Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Mayıs 2015 · 1:37:40
Selamun Aleyküm. Sevdiğimizi düşündüğümüz bir şeyi aslında sevmediğimiz, anladığımızda bu sevginin peşine bırakmalı mı, yoksa vefa adına sevmeye, sevgimizi arttırmaya mı çalışmalıyız? Bu noktada insanların sevdikleriyle alakalı bu. Eğer sevdiğiniz şey Kur'an, sünnet, icma-i ümmet noktasında doğru bir şeyse, o kimse sevme noktasında kendisini zorlar.
Ola ki doğru, iyi, hayır, güzel olan bir şeyde nefsi ona sevmiyormuş gibi göstertebilir. Nefsi orada bir oyun yapabilir insana. Nefse güven olmaz. Yani normal örnek işte bir kimse bir müddet sonra işte çok samimi bir arkadaşıdır, bir dostudur. Ya ben bunu sevmiyormuşum demek ki değil, bırakma noktasında olmaz. Veyahut da ne bileyim işte kendince bir ibadeti virt etmiştir sevdiğinden dolayı. Bir müddet sonra ben bunu sevmiyormuşum demek ki gerçek manada bırakayım bu nefsin oyunlardır buna.
O zaman birinci derecede sevecek olduğumuz şeyler Kur'an, sünnet dairesinde doğru şeyler olmalı. Bu sevgiler insanı aynı zamanda da kemale erdirir. Kur'an, sünnet dairesinde doğru olan şeyler ve o doğruda istikamet sahip olup o doğruda ısrar etmek, o doğruda gayret etmek, o doğruda mücadele etmek bazı noktalarda farz, bazı noktalarda vacip, bazı noktalarda sünnet, bazı noktalarda nafile, bazı noktalarda müstehaf, bazı noktalarda iyi bir şeydir, güzel bir şeydir.
Yapılması lazım gibidir. Bunun gibi. O yüzden normalde bir kimse önce sevdiği şeye bakacak. Neyi seviyor? Mesela nefis şöyle diyebilir Allah'ı sevdiğimizi iddia ediyoruz ya, aa biz demek ki çok sevmiyormuşuz deyip bıraktırabilir bizi. Veyahut da işte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevdiğini iddia ediyor kimse, bir müddet sonra aa ben çok sevmiyormuşum deyip, buradan kapı aralayıp, ya ben sevmeye başlayınca ben dine başlayayım, sevmeye başlayınca ben namazı, abdesti, oruca başlayayım. Bunlar normalde insanı aldatır. Veyahut da işte öyle bekler ya herkes, işte ben böyle cuş, cuşu huruş içerisinde namaz kılamıyorum. Eee ben bir cuşu yakalıncaya kadar, yakalayıncaya kadar, namazı sevinceye kadar ben kılmayayım. Bunlar nefsin aldatmasıdır hep. Veyahut da ya ben oruç tutuyorum ama işte ben bir cuşu içerisinde oruç tutamıyorum. Eee cuşu içerisinde oruç tutmaya başladığımda ben oruca başlayayım.
Veyahut da ya ben zikrullaha kendimi veremiyorum, ben sevdiğimi zannetmiştim, terk edeyim gideyim. Bunun gibi. Burada nefis vurur insanı. Allah muhafaza eylesin. İyi, doğru, güzel, hayır olan şeyde nefis önümüze problem çıkarır. Eğer problem çıkmıyorsa zaten yine nefis başka yerden sıkı vurmuştur bize. Yani zikrullaha gelirken elini kolunu sallaya sallaya hiçbir şey yokmuş gibi geliyorsan gelişine dikkat et. Neden? Böyle alışkanlık haline gelmiş olabilir o zaman bu. Alışkanlık haline geldiğinde zikrullahi yapmışsın, yapmamışsın, gelmişsin, gitmemişsin bu sende bir değişiklik olmuyor. Eğer gerçekten zikrullaha geliyorsan, bu noktada böyle bir gayretin varsa, bu noktada bir muhabbetin, bu noktada bir çaban varsa, nefis seni bir yerlerden zorluk çıkaracak. Bir yerlerden bir sıkıntı çıkaracak.
Şeytan seninle mücadele edecek, uğraşacak seninle. Bazı duyarsınız böyle işte ya işte hiçbir sıkıntı yok, hiçbir problem yok. X cemaatı, X derganda. Harika derim ben. Neden? Herkes orada ayniyeti kabul etmiştir. Ve gerçekten bazı yerler vardır, böyle problemsizdir. Kılçıksız balık gibi. Bizde hiç problem bitmez mesela. Sorarlar hani bizde problem bitmiyor diyor, bitmez bizde diyorum ben. Neden diyorlar? Ya hep diyorum çizginin dışındakınlar ve çizginin ucundakınlar bizde. Bir tane normalimiz yok ki bizim. Normal bir kimse gelip bulmuyor zaten, ben daha normallik var önce. Yani baktığınız zaman pro tiplere, hepsi de horoz bizim elhamdülillah.
Bu noktada sakın ha şikayetçi değil mi öyle? O önünde teftekleyecek bir kimse bulamazsa, birbirini teftikler. Onu da bulamazsa kendini teftikler. Durmaz, hırs var. Şimdi bazı yerler vardır mesela, hiçbir şey yoktur. Herkes koyun gibi gider, koyun gibi çıkar. Öyle bir şeye söylediydim bunu. Bir halifeye söylediydim, böyle baktı. Dedim tavuk sizinkiler dedim ben. Nasıl dedi, valla dedim böyle dergah dedim. Yok, ben burada görüyorum bunu dedim. Bu mümkün değil dedim. Ya nasıl, yok dedim ya. Ben böyle bir şey hiç görmedim dedim ben hayatım boyunca. Bizde dedim, kaynar hep dedim. Ya neden dedi, valla dedim, neden olacak hep bizde dedim. Normalde, çizgi dışı pro tipler vardır.
İdare etmek zordur, muhafaza etmek zordur, korumak zordur. Onu bir çizgide götürmek zordur dedim. Üstün gayret ister dedim. Üstün gayret. Böyle az filan değil yani. Allah affetsin böyle bir tane şeyhim diyen duramaz. Mümkün değil. Şimdi nefis, insanı hiç tutmaz tuttuğu yerde. Tutmayacağından dolayı zekrullaha gelirken de tutmaz. Şeytan bırakmaz insanı. Bir problem çıkarır, bir sıkıntı çıkarır, bir şey yapar. Muhakkak yapar. Yapmıyorsa zaten, başımda yumurta kır demeyeceğim. Sıkıntı var, iyi düşün, tefekkür et. Burada dalga eksik olmaz hiç. Bazen derim ya ders verirken, bizim işimiz sıkıntılıdır bak. Bizim yolumuz zordur. Gene ders alacağım mı? Alacağım. İyi.
Bizde böyle aman halimen salimen gitsin. Böyle bir şey yok. Ben hiç yaşamadım ömrümce. Biz bayındır da dört kişiydik. Lan kendi kendimiz dedik. Problemimiz yoktu. Tire'den problem geldi bize. Ismarlama geldi. Ismarlama paket halinde geldi. Beş kişiyiz, altı kişiyiz. Zikullah yapacağız diye uğraşıyoruz. Ondan sonra dedemin eski evinde elektrik yok, su yok, gaz lambasında. Biz gaz lambasında ders yapıyoruz. Bazen dört kişi, bazen beş kişi. Derste olan bir tek Oktay var. Bir Oktay dersi. Oktay'la biz baş başa zikrullah yapıyoruz. İlk başladığımda tek başımayım ben. Hiç kimse yok bayındır da. Ben öyle çok ters yapmışımdır.
Oturuyorum ben. Normalde terste oturur gibi böyle iki dizimin üstüne. Boğuşlamaları yapıyorum. Cehri. Yumum gözümü yumuyorum. Allah dolduracak diyorum ben. Normal zikrullahı nasıl yapıyorsam, yaptırıyorsam, tek başıma öyle zikrullahı yaptırıyorum. Dışarıdan birisi kameraya alsa der ki bu kafeyi kırmış. Bu gitmiş der. Normal zikrullahı yaptırıyor. Tam tadiline göre. Ayağa kalkmasıyla, oturmasıyla tek başıma. Siz zannediyorsunuz ki yol bir günde oluyor. Yol bir günde olmuyor. Öyle yol bir günde olmuyor. Tek başıma.
Sonra Oktay oldu. Oktay'la baş. İki kişi. Ardından işte bazen İmam Hatip, Harunlar filan onun bir tayfası vardır İmam Hatip'ten. Onlar işte gençler filan geliyor. Millet aslında dalga geçecek bizde ama benden korkularından, çekintilerinden dalga da geçemiyorlar. Bir şey de diyemiyorlar. Benim tersim sakat biraz diye. Siz bakmayın yeni arkadaşlar şimdi en yumuşak zamanıma denk geldi. Ooo. Şimdi eski arkadaşlar beni tanımlamakta güçlük çekiyorlardır. Sen ne ya? Öyle mi biraz? Sen hangi biraz öyle diyor? Evet.
O zamanlarda normalde yani tek o mümkün değil. O zaman dahi böyle bir sürü problem çıkıyor. Problem çıkmaması mümkün değil. Ve normalde arkadaşlardan birisi milletin dizi ağrıyor ya. Herkes hiç kimse şey değil. Bizi ayağa kaldırıyorum ben arkadaşları. Dizleri ağrımasın, sıkıntı çekmesinler. Zikrullah'tan bıkmasınlar. Ben normalde bu işlemeleri yaptıktan sonra kaldırıyorum ayağı. Tevhitten sonra kaldırıyorum ayağı. Ayağa kaldırmak nakip işiymiş. Nakipler ayağa kaldırılmış. Bildiğimiz mi var bizim? Bizim o zaman arkadaşlardan, çocuklardan birisi genç davranıyor daha o zaman. Gitmiş Tire'de muhabbet ederken oradaki Zakir Efendi'ye demiş böyle böyle işte ayağı kaldırıyor. O sormuş nasıl yapıyor? O da ayağı kaldırıyor falan demiş.
Demiş ya ayağa kaldırılmaması lazım. E hadi iyi bak onun için şeye geldiler. Ne o? Bayındır'a geldi. Allah Allah. Hani ayağa kalktığımızı söylüyor. Dedim ya kim buna söyledi ki ayağa kalktığımızı bize? Öyle birisi söyledi bunu. Yetiştirdi. Ben suç olduğunu da bilmiyorum ama hata olduğunu da bilmiyorum. Hemen açtım telefonu Şeyh Efendi'ye. Cumaları bir tek cuma günleri telefon açılıyor. Bir de cuma günleri bir tek Zakir'ler arıyor. Evi. Zakir'lerde telefon var bir tek. Başka kimsede telefon yok. Vermek de yasak. Birinin bir problemi varsa geliyor. Diyor ki benim Şeyh Efendi'yle görüşmek zorunda olduğum bir şey var. Mahremse mahrem söylemiyor.
Şeyh Efendi'ye telefonu açıyorsun. Selamun Aleyküm Aleyküm Selamun. Efendim Halid kardeşim böyle bir problemi varmış. Müsaade ederseniz sizinle görüşmek istiyorum. Yarın arasın. Yarın arıyor. Üç gün sonra arasın. Üç gün sonra arıyor. O esnada müsait. Ver şimdi telefona. Veriyoruz telefonu. Biz anlatıyor, konuşuyor. Bitiyor mesela. Cuma mübareği aradım ben. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Dedim efendim. Hakkınızı helal edin. Ben çok büyük bir suç işledim herhalde dedim. Ne oldu dedi. Özür dilerim pardon. Dedim efendim. Benim dedim şeyhim kim? Bu nasıl söz Mustafa Efendi dedi. Direkt.
Onun şivesi o öyledir. Bizik dedi. Ne oldu dedi. Dedim efendim hakkınızı helal edin. Bir suç işlediysem özür dilerim. Ama arkadaşlarım burada dedim. Dizleri ağrıyor. Ben de onları ayağa kaldırdım. Ayağa kaldırdım diye dedim. Geldi bir ağrıyor. Dedim burada bana laf söyledi. Dedim ben dedim. Bir hata ettim. Kusur ettim herhalde dedim. Ama dedim yani. Bir de bir iki böyle mevzular oldu. Herkes bana bir şekilde bir şey söylemeye çalışıyor ama. Yani bir kimse vardır. Nasihat edersin. Anlatırsın. Yetişsin diye yardımcı olursun. Bu aladır. Ama adamı böyle. Törüştürmeye çalışırsan. Çelme takmaya çalışırsan. Bu zulümdür. Dedim böyle bir sıkıntı var efendim.
Böyle böyle dedim ben. Daha yeni dervişiz. Daha yeni zakirliği bilmiyoruz. Hiçbir şey bilmiyoruz. Allah rahmet eylesin. O zaman dedi bana. Sen dedi otururken, ayaktayken, suyun üstünde, havada, uçarken, yatırırken, öyle yaparken, böyle yaptırırken, zikrullah edersin. İstediğinin dersini alırsın. Dersini verirsin. İstediğine, istedin, çavuştu, nakipli, ne kapalı verirsin. İyi öyle yaparsın. Böyle edersin. Telefonda coştu da coştu. Allah rahmet eylesin. Telefon kaldı elindere. Tamam mı Mustafa Efendi? Bir şey olduğunda direkt beni arayacaksın. Direkt bana konuşacaksın. Emredersiniz efendim dedim. Bitti. Şimdi bunu tabii söyleyemiyorsun arkadaşlara. Şimdi böyle söylesen, bellik girecek. Ene girecek.
Neyse tabii zaman içerisinde bu oldu. Ama burada bir sıkıntı, bir problem. Bir, sonradan ben zaten Tirelilerin gelmesini de yasakladım Bayındır'a. Dedim efendim hakkınızı helal edin. Ben Tirelilerin Bayındır'a gelmesini yasaklayacağım dedim. Sen bilin oğlum dedi. Ben de dedim ki yasak. Bundan sonra hiç kimse dedim Bayındır'a girmeyecek. Derviştik ile alakalı. Ticaret yapıyorsanız ne yapıyorsanız yapın gelin gidin dedim. Şimdi muhakkak nefis, iyi, doğru, güzel, hayır bir şeyde problem çıkarız. Aldanma hiç. O yüzden iyi, doğruyu, güzeli severken şunu der. Bu sağdan girmesi. Herhalde sen tam sevemedin. Eee ya sevmemişsin demek ki.
Yürü git başka kapıya. Yani bu Zikullah dergah açısından değil. Arkadaş kardeş açısından. Önemli olan mümini sevdiği gibi kardeş kardeşi de sevecek. Dergah kardeşliğini tesis edecek. Nefsin seni dergah kardeşliğinden alıkoymak ister. Başlar şimdi. Ahmet Bilgin sarını yandan sarıyor. Haydaresini yandan bağlıyor. Yok ya haydaresinin rengini güzel değil. Şimdi olumsuzluklarını başlıyorsun ya sıralamaya. Bitti. Şeytan geldi oturdu senin içine. Ahmet ne mübarek kardeş ya. Ne iyi kardeş ya. Allah ondan razı olsun. Felsefe bu.
Sistem bu. Eğer birinin eksik ve kusurlarını siz görüp onun üzerine yazmaya başladınız. Onunla ilgi ve alakanız kesildi. İşte nefis insana bunu yaptırır. Allah muhafaza eylesin. Bayanlar tarafına sesim az gidiyormuş. Başlamadı. Konuda hep şikayet oluyor. Salim ona göre bir kalıcı bir şey yap istersen. Ne yapacaksan yap. Biz yeni elimiz. Eşim bana yalan söylüyor ve ben onu fark ediyorum. Ne yapmalıyım. İslamca bir erkeğin her anlamda eşine nasıl davranmalıdır. Eşimin bu şekilde davranması evliliğimizi zorlaştırıyor. Bu büyük bir hastalık.
Eşler arasındaki güvensizliğe, eşler arasındaki bu noktada sıkıntılara sebep olacak bir şey. Gönül arzu eder ki eşler birbirlerine hiç yalan söylemesinler. Bu noktada hukuka riayet etsinler. Hakka riayet etsinler. Eğliliklerinin uzun sureli olacağına inansınlar. Ve böylece kendilerince doğru şeyler yapsınlar. Bu bazen erkeklerden kaynaklanır. Erkeklerden şöyle kaynaklanır. Erkek olur olmaz her şeye tepki gösteriyorsa, olur olmaz her şeye agresifçe davranıyorsa, kadınlar önce bir şeyi saklama yönüne giderler. Bir müddet sonra saklamak yetmez, değiştirmeye başlarlar. Evliliklerini yürütme açısından. Bu biraz da aileden kaynaklanır.
Ailede anne böyle şeyler yaparaktan babayı istediği çizgide götürüyorsa, kız bu yanlış şeyi doğru görüp, o da kocasını böyle şekilde götüreceğini zannedebilir, düşünebilir. O yüzden bu meseleyi teferruatlı inceleyip, teferruatlı konuşup, bunun sebeplerine inmek gerekir. Niçin yalan söylüyor? Niçin yalan söyleme ihtiyacı duyuyor? Bunun sebeplerine iner, bunun nedenini bulursa, o zaman onu tedavi etmek daha kolay. Ama sebebini bulmaz, bunun nedenini, niçinini tam olarak tespit edemezse, bu sefer gerçekten sıkıntı olur. Önemli olan onu tedavi etmektir, onu düzeltmektir. Önemli olan onu oradan geri çevirmektir.
Onu oradan geri döndürüp, doğruyla buluşturmaktır. İyiyle buluşturmaktır. Ne yazık ki bizim toplumumuz böyle bir İslam terbiyesini almış, bir İslam ahlakı üzerine yetişmiş bir topluluk değil. Bunları böyle makulleştirmek, normalleştirmek için söylemiyorum. Ama bizim toplumumuz böyle. Böyle olunca kiminle karşılaşacağımız belli değil. Bu herkes için geçerli. Karşımıza gelen bir kimsenin Kur'an ve sünnet tarihinde eksiklikleri ve noksanlıkları olacaktır. bizim de olacaktır. Bunun yolu, bunun yolu karşılıklı oturup güven tesis etmek, karşılıklı oturup haramlardan uzak durulmayı, haram işlememeyi özümsetmek, özümsemek, bu noktada kendi dairemizde istikamet sahibi olmak.
İnşallah. Ölmeden ölmek kimlere nasip olur? Cennetin bütün katlarına girebilir mi? Herkes nasip olur. Ölmeden önce ölmek demek, Kur'an ve sünneti bu noktada, gücünün nispetinde, tamamiyetle teslim olmak demek. Bunun özel bir şeysi yok. Haramlardan uzak dur, haramlardan uzak dur. Ve Allah'a teslim ol. Resulüne teslim ol. Bu teslimiyetin ölçüsü, haramlardan uzak durmak ve Cenab-ı Hakk'ın emrettiklerini yerine getirmeyi. Bunu özel ritüellere, özel lafızlara, özel kelamlara boğmanın anlamı yok. Haramın göbeğinde yaşayıp, ölmeden önce ölmeye arzu etmenler var. Haramın göbeğinde yaşayıp, kendilerince seyr-i sülûk yapmayı düşünenler var.
Haramın göbeğinde yaşayıp, seyri sülükünü tamamladığını söyleyenler var. Haramın göbeğinde var. Bunlar insanları hep aldatır. Hep kandırır. Bunun özü, bunun temeli, o kimsenin, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, haramlardan uzak durup, farz ibadetlerini, nafile ibadetlerini yapıp, Allah'ı sevmesidir. Bu kişi ancak, bu hal ile hallenir. Geri kalanın bu hal ile halleneceğini, ne yazık ki, kabul edebilecek noktada değilim. Altı şey vardır ki, onlar kimde bulunursa, imanın hakikatine ulaşır. Bir, yazın oruç tutmak. E tabi yazın oruç tutmak, insanlara zor gelir.
Bu birkaç, üç dört yıldan beri de, yani, Türkiye bu zorlu, İslam dünyası daha doğrusu, bu zorluğu çekiyor. Şimdi yine, oruç Haziran'a denk geliyor. Haziran'ın 15'i mi? Kaç? 18'i mi? Haziran 18. E kolay değil, Temmuz 18'de bitecek, tam sıcakların cavcav olduğu zaman. E yani, Haziran'da, Ramazan orucu tutmak, kolay bir şey değil şimdi. Artı, yaz günü, mesela pazartesi, perşembe oruç tutuyor o kimse, yaz geliyor, yazın da o virde devam edecek, pazartesi, perşembe orucuna. Vird edinmiş, ayda üç gün, başında, ortasında, sonunda oruç tutuyor. Yazın da o oruca devam edecek, ihlasını gösterecek. Vird edindiysen bir şeyi, ihlas odur.
Vird edindi bir şeyi, terk etmezsin hiç. Hangi şartta olursan ol. Zikrullah'ı vird ettin mi ettin, terk etmezsin onu. Günlük virdini, vird olarak aldın mı aldın. Onu terk etmezsin. Perşembe akşamları ders var mı? Var. Onu vird haline getirdin mi? Evet, terk etmezsin onu. Mahallende ders var. Ne gün? Salı günleri. Onu vird ettin mi? Ettin. Her salı derse gideceksin. Ya bu salıda, şampiyonlar liginde, Galatasaray'ın maçı var. Ya işte ne yapayım? Ya işte, ya bir günde gitmiyorum. Ay gitti, ihlas bozuldu. Vird edindiysen ihlas bozuldu. Yok öyle bir şey. Ona devam edeceksin. Az ama devamlı olan ibadet Allah katında makbuldür, buyurdu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
O zaman ihlasını göstereceksin. Normalde eğer ki yazın göbeğinde de vird edildiğin oruçlar varsa onlara devam edeceksin. İki, Allah'ın düşmanlarını kılıçla vurmak. Bu noktada bir kimse Cenab-ı Hakk'ın düşmanına düşman olması o kimsenin Allah'a dost olmasıdır. Allah düşmanına düşman olmak. Bir kimse Kur'an ve sünnetin dışında mı? Evet, ona düşman olmak. Ona düşman olmak. Din tamamlandı. Din tamam. Dinde eksik noksanlık bir şey yok. Ey iman edenler, siz Yahudileri ve Hristiyanları dost tutmayınız. Bir şey haramsa ona giden yollar da haramdır.
Yahudi ve Hristiyanı dost tutanı da dost tutamazsın sen. Neden? Yine aynı. Sen Allah düşmanını kendine dostluk yapıyorsan, düşmanının dostunu dost ediyorsan, sen düşmansın. Nasıl dostun dostuna dost olmak dostluksa, dostun düşmanına dost olmak, dosta düşman olmaktır. Asla burada şeytan yanıltır insanı.
Nefis yanıltır insanı. Şimdi Türkiye cendereden geçiyor. 28 Şubat'ta bir cendere yaşadı. 28 Şubatçılarla dost olan cemaatler, tarikatlar, şey efendiler, hoca efendiler vardı. Biz dost değildik. Sustunuz mu? Evet. Yumdunuz mu gözünüzü? Evet. Onlara mektuplar yazdınız mı? Evet. Kıssa anlatmak kolay. Karıncaya sormuşlar, nereye gidiyorsun? İbrahim'in ateşini söndürmeye. Kıssa da edebiyatta güzel. E sen ateşi söndüremezsin. Hiç olmasa Nemrut'a olan düşmanlığımı gösteririm ya. Edebiyatta harika.
28 Şubatçılara düşmanlığınızı gösterdiniz mi? Göstermediniz. E hiç olmazsa Müslümanlara dost olaydınız. Müslümanların yanında duraydınız. Onlara dost olup desteklemeyin. İyi. Hiç olmasa özür dilerim. Onları desteklemeseydiniz. Onların yanında durmasaydınız. Müslümanların yanında durmadınız. İmam hatipler kapanırken durmadınız. Kur'an kursları kapanırken durmadınız. Camilerde Kur'an-ı Kerim öğretilmesi yasaklanırken durmadınız. Müslümanların yanında. Nerede durdunuz? 28 Şubatçıların yanında durdunuz. Eee? Allah düşmanlarına dostluk yaptınız.
Sustun mu? Evet. Ya hiç olmazsa yanımızda duraydın ya. Aynı şey dergahlar için de, tarikatlar için de, şeyhler için de geçerli. Bizim için de geçerli oldu. Bırakıp gidiverdi arkadaşlar. Şeyh Efendi'ye öyle demişler. Kimisi demiş ki, efendim memuruz. İşten atılırsak bizim evlerimize Mustafa abim bakacak. Kimisi demiş ki, dükkanımızı Mustafa abim açacak. Eğer içeri düşersek. Kimisi demiş ki, ya bizim çeklerimizi Mustafa abim ödeyecek. Eee? Biz derslere gitmek istemiyoruz. Ayrı toplanmak istiyoruz. O gündür, bugündür ayrılar. Kolay değil tabii.
Haklılar. Bu işler edebiyatta güzel. Bahadırlık yapmak, cengaverlik yapmak konuşurken güzel. Benim meşhur bir sesim var. Asker polis, dük yaptığı zaman önemli. Bir düdük neredesin? O önemli. Bir düdükle gitti. Eee? Aa demek ki, Allah yolunda dimdik duracaksın. Mücadele edeceksin. O günkü mücadele kılıç sallamakmış. Şimdi de kılıç sallamak gerekiyorsa kılıç sallayacaksın. Allah yolunda dimdik duracaksın.
Ya ne yapalım şimdi Şeyh Efendi, eee? İşte bu zamanda böyle dedi. Eee? Kur'an sünnet düşmanlarını destekleyeceğiz dedi. Allah Allah. E hocamız bizim böyle buyurdu şimdi. Allah Allah. Hikmet vardır. Allah Allah. Biz göremeyiz. Dedim ya şu hocanız gördüğünü dedim. Bizim görmediğimizi, o da gördüğünü bize bir anlatsa. Nasıl yani? Basbayağı dedim ya. Bu dedim Kur'an kurslarını kapatmakta hikmet mi görüyor dedim. Onunla beraber mi olacakmışsınız? Kapı kapı dedim.
Onlara oy devşirmek için mi çalışacaksınız şimdi? Ses yok. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri itaat mağruftadır. İyiliktedir diyor bize. Kadının dahi kocasına olan itaatini Kur'an ve sünnet çerçevesine koyuyor. Öyle körü körüne bir itaat yok. Müridin de mürşidine olan itaatini Kur'an ve sünnete dayandırıyor. Bizim tasavvuf anlayışımız bu. İtaat, Kur'an, sünnet, icma-i ümmet noktasında. Şeyh, üstad, hoca efendi, hacı efendi, müdür, amir, memur her neyse. Dini hiyerarşide ismi. Bize sünnet-i Resulullah'tan örnek getirecek.
Bize sünnet-i Resulullah'tan ölçü getirecek. Bize sünnet-i Resulullah'tan delil getirecek. Biz o zaman kabul edeceğiz onu. Ya iştahat ediyor. İştahat ederken de her iştahat sünnet-i Resulullah'a uygun olacak. Bütün İmam-ı Azam Hazretleri müsnet yazmış. Müsnedine de bütün iştahata sebep olan, iştahata ölçü olan bütün hadislerini almış. Hadisleri almış koymuş oraya. Bakın ölçü var, ölçüsüz iştahat yok. Allah bizi affetsin. O yüzden Allah düşmanlarına kılıç vurmak ama bu dille ama bu dil konuşmak, tebliğ etmek ama bu elle ama bir yerde durmakla ama bu nöbetle, ama bu ilimle, ama bu zikirle, ama bu bir topluluğun içerisinde bulunmakla bir şekilde ne olacak?
Allah düşmanlarına karşı mücadele etmekle emrolundun. Allah düşmanlarına karşı Kur'an ve sünneti kendisine ölçü etmeyenlerle mücadele etmekle emrolundun. Bununla emrolunduk biz. Biz emrolunduğumuz gibi yaşayacağız. Hani Hazreti Allah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine demiş ya, emrolunduğun gibi yaşa diye. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Buna devam edeceğiz inşallah. 15. ders Kehf suresi ayet 28. Cenab-ı Hak peygamberine söylüyor bunu.
Nefsini sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut. Peygamberine diyor ki, sabah akşam nefsini Cenab-ı Hakk'ın rızası için Allah'a yalvaran o noktada, o dairede duranlarla beraber tut. Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın.
Yani o Allah'ın rızasını gözetip sabah akşam Allah'a dua edip yalvarıp ibadet edenler var ya, evet. Gözlerini sakın, onlar gözünü gözünü, dikkat edin. Gözlerini sakın, dünya heva ve hevesini ilah edinenlere çevirme. Tehdit var, sakın. Devam ediyor. Kalibini bizi anmaktan, zikretmekten alıkoyduğumuz, keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye itaat etme. Kime itaat edecekmiş? Allah'ın zikriyle hemhal olana itaat et. Ya, Allah'ın zikrine geri dönmüş. Allah'ın zikrini terk etmiş.
Allah'ın zikrinden uzaklaşmış. Allah'ın zikrini yapmaz hale gelmiş olan kimselere sakın uyma. Sakın onlarla beraber olma. Sakın onlara itaat etme. Bu ayet-i kerime Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanına gelirler. Derler ki, bize özel sohbet et. Biz seninle özel görüşmek istiyoruz. Şu fakir fukaralar var ya benzi solukluğa. Şunlarla bizi ayırt et. Bizlere ayrı bir muamele göster. Bizim muamelemiz farklı olsun. Ya, biz doktoruz. Buradaki işçilerle beraber aynı halakaya oturmayalım. Biz avukatız.
Buradaki işçilerle, ter kokanlarla beraber oturmayalım. Biz zenginiz. Tekstil fabrikalarımız var. Metal fabrikalarımız var. İşte Bademli'de villalarda oturuyoruz. Eee, bize özel sohbet lazım. Yani, Bademli'de bize bir sohbet halakası aç. Harika. Biz ayırıştır bunlarla bizi. Müşrikler böyle söylüyorlar. Cenab-ı peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir an duruyor. Bir an durduğunda ayeti kerime geliyor Cebrail aleyhisselamla. Ve bir rivayette hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bu ayet inince hızla bulunduğu mekandan sokağa çıkıyor. Hızla.
Allah'ın bahsettiği bu kullarla beraber olmak için. Cenab-ı Hak bu kulları bahsettiyse, bu kullar muhakkak var. Ve tabaranın rivayetinde benzi solmuş, devamlı Allah'ı zikreden bir toplulukla karşılaşıyor. Ben bu topluluğun zahir bir topluluk olduğuna inanmıyorum.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ayeti kerime inzal olur olmaz. Çünkü hızla dışarı çıkıyor. Hızla dışarı çıkınca peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri benzi solmuş, devamlı Allah'ı zikreden bir cemaatle karşılaşıyor. Ve o cemaate ilhak oluyor. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o cemaatı Medine-i Münevvere'deki Osman, Ali, Ömer, Hazreti Ebubekir, Talha, Zübeyir dese böyle bir isim yok. Böyle bir isim nakletmiyor bize.
Burada çıkıyor. Evinden çıkmış. Bu yalvaran topluluğu, bu zikreden topluluğu aramaya koyulmuş. Ve bunları buluyor. Ve bu esnada bir tek elbisesi olan başı açık, derisi kuru bir topluluğa rastladı ki, başı açık, derileri kuru, bir tek elbiseleri var üzerlerinde.
Allah'ı zikrediyorlardı. Onları görünce beraber oturdu. Ve hamdolsun o Allah'a ki, ümmetimden de benim kendileriyle birlikte sabretmemi emir buyurdu. Kullar yaratmıştır dedi. Biz Medine-i Münevvere'deki o günkü sahabelere baktığımızda, o günkü sahabelerin tarifi değil bunlar. Allah'u alem. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'u alem. kendisinden sonra gelecek olan bütün sufi topluluklarının bu noktada, topluluklarıyla beraber Allah'ı zikrettiler. Bu benim kendi inanışım. Birisi diyebilir, yok böyle bir şey.
Eyvallah. İdda sahibi değilim. Ama Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ayeti kerime gelir gelmez, bulunduğu yerden hızla uzaklaşarak da, bu topluluğu aramağa koyulur. Kıymetli dostlar, Allah'ı zikreden bir topluluğa gitmeniz, bu manada farz. Muhammed böyle bir topluluk aramakla mükellef.
Ümmet-i Muhammed, Allah'ı zikir halakalarını terk ettiğinden dolayı, iki yakası bir araya gelmiyor. Ümmet-i Muhammed bu noktada, evlerinde bereket yok, işlerinde bereket yok, hayatlarında bereket yok, hiçbir taraflarında bereket yok. Doğulmuş vaziyetteler. Parça parça olmuş vaziyetteler. Ne diyor Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, mektubat 29. mektup 9. kısım 8. telvi. Osman-ı Aliye'yi gavurların karşısında 500 yıl boyunca ayakta tutan, camilerin arkasındaki tekkelerden yükselen Allah, Allah nidalarıdır. Camilerin arkasındaki tekkeleri yıktıktan sonra İslam dünyasının iki yakası bir araya gelmedi.
ve ne yazık ki İslam dünyası henüz daha nerede hata yaptığını yanlış yaptığının farkında değil. Ve içeriden dışarıdan İslam dünyasını yıkmak isteyenler, camilerin arkasındaki tekkelerden yükselen Allah, Allah nidalarını susturmaya çalışıyorlar. Ve bir dönemde buna mahzar oldular. Ve İslam dünyası yeniden camilerin arkasına tekkelerini kurup, tekkelerinde Allah, Allah nidalarını işittirmedikçe, niye yazık ki hakimiyet hiçbir zaman İslam'ın olmayacak, Müslümanların olmayacak. İşte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, hızla o sabah akşam Allah'ın rızası için, rızasına kavuşmak için, gece gündüz yalvaran ve Allah'ı zikreden o topluluğu aramak için koşuşturuyor.
Ve hey Müslüman, koskoca Hazreti Peygamber, Allah'ı zikreden bir topluluk aramak için, canhıraş Medine sokaklarında düştüyse, canhıraş Medine sokaklarında Allah'ı zikreden bir cemaati aramaya koyulduysa, sendeki bu küstahlık, sendeki bu kibir, sendeki bu firavunluk, sendeki bu nemrutluk, emrutluk, seni nereye götürecek? Seni nereye götürecek?
Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım dedi Peygamber. Habibin dedi, yaratılmışların sebebi, yaratılmışların sebebi, peygamberlerin evveli, yaratılmışların evveli, peygamberlerin sonuncusu, ahiri, alemin, kainatın özü, sebebi, nuruna nuruna kattığı, ismini ismine kattığı Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, o zikreden bir topluluk aramaya koyuluyor.
O zikreden bir topluluk aramaya koyuluyor. Ve o bir zikreden bir topluluk aramakla kendini mükellef görüyor. Hakkında ayeti kerime iniyor. Sen gece gündüz sabah akşam, Rabbinin rızasını dileyen, ve Allah'ı zikreden bir toplulukla beraber, nefsini onlarla beraber tut. Kimle beraber tutma? Dünyanın heva ve hevesine kalmış. Allah'ın zikrullahını terk etmiş. Allah'ın zikrine kendince kapısını kapatmış. Zikrullaha sırtını dönmüş. Allah'ı unutmuş. Zikir halakasına sırtını dönmüş. Zikrullaha virdine sırtını dönmüş. Şeyhine sırtını dönmüş. Yoluna sırtını dönmüş. Allah'ın zikrine sırtını dönmüş.
Sen onların ağzına bakma. Onlara itaat etme. Onlarla beraber olma. Gözünü sakın ha! Allah'ı zikredenlerden başka bir yere çevirme. Hazreti Peygamber'e söylüyor bunu sallallahu aleyhi ve selleme. Biz ne oluyoruz ki? Biz ne oluyoruz ki? Biz neredeyiz ki? Biz halakayı zikrullah'ta oturanları kendimize baş tac etmiyoruz ki. Biz neredeyiz? Halakayı zikrullah'ta olanların biz eksiğini yediğini araştırıyoruz. Ben diyorum ki bir kimse halakayı zikrullah'a oturduysa uğraşma onunla. Onunla uğraşan gider o kalır orada. Senin beğenmediğin burada kalır.
Sen gidersin. Dervişleri hafife alan kalmaz burada gider. Allah'ı zikredenlerle alay edenler. Allah'a nasıl hesap verir? Allah'ı zikredenleri kendine düşman tutanlar. Nereye gidersiniz? Nereye bakarsınız? Hangi kapınız açılır? Allah'ı zikredenleri hor hakir görenler. Aptal görenler. Salak görenler. Gerizekalı görenler. Bunlar uçmuş deyip alay edenler. Bunların bir şeye kafası çalışmaz diyenler. Onları soytarı gibi görenler. Ey ahmaklar! Körler! Cehenneme taşın! Kendinize gelin. Sufilerle uğraşmayın. Allah'ı zikredenlerle uğraşmayın. Diliniz dönmez son nefeste.
Son nefeste diliniz dönmez. Hani Cenab-ı Allah hadisi kudüsüde diyor ya. Kim benim velilerime savaş açarsa bana savaş açmıştır. Kim benim velilerime savaş açarsa bana savaş açmıştır. Yırtıcı aslanın avından intikamını aldığı gibi ondan intikamımı alırım. İntikam alıcı Allah, intikam alıcı Allah sufilerle, Allah'ı zikredenlerle uğraşanların sonları helaktır.
Uğraşma, uğraşma, dilişme onlarla. Mücadele etme. Varsa doğru bildin nasihat et, alay etme. Varsa doğru bildin anlat, incitme. Varsa doğru bildin. Gel tatlı tatlı anlat. Biz de doğruya doğru gidelim. Hakaret etme. Sufilere hakaret etme. Allah'ı zikredenlere hakaret etme. Allah'ı zikredenleri hor hakir küçük görme. Allah'ı zikredenleri akılsız fikirsiz görme. Onlar akıllarını Allah'a teslim etmişler. Onlar fikirlerini Allah'a teslim etmişler. Onlar kendilerini Allah'a teslim etmişler. Sen kimle uğraşıyorsun? Allah muhafaza eylesin.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Allah'ın rızasından başka bir şeyi gözetmek ve beklemeksizin Allah'ı zikreden bir topluluğu gördüğünde göklerden bir münadi şöyle seslenir. Kalkın. Hepiniz de bağışlandınız. Kötülükleriniz iyiliğe çevrildi. Allah'ı zikreden bir topluluk gördüğünde bir münadi melek, bir münadi çığırtkan sesleniyor. Ey Allah'ı zikreden topluluk.
Ey canını, malını, çoluğunu, çocuğunu, evini, barkını, rahatını, soğuğunu, kışını, yazını, sonbaharını, yağmurunu, karına bakmadan paran vardı yoktu. Son bir liranın da yol parası, son iki liranın yol parası. Aman şu cemaatta zikrullaha gideyim. Evde hanım, kadın, çoluk, çocuk, herkes aman gitme derken. Eş, dost, anne, baba, patron, işçi, sevgili, aman gitme ne işin var orada derken.
Herkes eteğinden, herkes arkandan, paltondan geriye çekerken. Oraya gidip terliyeceksin, hasta olacaksın. Orası kokuyor rutubet, evet. Orada şöyle var, evet orada böyle var. Hepsi var, hepsi var. Ama bir şey daha var. Bir münadi sesleniyor. Ey Allah'ı zikreden topluluk. Oradan affolmuş olarak kalkınız. Ve kötülükleriniz iyiliğe döndürüldü. Kötülükleriniz iyiliğe döndürüldü. Bu müjdeyi nereden bulacaksınız? İşin en enteresan noktası ne?
Ali'l-Karri dahi bu hadis-i şerifi imamının imamı, İmam-ı Hanbel naklettiğinden ses çıkaramıyor. O var ya teymiyeciler, Allah'ın zikrullah topluluklarına laf söyleyenler. O var ya hani kendilerini teymiyeci, kendilerini Vahabi, kendilerini selefi gören. O topluluk. Onlara sesleniyorum. Allah'ı zikreden topluluklara laf söyleyen, sufilere laf söyleyenlere sesleniyorum. İmam-ı Hanbel'in naklettiği bu hadis-i şerifi. Red mi edeceksiniz? Allah'ı toplanıp zikreden, toplanmışlar. Kardeşler, beni iyi anlıyor musunuz? Bu sebepten dolayı buraya para koymuyorum. Bu sebepten dolayı buraya hiçbir şey koymamaya gayret ediyorum. Buraya gelecek olanlar, fi ise bilillah, Allah için Allah'ı zikretmek için gelsin istiyorum.
O yüzden kapının önünde CD satılık değil, kitap satılık değil, defter satılık değil. O yüzden çay satılık değil, pilav satılık değil, kurbanlar satılık değil, hiçbir şey satılık değil. Fi ise bilillah. Buradan alacağınız menfaat olarak umacağınız hiçbir şey yok, zahir olarak. O yüzden zaman zaman iş bulmam için arkadaşlar geliyor, tanıdığım kimse yok diyorum.
Gerçekten de yok zaten. Gidip bir belediye başkanına boyun eğemem, gidip bir kaymakama, bir valiye boyun eğemem. Yapamam. Bizim cemaattan bir arkadaşı işe alsan diyemem. Yapamam. Bu yüzden katmamaya gayret ediyorum. Biz fi ise bilillah Allah'ı zikir için toplanalım. Bizim aramıza dünya girmesin. Bizim aramıza başka bir şey girmesin. Bu topluluğa başka bir şey girmesin. Rüyasında gören gelsin. Rüyasında gören gelsin. Rüyasında gören ders alsın. Hiçbir iddiamız yok. Hiçbir iddiamız yok. Ne şeyhlikte, ne mürşitlikte, hiçbir yerde iddiamız yok. Ben kendi nefsim için söylüyorum.
Allah'ı zikreden bir kul olmak istiyorum. Başka bir derdim yok benim. Ben devamlı Allah'ı zikreden, Allah'ın zikir meclislerinde bulunmak isteyen, zikir topluluğunda bulunmak isteyen, Mevla nasip eder, etmez, bilemem. Orada nefesimi vermek isteyen bir kimseyi, gücüm yettiğince, sırf zikrullah için gelin. Fi ise bilillah.
Bizim çok ince bir ilmimiz yok. Bizim çok ince bir fıkhımız yok. Bizim çok ince bir kelamımız yok. Biz çok iyi tefsirci değiliz. Evet. Fıkhımız çok iyi değil, tefsirimiz çok iyi değil, kelamımız çok iyi değil, hadisimiz çok iyi değil. Arapçamız yok, Osmanlıcamız yok. Yok, hiçbir şey yok bizden. Ama bir şey var. Cenab-ı Hak nefesimizi kesmesin inşallah. Bu fukara dergaha girdiğinden beri bir perşembe dersini daha asmadı. Cenab-ı Hak lütfediyor, ikram ediyor, ihsan ediyor. Katından veriyor. Katından, fazlından veriyor. Zat-ı uluhiyetinden veriyor. Zikrullah halakasında rızkımızı tesis ediyor. Buna yalvarın.
Ben zikrullahla alakalı ayetleri, hadisleri Allah'ın için anlıyoruz okurken, bundan 25-26 yıl önce, 28 yıl önce, kendimce öyle dua ederdim. Ya Rabbi beni zikir halakalarıyla buluştur. Beni zikir halakalarından geri çevirme. Cümle bizi zikir halakalarında beraber eyle. Ben böyle dua ederdim sabah namazlarından sonra. Bayındır da evin arkasına küçük bir mutfak, böyle bir banyo gibi bir şey yaptıydım. Onun üstü betondu. Merdiveni dayardım üstüne. Tahta merdiveni çıkardım oraya sabah namazından sonra. Kıyameti beklerdim ben. Zikir halakalarıyla alakalı hadisleri okuyunca, dedim ki, Ya Rabbi beni zikrullah halakasına buluştur.
Ve ben zikrullah halakasına cebren gittim. Benim arkadaşımı davet ettiler, beni davet etmediler. Ben ilk cebren gittiğim yerdir davetsiz benim. Cenab-ı Hak an da olsun. Ve o gündür, bugündür, Cenab-ı Hak bizi zikir halakalarına hemhal eyledi. Yattık, çamura battık. Yan geldik, toparladık, hatalar ettik, eksiklikler yaptık, noksanlıklar yaptık, düştük, toza bulandık, balçıya bulandık, bulandık da bulandık. Bulandık da bulandık. Herkes ne dese demiştir, yapmışımdır deyip çıkıyorum ben işin içinden. Cenab-ı Hak hepsinden de kurtardı. Halakayı zikrullah, halakayı zikrullah, mucize, halakayı zikrullah, Allah'ın zat-ı uluhiyetinden indirilmiş bir ip.
Halakayı zikrullah, Allah'ın zat-ı uluhiyetinde açtığı bir perde. Nankörlere, hainlere, zalimlere, nankörlere, hainlere, zalimlere nasip olmayacak bir şey. Evet. Ya tövbe edecek. Diyecek ki ben hainliği bıraktım, ben zalimliği bıraktım. Ben Allah yolunda gidenlere düşmanlığı bıraktım. O zaman oturur. Burası öyle bir yerdir ki. Sakın buradayız diye kendinize güvenmeyin. İçki isteniz gelirsiniz buraya. Kumar oynasanız gelirsiniz buraya. Zina yapsanız gelirsiniz.
Açık açık konuşuyorum. Hangi haramı işleseniz gelirsiniz burada temizlenirsiniz. Cenab-ı Hak o kimseyi burada temizler. Allah zikrullah halakasında kulunu temizler. Zikrullah halakası öyle kıymetli bir yerdir. Bu halaka ancak hainleri kaldırmaz.
Bu halaka kibirlileri kaldırmaz. Bu halaka oradaki zikrullah eden kimselere düşmanlığı kaldırmaz. Atar dışarı. Bir gün kendinizi halakanın dışında görürseniz şeytan size şunu söyleyecek. Şu sebepten dışarıdasın. Bu sebepten dışarıdasın. Adnan Hoca sana şöyle dedi. Hüseyin Hoca sana şöyle dedi. Şeyh Efendi sana şöyle dedi. İşte filanca sana şöyle dedi. Fişmanca sana böyle yaptı. Bunu bakın açık açık söylüyorum. 28 yıldan beri bunu söylüyorum ben. Halakadan dışarı kaldığında şeytan sana bir sebep söyleyecek. O sebepten dolayı halakayı zikrullahı terk ettiğini ve terk etmekte haklı olduğunu söyleyecek sana.
Vallahi de billahi de tillahi de oradan seni şeytan yenecek. Oradan yenecek seni. Bu kulaklarınızda çın çın çın çınlasın. Bir gün halakayı zikrullahı terk ettiğiniz an şeytana yenildiğiniz an. Sebebi ne olursa olsun. Sebep hep seni haklı gösterecek. Şeytan seni hep haklı göstercek. Kimi diyecek ki zakirliğim alındı gidemem. Kimi diyecek ki çavuşluğum alındı gidemem. Kimi diyecek ki görevden alındım gidemem. Kimi diyecek ki ya ben semazenliği bıraktırdılar gidemem. Herçinde de yanılacak herkes. Hani eskiler derler ya kovsan kapıdan pencereden girecek. Evet. Bunu şeyhimiz söylerdi Allah rahmet eylesin.
Mustafa Efendi oğlum dervişi kapıdan kovsan pencereden girer. Dervişi kapıdan kovsan pencereden girer. Derviş pencereden girer. Yüzü varsa girer. Gelir der ki ben hata yaptım kusur ettim. Yaptım yaptın. Hakkın helal et. Helal olsun. Yüzü yoksa Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden size nasihatim olsun. Kardeş nasihat. Asla halakayı zikrullahı terk etmeyin. Sebebiniz ne olursa olsun. Sebebiniz ne olursa olsun.
Asla. Asla mahalledeki derslerinizi terk etmeyin. En az haftada iki gün derse gidin. Dünya geçici. En az. Ama muhakkak toplu halakayı zikrullaha katılın. Hadisler açık. Ne diyor? Kötülükleriniz iyiliğe döndürülmüş olarak kalkınız. Dışarıdaki kimse bunu bilmiyor. Diyor ki ya adam her şeyi işledi. Yine peygamber efendimizi söylediğiniz gördüğünü söylüyor. Evet. Ya o kadının başı açık. Eee. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördüğünü söylüyor. Evet.
Sen kendini çok düzgün gördüğünden görmüyorsun zaten. Sen de kendini nefsini vursan aşağı. Öyle dedi birisi. Ben hem alimim hem hafızım dedi. Hem kurrayım hem şuyum hem buyum. Eee. Ben görmüyorum dedi. Siz hani cahil bu insanlar görüyorsun. Sen cahil görüyorsun dedim onları. Onlar Allah'ı biliyor dedim. Nasıl yani? Dedim sen Allah'ı hiç hatırlamıyorsun ki biliyorum diye dedim. Onlar dedim uyuşturucudan gelmiş, içkiden gelmiş, kumardan gelmiş, hovardalıktan gelmiş, zinadan gelmiş, masadan kalkmış. Her birinin her tarafı kırık dedim. Geliyorlar dedim ben her tarafı kırık bir şekilde. Ya Rabbi! Biz her tarafımızı kırdık. Kırıkız zaten.
Sen öyle gelmiyorsun dedim. Sen böyle geliyorsun. Kafayı havada. Çok akıllı ya. Çok biliyor ya. Çok zeki ya o. Çok alim. Ne matematik biliyor. Ne fikir sahibi. Aa! O olmuyor işte. O yüzden kıymetli dostlar, zikrullah halakası Allah'a gerçekten dost olmak isteyenlerin yer. Allah bizi burada devam eden kullarından eylesin inşallah.
Şurayı unutmayın. Allah'ı zikretmeyi unutmuş, heva ve hevesine uymuş, haddi atışmış kimselere uyma, onlara itaat etme, onlara nasihat noktasında duruyorsan ancak nasihat et. Onlarla dostluk yapma, kalbine bulaşmasın necaset, kalbine bulaşmasın yanlışlıklar, dikkat et kendine, dikkat et kendine. Allah'ı zikredenlerle dostluk kur, halakayı zikrullahta oturanlarla dostluk kur, halakayı zikrullahla bağını kesmiş, Allah'ı zikirden bağını kesmiş olanlarla ancak nasihat noktasında bağ kur.
Nasihat etmek için geri kalan onlarla bağ kurarsan onlardan oluverirsin. İmanın hakikatine ulaştırmakla alakalı. Bulutlu, yağmurlu günlerde namazı vaktin evvelinde kılmak. Namazı coğrafya şartlarına bağlamamak. Ya yağmur yağıyor işte biraz geciktireyim. Önceden mescitlerin, camilerin üstünde şimdiki gibi kapalı değil. Öyle kiremit yok. Medine-i Münevvere'de namaz, Medine-i Münevvere'de yağmur yağınca yağmur mescidin içerisine yağıyor. Öyle şimdiki gibi halı, kilim yok işte hasır yok. Bir hadisi şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Kadir gecesiyle alakalı olan bir hadisi şerifte, yüzü, gözü, çamur içerisinde çıkıyor hücresinden.
Yağmur yağmış, yüzü, gözü, çamur içinde. Secdede öyle. İslam'da secda da yok. Özel secda da yapıp, üzerine Beytullah resmi, Medine-i Münevvere resmi, onun üzerine secde etmek yok. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, benden önceki peygamberlere verilmeyen beş şey bana verildi. Bunlardan birisi dünyanın neresinde olursa olsun arz tamamiyetle bana mescit kılındı dedi. O yüzden arz tamamiyetle mescit kılındı Hazreti Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme. Namaz illa ki mescitte kılınma şartı da yok. Cemaat olma şartı var. Ama mescidi de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hızla yaptırdı.
Mescitte toplanıp orada namaz kılıyorlardı. Namazı hava şartlarına bağlamamak, namazı bu noktada işte soğuktu, sıcaktı, yazdı, yağmurdu deyip geciktirmemek. Dört, musibetlere sabır göstermek. Başına bir hastalık geldi, bir sıkıntı geldi, bir bela geldi, bir dert geldi. Bunların karşısında isyan etmemek. Bunların karşısında Cenab-ı Hakk'a beni mi buldun dememek. Bunlarla alakalı Cenab-ı Hakk'a kalkıp da hainlik yapmamak. Ona sırt çevirmemek. Namazı terk etmemek. Bunca yıldır namaz kıldın, benden başka kanser hastası olacak olan yok muydu deyip, namazı terk etmek. Bunca yıldır sufilik yapıyorum, seni zikrediyorum. Benden başka iflas edecek yok muydu deyip, zikrullahı terk etmek gibi.
Allah muhafaza eylesin. Başınıza gelen şeyleri dosttan bir hediye gibi görmek. Beş, zorluklara rağmen abdesti güzelce hakkını vererekten almak. İşte hava çok soğuktu, o yüzden abdest alırsak işte üşecektik. Yok işte çok soğuktu, yok çok sıcaktı, yok yan yattı, yok çamura battı, yok. Her daim abdesti güzelce alıp, abdesti dolaşmaya gayret etmek. Kim üzerinde abdest ile ölürse şehit hükmündedir, şehit. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her daim abdesti dolaşırdı. Sufiler her daim abdesti dolaşmaya gayret edecekler. Her daim abdesti bozuldu, hemen tuvalette abdestini alacak. Haydin namaza dendiğinde, o kimse benim abdestim yoktu diye düşünmeyecek.
Mümkün olduğu takdirde her daim abdest olmak ve abdesti tadili erkanına uygun bir şekilde almak. 6. Doğru söylediği halde münakaşeyi terk etmek. Ah ah müminlerin terk ettiği en büyük sünnetlerden birisi. Münakaşa etmek çok hoşumuza gidiyor. Münakaşa etmek o kadar çok hoşumuza gidiyor ki. Haklılığımızı ispat etmek o kadar çok hoşumuza gidiyor ki. Haklılığımızı ispat edeceğiz, bir de karşımızda kızacak ki, evet sen haklısın, senden özür dileriz. Oysa hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kim haklı olduğu halde, münakaşeyi terk ederse ona iki cennet vardır der. Kim haksız olduğu münakaşeyi terk ederse ona bir cennet vardır.
Dikkat edin, haksız olduğu münakaşeyi terk etmek bir cennettir. Haklısın, iki cennet var münakaşeyi terk edersen başka bir hadis-i şerifte. İşte imanın tadı burada. Haklı olduğun halde münakaşeyi terk etmek. Eşinle münakaşa ediyor. Haklısın, terk et münakaşeyi. İmanın tadını al. En haklı olduğun noktada münakaşeyi terk ettin. İmanın tadını kalbinde hissettin. Ya terk et, bırak. Orada durma. Yok. Ne sufisi, ne cemaatçisi, ne siyasetçisi. Herkes bu noktada, çok affedersiniz ama keçi gibi inatçı. İnat Allah inat.
İnat Allah inat. Hani nerede kaldı erdemliliğiniz? Hani nerede kaldı Allah'a yakınlığımız, dostluğumuz? O zaman münakaşeyi haklı olsak dahi, e bilhassa dini münakaşalar. Terk et, nasihat et. Münakaşa etme. Tartışma. Din nasihattir. Distürünü hiç unutma. Din tartışmadır değil. Din nasihattir. Bir kimse dini tartışıyor mu? Uzak dur ondan. Tartışma. Asla. Ben ateistim dedi. Allah yoluna çık etsin. İşte ben x'im dedi. Allah yoluna çık etsin. O tartışacak yer arıyor, zemin arıyor. Yok kardeş. Sana derse abdestin farzı kaçtır?
Sen ona abdestin farzlarını anlat. Biliyorsan. Bilmiyorsan gene sus. Kardeş ben abdest alıyorum, ben abdest alıp namaz kılıyorum ama sana abdesti anlatabilecek bilgiye sahip değilim. Ancak ben kendi yaptığımı sana anlatabilirim. Unuttuklarım vardır, bilemediklerim vardır. Eksik bir şey anlatabilirim sana. Sen de eksik bir şey öğrenirsin. Benim gibi sen de eksik olursun. Bir bilene sor. Bir bilene sor. Ben sana kısaca tarif edeyim ama sen yine bir bilen bulursan ona sor. Bu kadar. Din nasihattir. Allah bizi muhafaza eylesin. Altıncı madde de bitti. Üçüncü madde bulutlu, yağmurlu günlerde namazı vaktin evvelinde kılmak. Bunu açıklar mısınız? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bazen bununla alakalı birkaç tane rivayet var.
Yağmurlu, bulutlu günlerde namazı cem ederdi. Öğle ile ikindiği cem ederdi. Böylece vaktinden önce kılınmış olurdu namaz. Bir mürsidi kamilin veya velinin kendinde olan hal ve kalp ilmini istediği bir kişiye öldükten sonra bırakabilir mi?
Bir de bir büyüğün kabri şerifine gidip onun halinden, ilminden almamız mümkün müdür? Evet, bir kabri şerifin başına gidip o kimsenin ilminden faydalanmak mümkündür. Eğer bu noktada onunla irtibat kuracak ilminiz var ise, bir mürsidi kamilin veya velinin kendinde olan hal ve kalp ilmini istediği bir kimseye öldükten sonra bırakabilir mi? Bu böyle onun kendi elinde değil, o ilim de kendisinin değil. Müşahade makamı nedir, oraya nasıl varılır? Biz önce Kur'an ve sünneti yaşayalım, haramlardan uzak duralım da, inşallah müşahade haline de geliriz. Allah her canlının rızkına kefildir deniyor. Peki dünyada özellikle Afrika'da insanlar açlıktan ölüyorlar, bunu biraz açıklar mısınız?
Evet, onlar zulme boyun eğdiklerinden dolayı o noktadalar. Eğer insanlar Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırlar ve Kur'an ve sünnet dairesinde zalimlerle mücadele ederlerse, o zaman onlar o zalimlerin zulmüne karşı boyun eğmediklerinden dolayı, Cenab-ı Hak onlara feraset, zenginlik, cömertlik verir. Müslümanlar ne yazık ki cihadı terk ettiler, zalimlerle mücadele etmeyi terk ettiler, o yüzden zillete düştüler. Afrika halkları da mücadeleyi terk ettiklerinden dolayı zillete düştüler. Ben manevi olarak yükseldim, iyi oldum gibi düşüncelerden kurtulmak için ne yapmayı tavsiye edersiniz? Hiçbir zaman günahlardan günahsız olduğunuzu düşünmeyin. Hiçbir zaman hatasız olduğunuzu düşünmeyin. Hep kendinizi zayıf görün. Sabrı veren Allah ise kul bana sabır vermedin Allah'ım diyebilir mi?
O herkese sabrı verdi. Kul sabredememiştir. İslami görüş, İslami anlayış demekte bir sakınca var mıdır? Yok çünkü insanı küfre götüren sözlerde bunlar da geçiyordu. Yoksa ben yanlış mı anladım? Allah size din olarak İslam'ı seçti der. O yüzden İslami görüş, İslami düşünce demek, Kur'an ve sünnet demektir. Cenab-ı Hak size din olarak İslam'ı seçtim deyince neden İslam'ı görüş denilen şey küfür olsun ki? Allah'ın hidayeti mi önce gelir yoksa kulun istemesi mi veya ona yönelmesi mi? Kul ona yönelirse Allah ona hidayet eder. Kul ona yönelmezse Allah ona hidayet etmez. Kim Allah'a kavuşmak isterse Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah'a kavuşmak istemezse Allah da ona kavuşmayı istemez ve dilemez. Maddi olarak durumum daha iyi olsa Allah'ı daha güzel zikredelim, İslam'ı daha güzel yaşarım düşüncesi doğru mudur?
Hayır. Helal gıda noktasında genişçe bir araştırma yaptım. Yediğimiz ürünlerin bazılarının içine alkol veya domuz türevleri katılıyor. Ne yiyeceğimizi ne içeceğimizi şaşırdık. Bu konuda ne tavsiye edersiniz? Özellikle margarinler hakkında ne dersiniz? Hangi ürünlerden uzak durmalıyız? Kimyasal olan bütün ürünlerden uzak durun. Bir şey kimya mı, paketlenmiş mi kimyevi olarak, paketlenmiş kimyevi olarak. Paketli gıdalar vardı ya kimyevi olarak paketlenmiş. Hiçbirini de almayın. Bunda güç yetiremezsiniz ki. Yani şöyle güç yetiremezsiniz. Alırsınız yani.
Nefsinize yenilirsiniz. Paketlenmiş sosis, paketlenmiş salam, işte mahallenin kasabı değil de işte X marka paketlenmiş sucuk, paketlenmiş peynir, paketlenmiş yoğurt, paketlenmiş süt ürünleri, paketlenmiş bisküviler, paketlenmiş çikolatalar. Hepsinde de kimyevi maddeler var, hepsinde de.
Size bu tuhaf geliyor. Allah affetsin, yanlış anlaşılmasın. Yiyeceğim bir kangal sucuk mu? Bizim Sait'e diyorum, Sait bana sucuk lazım, bitti. Almıyorum ben dışarıdan hiç. Paketlenmiş hiçbir şey yemiyor. Bitti. Almayın, yemeyin. Paketlenmiş salça, alma kardeşim, alma. Ya ne yiyeceğiz, yapsın hanımlar salçayı evden. Almayın. Çok basit bakın. Ben paketlenmiş bir tay, nohuttur, fasulyedir, pirinçtir, onları alıyorum naylonun içerisinde o da. Onu da kolay kolay almıyorum.
Pazarda var bir tane adam, işte getiriyor bana, ondan alıyorum genelde. Alma, hepsinin içinde kimyasal madde var. Var neyle saklayacak ki onu? Mümkün değil. Bir şeyle saklayacak onu. İçine bir kimyasal madde atacak. Ona bir kimyasal boyu kullanacak. Neyle tatlandıracak? Şekerle mi tatlandıracak? Ona kimyasal bir şey, tatlandırıcı bulacak, açacak içine. Atacak. Paketlenmiş patates, cips, çatos, patos, matos ne varsa. Çocukların elinde kanser almayın, yemeyin.
Hele margarin. Nasıl yiyor insanlar onu? Hayret ediyorum, yemeyi veririm. Gidin zeytinyağını dökün kabın içerisine alın zeytinyağı, bir kilo zeytinyağı. Koy kabın içerisine. Biraz kimyon, biraz karabiber at, biraz kırmızı biber at, biraz nane, biraz kekik at, karıştır. Banya ekmeği içine. Ne yapacaksın margarinle? Ne işin var? Bitti bu kadar. Bu kadar başka bir şey değil. Hatta ekmekler dahil buna. Fırınlardan aldığınız beyaz ekmekler dahil. İçine attıkları katkı maddesinin haddi hesabı yok.
Ekmek pasta gibi kabarıyor. Kabarır mı ya? Yapıyorsunuz mu köyde ekmek? Öbür ekmekler gibi kabarıyor mu sizinkiler de? Kabarmıyor değil mi? Bitti. Kabarıyor, nah böyle. Sabahleyin de ne hoşunuza gidiyor, yiyorsunuz onu. Şimdi kebapçılar da aynı onu kullanıyor ki, pideciler de aynı onu kullanıyor.
Nerede İbrahim pideci bizim? Aynı onu kullanıyorsunuz değil mi? Kepekli un kullanmıyorsunuz. Tabii. Yemez ki kimse taş gibi olur değil mi pide? Sert olur. Millet sert olunca da istemez. Ne olacak? Komple nişasta olacak desene. Ya. Öyle. Erkeklerin bayandanla tokalaşması caiz midir? İş icabı bazen tokalaşmak zorunda kalıyoruz. Bunda bir vebal var mıdır? Erkekler siz bayanlara ellerinizi uzatmayın. Bayanlar siz de mecbur kalmadıkça erkeklere ellerinizi uzatmayın. Ama resmi dairede orada burada bir bayan elini uzattı size erkeklere. O bayan utanacak. Çaresizlik var işin içinde. Bu noktada elinizi uzatın. Öbür türlü asla erkekler ellerini bayanlara uzatmasınlar.
Kadınlar da asla ellerini erkeklere uzatmasınlar. Mümkün olduğu müddetçe. Şükür ve hamdın anlamı nedir? Şükür Allah'a şükür etmek, teşekkür etmek. Bir insana da şükredilir, teşekkür edilir. Allah razı olsun, teşekkür ederim. İnsana teşekkür, Allah'a teşekkürdür. Hadi şerif. Ama insana hamd edilmez. Hamd Allah'a aittir. Hamd, hakka, teşekkür halkadır. Hamd, hakkadır. Teşekkür de halkadır. E bu noktada halka teşekkür etmek, hakka teşekkürdür. Bu da ayrı. Ruhül beyan tefsirini hangi mütercimden okumalıyız? Öğrenebileceğimiz kaynak var mı?
Ruhül beyanı bu normalde İsmail Hakkı Burseva Hazretleri'nin ruhül beyanı bitti mi ki? Onu tercüme ediyorlardı. Ruhül beyan dediğiniz o ruhül beyan kimin acaba soru? Erkeklerden mi? Bayanlardan mı geldi? Demek ki bayanlardan geldi. Normalde eğer İsmail Hakkı Bursevi'nin ruhül beyanı bittiyse, kim yozduysa bunu bana haber versin. Ben de o tefsirin bitmesini bekliyorum. Mustafa Kemal hakkında kimi hocalar kafir hükmünü veriyor. Kimi hocalar ise övüyor. Gökten indiği sanılan kitaplarda yönetilmeyeceğimizi belirten konuşması var. Sizin düşünceniz nedir? Eğer mümin ise de kendine, kafir ise de kendine.
Biz son nefesinde yanında mıydık? Hükmedemem ben. Bu noktada böyle birilerinden korktuğumdan, çekindiğimden değil. Hükmetmek Allah'a ait. Birisinin küfrüne hükmetmek kulların işi değil. Burada hata yaparsınız. Kim olursa olsun. Şunu diyebilirsiniz. Allah'ı inkar ederekten ölen bir kimse kafir hükmündedir. Eyvallah. Son nefeste o kimse inkar ederek öldüyse kim olursa olsun o küfür üzerine ölmüştür. Ama filanca kafir olarak ölmüştür, filanca küfür ehlidir, kafirdir demek, ben Müslümanım diyen için bir kimse üzerine hükmedilecek bir şey değil.
Bununla alakalı meclis konuşmaları var Atatürk'ün. Meclis konuşmalarının neticesinde o kimsenin küfür ehli olduğuna dair fetva verenler var. Var. Ben katılmak zorunda değilim. Vermiş fetvasını o. Allah yardım etsin ona. Kimisi de gökten indirildiğini söylüyor. Ben onlara da katılmıyorum. Yok. Bu da değil. Bu noktada da değil. İyilikleri de kendine, kötülükleri de kendine. Ona kafir dememiz bize bir katkıda bulunmaz. Ona mümin dememiz bizim için elimizde bir işaret yok. Bizi ilgilendirmez.
Bu sadece Atatürk için değil, herkes için geçerli. Ancak kafir olduğunu bildiğimiz bir kimseye diyeceğiz ki ya bu kafirdi. Ölürken ya tövbe ettiyse. Bizim inanışımıza göre bir kimse son nefesini verinceye kadar tövbe kapısı ona açık mı? Açık. İnanışımız bu bizim. Bir kimse son nefesini verinceye kadar tövbe kapısı ona açık. Ya Rabbi dedi. Ne diyeceksiniz? Gelip bir melek onun ağzına Ya Rabbi dediği zaman tıkadığına dair elinizde delil mi var? Bu minvalde bir soru daha var.
Tekkedeki bir sohbetinizde Kemal Paşa yanlış anlaşıldığını buyurmuştunuz. Hilafeti kaldırıp müminleri başsız tağutu ülkemize dikta ettiğini düşünerek birçok zaman eleştirdik. Tövbe etmeli miyiz bu şekilde eleştirenlere ne cevap verilmelidir? Demiş kardeş. Neredeydi Müslümanlar hilafet kaldırılırken? Hilafet kaldırılırken Müslümanlar neredeydi?
İyi şimdi nerede? Hilafeti filanca kaldırdı. Sen ne yaptın? Sen ne yaptın? Kaldırılırken neredeydin? Şimdi neredesin? Şimdi neredesin? Bir de eksik bilgi. Hilafet kaldırıldı diyoruz. Hayır. Milliyet meclisinin uhdesine verildi. İyi meclise gönderdiğiniz milletvekillerinin yakalarından tutun. Deyin ki hilafeti tekrar meclisin bünyesinde çalışır hale getireceksiniz mi?
Getirmeyeceksiniz. Neredesiniz? Çok basit. Milletvekilleri gelecek mi? Kahve kahve dolaşıyorlar mı? Dolaşıyorlar. Geldiğinde sayın milletvekili meclise gittiğinde hilafeti tekrar mecliste çalışır hale getirmeyi taahhüt ediyorsunuz mu? Hangi partiden olursa olsun.
Birisi kaldırdı diye sövmek işin kolayı. Bir tane günah keçisi koy oraya sen kaldırdın diye. Ha bire savaş onunla. Sen ne yaptın? Çok basit. Bunu söyleyenlerin hiçbirisi de milletvekillerinden böyle bir istekte bulunmazlar ki. Bulunamazlar zaten. Bunları söyleyen hacısı, hocası, entelektüeli, din alimi, mücahidi, cihatçısı dile bile getiremezler. Getirirlerse tekrar hilafeti devrim kanunlarına muhalefetten savcılığın karşısında. Birisi yine açıktan Atatürk kafirdir diyemez ki. Derse Atatürk'ü koruma kanunu var.
Savcılığın önünde alır solu. Hiç savcılığın önüne gitmeyenler bol keseden atarlar. Fısıl fısıl fısıl … Dedikoducular çıkın adı 500 kişinin önünde Atatürk kafirdir deyin de seveyim ben sizi. Çık hadi de. Oluğu içeride bir. Dedikodu ediyorlar. Fısıl fısıl fısıl fısıl konuşuyor. Ne geçiyorsa ellerine öyle diyeceğine de Atatürk tefsir yazdırdı zamanında de. Onun zamanında yazıldı.
Onun zamanında Buhari tercümesi yazdırıldı. Devletin parasından. Ey Atatürkçüler. Siz nasıl Atatürkçüsünüz? Bütün okullara tefsir gönderin. Bütün okullarda Atatürk'ün yazdırdığı tefsirin okutulması lazım. Atatürkçüyüm diyenler bunu yapması lazım. Haydi. Boş dur. Namazdayken gülme hali olduğunda namazımız bozuluyor diye günahkar olur muyuz? Bu hal elimizde olmuyor. Bazen ciddi olmak gerekir ama bazen gülme hali oluyor. Ne yapmamız gerekir? Göbeğiniz oynarsa, kıkırdarsanız, ses çıkarsa abdestiniz değil, namazınız değil, abdestiniz de bozulur. Göbeğiniz oynadı gülerken, ses çıktı kık diye abdest de gitti namaz değil.
Kendi kendine güldün, namaz buzuluyor. Allah bize affetsin. Amin. El Fatiha. Allah'a selam.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.