mustafaozbag.org

440. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Mayıs 2015 · 2:18:56

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak Taha Suresi ayet 42'de Hz. Musa aleyhisselam'a hitap ederekten diyor ki sen ve kardeşin Firavun'a gönderiyor. Ayetlerimle git. Beni zikretmekte gevşeklik etmeyin. Taha ayet 42. Malum Musa aleyhisselam'a peygamberlik verilince kardeşi Harun da ona yardımcıydı. Ve Cenab-ı Hak Musa'ya Firavun'un huzuruna gitmesini ve Firavun'a kendisinin ilah olmadığını, ilahın bir tek Allah olduğunu, kendisinin de onun Resulü olduğunu ve ona bir kitap indirildiğini ve Firavun'a iman etmesi için
bu noktada tebliğe gitti. Ve Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimeden sonra gelen ayet-i kerimede de diyor ki sen ona yumuşak yumuşak anlat. Yumuşak yumuşak anlat. Ama buradaki en önemli şey zikretmekten gevşeklik etmeyin. Demek ki zikretmekten gevşeklik ederse bir kimse gücünü kaybeder. İmanını kaybeder. Yeyse düşer. Korkuya düşer. Hataya düşer. Yanlışlığa düşer. Eksikliğe düşer.
Problemlerin karşısında tabiri caizse gönlü titrer. Bacakları titrer. Gözü titrer. O bakışı keskinleşmez onun. Görüşü keskinleşmez. Feraset sahibi olamaz o kimse. Bu noktada zikrullah ona manevi bir kuvvet verir. Ama zikrullah da gevşeklik yapanların o manevi kuvvetleri kalmaz. Heva hevese dalar. Yanlışlığa dalar. Eksikliğe dalar. Zikretmekte gevşeklik yapanlar dünyaya dalarlar. Bu geceki ikinci ayeti kerimede zaten bununla alakalı. E iman edenler, inananlar, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. İşte o gevşeklik sizi dünyaya tevessül ettirir. O gevşeklik sizi gölgeye tevessül ettirir. O gevşeklik sizi geriye doğru götürür.
Siz birer Kur'an ve sünnet savaşçısı olamazsınız. Siz birer hakikat yolcusu olamazsınız o zaman. Zikrullah'tan gevşeyenler ne yazık ki nefsine uyarlar. Zikrullah'tan gevşeyenler bu noktada şeytana uyarlar. Çünkü daha önceki haftalarda işlediğimiz gibi zikrullahı terk ederse onun kalbine şeytan oturursa ona şaşı göstermeye başlar. Onun kalbine şeytan oturursa doğruyu eğri görmeye başlar. Eğri doğru görmeye başlar. Onun kalbine şeytan oturursa doğruyu yanlış görmeye başlar. Yanlışı doğru görmeye başlar. Ve o kimse zikrullah'tan gevşedikçe hakikat yolundan sapmaya başlar. Zikrullah'tan gevşedikçe artık en büyük firavun olan nefsine söz geçiremez hale gelir.
Zikrullah'tan gevşedikçe en büyük firavun olan nefsi onu zapturapt altına alır. Nefsine hakikati haykıramaz. Birisi ona hakikati söylese zikrullah'tan gevşediği için o hakikat ona acı gelir. Ona diken gibi batar. O hakikatten uzaklaşmaya çalışır. Zikrullah'tan gevşeyenler, zikrullah halakasından gevşeyenler dedikoduya düşerler. Gıybete düşerler. Lafa düşerler. Kale düşerler. Zikrullah'tan gevşeyenler kendilerince de bir de kendini kıymetli görürler gene. Nefis onlara kıymetli gösterir kendilerini. O ne haller yaşamıştır. O ne rüyalar görmüştür. O ne dervişlik yapmıştır. O nice Kur'an-ı Kerim okuyordur. Onun bilgisi gibi yoktur. Onun fıkıhı gibi yoktur.
Onun sohbeti gibi yoktur. Onun gibi kimse yoktur. Küçük dağlar değil büyük dağlar dahi onun için yaratılmıştır. Zikrullah'tan gevşedi mi bir kimse, gözü onun hak ve hakikati görmez olur. Artık nefsinin pençesinde, şeytanın pençesindedir o. Nefsi ona tatlı gösterir. Birisi onu rüyasında görür. Harikadır. Onu rüyasında görenler vardır. Birisi onu halinde görür. Harikadır. Onu halinde görenler vardır. Birisi ona aşık olur. Harikadır artık o. O her şeyiyle tamamlanmıştır. Ama gerçek tehlikeyi görmez. O yüzden insanı marifetullah noktasında ulaşıncaya kadar nefis hep aldatır insanı. Marifetullah'a ulaşsa dahi aldatmaya çalışır. Marifetullah'a gelmiş olsa dahi ona deseler ki marifetullah'tasın, o yine aldanmaya adaydır.
Sebep? Nefis onu hep aldatır. O yüzden zikrullah'tan gevşemek yok. Günlük virdinizden gevşemek yok. Haftalık virdinizden, derslerinizden gevşemek yok. Kendi kendinizi bir şey gördüğünüz anda gevşersiniz, gevşemek yok. Aciziyete devam ve mallarınız, eşleriniz, çocuklarınız, etrafınızdaki insanlar, arkadaşlarınız, dostlarınız, kardeşleriniz, hem de derviş kardeşleriniz. Sizi zikrullah'tan alıkoyan her ne var ise bilin ki nefsin ve şeytanın size bir oyunudur. Sizi zikrullah alakasından ne uzaklaştırıyorsa hiç önemli değil bu. Bunun ne olduğu önemli değil. Bunun ne olduğu önemli değil. Bil ki aldandın. Çünkü zikrullah'tan daha faziletli, daha kıymetli bir ibadet yok.
Zikrullah'tan daha büyük bir iş yok. Ankavut'ta ne diyordu Cenab-ı Hak? Allah'ı zikir en büyük iştir. Bu en büyük işi yaparken en büyük imtihanı yaşayacaksın. Ve senin önüne engel çıkacak hep. Senin önüne set çıkacak hep. Hep seni buradan uzaklaştırmak için gayret içinde olanları göreceksin. Bu tekrar söyleyeceğim. Bu ne ve kim olursa olsun. Seni o en büyük işten uzaklaştırmak isteyenler, uzaklaştırmak isteyen unsurlar hiç senin peşini bırakmayacak. Ve sen malların, çocukların, eşin, heva hevesin, her şeyin seni zikrullah'tan uzaklaştıracak. Allah muhafaza eylesin. Diyecek ki eşin ikide biride derse mi gidiyorsun?
Kadınlar erkeklere, erkekler kadınlara söyleyecek. Kadınlar derse giderken eşleri diyecekler ki ya ne amma da çok zikrullah'a gidiyorsunuz. Siz oraya derse gitmiyorsunuz, delikoduya gidiyorsunuz. Siz oraya gıybete gidiyorsunuz canım, derse gittiniz yok. Kadınlar da kocalarına söyleyecekler. Diyecekler ki gitme, biraz da bize zaman ayır, çoluğuna çocuğuna zaman ayır. Bu bizim de hakkımız değil mi? Otur şurada dizimizin dibinde. Televizyonu açalım, sinemayı açalım, dizileri açalım. Biraz da fınlık fıstık koyalım, çayı kahveye de demleyelim. Oturalım, salak salak dizi izleyelim. Herkesin bir dizisi olsun. Birkaç tane de salonda televizyon koyalım. Adamın dizisi ayrı, erkeğin dizisi ayrı, kadının dizisi ayrı, çocuğun dizisi ayrı.
Ya da alalım bilgisayarları veya herkesin elinde şimdi bir cep telefonu var. Ne yapacaksın zikrullah'a gidip de? Ya gel karı koca gidelim. Yok hayır olmaz. Erkekler için de geçerli. Hanım yürü derse gidelim, yok. Veyahut da kadın diyor adama, hadi derse gidelim, yok. Ya, ey var ona tatlı gelen şeyler. Var ona hoş gelen şeyler. Öyle olunca zikrullah ikinci plana düştü. Zikrullah üçüncü plana düştü. Allah'ı zikir birinci öncelik olmaktan çıktı. Allah'a sırtını döndün sen. Allah'a sırtını döndün, Allah'ın sana yüz dönmesini istiyorsun. Sırtı dönük dua ediyorsun. Sırtı dönük birisinden bir şey isteyebilir misiniz? Birisi sırtını dönse size, sizi ne hiç konuşmasa, sizi ne hiç sohbet etmese, sizi ne hiç merhabalaşmasa, sizinle yüzleşmese, sizden bir şey istese ne kadar bakardınız?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cemalleşirdi. Cemalleşmek, birisi size hitap ettiğinde, vücudunuzla beraber yüzünüzü ona döndürmek. Cemalleşmek, sünnete Resulullah, böyle yandan cevap vermek yok birisine. Veya birisi arkada birisi bir şey sordu, böyle kafanı arkadan, böyle ona arkadan cevap vermek yok. Birisi sana seslendi, yüzünü ve vücudunu döndüreceksin, cemalleşten. E sen Allah'la cemalleşmiyorsun, yüzün ona yönelik değil, sırtını dönmüşsün ya Rabbi diyorsun. Hatta ya Rabbi de demiyorsun, unutmuşsun, unutmuşsun, terk etmişsin, vefasızlardan olmuşsun.
Allah muhafaza eylesin. Onun tahtına bir başka şeyi oturtturmuşsun. Onun tahtına oturttuğun şey, aslında onun yarattığı bir şey. Yine onun yarattığı bir şey. Ama onun tahtına onu oturtmuşsun. Onu oturtmaya kalkıyorsun. Bu ne kadar doğruysa, Allah'ı zikretmekten gevşeklik göstermek de o kadar doğru. Allah'ı zikirde gevşeklik yapmak yok. O zaman önüne gelen bela, sıkıntı, musibet, önüne bir hastalık gelecek. Ve gelir de, geri dönersen şükret. Neden? Şefkat dökadını anladın. Merhameti anladın. Başına bir şey geldi de geri döndün, Cenab-ı Hakk'ın sevgili kulumu düşün gene sen.
Bunu nimet bil. Ya geri dönmezsen ne olacaktı? Ya ayağın kaydı, yürüdün gittin, o zaman ne olacaktı? Allah muhafaza eylesin. O yüzden zikrullah da gevşemek yok. Cenab-ı Hak, Peygamberine, Musa Aleyhisselam'a, ve Harun Aleyhisselam'a bunu söylüyorsa, zikrullahından, gevşemeyin diyorsa, bakın, Firavun'a gönderirken diyor ki, ona benim ayetlerimle gidin. ayrıştırıyor ve diyor ki, zikrullahından gevşemeyin. O zaman düşmanın karşısında zikre devam, müşriğin karşısında zikrullah'a devam, yanlışlıkların, eksikliklerin içerisinde olan kimseye zikrullah'a devam, birisine doğruyu anlatmak için kalbine korku geliyorsa zikrullah'a devam. O korkunun sebebi zikrullah'ın eksikliğinden, gevşekliğinden, gevşekliğe düşersen korkuya düşer.
Gevşekliğe düşersen, gevşekliğe düştüğün anda yanlışlığa düşer. Gevşekliğe düştüğün anda eksikliğe düşer. Gevşekliğe düştüğün anda yolunu şaşıracaksın, istikametini şaşıracaksın. Gevşekliğe düştüğün anda bütün hayatının istikameti değişecek. Gevşekliğe düştüğün anda Allah muhafaza eylesin. Bir hadisi şerif çok hoşuma gitti. Benim gerçek kulum, akranı bir düşmanla savaşırken dahi beni anan, zikredendir. Cenab-ı Hak hadisi kudüsü diyor ki, benim gerçek kulum, bir düşmanıyla karşılaştı. Düşmanıyla karşılaştığında dahi beni zikretmekten geri kalmayacak. Yani kendince şunu demeyecek, ben bunu alt ederim ya. Allah'ı zikret.
Besmele'yi çek. Allah'ı zikret. Zayıf dahi görsen, kendince kendini kuvvetli görme. Karşıdakini zayıf gördün ya, kendini kuvvetli gördün demektir. Yok hayır. Sen Allah'ı kuvvetli gör. Kendini kuvvetli görme. Kendini acziyete koy. Allah'a muhtaçlığa koy kendini. Her daim, her şey Allah'a muhtaç. Her daim. Sen de Allah'a muhtaçsın. Bir karıncaya karşı dahi Allah'a muhtaçsın. Bir sineğe karşı dahi Allah'a muhtaçsın. Nemrud'u bir sineğin helak ettiğini unutma. Sen küçücük bir sinek olarak görürsün. O sinek seni helak eder. O sinek seni alt eder. O sineğin kanadı seni yerden yere vurur.
Niceleri devrilmiştir sinek kanadından. Bir sineğin kanadı seni yerden yere vurur. Ve seyredenler şaşırır kalırlar. Hayrette kalırlar. Bir sineğin kanadı koca adamı nasıl yerden yere vurdu diye. Hayrete şayandır bunlar. Hayrete şayan. Beğenmedin. Kimse seni yerden yere vurur. Beğenmedin. Derviş senin dervişliğinin sonunu getirir. Yoldan geçerken beğenmedin selam vermedin kimse senin manevi hayatının sonunu getirir. Senin manevi hayatının sonunu getirir. Sakın kendini yükseklerde görme. Sakın kendini bir şey zannetme.
Niceleri niceleri yıkıldı. Niceleri yıkıldı. Nice zakirleri gördüm ben yıkılan. Nice nakipleri gördüm yıkılan ben. Nice nükabbaları gördüm yıkılan. Nicelerini gördüm. Tepeden uçmaya çalışanlar. Kendilerini tepeden gösterenler. Alaşağı oldular hep. Alaşağı oldular. Haline güvenen Alaşağı oldu. Makamına güvenen Alaşağı oldu. Zakirliğine, çavuşlığına, nakirliğine, nükabbalığına güvenen Alaşağı oldu. Halifeliğine güvenen Alaşağı oldu. Parçasını göremedi kimse. Parçasını göremedi kimse. Perişan oldu.
Perişan oldu. Bir veliye yolları uğramaz oldu. Bir mürşidi kamile yolları uğramaz oldu. Bir zikrullah alakasına yolları uğramaz oldu. Zikrullah alakasına. Kimisi sakalını kesti, doğradı. Sarığını, takkesini, cübbesini attı. Tarikat denilen şeyden alakası kesildi. Alakası kesildi. Çok hal dervişleriydi. Bir veliyi göremediler rüyalarında. Cenab-ı Hakk onlara bu alemi misalin kapısını kapattı. Duvarın arkasından haber veren bir mürşidi kamili göremedi. Bir veliyi göremedi. Duvarın arkasından haber veren burnunun ucunu göremedi. Cenab-ı Hakk kapatıverdi misal aleminin kapısını.
Neden? Aziz olan Allah. Mütekebbir olan Allah. Mütecelli olan Allah. Hallerin sahibi Allah. Makamın sahibi Allah. Gönüllerin sahibi Allah. Allah sen dosdoğru durmazsan kalbinin çevrildiği yerde bırakıverir Cenab-ı Hakk. Bu korku ile yaşa. Ya senin kalbinin döndürdüğü yerde bırakıverirse sen orada kalırsan halin nice olur diye düşün. Kalbinin döndüğü yerde saplanır kalırsan ama bu mal, ama bu kadın, ama bu makam, ama bu hal orada kalırsan kalbinin döndüğü yerde saplantı bir şekilde kalıverirsen orada ve Cenab-ı Hakk sana lütfetmezse sen öylesine bir şey yapar, öylesine bir vefasızlık, öylesine bir hainlik yapar da Cenab-ı Hakk seni orada bırakıverirse unutma Peygamber ne söyledi?
Seni o halde bırakıveririm diye. Peygamber ne söylediyse sakın ha! Peygamberine ikaz ediyor. Zikrullah'ından gevşeklik yapmayın. İkaz ettikin dört büyük peygamberden ikincisi, dört kitap verilenin ikincisi, Hazreti Musa, Kelimullah, Kelimullah ona diyor zikrullahından gevşeklik etmeyin.
Zikrullah'tan gevşeklik etmeyin. Zikrullah'tan gevşeklik edenin parçası bulunmuyor. Allah'ı zikirden geri dönme. Orada kalırsın orada. Orada kalırsın. Çünkü zikrullah alakası cennet alakası. Kim cennet alakasını terk ederse en büyük vefasızlığı etmiştir. En büyük vefasızlıktır. Zikrullah alakasına nankörlük eden en büyük nankörlüğü yapmıştır. Allah nankörleri sevmez. Allah vefasızları sevmez. Allah kendi lütfuna, ikramına hainlik yapanları sevmez. İsa Aleyhisselam'ın havarilerine gökten sofra indiriyordu. Gökten sofra iniyordu.
Cennetten sofra iniyordu onlara. Ama onlar edebi aştılar. Edebi aşınca Cenab-ı Hak sofrayı onlardan kaldırdı. Aynı Musa'nın kavmi gibi. Cenab-ı Hak da onlara ne yapıyordu? Bıldırcın etiyle cennet helvası veriyordu. Onlar gidiyorlardı bir rivayette bir ağaçtan topluyorlardı ağacın dibinden. Ağaçtan alıyorlardı. Cenab-ı Hak bir ağaçtan ağacı vesile etmişti ağaçtan alıyorlardı. Sen şimdi aklına vuracaksın bunu. Ağaçtan helva çıkar mı diyeceksin? Çıkar. Sen aklına vuracaksın. Ağaçtan şimdi pişmiş buldırcın eti çıkar mı diyeceksin? Çıkar. Tepsiyle çıkar. Tepsiyle çıkıyordu. Arna acıkan gidiyordu ağaçtan bir tepsi buldırcınla helvayı alıyordu, yiyordu.
Necaset çıkmıyor üzerinden. Necis çıkmıyor. Abdest tazelemene gerek yok. Ha bire yiyorsun. İstediğin kadar ye. Şişkinlik yapmıyor. Kabızlık yapmıyor. Hiçbir şey yapmıyor. Yiye yiyebildiğin kadar. Yiye yiyebildiğin kadar. O yüzden din bu noktada aklın üstündedir. Televizyonlara çıkıp söylüyorlar ya, İslam dini akıl dini değil. İslam dini aklı madara etme dini. Aklı madar ediyor. Bize öyle diyerekten, İslam dini, akıl dini diyerekten birisi çıkacak, aklına uymayan dindeki meseleleri atacak, bu akla uygun değil diyecek. Hani çıktı ya geçenlerde Mehmet Çelik profesör. Hadisleri akla göre yormamız lazım dedi. Akla uygun olmayan hadisler var dedi.
Akla uygun olmayan hadisleri çıkaracaklar. Ondan sonra Buhari Müslüm hadislerini attı kenara. Ne kadar akıllı, ne kadar akıllı. Akılları ilah oldu Müslümanların. Müslümanların akılları ilah oldu. Ağaçtan bıldırcın çıkar mı çıkmaz, akla uygun değil, at kenara. E gökten sofra değinmez, akla uygun mu? O diyecek ki ben istiyorum istiyorum, gökten gelmiyor. Ona gelmedi ya, hiçbir kimseye gelmez. At kenara. Akla uygun değil. Musa Aleyhisselam'ın bakarsan mucizesine akla uygun değil. Allah'la konuşulur mu? Akla uygun değil. Bir rivayette ağacın arkasından konuştu diyor. Bir rivayette ateşimsi bir şey onun arkasından konuştu.
Bir rivayette bulutlu, bulutumsu bir şeyin içerisinde konuştu. Üçü de hak. Çünkü Cenab-ı Musa bir sefer çıkmadı Tur-i Sinaya. Bir sefer görüşmedi. Onun da böyle üç tane görüşme şekli şemali var. Üç sefer de görüşmemiştir. Ama bize aktarılan üç tane görüşme şekli var. Bir, bir ağacın etrafında, ağacın arkasından. İkincisi ateşimsi bir şeyin arkasından. Üçüncüsü bulutumsu şeyin içerisinde. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. Öyle yorumla. Zaten o zaman o bulutumsu şeyin içerisindeyken kendinden geçti. Dedi ki göremez miyim ben seni? Göremez miyim deyince, seni görmek istiyorum deyince dayanamazsın dedi. Şu ağaca, şu dağa bak.
Dağa bakınca hepsi beraber bayıldılar, attılar kendilerini zaten. Akıl bunu kabul etmiyor mu? Evet. Akıl kabul etmiyor zaten. Akıl kabul etse, kabul etse bütün akıllar imanın kıymeti kalmayacak. İman, aklın kabul etmediği şeyler. Görmediğin Allah'a iman ediyor. Akıl kabul eder mi bunu? O kocaman profesör de çıkmış. Akla uygun olmayan hadisler var diyor. Bunların atılması lazım. Adama diyeceksin. Allah görünmüyor. Akla uygun mu? Görmediğin Allah'a zat olarak bilmiyoruz ne olduğunu. Allah'a iman ediyoruz. Akla uygun değil. Melekleri görmüyoruz akıl. Melek gördüğüne, duyduğuna, dokunduğuna inanıyor akıl. Eee melekleri görmedik ama biz.
Görmedik melekleri. Akıl kabul etmiyor. Ha bazı profesörler de böyle kabul etmiyor. Akıl kabul etmeyince atacaklar. Aklın kabul etmediği ayetleri de atacaklar yarın öbür gün. Aklın kabul etmediği hadisleri de atacaklar. Bakacaklar. Yani hadisleri ayıkladılar, ayıkladılar, akla uygun değil. Diyecekler ki ya ayetler de var, akla uygun değil. Ne var? Ya ooo bir sürü şey var. Aklın üstünde demeyecek. Ya bu dinin ilahiliğine işarettir. Bu dinin sağlamlığına işarettir. Bu dinin Allah katından indirildiğine işarettir. Şahittir. Aklın üzerinde bir şey. Bunu böyle görmüyoruz. Dini akla uyduracak. Aklı dine uydurmayacak. Dikkat edin oynanan oyunları. Dini akla uyduracak.
Aklı dine uydurmayacak. Aklı dine uydurmak zor çünkü. Ama dini akla uydurmak kolay. Nasıl yaşıyorsanız, hani inandığınız gibi yaşamıyor ya, adam yaşadığı gibi inanıyor. İnandığı gibi yaşayamıyor, yaşadığı gibi inanıyor. Bunun gibi. Onu kabul ediyor, bunu da kabul ediyor. Onun için o ne yapacak? O kendince akli ölçülerine bakacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler, zikrullah'tan gevşemek yok. Bilin ki zikrullah'tan gevşerseniz pusulanız şaşacak. Zikrullah'tan gevşerseniz istikametiniz bozulacak. Zikrullah'tan gevşerseniz çok abiyane ama bilin ki burnunuz boktan kurtulmayacak.
Ondan sonra diyeceksin, ya bu ne yapma benim burnumun ucunda duruyor? E burnumun ucunda duracak senin. Neden? Sen zikrullah'tan gevşedin çünkü. Günlük virdiğini bıraktın, derslerini bıraktın, cemaati bıraktın, yolunu bıraktın. E senin başına gelecek olan var mı hakkan? Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Amin. Kutlu doğumlar bitti. Malum Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Allah tüm kardeşlerden razı olsun. Amin. Emeği geçen, katılımda bulunan, koşuşturan gönlüyle, kalbiyle, eliyle, ayağıyla, vücuduyla, her şeyle, bizimle beraber koşuşturan kardeşlerden Allah razı olsun. Amin.
Cenab-ı Hak inşallah yeni hizmetlere, yeni koşuşturmalara inşallah fırsat versin. Amin. Bu konuda bütün kardeşleri istihdam etsin inşallah. Amin. Bu konuda kardeşler bıkmadan, usarmadan, gevşemeden çünkü an gelir insan bıkar. Bu birinci ayet-i kerimede de böyle bir ibare vardır zaten. Biraz böyle bıkkınlık, bezginlik gösterir. Zikrullah yapmaktan, insan bir müddet sonra, yolda da bezer insan bir müddet sonra. Şimdi herkes bir çile bekler, yirmi gün geçecek, yirmi günde vustat olacak, çıkacak. Kapatacaksın o kimseyi bir odaya, kırk günü orada geçirecek, Kırk gün sonra çıkacak böyle tülü develer gibi bütün alemi o elinin altına aldı.
Öyle zannederler tasavvufu. Bakın öyle zannederler, öyle değildir. Böyle kendini bir yerlere kapatıp ibadet edenler, yalnız ibadet edenler, dışarı çıktıklarında kendilerini bir şey zannederler, temelli perişan olurlar. İşin bir de bu tarafı vardır. Veyahut da bir iş yapan, bir hizmette bulunan, kendince o yaptığını görür. Görünce yıkılır. Muhteşem bir program yapmışsınızdır. Harika, döner bakarsınız, ne program yaptık ya, yıkıldınız andırsın. Ne sema ettin ya, döner bakarsın, muhteşem bir sema ettin, yıkıldın andırsın. Ne güzel sohbet ettin ya, harika sohbet ettin dedin, yıkıldığın andır. Yıkıldığın andır.
Bir kimse yaptığıyla övünüyorsa kendi içerisinde ve onu çok mükemmel görüyorsa yıkıldığı andır. Aman ha, sakın ha. Ne kalabalık zikrullah topluluğu yaptın ya, topladın herkesi. Senin gibi kimse toplayamadı. Yıkıldığın andı, ya ne kutlu doğum programları yaptık ya, harikaydı. Bizden başka kimse de yapamazdı bunu zaten. Yıkıldığımız andı bizim. Yıkıldığımız andı, bu yolun sonu yok. Sonsuz bir yolun içindesiniz. Yapılınızı pırtınızı toplayıp, selamun aleyküm ben götüremeyeceğim, hakkınızı helal edin diyeceksiniz. Diyebilecek olan varsa, diyecek olan varsa.
Ya da son nefese kadar bu yolda mücadele azmiyle koşuşturmaya devam edeceksiniz. Cenab-ı Hak böyle istihdam etmiş bu yolu da. Ha bire koşuşturacaksın. Sohbetten sohbete, zikrullah'tan zikrullaha, programdan programa, şehirden şehire. Ve edebiyatı güzel ya, her gün bir yere konmak ne güzel, her gün bir yerden göçmek ne güzel.
Güzel, şiir olarak söylerken, dinlerken de güzel. Hal olarak yaşamak biraz sıkıntılı. Her gün bir yere kon, bir yerden göç bakalım. Her gün. Bu hem maddi hem manevi. Ne dedi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? Günü gününe müsavi olan zarardadır. Zarardadır. Zararda. O yüzden kıymetli kardeşler, çalışmaya, yola devam. Koşuşturmaya devam. Devam. Bu noktada asla ve asla zikrullah'tan, koşuşturmaktan gevşemek yok. Gevşerseniz batarsınız.
Gevşersek batarız. Her noktada. Her noktada. Tekkenin disiplininde, dergavan disiplininde, hizmetin disiplininde, arkadaşların disiplininde, etrafın disiplininde. Gevşersek batarız. Zikrullah'tan kim gevşerse batar. Topluluk gevşerse topluluk batar. On kişinin birisi gevşerse on kişinin başındaki on kişi de gevşer, batar. On kişinin içinden en sondaki kimse gevşerse, batar hepsi de. Sufi mantığıdır bu. Bu sufi mantığı askere sirayet eder. Askerde takımın içinden bir tane asker gevşerse, takımı batırır.
Takım komple zayiat verir. Bölüğün içerisinden bir tane asker gevşesin, bölek, bölük batar. Batar bölük bir kimsenin gevşemeye hakkı yoktur. Ben geri tepmesiz top, yüz altılık top komutanıydım. Geri tepmesiz, tank savar. Bizim başımızda as subay filan da yoktu. Zaten bilmiyordu hiç kimse. Yüz altılı benim gittiğim yerde. Beni oranın komutanı yaptılar. As subay yok başımızda. Aslında başında bizim bir tane as subay olması lazım, takım komutanı. Yoktu as subay. Bu sefer beni takım komutanı yaptılar. Yüz altılığın başında ben takım komutanıyım.
İşte habire ben toplara bakım yaptırıyorum, yeni çavuşum ben böyle. Hemen bana bir tane de normalde gider gitmez takım komutanı olunca, bir ana çavuşluk rütbesini de taktılar. O askerler bilirler, askerlik yapanlar. Bir müddet on başılık yaptıktan sonra çavuşluk rütbesini verirler. Kaç ay? Üç ay mı yaptırıyorlar? Üç ay. Ben gider gitmez çavuşluk rütbesini taktılar bana. Hemen dediler ki sen çavuşsun takım komutanısın tamam iyi. Ben aldım yüz altılık topları altı tane. Ondan sonra başlarında hepsinin de sorumluları var. Onları bir eğitimden geçirdim. Temizlettirdim, toplattırdım. Şoförü var topun başında, elemanları var. Böyle onlar askerlik yapanlar bilirler.
Bir tane Urfalı var içinde. Benden kıdemli. Böyle döveceğim. Ulan dövmeyeyim diyorum ben şimdi. Benden kıdemli ama benim yaşım büyük. Bunun gevşekliğinden geldi bir tane. Ah subay beni bir güzel dövdü. Böyle bir tane odun aldı. Böyle bir odun. Bana kim yaptığını söylüyor. Ben de söylemiyorum kimin yaptığını. Sen demek İzmirlisin, çok delikanlısın. Ha dedi, vuruyor bana boyna. O zamana kadar bir babam öldüğünde ağladım. Ben de ağlamak yok. Vuruyor şimdi. Of dememi bekliyor. Ben de of demiyorum.
Vurdu, vurdu, vurdu. O bana vururken ben Urfalı'ya bakıyorum. Urfalı kafasına eğdi tabii. Vurdu, vurdu, vurdu, yoruldu. Ben adamın anasını dedi. Ben nasıl döndüğümü bilmiyorum. Bir döndüm ben ona. Bu birden bembeyaz oldu. Anasını dedi sadece. Bu tınk elinden sopaya attı. Bu ama bakıyor öyle ben dalacağım mı diye. Böyle baktım. İntikamım çok acımasız olacak dedi. Yüzüne. Bu ama tık yok bıraktım gitti. Bütün bölük de duydu benim bu sözümü. Urfalı geldi. Dedi ki böyle tepeden konuşacak hani çömezim dedik. Böyle baktım.
Bir laf söyledim ona. Çöktü. Bitti. Ben de ayağı yedim. Benim takım on numara oldu. Takım bakıyor bana. Ben bir şey konuşmuyorum hiç. Hiçbir şey konuşmuyorum. Bir tane asubay geldi bana. Dedi ki böyle söylemişsin. Allah'a yemin ediyorum dedim. Vallahi de billahi de dedim. Cümle alem şahit olsun. İntikamım çok acı olacak andan dedim. Bölük asubayı çağırdı. Şikayet et dedi. Dedim etmem. Ben İzmir'in bayındırılısıyım. Bayındırılımdan dedim. Bizde şikayet etmek yok dedi. Biz kendi hesabımızı kendimiz görürüz. Bölük asubayına. Bölük komutanı çağırdı.
Yüzbaşı. Kıdemli yüzbaşı. Kurmay. Bana dedi ki evladım şikayet et dedi. Bölük komutanına dedim ki vallahi de billahi de komutanım dedim. İntikamımı ben kendim alırım. Bizim kitabımızda şikayet etmek yok. İntikamımı kendim alacağım dedim. Şeyi ne o? Asubayı benden uzaklaştırıyorlar şimdi. Ben ama yürüyemiyorum. Benim ben aynadan bir baktım. Bu arkam kabamdan. Bu ayağımın baldırılığını aşağısına kadar kapkara kan oturmuş vaziyette. Öyle kan oturuyor. Bütün bölük biliyor benim kan oturduğunu. Yürüyemiyorum ben. En sonunda S3 bin başısına gitmişler söylemişler. Çağırdı beni. Adamın adı Bora. Çok sert adam.
Nasıl sert? Öyle diyorlar. Biz ilk defa karşılaştık. Ben böyle ayağımı vuramıyorum bile. Hani topuk selamı yapacağım ya vuramıyorum. Öylesine çürük. Kan toplandı. Herkes kangren olacak diyor. Korkuyor. Revire git diyorlar. Ben revire de gitmiyorum. Tabii iş büyük. Bora bin başı beni çağırdı. Dedi oğlum sen ne yapmak istiyorsun dedim. Biz dedim namusumuzu korumaya geldik. Askerliğe dedim. Biz öyle öğrendik dedim. Ama o adam dedim. Ananı dedi bana dedim. Bu kadar. Bunun intikamını alacağım komutanım dedim. Askerliğim bir sene değil. Yüz bin senede yansa intikamımı alacağım dedim. Bu astubaya ceza verdiler. Hiç şeysiz bir şeyden ceza verdiler.
Dediler ki hiç umurumda değil dedim. Teoman Koman bizim Tugay komutanı. PKK'nın yeni başladığı zaman. Teoman Koman'ın zamanında başlamıştır PKK. Ağrı'da başlamıştır. Evet. Bir ordigah çıktık biz. Ordigah'ı yeni görüyoruz. Alarm vurdu. Çıktık. Yani savaşta biz bilmem kaçıncı tabu tabu bu arada beni haber merkezli yaptılar. Haber merkezi amiri de oldum ben. Ben haber merkezi amiriyim. Dış postayım aynı zamanda. Aynı zamanda geri tepmesinin de komutanıyım. Hem de haber merkezin komutanıyım. Altımda bir tane jip, bir tane şoför. Dayaktan son oluyor bunlara. Urfalı'da gözüm ama hep. Urfalı'ya da dedim. Eğer dedim.
Bir daha bir gevşeklik yaptığını hissedeyim dedim. Görmem şart değil. Hissedeyim sadece dedim. Bilmiş ol dedim. Ben dedim bu kadar bırakmam seni. Tabi bu arada benim altımda çaycı duruyor. Çaycı'nın cebinden para çalan varmış. Çaycı dedik ki bana ben şeyin ne o? Bölün mırmırı oldum. Dayaktan son oluyor bunlar. Bundan sonra dedim hiç kimse benim gözümün üstünde kaşı var demeyecek dedim. Birisi geldi Bursalı'ydı o. Sonradan görüştük burada. Ondan sonra şeymiş o. Ne o? Orada eski psikopat diyorlar ya işte. Geldi bir şey diyecek oldu. Buna kaykıldım ben. Bunu bir aldım altıma bitti.
Ardından Ertesi'nin birisi daha geldi onun arkadaşı. Onu da hallettim. Bitti. Bölükte bitti benim işim. Velhasıl kelam bir kişi bakın. Bir kişi. Gevşeklik yaptı. Sonuçta o takım komple o cezayı çekebilirdi. Ben çektim cezayı. Bir kişi gevşeklik yaptı mı? Herkes cezayı çeker. Sen o bir kişinin gevşekliğine göz yumarsan takımı batırırsın. Bir kişinin gevşekliğine göz yumarsan takımı batırırsın. Takımı batırmaya kimsenin hakkı yoktur. O zaman kimsenin gevşeklik yapmaya hakkı yoktur. Yoktur.
Biri ya işte ya gevşek. Hayır yok kardeş ya. Gevşekliğe zaman yok. Fırsat yok. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden kardeşler sakın ha bir iş yapıyorsak, bir koşuşturmamız varsa gevşeklik yapmaya kimsenin hakkı yok. Gevşetmeye kimsenin hakkı yok. Kimsenin hakkı yok. Toplumların, cemaatlerin, tarikatların, ailelerin bozulması bir anlık gevşekliktendir.
Kadın bir anlık gevşeklik yapar, başka bir adama tebessüm eder, batar aile. Erkek bir an gevşeklik yapar, bir mahrem kadına gevşeklik yapar, batar aile. Batar. Gevşeklik yapmaya kimsenin hakkı yok. Dervişlerden birisi bir gevşeklik yapar, dervişliği batırır. Hakkı yok. Zikir yaptıran, çavuşluk yapan kardeşlerden birisi gevşeklik yapar. Laf dergaha gelir başka bir yere değil. Gevşeklik yapmaya kimsenin hakkı yok. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden yeniden derlenip, toparlanıp, kendimizi hizaya çekip, yeniden hizmetlere koşuşturmaya, dört ölle disiplinle sarılıp, yolumuza devam edeceğiz.
Cenab-ı Hak son nefesimize kadar kendi yolunda istihdam eylesin. Kalbine ey Rabbim, ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster demiş. Rabbi ona yoksa inanmadın mı buyurmuş. İbrahim hayır inandım fakat kalbimi mutmain olması için görmek isterim dedi. Bunun üzerine Allah-u Teala öyleyse, dört tane kuş yakala, onları kendine alıştır. Sonra onları kesip parçala, her dön başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır, bak nasıl koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah azizdir, hakimdir buyurdu. El-Bakara ayet 260. Neden ölümü, kuşların bağlanmasıyla açıklıyor. Sonuçta imansızlar da veriyor.
Bu soru yerine yerleşmemiş. Hz. İbrahim aleyhisselamın bu ayeti kerimede, ölüleri nasıl dirilteceğini peygamberine gösteriyor. Bunu peygamberine gösterirken, bunu kuşlardan misal veriyor. Bu kuşlardan misal vermesi müteşabih bir mesele. Burada kuş da olmayabilir bunlar. O yüzden kalbine mutmainlik gelsin diye, Hz. Allah İbrahim aleyhisselama lütfediyor. Müslüman bir kimse at eti yiyebilir mi? Yer. Buna caizlik var mıdır? Hanefilerde yoktur. At eti yiyen bir kişiyle evlenmek, İslam'a açıdan sakıncası var mıdır? Yoktur. Tavsiye eder misiniz? Görüşleriniz önemli.
Ben ne diyeyim kardeş? Çimden evlenmek istiyorsanız, evleneceksiniz. Müslümanlar, gayrimüslim kimseyle dahi evlenmeye cevaz var. At eti yiyeyenler, neden evlenmesin ki? Sigarayı bırakmak kafada bitiyor diyorlar. Ama çoğunluk bırakamıyor. İrade meselesi diyorlar. Tez bırakmak için ne yapmam lazım? Evet, iradeyle alakalı. Ben iradeyle alakalı olduğuna inanıyorum. Bir kimse sigarayı bıraktım dediği anda bırakır. Çaylarımız da için. Az uykuyla yetinmek için ne yapmak lazım? Az uyumazdan, az uykudansa, az günah işlemeyi hesaplayın. Az günah işlemeye gayret edin. Allah tüm hastalara şifa versin inşallah.
Kalp bir günah işlediği sırada zehir olarak acırma. Zahir olarak acırma. Veya başka bir durumda zahir olarak uyarıcı olabilir mi? Olur. Mezhepler arasındaki farkı Kur'an ve sünnete bakarak nasıl açıklayabiliriz? Allah'a günen sayısız yollar var. Mezhepler de bu dini zenginliği. O yüzden biz zenginlik olarak görebiliriz. Benim abdestimi bozan bir durum diğer Müslüman kardeşimizin abdestini bozmaması nasıl bir durumdur? Gayet normaldir. Bunda bir sıkıntı yok. İştahatla alakalı, zenginlikle alakalı. Bir yakınımız vefat ettiğinde arkasından tehdit çekip bağışladığımız gibi bir kardeşimizin, tanıdığımızın ayağı kaysa, günaha meylese.
Tövbe istiğfar çekip ruhaniyetini bağışlayabilir miyiz? Evet. Ya da ona nasıl dua etmemizi tavsiye ederseniz, dil nasihattir, dilin nasihat edin. Babamın veya yakınlarımızın konuşmadığı biriyle bizim konuşmamızda bir sakınca var mı? Konuşmadıkları meseleyle bağlı. Ama yine de babaya itaat farz. O yüzden dikkat etmekte fayda var. Şüphesiz Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. Saf Suresi Ayet-i Kerime 4. Müminleri kendi içlerinde Allah yolunda kenetlenmesinde engeller nelerdir? Ayet-i Kerime'nin tecellisine nasıl ulaşabiliriz? Çarpışmaktan manayı nasıl anlamalıyız?
Bu noktada müminlerin bir noktada buluşmasına, bu noktada kafirlerle olan çatışmasına müsaade etmeyen insanların nefsi, nefislerinin bu noktada ilah edindiklerinden kaynaklanıyor. Cesaretin ölçüsü nedir? Korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırım demiş Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesselam zamanında camilerin işlevi neydi? Günümüzde camiler hangi fonksiyonda olmalıdır? Günümüzdeki camilerin fonksiyonu Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin zamanındaki gibi değil. Bu noktada bir şey yapılabilir mi? Muhakkak ama öyle Müslümanlar da yok. Bunları fonksiyonel hale getirecek olan Müslümanlar kim gündüz camiye gidiyor ki fonksiyonel olarak bunların normalde işlevlerini çoğalsın.
Maşuk niye sever? E sever, sevenini sever. Neden sevmesin ki? Diyanet kurumu kaldırılmalı mıdır? Kaldırılırsa bunun yerine ne doldurulmalıdır? Kaldırmak çözümse kaldıracaklar. Ama bence iyileştirilmeli, düzenlenmeli. Bu noktada daha rantabıl hale getirmeli. Bir kitapta okuduğuma göre Hazreti Ebubekir ve Ömer'i diğer sahabe efendilerimizden üstün görmek gerekiyormuş. Aksi takdirde Ehl-i Sünnet itigazına uygun olmazmış. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim? Evet. Sahabenin en faziletlisi Ebubekir soru, Ömer soru, Osman soru, Ali söyle aşarayı mübeşşere. Aşk nedir? Aşkın başı ve sonu var mıdır? Aşk nedir sorusuna cevap verebilmiş olsaydık burada oturmazdık zaten. İşimiz hallolmuş olurdu.
Afiyet olsun. Sen çayı içtin, ben de içeyim. Sonra dedim. Eşaridir Geylana Hazretleri, maturidi değil. Eşaridir dedim ya Geylana Hazretleri, maturidi değildir.
Sufiler biraz böyle bazen eşariliğe kaçarlar. Eşarilik biraz daha böyle ince bir perdeyle kaderiye doğru kayar. Tam kaderiye değildir. O yüzden normalde eşariler için böyle bir, hatta bir kısım sufiler için de bu görüş vardır. Katılmanlar. Maturidirler derler ki sizin önünüzde çalıştıklarınız vardır. Ayet-i Kerimesi mucibince bizim önümüzde çalıştıklarımız vardır. Geylana Hazretleri orada çalışıyor. Bunları son zamanı var. Yani direkt olarak burada nasıl böyle boyunca çalışın olun. Çalışın, çalışın. Ondan sonradan çalışmanıza rağmen bir şey vardır. Yani bu da yanlış yanlış. Geylana Hazretleri'nin oğruları çalışıyor. Yüzüne karşı yaparsa sıkıntı olur. Aferin.
Sıkıntı olsun. Aferin. Aferin. Sıkıntı olsun. Sıkıntı olsun. Son modernizm, yani dindeki modernizm anlayışı ve algılayışında şöyle deniliyor. Yani İslam'ı kendi içerisinde yenilemek gerekir. Kur'an ve sünnet sabit olmak üzere. Hatta Osmanlı'nın yıkılışını, İslami kurum ve müesseselerin de yıkılışını kendi içerisinde çağa ve zamana ayak uyduramadığı için böyle bir sebebe bağlayanlar var. Hal böyle olunca bundan 70-80 yıl evvel ülkede stadyumlar, spor salonları yapılırken oradaki şeyhler ve İslami duruş bunlar İngiliz'in futbolunun mekanları.
O yüzden bunlara karşı bir sert bir duruş sergilemişlerdir ve Müslümanları buralara girmeye ve gitmeye men etmişlerdir. Yani sufi algılayışı ve anlayışının ötesinde. Halbuki biz şimdi dini yenileme hususunda stadyumlarda ve kapalı spor salonlarında programlar yapıyoruz. Hal böyle olunca da şimdiki zaman hızla gelişirken, internet hızla gelişirken, sosyal hayat ve hayat çok hızlı gelişirken, yine biz bu hususta kendi adımıza yani dini algılarımızı korumak üzere işte çeşitli noktalara gitmeme, çeşitli sosyal noktalarda durmama,
bunlardan kendimizi bir adım geride tutma gibi bir savunma mekanizması uyguluyoruz. Fakat hayat ve çağ çok hızlı bir şekilde hem teknolojik olarak hem de hayatsal kavramlar olarak ilerliyor. Bu hususta biz bir adım kendimizi geriye atarak mı muhafaza etmeliyiz? Yoksa bundan 70-80 sene önce kapalı spor salonlarına girmeyen Sufilerin, şimdiki algıyla giren ve İslam'ı burada tanıtmaya ve yaşatmaya çalışan Sufilerin, yenilenme ve yenileme algısı ne olmalıdır?
Nerede, hangi kavramlardan uzak durmalı ve hangi kavramların içerisinde mücadele etmeliyiz? Bu noktadaki yenileme anlayışınızı bize açıklamışsınız. Müslüman dünyanın son 200 hatta 300 yıllık yenilgisinin neticesinde Müslümanların içerisindeki ama ihlaslı insanlar, ama ihlassız insanlar, ama iyi niyetliler, ama kötü niyetliler, dinde yenileme değil de reformist çalışmaları başlattılar.
O günkü reformcular, dinin bazı hükümlerini ortadan kaldırmayı düşüneyip hesaplıyorlardı. Bu tabi İslam dünyasında tutmadığı. Şimdilerde bir yenilenme ihtiyacı hissediyorlar. Bu noktada yenilenme ihtiyacını kabul ediyoruz. Reformistliği kabul etmiyoruz. Reformistlik, Hristiyanlıktan alınma bir şey. Kendilerince bazı ayet ve hadislerin hükümlerini kaldırma, kendilerince bazı ayet ve hadisleri bu noktada, hükümlerini kaldırmakla da değil, daha ileri. Ayetleri kaldırma, hadisleri yok görme noktasında görüyorlar. Bu tabi İslam dünyasında tutmadı, tutmayınca, bunlar şimdi ilk önce tatlı bir şekilde yenileme ismi kullanaraktan, bir kısmı yine kendince reformist düşüncesini saklayıp, yenileme, tecdit etme, eski dilde tecdit etme, yenileme, müceddi, müceddit, bu noktada tecdit eden, yenileyen kimse demek.
Buradaki yenilediği şey dini algısı, dini anlayışı. Bu noktada mücedditlik noktasında, dini yenileme, iştahatları yenileme, iştahatları günün ihtiyaçlarına göre, Kur'an ve Sünnet dairesinden yeniden iştahat etme. Hani bazen böyle açık örnek veriyorum ya, bayanların seyahati gibi, böyle örneklerken. Bunun gibi, iştahatsal açıdan, iştahatsal açıdan, komple sıfırdan ele alıp, iştahatları yenileme, tecdit etme.
Sıfırdan ele alıp, anlayışı tekrar yenileme. Dini anlayışı, dini algıyı. Tabi bu dini algıyı ve anlayışı yenilerken, ihtiyaca binayen bunu yapma. Ve aynı zamanda da, toplumun önüne, yaşanabilir bir din olgusunu yerleştirme ve oturtma. Her alanda. Bu tabi böyle, kendi kendisine bir günde, beş günde, beş ayda, beş yılda olacak bir şey değil. Bu ne yazık ki, Müslümanların, dindarların kendince, kendilerini yetiştirip, belli bir oldunluğuna ulaştırıp, bu meseleyi bir medeniyet haline getirmesiyle mümkün. Şimdi az önce, buradaki soru kağıtçıklarına bakarken, kalbime geleni söyleyeyim.
Dedim ki, her soru kağıtçı içimden geçen oydu. O kimsenin kültürünü gösteriyor. Şimdi buna baktığımızda, veya her soru sorma adabı, her sohbete girme şekli, o kimsenin kültürünü gösteriyor. O kimsenin edebini gösteriyor. O kimsenin aldığını gösteriyor. Bu noktada, kimseyi suçlayıcı gözle değil, sakın ha, horhakir bakış açısı değil bu. bu İslam dünyasının kendince, kendi medeniyeti. Bizim medeniyetimiz bu. Bizim durduğumuz nokta şu anda. Yani, insanlar kendilerini değiştirmedikçe, Allah onları değiştirmez.
İslam dünyası kendisini değiştirmeye çalışmadıkça, Allah onları değiştirmeyecektir. Birileri gelip size tepeden inmez, sizi değiştirmez. Değiştiremez zaten. Bunu beceremez, bunu başaramaz, mümkün değil. Bu İslam dünyasının, kendi derinliğiyle, kendi edebiyle, kendi ahlakıyla, kendi nefis terbiyesiyle, kendi sosyal yapısıyla, içtimai yapısıyla, ekonomik yapısıyla, belirlenecek olan şeyler.
Ama bunun önderliğini, yapacak olan, topluluklar, sufi topluluklar olmalı. Ama biz, bir sufi topluluk olarak, soru kağıtlarına baktığımızda, bizim de ne olduğumuz, ne olmadığımız meydanda. Veyahut da bizim de, soru şeklimiz, şemanımız, sohbete giriş çıkış şemanimiz, şeklimiz, halimiz, bizim de ne olduğumuzu gösterir. Oysa sufi, sufi toplumun, ahlak olarak, en önde gidenidir. Fikir olarak, en önde gidenidir. Sanat olarak, en önde gidenidir. Kimlik, kişilik olarak, en dolgun, en olgun, en kemalli olanıdır. Şimdi, bir sufi topluluk, bunu beceremiyorsa, bunu başaramıyorsa, çok fazla bir şey, beklemeye gerek yok o zaman.
bunu sufi topluluklar, kendilerince bunu yapamıyorlarsa, toplumun önde giden, dinamiği olamıyorsa, tabii bunların sebeplerini de, oturup koymak lazım. Bunların sebepleri var, Türkiye'de ve İslam dünyasında. İslam dünyasında, bunların sebeplerinden birisi, geleneğin yok olması. bir 150 yıllık inkıtaya uğraması, bu 150 yıllık bir inkıta, az bir şey değil. Bunun 100 yılı zaten yasaklanarak, 80 yılı yasaklanarak'tan geçmiş. Bu dinamiği elde edememiş. toplumun önüne siyasetçileri koymuşlar, dinamikleri değiştirici.
Ama siyasetçiler de sonuçta, doğru siyasetçilik yapamamışlar. Doğru siyasetçilik yapmaya kalksalar, zaten normalde bu noktada, olmayacaktı İslam dünyası. öyle olunca burada evet, bir sıkıntı var, burada bir problem var, bir kabız hali var. Bu benim kendimce, kendi görüşüm. İslam dünyası bir kabız hali yaşıyor. İslam dünyası bu noktada, batı ile doğunun arasında sıkıştırılmışlığı, belki de en acımasız noktada yaşıyor şu anda. Şu noktadan yaşıyor. Önceden İslam yasaktı. İslam yasak olunca, bir sıkıştırılmışlık hissetmiyordu. Ritmik olarak herkes, klasik dinine sahip çıkıp, yaşamaya çalışıyordu.
Ritmik olarak. Bu, o kimseleri kendi klasik noktasında tuttu. Dinin ayakta kalmasını sağladı bu. İşin bir de bu tarafı vardı. Bunlar ritmik olarak sımsıkı tutunca, böyle klasik noktada kalınca, din bunlarla sağlam kaldı. Bugün sağlam bir din yaşanıyorsa, bu klasik karşı duruşun meyvesi bu. Bunlar belki de hata yaptılar. Bazı şeyleri öngöremediler. Ama klasik, ritmik bir duruşla, ve mücadele ederekten, kolay bir şey değildi çünkü. Yani siz şimdi bundan 15 yıl öncesini, 20 yıl öncesini bilmiyorsunuz. Yani 20 yıl öncesini bilmediğinizden dolayı, bunu algılama noktasında uzaksınız. 20 yıl önce bir evde 10 kişi toplanıldığında, polis basıyordu.
Bakın çok basit. Hiç, hiç hem böyle. O evde ikinci sefer toplanıldığınızda, polis basıyordu. Bakın üçüncü sefer, toplanmanıza gerek yok orada. Camii basıyordu çok rahat bir şekilde. Bu şartlar içerisinde, insanlar ritmik olarak, dinlerini korumaya çalıştılar. Bu noktada onlar, tefekkür edip, entelektüel manada, İslam dünyasında ne yapabiliriz'in, kafasını, ne yapabiliriz'in düşüncesinde, zamanları yoktu. Yani siz insanlar, Kur'an sünnet desin diye, her gün bir yerden bir yere taşınıp, toplamak zorundaydınız. Şimdi eski bizim Bursa'daki arkadaşlar, bunu daha iyi anlayacaklar.
Yani bir yerden bir yere taşınıyorduk, hala da, şimdiki gibi. Şimdi baskı yok, bir şey yok. Ama yine taşınıyorduk. Ritmik olarak, dinlerini korudular bu noktada. Ritmik. Ve klasik noktada kaldılar. Kendilerince doğruydu ve haklıydılar. Çünkü karşılarında, acımasız bir batı dünyası, ve bu batı dünyası, reformist düşünceyle geliyor. Ve içeriden de satılmış din adamları da var, siyasetçiler de var, bürokratlar da var. Bu satılmış siyasetçi, bürokrat ve din adamları, dini reforme etmeye çalışıyorlar. Yani Türkiye'de ezanın, Türkçe okunmaya çalışılması, namazların Türkçe kılınmaya çalışılması, bu reformist hareketlerden. İşte mecliste camilere sıralar konması, herkesin mecliste bunlar tartışılıyor.
Herkesin kilise gibi, ondan sonra camilere toplanması, orada sıralarda, işte sohbet dinlemesi, ve bunun namazdan sayılması. Dikkat edin, bunların namazdan sayılması. Böyle olunca, Anadolu Müslümanları, kendilerince dinlerini korudular. tarikatlar da bu noktada, şeyin ne o, şehrin içerisine dağıldılar. Kapatılmış mekanları, mekanları kapatılınca, ev ev dolaşmak zorunda kaldılar. Ve ev ev dolaşırken, 10 kişiden fazla dolaşamıyorsun. 15 kişiden fazla dolaşamıyorsun, mümkün değil. Ya bu çerçevede, bu şartlar içerisinde, insanlar dinlerini korudular. Ve dinlerini korunurken, ritmik olarak, kendi safını belirledi, orada sımsıkı durdu. Ritmik olarak durdu. Ve asla batıdan gelen, hiçbir şeyi, kabul etmedi.
Ama şimdi, enteresan bir nokta, din serbest, olabildiğin, hepsi değil. Faaliyet açısından. Ama, şimdi insanlar, bir baskı olmayınca, dinini koruma duygusu yok. Bir taraftan, düşüncesini, elini kolunu, batıya kaptırıyor. Çünkü, bir baskı söz konusu olsa, koruma güdüsüyle, safını otomatikman, karşıya alacak.
Bir baskı söz konusu olmayınca, kafeye de gidip oturuyor. Önceden, kafeye oturamazdı. Şimdi, kafeye oturuyor. Önceden, parka gidemezdi. Ritmik bir karşı duruş vardı. Şimdi, parka da gidiyor. Önceden, mesela, bizim ülkücülüğümüzde, birisinin sevgilisi olması, mümkün değildi. Bacısıydı onu. Örnekliyorum şimdi. İhtilalden sonra, gevşedi. Türkücü oldu. Bacılar sevgili oldu. Bu ihtilalden sonra oluyor. İhtilalden önce, birisi böyle yaparsa, önce bizden de ayağı yardı. Kafası, gözü yarılırdı. Mümkün değildi böyle bir şey. Bakın, neden? Mücadele veriyorsun.
Savaş halindesin. Birisi gedik açarsa, senin cephenden, onun hesabını sen görüyorsun. Bundan 20 yıl önce, bir dervişin, böyle sevgili edilmesi, mümkün değildi. Evlenecekse, evlenecekti. Bakın, böyle bir şey, mümkün değildi. Evlenecekse, çıkar, dost doğru, evlenir, biter, değiş. Mücadele halindeydi, herkes. Şimdi dervişler, sevgili ediniyor. Kız erkek. Çünkü, bir mücadele, bir savaş, söz konusu değil onun için. Bakın, değil.
Şimdi gidiyor, alışveriş merkezlerine. Önceden, altı parmakta dolaşmazdı derviş. En azından, bizim Bursa'da, eski arkadaşlarımız, dolaşamamışlardır, altı parmakta. Burunlarını dayaya daya, onlar, vitrin bakamamıştır. Onlar normalde, kendi gömlek pantolonlarını dahi, böyle zevk içinde alamamışlardır. Yok, alamamışlardır. Alamamışızdır biz. Yapamamışızdır biz. Beni ilk alışveriş merkezine götüren, yani giderken, Hacı Erkan'ı çağırdım ben yanıma. Bir tane ayakkabı alacağım, altı üstü. Yani, çarşıya çıkamıyorum, böyle, yabani gibi.
Çarşı üstüme geliyor sanki, esnaf adamım ben, ama, yani kendime ayakkabı almak için, çarşı üstüme geliyor benim. Utanıyorum kendime, ayakkabı almaya utanıyorum kendime. Yani o, hiç unutmam, neydi o, İstanbul yolunda soldaki yer o zaman için? Rehalde. Rehalde gittim, utana sıkına, birisi görse sanki, zina ediyorum ben orada sanki. Öyle utana sıkıla gidiyorum. Hala da öyle gidiyorum da, sanki büyük bir günahı kebal işliyorum yani. Sanki davamı satıyorum. Sanki ihanet ediyorum ben davama. Kendimi öyle görüyorum yani. Diyorum ki, yani orada dolaşanlara da bakıyorum. Allah'ım diyorum yani, burada boş boş, nasıl dolaşıyor bunlar burada diyorum. Ben mecburiyetten gidiyorum yani.
öbür türlü şey yok. Mecburiyetten. Veyahut da bir yerde öyle, büyük bir yerde yemek yiyerken, utanarak da yiyorum ben. Yiyemiyorum orada. Davamı satıyormuşum gibi geliyor bana. İhanet ediyormuşum gibi geliyor. Biz yaşamadık böyle şeyler. Bu parasızlıkla, pulsullukla alakalı değil. Bu dava zihniyetiyle. Bir mücadelemiz var bizim. Öyle bir pazar gün, çoluğu çocuğu alıp bir yere gitmek, bizim için dava, benim için davaya ihanet etmek. Böyle bir şey yaşamak mümkün değil. Bu normalde yaşadığımız baskı ve bir hedefimizle alakalıydı. Şimdiki nesil kabız halinde. Tam tarafını koyamıyor. Koyamayınca, tarafını koyamıyor.
Koyamayınca, o kimse, bu sefer o yeni neslin entelektüel takımı da bir şey söylerken, biz onlara, ben mesela, ona bakarken şüpheyle bakıyorum ben. Şüpheyle yaklaşıyorum. Arkasından ne gelecek diyorum. Birisi dini yenileme, tecdit anlamında bir şey söylerken, şüpheyle bakıyorum ben ona. Sebep? Hep satılmışız. Bakın hep satılmışız. E son dönem, koca cumhurbaşkanı kandırıldık diyorsa, bir kandırılma daha yaşamış. İslam dünyası. Her yerde. Yani siz şimdi Mısır'da, Sisi darbesine destek olup da, Sisi'nin yanında duran Selefi'lere ne diyeceksiniz şimdi?
Sisi'nin yanında duran Selefi'ler, Müslüman kardeşlerin ısınmasına ve katledilmesine ortak oluyorlar. Buna şimdi normalde bir Mısır'daki Müslüman bunu düşündüğünde, neye şüpheyle bakmaz şimdi? Suudi Arabistan'daki Selefi Vahabi çizgisi, kraliyet ailesinin arkasında duruyor. Komple. Ve diyor ki seçim küfürdür. Seçim küfürdür demezse, kraliyetin de seçime girmesi lazım. Veya orada bir seçimle gelen bir hükümet olması lazım. Bu da kraliyetin devrilmesi gibi. Devrilmesi. Siz şimdi normalde bu şartlar içerisinde, İslam dünyasında bir tecdit noktasında entelektriyallik bekleseniz dahi, bunu umsanız dahi, buna herkes, buna herkese bak.
Kendince dinini koruma ritmiyle şüpheli bakacak. Sufiler de şüpheli bakacak. Sufiler de kendi içlerinde şüpheli. Ya ben bazen zaman zaman diyorum ya, düşünebiliyor musunuz? Ben 28-29 yıldır sohbet ediyorum. 28-29 yıldır, ayda 4-5 tane sohbette, yeni gittiğim yerde, kesin birkaç sohbette, onlardan hiçbir şey istemeyeceğimi, onlardan hiçbir şey almayacağımı, onlardan hiçbir yemek dahi, su dahi, talep etmeyeceğimi beğen ediyorum.
Düşünebiliyor musunuz? Sebep? Aldatılmış insanlar. Şimdi, İslam dünyası, gayet makul bir tecdit, yenileme, hareketine dahi, şüpheyle bakacak. Kabız halindeyiz. Kandırılıyormuşuz diye bakacağız. Yani düşünebiliyor musunuz mesela, bu topluluk daha yeni değil. Yani 91'den beri var. 91'den beri biz para toplamayız. Yani kendi kendimizedir. Kiramızı hallederiz, elektriğimizi, suyumuzu hallederiz. Bunun önünde hiç kimse, şeyhanillah demez, dergah para demez. Demez.
He, dergahın içerisindekiler, kendilerine asla bir şey istemezler. Bu mümkün değildir. Ona rağmen, biz böyle kılı kırk yarmaya çalışıyoruz. Kılı kırk yarmaya çalışıyoruz. Sebep, aldatılmışız. O yüzden, İslam dünyası şu anda bu noktada, evet, bakın tekrar söylüyorum, yenilenmeye ihtiyacı var mı? Evet. İçtihat ve anlayış açısından yenilenmeli mi? Evet. Yenilenmeli mi? Evet. Kur'an ve sünnet minvalinde, minvalinde, yeniden, algı ve anlayışın değişmesi gerekiyor mu? Evet. Ama, bunu, ne kadar sağlıklı başarabilir, burası sıkıntılı. Bakın, burası sıkıntılı.
Böyle, çok ihlaslı ve, çok samimi, temiz, böyle, işte, ben bazen hayal ediyorum böyle. Fıkıhçılar, kelamcılar, hadisçiler, sufiler, ondan sonra, siyaset bilincileri, böyle bir, mesela bu tip böyle insanı ilgilendiren, ve dini ilgilendiren, gerçekten konusunda uzman olan, ve aynı zamanda da, insanlık ve din derdi olan, entelektüelleri bir araya gelip, bunu sadece dinle alakalı değil, yönetim ve yöntem biçiminde, bakın bu sadece dinle alakalı bir mesele değil, İslam dünyasında, yönetim ve yöntem biçimi de sıkıntılı.
Sıkıntılı komple, yönetim ve yöntem biçimi de, yani sadece mesele, dini tecrid etme ile alakalı değil, komple yönetimlerin, ve yöntem biçimlerinde, tecrid edilmesi, yenilenmesi lazım. Bu noktada, mesela örnek, Türkiye'ye bakın şimdi, siyaset bölmüş Türkiye. Bakın, siyaset Türkiye'yi bölmüş, ticaret, ekonomi Türkiye'yi bölmüş. Bakın, Türkiye'de, Alevi-Sünni ayrılığı var mı? Var. Türk-Kürt ayrılığı var mı? Var. Bakın, ayrılıklara bakın Türkiye'deki şimdi. Yetmedi. Parti ayrılığı var mı? Var. Bakın, yetmedi. Bölgesel ayrımcılık var mı? Var. Bakın, yetmedi daha ayrılıklar bizde. Normalde, cemaat, tarikat ayrılığı var mı?
Var. Cemaatlerin kendi içerisindeki ayrılıkları var mı? Var. Tarikatların kendi içerisindeki ayrılıkları var mı? Var. Bakın, o kadar çok sıralarım ki ben bu ayrılıkları size. Bunlar farkındayız veya farkında değiliz. Bu, yöntem ve yönetimle alakalı. Bakın, yöntem ve yönetimle alakalı. Ve düşünebiliyor musunuz yani? Yanlış anlaşılmasın. Bu toplulukta, bunların büyük bir çoğunluğu yok. Topluluk da yok. Bazı dergahlar var, Türkler giremiyor. Bazı dergahlar var, Kürtler giremiyor. Bazı dergahlar var, Şafiler giremiyor. Bazı dergahlar var, Hanefiler giremiyor.
Şimdi Türkiye'de siz bir Alevi cemine gidebilir misiniz? Alevi ceminden buraya gelen olur mu? Bir gün Orhan Öze var ya bizim İzmir'deki, Ya dedi, Hakkını helal et dedi, Ben bir hani, Alevi topluluğuna gittim, Dede Efendi'yi dedi söyledim. Gelin, Semah'ı, Bursa'da bir Mevlevi dergahı var. Semah'ı orada yapın dedim, Bizi kabul etmezler. Yok kabul eder, Onun başındaki Dede Efendi'yi bildiğiniz gibi değil dedim. Ya haksızlık mı yaptım, Özür dilerim dedi, Senden izin, Hiç izin almana gerek yok hocam dedim. Ben şimdi. Dedim, Hangi Alevi topluluk var ise, Gelsinler, Semah'larını tek kede yapsınlar dedim.
Ya gerçekten böyle mi düşünüyorsun dedi, Evet böyle düşünüyorum hocam dedim. Dedim, Dedelerin de gelsin, O gece orada sohbet etsin. Bizim arkadaşlar da soru sorsunlar ona dedim. Ya vallahi böyle mi düşünüyorum? Evet böyle düşünüyorum hocam dedim ben. Ya gözlerim doldu ya dedi. Ya sen nasıl bir adamsın ya dedi. Ya hocam bırak, Önemli değil mi bu dedim? Bana böyle baktı. Hocam, Bu topraklarda yaşıyoruz biz dedim. Ben kardeşlik kurmak istiyorum dedim. Hocam bana neyi itiraf etti biliyor musunuz? Ya baktım dedi, Dergah'ta bir sürü Kürt var ya dedi. Sonra sordum dedi, Siz diyormuşsunuz ki dedi, Ben bayındırın Kürdüyüm diyormuşsunuz dedi. Evet hocam ben bayındırın Kürdüyüm dedim ben şimdi.
Böyle baktı. Ben bayındırın hem Kürdüyüm, Hem Arabiyim, Hem Çerkeziyim dedim ben. Hem Lazıyım, Hem Boşna'yım, Hem Arnavutuyum ben şimdi. Ya dedim bayındırın hepsi de var, Hepsimden de bende var hocam dedim ben. Böyle kaldı şimdi hoca. Dedim hocam, Bu topraklarda, Kardeşliğe ihtiyacımız var. Şimdi, Mesele sadece, Dinin fıkıhı, Akaidi, Hadisi, Kelamı değil. Mesele bu değil ki. Yöntem ve yönetim biçimi de mesele. Yani siz şimdi, Adamın dini, O kimsenin inancı. Bizim inancımız, Bizim dinimiz, Fıkıhı var, Hukuku var. Bizim dinimiz, Bizde hukuk yok şimdi. Bizim dinimizin bir yöntem ve yönetim biçimi var. Yöntem ve yönetim biçimi.
Bu evet böyle, Motomat, Böyle kesin köşelerle belli değil. Hani bu noktada, Talih meselelerle, Ama ana hatlarıyla belli. Ana hatlarıyla belli. Siz ana hatlarından, Kendinize uygun olan, Talih hatlar çizeceksiniz. E yok. Bunun şimdi, Siz dini ne kadar tecid ederseniz edin. Bu bir yerde haram var. Ne yapacaksınız onu? Haram var bir yerde. Siz şimdi dini algısını ve anlayışını yenilediniz. Genel evleri duracak mı, durmayacak mı? Pavyonlar duracak mı, durmayacak mı? Evleri duracak mı, durmayacak mı? Homosokselleri ne yapacaksınız? Lezbiyenleri ne yapacaksınız?
Düşünebiliyor musunuz? Dünya üzerindeki yöntem ve yönetim, Hiçbirisi de. Bunlarla ilgilenmiyor. Hızla eşcinsellik artıyor. Hızla artıyor. Kadınlarda da, erkeklerde de. Alkışlanıyor, abartılıyor bu. Yerleşiyor. Ne tarafını yenileceksiniz bu sefer? Fetva belli. Eşcinsellik yapan da, yaptıran da öldürülecek. İlam yasak Türkiye'de. Toplumun içinde kanayan yaralar var. Adam kayırmacılık var.
Ve eş, dost, cemaat, partidaş, siyasettaş, Ayırmacılığı var. Yani son olayları izliyor musunuz? Yani adamlar, Ne o? Bir hakime, Ne o? Reddi hakim. İkinciye reddi hakim. Üçüncüye reddi hakim. Reddi hakim yapıyorlar böyle. Dördüncüde veya beşincide, kaçıncıdaysa, Kendi hakimleri, Tahliye kararı aldırıyorlar. Böyle bir devlet düşünebiliyor musunuz? Böyle bir yöntem, böyle bir yönetim düşünebiliyor musunuz? Bakın, Burada, Yapanlar değil sadece. Buna önlem alamayan bir devlet var elimizde. Buna fırsat tanıyan bir devlet var önümüzde. Yani siz uyuşturucu imanatına, Saem'i serbest bırakırsanız, Uyuşturucu kullananları toplamanızda bir anlam yok.
Neden? Ya imalatı serbest bırakmışsın, Sen kullananı alıyorsun. İmalat haneyi gördüğün halde basmıyorsun oraya. Yani içki fabrikasını kurmuşsun, Sarhoş'a ceza kesiyorsun. Bakın, içki fabrikasını sen kurmuşsun, Satıyorsun, Sarhoş'a ceza kesiyorsun. Gece yarısı alkol muayenesi nerede yapılır? Bakın, Alkol muayenesi nerede yapılır? Alkol ruhsatı verilen caddeler bellidir bir şehirde. Emniyet müdürü, belediye, valilik, üçlü toplantı yaparlar. Derler ki, Bu caddeye alkollü içecekler ruhsatı verelim mi? Verelim.
O cadde üzerinde alkollü içecekler ruhsatı verirsiniz. Alkol muayenesi yapacaksanız siz, O caddenin çıkışları bellidir. Siz iki tane çıkışa, İki tane polis arabası koyarsınız, Çıkanın basarsınız cezaya. Siz alkol muayenesini oraya koymayıp da, Götürür de, Telefirik meydanına koyarsanız, Gülerler size. Kulahtan geliyorum, Gece saat iki olmuş, Telefirik'te çeviriyor beni, Alkol muayenesi. Ne işiniz var? Buna diyorum ben. Bakıyor şimdi polis. Vallahi diyor, Valiliğe telefon açmalı söylemeli diyorum ben. Alkol muayenesi yapacaksan, Ulan pavyonlar belli. Git pavyonun kapısının önünde dur, Arabaya binene üfle de. Kaç tane pavyon var?
Beş tane, altı tane, yedi tane. Gece saat ikide, Meyhane açık olmayacağına göre, Pavyonlar açıktır. Saat dörtte git pavyonun önüne dur, Çıkanı üflet. Hepsi sarhoş. Bir tane bakın, Ben 93'ten beri, Gece arası, Sabaha karşı, Evine gelen bir kimsenin, Haftanın üç dört günü. Bir tane bakın, 93'ten beri, 22 yıl olmuş, 22 yıldan beri, Bir tane pavyon sokağında, Caddesinde, Alkol muayenesi görmedim. Hani yöntem ve yönetim dedim ya, Yani sizin dini tecrübe etmeniz yetmez. Yöntem ve yönetimsel açısından da tecrübe ihtiyaç var. Komple, Türkiye'nin baştan sona sıfırlanmaya, yenilenmeye ihtiyacı var.
Bunu da İslam dünyasında yapabilecek olan ancak Türkiye yapabilir. Bakın İslam dünyasında bu yenilenmeyi, Hem dini noktada, Hem yöntem noktasında, Hem yönetim noktasında yapabilecek olan, Bu güce sahip olan, Bu birikime sahip olan bir tek Türkiye var. Türkiye zaten bunu bu 3-5 yıl içerisinde, 3-5 yıl içerisinde, Zamanı kalmadı. Zaman kaybediyor. Türkiye çok büyük bir zaman kaybediyor. Yani şimdi böyle, Herkes, Türkiye'deki baskıdan kurtulmanın rehavetini yaşıyor şu anda. Asıl tehlike Türkiye'de. Asıl tehlike şu noktadan Türkiye'de. Şimdi Türkiye'de, Hızla, Din, Yöntem ve yönetim bu 3'ü, Yenilenmezse, Türkiye çok büyük sosyal patlamalara gelir.
Bunu iktidar da görmüyor şu anda. Bunu muhalefet de görmüyor. Bunu AK Parti de görmüyor şu anda. Bunu muhalefet de görmüyor. Görmüyor. Bunu bürokratlar da görmüyor. Bunu belki de hani, Hasbelkader böyle, Böyle, Vatanını, milletini, insanını, Dert edinenler görüyorsa görüyor. Büyük bir kaos bekliyor bizi. Aslında kaosun içindeyiz. Farkında değiliz. Aslında öyle bir kaosun içindeyiz ki, Farkında değiliz. Ve yönetenler, O böyle açıkça, açıkça çürümüş yöntem ve yönetim biçimini şu anda bize dayatıyorlar. Yönetenler, kendi çürümüş yöntem ve yönetimlerini bize dayatıyorlar.
AK Parti dahil buna. Yani düşünebiliyor musunuz? Hala da milletvekilliği seçimlerinde milletvekillerini genel merkezler tayin ediyor. AK Parti en iyisi 40 kişinin ağzında diyorlar. İnanmıyorum da dayatıyorlar bunu bize.
Bakın, Türkiye'nin en büyük partisi, en ilerici partisi değil mi? Değiştirmiyor bunu. Diyanet değiştirmiyor kendini. Cemaat değiştirmiyor kendini. Tarikatlar kendilerini değiştirmiyorlar. Yenemiyor kimse yenini. Normalde hiç kimse kendi bulunduğu kurumu, Kendi içerisindeki daireyi yenilemiyor, korkuyor. Kimisi koltuğundan korkuyor. Kimisi makamından korkuyor. Korkuyor herkes. Herkes kaybetmekten korkuyor. Düşünebiliyor musunuz mesela? Türkiye'de bir Kürt Partisi var. Yenilemiyor kendini. CHP var. Yenilemiyor kendini. MHP var. Yenilemiyor kendini. AKP var.
Yenilemiyor kendini. Hepsi de bu noktadan memnunlar. Yöntem ve yönetim olarak. Hiç kimse elindekini kaybetme korkusuyla elindekine sımsık yapışmış. Dergahlar yenilemiyor kendini. Evet Türkiye'de dergahlar kendilerini yenilemiyorlar. Tekkeler yenilemiyor kendini. Cemaatler kendilerini yenilemiyor. Hiçbirisi de. Sufiler kendilerini yenilemiyorlar. Bunların problemleri başındaki kimseler. Bir. İkincisi, onun altındaki daireler. Bu adamın bir gün ben bu koltuğa oturacağım. O yüzden ya iyi geçinmem lazım diye bir düşüncesi olduğu müddetçe değişmez. Bizde böyle bir düşünce yok ya.
Çok rahat herkes her şeyi normalde işlevini yerine getiriyor. Ama böyle görmeyin. Ben çok dergah tarikat gezdim. Çok şeyh halife tanıdım. Adam şeyhinin Kur'an ve sünnet dairesindeki veya adab erkan dışındaki olmazsa olmaz noktasını görmemezliğe geliyor. Diyorum bu Kur'an sünnete uygun değil. Susuyor. Diyorum sen bir gün orada oturmayı düşündüğün için susuyorsun. Neden? O koltuğa oturduğunda onun cebi şişecek çünkü. Diyorum ki seni oraya oturtturmayacak o diyorum ben. Sebep Mustafa Efendi diyor. Oğlunu diyorum o tutturacak. Oğlunla küs ki diyor. Bakın neyi hesaplıyor halife. Oğluyla küs diyor.
Merak etme barışır dedim ben. Son noktada affeder. Hatta der ki dedim ben. Geldiler manen. Dergahın sahibi bu dediler der. İcazeti de yazar ona bırakır dedim ben. Sen kalırsın dışarıda dedim. Halifeye söylüyorum bunu. Allah söyletecek ya işte. Aynı halifeyle üç yıl sonra karşılaştık. Mustafa Efendi elini öpeceğim seni. Ne oldu? Senin dediğin gibi oldu. Ne oldu? Ya dedi oğlunu affetti. İcazetini de yazdı. Benden sonra da o. Ondan sonra da onun oğlu dedi diyor. Siz dedim cebini doldurmaya devam edin. Ya bu ne biliyor musun? Bu da doğuda değil ha. Bu batıda. Böyle dergah gibi bir yer var.
Her cuma herkes elini öpmeye geliyor. Bir de kim geldi kim gelmedi. Her cuma el öpülüyor. Cuma açtı Şeyh Efendi'nin cebine. Direkt cebine. Öyle eline minder altına filan. Öyle değil. Direkt cebine. Gelen elini öpüyor. Cebine parayı koyuyor. Gelen elini öpüyor. Cebine parayı koyuyor. O halife. Halifesi var ya. Halife bir gün oraya oturacağını ümit ediyor. Bir gün oraya oturduğunda kendi cebi dolacak. Nasıl değiştirecekler yöntem ve yönetimi? Değiştiremezler. Nasıl siyasetçiler değiştirecek? Değiştiremezler. Nasıl ilim adamları değiştirecek?
Profesörler nasıl değiştirecekler? Değiştiremezler. Oradan geçiniyorlar. Cemaat nasıl değiştirecek? Değiştiremez. Bir sürü organları var. Organlarında memurları var. Oradan geçiniyorlar. Bakın oradan geçiniyorlar. Oradan yemek yiyorlar. Oradan ekmek yiyorlar. Nasıl bir tarikat? Tarikatlar da ekonomik olarak kurumlaşmış. Bir tarikat haç ömre işi yapıyor. Bir tarikat yayın evi var. Bir tarikat televizyonu var. Bir tarikat radyosu var. Bir tarikat ticarethanesi var. Nasıl değiştirecek? Nasıl dönüştürecek oradaki? Mümkün değil. Bakın mümkün değil. Şeyh Efendi vefat ediyor.
Oğlu şirketlerin ve tarikatın başına geçiyor. Bir sürü de şirket var. Değiştirmez. Aynı Osmanlı'nın son döneminde dergah ve vakfiye çatışması gibi. Dergahın bir şeyhi var. Vakfiyenin başında, vakıfların başında da vakıfların atadığı bir vakıfların memuru var. Dergahın bir vakfiyesi var. Bakın çatışmanın çıktığı noktaya bakın. Dergahın bir vakfiyesi var. Tekkenin bir vakfiyesi var. Ama tekkenin vakfiyesini tekke çalıştırmıyor. Ya Osmanlı oraya bir tane vakıf memur atıyor. O vakıf memuru vakfiyeleri çalıştırıyor. Böylece şeyhin akçesini veren vakıf memuru. Vakıf memuruyla Şeyh Efendi bir atışırsa vakıf memuru akçeyi kesiyor dergahı.
Dergahın pirinci lazım, bulguru lazım, yağı lazım, tuzu lazım, ondan sonra ışığı lazım. Dergahın gideri var tekkenin. Bunu sakın yanlış anlaşılmasın. Tekkenin her ay on milyarın üzerinde gideri var. Tekkenin bir gideri var. Önceden ne o? Sabah akşam yemek iniyor. Dervişler orada. Herkes orada. Yiyor, içiyor. Gelen var, giden var. Misafir olan var. Hizmet ediliyor. Kitaplar okunuyor. Risaleler yazılıyor. Onlar ezberleniyor. Çalışıyor tekken. Tekke çalışıyorsa para lazım. E para içinde günün zenginleri dergaha, tekke, vakfiyede bulunmuş. Vakfiyenin başında bir tane memur.
Memur şeyh efendiyi sevmedi. Atıştılar. Akçeyi kesiyor dergahdan. Şimdi kim şeyh orada? Şeyh bakıyor şimdi. Para yok. Ne yapacak? Vakfiye memuruna iltimas kesecek. Göz yumacak. Ona şeyhlik yapamayacak. Ona söz söyleyemeyecek. Ona bir şey diyemeyecek. Sonradan da zaten şeyhsiz kalan dergahlara vakıflar bir tane de şeyh atıyor. Vakfiye memurunu şeyh atıyor. Bizim Karabaş veli tekkesinin son şeyhi vakfiye memuru. Memur. Memur. Şimdi mesele uzat ama hani hastalık meydana çıksın diye söyledim.
Bu sefer böyle olunca ülke kapitalist sistemin kapitalist sistemin tüm çarpıklığını ve vahşiliğini üzerine almış. Ülke kapitalist sistemine mücadele edemiyor. Bütün çarpıklığıyla ve canavarlığıyla vahşiliğiyle çökmüş üstümüze bizim. Şimdi örnek biz şimdi alışveriş merkezlerine karşı durmaya çalışıyoruz. Cılızız bu noktada cılız bir sesimizde. Ritmik olarak korunmacılık yapmaya çalışıyoruz. Korunmaya çalışıyoruz. Başarabiliyor muyuz? Hayır. Ben açıkça söylüyorum. Ben dahi yılda bir sefer veya iki sefer zorunluluktan giriyorsam ben kendi kendime diyorum ki başarı yok.
Bitti. O yüzden evet yani tecride ihtiyacımız var. Hem fıkıh olarak hem akait olarak hem kelam olarak dini meselelerde. Bak fıkıh kelam akait olarak evet tecride ihtiyacımız var. Yetmez. Yöntem ve yönetim olarak da bunun gerçekleşmesi lazım. Gerçekten ülkem adına üzülüyorum. İnsanlarım adına üzülüyorum. İslam dünyası adına üzülüyorum. Çok büyük bir kaos bizi bekliyor. Çok büyük bir sıkıntı bizi bekliyor. Çok büyük bir sıkıntı. çok büyük problemler bizi bekliyor. Problem 5 6 oluyor biz oraya koyuyoruz. Orada bir tane raf var. Dosya dolu boyuna problem dosyası rafta hepsi de bunlar yaşanıyor.
Dosyalar arttığı gibi içerikleri de artıyor. Bakın dosyalar arttığı gibi içerikleri de artıyor. Benim meşhur bir yöntemim vardır. İşte adam iflas etti değil mi? Kaç kişiye borcu var? 6 kişi. adama derim ki dur barona yöntem budur. Hiçbir şey yapma. Ya sen şimdi başlayacaksın çalışmaya evet sakın ha 6 kişi olan borcun 7'ye çıkmayacak.
Teker teker teker sıraya kat. En fazla kim zarar görür? X adam. Önce onun işini gör. Ondan sonra ikinci adam zarar görür. Ondan sonra üçüncü adam zarar görür. Ondan sonra dördüncü adam en fazla zarar görür. sen teker teker bu problemleri hallederekten ticaretini devam ettireceksin. Yöntemdir bu. Bakın yöntem. Senin borcun 6 kişiden 7 kişiye çıkarsa sen dolandırıcılığa başladın. 8-9-10 oldu mu sen dolandırıcı oldun. Ya ben değilim. Oldun kardeşim. Piyasa sana oldun gözüyle bakacak. Neden? Sen çünkü yöntemi belirleyemedin. Yönetimi belirleyemedin. Yöntem dediğim şey bu bakın. Devletin yöntemi yönetimi problemi halletmiyor ki.
Hallolursa 6 idi 5'e düşecek. Halloluyor 4'e düşecek. Halloluyor 3'e düşecek. Yılda isterse bir kişinin kendini halletsin. 6 kişi 6 sene sonu problemi kalmayacak onun. Bakın 6 sene sonunun problemi yok. 6 sene sonra 6 kişiye problem vardı. 16 kişiye çıktıysa bu bitti o mesele. Olmadı. Yürümedi o. Bizim şu anda İslam dünyası olarak durumumuz bu komple. Bunların içerisinde en iyisi Türkiye. Türkiye bu noktadaysa geri kalan batmıştır zaten. Bizde klasörler çoğaldığı gibi klasörler şişiyor da. Hem klasör artıyor hem şişiyor. Bu mesela parayla insanları bir yere kadar durdurursunuz.
Asgari ücreti bin liradan bin beş yüz liraya çıkarırsınız. Normalde işte elli beş yaştan sonra altmış yaştan sonra emekliliği olmayanların sağlıklarını şunları bunların karşılarsınız. Bunlar pansuman. Bunlar problem çözücü değil. Siz bataklığı kurutmuyorsunuz. Siz hala da sınavlarda usulsüzlük ve yolsuzluk yapıldığını bütün insanlar görüyorsa memur alımında işçi alımında usulsüzlük ve yolsuzluklar şai olarak ortaya çıkıyorsa siz yöntem ve yönetimi değiştirmeniz lazım.
Mesela şimdi çok basit bir şey. Cemaat bunu yaptı. Neredeydin? Cemaat bunları yaparken neredeydin ya? Neredeydin? sen demek ki bir yöntem geliştirememişsin. Bir yönetim oluşturamamışsın sen. Yöntem ve yönetim oluşturamadığından haksızlıklar kaymış bir tarafa. Bakın yöntem yönetimi değiştirememişsin. X üniversiteden adamla görüşüyorum. Adam diyor ki adam profesör doçente değil. Oradaki doçent yardımcısını müdür yapmışlar.
Neden cemaatta? Bağırmıyorlar. Ne bağırmıyorsunuz? Dedim neredeydiniz o zaman siz? Sen neredeydin o zaman? Ses yok. Yöntem ve yönetim aynı zaman hani bu mesela aslında yöntem ve yönetim düzelse dil de kendini düzeltir. Dildarlar da kendini düzeltir. Ama mesela yöntem yönetimi bu noktada sıkıntı yok ki. Adam bizim televizyona çıkıyor. Televizyonda bizim dinimize hakaret ediyor mu? ediyor. Nerede yöntem ve yönetim? Biz şimdi dinimize hakaret edenle mi uğraşacağız? Fikir mi üreteceğiz? Biz şimdi fikir üretelim diye düşündüğümüzde milletin imanı gidiyor.
Ya bunu Türkiye'de bir kimse birisinin peygamber olduğunu düşünüyorsa onun peygamberliğine inanıyorsa biz hangi yenilenmenden bahsedeceğiz? Neyin mücadelesini veririz? Düşünebiliyor musunuz? Biz bu sene şey bu arızda Hatemül Enbiya işledik. Son peygamber. Bunu ben kendi kendime düşündüğümde diyorum ki yani halimiz meydanda işte diyorum ben. Bakın halimiz meydanda. Biz bu yüzyılda bu zamanda biz Hatemül Enbiya son peygamber konusunu işledik. Bu aslında her şeye cevap. Bakın bu aslında her şeye cevap. bir de hastalığı Cenab-ı Hak göstermiş göreniz bir de.
Hastalığı görmeyenler ne yapıyor? Nasıl uçulur ona bakıyor adam. Nasıl denizin üzerinde yürümüş onu anlatıyor. Ya bırak kardeşim denizin üstünde yürümeyi. Adam oturmuş medyayı deline almış adam medyadan peygamberliğini ilan ediyor. Buna neyle cevap vereceksin sen? Nasıl cevap vereceksin? O yüzden Allah bizi iyilerden eylesin. Bu noktada büyük bir sıkıntı var. Nokta daha olacak bu konuyla ilgili. Dünyanın mesela insanlığın gelişimine baktım. Yani bunları ben düşündüğümde yaklaşık işte 40 bin senelik bir insanlık varsa dünyanın üzerinde 40 bin senede gösterdiği bir gelişim var.
İşte evlerin hayatın dizaynı. Fakat son 50 ve 100 senede 40 bin senede gösterdiği gelişimin binlerce katı kadar bir gelişim göstermiş. Yani son yıllarda çok hızlı bir gelişim var. Çok hızlı bir gelişim var. Bütün içtihat alimleri, fıkıh profesörleri, fakihler, alimler toplansa örnek AVM'ler hakkında bir hüküm verseler daha o hüküm verildiğinde ertesi gün BVM'ler çıkıyor. BVM'nin üstüne tekrar toplanıp bir hüküm verseler CVM'ler çıkıyor. Yani hayat o kadar hızlı ilerliyor ki içtihat üzerinde içtihat edilecek kavramlar. Bizler bu kavramlarla yalnız birebir kalıyoruz. O birebir kaldığımızdaki düşüncemiz ne olmalı? İşte burada yöntem ve yönetim değişmezse problem çekiyoruz. Çok büyük problem.
Yöntem ve yönetimden kaynaklanıyor. Burada din o bozuk yöntem ve yönetimin altında kendisini yenileyemiyor. Sıkıntı bu. Bozuk yöntem ve yönetimin altında dindarlar kendilerini yenilemekten uzaklar. Yenileyemiyorlar. Yani onun nasıl söyleyeyim? Aslında oluşan olaylara göre kendini gardına almak var. Olaylara göre. Bir olaylar sana göre gardına alması var. İslam dünyası yenilmişliğin verdiği sendromla olaylara göre gardına alıyor. İslam dünyasının karşısında olaylar İslam dünyasına göre gardına alıyor.
Şimdi biz şimdi bir şey çıkıyor ortaya biz ona karşı gardımızı alıyoruz. Biz bir şey yapıp da etraf gardını bize almıyor. Evet. Her yerde ezikler. Peki mesela siyasette de ezilmişiz. Siyasette demokrasi demişler bize. Biz demokrasiye karşı bir gard geliştirememişiz. Kabul etmişiz. O yönlendirmiş bizi. çok ilginç mesela bu hususta Alparslan Türkeş'in bir sözü var. Diyor ki ben sizlere sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye değil hak yoluna hakikat yoluna adalet yoluna çağırıyorum. Halbuki bugün ülkücü dediğimiz algı bile bu demokrasiyi sistemi kendisine kale olarak kabul ediyor. hal böyle olunca yani insanlar bizler kendilerimizi yenileyebilecek bir yöntem yani yöntemi bile tayin edebiliyoruz.
Normalde işte şu soru gelebilir yöntem nedir? Yöntem işte buradaki yöntem insanlar otur hani az önce dedim ya bütün kelamcılar fıkıhçılar hadisçiler tefsirciler sosyal bilimciler oturacaklar bu noktada Kur'an ve sünneti ellerine önlerine alıp halis bir halis bir biçimde yöntem ve yönetim belirleyecekler bunu ama bunun yöntem ve yönetimi belirleyince bunu uyacak olan devlet nerede? Yok. Yani siz şimdi bir yöntem bir yönetim belirleseniz atıyorum geçenlerde bizim damatla konuşuyoruz Yunak'ta diyorum ki örnek seçim olmalı diyorum ve partileri kaldırmalı yöntem birisi karşı çıkabilir buna parti olmayacak diyorum ben milletvekili seçilecek milletvekillerinin içerisinden işte başbakan seçilecek bakanlar seçilecek millet meclisin başkanı olacak parti yok parti kutuplaştırıyor insanları bu kutuplaşmaktan kutuplaşmadan yöntemin başında oturan o yöneticiler nemalanıyor bütün herkes partiyi kaldırdık ortadan
bakın bu şimdi demokrasi bugün Avrupa demokrasisinde olmayan bir şey ne var şimdi orada partiler var herkes partilerin altında siyaset yapıyor partisiz bir siyaset düşünebiliyor musunuz hayır İslam'da hizip yok İslam'da bir tek hizip var Allah'ın hizbi o zaman sizin hizip oluşturma fitne oluşturma hizip fitne siz hizip oluşturamazsınız Müslüman olarak mümin olarak sizin hizip oluşturma şansınız yok şimdi Müslümanlar kendi içlerinde biz hizip oluşturmayacağız imanını bırakmışlar onlar da deccaliyetin bize sunmuş olduğu
hizip ve fitne politikasına sahip çıkmışlar bu ne partileşme yöntemi biz belirleyemiyoruz anlatabildim mi belirlenmiş bir yöntem var belirlenmiş yönteme karşı biz de yöntem belirleyemiyoruz belirlenmiş yöntemle mücadele edemiyoruz yenildiğimizin açıkçası bu Muhsin Yazıcıoğlu başkanla görüşüyoruz başkanım diyorum gelin parti kurmayalım bunlar benim yeni düşüncem değil Sivas'tayız ben şeyh efendiyi Sivas'a götürdüm Sivas'ta Allah rahmet eylesin dedi ki Mustafa efendi oğlum bir yemek yiyelim bir yerde sen yemek yedin mi
dedi hayır efendim kahvaltı yaptın mı dedi sert sordu hayır efendim içimden de korkuyorum nerede kaldın dese benzinlikte kaldım ben geze şimdi benzinlikte kaldım zaten normalde her tarafım ağrıyor havada soğuk ondan sonra bir de duş yapmadan bende hastalık var ya benzinliğin banyo şeyinde tuvaletinde duş yaptım zaten kazık gibi her tarafım kütür kütür benim e sabah kahvaltısı yok öğlen yemeği yok saat üç buçuk dört gibi böyle bana sorunca böyle ben de yemedim çek bir kenara dedi yemek yiyelim ondan sonra aa sen ol
ısmarlayan ben ol dedi estağfurullah efendim baktım bir dönerci var orada girdim ben oraya neresi olduğunu da bilmiyorum aa baktım böyle tiplere ulan bizim eskilerim onlar ondan sonra ben tabi simahlarından böyle bıyıklarından şekillerinden böyle böyle ondan sonra baktım kim var burada dedim ben muhsul başkan burada dediler aa iyi dedim şeyh efendi dedim efendim gidelim yanına tanışıyoruz ya biz acı abi bir dakika haber verelim ben ne zaman lan beri dedim muhsul başkan'a haber veriliyor dedim görüşmek için dedim ben
ben öyle deyince yukarıdan duydu beni o böyle terası var hocam buyur hocam dedi bana estağfurullah dedim ben biz yürüdük tabi herkes bu sefer el pençe bize biz şeyh efendiyle beraber çıktık gibi kadar ondan sonra neyse o da orada işte şey yapmış ooo bir sarmaş dolaş hocam nasılsınız iyi misiniz şeyh efendiyle tanıştırdık sonra onlar başladı beraber olmuşlar zaten şeyh efendiyle tanıştırdık filan işte şey şeyh efendiye diyor ki Mustafa'yla biz önceden tanışırız hocayla diyor önceden tanışırız filan şeyh efendi dedi
usta efendi baya sen iyiydin yani dedi öyle mi dedi biraz efendim dedim ben yaptım öyle ondan sonra neyse görüştük konuştuk neyse orada hemen mevzu açıldı ben de buradaki arkadaşlara dediydim parti kurmayın yapmayın ondan sonra tabi onu da bursa'ya geldiğinde de o işte davet etti bursa'da da görüştüm dedim yapmayın başkanım sizde böyle kalın kalın böyle tabi o sonradan ya işte hocam arkadaşlar parti kurulun filan pişman muhabbeti o gün de orada dedim ki kurmayın bu parti neden partiyi zipleştiriyor biz parti kuraraktan
deccal'ın oyununa geliyoruz örnek veyahut da tarikatlar bir partinin peşine takılıyor deccal'ın oyununa geliyor veyahut da cemaatler bir partinin arkasından gidiyor angaje ediyor kendisini angaje edince sıkıntı var işin içerisinde e şimdi otomatikman biz kendimiz yöntem geliştireceğimize bize geliştirilmiş yöntemleri kabul ediyoruz ve onu kendimize bir kurtuluş olarak görüyoruz şimdi kim diyebilir Allah'ın dininde hizif var diye kimse diyemez İslam'a göre
iki hizif vardır bir Allah'ın hizbi iki şeytanın hizbi iki yol vardır bir Kur'an ve Sünnet'in yolu iki şeytanın yolu başka bir yol var mı yok nasıl hizip çıkarırsınız siz şimdi bir yöntem geliştirebildiniz mi şimdi geliştiremediniz yani siz bir yöntem geliştirin ki bir yöntem geliştirin mesela padişahlık lav edildi kaldırıldı öyle değil mi iyi ne yöntemi geliştirildi yerine şimdi padişahlık yok yani değil mi var babadan oğula geçmiyor sadece var yöntem
geliştirebilmiş mi İslam dünyası geliştirememiş yönetim koyamamış mı koyamamış ama bize dayatılan veyahut da bize kabul ettirilen yöntemleri biz kendimize almışız uyuyor mu uyumuyor mu diye bakmamışız ne demokrasi hangi demokrasi kimin demokrasisi ben demokrat değilim değilim ben demokrasiye de inanmıyorum benim böyle bir derdim de yok diyorum ben bana diyorlar hocam böyle açıkça söylemesem bari neden diyorum demokrasiden yana tavır koymak iman mı diyorum ama örnek mesela böyle isimlendireyim şimdi Fethullah Hoca Amerika'dan
yani demokrasiden artık geriye dönüş yoktur diyor İslam dünyasının içerisinde yani mütelektüel bir duruşu var öyle değil mi kabul edilmiş bir duruşu var öyle göstermiyorlar bize öyle gösteriyorlar cemaat öyle gösteriyor eleştirel açısından bakmıyorum ben meseleye yanlış anlaşılmasın öyle laf atmak taş atmak değil söylediği söz bu direkt canlı olarak da dinledim sadece yazısından değil yani böyle bir şey nasıl söyleyebilir dedim ben çünkü o kimseye teyze de iman gerekli ya bir entelektüel entelektüel bir din adamının
bir alimin bunu söylerken düşünmesi lazım demokrasiden geriye dönüş yoktur yani demokrasi sizin aynı zamanda hedef olduğunu mükemmel bir şey olduğunu artık buradan geri dönüşünün mümkün olmadığını söylüyor o zaman biz ne neye iman ettik ki gidip sokrat okusaydık biz gidip aristoyu okusaydık o zaman bu kadar yolu dolanmamıza gerek yoktu bakın İslam dünyası bu işin acı tarafı yani şunu haykıramıyorum biz Kur'an ve sünnet dairesinde yeni bir yöntem ve
yönetim geliştirmemiz gerekir bunun temel ayakları şu olması gerekir bunun talih ayakları bu olması gerekir bunun devlet yönetiminde bu olması gerekir yani şeriatla yönetileceğiz bu sözde kalmayacak yani senin savaş hukukun ne olacak senin barıştaki hukukun ne olacak senin askeri hukukun ne olacak senin siyasi hukukun ne olacak bunların yerleştirilmesi oturtulması lazım senin yönetim biçimin ne olacak senin yöntemin ne olacak bunların hepsinde oluşturulması lazım ama bunlara kafa yormayın bunları kafa yormayın bunlara
beyin patlatmayın şimdi elinde bu kadar profesör var doçenti var her alanda var mı var bunlar böyle her alanında bu kadar normalde kuvvetliyken bizim önümüze örneğin yöntem ve yönetim biçimi olarak bir şey koyuyorlar mı hayır dikkat edin oyuna sizin elinizde hukuk sisteminin altını üstünü getirecek kadar hakim var savcı var siz bir adalet sisteminin nasıl olması gerektiğiyle alakalı yöntem ve yönetim geliştirmiyorsunuz sizin elinizde polis teşkilatına altını üstünü getirecek polis müdürleri emniyet amirleri var siz
emniyet teşkilatının nasıl olması gerektiğiyle alakalı yöntem ve yönetim geliştirmiyorsunuz dikkat edin hastalıklara sizin elinizde banka kurup finans kuruluşu yapıp o finans kuruluşunu yönetecek yönlendirecek iktisatçılarınız var sizin iktisat üzerine yöntem ve yönetim geliştiren bir kitabınız yok siz devletin MİT müsteşarını içeri alabilecek kadar gücünüz var siz MİT müsteşarlığının nasıl çalışması gerektiğiyle alakalı yayınlanmış bir eseriniz yok bakın yayınlanmış bir eseriniz yok milletin önüne koyabileceğiniz
koyabileceğiniz dönüşüme ait yöntem ve yönetime ait bir eseriniz yok sizin sizin elinizde onca vali var kaymakam var sizin valiler ve belediyelerle alakalı yöntem ve yönetim biçimiyle alakalı bir risaleniz yok siz ne anlarsınız buradan şimdi ben şunu anlıyorum Türkiye'de Türkiye'de hasbelkader Türkiye'nin bağrından yetiştirdiği büyüttüğü büyüttüğü büyütüldüğü en önemli cemaat Türkiye'nin yöntem ve yönetimiyle alakalı
hiç kafa patlatmamış hiç oraya bakmamış uyutmaya devam etmiş nenli bebek nenli toplayın paraları paraları toplamışlar toplayın zekatları toplamışlar toplayın kurbanları toplamışlar hüra dine hizmet ediyoruz demişler hizmet ediyorlar dine okul aşacağız her yere Türkiye'yi bırakmışlar yurt dışlarını okul açıyorlar iyi çok güzel yöntem ve yönetimle herkes dindar oldu ne olacak herkes dindar oldu ya ne yapacaksın bütün askeriyi dindar ettin bütün polis teşkilatını dindar ettin bütün hukuk sistemini dindar ettin ellerinde
ne var onları neyle yönetecekler kaos o zaman bunların hepsini hazırlayıp birisine mi servis edeceksin gel yönet diye bakın kaosa bakın bu kadar doktor var mı var profesör tıbbıcıların var mı var iyi sağlık teşkilatının yöntem ve yönetimi ne olur alternatif islamsın alternatif islamsın bana bunları söyle ben şimdi ben bakacağım diyeceğim ki ya böyle bir biz sufiz bizim devlet yönetme gibi bir derdimiz yok
bizim devlette teşkilatlanma gibi bir derdimiz yok bizim belediyelerde teşkilatlanma gibi bir derdimiz yok bizim askeriyede teşkilatlanma gibi bir derdimiz yok bizim siyasette teşkilatlanma gibi bir derdimiz yok biz siyasetçilerin önüne gidip de bir tane milletvekili bize verir misiniz böyle bir derdimiz yok bizim Yok. Bizim Cafer'in kafası atmış, bir dahaki şey baruzda, belediye ister yapsın, ister yapmasın bizden beraber dedi. Dedim, sen tamam, yakmışsın telleri Hacı Cafer'den. Yaktım dedi. Helalın var dedi. Tamam, şey baruzda yapmayabiliriz, kendimiz yaparız dedi. Bakın, yok bizim böyle bir derdimiz. Birinin nefesini çekmen derdimiz yok bizim. Kendi nefesimizi çekemiyoruz, başkasının kını çekeceğiz. İyi, böyle bir derdi olan bir kimsenin neden elinde bir yol haritası yok?
İslam dünyasının en büyük problemi bu. Bak, İslam dünyasının. Dertleri, su filan, biz diyorum bak derdimiz yok, bizim bir şirketimiz de yok dergahın. Bir ticarethanesi yok. Yok, sufi, klasik geleneksel sufi topluluğuyuz biz. Ne ticarethhanemiz var, ne dergahın bir bakkal dükkanı var, ne çakkalı var, ne şirketi var, ne haç ömrü şey var. Hiçbir şey yok. Biz geleneksel, klasik bir sufi topluluğuyuz. Ama olanlar var. O zaman dergaha niye baktın, hepsi de Hacı Ömrüca adayı. Hepsi de lokantanın müşterisi. Hepsi de otel müşterisi. Ne kurdun dergah adına? İşte şey, ne o? Bir ara modaydı ya. Bakkalın büyüğü market.
Bütün dervişler market müşterisi. Arkadaşlar, kardeşler market kurduk filancı yerde. Dergah adına. Yönetim konuda kim var? Şeyh Efendi. Kimin üstüne? Şeyhin oğlunun üstüne veyahut da işte çok yakın tanıdığının üzerine. Herkes gidiyor oradan alışveriş ediyor. Bütün dervişler market müşterisi oldu. Dergahlar bunu yapıyor. Cemaatler de bunu yapıyor. O zaman dine hizmet edecek okullar açmamız lazım. Aa açalım. Açtık. 18 milyar bir kişi. Ulan neden açtık biz burayı? Ümmet-i Muhammed'in çocukları okusun diye. Ulan nereye okuyacak 18 milyar lira? Asgari ücret bin lira. Asgari ücretin bin lira olduğu yerde Müslümanların çocukları okusun diye okul açılıyor.
Yıllığı 18 milyar lira. Allah'ım kandırmacaya bak. Salça topla, zeytin topla, yağ topla. Yurtlara, okullara. Harika 18 milyar ama yılları. Hangi cemaat hangi tarikat olursa olsun hiç önemli değil ki. Başındaki kimse adam dese ki kardeşim ben bir okul açtım. Özel okul. Ha tamam kaç parasa kaç para herkes gidecek. Ama tarikat yapmış onu. Cemaat yapmış onu. Bir topluluk var adına cemaat derken hemen Fethullah Hoca'nın cemaatine gitmesin laf. Başkaları da var. İyi kardeşim de buranın normalde yapılırken Müslümanlardan parasını toplamadınız mı? Evet.
E hatta oradaki öğretmenlere dair düşük maaşla çalıştırmıyorsunuz mu? Evet. Lan bu 18 milyar nereye gidiyor? Kimse sorgulamıyor. Nereye gidiyor? Problem bu noktada yöntem ve yönetim ve aynı zamanda da bize batıdan gelen, batıdan gelen her ne gelirse biz onlara karşı mücadele etmeyip onların safında yer tutmamışız. Sıkıntı bu bence.
El-Fatiha. Hakkınızı helal edin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi