüyle, bakışıyla alakalı. Gereki yok.
Yemeğini senin namaz kılanlar yesin. Belki şeylerin. Zekat... Zekat verirken zekatını... Zekat vermekle daha iyi olur... Bir işe önerir... Duruma bağlı. Yani şöyle duruma bağlı. Mesela birisi vardır. O kimse mesela tüccar durur kimse örneğin. Veyahut da bir iş yapıyordur. İşi zorlanmıştır. Ona zekat verirsin. O adam tekrar... Ayaklarınızı tekrar zekat verir halindir. verir halindedir. Ama bir insan vardır mesela ona geçinecek kadar bu duruma konuma göre değişir. Ama bunun sıralamaya koyarken işte fakirlere miskinlere, borçlulara Allah yolunda mücadele eden, cihad edenlere, yolculara diye sıralamış bir kimse. Bunda birinci derecede o kimse için akrabalarına din böyle hükmediyor ya bu noktada bir kimse bakıyorsun akrabalarına, Kur'an sünnetten hepsi de uzaklar bu benim bencesi bu kendimcesi. E ben yakınımdaki dervişler bakarına ulaşayım ki
ben kendimi öyle düşünüyorum bu herkese ölçü değil bunun gibi. Ben burada oturuyorum, burada kalkıyorum, burada yiyorum burada içiyorum. E benim için hayat burada geçiyor. Öyle olunca herkesin kendince bir sıralamada kategorisi var nefistendir Rızık ayrıdır mal-u nimet ayrıdır mal-u nimet giydiğin kıyafeti şeytanın vesvesesi üzerine düşen vazifeleri
yerine getirmek kimse için farz öyle olur ki Sufi şeytanı görür. Sufi şeytanı görünce alay eder bununla. Bu Sufi'nin şeytanı alenen görmesiyle alakalı. O hale gelen Sufi için geçerlidir bu. Değil sınırı olsun ki rahmetinin de sınırı olsun. Bizim algılımı anlamamız için. Allah yüz parçaya ayırmadı. Yüz olsa dedi çünkü en fazla büyük rakamlardan birisi o.
Birisini dedi dünyaya ver. Yok öyle değil yani. Bereket Cenab-ı Hakk'ın kendi muhtesinden kendi katından bir kimseyi nimetlendirmesidir. Her şeyle beraberdir o. Yine iş mevzu aynı noktaya geldi. Bazılarında yine senin kimden var. Hayır. Hayır.
Biz diyorduk bir milli mesele sen varsın diyorduk. Yok bir tane daha varmış arkada. Ayağını sürüyorsan onunla da bitmeyecek yani. Arkadan bir tane daha gelecek gibi geliyorlar. Sırada şimdi bu mu takaz oluyor bütün herkesin? Söyle yavrum. Evet korku. Senin korkun mesela evlenemememi. Örneğin. Örneğin. Boğulma korkusu.
Boğulma korkusu. Mesela açmışsın. Suyun içine mi girdi? İki ay mı falan var. Vay vay vay. Nelerle uğraşmışsın sen doktor ya. Allah'ım. Maşallah ya. Aman aman aman … Bunun bir kısa yolu var mı yani? Cancağızım. Tanımıyorum ki ben korkuyorum. Yani nasıl bir şey istiyor? Mesela mesela suda boğulmaktan korkuyorum. Örneğin mesela. Ben Allah affetsin. Cenab-ı Hakk'a hamd ediyorum bu noktada. Ben bir korkuyla karşılaşmadım hiç. Benim korkum bir tek korkum yani. Benim korkum farklı bir noktada.
Yani bu söylediğin şeylerle benim yani bunlarla hiç karşılaşmadım. Çok canım. Olması lazım. Yani benim mesela hayatla bir korkum olmadı hiç yani. Sizin anlattığınız bu meselelerle alakalı hiç korkum olmadı. Ben korkuyla derviş olunca tanıştım. Yani ben mesela bu artık korkmak mıdır? Veyahut da o duygu nasıl bir şeydir mesela? Ben şeyhimin yüzünün eğilmesinden korkardım mesela bana karşı. Beni alt üst eden şeylerden birisi buydu yani. Bu yenilmez bir şeyler. Bu yenilmiyor zaten. Ondan sonra mesela hala da ben yani Allah affetsin şeyhim böyle yüzünü eğecek bana diye ben korkarım. Hala da korkarım.
Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri böyle nasıl söyleyeyim? Yani yüzünü eğmeyi bırak hani böyle ne bileyim hani böyle bir makuliyet vardır ya o makuliyetten böyle bir perde hani bir şey intitaya uğuracak diye korkarım. Düşünmem bunu korkarım. Bunun normalde o korkuyu yani gözümün önünde bir başkasının yaşadığını gördüm oradan geldi içime. Allah muhafaza eylesin. Yani normalde Allah affetsin böyle şeyleri çok konuşmak istemiyorum ama yani birilerine bakmadığını gördüm yani böyle Allah muhafaza eylesin. Bütün kardeşleri muhafaza eylesin.
Böyle değişik zaman zaman değişik şeyler tecrübe ediyor böyle yani Allah muhafaza eylesin. Ben bütün hayatı alıp bir kenara koyarım onu yaşamamak için. Allah muhafaza eylesin. Normal bir şey değil yani. O normalde mümin korkuyla ümit arasındadır. O normalde dünya ve uhrevi hepsini içinden kapsıyor. Burası var. Allah muhafaza eylesin. Efendim? Hüseyin. Dediniz efendim bu kalbiyle mi alakalı? Onu bilmiyorum belki de benim de yetişmemle hayatla alakalı bu. Yani ben sonuçta fazla kırılıp dökülen bir kimseyim. Alışmışım ben o tip şeylere. O yüzden hayat beni korkutmuyor. Normalde yaşadığımız bu zahiri hayatın hiçbir şey korkutmuyor beni.
Beni korkutan bu yatıyor insanı zaten. Bu tabii insanların, herkesin kendine göre korkuları vardır. Korkusuz kimse yoktur. Ama öyle zahiri, dünyevi korkular ben yaşamadım. Manevi olur. Dergahın içerisinde benim normalde korkum benim şeyhimle de alakalı. Şeyhimle alakalıydı. Ben mesela eski arkadaşlar bilir şeyhefendi gelecek deyince çakmak gibi olurduk biz. Normalde mümkün değildi. Her sohbet bir öncekinden kalabalık olmalıydı. Bu bayındır ödemiş. Bursa bunun içerisinde daindi yani. Yani benim bulunduğum yerde kaç dervişler burada?
Yirmi. Şeyhefendi geldiğinde yirmi beştir orası. Bir daha geldiğinde otuzdur. Şey olarak yani. Değildir öyle. Mümkün değildir. Normalde mesela bu ama bu bende bu bir şey hayat alması gibi. Ben ticarette de aynıyımdır. Ben bu sene diyelim ki yüz lira yaptıysam bir dahaki sene yüz elli lira yapmam lazım. Ben dergahta da aynı. Bu sene diyelim ki beş ile gidiyorsam bir dahaki sene altı ile gitmem lazım. Yedi ile gitmem lazım. Ben kendimi de öyle konuşlandırıyorum bu noktada. Benim böyle hayat çizgisi bu. O yüzden korku olunca ben bir tek şeyhimin bana yüzünü eğmesinden, benden memnun olmamasından korkardım.
Benim üzerimde bir memnuniyetsizlik oluşmasın diye mücadele ederdim bu noktadan. Ne maddi ne manevi hiçbir şekilde böyle bir yüzünü eğmek dediğim oydu. Şeyhefendi mesela yanında durur konuşmaz hiç. Onun öyle tavırları vardı mesela anlarsın sen. Evinde kalır senin, evinde yer içer konuşmaz seninle. Bende yaşanmadı başka yerlerde gördüm onu.
Dedim ki böyle oluyor Mustafa Özba demek ki. Öyle öğrendim ben ama benimle mesela birkaç sefer öyle nasıl söyleyeyim böyle tavırlı davrandı oldu. Ben hemen sordum. Efendim ne oldu dedim. Yok bir şey var efendim. Meşhur anlatıyor mu ya arkadaşlarım. Oğlum senden için gizli şeyhlik yapıyor dedim. Ben hemen çıktım herkesin önünde. Dedim ki birinize özel ders verdiysen, özel esman verdiysen, özel rabıta verdiysen, size şeyhlik yaptıysam. Böyle bir şey yaptıysam söylemiyorsanız, hakkım varsa hakkım helal değil. Böyle bir şeye dedim, ölünceye kadar sizin önünüzde gelir de ben şeyh oldum dersen dedim, sakalımını tutup tükürüm ona. Bitti muhabbet. Bu evet bu korkuydu.
Vardı. Hala daha var bende. Ben yattığım yerden ayağa kalkıyorum onu gördüm ben. Ayrı bir şey. Mesela arkadaşlar rahat bizim şimdi. Hiç öyle rahat olamadınız. Ben hiç sözünü kesmedim. Hatırlamıyor musun sözünü kestim? Bir şeyi konuşurken efendim bir şey diyecektim hatırlamıyorum ben. Hayır böyle değildi hatırlamıyorum hiç. Böyle olmaz hatırlamıyorum. Hiç hatırlamıyorum.
Hiç hiç. Hiç hiç hatırlamıyorum diyor. Kendimce bazen böyle aklıma gidiyor. Ya hiç dedim mi diyorum böyle. Allah affetsin şataat yapmak için söylemiyorum onu. Düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum. Yok. Normalde baktığım yerde görmediğimde imanımı sorgulardım ben. Ben ne yaptım derdim kendi kendime. Şimdi basit geliyor bunlar da. Ama yani gerçekten şeyh efendi şeyhlik yaptı.
Yani bunu şataat olarak söylemiyorum böyle. Allah affetsin hakkınızı helal edin. günün hangi saat olduğu önemli değil. dınk telefon açar. Benim telefonum birinci sırasındadır. Ara baba yazar. selamun aleyküm aleyküm aleyküm selam efendim. Mustafa Efendi nasılsın? Allah razı olsun efendim hamdolsun. Ben neredeyim şimdi? Bu kadar. İl, burada oda, odanın koltuk perde renkleri, odada bulunanların üzerindeki örtü renklerine varınca kadar. Bayansa, bayan erkekse haydari rengine varınca kadar.
Daha ileri simalarına varınca kadar. Böyle yaparım. Aa ne gördün? Kolundan vurur. Aa anlat bakalım gördüklerine. Başlarsın. Birine dedi, nakiplerden birisine, nakiplerden birisine.
Ne gördün dedi. Hiçbir şey göremedim efendim. Kestane şekerde mi görmedim? Sen gel. Ayıkla pirincin taşını sormayın. Hayat durduk. Mustafa Efendi anlat. Bana ne gördün demiyor. Anlat diyor. Ben başlıyorum. Şöyle oldu, böyle oldu. Şöyle oldu, bu oldu. Şu şöyle oldu, bu böyle oldu. Bu böyle oldu. Ha iyi. Sen iplik görmemişsin. Lafta bu. Ben de uzunma iplikçilik yapıyorum. Sen iplik görmemişsin demek ki. Ona diyor ki, kestane şekeri de mi görmedim?
Ona diyor ki, sen iplik görmemişsin demek ki. Ne oldu? Normalde şimdi, şimdi bu internet çok fazla ya. İnternetin bir veçesi deccan. Dervişlerin dervişliklerini yiyip bitiriyor. Yani adam oturup zikir yapmıyor. İnternette dolaşıyor adam. Adam gece iki rekat namaz kılmıyor. Adam yarım saat rabıta etmiyor. Adam iki saat zikirde oturmuyor şimdi. Oturmuyor. Herkes şey şimdi.
Çok biliyor herkes. Ho ho. O kadar çok biliyor ki. Kelam, kelam, kelam, laf, laf, laf. Okuyor ya oradan. Otur, üç saat zikir yap. Yok. Şu cemaatin içerisinde parmakla sayılır. Oturup üç saat zikir yapacak olabiliyor. Derviş kardeşlerine karşı yumuşaklık yok. Tuhaf zamandayız. O yüzden Allah yesin inşallah.
Korku güzeldir. Korku güzeldir bu mânâ. İnsanı Allah'a yaklaştırır. İnsan bu tip manevi korkular onu terbiye eder. O kimseyi kendi kendine adam disiplin eder. Manevi terbiyedir bu. Adam kendi kendine düşünür. Yüzüme bakmazsa korku daha şeydir yani. Şeyh Efendi'nin evinde benim bir odam vardı. Burası sana ait Mustafa Efendi. İstediğin zaman burada gelin, yatan, kalkan, oturun, kıydan. Burası sana ait dedi evinde. Bunu düşündüğüm zaman ben yani mahremi evim.
O halden geri düşmek var ya. İnsan da insanı disiplin eder. O yakınlık insanı daha da ince davranışa götürür. Gevşekliğe değil. Şimdi bir kimse yakın olduğunu zannediyor. Gevşeklik yapıyor. Ben Şeyh Efendi'ye yakınım ya. Ben bunu yaparım. Ya sen yakınsan daha ince davranman lazım. Daha disiplinli davranman lazım. Daha edepli olman lazım. O yakınlığı gevşeklik ve terbiyesizlik olarak görüyor. O daha sıkıntılı. Şeyh Efendi yanında en disiplinli insanları götürürdü.
Bizim ne adı? Hüseyin Aga gitti mi? Hüseyin Aga'nın kayınpederi de dergahattaydı. Benim yanımda dedi. Sen dedi yanında taşıdığın insanlara dikkat etmiyorsun dedi. Vardı ya onun yanında taşıdığı birkaç tane adam. Onlarla alakalı. Dedi ki sen dedi yanında taşıdığın adamlara dikkat etmiyorsun dedi. Yanında taşıdığı adamlar işte örneğin işte. Örnekliyorum şimdi işte Çanakkale'ye güzel. Halit Efendi buranın kuzuları çok güzelmiş. Kuzu yiyeceğiz mi? Der adamlar. Kardeş sizin katmeriniz güzeldir. Katmer yap der adamlar. Ben Hacı abiye de önceden söyledim. Hacı abi bunları yanında taşıma. Bunları yanında götürme. Bir başka yere bunları gönderme. Ben söyledim.
İki hafta sonra, üç hafta sonra Şeyh Efendi'ye söyledim. O zannetti ki ben Şeyh Efendi'ye söyledim de söylüyorum. Oysa ben onun manevi ikaz geleceğini görüyorum. Şeyh Efendi öyle şeylere hiç böyle müsamahkar davranmaz. Hiç ama, hiç, hiç müsamahkar davranmaz. Dedim Hacı abi bunları götürme yanında. Bunları gönderme bir yere. Bak dedim bunlar senin başına sıkıntı olacak. Mustafa Efendi'ye hizmet ediyorlar. Hacı abi yapma. Dedim yapma sıkıntı olacak. Şeyh Efendi söyledi yüzüne. Ve o adamlar da Hacı abiyi sattı zaten sonunda. Gevşek adam satar seni. Öyle olmadı mı? Hepsi de sattı. Bak hepsi de sattı.
Gevşek adam satar seni. Gevşek adamla yol yürünmez. Arkadaşlık edilmez. Böyle lavlaz, langaz adamla yol yürünmez. Arkadaşlık edilmez onunla. Adam diziplinli olacak, edebli olacak, terbieli olacak, çizgisi belli olacak. Böyle lagara lagara olmayacak fazla. Onunla yol yürünür. Bir yere gittiğinde seni utandırmayacak. Senin başına eğmeyecek. Koşmayacak şunu alacağım, bunu alacağım, şunu yiyeceğim, bunu içeceğim, ona yapacağım diye. Diziplinli olacak adam. Dalmayacak her yer. Adam gitmişim misafir orada, evde diyorsun ki, sizin katmeyeniniz güzel olur. Ona ne düşer, ona katmeler yapacak, getirecek. Denmez. Otur, oturdun yere. Dervişlik, neye getiriyorlarsa ye.
Dervişlik yap, getiriyorlarsa ye. Bırak, gerisi yok başına. Bosna'ya gittik, yaptım diye değil. Her sabah herkesle beraber oturdum mu kahvaltıya. Oturdum, her akşam da oturdum mu, oturdum. Bu benim sağlığıma zararlı, dedin mi bir şey? Yok. Dervişlik, herkes yediğinden, yiyecek, içtiğinden, işecek. Niyet edeceğim ya. Ve bu ara ne geldik, ben buraya dervişçiye geldim. Vazifeye geldim ben ona. Gitti. Disiplin. Saat kaçtı yemek? Altıda. Altıda orada olurum. Niyet edeceğim, disiplinli olacak. Yoksa yemesini bilmiyor musun? Benim sağlığım müsaitlik, 20 adım ileride kuzu çeviriyorlar. Gitti.
Yok. Dervişler orada ne yiyorsa sen de onu yiyeceksin. Dervişler nerede yatıyorsa sen de orada yatacaksın. Dervişler nerede yürüyorsa sen de orada yürüyeceksin. Aldığımız sufi eğitimi bu. Benim bildiğim sufilik bu. Disiplin. Yanında duran adam disiplinli olacak. Şuraya gidem çay içiverin, buradan yiyiverin, buradan içiverin. Taşıma yanından. Götürmeyince. Yok, yanlış. O yüzden gevşek insan her yerde gevşektir. Dervişlik ise disiplin ister. Adam disiplinli olacak. Çok konuşmayacak. Çok her şey atlamayacak. O yerleşecek insanın içinde. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi bize öyle öğretin. O yüzden ona yakın olmak daha disiplinli olmayı gerektirir.
Mesela yol giderdik biz onunla. Bir yerde işte Mustafa Efendi abdest tazı edecek. Bir yerden mola verdim. Emredersizler. Tırırt girerim ben bir yere. Hemen derim benzinciye. Doldur. O gider şeye. Tuvalete. Ben havlusunu götürürüm. O abdestini alır. Namaz kılıncaya kadar. Ben arabanın benzinini alırım. Abdest alacaksam abdestimi alırım. Namazı kılarım. O çünkü namazın sünnetini kılar. Farzından iki rekat şey yapar. Ne onu? Kaza iki rekat seferi kılar. Ardından sünnetini de kılar. O tamam eder. Ben hemen farzını kılarım bitiririm ben. Benim vazifem var. Ben hemen o soracak çünkü biliyorum. Arabanın camı temizlenecek. Gecese farlar temizlenecek. Soracak çünkü biner binmez.
Biliyorum ben bunu. Mustafa Efendi. Camı temizlendi mi? Temizlendi efendim. Farları da temizlettim mi? Temizlettim efendim. Karnını doyurdun mu bunun? Gurur torpidi. Doyurdum efendim. Aaa maşallah. İyi oldu. Hayırlı olsun. Allah razı olsun efendim. Bitti. Ben bir sorabilir miyim? Yok. Rüya gördüm. Yok. Hal gördüm. Yok. Şunu yaptım. Yok. Bunu yaptım. Yok. Yok. Araba kullanıyor mu? O oturur. Tesbihini çeker. Hal görür. Konuşur yanında. tesbihini çekip çağıracağım. Muhamper başladı.
Ses seda yok. Ben kullanıyorum. Diyor Mustafa Özba. Sen dikkat et kendine. Başlar muamper. Sonra döner. Mustafa Efendi. Ne konuştum ben? Estağfurullah efendim. Duymadım mı? Ses yok benden. Başkası görse duysa deli olmuş bu der. Değil mi Mustafa Efendi? Estağfurullah efendim. Konuştum bazen. Arkada acan ne olur? O da şey. Mustafa Efendi. Konuştu ya dede. Ses yokken benden. Karı koca arasına ne girsem? Asla girme. Yok. Ya sen neden söylüyorsun? Dede horlamadı mı? Duymadın mı sen? Bende gene ses yok. Dede abdestin bozuldu senin diyor.
Horladın sen diyor. Şimdi ona. Ondan sonra. Mustafa Efendi. Abdestin bozuldu mu evladım benim? Hayır efendim. Yok. Bu zaten deli ki diyor benden içine arkadan. Gene ses yok benden. Dönüyor. Mustafa Efendi. Abdestin bozuldu mu benim? Yok efendim. Bozulmadı diyorum ben. Ya abdestin bozulma hükmünü vermem için benim. Bir. Şimdi bak. Şeriata bak. Bir. Onun yaslandığı yastığı aldığım zaman o uyumaya devam ederse Hanefe'ye göre abdesti bozuldu. Ben arkasından yastık almadım ki. İki. Yerlendiğini duymam lazım. Ben yerlendiğini duymadım. Yastığı alıp da o yatmaya da devam etmedi. Onu da görmedim. Benim için abdestliyse abdestli. Abdestinin bozulduğuna dair bir hükmü yok.
Şimdi. Hacı anne bastırıyor arkadan abdesti bozuldu diye. O bana söylüyor. Mustafa Efendi. Abdestin bozuldu mu evladım diyor. Hayır efendim diyorum ben. Benim elimdeki delil bu. Arkadan bağırıyor tamam mı? Ben gene susuyorum. Şeyh Efendi bakıyor. Kadın kısmı böyle der Mustafa Efendi diyor. Ben de gene ses yok. Yorum yok hiç. Yorum yapan batar çünkü orada. O istediği yorum yapar. Eşi değil mi? Eşi. Karısay'ı istediği yorum yapar. Derviş ya. İstediğin dervişiyle alakalı. İstediği yorumu yapar. Sen. Sen dervişsin. Sen yorum yapamazsın. Sen edebi aşamazsın. Bir şey söylersin ağzından çıkar. Baltayı taşa vurursun.
He efendim kadın kısmı böyle dese. Onun eşi ya. Sen onun eşine nereden laf söyleyeceksin? Bir insan şeyhin eşine laf söyler. Hayat biter. Hep disiplin. Ey Davut uyanık ol. Uyanık ol Mustafa Özban. Sakın ha. Gaflete düşme. Gülerken ısırır. Yapıyor şimdi. Sen ne? Yaparsan yandın. Sen duruyorsun. En gülünecek meselede dahil. Sonra güleceksin sen. Erteleyeceksin. Yanında senle. Kahkaha attın. Gitti. Mustafa Hanım. Bunların yanında gülmeye de geldi. Bizim nafız demişler ki ona şey. Uçakta Adnan demiş ona.
Nar suyu istesen demiş. Nerede Adnan? Gitti mi? Kostes geliyor ya şimdi. Neyi alırdınız? Nar suyu diyor. Nar suyu vardı yoktu. Bir kakara, kukara arkası kopuyor. Ondan sonra döndüm. Hani ne oluyor gibisinler. Dediler ki nafız nar suyu istiyor. Şimdi o arada da bir nafız fenomeni başladı grupta. Ondan sonra kaldığımız otel için işte dört yıldızlı diyormuş birisi. Bakmış havaya öyle. Vallahi ben yıldız mudız görmüyorum demiş. Böyle bir iki daha şeyler var. Herkes nafızın üzerine hani latifeleşiyor. Bir iki damla yüzü oldu. Şey yaptı böyle. Arkadaki kıkırdakır. Kıkırdayınca böyle bir baktı. Yavaştan, inceden böyle.
Ondan sonra döndü. Oğlum bu dervişlerin yanında böyle latife etmeye de gelmiyor dedi. Kıkırdamayacak yanında. O yüzden korku lazım. Korku insanın disipline de. Her noktada. Allah bizi affetsin. Al-Fatiha. Masalat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi