Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 14 Eylül 2020 · 14:15
İki çeşit ceylan da ot otladı. Hani her şey birbirine benzer ama, hani Cevlâkilikten çıktı ya, Cevlâkî'nin birisi kafasını kasıttıydı, kasıtınca ne dedi Dudu Kuşon'a, sen de mi dedi gül yağını döktün, senin de mi kafana vurdular da saçların dökeldi, bunun gibi, devam ediyor. Ondan sonra da diyordu ya, temiz kişilerin işlerini sen kendin gibi görme, peygamberleri kendin gibi zannetme, o velileri kendin gibi zannetme, onlar da yiyorlar, içiyorlar deme.
Devam ediyor. İki çeşit ceylan da ot otladı, su içti. Birinden fışkı meydana geldi, öbüründen halis, misk. İnsan, insan bu dünyada nimetlendi, o bu dünyadan yedi, içti, o bu dünyadan ne varsa hepsi de yedi. İkisi de ekmek yedi, ikisi de su içti. Birisi hep necasete doğru yolu aldı, koruk oldu. Birisi üzüm oldu, hakikate doğru yolu oldu. İki çeşit kamış da bir sudan kandı, fakat biri bomboş, öbürü ise şekerle doldu. İkisine de kamış deniyor ama birisi şeker kamış deniyor. Niçin? İçinde şeker var. Aynı sudan aldılar, aynı toprakta büyüdüler, aynı havayı, aynı güneş aldılar, aynı bataklığın içerisinde durdular.
Ama birisi şeker kamış oldu. Birisi de içi boş kamış oldu. Bu çeşit yüzbinlerce birbirine benzeyenleri seyretti, aralarındaki yetmiş yıllık farka dikkat et. Bu yer ondan pislik olur, öbürü yer yediği tümden Allah ışığı kesilir. Aynı Kur'an okursun, aynı hadislere bakarsın. Birisi sapar, hariciyeci olur, kaderiyeci olur. Birisi sapar, cebriyeci olur. Aynı Kur'an'a, aynı ayete bakarlar. Aynı hadislere bakarlar. Birisi farklı, mülahazalar peşine koşar. Aynı ayeti kerimeleri tilavet ederler halbuki. Ama birinden ne olur?
Pislik akar. Öbürkünden ise Allah nuru akseder. Bu yer tümden ne kestik haset doğar, o yemekten o yer tümden Allah ışığı doğar ondan. Aynı nimetlerle nimetlenir. Aynı evde dahi olabilirsin. Aynı tarikatta dahi olabilirsin. Aynı yemeği yediğin halde birisi hasislik yapar, birisi kıskançlık yapar. Aynı yemekten yedir iki kardeş. Aynı aileden, aynı anneden, babadandır. Birisi bakarsın hasis olur gider. Birisi ne yapar? Selamette olur. Birisi Yusuf olur, kuyuya atılır. Öbürkünden aynı babanın evlatlarıdır. Öbürkünler de Yusuf'u kuyuya atar. Birisi kurt olur, birisi kuzu.
Aynı yemeği yemişlerdi. Aynı anneden, babadan doğdular Adem'in çocukları. Birisi katil oldu. Aynı sütü emmişlerdi. Aynı yemeği yemişlerdi. Aynı eğitimi almışlardı. Ama birisi katil oldu. Birisi necis oldu. Birisi diyor, burası tertemiz bir yerdir. Orası çorak, kötü bir yer. Bu tertemiz melektir, oysa şeytandır, canavardır. Aynı insandır o. Aynı insandır. Birisi melek olur. Birisi şeytan. Ama insandır. Biri melekliğe doğru kanat çırpar. Biri şeytanlığa doğru kanat çırpar. Yediği buğday tanesidir halbuki.
İki şey birbirine benzeyebilir. Acı su da berraktır, tatlı su da. Tatma duygusu olan anlar ancak odur tatlı suyu, acı suyu ayırt eden. Suya bakarsınız, acısı da oradadır, tatlısı da. Tadan bilir arasındaki farkı. İki insan görürsünüz. Bakarsınız, ikisi de insan. Tat bakalım. Birisi kötü huylu, birisi iyi huylu. Tatmak ne demek? Onunla bir ilişkin olması. Onunla bir selamın sabahın olması. Onunla bir alışverişin olması. Onunla bir yol yürümen. Onunla beraber bir şeyler paylaşman. Bu senin onlara karşı ne olduğunu gösterecek. İkisi de insan. Ayırt edemeyen büyüyle mucizeyi kıyaslar da ikisinin de düzen temeline dayandığını zanneder.
Ayırt edemeyen saflar vardır, akılsızlar vardır, ahmaklar vardır. Onlar büyüyle mucizeyi kıyaslarlar. Onlar velilerin üzerinden dökülen keramet ile istisraç sahiplerinin üzerinden çıkan istisraçlara bakarlar. Hazreti Peygamberlerin üzerinden çıkan mucizelerle Musa'nın büyücülerinin yaptığı büyüleri kıyaslarlar. Demek ki ahmaklar ayırt edemezler mucize ile büyüyü.
Ahmaklar ayırt edemezler keramet ile istisracı. O zanneder ki ikisi de aynı. Değil, birisinin çıkışı nurdandır, birisinin çıkışı nardandır. Birisi seni nura götürür. Birisi seni ne yapar? Nara götürür. Birisi seni ebedi alemde, ebedi cennetin içerisine taşır. Oraya seni davet eder. Birisi seni ebedi cehenneme taşır. Oraya davet eder. Birisi seni zikir halakasına götürür. Öbürkü seni döğüne, dümbeğe götürür. İçkiye, kumara götürür. Birisi seni Kur'an ve sünnete götürür. Birisi seni heva ve hevese götürür. Gençsin biraz daha hopla zıpla bakalım der. Ha demek ki ikisi de davetçidir. Birisi Allah'a, birisi şeytana.
Allah muhafaza eylesin. Musa'ya karşı duran büyücüler inada kalkıştılar. Davaya giriştiler de onun sopası gibi birer sopa aldılar. Rivayet edilir ki Musa aleyhisselam elinde asayla dolaşırdı. Ve elinde asayla dolaştığından o asa onların büyücülerini yok etti ya. Hemen Musa'nın etrafındaki büyücüler kerameti asada gördüler. Ve hepsi de ellerine birer asa aldılar. Her eline asa alan Musa değildir. Her elindeki asa Musa'nın asası değildir. Masonlar da asa alırlar ellerine. Yahudiler de asa alırlar ellerine. Musa'ya nispeten derler ki bizim peygamberimizin elinde asa vardı. Bu asayla büyücülerin büyülerini yok etti derler.
Asa alır ellerine alırlar. Ama hiçbirisi de Musa'nın asası değildir. Ve o büyücüler kendi ellerine asa aldılar. Ve o asalarla büyü yaptılar. Hepsi de asalarını topladılar. Attılar orta yere. Ve her birinin büyüsü ayrı bir büyü gösterdi orada. Ve o büyüleriyle orada dururlarken. O büyüler bütün herkesin gözünü almışken. Musa bir anda durdu. Ne yapacağını emir bekledi. Cenab-ı Hak onun kalbine ilham etti, emretti. Ya Musa adımızı an, asanı ortaya at dedi. Musa aleyhisselam bismillahirrahmanirrahim dedi. Asasını atıverdi ortaya yere. Büyücüler ve firavun hayretle baktılar ki Musa'nın asası o büyücülerin yaptığı asaların, büyücülerin asasından çıkan büyülerin asalarıyla beraber büyük bir ejderha olup yutuverdi hepsinde.
Musa da şaştı asanın yaptığına. Allah böyle hayrette bırakır insanı. Allah peygamberini dahi hayrette bırakır. Bu hayret makamı denir buna sufilikte. O sufi hayretten hayrete geçer. Hayretten hayrete geçer. Onun hayreti hiç bitmez. Kim hayret etmez? Yarının ne olacağını bilen hayret etmez. Sufiler bunu istemezler. Herkes yarın ne olsun, ne olacak, neye vakıf olacağım, niye vukufiyet kesbedeceğim diye bakar. Gerçek sufiler ise anı yaşar, yarını merak etmezler. Onların her anı hayret makamıdır. O yüzden her an onların asası binlerce büyü, yutar.
Hiç kimsenin haberi olmaz. O zaman işte Musa'nın asasının yaptığı işe Musa da şaştı. Musa şaşınca büyücülerden, büyücülerin başı dedi ki, Musa'nın asasının yaptığına Musa da şaştı. Bu Musa'nın bildiği bir şey değil dedi. Oysa büyücüler ne büyü yaptığını biliyorlardı. Ve asalarının büyüyle ne hüner göstereceğini de biliyorlardı. Onlar hayrette değillerdi. Ama hayrette olan kimdi? Musa'ydı. Musa aleyhisselam asanın yaptığına hayretle baktı. Hani derler ya, donakaldı diye, dondu kaldı Musa asanın yaptığına. Ve Firavun'un yanındaki o büyücü hocaların başı Musa'nın bu hayretini gördü. Dedi ki, ben Musa'nın Rabbine iman ettim.
Ben Musa'nın Rabbine iman ettim. Dediler ki, neden? Asanın yaptığını o da hayret etti dedi. O bunu bilmiyordu dedi. İşte, öyle insanlar vardır ki, büyüyle mucizenin arasını ayırt edemezler. Ayırt edenler iman ederler. Ayırt edemeyenler ikisini bir görürler. İki tane sarıklıyı bir görürsün. İki tane cübbeliyi bir görürsün. Dersin ki, ben de sarık takıyorum, o da sarık takıyor. Bende de cübbe var, onda da cübbe var. Ben de sema ediyorum, o da sema ediyor. Birisi semasını da arş-ı alada yapar. Birisi semasını cennette yapar. Birisi semasını dünyanın beşinci katında yapar. Birisi semasını semanın üçüncü katında yapar.
Herkesin semasının bir katı vardır. Sen dersin ki, ben de sema ediyorum, o da sema ediyor. Birinin seması sevgiliyle sohbettir. Birinin seması nefsistir. Hepsi de olabilir. O zaman sakın, benim de semam onun gibi deme. Birisi bir sefer Allah der, mana alemi gözünün içinde açılıverir. Öbürki Allah, Allah, Allah der, henüz daha açılmaz. O kendince şöyle de, ben de Allah, Allah diyorum. Açılmıyor, onunki de açılmamıştır. Benimki açılmadıktan sonra. Sufiler içinde böyle düşünenler olur. Ben de ne zamandan beri buraya geliyorum, bana bir rüya gösterilmediyse, ona da gösterilmemiştir, yalan söylüyor. Hayır, herkes aynı değildir.
Değildir. Herkes aynı noktada, aynı dairede değildir. Değildir. Sen hepsini bir görürsün, bir değildir. Hepsini aynı görürsün, aynı değildir. Allah'ın fazilet olarak nice kulları vardır. Allah bizi onlardan eylesin. İnşallah. 280'den devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Vaktinizi aldım. Gerçekten saat 10.30 olmuş. El-Fatiha. Ma selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.