mustafaozbag.org

445. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 19 Haziran 2015 · 1:01:01

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin, Allah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymadığı erkekler, onlar yüreklerin ve gözlerin dehşetlerinden ters döneceği günden korkarlar.
Nur Suresi, 35-36-37-38 Malum bu Nur Surenin, bu 36-35. ayetten itibaren der ki, yerin de göğün de nuru Allah'tır. Malum ayet-i kerime devam eder. Akabinde tarif eder. Müminlerin vasıflarıyla alakalı.
Bu tarifte en önemli şey, onları Allah'ı zikretmekten hiçbir şey alıkoyamaz. Ne ticaret, ne alışveriş, ne mal, ne mülk, hiçbir şey. İnsanlara tatlı gelen ticarettir. Para kazanmaktır. Dünya ile alakalıdır. İnsanlara tatlı gelir. Alışveriş etmek, yüksek memlalarda para kazanmak, bu noktada dünyevi olarak kendini belli bir noktaya getirmek, rahatlığa kavuşmak, bu insanlar için vazgeçilmez şeylerdir. Ama bunlardan vazgeçer. Yani bunlardan vazgeçmek demek, Allah'ın zikrini etkileyecek noktada. Onun dersini, onun namazını, onun dini noktadaki duruşunu, mücadelesini, onun dini hayatının yaşantısını, dini olarak hem yaşamada hem yaymada, ne yapacak?
O kimse bu noktada Allah'ı zikretmekten hiç geri durmayacak. Cenab-ı Hak cümlemizi de onlardan eylesin inşallah. Bugün böyle bir ayet-i kerime okuyayım dedim. Bununla alakalı niyetim oydu. Çünkü burada niyetime uygun sorular da var. Son seçimle ilgili görüşleriniz nelerdir? Bu noktada ben ümmetin yanlışta toplanmaz hükmüne tabi olanlardanım. Bir şey seçiliyorsa, insanlar bir şeyi seçmekle mükelleflerse, bunun iyisini, doğrusunu, güzelliğini seçmekle mükellef. Eğer söz konusu olan şey, dindarlıksa bir kimse için ve hayatını komple dinin üzerine odaklıyorsa bir kimse, her neyi seçerse seçsin.
Bakın, her neyi seçerse seçsin. Bunun dindar olanını seçmekle mükellef. Dindar olan. Mesela dinin kendi içerisinde kuralları vardır. Siz bir kimseye nasihat edecekseniz, oturur ona nasihat edersiniz. Müslüman kardeşinize. Onu eleştirmek, onun arkasından kuyu kazmak, onu bu noktada Müslümanların önüne çıkarıp rezil zebil etmek, dini şey değildir. Ölçüyü konuşursunuz. Mümkün olduğunca, aynı hatayı ben de işliyorum zaman zaman. Mümkün olduğunca, Müslümanlar bu hatalardan uzak durmalı.
Ama diğer Müslümanları uyarma adına, orta yerde böyle olmazsa olmazlar var ise, bunun uyarısını insanlar yapabilirler. Ama ve lakin, işin içerisinde Türkiye'de çok şeyler giriyor, çok şeyler karışıyor. Yani Türkiye'de seçimler olurken, dışı, dışarıdakilerin içerideki uzantılarını, uzantılarını görmeden edemezsiniz.
Dünya üzerinde bir oyun var, bir tezgah var. Dünya üzerinde bir deccaliyet sistemi var. Bu deccaliyet sisteminin, ekonomisi kapitalist sistem, para babaları. Bunun askeri sistemi NATO. Bunun, bu deccaliyet sisteminin, ahtapot gibi kolları ayakları var. Birleşmiş Milletler, İMF, yani o kapitalist sistemin bankası var. İMF, o deccaliyet sistemin, o tutturmuş olduğu, dünya üzerinde bir sistem var. Bir kimse, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyorsa, bu sistemle mücadele etmekle mükellef.
Biz Müslümanız, bu mücadelemiz dini standta olur. Ben Müslüman kimseyim, kendi nefsim için söylüyorum. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah demişim. Benim bu mücadelem, dini standta olacak. Dini dairede, dini atmosferde olacak. Ben, bir şey yaparken, kendimce, bu dini, dairenin içerisinde, düşünerekten bir şey yapacağım. ben dışarıdaki, uluslararası, oyunun, oyuncusu olmamaya gayret edeceğim, bile bile. Uluslararası, o deccaliyet sisteminin, bir parçası mı olacağım? Yoksa, ben, vatanım, milletim, dinim, imanım için mi duracağım?
Benim için, mesele bu. benim için, Türkiye'de, hangi partinin, kazandığından önce, benim için, bu felsefe önemli. Ben, 13 yaşında, 12 yaşında, 13 yaşında, ülkücülükle tanıştım. Orta bire gidiyordum, ülkücülükle tanıştığımda. Malum, bunu da açık açık söylüyorum, bundan utanacağım, gocunacağım, pişmanlığım yok. Ben, 12 Eylül, bittikten sonra, yaklaşık, askere gitmezden önce, siyasi hayatımı, kapattım. O güne kadar olan, siyasi hayatım, bitti benim için. Ben dedim ki, kendimce, biz bunun mücadelesini verdik, bunu açık açık söylüyorum.
Ama bizim tepemizdeki insanlar, bizi kullanmışlar. Biz bilemedik bunu. Bunu göremedik, gençlik. ve kendimce, kendi dairende, ben askerden sonra, her şeyi tövbe edip, geri döndüm. Yani geri döndüm derken, her şeyi tövbe ederek, kendimce, dedim ki, dinimi yaşaman lazım. İşte, bırakmam gereken, haram, unsurları bıraktım. Kendimce namaza başladım. Bunun üzerinde, kendimce dedim ki, benim bir şeyhe, bir mürşide ihtiyacım var. bir tarikata bağlanmam lazım. Cenab-ı Hak nasip etti, vesile etti. Nevşehir Abdullah Gürbüz Efendi'ye bağlandım. Ondan sonra, benim siyasetle alakalım, iyice kapandı.
Ta 93 mi, 94'e kadar mı ne? bir ittifak etmişlerdi yine, Refah Partisi, yok o zaman için, Milli Selamet Partisi miydi, neydi? Ondan sonra MHP, Edibali, o zaman, Şeyh Efendi'den geldiler, beni istediler, konuşmacımız olsun, hem onu işte, ne, şey yapalım, meclise alalım, filan gibisinden. Şeyh Efendi de, müsaade etti. hatta, dedi ki, oğlum bunlar sözlerini yerine getirmezler ama, seni almak istiyorlar, ondan sonra, asınlar dedi. Ben de seslenmedim zaten. Ben nereye, kaçıncı sıraya koyduklarına bile bakmadım. O zaman için, bir bölge verdiler bize, biz o bölgede, Allah rızası için, sohbet ettik. Kahve kahve, köy köy dolaştık.
O siyasi, konum benim, şeyhim emriyle de, alakalıydı. Bitti o da. Ondan sonra, ben günlük ve aktif siyaset, bu noktada, partisel noktasında, hiç durmadım. Bundan sonra da durmayacağım. Bunun da altını çizeyim. Bunun altını çizerken, öyle Cebrail kardeşim gelse, bir parti kur dese, ben kurmam deyip de, siyasetin göbeğine de düşecek değilim. Bunun da altını çizeyim. Bir kimseye, Cebrail aleyhisselam bir şey derse, çok özür dilerim ama, o haddi aşan bir sözdür. O kimse gider, onu kuzu kuzu yerine getirir. Çünkü Cebrail aleyhisselamdan gelen emir, Allah'ındır. Bu sözden geri dönmüyorsa bir kimse, küfür üzerinedir.
Bakın, bu sözden o kimse geri dönmüyorsa, küfür üzerinedir. Bu sözü halka ilan ettiyse, bu sözden geri döndüğünde, halka ilan etmesi gerekir. Yine. Birisi bu sözden dolayı, o küfür ehlidir dese, günaha girmez. Neden? Söz orada duruyor. Biz o sözden geri döndük diyorsa, o zaman Müslümanların bunu konuşmaları, caiz olmaz. Bir kimse, bir sözden geri döndü, ya hata yapmışız, heyecana kapılmışız, böyle bir hezeyan sonunda bunu söylemişiz, söyler insanla. Çünkü bütün herkes, bu noktada bir tek, Hz. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri hatasızdır, bir tek o, bu noktada, kusursuzdur. Geri kalan herkes, hata kusur eder. O yüzden, bu noktada, ben bir partisel manada, benim bir siyasi duruşum olmadı, bundan sonra da olmayacak.
Hani ben bundan sonra da olmayacak, dediğim şeyler var ya, bunların içinden birisi de o. Ama velakim ben, bu memleketimi severim, memleketimi bu noktada bağlıyım, memleketimin insanının, refah içerisinde, huzur içerisinde, mutlulukla, hayatını devam ettirmesini, dünya üzerinde, Kur'an ve sünnetin hakim olması için, mücadele etmesini isterim. Bu benim isteğim. Bu benim ülküm kendi dairemde. Bu toprakların insanları, Kur'an ve sünneti önce kendi nefislerinde yaşayıp, ondan sonra dünya üzerinde, Kur'an ve sünnetin yaşanması için, buna vesile olmalı. Dünya üzerinde, nerede mazlumlar varsa, o mazlumların ahını yerde bırakmamalı. Dünya üzerinde, nerede bir aç varsa, nerede bir açık varsa, nerede bir vahşet varsa, nerede bir terör varsa, gönlüm arzu eder ki, bu insanlar, bu insanların eliyle, dünya nizam bulsun.
Bu benim içimde var, bu benim dışımda da var. Benim ülküm de bu, kendimce. Benim hedefim de bu. ben sadece sufili, kenarda oturup Allah'ı zikretmek, hiç etliye, sütleye karışmamak olarak, algılamıyorum. Böyle algılamıyorum. Buna siz ister eski albaren ruhu deyin, siz bunu ister, hani Müslümanların, Ashab-ı Resulullah'ın ilk zamanlardaki, o aşkınlığı deyin, siz buna ne derseniz deyin. Benim duruşum bu. O yüzden Türkiye'deki seçimler, Türkiye'deki seçimler, hiçbir zaman kendi haline bırakılacak seçimler değildir. Hele bu son seçimlerde hiç bırakmazlardı. Bırakmadılardı zaten. Türkiye'de bir 12 yıllık iktidar var, bu 12 yıllık iktidarın getirmiş olduğu bir zenginlik var şu anda. Yaklaşık resmisi, yani devlet ve devletin dışında, yani işte iktisadi olarak, ticaret olarak, şirketlerin elinde, ne bileyim işte kurum ve kuruluşların elinde ve devletin elinde, Türkiye'de yaklaşık, yani 3 aşağı 5 yukarı,
550-600 milyar dolar dönüyor. Böyle bir zenginlik var şu anda. 28 Şubat'ta, bu ülkenin yaklaşık 140-150 milyar doları gitti. Benim tezim ya, o zaman için ne kadar vardı, Merkez Bankası'nda, 25-30 milyar dolar vardı. 25-30 milyar doları varken, Merkez Bankası'nın, bunlar bu 28 Şubatçılar, ülkeden 140-150 milyar dolar, sadece devletten götürdükleri.
Sadece devletten götürdükleri. Şimdi devletin kasasında ne kadar var? 130 milyar dolar. O zaman 30'muş, 130 götürmüşler. Ben öyle söyleyeyim. Şimdi, 130'sa, şimdi 630 götürecekler demektir. Böyle hamasi, nutuklara karnım tok bir, bu para 28 Şubat'ta, alevere, dalevere, gitti mi bu para?
Gitti. Şimdi de gider mi? Gider. ben buna üzülürüm. Ülkem için üzülürüm. Kendi insanım için üzülürüm. Diyeceksiniz ki, ya işte, nasıl gider? Kardeş, o götüren Kemal Derviş, isim olarak söylüyorum, şimdi yine, CHP, MHP koalisyonu, HDP koalisyonu kurulursa, ekonominin başına düşündükleri kimse, yine Kemal Derviş.
Kim Kemal Derviş? Uluslararası, deccal sisteminin, ekonomiden sorumlu, ekonomiyle alakalı, ayağının, IMF'nin adamı. Orada çalışıyor gene. Yine orada çalışıyor. Oranın maaşlı elemanı. O zaman da oranın maaşlı elemanı da, geldiler buraya, dışarıdan bakan olarak atamasını yaptılar. Türkiye'yi ekonomik olarak felç etti, paraları aldı, gitti. Nereye gitti? Yine eski görevine gitti. Hatta, taltif ettiler. Daha yüksek bir göreve getirdiler. Niçin? Ödüllendirdiler. Dediler ki, sen gittin, kendi ülkeni, soydun, bize peşkeş çektin bu paraları. Bu paraları bize peşkeş çektin. Al seni, taltif ettik.
Hatta, Türkiye'deki başarısından dolayı, ondan sonra gittiler yine bir İslam ülkesinin, başına onun danışman yaptılar gene, bir ülkenin başına. Orayı da soydu, IMF için. Orayı da götürdü. Ondan sonra bir üst kademeye daha çıktı. Şimdi bir üst kademeye çıkınca, daha da şuurlandı, daha da bilinçlendi. Daha da bu işi bilir hale geldi. Şimdi, olası bir, böyle bir koaliyosyonda nereye gelecek? Yine, ekonomiden, maliyeden, ekonomiden baş sorun olacak. Gelecek şeyin başına. Ne o? Birimin başına. 630 götürecek bu sefer. E bu millet, ne gördü, ne görmedi, hiç itiraz etmem ben. İnsanlar böyle takdir etmişler, böyle oyatmışlar.
E dışarıdaki insanlar bunu rahat bırakırlar mı Türkiye'yi? Bırakmazlar. E Türkiye'deki insanlar, bunları görebilecek noktada, seviyede değil. İnce çizgiyi fark edebilecek, ne kadar insan var? Bir de, böyle bir düşman algısı da oluşturdular. Herkes o düşman algısıyla yürüdü. E şimdi bakın, gazetelere, internet haberlerine, televizyon haberlerine, işte, AK Parti'nin, düşmesine, oyunun düşmesine, kimlerin sevindiğine bakın, yeter. Sen kimle sevindiğini gör, kiminle haşrolacağını da gör.
Bunu açık açık, bu büyük bir organizasyondu, büyük bir operasyondu bu. Bu organizasyon, bu operasyon, tam olarak başarıya ulaşmadı yine. İstedikleri olmadı. Cenab-ı Hak, koruyor şu anda, hala daha bu insanları, bu milleti, bu devleti. Dualarla, zikirlerle, Allah koruyor. Yani, onların net düşündükleri, puan, 33'lerdi. 32'lere, 33'lere düşecek. CHP büyük bir oy alacak. Ondan sonra MHP alacak, HDP alacak. Büyük bir oyla, gelecekler.
Kemal Derviş de gelecek, oturacak. Mesele bitecek. Allah koruyor. Allah koruyor. Şu anda böyle bir türlü, ne olacağını, ne gideceğini bilmiyor. Merak etmeyin. dua edin. Memleketimiz için dua edin. Parti için değil. Bizim partiyle işimiz yok. Bizim işimiz, memleketimizle alakalı. Biz memleketimize, hayırlısını istiyoruz. Bizim duamız, bu noktadaki zikrimiz, fikrimiz, düşüncemiz, hareket tarzımız, memleketimize, hayırlı bir sonuç. Cenab-ı Hak mümin kullarının kalbine doğruyu ilham etsin. Amin.
Ve mümin kulların etrafında, memleketimizin, insanların toplanmasına yardım etsin. Amin. Yoksa, bizim böyle bir, A partisi, B partisi, bizim derdimiz değil bu. Biz öyle partizanca, bir şey yapma noktasında değiliz. Hiç, memleket, faydasına ne olacaksa, biz onu alkışlarız. Ona dua ederiz. O yüzden, inşallah, ülkenin insanları, gün geçtikçe, her ne kadar ince siyaseti göremeseler dahi, değişik algılarla, değişik böyle yönlendirmelerle, hareket etseler dahi, Cenab-ı Hak muhafaza etti. Koruduğuna inanıyorum ben. İsrail, Amerika ve İngiltere'nin bu seçimlerdeki rolü nedir? Türkiye'den hedefledikleri, istedikleri nelerdir?
Bu noktada, bu İsrail'de, Amerika'da, İngiltere'de de, İsrail yanlısı, bu dediğim deccaliyet sistemi, kraliçinin kolları var. Bu deccaliyet sisteminin merkezi Londra'dır. Bunun, kral tahtında, kraliç oturur. Amerika, bu meselenin, agresif vurucu gücü, koçbaşı gibi durur. İsrail, Orta Doğu jandarmasıdır. İsrail'e, bir görev biçerler, İsrail o görevini yerine getirir. İngiltere, İngilizler, ortalıkta görünmezler. Onların önündeki, ortalıktaki, perdede görünen, Amerika'dır.
Bu seçimlerde, onlar, istediklerine ulaşamadılar. Dedim ya, her seçimin bir de dış, etkileyicileri vardır diye, bu üç devlet, dış etkileyiciydi. bunların, adamları, elemanları var. Basındır, yayındır, sosyal medyadır, Türkiye içerisinde. Dini, cemaattır, tarikattır. Evet, şimdi, kurtuluş savaşı, olmasın diyen, İngiliz mandasını isteyen, bir kısım, tarikatlar vardı da, şimdi o İngiliz mandasında, devam edenler, yok mu zannediyorsunuz? Bugün için, İngiliz mandasını kabul eden, dini, oluşumlar, vardı da, şimdi yok mu zannediyorsunuz?
Bunlar, hiç kaybolmadılar. Bunlar, hiç yok olmadılar. Sizin dergahınız, sizin tekkeniz, o yüzden büyümez. Bizim dergahımız, bizim tekkemiz, vatan mücadelesi vermiş bir tekkedir. Benim, şeyhimin, şeyhimin, şeyhi, kuvvay-i milliyeye, dervişleriyle beraber katılmış bir dergahtır.
Hem dervişleriyle, hem de bir, bir teneke altın göndermişler o zaman, ta şeyden, Afrika'dan. O bir teneke altını da, kuvvay-i milliyeye vererekten, biz, vatan mücadelesi vermiş, bir tekkenin devamıyız. Biz dün kurulmadık. Biz dünkü tekke değiliz. Biz yirmi yıllık bir hareket değiliz. Biz otuz yıllık bir hareket değiliz. Biz elli yıllık bir hareket değiliz. Dikkat edin. Cenab-ı Hak'a ben hamd ediyorum ki, vatan mücadelesi vermiş, bir tekkenin devamıyız. Cenab-ı Hak bizi hasbelkader burada istihdam etmiş. Allah'a hamd ediyorum bu noktada. Biz de öyle İngiliz mandalını kabul edecek, Amerika'nın kucağına oturacak, İsrail'i otorite görecek bir fikriyata sahip değiliz.
Kraliçe bizim kraliçemiz değil. Kraliçenin örtülü ödeneğinden, kendilerine para devşirenler düşünsün. Saros'un vakıflarından, örtülü vakıflarından, kendi vakıflarına para devşirenler düşünsün. Gizli bir şekilde, çok entelektüel, çok dünya çapında olup da kendilerini gösterip de, Saros'un emrinde fink atanlar düşünsün.
O yüzden bu seçimlerde, bunlar da fink attılar zaten. Hala da devam ediyorlar. Fink atmaya devam ediyorlar. Ne zamana kadar? İstediklerini alıncaya kadar. İstediklerini almak ne? Ekonominin başına, kendi tahsilatçısını koyuncaya kadar. Ekonominin başına, kendi tahsilatçısını koydu. Kaç ayda, kaç ayda, ütebilirlerse, üttüler, işleri bitecek. Sen çalışacaksın, çalışacaksın, çalışacaksın, … kazanacaksın, didince, askeri ücreti 850 liradan 9 lirada tutacaksın, devletin borcundan kurtulsun, çalışsın diye, ondan sonra birisi gelecek, senin topladığını, peşkeş çekecek.
bakın, basını iyi takip edin. Şimdi işaret fişeklerini dinleyin. Sonbaharda sizi bekleyen bir ekonomik kriz varmış. Sonbaharda. Bu ne demek biliyor musunuz? Biz sizin ülkenizdeki paraları götüreceğiz kardeşim. Şimdiden de biz bunun altyapısını oluşturuyoruz.
Şimdiden kriz çığırtkanlığına başlayıp işaret fişeklerini attık. Halkın algısını yerleştirdik. Halkın algısı ne? Sonbaharda kriz gelecek. Yani, bugüne kadar yönetenler, yönetemediler. Krizi hep ötelediler, ötelediler, ötelediler. Kriz şişti. Bize anlatılan bu. Eee, bu işaret fişeği verdik şimdi biz. Kriz yakın kapınızda. Bu şu demek. Biz bu ülkeden 600 milyar dolar alıp götüreceğiz. Ne olursunuz, uyuyun. E bu seçimler muhakkak ki, bu deccal tarafından, rahat bir seçim olmayacaktır.
Ürküttüler insanları, korkuttular insanları. E dini bir de ayakları da var. Yani bir dini topluluk düşünebiliyor musunuz? Bir dini topluluk düşünün. Bir dini topluluk düşünün. Hep bize demiş ki, biz Kur'an ve sünnet için varız. Hep bize demiş ki, biz memleketimiz için varız. Hep bize demiş ki, getirin paralarınızı kuzularım. Okul yapacağız, yurt yapacağız. Getirin paralarınızı yavrum. Herkes götürmüş paralarını. Getirin çocuklarınızı. Herkes götürmüş çocuklarını. Daha bugün, bugün, bugün daha, bir şey duydum, içim dışıma çıktı. Karıştım. Bunları önceden duyuyordum. Yani, kendimce diyordum ki, hani böyle, ya işte bazı yasaklar var.
Hani işte, üniversiteye girmek için başını açtırmak, bir makama ulaşmak için başı açtırmak, bir makamdaki bir kimsenin eşinin başını açtırması, başını açması, biraz da askeriyede. Yani, böyle bir taraftan şey veriyordur. Ne o? Hani, ya, belki ya, ben öyle demiyordum da, hani toplum öyle diyordu. Hani belki ya. Toplumun algısı buydu, öyle değil mi? Şimdi başörtüsüyle, ilkokula gitmek dahi serbest. Ortaokula gitmek serbest. Liseye gitmek serbest. Üniversiteye gitmek serbest. Çalışmak serbest. Askeri olarak gazinolar serbest. Askeri alanlar da serbest. Son genelkurmay, ne o? Genelge yayınladı.
Başörtüsüyle alakalı, askeri alanda da, yani ister lojmanlarda, ister ne bileyim işte, lokantasında, kafeteryasında, askerinin bu noktada, sosyal kültürel bölgelerinde, başörtüsü de yasak değil. Bir soruşturma açılmıyor. Herhangi bir, ne o? Şey yapılmıyor. Bildiğimiz bu şu anda. İçinde vardır, eksiği noksanı. Bugün taze haber. Bir kardeş vardı, ara sırada bizim böyle, benim de, birebir görüştüğüm bir, kızımız, İstanbul'da, üniversitede okuyordu. Cemaatle bir evlilik yapması için, başını açmış. Cemaatten ablular demişler ki, bu, işte, asker subayla evleneceksin, o yüzden de başını açacaksın. başını açtırmışlar. Bunları, normalde, hani, Müslüman, Müslüman'ı eleştirmeyecek, konuşmayacak, hep bu ölçü dairesinde, susuyorduk ya, yani, bazen artık, içim böyle, kusacak gibi oluyor.
Dayanamıyorum bunlara. Yani, bir makama girmek için, içki içmek. Bir, kendini saklıyor hesapta, içki içecek. Kendini saklıyor hesapta, ne yapacak? Başını açacak. Kendini saklıyor hesapta, namaz kılmayacak hiç. Ne için? Ne için? Dini mübini İslam'a, hizmet edecekmiş orada. Hiç görmedik edeni. Başkalarının, payendisi oldular. Kimin? İngiliz, İsrail, Amerika üçlüsünün, dörtlüsünün. O yüzden, eğer bu millet, bu oyunu, çözemezse, bir on yıl daha geriye gidecek. Bir on yıl daha geriye gidecek.
Cenab-ı Hak, memleketimizi korusun inşallah. Ticaret ile uğraşan bir kişinin, bu seçimden sonra, ticari hayatı nasıl olmalıdır, nelere dikkat etmelidir? Bu noktada, ticaretlerinize devam edin. Rütün işlerinize devam edin. Bu memleket bizim. Biz zarar etsek de, bu memleketteyiz. Çar etsek de, bu memleketteyiz. O yüzden, memleketimizi bu noktada, ister siyasi, ister ekonomik, inkıtaya uğratacak olanlara, biz, bu noktada ödün vermeyeceğiz. Ne yapmamız gerekiyorsa, ticarese ticaret, işimize devam edeceğiz. Bundan sonra, ülkede kaos olacağını söylediniz. Konuşuluyor, sizden dinleyebilir miyiz? Evet, bu noktada, şu dairede, önümüzde tehlikeli aylar var.
Allah'a dua ediyoruz, geceleri kalkın, yapabilenler, sabah namazına kadar uyumayın, bu memleket için, bu memleketin insanları için, dua edin. Ama, böyle olacak deyip de, pılınızı, pırtınızı toplamayın. korkaklığın şerrinden, Allah'a sığınırız, dedi Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. İnşallah, Cenab-ı Hak, o görünen kaosu, misal aleminde geçirsin. AK Parti iktidar olamamasının sebebini, Okçular Tepesi olayı, ya da Hızır'ın gemiyi delişi, veya başarıyı komutandan bilen, sahabelerin durumuna benzetebilir miyiz? Hayır. Yok. Bu yola çıkanlar, muhakkak ki, eğer, bu ne yol olursa, olsun.
Yani biz, bir, kendi topluluğumuz olarak, bir başarısızlık yaşarsak, bu başarısızlığın sebebi, bizizdir. Bunun sebebini, kendimizde ararız. Onlar da toplanacaklar, bu noktada, bu sebebi, kendilerinde arayacaklar. Okçular Tepesi, olayını bağlayamayız. AK Parti topluluğu, bir sahabe topluluğu değil. Başlarında, Hz. Muhammed'i Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri yok. Siyasi bir parti, hatasıyla, kusuruyla, yanlışlığıyla, her şeyle, bu noktada, ne yapıyorsa, yaptıklarından, yapmadıklarından, sorumlu. Ama bunu mesela, bu benim kendimce tespitim. Yani, bunu maddeler halinde, çok konuşabiliriz.
Ama, birinci derecede, dört tane, bakanın durumu. Bunları, bakanlıktan ve milletvekilliğinden, uzaklaştırmak, yetmezdi. Suç unsuru vardır, yoktur, bir şey diyemeyiz. Benim gözümle gördüğüm, bir şey değil. Ama, orta yerde, bir şey, dillendirildiyse, bir şeyler var ise, operasyon dahi olsa, o kimse, operasyon yememeli.
Sen bir şeyin komutanıysan, operasyon yemeyeceksin kardeşim. Operasyona açık bir, mücadele olmaz. Operasyona açık oluyorsan, o zaman sıkıntı var demektir. E yok, yani, hayal, böyle olmayan bir operasyon yaptılarsa, onun olmadığını göstereceksin. Eğer operasyon yediysen, sende bir sıkıntı varsa, döneceksin, onun hesabını göreceksin. Bu dergahın içerisinde, birisi zekat toplayıp, parayı cebine koyuyorsa, ben de bunu görüyorsam, buna müdahale etmiyorsam, ben de onun kadar suçluyum. Ben de onun kadar suçluyum.
Birisi bunu tespit etti de, bana gelip söylemezse, o da suçlu. Bizim zakir kardeşlerden birisi, sohbet parası, zikir parası, geldi parası, gitti parası, yan yattı parası, çamura battı parası, alıyorsa kardeşlerden, istiyorsa, bunu dillendiriyorsa, o kardeşler de bunu bana söylemiyorsa, o zaman suçlu, hepsi de. Ben bunu duyduysam, gördüysem, bunun gereğini yerine getirmiyorsam, o zaman ben de suçluyum. Birinci derecede bu. Siz bir yol yürürken, dikkat etmek zorundasınız. Hele siz, Kur'an sünnet diyorsanız, hele siz, kendinizce, kutsal bir vazife yaptığınızı düşünüyorsanız, size herkesten fazla dikkat edeceksiniz.
E ikincisi ne? Benim nazarımda. Kardeş, devlet yatırımlar yapıyor, harika. Havaalanları yapıyor, yollar yapıyor, hastaneler, sağlık, harika her şey. Ülke, iki yüz yıldır, görmediği hizmeti görüyor. Okulu ile, hastanesi ile, yardımları ile, her şey ile. Ama bir şey var. Ne? Bu insanlar, ne kadar asker olacak? Dokuz yüz elli. Nerede bizim, müfettiş? Az önce gözüm göründüydü. Ercan nerede? Ercan, en düşük bağ kurulunun, emeklinin maaşı ne kadar?
Sekiz yüz elli lira mı? Sekiz dokuz, on kadardı. Kaç? En son yedi yüz elli mi oldu? En düşük bağ kurulunun, maaşı yedi yüz elli lira. Hayır yok kardeş. Hayır yok. Sen üçüncü havaalanını yapıyormuşsun. Yap kardeş ama, en düşük bağ kurul emeklisinin, cebinde yedi yüz lira olmayacak. en düşük bağ kurul emeklisinin, adam bağ kurul emeklisi, en düşük. Yani, yirmi beş yıl, kaç yıl, dokuz bin üç günü, yirmi beş yıl, adam bir değil, esnaflık yapmış olması lazım. Yirmi beş yıl adam, esnaflık yapacak, vergi ödecek, o adam yedi yüz lira maaş alacak. Hayır kardeş. Yok. Bunları söylüyor mu? Bunları söyledim, ha onlara.
Bunları onlara söyledim. dillendirmedim, insanların içerisinde. Dedim ki, en düşük emekli maaşını, bin yüz lira yapın. En düşük asgari ücreti dedim, bin yüz lira yapın. Bu insanlar dedim, bu parayı yemeyecekler. Pardon, biriktirmeyecekler. Hani ekonomiye girmeyecek değil. Bu adam harcayacak bu parayı zaten. İkinci problem bu. Benim nazarımla. Üçüncüsü, ahlaki meseleler. Meseleler. Tavırlar. Her şey. Eyvallah. Sonuçta inşallah, kendilerini onlarda düzeltirler. Ama bunları böyle, başlarıyla komutandan binmek, bunlar sahabe değil. Bunların başındaki, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri değil.
Bizde böyle her şeyi, kutsallaştırmak kolay oluyor ya, bu kadar da kutsallaştırmayın. Yok. HDP ve MHP'nin, savaşa hazırlandığı söyleniyor. Ne dersiniz? Yok. MHP, kimseyle savaşmaz. Savaşamazlar. Savaşmaz, savaşamazlar.
Asla. Asla. Daha ileri konuşacağım ama, konuşmayayım şimdi. Günlük siyasete gireceğim, o yüzden konuşmayayım. Bu MHP'yle alakalı değil, devletle alakalı. Bir yerden, devlete bir telefon gelir, biter devletin işi.
Devlete telefon gelecek olan yerler de bellidir. Asma der, asmaz. Atar imzayı. Hükümete gir dediğinde, girer. Atar imzayı. Siz onlarla çok bağırdığına bakmayın. Biz onu tanırız öncesinden. Bizim kanat ya orası. Orayı bize bırakın sesini. Biz orayı tanırız. Bir telefona bakar. Şunu unutmayın. Merhum Türkeş ölünce, İsviçre bankalarında, üç trilyon, bilmem kaç milyar dolar çıktı. Kendisi yiyemediği para. Sonra çocuklar birbirlerine mahkemeye verdiler ya, hala da mahkemeleri devam ediyor galiba.
Bu para nereden geldi acaba diye bir düşünün. Yeter size. O yüzden ona da birisi kaldırır telefonu, şunlarla koalisyon yapıyorum der, bugün bağırır, yarın koalisyon yapar. Anladınız? HDP savaşır mı? Evet. Bu seçimde hayır görmemenin bir tarafı da bu. Ben böyle 10.1 istiyordum.
10.1. Barajı 10.1 ile geçsin. 10.2 ile geçsin. İç kaos, kargaşa çıkmasın diye. Yoksa onlar barajı geçmemiş olsaydı, hazırdı her şey. Ülke, ülke, ülke. Her yer gezi olabilirdi. Bakın, bunda da bir hikmet görü. Ya devlet onu durdurmaz mı? Durdurur ama yönetilemez olurdu ülke. Bir şeyi durdurursunuz. Bizim normal insanlarımız, hani böyle şöyle söyleyeyim, fikirsel bir mücadelesi olmayanların, bu olayları fazla sürdürmesi mümkün değildir.
Mesela MHP bir olayı fazla sürdürmek isterse, sürdürebilir. Gençliği sokağa dökmek isterse, dökebilir. HDP sürdürmek isterse, sürdürebilir. Ama Türkiye'deki İslami yapılanlar, muhafazakar yapılanlar sürdüremez. Siz yakamazsınız, siz yıkamazsınız, siz talan edemezsiniz, siz öldüremezsiniz, siz kan dökemezsiniz.
O yüzden de olayları siz tırmandıramazsınız. Siz caminin önünde toplanıp dua ederken dahi, polisler nerede diye bakarsınız. Bir düdük caminin içinde dahi kalmazsınız. Evet. Bazıları camiye ateşe verebilir mi? Evet. Verdiler mi? Evet. Yaktılar mı camiyi? Evet. Ondan sonra da Cumhuriyet Gazetesi, reportaj ediyor. Dağda yere İzmarik dahi atmıyorlarmış. Bu kadar çevreci bir örgüt. Hani gelmiş ya, Iraklılar, Hz. Ömer Efendimizin, oğlu Abdullah Havlacak herhalde, sineğin kanıyla alakalı fetva sormuşlar ya, demiş ki, bir kimse üzerine sinek konsa, onu da öldürse, bu sineğin kanından abdest bozulur mu, bozulmaz mı?
Mübarek demiş ki, Hz. Hüseyin Efendimizin kanı bulaştı size, demiş. Başka ne kan arıyorsunuz daha abdestinizi bozmasın diye. bu da onun gibi. Yani ülkeyi kaosa götürmüş. 35-40 bin kişi ölmüş, şehit olmuş askeri polisi, sivili, dağda arkadaşlar, yere İzmarik bile atmıyorlarmış. Güneydoğu'nun Türkiye'den ayrılacağı söyleniyor. Ya bunu 40 yıldan beri dinliyoruz biz. Eğer normalde böyle bir şey, İngiltere, Amerika, İsrail, şu anda istiyorsa, zaten orada bir iç savaş çıkarıp, bunu yapabilirler, merak etmeyin. Veya bunu yapmayı düşünüyorlarsa eğer, o yüzden o zaman, Türkiye'nin gücünü kırmak istiyorlardır.
Ama Türkiye böyle bir güçlü durumdayken, bunu şu anda becerip başaramazlar. Bir kardeş Kürtlerin hain olduğunu söylüyor, geçmişte veya bu seçimde hainlikleri var mıdır? Biz bir kavmi, bir topluluğu, bir ırkı hain olarak nitelendiremeyiz. Bu dil yanlış bir dil. Bakın bu dil yanlış bir dil. O yüzden bu dili kullananlar, bu ülkenin kardeşliğinin altına dinamit koyuyorlar. Bu dil yanlış. 2023'te Türkiye'nin süper güç haline geleceğini söylemiştiniz, halen geçerli mi? Ben 2023 uzak, daha öncesinde Türkiye'nin, daha iyi bir noktaya geleceğine inanıyorum. İnşallah. CHP ve HDP'ye oy atan Müslüman'ın sorumluluğu var mı?
Bütün oy atanlar sorumlu. Bir şeyi seçiyorsanız sorumlusunuz. Seçtiğiniz şeyin, en iyi, en güzel, en doğru olmasıyla mükellefsiniz. AK Parti içindeki bozukluk ve çürüklük, bu işi nereye götürür? Bile bile oy atanlar mensul müdür? Normalde bir kimse, örneğin işte o dört tane bakan hala daha orada olsaydı, mensul olur da herkes. Bunların içerisinde bildikleriniz, tanıdıklarınız var ise, evet mensul olur insan. Ama sonuçta beş kişi var, birisi namaz kılıyor, dördü kılmıyorsa, siz namaz kılanı seçmekle mükellefsiniz. CHP, MHP ve Fethullah Gülen cemaatinin HDP'ye oy toplamasını nasıl yorumluyorsunuz? Bu uluslararası oyunun yurt içi tecelliyatı.
Bu uluslararası bir tezgah, az önce dedim ya Amerika, İsrail, İngiltere gibi, daha bunun ilaveleri var. Bunların yurt içinde payandaları var. Bunların siyasi payandaları var, ekonomik payandaları var, basın payandaları var, dini payandaları var. Dini payandasını cemaat üstlendi. Bayadan beri üstlendi zaten. Var güçleriyle bu meselede ne yapmaları gerekiyorsa yapıyorlar. Bu artık iştahat, biz böyle iştahat ettik deme noktasından çıktı bu. Bir şeyde bir iştahat edersin, bakın bir iştahat etsin, bu mesele abdestin farzı gibi bir mesele değil ki. Ama yok, bu bitti artık.
Bunun tartışması yok şu anda. Yani Hedef, Selahattin Demirtaş Amerika'ya gitti. Amerika'dan emirleri, planı projeye aldı, getirdi. Dumanı bol olan gazeteci de gitti Diyarbakır'a. Onlar da planı projeyi bir güzel oturtturdular, yerleştirdiler. Mesele bitti. Bunun artık bununlamıcımı yok. Hatta daha ileri söyleyeyim, keskinleşeyim biraz. Bu konuda artık cemaatın Türkiye'ye dönüp de söyleyecek bir sözü de yok. Bitti bu mesele. Artık bu saatten sonra çuvaldız, mızrak, çuvala sığmaz artık. Bitti. Benim nazarımda bitti. Bunu açık ve net söylüyorum.
Bir Müslüman kardeş, işte dini bir cemaat, konuşmayalım, etmeyelim böyle, hani dilimizi tutalım noktasında duruyordum. ama yok, bu mesele bitti. Açık yani bu. Hiç hiç bu noktada artık böyle, ya acaba mı diye, ya konuşmayayım gibisinden, böyle bir şey yok artık içimde. Yok, kesin. Yani ben çünkü 76'dan, 77'den beri takip ettim bir şey. Ha yok. Hiç kafamda şey şüphe yok ya. Hiç yok ya. Bakın, hiç yok. Daha da böyle içim keskin ama, size o keskinliğe aktarmak istemiyorum. O benim kendi şahsıma ait yani. Fethullah Gülencilerin güçlü, haklı ve boyun eğme özellikleri var.
Kur'an sünnet tarihinde bu işin doğrusu nedir? Gülencilerin güçlü, haklı ve boyun eğme özellikleri var. Hiç de güçlü değiller. Uluslararası arkalarında bir güç var. Uluslararası arkalarında bir para var. Uluslararası bir akıl var. O uluslararası parayla, akılla ve milletten topladıkları zekatla, himmetle operasyon yapıyorlar.
Yurtlara oturtturmuşlar. 50 tane, 100 tane talebeler. Hepsinin altında, ellerinde bilgisayar, laptoplar. Harıl harıl sosyal medyayı kullanıyorlar. Buralarda çalışan çocukların ailelerinden telefon geldi. Böyle böyle yapıyorlarmış hocamız. Her yurtta, her dershanede, her okulda bu tip bir teşkilatlanma yapmışlar. Bununla harıl harıl çalıştılar. Çalıştılar. Ve başardılardı. Beklentilerinin üzerinde bir vazife yaptılar. Bu noktada şey yok yani. Beklentilerinin üzerinde bir vazife yerine getirdiler. Eğer Kur'an ve sünnet noktasında insanların hidayet olması için bu kadar mücadele etselerdi, Türkiye'de bayağı hidayet noktası yukarı çıkardı.
AK Parti'nin geriye düşmesi için çalıştıkları kadar Allah'a çalışsalardı, Allah'a çalışsalardı. Bu ülke rengi değişirdi. Kul halini değiştirmezse Allah onun halini değiştirmez. Türkiye'deki durumda bu yönde mi? Evet. İnsanlar bunu görecekler, yaşayacaklar, tecrübe edecekler. Bir şey senin bilmen yeterli değil. İnsanlar bunu görecek, tecrübe edecek. Şimdi kamuoyu yoklamaları araştırıyorlar ya. Ne diyorlar şimdi? Şimdi seçim olsa AK Parti 49 alacak diyorlar. Neden? Gördü insanlar. Yaşadılar. Onlar da yaşadılar şimdi. Herkes kendince dersini alacak. AK Parti'nin İslam'ın sancaktarlığı yaptığı söylentileri doğru mu? Bu abartılı bir söz.
Hiçbir parti, hiçbir kimlik, hiçbir kişilik, hiçbir tarikat, hiçbir cemaat kendince İslam'ın sancaktarı diyemez. Böyle vasıflandırması yanlış. Asla. İslam'ın sancaktarlığı bir partiye düşmez. Bir cemaata, bir tarikata düşmez. Allah muhafaza eylesin. Ancak o sancaktarlığa herkes hizmet eder. İslam'ın sancaktarlığına herkes hizmet eder. Kendince. CHP ve HDP'ye oy atanlarla ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? Onlar da bizim kardeşimiz. La ila illallah muamenden Resulullah diyen bizim kardeşimiz. Herkes hata yapar, herkes eksik davranabilir, herkes yanlışlık yapabilir. Gıybet edenlerle konuşmuyor musunuz? İftira edenlerle konuşmuyor musunuz?
Adam gitmiş bir oy atmış. AK Parti rızık dağıtan mıdır, vesile olan mı yoksa hiçbiri mi? Rızık Allah'a aittir. Başarı nedir sizce? AK Parti başarılı mıdır? Başarılıdır desek hata yapmış oluruz. Başarının da başarısı vardır. Ne zaman bu ülkede Kur'an ve Sünnet hakim oldu o zaman başarılıdır o hareket. İnşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi