mustafaozbag.org

44. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 46:54

Bir kavim gönderecek. Ne peygamberlerdir ve ne de şehitlerdir. Hemen bir bedeli dizleri üzerine çöküp, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine yallardır. Onlar bize anlat da bilelim. Şöyle buyuruyor, onlar çeşitli kabilelerden, çeşitli ülkelerden, Allah için birbirlerini sevip, bir araya gelen ve Allah'ı ihlas içinde zikredenlerdir.
Bu hadis-i şerifi, insanı nakletmiş. Buna benzer başka hadis-i şerifler de başka hadis-i şerifler de başka hadis-i şerifler de etmişler. Değişik lafızlarla. İşte kıyamet günü bütün mahşerin önünde öyle bir minberler, nurdan minberler, minderler kurulur. Oraya verili insanlar oturtulur. Ve mahşer halkı sorar. Bunlar hangi peygamberlerdir?
Bir münadi, çöğütkan melek der ki bunlar peygamber değil. Bunlar hangi şehitlerdendir? Bunlar şehit de değil. Hatta başka bir rivayette peygamberlere sorarlar bunlar hangi peygamberlerden? O peygamberler de onlara gıpta bakarlar. İmam-ı Gazali'nin naklinde peygamberlerin dahi onlara gıpta ile baktığı yazılır. Bunu genelde Kur'an-ı Kerim'de velilerle alakalı onlar mahzun olmazlar, mahcup olmazlar.
Dünyada da ahirette de onlara iyilik vardır, müjdeler vardır. Ayet-i Kerim'de binayen söylerler. O ayet-i Kerim'i açıklama noktasında anlatırlar. Ama bunların önemli olan bu nurdan minberlerin üzerinde oturan insanların bir özelliği var. Bu özellik başka kavimlerden, başka insanlardan, başka topluluklardan, başka ırklardan, başka kültürlerden hepsinin de Allah için bizimlerimizi sevip ihlasla Allah'ı zikretmeleridir.
Hep vurgulama noktasında burası vurgulanın. Bunlar birbirlerini Allah için sevmişlerdir. Aynı kavimden değillerdir. Bunlar birbirlerini Allah için sevmişlerdir. Aynı ırktan değillerdir. Bunlar birbirlerini Allah için sevmişlerdir. Aynı meslekten değillerdir. Bunlar birbirlerini Allah için sevmişlerdir. Aynı mezhepten de değillerdir. Bunlar birbirlerini Allah için sevmişlerdir. Bunlar ortak özellikleri bir tek zikirdir. Ortak özellikleri bir tek birbirlerini Allah için sevmeleridir. Birbirlerini sevmeleri dünya mefaatleri için değildir. Birbirlerini sevmeleri dünyanın içindeki nimetlere kavuşmak için değildir. Birbirlerini sevmeleri makam için, mevki için değildir.
Birbirlerini sevmeleri ahiret için de değildir. Birbirlerini sevmelerinin yegane bir tek bir şeysi vardır. Allah için birbirlerini severler. Allah adına severler. Allah sevin dediği için severler. Yoksa birbirlerinden bir beklentileri yoktur. Ve birbirlerini böyle sevdiklerinden dolayı değişik yerlerden değişik şekilde birbirlerini ziyaret ederler. Beraber olmasalar dahi birbirlerine dua ederler. Ve bir araya geldiklerinde, toplandıklarında Allah'ı zikrederler. Başka bir aynı konuyla alakalı Allah'ın şerifte bu birbirlerini sevmeyi almamış. Onlar sırf Allah'ı zikir için toplanan zakirlerdir. Yani zikir ehlidir diye konuşulmuş. O zikir ehli ahirette mahşer halkının gıpta ettiği bir yer.
Hatta İbn-i Teymiye buna şerif düşmüş. Peygamberler böyle bir kimseye, bu kimselere gıptayla bakmazlar. Bunun burasında biraz tuhaflık vardır diye şerif düşmüş. Ama hadisi reddetmemiş. Bunu da reddetmemiş. Sadece şerif düşmüş. Burada bir gariplik var demiş. Peygamberlerin gıptayla bakması, peygamberlerin onlara hayret etmesi. Gıptayla bakması, kıskanması değil. Onları çekememesi değil. Onlara gıptayla bakması. O zaman peygamberlerin dahi gıptayla bakacağı, yani hayretle bakacağı bir topluluğu. Bu toplulunun tek özelliği var. Birbirlerini Allah için sevmelere. Bu birbirlerini Allah için sevmem, Ashab'da oluşmuş. Ashab, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin dizinin dibinde, gönlünün dibinde, gözünün dibinde, dudağının dibinde, elinin dibinde birbirlerini Allah için sevmişler.
Birbirlerinden dünya ve dünyanın içindekilerle alakalı bir menfaat gözetmemişler. Ve birbirlerine dünyalık fark olmuşlar. Birbirlerine muhakkak hataları, kusurları, eksiklikleri, ruhsarlıkları olmuş. Ama bunu hemen telafi edip, birbirlerini Allah için sevmeye ve Allah için toplanmaya devam etmişler. Ve Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin o nuraniyetinin ve ruhaniyetinin etrafından hiç ayrılmamışlar. Ve oranın o muhabbetiyle, aşkıyla, birbirlerinin muhabbetiyle, aşkıyla nefeslerinin sonuna kadar gitmişler. Ehli tasavvuf bu hali kendisine ölçü almış. Hem zikrullahı kendine ölçü almış, hem de birbirlerini Allah için sevmeyi bir kendilerine ölçü almış. Ehli tasavvufun birbirine olan muhabbeti Allah içindir. Birbirlerini başka bir şey için sevmezler.
Eğer birbirlerini başka bir şey için severler ise, o sevgi, çok affedersiniz, hayvanlardaki sevgi gibidir. Bunlar birbirlerinin menfaat için severler. Nefis meratiplerinde, sevgide belli bir noktaya gelemeyen insanların da sevgileri, tabi sevgidir. Bir şekilde hayvanların sevgisi gibidir.
Menfaate dayalıdır. Menfaate dayalı olan sevgiler, menfaat ettiğinde biter. Siz birisinin güzelliği için severseniz, onun güzelliğine bir kusur gelince onu sevmezsiniz. Birisinin zenginliği için severseniz, onun zenginliğine bir kusur gelince onu sevmezsiniz. Birisinin makamı için onu severseniz, o makamdan azledildiği zaman o kimseyi sevmezsiniz. Birisinin sahip olduğu, elinde bulunan herhangi bir meta için onu severseniz, o meta onun elinden gidince insanlar onu sevmezler. Bunların hepsi de tabi sevgidir. Anne babalar hatta çocuklarını tabi sevgi noktasında severler. Kendi zürriyetlerini takip ettirecektir. İhtiyarladıklarına kendilerine bakacaktırlar. Anne babanın sevgisi bu noktada olursa, anne babanın sevgisi de tabi sevgidir.
Veya çocuklar anne babalarının menfaatleri olduğu zaman severler ki, menfaatleri bittiğinde sevmezler veya onlara hürmetle hizmet etmezler. Bu sevgi de tabi sevgidir. Yani herkesin sevgisidir. Toplumun içerisindeki büyük bir çoğunluğun sevgisi budur. Kadın kocasını dünyalı için sever. Eğer adam iflaze ederse, kadın da annesinin yolunu tutar. Veya adamın yakışıklılığı kalmaz, hasta olursa, bulunmaz dertlere devam edin, bulunmaz hastalıklara düşerse, kadın kocasını terk eder gider. Veya adam hanımını güzelliği için, malı için sever. Hanımının güzelliği kalmazsa, malı kalmazsa kadını terk eder. Hanımına olan sevgisi, ahlaki içinse, dini içinse, Allah içinse, hangi halde olursa olsun, hanımını sevmeye devam eder.
Ondan menfaatlenmemiş olsa dahi. O zaman bu topluluğun özelliği, menfaate dayalı olmadan Allah için birbirini sevmek olmalı. Ehli tasavuk bunu kendisine örnek almış, ölçü almış. Demiş ki, kim birbirlerini Allah için severse, savaş meydanındaki cihattan daha üstün bir feyiz alır, bundan daha büyük bir fazilet bulur, ondan daha büyük bir sevap alır diye düşünmüşler. Allah için birbirini sevmek. Hatta arş-ı alanın gölgesinde gölgelendirilecek olanların bir bölümü de budur. Yedi bölük insan vardır, bu yedi bölük insandan birisi, birbirlerine yakın olmasalar dahi, aynı kavimden, aynı ırktan olmasalar dahi, aynı meslekten olmasalar dahi, birbirlerinden uzakta olsalar bile, Allah için birbirlerini sevenler, arş-ı alanın gölgesinin altında gölgelendirilecektir.
Hiç kimsenin gölgelenmediği yerde diye, hadisi şerif vardır. İşte bu topluluk, böyle bir topluluk, hep hadisi kutsilerde ve ayet-i kerimelerde met edilmiş topluluktur. Ve ehli tasavvuf, ilk yıllardan beri bunu kendilerine ölçe almışlardır. Ve birbirlerini Allah için sevmişlerdir. Ve Allah için bir şeyi sevmişlerdir. İşin başka, daha geniş boyutu, bir şeyi severken de Allah için sevmişlerdir. Bu sevdikleri ne olursa olsun, bineklerini sevmişler, Allah için sevmişler. Ve o binekleri kendilerine Allah yolunda hizmet edeceği için sevmişler. Elbiselerini sevmişler, elbiselerini sevmesi Allah için olmuş. Çünkü kendilerini örtecekler, haramdan korunacaklar. Veya ellerindeki bir aleti, edavatı, takım, taklavatı, ellerinin altında bulunan bir metair, Allah için sevmişler.
Allah yolunda kullanılacak, Allah yolunda o harcanılacak, Allah yolunda daha yükseğe çıkmak için bir basamak olarak görmüşler onları. Asla onları bir amaç olarak görmemişler, araç olarak görmüşler. Burada iki özelliği üstünüzde toplamanız lazım. Eğer ehli tasavvuf isek, eğer ki kendimizi Allah yolunda olarak sıfatlandırıyorsak, eğer kendimizi Allah'ın yolunda gidecek, Allah'a uslat olacak, bu noktada kendimizi normal, diğer insanlardan ayrıştıracak bir özelliğimiz olacaksa, bu özelliğimiz birbirimizi Allah için sevmek ve zikrullah için toplanıp zikre devam etmek olmalı.
Kıymetli kardeşlerim, kim ki zikrullahı bıraktı, helak olur. İnsanlar günahlarla helak olur. Fakat asıl helak, günah kebair'e girmek de günahla olmaz. Asıl helak, tövbeyi ve zikri bırakmak da olur. İnsanlar bir hata işlerler, kusur işlerler, helak olduk derler. Asıl helak, Allah'ın zikrini terk etmekledir. Çünkü Cenab-ı Hak, o münafıklar var ya, evet, Allah'ı az zikrederler buyurur. Ey ashabım, size haram olmuş, ölü, ölmüş bir kimseyle diri insanın arasındaki farkı söyleyip, söyle ya Resulallah. Ölü insanlar, Allah'ın zikrini terk eden insanlar. Biriler de Allah'ı zikreden insanlar demiş. O zaman kim zikrullahı terk ederse, zikrullahı bırakırsa, o helak olma yoluna girmiştir.
Helak olur o. Yani düpedüz helak olur. Düpedüz. Adım adım kendini cehennem ateşine doğru götürür. Adım adım kendini Allah'tan uzaklaştırır. Adım adım kendini Peygamber Zişan Efendimiz'den uzaklaştırır. Adım adım kendini hayırdan, helaldan, iyilikten, güzellikten, doğruluktan uzaklaştırır. Allah'ın zikir öyle bir iksirdir ki, Allah'ın zikir öyle bir muamalı bir şeydir ki, onu terk eden, onu kaybeden, bütün her şeyini terk eder ve kaybeder.
Bütün her şeyini kaybeder. Bakın bütün her şeyini diyor. Ve Allah'ın zikir öyle bir şeydir ki, kim ona sahip çıkarsa, bütün her şeye sahip olur. Tabii benim bu dediğim zikrullah, dil ile olan zikrullah değil. O işin başlangıç noktası. O zikrullah kalbe inmeli. O zikrullah vücuda sirayet etmeli. O zikrullah komple insanın iç alemine sirayet etmeli. O zikrullah komple insanın maddi ve manevi varlıklarına sirayet etmeli. O sirayetin eğer o tecelliyatı görürse, o zikrullah o insanı ihya eder. Hem dünyada ihya eder, hem de ahirette ihya eder. O yüzden bize düşecek olan vazife, Allah'ın zikrini hiç terk etmemek. Zikir halakalarını hiç terk etmemektir.
Herkes bir şey söyler. Herkes bir şey söyler zikrullah halakaları için. Herkes tarikatlar için, ehli tasavvuf için bir şeyler söylerler. 1400 yıldır söylenmiş, şimdi de söyleyecekler. Ama 1400 yıldır bir şeyi yıkamamışlardır. Yıkamadıkları şey zikir halakalarıdır. Yıkamadıkları şey Allah'ın zikre devam eden insanlardır. Ve dini ayakta tutan, Muhammed-i Mustafa'nın ahlakını ayakta tutan, dinin olmazsa olmazlarını ayakta tutan, tarih boyunca hep Allah'ın zikir halakasına yapışır, Allah için birbirlerini sevenlerdir. Her şey biter, her şey yıkılır, her şey yok olur. Bitmeyen ve yok olmayan bir şey vardır. Allah için sevmek ve Allah için zikretmek.
O zikrullahı kaldıramazlar. Ve kıyamete kadar kaldıramayacak hiçbir kimse. Ancak kıyametin kopma sebebidir Allah'ın zikrinin orta yerden kaldırılması. Ne zaman ki son Allah diyen ruhu kabzolunur, kıyamet o zaman kopar, komple. Eğer o gerçekten o Allah diyen var olduğunu müştetse, kainat emniyettedir. Kainat, dünya emniyettedir. Çünkü gerçekten hulisi kalbine Allah diye mevcuttur. O orta yerden kalktığında kıyamet müşriklerin ve kafirlerin üzerine kopar. Ve gerçekten Allah diyenlerin kalkması, müşriklerin ve kafirlerin orta yerde kalmasıdır. Çünkü müşrikler, dünya kutlar, Allah'ı zikretmezler. Allah'ı zikretmezler.
Eğer ki dilinizde zikrullah eksildiyse, gönlünüzde zikrullah eksildiyse ve zikrullah halakasına ayaklarınız sizi götürmek istemiyorsa, eğer zikrullah halakasıyla aranıza bir perde girdiyse, bir sınır girdiyse, bir örtü girdiyse, kendinizde münafıklık elameti arayın. Ve her zikrullah halakasıyla alakası kesilen kimse savunurken, ya oraya gittim de bana orada ters baktılar.
Ya oraya gittim de bana orada eksik baktılar. Ya ben oraya gittim de benim yüzüme bakan olmadı. Ya orada filanca var ya ben o yüzden gitmiyorum. Ya şöyle oldu da böyle oldu da o yüzden gitmiyorum. Bunların hepsi de nefsi ve şeytanın vesisesi, vesisesi aldatmasıdır. Aslında o kimse kendi kendine nefsini öymüştür. Kendi kendine şeytan öymüştür. Zikrullah halakasıyla burnunu kesmiştir. Şeytan onun af kapısını kapatmaya çalışmaktadır. Şeytan onun rahmet kapısını kapatmaya çalışmaktadır. Şeytan onun lütfa ermesini, ikrama ermesini, rahmete ermesini, merhamete ermesini engellemektedir nefsiyle beraber. Ben yirmi yıl boyunca bunları çok dinledim çünkü. Yirmi yıl boyunca her halakadan kopan ne yazık ki helak oldu.
Ve şöyle düşünür insanlar. Ya ne olacak ki zikrullah'a gitmemek kafirlik mi? Ben evde namazımı kılıyorum, orucumu da tutuyorum. Ben evde zikrullahımı da yaparım. Vallahi yapamazlar. Yapamazlar. Yapamadılar. Halakayı zikrullah'tan kopan namazdan da koptu. Halakayı zikrullah'tan kopan oruçtan da koptu. Halakayı zikrullah'tan kopan többeden de koptu gitti. Halakayı zikrullah'tan kopan Allah yolunda hizmet etmekten de koptu. Bir müddet sonra adamlar tekrar işte kumar oynamaya, tekrar namazı terk etmeye, tekrar içki içmeye, tekrar eski hayatlarına dönmeye mahkum oldular. Niçin? Şeytan onları o tarafa dolu sürükledi. Çünkü onlar Allah'ın zikrine nankörlük ettiler. Çünkü onlar Allah'ın yol bululmaz lütfuna, ikramına sırt çevirdiler.
Ve der ya Cenab-ı Hak, ey insanoğlu sizler nankörsünüz diye onlar o nankörlüklerinin cezalarını çekerler. O zaman ehli zikir, ehli tasavvuf kendisine bir hedef seçmeli. Seçtiği hedef, seçtiği hedef ahirette nurdan minberlerin üzerine oturmaktır. O zaman o nurdan minberlerin üzerine oturmaksa hedefi, hedefi o ise Allah için bir münni sevecek, Allah için zikrullah halakalarına ve zikre devam edecek.
Allah için. Ve hangi derse gitmediyseniz keyfi olarak, hangi zikrullaha katılmadıysanız keyfi olarak bilin ki o gün şeytana inanmışsınızdır. Bilin ki o gün nefsinize inanmışsınızdır. O gün sizi şeytan alt etmiştir. Şeytan o gün sizin üzerinden silindir gibi geçmiştir. Sizin bahaneniz çoktur. Şeytan ve nefsin işi bahane öğretmektir. Ha bile bahane öğretir size. Çocuğunuz hasta olur, eşiniz hasta olur, etrafınızdaki birisi hasta olur, sizin o gün vücudunuz kırık olur, moraliniz bozuk olur. Ya bugün gitmeyelim de aslında bu hastalık, bu tip problemler hep aşksızlıktandır, sevgisizliktendir. Siz sevgiyi kaybetmişsinizdir. Aşkı kaybetmişsinizdir. Allah aşkını ve Allah sevgisini.
Ve oradaki insanların sevgisini de kaybetmişsinizdir. Bahane hazırdır. Siz onların hepsini bir şeyin üzerine yüklersiniz. Asıl bahanenin nefsiniz olduğunuzu görmek istemezsiniz. İnsanlar bunu görmek istemez. Ve görmek istemediklerinden dolayı muhakkak ki bir yerlere hep bahanelerini atarlar. Hadis-i şeriflerin sırası bu. Bunu özel bir ders olarak yapmıyorum. Zikirle alakalı hadislerine devam ediyorum. Bu özel bir şey değil. Cenab-ı Hak sırasını getirdikçe hadisleri okuyorum. Bu noktada kardeşler kendilerini çok iyi sapturant altına alacaklar. Ve etrafınızdaki insanlara bu şekilde uyarın. Uyarın. Tatlı tatlı irşat ve ilk aldığımıza devam edin.
Ve zikrullah halakasını asla terk etmeyin. Ve zikrullahın olduğu gün kendinizi evde orada burada geçirmeyin. Gününüzü. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hak o halakalara devam eden kullarından eylesin inşallah. Hani diyordum ya bir Buhari'nin edeble alakalı bir kitabı var diye. Kitap bu. Onu geçen haftalarda getirmeyi unuttuydum. Edeb-ül Müfre. Bu kitabı Ali geldi mi Karadağ? Ali'ye getirttirdim bu kitaptan ben. Ali'ye dedim ki Ali bu kitaptan işte yayın evini filan verdin. Dedim özellikle getir. Arkadaşlara dedim bu kitabı tavsiye edeceğim. Özellikle dedim arkadaşlar bu kitaptan edinsinler kendilerine dedim.
Özellikle tekrar gösteriyorum. Edeb-ül Müfre. Ali ne kadar satış fiyatı? Yedi milyon lira. Yedi lira. Yani Malbora sigarası ne kadar? Cigara içenler. Beş beş. Evet bir buçuk paket cigara parası. Bir buçuk paket cigara parası.
Yedi lira. Bir porçuyun köfte parası. Dinimizi öğrenin kardeşler. Ve dinin edeble olan kısmını öğrenin. Gönlüm arzu eder ki buradaki bütün kardeşler bu kitaptan alsınlar. Evlerinde her gün misaf okusunlar. Tasavvuf edep demek. Soruyorlardı ya hani. Sizin yolunuz nübüvvet yolu. Ben diyordum ya nübüvvet yolumuz diye. İşte yolumuz. Ben şeyhimden böyle gördüydüm değil. Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin hadisini okuduk. O böyle kaldı. Biz peygamberi zişan efendilerimizin hadisini okuduk. Bunun edebi buymuş.
Evlatlarınıza bırakacak olduğunuz miras ahlak olmalı. Çocuklarınıza bırakacak olduğunuz miras güzel ahlak olduğunuz. İyi ahlak olmalı. Çocuklarınızda mal bırakabilirsiniz. Ev, han, hamam bırakabilirsiniz. Eğer o çocuğun ahlakı güzel değilse, hamla, hamamla, evde, barkla, hepsi de yerle eksen olur. Hiçbir şey kalmaz. Eğer çocuklarınızı iyi ahlaklı yetiştirmezseniz, çocuklarınız size birer zakkum ağacı olur. Zakkum yersiniz ahirette. Dünyada da ahirette de zakkum yersiniz. Eğer çocuklarınızı iyi ahlaklı yetiştirirseniz, turba ağacı olur. Kökü cennette, meyvesi hem dünyada hem ahirette.
Evlerinizi ve çocuklarınızı iyi ahlaklı yapmaya çalışın. Bunun için mücadele edin, gayret edin. Bunun için mücadele edin. İslam dünyasının en büyük problemi, iyi ahlak. İyi ahlak. O iyi ahlakı biz kaybediyoruz günden yüze. Kaybediyoruz. Bunun için istirham ediyoruz. İstirham ediyoruz. Bunu söylerken Allah beni şatattan ve şatapattan korusun. Eğer bu kitabı edinmek isteyip de gerçekten parası olmayan bir kimseye, gitsin Ali'den alsın, benim hesabıma yazdırsın. Yeter ki bu kitaptan alın, evinize okuyun. Alın ve okuyun. Allah için.
Allah için okuyun. Allah için uygulayın. Tekrar tekrar bunu dönüp dönüp söylüyorum. En büyük eksiğimiz bu. Allah bizi muhafaza eylesin. Uşak söz söylemek. Siz alsanız da almasanız da ben kendi kendime karar verdim zaten. Ben Allah izin verirse her derste buradan hem buradaki zikirle alakalı konuya devam edeceğim.
Buradan da bir tane hadis okuyacağım inşallah size. Her derste. İbni Meyyas anlatıyor. Bir kısım günahlar işlemiştim. Bunları büyük günahlardan görüyordum. Onları İbni Ömer'e anlattım. İbni Ömer nedir onlar dedi. Ben de şöyle şöyle dedim. Bunun üzerine İbni Ömer dedi ki, bunlar büyük günahlardan değildir. Büyük günahlar dokuz tanedir. Bir, Allah'a şirk koşmak. İki, haksız yere adam öldürmek. Üç, savaştan kaçmak. Dört, namuslu kadına zina isnat etmek. Beş, faiz yemek. Altı, yetim malı yemek. Yedi, mescidi aranda günah işlemek. Sekiz, insanlarla alay etmek. Dokuz, anne ve babaya isyan etmek. Onları ağlatmak.
Sonunda İbni Ömer bana dedi ki, sen cehennemden korkar mısın? Cennete girmek ister misin? Ben de Allah'a yemin ederim ki, evet dedim. İbni Ömer bana sordu. Annem ve babansan. Ben yanımda sadece annem var dedim. Bunun üzerine İbni Ömer dedi ki, Allah'a yemin ederim ki, şayet annene yumuşak söz söylersen, ona yemek yedirirsen, büyük günahlardan korundukça sen elbette cennete gidersin dedi. Son bir tane daha okuyacağım. Bitti. Anene ve babana acıyarak onlara tevazu kanatlarını indir. İsrail 24 ayetini tefsir ederken demiştir ki, ananın ve babanın sevdikleri meşru bir şeyi yerine getirmekten sakın kaçınma. Dokuz tane günah-i kerbaili tekrar sayacağım. Hakkınızı helal edin.
Bir, Allah'a şirk koşmak. Allah'a şirk koşmak, böyle insanların gözünde sadece şu var. Yani Allah'ı yıkilemek. Başka bir şeyi mağbut duymek. Allah'a şirk koşmanın dairesi biraz geniş. Mesela başka bir şeye ibadet etmek. Başka bir şey adına kurban kesmek. Başka bir şey adına oruç tutmak. Başka bir şey adına namaz kılmak. İşte Kur'an-ı Kerim'den herhangi bir ayet-i kerimeyi reddetmek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin peygamberliğini reddetmek. Onun sünnetlerini, onun hadislerini reddetmek. Veyahut da Kur'an'dan herhangi bir şeyi yok kabul etmek. Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsi de şirktir.
Dinde var olmuş olan bir hükmü yok görmek. Olmayan bir hükmü de varmış gibi dinin içine katmak. Bunların hepsi de şirktir. Allah muhafaza eylesin. Haksız yere adam öldürmek. Arap toplumunda peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nden önce ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke devrinde Arap toplumunda birisini öldürmek hiç önemli bir şey değildi. Adam yoldan geçerken birisi öldürüverdi onu. Böyle bir vahşet yaşanıyordu. Günümüzde de var tabii böyle bir vahşet. Adam trafikte giderken o öldürdüler. Adam atıverdiler ya denize İstanbul'da. Veya hırsızlık için adamı öldürüveriyor. Veya bir parasını çalmak için, malını çalmak için, korkutmak için. Yok vafyalık yapıyor, yok bilmemelik yapıyor.
Haksız yaratam öldürüyor insanlar. Pırasa doğuran gibi adam doğurular. Ve onunla kendilerine sanki çok önemli bir şey yapmış gibi oluyor. Günah hevayet. Büyük günah. Büyük günah. Savaştan kaçmak. Allah yolunda cihad ederken, mücadele ederken, Allah yolunda koşuştururken, geri dönmek, kaçmak. Biz savaştan kaçmayı sadece Cenk Meydanı'nda savaş ediliyor ya, kılıç kalkan. Oradan kaçmak olarak kalkılıyoruz. Savaştan kaçmak demek, mücadeleden, cihad etmekten geri dönmek. Allah için bir mücadelenin içine girmişin, o mücadeleden pırını pırkını toplayıp, gidip evinde oturmak. Oradan geri dönmek. Fiyansın ben yapamayacağım demek.
Nefse ağır gelmesi. Savaştan kaçmak. Günah-i kebayır. Namuslu kadına zina isnat etmek. Toplumun en büyük sancılarından, sıkıntılarından birisi bu. Geçen bir hadis-i şerif okudum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ahletleri, daha önce de okudum, geçenlerde tekrar okudum. Medine'de bir kadının birisi gelmiş, demiş ki tut elimden tutmuş onun elinden. Medine'nin sokaklarında dolaştırmış onu. Meczup bir kadın. Aklı yerinde değil. Kendi kendime dedim ki, yani birisi gelse dedim, birisi gelse, tervişlerden birisine veya başka birisinin elinden tut benim dese, meczup bir kadın. Tutsa dedim adam, bütün erkekler ki bunların ikisi de zina ediyorlar. Mahalledeki bir kadının yanına bir adam görmüş olsanız, tanımasanız, bu adam kim, neyin nesi.
Yok canım, bu kadın yolu zaten. Günah-i kebayır. Toplumu bozan şeyler. Toplumu çürüten şeyler. Allah muhafaza eylesin. Faiz yemek. Göz göre göre mümin müminden faiz alıyor. Göz göre göre. Gözünün içine baka baka. Mümin müminden faiz istiyor. Mümin mümine faizle para satıyor. Mümin mümine beş lira veriyor, yerine on beş lira alıyor. Yedi lira alıyor. Beş lira bir kuruş alıyor. Hiç önemli değil. Eksan eden hastalıklardan birisi. Adam borç ödeyecek ki diyor, faizle para alıyor, borç ödüyor. Para satıyorlar orta yerde. Bu noktada her ikisi de büyük günah-i kebayırı giriyor.
Alan da, veren de. Faiz yemek. Allah muhafaza eylesin. Başka bir hadis-i şerifte annesiyle Kabe duvarının dibinde nikah kıymış gibi olurdu. Birisine öyle anlat dedim. Dedim Kabe duvarını düşün, altında da anneni düşün dedim. Benimle selamı sabahı kesti. Nasıl dedim vicdanın rahat olacak? Bu nasıl müminlik olacak? Nasıl müslümlik olacak? Allah muhafaza eylesin. Cemaatımıza gelmesin. Eğer bir kardeş, içimizden bir kimse, birisine faizle para satıyorsa, gelmesin.
Tövbe etsin gelsin gelecekse. Allah muhafaza eylesin. Yetim malı yemek. Bir yetimin malını gasp etmek. Onun parasını ütmek. Onun parasını vermemek. Onun malını vermemek. Mescid-i Haram'da günah işlemek. Mescid-i Haram'da dövüşüyor millet. Birbirine tekme vuruyor. Yumruk vuruyor. Haram. Orada küfrediyor. Haram. Orada insan hiçbir günah işlemeyecek. İhramdan çıktı mı, sanki yularından boşanmış herkes. Allah muhafaza eylesin. Orada her daim ihramlı gibi yaşayacak. Her daim orada gözünü, kulağını, dilini, elini, ayağını, kalbini muhafaza edecek.
O devamının nazargah-ı ilahinde çünkü. Allah muhafaza eylesin. İnsanlarla alay etmek. Toplumun hastalıklarından birisi bu. Hiç kimseyle alay etmeyin. Hiç kimseye tepeden bakmayın. Hiç kimseye kibirlenmeyin. Hiç kimseyle dalga geçmeyin. Allah muhafaza eylesin. Anne ve babaya isyan etmek. Onları ağlatmak. Sakın onlara isyan etmeyin. Onlarla bağırışıp çalışmayın. Onlarla didişmeyin. Onların kalplerini kırmayın. Onların gönüllerini almaya çalışın. Gönüllerini almaya çalışın. Haklı olabilirsiniz. Bir insanın en haklı olduğu yerde dahi anne ve babasının karşısında haksızlığı başlar.
Neysin annenin babanın karşısında? Neysin asla. Senin söylediğin doğru olabilir. Onlar o konuyu bilirler. Onlar o konuyu anlayamamış olabilirler. Onlar senin tabirinden eski kapalı olabilirler. Sünnetin emrine muhalif olmadığı müddetçe onlarla didişme. Onlarla kavga etme. Sana derse ki git bana içki getir getirme. Sana derse ki gel içki iç içme. Sana derse ki sen başını açacaksın. İşte başı açık dolaşmanı istiyorum. Açma. Sana derse ki namaz kılma kıl. Sana derse ki zikrullah yapma yap. Allah'ın yap dediğini yap.
Yapma dediğini yapma. Bu noktada hiç kimseye itaat yok. Allah ve Resul'u ve sizden olan emirler müstesna. Allah'a itaat edin. Resul'una itaat edin. Sizden olan emirlerinize de itaat edin. Eğer anne ve babanı size Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyi yaptırmaya çalışıyorsa yapmayın. Buna hakları yok. Bu hakkı Allah onların elinden almış. Bu hakkı Allah onların elinden almış. Öbür türlü Kur'an ve sünnetin içindeyse onların elinden alın. Onlarla iyi geçinmeye çalışın. Onlarla tatlı geçinmeye çalışın. Edebinizi koruyun. Ahlakınızı koruyun. Burada dergahda ayrı, sokakta ayrı, evde ayrı, iş yerinde ayrı olmayın. Edebinizi her daim korumaya çalışın.
Dilinizi her daim korumaya çalışın. Ahlakınızı her daim korumaya çalışın. Ailelerinize zulmetmeyin. Çocuklarınıza zulmetmeyin. Etrafınızdaki insanlara zulmetmeyin. Eşlerinizle, çocuklarınızla, anne babalarınızla iyi geçinin. Arkadaşlarınızla iyi geçinin. Akrabalarınızla bağınızı koparmayın. İnsanlarla sosyal etmenizi bozmayın. Bozmayın. Allah bizleri muhafaza edese. Ahlakınız ne kadar yüksek ve güzel olursa mesajınız o kadar yüksek ve güzel gider. Tasavvum, hal ehlidir, hal işidir. Hal, yani yaşamak. Tasavvum, kal işi, konuşma işi değildir. Siz çok şey konuşabilirsiniz. Bu çok önemli değil.
Sizin konuştuklarınızı ne kadar yaptığınız önemli. Siz eğer söylediğiniz ne kadar yapıyorsanız siz o kadar iyi insansınız. Allah bizi affetsin. Haklarınızı helal edelim. Önümüzdeki pazar günü Karabaş-ı Veli yukarıda, tekkede bir etkinlikler bu yaz döneminde inşallah pazar günleri veya hafta arası etkinlikler olacak. Kültürel etkinlikler. İnşallah bir yazar gelecek pazar günü. hem öyle bir kitap günü gibi olacak. Hem orada işte kendi yazdığı mevlevilikle alakalı. Değil mi kitap? Mevlevilikle alakalı hem kitabını tanıtacak, hem orada bir sohbet edecek, hem de kitap günü alacak. İşte böyle bir kültürel bir çalışma olacak pazar günü. İnşallah müsait olan kardeşler pazar günü gelmeye gayret etsinler.
Bu tip şeyler önemli. Biz cemaat olarak bu tip kültürel faaliyetlerde etkin olmaya çalışacağız. İnşallah etkin olacağız. Bir de malum Nisan 20. Nisan'ın 20'sine hazırlıklarımızı tamamlayalım. Ona göre kardeşlerimize, arkadaşlarımıza haberdar edelim. 20 Nisan'da inşallah Rahman programımıza katılmaya gayret edelim. Başka var mı ilan edecek bir şey? Yok. Tamam. Hakkınızı helal edin. Sizden yanında helal olsun inşallah. Üç ihlat bir Fatiha şerif. Ya biz de tahri kainat, sevgeli mevcidat, sevgili peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adetten mübarek bu iş evlerine Adem Aleyhisselam'ın harekesinin açısına gelmiş geçmiş bütün peygamberlerine mübarek bu iş evlerine bir hari hari güzene bu vakıf sırtlık olarak Barık Osman Uzunluğu Murtaza Radullah Hanı efendilerimizin evladı Resulullah, zevcehati Resulullah, ashabı Resulullah,
şühedâ-i Resulullah, imamız imam-ı azam-ı rühan-ı fay, imam-ı şafi, imam-ı marek, imam-ı hamber, imam-ı şarif, imam-ı matur-i dimam-ı muhammed, imam-ı yusuf, imam-ı imam-ı hazretlerinin ruhlarına, tâvîn, tebâ-e tebâin hazretlerinin ruhlarına, bilm-ı fiyiz, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Seyyid-i Ahmet-i Arifay-i, Seyyid-i Ahmet-i Bedevi, Seyyid-i İbrahim-i Dâsıki, Şeyh-i Hüresenalı, Şâzeli, Şâh-ı Nakşüvel-i Muhammed-i Bahad-i, Şâh-ı Mevlân-ı Celâlet-i Rûmi, Hacı Bektaş, veli Hacı Baygam, ve Esselkar Hanım, Muhammed-i Dâil, Halvet-i Cellet-i Buşak-ı Sümbül-i, Süfreverdi, Küfreverdi, Şeyh-i Mubid-i Din-i Arâbi, bütün Fid-i Firan Hazretleri, Mübarek Rûh Şevren'e, hediye edildik, geçmiş bütün velilerin, mürşid-i kâmillerin, âlimlerin, aşık-ı sadık-ı mühvan ehl-i iman, La İlahe İllâllâh, Muhammed-i Resulullah diyen, Mübih-i Mevlânat'ın ruhlarına, yaşayan mürşid-i kâmillerin, velilerin, aşık-ı mühvan, ehl-i iman, La İlahe İllâllâh, Muhammed-i Resulullah diyen, müminin, Nâtur-i Muhaniyet-i Kussellerine, cedde cededen oradanı, hediye edildik,
kuvasını ve sadar eyle, Allah'a emanet olun. Estağfurullah, el-Azîm ve Kerîm ve Zîlâh, el-Hayyül-Gayyûm ve Kûbri, gönülü Lâh'imine şeytâsı ve Cîlâh. Bismillahirrahmanirrahim. Estabi-i Şikîl-Fâdimasyahûm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi