mustafaozbag.org

446. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 27 Haziran 2015 · 1:11:39

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Annem ve babam biz Bursa'ya bir saat uzaklıkta kalıyorlar, biz de Bursa merkezdeyiz, babamın yanına gitmeye niyet ediyorum, babama telefon açsam, baba hafta sonu oraya geleceğim desem, babama söz vermiş mi olurum? Evet, sonra gitmesem bir sorun olur mu? Evet, arkayet kitaplarında ilahileri müzik eşliğinde söylemek küfürdür yazıyor, şimdi ilahiler hep müzikle söyleniyor, bunu biraz açıklar mısınız? Bu bizim söylediğimiz ilahilerle alakalı değil, o cazdıkı cazdıkı var ya onlarla alakalıdır, Allah-u Alem. Manevi olayların çoğu peygamberlerin çıktığı yer, Arap Yarımadası veya ona yakın yerlerin olmasının hikmeti nedir?
Cenab-ı Hak öyle seçmiş, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor, O kimseler işlerini istişare ederek yaparlar, buna göre istişare etmek farz mı olur? Evet, toplumu ilgilendiren meselelerde, cemaati ilgilendiren meselelerde, aileyi ilgilendiren meselelerde istişare etmek şart olur. Abimin dükkanı var, abim bana soruyor, dükkana gittin mi diyor, ben de gitmediğimi söylemek istemiyorum ama yalan da söylemek istemiyorum.
Ne gitmemesi desek, abim de daha başka bir şey sorması, böyle söylemekte bir sakınca var mı? Şeran kendinizi kurtarmış olabilirsiniz ama aldatan bizden değildir. Ya normalde bunu kelime olarak hani iki kişiyi barıştırmak için veya bir meseleyi bu noktada üzülmesini önlemek için bazı şeyler söylenmekte beis olmayabilir ama bu noktada dükkan meselesi girince işin içerisine, ne bileyim işte birisinin aldanması, kandırılması girince iş sıkıntılı.
Aldatan bizden değil. Peygamberimiz bu zamanda yaşasaydı piyasalarda bulunan diş fırçası kullanırdı demek doğru mudur? Yanlış. Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu zamanda yaşasaydı böyle yapardı, şu zamanda böyle ederdi demek doğru bir tespit değil. Ama normalde sünnetlerini yaşamak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetini anlamak, o sünneti idrak etmek, o sünnete göre yaşamak bütün Müslümanların üzerine önemli bir vazife.
Bunu farz olan, farz olarak görenler var. Teknoloji gelişti, çok teknik fırçaları çıktı. Misvak yerine bunları kullanmak sünnete aykırı olur mu? Bu noktada ağız temizliği, ağızı temizlemek, dişleri temizlemek sünnet, misvaklanmaktan sünnet olarak bunu algılayabiliriz. Bir kimse, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri misvak kullandı, bundan amaç, bundan kasıt bir kimsenin ağız temizliğidir. Ağız temizliğine dikkat etmek için dişleri fırçalamak, veyahut da işte çalkalamak, gargara yapmak, bakım yapmak, çürüklerini, çarıklarını, ağız kokusunu gidermek sünnet. Bunu misvakla yapabilir mi bir kimse? Evet. Misvak kullanmak da bu manada sünnet mi? Evet. Bunu misvak kullanmadan, başka araç, gereçlerle bunu yapsa bir kimse, sünneti yerine getirmiş olur mu? Evet.
Burada sünneti iyi anlayalım. Buradaki her sünnet için böyle, onu iyi anlamak, hani göbekli bir kimseye, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, elini böyle göbeğine batırmış o kimsenin, bizden değil demiş. Buradaki bizden değil dediğine, göbeklik, kül olur mu? Fazla kül olur mu? Bizden değil dediği bu ümmetin haricini çıkarmak değil. iyi anlamak burada, analiz etmez. O yüzden misvak kullanmak, yani ağız sağlığına, diş sağlığına, ağız kokusunu gidermek. Bunu normalde fırçayla mı yaptın, süpürgeyle mi yaptın, ne bileyim tuzla mı yaptın, karbonatla mı yaptın, bir ilaçla mı yaptın? Eyvallah, sünneti yerine getirme. Ama şu da hak, bir kimse bunu, aynen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yaptığı gibi, misvak ağacıyla yapabilir mi?
Ala. En güzeli ne? Bu. Bakın en güzeli bu. Hiç olmazsa günde bir sefer, iki sefer ağızlarınızı misvaklayın. Sünneti yerine getirin. Yoksa, teknoloji bir şey çıkarır. O farklı bir şey. Allah ruhundan ve nurundan Hazreti Peygamber'i yarattı demiştiniz. Buradaki Allah'ın ruhu ve nurunu nasıl anlamalıyız? Bunlar müteşabih. Bunu ben söylemedim. Hades-i Kudsi. Cenab-ı Hak öyle diyor. O yüzden bunun ruhu ve nurunun manasının ne olduğunu, ufak yeri söyleyebilecek kadar ilmi yok. Çocukları sünnet ettirme yaşı kaç olmalı? Belli bir yaş gerekir mi? Allah razı olsun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri doğduğunda birkaç tane rivayet var.
Doğduğundan itibaren işte belli bir aya kadar hemen yaptırdığı söyleniyor. Doğar da olmaz. Kimisi yedi yaşına kadar diyor. O yüzden bütün ulema ittifak etmişler sıfır yedi yaş arası olarak. Mukabelede Kur'an'ı takip ediyoruz. Takip edemediğimiz günlerde dinliyoruz. Dinlemek yeterli midir? Yoksa eksik cüzdere okumamız gerekiyor mu? Takip edeceksiniz oturup Kur'an-ı Kerim'den. Zekatı neye göre vermeliyiz? Mesela benim bir evim, bir arabam var. Arabam 30 bin TL. Arkadaşımın arabası 60 bin TL. Nasıl ve neye göre araba zekattır? Ev konusunda aynı şekilde bir kişinin evi 80 bin, bir kişinin evi 150 bin. Zekat nasıl olmalı? Bunun haricinde getirisi olmayan arsaya zekat gerekiyor mu?
Herhangi kira alınmıyor. Bir arabam var 20 bin TL borç yapıp 30 binlik aldım. Bir sene ödeme yapacağım zekat nasıl olmalıdır? Zekat ticaret mallarındandır. Veyahut da işte tarımla alakalı iş yapanların tarımdan ürettikleridir. Normalde bu noktada zekat, şehirlerde genelde ticaret mallarıyla alakalı. Ticaret mallarında bir kimsenin evi isterse 20 tane olsun, alıp satmıyorsa evi, ticari metası değilse, bunların gelirleri var ise, gelirleri de bunun bir yıl içerisinde nisap miktarı elinde durursa o kimseye zekat düşer.
Bir kimsenin iki tane, üç tane arabası olabilir. Bu arabası onun için zarurettendir. İhtiyacı öyledir. O yüzden normalde alıp satmayı düşünmediyse ticaret mallarına girmez. Onlar da zekata girmez. Araba kaç paralık olursa olsun zekata girmez. Hanefi'ye göre söylüyorum. Şimdi yeni bir usul çıkardılar ya, bütün mallardan zekata katmaya çalışıyorlar. Bu Hanefiler bunu kabul etmemişler. Öyle düşünenler varsa versinler öyle zekatlar mı? Bunda bir beysi var mı? Yok. Adam otursun bütün mal varlığını hesaplasın, mal varlığının kırkta birini zekat olarak versin. Ama bunu din olarak bir başkasına dayatmak mümkün değil. O yüzden ticaret malı, bir adamın ne kadar ticaret malı var?
Kırk milyar lira. Ne kadar borcu var? Yirmi milyar lira. Kırk milyarlardan yirmi milyara düşecek, yirmi milyar bir yıl onda durduysa ondan zekatını versin. En basiti bu. Tabi zekat birinci derecede fakirlere ayette sabit. İkincisinde düşkünlere, miskinlere. Bunu da unutmayın. Yani yurda, okula topluyorlar ya. Ondan sonra yurtlar yapıyorlar. Beş yıldızlı. Okullar yapıyorlar beş yıldızlı. Onları da normalde yüksek ücretlerde talebelerden bir daha paralarını topluyorlar. Hastaneler yapıyorlar beş yıldızlı. Zekat paralarını toplayıp okul, yurt, hastane, Kur'an kursu, cami, ne yapıl ne olursa olsun. Zekat parasıyla bunlardan olmaz. Bir kimse bir yere zekatını verse, verdiği zekatın bunlara gittiğini bilse, onun tekrar yeniden zekat vermesi gerekir.
Zekatın yerine ulaşmadığını bilse bir kimse, zekatını yeniden vermesi gerekir. Tekrar bunu böyle söylüyorum ki, geçenlerde de böyle birisi mesaj çekti. Hani nasıl zekatla alakalı diye. Hoş yazdım orada Twitter'da da, sonra özelden bana dönüyorlar. Bir kısım cemaat ehli kimseler, lafı bize mi söylüyorsunuz diye. Neden dedim siz üzerinizde alınmıyorsunuz ki bir başkası alınmıyor da. Ya 3500 takipçi var, 3500 takipçinin içerisinden belli cemaate müntesip olanlar geri dönüş yapıyorlar. Hani siz okul, yurt, Kur'an kursu derken bize mi laf söylüyorsunuz diye. Dedim siz kullanıyorsanız size de laf geliyor. Kim kullanıyorsa, ben toplamıyorum ya dedim.
Neden? Topluyorlar çünkü. Zekat parasıyla Amerikan senatörsünde bilmem hangi senatörün parası tedarik ediliyor, kampanya paraları veriliyor. Bilmem hangi İsrail firmasının, hangi İsrail lobisinin bilmem ne finansları karşılanıyor. Zekat paralarıyla bankalar kuruluyor. Zekat paralarıyla işletmeler kuruluyor. Zekat paralarıyla. Kurban paralarıyla işletmeler kuruluyor. Topluyorlar kurban paralarını, topluyorlar kurban etlerini, satıyorlar. Onlarla işletmeler kuruyorlar. Neler? Bu insanların zekatlarını yeniden vermeleri gerekiyor. Bir kimse, bir kimseyi araştırsa, araştırdığı o kimsenin zekat almaya muktedir olduğunu bilse, kendince, araştırmanın neticesinde.
Ona zekatını verse. Ama o kimsenin zekata ihtiyacı olmadığını anlasa, ona zekatını yeniden vermek icap etmez. Ama bir kimse araştırmadan zekatını kalktığı bir cemaata, bir tarikata, bir Kur'an kursuna, bütün daireyi genişleteyim cemaata deyince, malum cemaate laf söylüyormuşum gibi geliyor. Sanki Türkiye'de bir tek cemaat onlar var. Herhangi bir kimse bu noktada, yani bir kurum var karşıda, ona verdi. Onlar normalde bununla gittiler, okulun halısı lazımdı, okula hal aldılar. O kimse zekatını yeniden verecek. Ama bir kimse araştırdı, x kimse zekata ihtiyacı var diye düşündü, gitti. Ona araştırmanın neticesini zekatını verdi. Ama o adamın zekata ihtiyacı yokmuş.
Zekatını yeniden vermesine gerek yok bakın bundan. Zekat böyle köyden köye de dolaşmaz, şehirden şehire de dolaşmaz Hanefi'ye göre. Ülkeden ülkeye dolaşmaz zekat. Hanefi'ye göre siz Türkiye'den zekatı toplayıp Afrika'ya götüremezsiniz. Yapamazsınız bunu. Aslında daha ileri de bu mesele. Yani neden daha ileri? Yani buradan oturup ulema, çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde zekat toplayan, zekatı toplayan devlet memuru var. Zekatı devlet memurları topladı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zamanda. Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali radiyallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde zamandaki uygulama zekatı devlet topluyor.
Vergiyi değil bakın zekatı. Bu noktada yani Darül Harpteki zekat tekrar oturulup ulemaca tartışılması lazım. Bunlar tartışılmaktan korkulan meseleler. Bizim Diyanet bunu tartışamıyor. İlahiyat profesörleri bunu tartışamıyor. Yani Cuma farz ama Cuma'da Darül Harpt meselesi giriyor. Bunlar çünkü bireysel ibadetler hükmünde değil. Cuma bireysel ibadet hükmünde değil. Zekat bu manada bireysel ibadet hükmüne konulabilecek bir şey değil. Haç bireysel ibadet hükmüne konulabilecek bir şey değil.
Neden? Haç yaparken yol emniyeti lazım. Devleti ilgilendiriyor. Yol emniyeti yoksa bir kimsenin hacca gidemiyor. Devleti ilgilendiren konu var burada. Darül Harpte normalde örneğin cezalar uygulanmaz diyor. Tamam. Fıkıh da uygulanmıyor. İslam'ın fıkıhı Darül Harpte uygulanamıyor. Uygulanamadığından dolayı Darül Harp. Mesela Darül Harp olduğundan dolayı biz şimdi örneğin mirasla alakalı meseleleri uygulayamıyoruz. Evlilikle alakalı meseleleri uygulayamıyoruz. Neden Darül Harp? Kadın evli bir erkekle adamdan boşanmamış. Gitmiş başka bir örneğin adamla düşmüş kalkmış. Onu bırakmış başka birisiyle yatmış kalkmış. Diyanete soruyorsun bunu.
Diyanette yok ki resmi evliliğin kim neyse evliliğin onunla devam ediyor diyor. Bunu fıkıh edemiyor. Neden? Çünkü İslam hukuku yok. Bakın İslam hukuku olmadığından dolayı evlilik hukuku yok. Miras hukuku yok. Cuma hukuku yok. Haç hukuku yok. Zekat hukuku var. O zekatı toplayan cemaatler, tarikatlar, hoca efendiler, şeyh efendiler bunu hiç düşünmüyorlar.
Yani adama diyorsun ki ya bu mesele ya İslam hukuku yok diyor. Nasıl yapalım ki bunu diyor. Zekatı topluyorsun ama. İslam hukuku yok diyorsun. Himmetleri de topluyorsun. Paraları da topluyorsunuz. Tutamadığımız orucun bir aylık karşılığını nasıl ödememiz lazım? Normalde hastalığı devamlı olanlar. Yani şeker hastası gibi, kalp hastası gibi, tansiyon hastası gibi, böbrek hastası gibi. Hastalığı geçici değil. Hastalığı devamı et arz ediyor. Bunlar normalde oruç tutamayacakları kesinleşmişten, sabitleşmiş olduğundan Ramazan girdiğinde ancak ödeyebilirler orucun kefaretini. Ramazan girdiğinde.
Onu normalde Diyanet 11 lira olarak açıkladı bu sene herhalde. Buğday hesabı yapıyorlar 11 lira diye. Verebilecek olanlar kendi İAŞ'leri. Günlük ne kadar yiyor bir kimse? Bu en alt zemin çünkü. İnsan var günlük yemek miktarı 50 lira örneğin. O ne yapacak? 30 günde bir kişinin yiyeceği 3 kere 5 15. O örneğin 1500 lira ödeyecek. Hali vakti yerinde. Ama hiç hali vakti yerinde değil. İşte kendince geçinebilecek kadar var mı parası? Var işte o ne kadar ödeyecek? 11 lira üzerinden ne yapıyor? 450 lira mı yapıyor? 450 lira yapıyor. 29 tutuyormuş bu sene. 450 lira tutuyor. Örnek. Ama bunun makulü herkes kendi yediği miktar kadar. Herkesin hali vakti.
Aynı değil çünkü. Sallallahu aleyhi ve sellem hayır zamanda Kur'an okurlar ama gırtaklarından aşağı inmez buyuruyor. Bu tehlike zikrullah için de geçerli midir? Kalbe indirmemiz için önce dil ile zikretmemiz gerekiyor. Böyle bir tehlikede nelere dikkat etmeliyiz? Bu noktada o kimsenin gırtlağının geçmemesi demek hem zikrullah için hem de Kur'an için hükümlerine uymamak. Kur'an okunuyor, hükümlerine uyulmuyor. Zikrullahı yapıyor, hükümlerine uymuyor. Yani işte o günah kebayelere devam ediyor o kimse. Bununla alakalı. Allah muhafaza eylesin. Zikir esnasında sesli dua edenler, farklı zikir yapanlar oluyor. Böyle durumlarda kişiyi uyarmamız uygunsuz olur mu? Bu yeni gelenler var ise yeni gelenlerle alakalı.
Bunlar bilmiyor olabilirler. Bilmediklerinden dolayı böyle davranabilirler. Onlara tatlı bir şekilde işte oranın zakiri, oranın çavuşu, zikrullahı yaptıran bir kimse bu noktada nasihat edebilir. Ama kimileri var bildikleri halde, benim de gözüm görüyor onları bazen. Bildiği halde, bildiği halde zikrullah adaf ve erkanının dışına çıkaraktan işte dua etmeye başlıyor zikrullahın içinden. Ellerini kollarını değiştiriyor, yerini değiştiriyor. Zikrullah'ta eller namazdaymış gibi duracak. Namazdaymış gibi. El hareketi bu, namazdaymış gibi. Değişik hareket, tavır ve davranışların hepsi de nefsi. Zikrullahın adabı, erkanı, temposu belli. O adab, o erkan, o tempoda yapacak kimse. Bunun dışındaki her şey nefsine uydu.
Sallanma adabı belli. Rüzgarın olgunlaşmış buğday başaklarını salladığı gibi Allah'ı zikrederken öyle sallanın. Hadisi kutsi. Herkes sağdan sola tatlı bir şekilde işte hafif sallanıyor. O da öyle sallanacak. Yok o öyle sallanmıyor. O farklı bir kendine dizayn tutturmuş. Nefsinden direkt işte koluna farklı bir tutuş yapmış.
Nefsinden herkes kalbinin üzerine hu esması çekiyor. O havaya çekiyor. Nefsinden alim terbiye nasılsa herkes zikrullahı kendisine öyle alıştıracak. O yüzden perşembe günleri, çevre, il, ilçe, kaza, kasaba ne varsa hiçbir yerde ders yapmayın. Bir müddet, belli müddet. Oradaki derviş kardeşler mümkünse getirebiliyorsanız Bursa'ya getirin diye burası olduktan sonra, aylar öncesinden söyledik. Sonra ben bir yere zikrullah'a gidiyorum. Bakıyorum oradaki dağınıklığa, oradaki adapsızlığa, kendi içimden diyorum ki bu kadar olur. Uyumamak nefisten.
Nefsine uyuyor. Bunu söylememize rağmen bunu yerine getirmiyor. Nefsine uyuyor. En çok seven de nefsine uyanlar. Onların dillerine de git bak, onlar derler ki biz çok seviyoruz. Çok seviyoruz diyen çok nefsine uyuyor. İşin en ilginç noktası bu. Yani bakacağım artık ben, kim en çok seviyoruz deyince en fazla nefsine uyan bu diyeceğim neredeyse. Oysa en çok seven, en çok tabi olandır. Çünkü Rahmani sevgi, o kimseyi sevdiğine karşı razı etme moduna sokar. Bu işler öyle ben çok seviyorum demek olmuyor çünkü. Çok seviyorum demekle de sevilmiyor. O kimse sevdiğine tabi olacak, onu razı etmeye çalışacak, onu memnun etmeye çalışacak. Onun yörüngesinde olacak, onun çizgisinde olacak, onun duygusunda olacak.
Yok arkadaş kafasına göre zikrullah yapacak, kafasına göre el kol hareketleri yapacak, her şeyi kafasına göre yapacak ama çok seviyor olacak. Bu nefsin dip değil, diklemesine çıktığı an. Nefis dik çıkınca böyle bilin ki dipliyor artık o. Çıkıyor çıkıyor çıkıyor, oradan dip yapıyor komple. Allah muhafaza eylesin. O yüzden zikrullah da adabı erkanı bilmeyenlere nasihat ederekten söyleyeceğiz. Anlatacağız. Ama mesela işte kadınlardan da var öyle. Titriyorlar. Kendilerince sayha atıyorlar. Erkeklerden de var. Sayha atmaya çalışanlar. Burada atamıyor, kendi böyle dar bir alan buluyor kendine. Zikrullah yaptıranlardan birkaç tane var.
Orada sayha atıyor. Sanki hal gördü de, o halden hayrete düştü de attı sayha. O havayı veriyor. Baba derviş. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı, başlarındaki örtüyü kafalarından aşağı geçirir, sihim sihim ağlardı. Hadis-i şerif öyle diyor. Onlar Allah adı anıldığında, Kur'an okunduğunda, ilahi hikmetleri dinlediklerinde oturur ağlarlardı. Sayha atmazlardı. Titremezlerdi. Ceyran tutmuş gibi. Yapmazlardı. Heva heveslerine uymazlardı. Disipline olurlardı. Kendi kendilerine, kendilerini disiplin ederlerdi.
Zikrullah ediyor, kendinden geçiyor, halakayı bozuyor arkadaşa. Dokunmayacaksın. Arkadaş kendinden geçti. Bayanlarda da aynı şeyler tecelli ediyor. Vay ya ne kendinden geçti ya zikrullah yaparken. Nazarı kendi üzerine çekmek. Bakın, bir kimse kendince, kendi kendisine farklı bir şey koyuyorsa, adabın dışında, o nefsine uydu. O nazarı kendine çekmek istiyor. Kendi kendini farklı göstermeye çalışıyor ki, nefsin dik alası bu. Allah muhafaza eylesin. Senin naklettiği bir rivayet var. Sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine ikindiden sonra, yedi Fatiha, yedi Nas, yedi Felak, yedi Ayet-el Kürsi, yedi kere subhanallah ve elhamdülillahi ve la ilahe illallah ve allahu ekber.
Yedi kere salavat, yedi kere de kendisine anne babasına mümin ve müminata istifar etmesini söylemiş. Bu rivayet hakkında görüşlerinizi almak istiyoruz. Biz de bunları yapma konusunda mesul müyüz? Rivayetin nerede geçtiğini, hangi kitapta geçtiğini yazmamışsınız. O yüzden bir şey söyleyemeyeceğim. Yaklaşık üç yıldan beridir yüzümde yara çıkıyor. Doktora gittim, iyileşmedim. Dualarınızı ve derviş kardeşlerin duaları. Allah şifa versin inşallah. Diş eti rahatsızlığım var. Devamlı kanama yapıyor. Sadece fırçalama esnasında değil, normal. Yutkunmayla bile kanayabiliyor. Fark ettiğim zaman tükürmeye çalışıyorum. Ama bazen imkan olmasa peçeteyle temizliyorum. Oruçuyken nasıl bir yol izlemem gerekir?
Ne ölçüde oruç bozulmuş olur? Bir de kanadığını fark etmezsem benden sorunlu olur muyum? Yani yine bozulur mu oruç? Sorunlu olmazsın, yutmamaya gayret et. Genel olarak kanamalara nasıl bir çözüm bulunabilir? Bu noktada o diş eti rahatsızlığı, kanamayla alakalı bu kardeş şeyi, kimin bu, erkeklerden mi, bayanlardan mı bunu yazan? Gitti mi yoksa? Gitmiş demek ki. Her neyse, bu noktada şey yapacaklar. Bu diş eti rahatsızlığı olan karanfili dövüp, hafiften bir taşım kaynatıp suyuyla gargara edebilir. Allah herkesin evine huzur, bereket versin inşallah. Cenab-ı Hak şifa versin herkese.
Sorular bitti herhalde. Elal edin inşallah. Hadi bakalım 5-10 dakika sorusu olan varsa sorsun. İslam hukukunda var.
Evet. Eğer normalde o kimsenin hukuku, hukukuyla alakalı meseleden, şahıs kendisi kendi hukukunu, normalde helal ettiyse, bu noktada Cenab-ı Hak ona sorusu var sormaz ama devlet hukuku farklı bir şey. Aynı şey.
Oradaki nefisten kasıt zaten sadece kötülükleri veya iyilikleri emreden nefis değil. Nefsini bilen demek kendini bildi. Yani otomatikman, bütüncül olarak. Oradaki nefisten kasıt bir kimsenin kendi şahsı, bütün ruhuyla, nefsiyle, canıyla, fiziğiyle, batıniliyle, her şeyi. Bunun içerisinde ayrı bir tasnif oldu. Oradaki nefisten kasıt Allah'a alet. Bireyin kendisi. Ya öğrenen ol, ya öğreten ol. Çünkü çok böyle rivayet takisi olmamış. Hz. Ali Efendimiz'in sözü. Bu da çok garip bir durum yaşadık.
Normalde benim, yani iyi bir zekanın olduğunu düşünüyorum. Yani çalışmışlar. Fakat bu sözü duyduğum zaman öğrenen ol, ya da öğreten ol. Üçüncü bir şıkkı bulamadık. Üçüncü bir şıkkı ne olduğu ile ilgili. Cahil. Cahil. İşte onu soracağım. Ben bunu normalde tanımlar ve tasvir edebilirdim. Yani söyleyebilirdim bunu cahil olduğunu. Fakat bunu söyleyemedim. Hatta birçok kendimi de sıktım. Sonradan dedim, acaba ben aptallaşıyor muyum? Yani insanın zamanla böyle geriye gitmesi mümkün olur mu? Yani düşüncesi, zekasının gerilemesi veya böyle bir, onun böyle bir şeyler kaybetmesi mümkün olabilir mi? Yolda benim cümleleri olur mu? Yok.
Ama o kadar kıvrak düşürememek, yani kıvraklı kaybedilmiş. Hatta ya köyde gitmişim hissediyorum. Yok. Buradaki o sözün ilahiliği ile alakalı olur. Söz, insanı grogi durumuna düşürüyor. Yani ya öğrenen ol, ya öğreten ol. Üçüncüsü olma. Üçüncüsü dediğinde, üçüncüsünü sıralarsın. Sadece cahille bırakmasın ki. Ama onun, bu noktada cahil dediğimizde, cahili de aşağı doğru sıralamak, içinde açılım yapmak mümkün. Ama burada bir kimsenin kendince psikolojik olarak, ilmi olarak, sosyal olarak, hangi noktada olursa olsun öğrenen veya öğreten konumunda olacak. Sufiler burada kendilerine terbiye sistemi kurmuşlar. Hiç öğreten değil demişler. İşin... İnsanın bir yanı öğrenen, bir yanı öğreten... Eyvallah.
Bu noktada, normalde sufiler öğreten noktada dursalar dahi kendilerini öğreten noktada görmezler. Allah'ın her yanı öğretendir. Öğrenen yanı hakka, halka aittir. Hakka ait değildir. Mesela büyük zavlar, camiller karşılaştığı durumun uzunluğuna göre yeni durumunu çıkarıyorlar. Yani yaşamın içerisinden bir şey öğreniyorlar. Allah'ın ilmi ezeli ve ebedidir. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz, sonradan kemale ermez, sonradan bilmez, sonradan öğrenmez. O, Cenab-ı Hakk'ın bütün sıfatları kemale ermiştir zaten. O, halk katındadır öğrenmek.
Hak katında değiller. Öğrenmek nedir? Bilmektir. Biliyorum onu da soracağını. Neyi bilmek? Bilmek meselenin sonunda bilmediğini bilmek. Bilmediği algısı anlamı kalmıyor. Ama insan nefsi bilmeyi ister hep. Arayan bulur diyor ya. Arayan bulur, bulan tanır, tanıyan bilir, bilen sever, seven aşık olur. Aşık olduğunda geriye döner, aşık olduğunda geriye baktığında, o zaman der ki hiçbir şey öğrenmemiş. Aşık en çok bilen midir? Aşık en çok bilmeye çalışandır. Bazı bir dakika bu zatlar bilgiyi reddetmişler.
Buradaki bilgi hikmettir, hikmet farzdır. Yani şimdi herkes namazın farz olduğunu biliyor ama... Hikmet, namazın farz olduğunu bilmenin üstündedir. Ne demektir hikmet? Allah ilmidir. Okumayla mı arayın? Yok, sadece okumayla öğrenilmez. İnsanların insana geçer mi? Geçer. Peygamberlerden ashabına geçti. Ashabtan diğer ümmetlere geçti. Var olan hikmet onlardan kalan miras mıdır? Hikmet bütün insanlığa olan mirasdır. Tükecek mi? Hikmet bitmek, tükenmek bilmeyen bir hazinedir. O zaman neden kıyamete? Kıyametin kopması, lambanın kapanması gibidir. Buradaki yok olmaktan kasıt müteşabıhtır.
Hangi noktada yok olacağını hiç kimse bilemez. Lambayı kapatsak burada hiç kimse kimseyi görmez. Hiç kimse de der ki burada kimse yok da. O zaman kıyameti hep uyunun üzerinde mi kopacak? Hiç önemli değil. Neyin üstünde kopacağım. Biz de neyin üstünde koparıyorsa koparsın. Çok umrumuz yok. Biz kendi kıyametimize bakalım. Bizim kıyametimiz ne diyor? Uyudun gözünü kaptığında kıyametin koptu. Ölüm değil, uyuduğunda. Allah'ın konuda ne isterse verir. Uyudun hesapsızlığı isterse onu da verir mi? Veririz Cenab-ı Hak. Ne vermesi? Layıkse okur verilmeye. Peki hesapsızlığı istemek Allah'ın istemelerine bir engel mi? Yok.
Oradan oraya gidiliyor zaten. Hazreti Mevla ananın sözünü unutmam. İsterken ölçülü iste. Bir saman çöpü doğru kaldırabilir mi diyor. Bazen insanlar istedikleriyle imtihan olurlar. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hep hayırlısını isteyin demiş. Bilemeyiz ki bir kimseye cenneti isteme demek kolaydır. Ama onun için cennet istemek hayırlıdır. Onun tecelliyatı odur. O yüzden o kimseye farklı bir noktaya götürmeye çalışmak zulüm olur ona. Ne diyor ne diyor? Hayvan ol kurtul diyor.
Kur'an ve sünnet dairesinde olan bir şeyde bir kimse aklını vurmaz. Oradaki akıldan kasıp, Kur'an ve sünneti akla vurmaya kalkışmak. Mesela bir peygamberin mucizesini akla vurmaya çalışmak. Bir ayeti kerimede diyor ki biz yeniden diriltiriz. Onu akla vurmaya çalışmak. Akıl da onu reddetmek. Yani ölen nasıl dirilirdir? Oradaki Hazreti Mevlana'nın, Celayet-i Ruma Hazretleri'nin ve bütün Sufilerin kastettiği akıl, şeytanın kıyas ettiği veyahut da reddettiği akıl. O akıl. Yoksa Allah'a tabi olan, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne tabi olan, dine, Kur'an'ın ve sünnetin emirlerine tabi olan aklı değil. Bazı şeyleri böyle, olayları akışına bırakmak diye biz Allah'a bırakmak.
Yok, akışına bırakmak diye böyle bir şey yok. Biz Kur'an ve sünnet tarihinde yaşama ve yaşatma mücadelesi vermekle mükellefiz. Olayları akışına bırakmakla mükellef değiliz. Bizim sufilik ve din anlayışımız o değil. Benim öyle değil. Ben olayları akışına bırakmam. Ben yapmam gerekeni yapmakla mükellefim. Olayların akışını Cenab-ı Hak ne tarafa yönlendirir onu bilemem. Ben mücadele etmekle emrolundum. Beni ilgilendirmez orası. Ben mücadele etmekle emrolunmuşum. Ben zikrullaha gelmekle emrolundum. Burada Kur'an ve sünneti anlatmakla emrolundum. Ben Kur'an ve sünnet dairesinde bir hayatı yaşama ve bunu yaşatma mücadelesini vermekle emrolundum. Din bana bu emri verdi. Bana olayların akışına bırak demedim.
Ben mücadele etmekten yana bir tavır koyuyorum. Bu adam pideci dükkanı çalıştırıyor. Olayların akışına bırakamaz. Sabahleyin erkenden gidecek. Herkesten önce gidecek. İşçilerinden önce gidecek. İş yerine bakacak. Ne eksiği var, ne fazlası var. Silecek, temizleyecek, temizletecek her şeyini ayarlayacak. Gelen müşterisine düzgün bakacak. Ondan sorumlu olur. Olayların akışına bırakamaz bir kimse. Bir kimse evini olayların akışına bırakamaz. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Bak hadis de sağır. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Olayların akışına bırak demiyor bak. Elinin altında eşin var. Eşinden sorumlusun. Çocuğun çocuğundan sorumlusun. Evin var.
Evinden sorumlusun. Elinin altında işin var. İşinden sorumlusun. Çalışanlarından sorumlusun. Olayların akışına bırakmak demek zayıflık. Mücadele etmekten yüz çevirmiş. Güreşiyor ya. Güreşmekten yüz çevirmiş. Tembel insanların. Aymaz insanların. Biz sonuna kadar mücadele etmekle emrolunduk. Belli bir nokta yok. Belli bir nokta yok. Sonuna kadar, dibine kadar, son nefesine kadar, canın çıkıncaya kadar, yolda düşüp bayılıncaya kadar mücadele etmekle emrolunduk. Bunun buraya kadarmış ya, biz mücadele ettik. Hayır, öyle değil o. Bu çok basit. Kendi kendime söylüyorum bunu. Mustafa Özbağ'ın bayıldın mı ki diyor. Yere düştün mü ki?
Bitti. Nefesin kesildi mi ki? Bitti. Ayağın koptuysa al omuzuna orada diktirirsin. Yürü. Sen yol yürümekle emrolunmuşsun. Boş onların hepsi de. Tembel insanların işe. Herkes kendince öyle diyor. Biz yaptık buraya kadarmış. Allah böyle nasip etmiş. Nereden biliyorsun Allah'ın nasip ettiğini? Yolumuzda mücadele edenlerine yollarımızı açarız. Ayet-i Kerime. Allah nereye kadar neyi mücadele ettin, neyi açtın, neyi kapatın, nereden biliyor ki? Elinde senet mi var? Katılmıyorum. Sonuna kadar mücadele etmekle emrolunduk. Yol yürümekle emrolunduk.
Hicret etmekle emrolunduk. Allah yolunda mücadele etmekle emrolunduk. Bize hep söylediğiniz ünete tabi olan bu ortada şeylikle, bu hangi sünnetin dışına çıktığı zaman, ne diyebilmeyin? Evet, bir şey dahi, bir müridine, bir topluluğa, Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylerse, oradaki müridan edebiyle kulağına fısıldar olun. Burada Kur'an ve sünnete aykırı bir şey var, anlayamadık. Burada bir, bizim göremediğimiz bir şey olabilir, bunu biz anlayamadık. Bu mesele, aklını yolunu açmaz, dinin yoludur bu. Biz Kur'an ve sünnete bakarız. Katılmayız biz ona.
Biz ona katılmayız. Bak, bireyin kendisi, bak, bir şeyh diyorum, dermişlere Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylerse, yaparsak değil. Yahu kendisine ait bir şey var. Doğru söylüyor. O müminler ki Allah'ı çokça severler. Şedid bir sevgiyle severler. Bu özelliğe sahip olan kimseler, evet, diğer dine, dindarlardan ve diğer inananlardan farklı bir cenaktır. Bunu böyle söylerler, böyle rivayetler vardır, katılmak zorunda değilsin.
Ben onu anlatmam bile, böyle bir şey dervişten istemek dahi caiz değildir. Laf onların hepsi de. Böyle sufi hikayelerini alıp, dervişlerin arasında fitne çıkarırlar sonra. Olmaz. Yanlış. Hayır. Şeyhle işi var. Kur'an ve sünnet dairesinde, o şeyhten edep, terbiye, ahlak, ahkam öğrenecek. Yanlış. Bir şeyh efendi kalkardı, bir kimseye içki getir derse, git bana rakı getir derse, o adam almaz. Yanlış. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin uygulamasında yok.
Ama herkesin kendine ait Kur'an ve sünneti algılayışı var. Herkesin kendine göre Kur'an, herkes Kur'an ve sünnetin kendine göre algılayışı vardır. Onun reddetmek mümkün. Tahkir ediyor yani. Tahkir etmek yok. Falanca cemaat öyledir. Yok onlar. Kendisinin de Kur'an ve sünnetin ne olduğunu söylüyorlar. Ayrı mesele onlar. Bir haftadaki aklını idare edilenler değil mi? Yok hayır. Kur'an ve sünnetin içerisinde bir mesele neden tahkir etsin ki? Tahkir eden cahillinden tahkir ediyordur. Bunun söylediği meseleyle, senin söylediğin meselenin arasında fark var. Ama oraya gidiyor o. Gitmez. Mesela devamlı anlattığınız bir hikaye var. Oğlum, gir fırına.
Bak fırına gir demek farklı bir şey. Haramama insanın kendine zarar vermesi. Normalde o kimsenin normalde fırına gir demesi farklı bir şey. O kimseye git içki al gel demesi farklı bir şey. Ama o da kendine zarar veriyor. Ateşin yakmadığını biliyor ki o kimse. O da içkiyi belki içine içecek. Hayır o hayır mesele. İçkiyi almak, taşımak haram. Farklı bir şey. Yok hayır. Bunca yıllık bir tasavvuf anlayışını ve anlayışını bu noktadan akla göre yenilemek gerekiyor. Bu normalde biz şimdi hayır, akla göre yenilemiyorum. Ben Kur'an ve Sünnet dairesinde duruyorum. Ben bir şey yenilemiyorum. Neymiş de işte git bana içki al demiş de o gitmiş o da içki almış getirmiş de ondan sonra yok işte yok İslam'da.
İnsanlara olan bağlılıklarının üzerinden verildi. İnsanların bağlılıklarını insanların bağlılıklarını ölçme noktası o değil. Bağlılığı ölçme noktası Kur'an ve Sünnet. İnsan nefsi Kur'an Sünnet'e uymaktansa şeyhim bana içki al dese alırım diyor. Yok namaz kıl gece. Gece namaz kılmaya göze almıyor. Bekliyor. Şeyhi içki al dese de içkiyi getirse de ona bağlılığını anlasa. istemiyor hiç kimse senin öyle bir bağlılığını. Çanakkale grubu bağlılığınızı gösterdiniz. Pazar günü harika çalıştınız. Başka bir şey lazım deyin bana. İçki getirmeyin bana.
Bağlılığı göstermek ha beklesen yıl yok. Ne o? 18 yıl burada beklesen bu adam 30 yıllık dervişlik hayatım var benim. 30 yıldan beri bir tane Şeyh Efendi'den ben Kur'an ve Sünnet'in dışında şunu yap dediğini görmedim. Ama gördüğüm bir şey var. Tabi olma. hizmet etme. Gayret etme. Koşma. Çalışma. Abuk subuk konuşma deyip iş yapmayı gördüm ben. Ben aklımla Kur'an ve Sünnet'i bulabiliyorsam o zaman neden ben buradayım ki ya? Hayır. Sen aklınla Kur'an ve Sünnet'i bulabiliyordun da ne bulmadın bugüne kadar? İşte onu soruyorum. Ben bulamamışsın demek ki işte. Yetmemiş. Neden bir şey gerek yani? Ha yetmemiş demek ki bak.
Herkes için geçerli bu. Oradaki ince ayrıntı farklı bir şey. Adam akılla şeyini nasıl takdir edemiyor? Kur'an ve Sünnet'in dışında Şeyhin bir şey söylediğini tespit ettiyse bir kimse kendince bildiği bir konu vardı. Gelir Şeyh Efendi'ye yazar buraya. Filanca gün şurada şurada böyle söylediniz. Bunu anlayamadıklar. Biter mesele. Bu tahkir etmek değildir. bir şeyleri söylediği zaman insanın içinde ben bunları gördüm mesela. Şöyle bir havale dolaşıyor sana. Adam kendini bu noktada üstün görmüyor. O ayrı mesele. O zaman o da imtihan. Onun da imtihanı o o zaman. Evet doğru. Ama onun da ama normalde onun da imtihanı o bak. Bu yol açık. O zaman Arabi'nin dediği doğru mu?
Arabi'nin dediği doğru doğru değil. Doğru veya doğru değil noktasında değil. Biz Kur'an ve Sünnet tarihinde diyoruz. Bana Şeyh'imi hiç Kur'an ve Sünnet'in dışında bir şey yap demedin. Ben Şeyh'imin aricinde şeyhler de gördüm. İmkisaplım yok ama gördüm. yol yürüdük yani seyahat ettik sohbet ettik zikrullah ettik belli zaman geçirdik. Hiçbirisi de demedi bunu. İnsanlar Şeyh'lerini Kur'an ve Sünnet tarihinde dinleseler yeter. Ama bütün herkesin yaptığı tipik bir basit bir yanlışlık var. Bunu böyle söylüyorum. Şeyh'im bana uçaktan atla dese atlar o. Ya sana Şeyh'im uçaktan atla demez. Der ki Hacı Erkan'la neden sen arın soğuk var?
Isıt bunu der. Sen orada patinaj çekersin. Sana şeyhin git bana rakı şişe sağ gel demez. Şeyh Efendi öyle yaptı. Biz sabah şey yapacağız. Tavaf edin. Tavaf edeceğiz. Mustafa Efendi ne yapacaksınız oğlum dedi. Tavaf edeceğiz efendim dedi. Müsaade ederseniz dedi. Sabah namazından son oluyor. İyi tavaf edin dedi. Ben de şuraya yerime geçeyim. Ben de sizi seyredeyim Mustafa Efendi dedi. Allah razı olsun efendim dedi. Bu esnada bir başka bir nakibini gabba geldi. Döndü. Nereye gidiyorsunuz dedi ona. Efendim müsaade ederseniz istirahat edecektik dedik. Böyle belagatlı konuştu. Böyle o belagatlı konuşuyordu. Böyle baktı ona birden yüzünü ekşiktir.
Böyle öldüğünüzde uyursunuz dedi. Ne bu dedi uyku dedi ona. Mustafa Efendi tabi olun hadi bakayım tavaf edin. Mustafa Efendi tabi olun dedi bitti adamın işi. Yüzü rengi kulağı burnu düştü. Tabi olmak zor. Yanında da beş on tane derviş var ya onun şimdi. Onların şeyhi o zaten. Onun davranış biçimi de o. Böyle davranıyor. Onları ayrı götürüyor ayrı getiriyor. Şeyh Efendi'nin yanına katmıyor. Onlar özel grupmuş gibi. Yüz kişiyiz. Böyle onlar farklı davranıyorlardı. Bütün herkes de izliyor onu. Hiç kimse de bir şey demiyor. Herkes bir yerde onlar başka bir yerdeler. Ondan sonra işte herkes yemek yiyor onlar farklı noktadalar.
Sofra kalkıyor sofralar kalkıyor yemekler yiyor bunlar geliyorlar. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam yemek yiyecekler ya. Haydi bunlara bir daha sofra kuruluyor. Herkes rahatsız kimse bir şey demiyor. Ben kimseye Cenab-ı Hakk'a dostu herkes dinliyor beni. Sofra kurun kuruyorlar bunlar. Kaldırın kaldırıyorlar. Yiyin yiyorlar. İçin içiyorlar. Bunlar şey sanki kendi kendilerine özel denmişmiş gibi yapıyorlar. Hiç seslenmiyoruz. Biz hizmet ediyoruz sadece. Bizi ilgilendirmez diyorum ben. Biz hizmet ediyoruz. Onlar da ama böyle şey etrafındaki kimseler şeyhi dahi görmüyor. Allah affetsin. O zaman için dergahın yani içerisinde beni dinlemeyecek hiç kimse yok ki yiyerarşik olarak.
O arkadaşlardan birisi denk geliyor. Diyor mesela işte kaşıklar vardı. Dün akşam sizin oraya on tane kaşık gitti. Onları getiriverin. bakıyor adam öyle bana. Lan Zakir ne soracak yani. Adama diyorum abicim ne oldu kaşıkları getirecektin bizde çünkü telaş var. Ben filanca efendi abiyi göremedim de diyorum ben bunlar bir yere çarpılacaklar. Mustafa Özbar sen çarpma diyorum ben. Ömredesin sen çarpma sen çarpma kendime ben hebre fren basıyorum ben. Sabah namazında işte bak aslında çarpmak lazım bazen. Uyarmak lazım. Çarpmak dedim bu. Ben sustum dedim yok. Ben bir şey söylersem dedim şimdi benim adım büyük olacak. Sabah namazından sonra çarpılacağı yere çarpılıyor insan.
Onca arkasında böyle onu şeyh gibi gören böyle etrafında dolan dervişlerin içerisinde dip aşağı yaptırdı. Mustafa Efendi taval dedi. Ne bu yatıyorsunuz boyuna uyuyorsunuz dedi. Tavaf edin orada bu adam tavaf etsen hocam. etmesen olacak artık. Düştüler benim arkama şimdi. Arkama düşmek de istemiyorum. Bütün şey bitti. Garp düştü. Onun arkasındaki adamların kulaklığı. Ya şeyhi söyledi senin. Onu bir müjde gibi gör. Onu böyle bir hayat damarı gibi gör. De ki ya biz hata yapmışız. Hatamızı gördük şimdi. Ha bir yanlışlık var şimdi içerisine. Mesela işte o benim sözümü dinlemeyen üç dört tane dervişler orada. Onlar da orada. Demek ki dinlenmesi gerekiyormuş.
Demek ki tabi olunması gerekiyormuş. Demek ki bu işin usulü buymuş der. Yok. Biz yürüdük. Ben yine kıyamadım. Aldım bunu en arkadan. Geldim yanımdadır. Yanıma aldım ben bunu. Beraber tavaf ettik. Şeyh Efendi orada duruyor köşede. Direndi billahi. Tavaf bitti. Biz usul belli bizim. Biz tavaf bitiyor. Şeyh Efendi kendilerini de aynı yapıyoruz biz. İbrahim Aleyhisselam kapının karşısında duruyoruz orada. Namazları orada kılıyoruz. Cemaatı hiç tavaf edenler rahatsız etmeden namazı kılıyoruz. Orada duamızı ediyoruz. Şeyh Efendi şeyde Altınol'un karşısında gidiyoruz. Selamun Aleyküm. İşimiz bitti. Ondan sonra kalkalım gidelim bir şey yok. Selamun Aleyküm Aleyküm. Allah kabul etsin Mustafa Efendi.
Allah razı olsun efendim. Herkes vurulup geçiyor bizim ekip arkaya. Oturuyor arkaya. Başlıyor tespih çekme. Ne zaman Şeyh Efendi kalkıyor? O zaman kalkıyor. Biz gittik oturduk. Yine işte orada bak şeyhin bunlar tabi olmamak bu. Adam gitti. Efendim müsaade edersiniz biz gidebilir miyiz? Dedi. Herkes oturuyor. Sen nereye gidiyorsun? Dedi. Bir daha çarptım. Oturdu bu şimdi. Tabii o kalkınca şimdi adam bunlar şeyhin yanına gitmemekten kaynaklanmasın. Bir yerde Şeyh Efendi ayağa kalkarsa dervişler ayağa kalkar. Şeyh Efendi'nin yanında bir zakir çavuş nakip nügabba neyse sugabba ayağa kalkınca dervişler ayağa kalkmaz.
İzmit'e gittim. Bir yerdeyiz işte kalktı Cemil ayağa. Orada bunlar ayağa kalkmaz. Edep bu. Tabi arkadaş müsaade istemek için ayağa kalkınca onun ekip de ayağa kalktı. Arkadan. Tabi o geldi. Müsaade ederseniz istiharaat edebilir miyiz? diye böyle belakattı konuştuk. böyle baktığına tamam mı? Tespit çekiyor o esnada. Mesela Şeyh Efendi ders çekiyor. Konuşulmaz. Bir şey sorulmaz. Gözünü kapatmış. Ona bir şey denmez. Nerede olursa olsun. Bir işle icinleniyor.
Ona bir şey denmez. Ne yapıyorsa yapsın. Şimdi o da Şeyh Efendi oturuyor. Şeyh Efendi duruşu bu. Eline böyle koyar tespit alır. Çat çat çat çat çat çat Beydullah'ta kali o durum. ders çekiyor. Hiçbir şey sorulmaz ona. Şeyh Efendi de böyle ders çekiyor. Ondan sonra ben de hemen az gerisindeyim. O geldi şimdi böyle efendim dedi ona Şeyh Efendi böyle bir açtı gözünü. Zaten o gözün bir gözünü açtı. Bitti dedim ben. Bir de hep beraber dayak kalktılar ya dedim bitti ben şimdi içimden. Dedim yok çarpıla çarpıla doymayacak adam bugün dedim yani. bir o duvardan bir de o duvara çarpılacak adam. Müsaade edersiniz biz istiharata çekilebilir miyiz dedi. Böyle baktı öldüğünde istirahat edersin dedi.
Aynı şey sabah söyledi namazdan sonra bizi istirahat etmeye gidiyoruz dedi. Öldüğünde istirahat edersin dedi. Hala da aynı kelimeyi kullanıyor adam. İstirahat etmeye gidebilir miyiz dedi. Tekrar aynı şey söyledi. öldüğünde istirahat edersin dedi. Bak burada tabi olmak bu tip meselelerde. Yoksa sana içki al kimse demez. Sana olmadık bir yerde gelir o sana. Ne için? Gelir o. Ama bütün dervişler bekledikleri şey şudur. Bana içki al dese içki aldır gelirim. Ya sana kimse içki al demeyecek. Kimse demeyecek bunu sana. Sana diyeceği şey şu eşine sövme diyoruz. Adam gidiyor küfrediyor. Sen mi şey efendiye şikayet ettin.
Anasını avlığını bilmem ne otun. Burada söyledik daha ya. Sana içki al demeye gerek yok. O yüzden yani oradaki o ince şeyler biraz hani o sözler şatahatvari sözler. O şatahatvari yani işi böyle şatahat noktasını en uç noktasını gösteriyorlar yani. Bu daya olabilir diye ama olmaz. Tekrar söylüyorum olmaz. Bunlar yola laf getireceği şeyler. Dervişlerin arasında da böyle sözler dolaşıyor. Bursa'da değil de Bursa'da kimse konuşmaz öyle şeyleri. Senin orada da değil. Var bir yer orada o konuşuluyor böyle. Farkındayım ben. Onun yolunu açarsan herkes bir laf söyler.
Değil. Hiç kimseden istemiyoruz biz onu. Kur'an sünnet tasavvufun ana meselelerine ilkelerine herkes intisap etsin orada yaşasın yeter ona. Ona gerek yok. Gözümün önünde yaşanan şeyler var benim şeyh efendinin zamanında. Gözümün önünde birebir duyma değil. Allah rahmet eylesin. amin. Amin. Amin. Herkes beklerdi o işte. O bana at dese atarım iç dese içerim demez hiç. Bir laf söyler adama adamın kendi özel hayatıyla alakalı veya dergahtaki bir şeyle alakalı. Çok basit der. Adama bir şey der adam kalır. At demesine daha yıllar var.
Yıllar var. Allah muhafaza eylesin. Hiç dervişli öyle görmeyin. Dervişli Kur'an sünnet imamların iştahı eski sufilerin yolu olarak görün. Böyle absüt meselelerin işi olarak görmeyin. Absüt işler söylenmez size. Merak etmeyin. Yok böyle bir yol zaten. Bakın böyle bir şey yok hiç. Benim 30 yıllık tasavvuf hayatımda hiç olmadı. Hiç olmadı. Bana ne şeyhim ne başka şeyhler hiç kimse bana Kur'an ve sünnetin bunu yap demedi bana. Deseydi bilmiyorum ne yapardım. Bak burası farklı bir şey. Ama hiç kimse kasıtlı bile bile böyle bir şey demedi bana. Bir kimsenin bir şeyhinde kendi içerisinde kendi dairesinde eksikliği noksanı olabilir.
Bunlar farklı şeyler. Ama cemaate bunu Kur'an ve sünnetin dışında bir şey hiç kimsenin söylemeye hakkı yok. Kur'an resuletine olacağız derken bir şeyhler hadis-i şerif farklı şekilde yorumlamış olabilir mi? O hadis-i şerifi normalde hadis-i şerifleri yorumlarken hiç kimse kendi kendisine kritik etmesin. Kendi kendine yorumlamasın. Bilmiyor çünkü. O yüzden normalde onu yorumlayabilmek için bir kimsenin sağlam bir ayet, hadis ve fıkıh bilgisine ihtiyacı var. Sağlam ayet, hadis ve fıkıh bilgisi yoksa o kimsenin kalkıp da hadisleri kritik etmesin. Hadis kritik etmek. Hani bugünkü dilde hadisi analiz etmek. Onu yatmayacak o kimse. Mesela fıkıhla alakalı hadisleri İmam-ı Azam Hazretleri mühüs nedirinde toplamış.
Adamın elinde İmam-ı Azam fıkığını iyi anlayabilmesi için İmam-ı Azam'ın mühüs nedirinin bulunması lazım. İmam-ı Azam'ın mühüs nedir var mı? Yok. O zaman sen kendince hadis kritik etmeye çalışma. Anlatabildim mi? Umumay. Mesela örneğin adam gider Fetevay şeyi el-hidayeyi okur el-hidayede mesela hadisleri kritik etmiş. Fıkıha ölçü olacak hadisleri. İmam-ı Şafi bu meselede bu hadis-i şerifi kendisini ölçü almış. Biz bu hadis-i şerifi bu noktadan ölçü almadık. Bu hadis-i şerifi kendimize ölçü aldık diye kritik etmiş. Bir kimse el-hidayeyi okumuyor o kimse. Onun fıkıhla alakalı orada burada tabi olmak gerekiyor. Anlatabildim mi? Bak burada şimdi o kimse bilgisinin yetmediğinden dolayı aklını çalıştırmayacak.
O istenmiyor ondan. İnce çizgi. Yani orada ona senin aklına yok kardeş sen burada önce bir temel bilgiyi al. O temel bilgi yoksa tabi ol Kur'an sünnet dairesinden. Bilmiyor Kur'an sünnetten tabi ol. Binen kimse dışarı çıktığında gelsin söylesin. Sen tabi ol. Ben bak ne diyorum. Ben şeyhimin ağzımdan bir şey duymadım diyorum ben. Bitti. Duysam da duymadım diyorum. Kafam almamıştır benim derim. Ben geçer giderim. Anlatabildim mi? Bu noktada hadis kritik etmek herkesin işi değil. Bana da geliyor hadis-i şerif. Böyle böyle hadis-i şerif var. Doğrudur. Ben okumadım veyahut da buna bakmam lazım. Orada kritik etsem yani adamın kafası bozulacak.
Hanefiler bunu kendine ölçü almamış diyor. Bitti. Bak otomatikman hemen kendimi bağlıyorum Hanefi fıkhına. Hanefiler bunun kendine ölçü etmemiş. Bitti. Ben şimdi bir gün anıymış gereklesem ki gelen bu konuda Kur'an ve sünnete göre yorumlama göre işte değerlendirme imkanı ben kur'an sünnet bir yol bir yol diyemem diyeceksin. Yok hiç ben girmiyorum zaten. Az önce bir hadis var yedi tane şunu okur yedi tane bunu okur diye hadis diye şey yapmış. Ben ne dedim? Nerede kayıtlı var nereden alınmış bilmiyorum bunu dedim. O yüzden bir şey söyleyemem. Bitti. Ben gerçekten de zikirle alakalı hadislerin hiçbirinde okumadım böyle bir şey. Ben de kütüb-i siddetlerin zikirle alakalı hadisleri toplu olarak var.
Öbür normalde hadis kitaplarında geçen zikirle alakalı hadisler toplu olarak var. gözümden kaçmış olabilir mi? El cevap olabilir. Ben okumadım. Ne kritik edeyim etmem. Bu değildir desem gene ayağım boşa çıkacak. Yok ama bir kimse onları okusa abes olur mu? Olmaz. Anlatabildim mi? Sonuçta zikir. Ama bu buradan internetten yayınlanıyor mu? Yayınlanıyor. İlim olarak onu bir kimse kabul eder mi? Mustafa Efendi bunu böyle yapılabilir dedi. Bunda bir hüküm çıkarır. Adam bir bakmışsın ki sen o virdi vermiş gibi olursun. Bir bakmışsın dönmüşsene sen sohbette bunu virdi vermişsin efendim. Gelmiş birisi. Ya ben sen çiftin artık. Ben bu virdi vermedim de. Ha.
Bak benim okuduğum hadis kitaplarında böyle bir şey yok. Bana cilt sayfa nereden okuduysanız getirin. Bu masaya çünkü herkes bir şey yazıp getiriyor. Burada ilim olarak kalacak mı? Kalacak ama benim ayağım yere basın. Okumadıysam okumadım. Bu kadar. Kritik edilmez çünkü. Mesela işte kütübüsünde de geçiyor. Seferi olmadığı halde namazı cem etmiş Hazreti Peygamber'e. Sabahlar. Kritik edecek şimdi o kimse. O hadis-i şerif bak temelinde adam doktor on sekiz saat hameliyata giriyor. Cem et diyorum ben. Temelinde hadis var. Onu kimse kendi kendine bundan hüküm çıkarmaya çalışmayacak. Öyle bir şey yok. Giriyor mu doktorlar on yedi saat on sekiz saat hameliyata?
Ben çünkü Yaman Tokat'tan yirmi bir saat biliyorum. Adam çikolatayı dudağına alıyordu böyle kalem gibi çikolata emiyordu sabahtan akşama kadar. Öyleler mi? Ne basıyor çikolata? Evet. Kahve. kahve uyumamak için. Bildiğin böyle bir çikolatası vardı adamın böyle yabancı bir marka. Emiyor o devamlı çikolatayı. Çıkıyor zaten gözler kıpkırmızı olmuş. Bir nefes almaya çıkıyor artık. Nereye gidiyorsa iki tane birden yatırıyordu. Kesiyordu adam iki kişiyi birden kesiyordu. Yirmi bir saat. O sordu bana. Ben dedi uzun müddet şey yapıyorum ameliyatta kalıyorum. Ne yapacaksın? Cem edeceksin dedim ben. Nasıl dedi? Mesela dedim öğlen namazından sonra giriyorsan öğlenin ikindi cem edeceksin gireceksin dedim.
Çıktığında da akşamla yatsıyı cem edeceksin dedim. Kaçta çıkarsan çık. Peki dedi onda girdim dedi ertesi gün sabah onda çıktım dedi. Bütün namazını çıktığın zaman cem edeceksin dedim. Hepsini ardı ardına kılacaksın dedim. Nerede yazıyor böyle dedi. Al işte. Yazdığı yer yok fıkıh kitaplarında. Hadiste var.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi