mustafaozbag.org

439. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 18 Nisan 2015 · 1:15:29

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, gününüzü, nefesinizi hayırlı eylesin inşâAllah. Münafıklar Allah'ı güya aldatmaya çalışırlar. Oysa o onları aldatır. Namaza kalktıkları zaman da üşene üşene kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az zikrederler. Nisa ayet 142. Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimede münafıkların özelliklerini anlatıyor.
Bu ayet-i kerimenin önünde de, arkasında da, Bakara'da da, bu noktada münafıklarla alakalı ayet-i kerimeler var. Bakara ayet 9. Onlar, yani münafıklar, Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar. Fakat bunun farkında değildirler. Bakara ayet 9. Münafıklar o zaman iman edenleri de aldatmaya çalışıyorlar.
İman edenleri aldatmaya çalışırken de, iman edenlere mallarını korumak için, savaşta canlarını korumak için, kendilerine onların iman ettiklerini söylüyorlar. Ama münafıklığın bu noktada, işaretlerinden birisi neymiş? Namaza kalktıklarında, üşene üşene kalkarlar. Namaza böyle zevkle, aşkla gitmezler. İbadete zevkle, aşkla gitmezler. Bir şeyi koşa koşa yapmazlar. Bir şeye, bir ibadete karşı muhabbetle yönelmezler. İhlasla, samimiyetle gitmezler. Başka bir ayet-i kerimede, doğrusu münafıklar, Allah'a oyun etmek isterler. Oysa Allah, onların oyunlarının başına geçirir. Başka bir ayet-i kerimede hani, Allah'a tuzak kurarlar.
Ama Allah, onların tuzaklarını bozar. Allah, tuzak bozucularının en kuvvetlisidir. En dirayetlisidir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah'la oyun oynanmaz. Onlar münafıkların bu noktada bir alameti de bütün her şeye hemen yemin ederler. Her şey.
Yine o münafıklar hadis-i şerifte buyurmuş ki, kim yaptığı işi insanlar görsün diye yaparsa, Allah da kendisine böyle davranır. O zaman onlar bir şeyi insanlar görsün diye yapıyorlar. Onların bir bu noktada alametleri, namazı görsün diye kılmaları, orucu görsünler diye tutmaları. Veyahut da oruçlu olmadığı halde, oruç tutanın yanına gidince, sanki oruçluymuş gibi göstermesi. Dervişin yanına gidince, sanki dervişmiş gibi göstermesi. gidip etrafındaki insanları aldatmak için, ondanmış gibi davranmak. Allah muhafaza eylesin. Kim mürahinlik yaparsa, Allah da kendisine böyle davranır. Allah-u Teala insanlara görünen şekliyle bir kulun cennete gönderilmesini emreder de, onu döndürür, cehenneme koyar buyurulmuştur.
Cenab-ı Hak bütün ümmeti bu akıbetten muhafaza eylesin. Amin. Görüntüsü İslam, görüntüsüne bakınca o cennetlik, ama ne yazık ki iç dünyası İslam değil. Görüntüsü derviş, iç dünyası derviş değil. Görüntüsü derviş, hal ve hareketleri derviş değil. Görüntüsü harika. Benim gibi sarı, sakalı, tapkesi, cübbesi, on numara. Ama, fiiliyat ve iç alemi, farklı dünyada. Ümmeti Muhammed hiç dışarıdan yenilmez. Birisi tankını, tüferini toplasa, ümmeti Muhammed'e karşı mücadeleye girirse, onda mağlup olur.
Onda mağlup olur. 1400 yıldan beri, ümmet kafirlerle savaşmaktan, karşı karşıya savaşmaktan mağlup olmadır. Ümmeti yıkan, ümmetin içerisindeki münafıklar. Ümmeti yıkan, ümmetin içerisindeki iki yüzlüler. Çok yüzlüler. Aileleri yıkan, dergahları yıkan, toplumları yıkan, kavimleri yıkan bunlar mı? Onu sen kendinden zannedersin. Onu sen yanından zannedersin. Bir zandır. Bilemeyiz biz onu. Çünkü ümmet, zahire göre davranmakla mükelle. Zahire göre davranınca, o kalbine gelen ilhamı, bir şekilde biz, bir kenara koyarız.
O münafıklar, o ortalık karıştırıcılar, durmazlar durdukları yerde. Bir elmanın içerisinde, kurt gibi elmayı içeriden koyarlar, çürütürler. Ondan sonra elmanın birden dağıldığını görürsünüz. Birden çöktüğünü görürsünüz. Çünkü onlar, bütün hiçbir noktada, ihlas ve samimiyetleri olmaz. İhlas ve samimiyetleri olmaz. Yine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri naklediyor. Kişinin namaza tembel olarak kalkması hoş görülmemiştir. Kişinin namaza güler yüzle, büyük bir istek ve sevinçle kalkması gerekir. Özür dilerim. Hazreti Abbas bunu söylüyor. Zira o Allah'a münacatta bulunmaktadır. Allah-u Teala onun önündedir.
Onu boyayışlayacak ve dua ettiğinde ona icabet edecektir. Allah muhafaza eylesin. İşte biz zikrullaha giderken, namaza giderken, Kur'an ve sünnet dairesinde bir hizmet ederken, tembel tembel etmeden, ayağını sürüye sürüye yapmadan, şek şüphe içerisinde bulunmadan yapmamak lazım. Bir kimse koşayım mı, koşmayayım mı, yürüyeyim mi, yürümeyim mi diye tereddüdün içindeyse, o kimse hiçbir iş yapamaz.
Hiçbir şey. Kararsızlık insanı münafıklığa götürür. Hazreti Allah, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sen bir istişare ettin, bir karar verdin mi, oradan geri dönmedin. Yoluna devam et. Çünkü kararsız bir kimse, kendini yakmakla kalmaz. İçinde bulunduğu odayı, evi, içinde bulunduğu dergahı, mahalleyi, içinde bulunduğu iş yerine de yakar.
Bir kimse bu noktada, kararsız durmayacak. Kararsızlık, o kimseye, Allah muhafaza eylesin, münafıklığa doğru yol aldır. Önemli olan, doğru karar vermektir. Doğru karar vermekte, o kimsenin, doğru istişareler yapmasıyla mümkündür. Allah muhafaza eylesin. O zaman, bir kimse, ne iş yapıyorsanız yapın. Bir işi tembel tembel yerine getirmeyin. Ne iş yapıyorsanız yapın. Bir şeyi tembel tembel, asla yerine getirmeyin. canlı, aşklı, heyecanlı, dost doğru, dimdik, namazda, abdeste, oruçta, zikirde, hayırda, hasenatte, arkadaşlıkta, dostlukta, Kur'an ve sünnete uymakta, Allah yolunda cihad etmekte, mücadele etmekte, nefisle olan mücadelede, her halükarda, o kimsenin disiplinli olması, aşklı, şerfli, muhabbetli olması, tembellik yapmaması, bıkkınlık göstermemesi, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi öyle ederdi, meşhur bir ilahi,
aşk atına binen kişi, hiç usanır yoruldu. Usanıp, yorulmadan koşmaktır. Usanıp, yorulmadan. İlk günkü gibi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri Ayşe annemize ne diyordu? Soruyordu Ayşe annemiz. Gördüğüm ne alemde ya Resulallah? Cevap veriyordu ona. İlk günkü gibi, ilk günkü gibi, hep kör düğümde durmak. İlk günkü gibi, koşmak, azimli olmak. İlk günkü gibi, aşklı, muhabbetli olmak. Ancak bu insanı, menzile ulaştırır. Ancak bu insanı, gayret sahip eder, dinlik eder, kemale erdirir. Allah muhafaza eylesin. Amin. Evet, münafıklar, insanlara gösteriş yaparlar. Çünkü, onlarda ihlas yoktur.
Bunun içindir ki, insanların kendilerini, genellikle görmeyecekleri, yatsı vaktindeki, yatsı namazı, ve alacak karanlıktaki sabah namazı gibi, namazlardan hep geri kalırlar. Niteki, Buhari ve Müslim'de zikredilen, bir hadis-i şerifte, Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, şöyle buyurmuştur. Münafıklara, en ağır gelen namaz, yatsı ve sabah namazlarıdır. Onlarda olan, ecir ve sevabı, bilselerdi, emekleyerek bile olsa, o ikisine gelirlerdi. İstedim ki, namazla, emredeyim. Ve namaza durulsun. Sonra birisine emredeyim, ve insanlara namaz kıldırsın da, ben yanlarından, odun destelleri olan kişilerle çıkayım. Ve namazda bulunmayanlara gideyim, onların üzerlerine, evlerini ateşte yakayım.
Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri sabah namazına, ve yatsı namazına, mescide gitmeyen ümmeti için bunu söylüyor. İsterim ki diyor, bir herkesi namazla emredeyim, herkese namaza göndereyim, herkes namazı kılmaya başlasın, ben de yanıma 3-5 kişi alayım, onların da ellerinde odun desteller olsun, gideyim bu sabah namazına, ve yatsı namazına, gelmeyen kimselerin evlerini yakayım, başlarına geçireyim.
Bu noktada başka bir adı şerifte de diyor ki, eğer evlerinde ilavesi var, evlerindeki kadınlar ve çocuklar olmasaydı, onların üzerine, evlerini ateşe yakar. Demek ki münafıklar ne yaparlarmış? Yatsı ve sabah namazını terk ederler, kılmazlar. Yatsı ve sabah namazını asarlar. Öğle ve ikindi namazı ve akşam namazı toplumun içinde kılınıyor.
Tabi İslam hukuku olmuş olsa, herkes öğlen namazında kilitleyecek dükkanını. Öğlen namaz vaktinde hiç kimse iş yapmayacak. O gün için herkes öğlen namaz vaktinde camider. İslam'da kahvehane yok, kıraathane yok zaten. Böyle bir kültür yok. Herkes ya namazda, ya işinde, ya ilimde. Öyle kahve kültürü, kahvehane kültürü İslam toplumunda yok. Ne zaman zaten Anadolu Türklerinde kahve kültürü başladı, iki yakası bir araya gelmedi Anadolu'nun. Ne zaman kahveler oluştu, memleketin iki yakası bir araya gelmedi.
İnsanlar gittiler kahvelerde oturdular, devlet kurup devlet yıktılar. Oturdular kahvede siyaset yaptılar, iktisat yaptılar, uluslararası ilişkilere girdiler, Dışişleri Bakanlığı yaptılar, İçişleri Bakanlığı yaptılar, Başbakanlık yaptılar, Cumhurbaşkanlığı yaptılar. Adam gidip tarlaya buğdayın tohumu nasıl düzgün atılır, onu konuşmadı. Adam bir hayvandan daha fazla nasıl et alınır, onu konuşmadı. Daha fazla süt ne kadar alınır, onu konuşmadı. İneklerini daha fazla nasıl arttırabilirim, daha rantabı nasıl bunları beslerim, büyütürüm, daha ekonomik hale getirin bunları konuşmadı. Gideyim iki bağ ot yapayım da, kışlığımı hazırlayayım, hayvan kışın aşağı düşmesin, zayıflamasın diye düşünmedim.
Oturduk, siyaset yaptık. Hala daha devam ediyor. Herkes Facebook siyasetçisi, Twitter siyasetçisi. Saatlerce, dakikalarca Twitter'da, ondan sonra ne bileyim Facebook'ta, sosyal medya dedikleri yerde siyaset yapıyor. Devlet kuruyor, devlet yıkıyor. İşiyle ilgilenmiyor insanlar. Kadınlar evlerinde işleriyle ilgilenmiyorlar. Erkekler işleriyle ilgilenmiyorlar. Genç kızlar, genç erkekler, okullarıyla, işleriyle ilgilenmiyorlar. Twitter'da, ne bileyim işte Facebook'ta, o sosyal medya dedikleri alanda, surf yapıyorlar. Dedikodu, gıybet, iftira, ne ararsanız var. Önceden derlerdi, bizim gençliğimizde, kör oldu demiş, delikli demir çıktı, mertlik bozuldu demiş.
Düşünün artık, ne mertlik kaldı, ne bişey. Telefon var, dedikodu telefonda, iftira telefonda, her türlü gıybet telefonda, her türlü suizan, bühtan telefonda. Kahvelerin yerini Facebook aldı. Kahvelerin yerini telefon aldı. Herkes, her şey artık yapıyor. Allah muhafaza eylesin. Hiç kimse işine dönmüyor. Namazdı, ya kılınır. Ne zaman, akşam namazına, beş dakika kala, ikincinin dört rekat farzını, kıldık bitti. Yatsı namazının farzını, vacini yaptık, attık gitti. Sabah namazına Allah hak getire zaten. Ne zaman kalktık, o zaman kıldık. Yatsıyı da bir arada işte, geçiştiriverelim.
Akşam zaten ne olacak ki, üç rekat, kıl, at. O kadar çok önemli işlerimiz var ki, o kadar önemli, o kadar zamanlı işlerimiz var ki, ibadeti ayıracak, işimizi ayıracak, zamanımız yok. Evde anne çocuklarına bir hadis okuyacağı zaman yok. Evde babanın eşini ve çocuklarını toparlayıp, onlara iki hadis anlatacak işi yok, zamanı yok.
Yok böyle bir şey. Gıybet, dedikodu, iftira, âlâ. Kol geziyor ortalıkta. Allah muhafaza eylesin. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri şöyle buyurmuşlardır. İnsanların kendisini göreceği yerde, namazı güzel, yalnız kaldığında da kötü kılan kimse, bu hareketiyle Rabbini hafife almış olur.
İşte münafıklık alametlerinden birisi de bu. İnsanların önünde ikindi namazının sünnetini ve farzını kıl, hiç kimse olmadığı zaman dört rekat farzını kıl, geç. Eğer birisini kendini takva göstermek istiyorsan, bir takva davran, bir takva davran. Ama işine gelmeyince istediğin gibi yap. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerifte de diyor ki, Rabbini hafife almış olur. O kimse Rabbini hafife almış olur. En önemlisi onlar Allah'ı pek az zikrederler. O münafıklar Allah'ı az zikrederlermiş. Bakın zikretmezler demiyor.
Yani bu namazla alakalı değil. Namazla alakalı kısım ayeti kerimenin üstünde. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar. Huşu içinde kalkmazlar. Ve gösteriş yaparlar. Ayeti kerimenin sonunda diyor ki, Onlar Allah'ı az zikrederler. Pek az zikrederler. Allah'ı az zikretmeyi münafıklık alameti olarak gördü. Cenab-ı Hak. Ve bize dedi ki, Münafıklar Allah'ı az zikrederler. Zaten normalde Allah'ı az zikrederler. Bunların geldikleri yolun sonu. Tecelliyatı. Bir kimse namazını dosdoğru kılmıyorsa, Namazını huşi içerisinde devam ettirmiyorsa, Bu noktada namazını gösterişe, İbadetlerini gösterişe döndürdüyse, O zaten Allah'ı az zikrediyor.
O Allah'ı az zikrettiği için bunlar tecelli ediyor. Tersinden baktığımızda. Allah'ı az zikrettiğinden dolayı gösteriş yapıyor. Allah'ı az zikrettiğinden dolayı namazlarını dosdoğru kılmıyor. Allah'ı az zikrettiğinden dolayı Allah'ı aldatmaya kalkıyor. Allah'ı az zikrettiğinden. Eğer Allah'ı çok zikretmiş olsa, Namazlarını dosdoğru kılacak. Eğer Allah'ı çokça zikretmiş olsa, İnsanlara gösteriş yapmaya çalışmayacak. Allah'ı çokça zikretmiş olsa, Allah'ı aldatmaya kalkmayacak. Allah'ı çokça zikretmiş olsa, İnsanları aldatmaya, Kandırmaya kalkmayacak. Allah'ı az zikredenler, Müslümanların başına bela ve müsübet.
Allah'ı az zikredenler, İnsanlığın başına bela ve müsübet. Allah'ı az zikredenler, Toplumun içerisinde parazit gibi. Çünkü Allah'ı az zikredenlerin üzerinde dedikodu var, Gıybet var, iftira var. Allah'ı az zikredenlerin üzerinde hakkaniyet yok. Allah'ı az zikreden kimseler zulmediyorlar, Haksızlık yapıyorlar. Allah'ı az zikredenler, Günah kebayelere giriyorlar. Allah'ı az zikrettiklerinden dolayı. Cenab-ı Hak'ı çok zikretmiş olsalar, Üzerlerindeki kirler akçak. Allah'ı çok zikredenlerin kalbinde Cenab-ı Hak bir nur oluşturur. O nur onların yolunu aydınlatır. Ama Allah'ı az zikrettiklerinden dolayı, Onların dili kirli, Onların gözü kirli, Onların kulakları kirli, Onların kalpleri kirli.
Onlar tamamiyetle Allah'a yönelmediklerinden dolayı, Gözlerinden, dillerinden, kulaklarından, Kalplerinden, ellerinden, Ayaklarından, Uzuvlarından kir akıyor. Kir. Çünkü onlar Allah'ı az zikrediyorlar. Allah'ı az zikredince, Diline hakim olan şeytan. Allah'ı az zikredince, Kulağına hakim olan şeytan. Allah'ı az zikredince, Gözüne hakim olan şeytan. Allah'ı az zikredince, Çünkü kalbine otağını kuran şeytan. Senin kalbine otağını şeytan kuruyor, Ve şeytan seni idare ettiriyor. Senin pirin şeytan. Senin şeyhin şeytan.
Senin peygamberin haşa şeytan. Senin Allah'ın şeytan haşa. Neden? Kalbine o oturdu çünkü. Kalbine o yerleşti. Eğer kalbinde Allah'ın zikri olmuş olsa, Senin Rabbin Allah olacak. Senin peygamberin Muhammed Mustafa olacak. Sallallahu aleyhi ve sellem. Sen dosdoğru bir yol üzerinde yürüceksin. Ama az zikretinden dolayı, Gözünde feraset kalmadı. Az zikretinden dolayı, Kalbinde feraset kalmadı. Az zikretinden dolayı, Kulağında feraset kalmadı. Az zikretinden dolayı, Dilinde senin feraset kalmadı. Az zikretinden dolayı, Elinde ayağında vücudunda, Senin ferasetin kalmadı. Sen aslında, Bir yerde dolaşan şeytan gibi oldun.
Gittin yeri karıştırıyorsun sen. Konuştuğun kimseyi kirletiyorsun. Seni dinleyen kimseyi sen, Kur'an ve sünnetten uzaklaştırıyorsun. Çünkü Allah'ı az zikrettirdiğinden, Sen zikrettiğinden, Deccal sana hakim oldu. Şaşı oldun, şaşı. Allah'ı az zikredenlerin yanında duranlar, Gözlerinin görüş parlaklığını kaybederler. Deccal ile alakalarda şerit ediyor ki, O kimse, Zayıf imanlı, Allah'ı az zikreden, Zayıf imanlı, Kimseleri hemen kandırır. Ama Allah'ı çokça zikreder. Kalbi pırıl pırıl olan, Onun hemen deccal olduğunu anlar. Öbürkü, Onun deccal olduğunu anlamaz.
Sen sana yalan, İftira dedikodu getireni dinlersin. Kulağın deccal oldu. Kulağın şeytan oldu. Kulağın şeytan oldu. Cenab-ı Hak kulağı sana, Kulağı sana, Hakikati dinleyesin diye verdi. Hakikati dinleyesin diye. Sen bak, Gün içerisinde neler dinlediğini gör. Sana gözü verdi, Cenab-ı Hakk'ın esmay sıfatının tecelliyatını izle. Hikmet kap ondan diye. Harama bakman için değil. Harama bakman için değil. Allah sana dil verdi. Hikmetli konuş diye.
Allah sana dil verdi. Allah'ın kelamıyla kelamlan diye. Konuşandır, Elkeliğindir. Allah sana dil verdi konuşasın diye. Allah sana dili küfretmek için vermedi. Hem dervişin, Allah sana dili bunun için vermedi. Bunun için vermedi. Dili bunun için vermedi. Nankörlerden olma. Allah sana bunun için vermedi.
Bu az zikrettiğinden dolayı. Cenab-ı Hak evlerinizde zulmedin diye size dil vermedi. Cenab-ı Hak eşlerinizde küfredin diye size dil vermedi. Cenab-ı Hak eşlerinizi dövün diye size el vermedi. Münafıak kuzu gibi, Eşine gelince canavar, Koyun gibi, Evdeki hanıma gelince kurt gibi.
Bu münafıklık işte. Evde çoluğuna, çocuğuna her türlü zulmü yap. Ne? Derviş. Elle geleni yersin, Dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın. Allah uzunları sana zulmetmek için vermedi. Zulmetsin bu kulum. Al bu uzunları, Onun için vermedi. Nankörlüğü sadece yediğinize, İçtiğinize nankörlük olarak görmeyin. Hata yapıyorsunuz. Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu dili, Yerli yerinde kullanmazsanız, En büyük nankörlük o. Allah sana dili verdi. Allah sana dili verdi. Dilin mübah olan yeri, Rızkını kazanmak için konuşmam.
Dil, Allah'ı zikretmek, Allah'ın emirlerini konuşmak, Allah'ın hikmetini yaymak için verildi. Zulmetmek için verilmedi. Küfretmek için verilmedi. Sonra burada sohbeti dinle, Eve git, Evde bir daha kadına, Çoluğa, çocuğa zulmet. Siz mi soru yazdınız diye? Ha ya, burada oturanın hiçbir şeyden haberi yok ya, Kör oğlu kör.
Sağır oğlu sağır. Kör etrafında kör görüyor ya. Sağırda herkesi sağır görüyor. Siz bu soruları yazdınız, Haydi bir kıyamet daha kopuyor. Ondan sonra bana hal anlatıyor. Olur, olur. Allah'ı az zikrettinler.
Başımıza ne giriyorsa ondan geliyor. Allah'ı az zikretmek, Virdini çekmemek, Namazına dikkat etmemek, Harama helala dikkat etmemek, Ağzından çıkana dikkat etmemek, Eşine, çoluğuna, çocuğuna dikkat etmemek, Eşinin yaptıklarını görmemek, Çocuklarının yaptıklarını görmemek. Bunların hepsi de Allah'ı az zikretmekten.
Allah'ı az zikretmekten. Gaflet. Gaflet, Allah muhafaza eylesin. Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, Artık o, Rabbinden bir nur üzeredir. Allah'ın zikrinden kalpleri katılaşmış, Yani Allah'ı zikretmemekten dolayı, Kalpleri katılaşmış olanların vay haline, İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Allah, seni İslam etmiş, Senin kalbine nurundan saçmış, Seni Muhammed-i Mustafa'nın ümmeti yapmış, Ve seni bile zikrullah halakasına oturtturmuş.
Ama yok, zikretmemekten, Zikretmemekte inat ediyorsun. Zikirden geri dönmüşsün, İşte onların kalplerinin vay hallerine katılaşıyor. Kıymetli dostlar, Sufi kimse, Mümin kimse, Müminin vasfı ne? O müminler ki, Kafirlere karşı şedid, Müminlere karşı yumuşaktır. Raufdur, rahimdur. O zaman Allah'ın zikrinden uzaklaşıp da, Kalbi katılaşanlardan olma. Göz göre göre yanlışlıklar, Eksiklikler yaparak da, Kalbi katılardan olma.
Allah'ın zikrullahını terk edersen, Oradan geri dönersen, Bil ki, Kalbin katılaşacak. Bil ki, Kalbin nefes alamayacak. Bil ki, Kalbine ilham gelmeyecek. Bil ki, Kalbin taş gibi olacak. Bil ki, Kalbinde münafıklık alametleri çoğalacak. Bil ki, Kalbine şeytan hakim olacak. Bil ki, Kalbine gelip, Otağını kuracak. O zaman Allah, Size bir nur vermiş. Bu nur, İman nuru. Kur'an ve sünnet. Bu nuru, Muhafaza edecek olan, Haramlardan uzak durup, Farzları yerine getirme. Ve Allah'ı çokça zikretme.
Bundan uzak durmayalım, İnşallah. Kıymetli dostlar, Allah'ı zikrederken, Haram işleyenlerden de olmayalım. Eşlerimize zulmedenlerden, Çocuklarımıza zulmedenlerden, Arkadaşlarımıza, Kardeşlerimize zulmedenlerden, Olmayalım. Az uyumak istiyorum, Beceremiyorum. İki gün az yatsam, Üçüncü gün bayağı geç kalkıyorum. Bana ne önerirsiniz? Yavaş yavaş, Her gün mesela, Bir hafta, Altı saat uyudur diyelim. Bir dahaki hafta, Beş buçuk saate indir. Bir dahaki hafta, Beş saate indir. Böylece yavaş yavaş, Uyguyu üzerine katabilirsiniz, Az olarak. Talebe olmak için, Size mi söylemeliyim, Yoksa siz mi talebeleri seçiyorsunuz?
Ve size talebe olabilmenin, Şartları nelerdir? Valla bu işlerin nasıl olduğunu, Kategorik olarak bilsek de, Söylesek, Kim kimi seçiyor, Kim kimi alıyor, Kim kimi alıyor, Dışarı atıyor, Bildiğimiz yok. Bu arkadaş kim? Erkeklerden mi bu soruyu soruyoruz? Sen misin? Bu noktada, Ders alacak olan kardeşler, Rüyalarında görürlerse, Rüyalarına göre hükmediyoruz.
İslam'da hapis cezası var mıdır? Yok. Bak, İslam'da tutuk evi var. Hapis yok. İslam'da ceza, Normalde suçu sabitse, Cezalar belli, Hatsa hat, Ne bileyim işte, Sopaysa sopa, Şehirden uzaklaştırılmazsa, Şehirden uzaklaştırılmaz, Bu anında suçu sabit olduğunda, Hükmediliyor, bitiyor. Unutkanlık nedir? Boş işlerle zihnimizi doldurmaktan mı kaynaklanıyor? Onun da etkisi var. Harama bakmaktan, Etkisi var. Az zikretmekten etkisi var. Fiziki olarak, Beyin damarlarındaki, Problemlerden etkisi var. Beyin hücreleriyle alakalı etkili. Fiziki olarak bu. Ama ve lakin, Genel olarak bu. Unutkanlık bir kimsenin az zikretmesinden ve harama bakmasından kaynaklanıyor.
Doktor neden unutkanlık? Tıp mı okusaymışım acaba ki? Bir Müslüman, Kur'an nasıl kendini yeniler, Her gün nasıl üstüne katlayarak gelişir. Bu noktada bir kimse farzları yerine getirince Allah'ın emrini yerine getirmiş olur. Sadece farzları yerine getirirse o kimse mutatlaşır. Yani aynıleşir. Bir kimseyi yenileyen o kimsenin nafile ibadetleridir. Bunun içerisinde en önemlisi Allah'ı zikretmek ve Kur'an ve sünneti etrafa tebliğ etmektir. Bu insanı yeniler. Kim Allah'a yardım ederse Allah da ona yardım eder. Bir kimsenin Allah'a yardım etmesi Allah'ın dininin yaşanması için mücadele etmesidir.
Bir kimse Allah'ın dininin yaşanması için, öğrenilmesi için mücadele ederse Cenab-ı Hak onu türü taze eder. Her an tazedir o. Kendisini de her an yeniler. Ama öbür türlü habire o kimse köhneleşir, aynileşir. Allah muhafaza eder. Allah tüm sınava girecek olanlara yardım etsin inşallah. Güzel abimiz, rehberimiz sağlığınıza uygulayıp da faydasını gördüğünüz veya en çok hangi amele öne verip de bizim de faydalanabileceğimiz bir şey bize de söyler misiniz?
Sufi vaktin çocuğudur der Hazreti Mevlana. Ehli tasavvuf sufi vaktin çocuğu der. Her vaktin kendine ait kıymetli bir ibadeti vardır. Her vakti. Öğlen namazının vaktinde kıymetli ibadet, öğlen namazını kılmaktır. İkindi namazının vaktinde kıymetli ibadet, ikindi namazını kılmaktır. Perşembe günü ders var. Kıymetli olan ibadet, perşembe günü dersi zikrullaha katılmaktır. Seher vaktinde sabah namazını kılıp Allah'ı zikretmek kıymetlidir. Gece yarısından sonra nafile namaz kılıp Allah'ı zikretmek, yalvarmak, ağlamak kıymetlidir. Düşman kapıya dayanmış, onunla cihad etmek kıymetlidir o esnada. Birisi Allah'a, peygambara hakaret ediyor, fitne, ficirlik çıkarıyor.
O esnada onunla cihad etmektir kıymetli olan. Bunun normalde bir kimsenin bilebilmesi için bol hadis, çok hadis okumalı. Çok zikretmeli, feraset sahibi olmalı. Ve böylece nerede ne yapabileceğini iyi tespit etmeli. Yoksa işte örneğin birisine Kur'an ve sünnet anlatılması gerekirken sen gidip kediye ciğer vereceğim diye uğraşıyorsan o kıymetli ibadet değil. Bunun gibi. Veyahut da sen içki içiyorsan birisine hakkı söyleyeceğim diye uğraşma. Önce içkiyi bırak. Bir kimse bir haram işliyorsa birinci derecede onun için kıymetli ibadet haramı terk etmesin. Bu manada kıymetle alakalı şey insanların, şahısların kendi durdukları nokta ve etrafındaki pozisyona göredir.
Sen kendi ve etrafının pozisyonuna göre bir kıymetli bir ibadet çıkarırsın o esnada. Namaz kılıncağı zaman sen kalkıp da işte ben şurada oturayım ne bileyim işte namaz farz bir nafile ibadetle uğraşayım diyorsan bu olmadı fazilet değil bu. O yüzden her vaktin, her yerin, her kişinin kendine ait faziletli bir noktası vardır. Bunu tespit etmek feraset ister. Bu feraset haramlardan uzak durup Allah'ı çok zikretmekle elde edilir. Bir kimse haramlardan uzak durur, Allah'ı çok zikrederse Cenab-ı Hak onun kalbine bir jandarma verir. O kalbindeki jandarma onu sevk ve idare eder doğru noktada. Bunun oluşması tekrar söylüyorum haramlardan uzak durup farz ibadetleri yerine getirip Allah'ı çok zikretmekle mümkün.
Günlük dersimiz biter ise sayısız Allah lahzını zikredebilir miyiz? Evet. Müslüman, Müslüman olmayan birisine Allah'ın selamını vermesi uygun mudur? Hayır. Selamun aleyküm demesi uygun değildir ona. Sevgiye nasıl ulaşılır? Sevmek her insanın harcı değil midir? Sevgi herkesin kalbinde bir çekirdek gibidir. O yüzden sevmek her insanın harcı mıdır? Evet. Herkes sevebilir mi? Evet. Herkes sevgiye ulaşabilir mi? Hayır. Neden evet, neden hayır? O orada duruyor. O sen onu eğer harekete geçirir, onu ağaç haline getirirsen harika. Ama onu ağaç haline getiremezsen harika değil.
O yüzden sevgiye ulaşmanın yolu merhametten geçer. Merhametli olun. Sevgiye ulaşacak olan kimse vefalı olması lazım. Tevazulu, alçak gönüllü olması lazım. Hoşgörülü olması lazım. Yumuşak huylu olması lazım. İçindeki sevgisini büyütmesi lazım. Meselelere sevgi yoluyla bakması, sevgi düşüncesiyle bakması lazım. Ama Kur'an ve sünnetin şeriatını unutmamak şartıyla. Şeriat-ı garrağının dışındaki bir sevgi heva hevestir. Kur'an ve sünnetin dışındaki bir merhamet heva hevestir. Merhamet, Kur'an ve sünnet dairesinde kıymetlidir. Sevgi, Kur'an ve sünnet dairesinde kıymetlidir. Şefkat, Kur'an ve sünnet dairesinde kıymetlidir. Bir kimsenin bir şeye bakış açısı, Kur'an ve sünnet dairesinde olacak.
O yüzden herkes sevgiye ulaşabilir mi? El cevap evet. Ama bu sevgi de Kur'an ve sünnet dairesinde olacak. Yani insanlar şehvetini sevgi görmeyecek çünkü. Veya kendi heva hevesini sevgi görmeyecek. Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Heva heves yok. Bir kimse Allah'ı seviyorum deyip de kafasına göre bir Allah sevgisi oluşturmayacak. Bu mümkün değil. O heva heves oluyor o zaman. Oluşturacak olduğu daire, Kur'an ve sünnete uygun olmuş olacak. Allah muhafaza eylesin. Bir ağabeyimizin annesi ölmüş. Burada bir ağabeyimizin okuması, yazması yok. Bu merhum için dua istiyoruz sizler. Allah'ım taksiratını af eylesin. Allah'ım taksiratını af eylesin.
Kul Allah'a emrelemez. O yani haddi açmıştır. Akıllı yaptıysa. Hoş olur. Ama bu emir değil. Bu hadis-i şerifin tecelliyatı, nefsimi de, işimi de sana havale ettim diye.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bu noktada açmış olduğu bir yol var. Bu belki mesela Muammud'un bana verdiği şeyden, yani abi rica etsin, yani belki bana öyle değil, hayır görmedin. Yani sıkıntı yaşadın. O senin nefsin. Onun verdiği şey hayırsız değildir. Bundan dolayı yaşadın, sıkıntı değil. Nefsi, bu inanç da sufi inancı değildir. Yani verdiği şeyden hayır görmedim inancı. sufi inancı değildir. Öyle olmaktansa mesela bir meselede ya Rabbi, sen beni en hayırlı yöne çevirsin. Sen bizi istediğin yöne çevirsin.
Kabul edeceğin yöne çevirsin. Bizim hakkımızda biz neyin hayır, neyin şer olduğunu bilemeyiz. bizleri hayır noktada buluşturur. Amin. Hayırını bize ikram et. Amin. Bu. Bu işim olsun demek, biraz şey bu, sufi noktası değil. Sıkıntımız olabilir, bu noktada problemimiz olabilir. Ya Rabbi sen, biz işin hayırını bilmeyiz. Sen hayırdan şer, sen şerden hayır çıkar alsın. O yüzden bizim, bize şer gibi görüneni, sen hayır eyle ya. Amin. İsterken ölçülü iste meselesi. Bu her nokta, çok geniş bir daire var. Hani ben mesela, bunu kaldıramayacağımı bilmiyorum. Bu nokta. Hani var ya, Bakara'nın sonunda, sen bizi kaldıramayacağımız yük yükleme diye.
O, o Bakara'nın sonundaki o ayeti kerimenin tefsiri o. İsterken ölçülü iste, bir saman çöpü dağı kaldırabilir mi? Sen bizi kaldıramayacağımız yükle yükleme. Ya normalde, bir kimse kaldıramayacağı bir yükün altına söz verirsin. Ya niye söz veriyorsun? Dikkat et. Bir kimse kendini bilir. Kendini bilse zaten Rabbini bilecek ki. Bu noktada tevazu sahip olacak. Haddi aşmayacak. Ödeyemeyeceği borca imza atmayacak. Yapamayacağı bir söze söz vermeyecek. Temkinli davranacak. Yerine getiremeyeceği bir şey, ben bunu yaparım deneyecek. İnşallah, mücadele ederim. gayret ederim. Bu noktada elimden geleni gösteririm.
Tevazu sahip olacak. Alttan alacak. Ben yaparım, bunu böyle giderim, bunu böyle hallederim. Olmadı. Öyle değil. Tevazuyu elden bırakmayacak hiç. Boyun büküklüğünü elden bırakmayacak. Aciziyet, mahviyet, fakriyet. Bunda eksik olmayacak. Aciz gören bir kimse, kudretli, kuvvetli bir şey görebilir. Düşünebilir mi? Düşünemez. Kendini Allah'ın önünde aciz görme. Kendini Allah'ın önünde fakir görme. Kendini Allah'ın önünde mahvetme. Harap etme. Bu aşığın halleridir bunlar. Aşık, maşığın önünde kendisini aciz görür. Aşık, maşığın önünde kendisini fukara görür. Aşık, maşığın önünde kendisini harap eder.
Virane eder kendini. Yıkar. Haraba tehli demek odur. Aşık, maşığın önünde kendisini harap eder. Vücudunu da harap eder. Aklını da harap eder. Kendi varlığını da harap eder. Harapiyettir o. O harapiyetle der ki, benim aklım ne ki senin aklının yanında? Aklını harap ediyor. Benim vücudum ne ki? Vücudumun sağlığını düşüneyim. Onu bunu düşüneyim. Vücudunu harap ediyor. Vay ben sağlığımı korumam lazım. Benim çok yemem lazım. Sağlığımı korumam lazım. Şöyle bir şey yemem lazım. Aşık onu düşünmez. Harabiyettir. Onun hali. O yüzden normalde o kimse bu sefer isterken dahi, utanıraktan, çekinerekten ister.
Ona bırakır. O harabiyetten sonra mahiyet gelir zaten. Harap etti ya, ondan sonra mahviyet kalmadı. Mahveyledi her şeyi. Hiçbir şey kalmadı ortalıkta. Aşığın halidir o yüzden. Küstahça istemek yoktur aşığın halidir. Allah'a karşı aşığın dedim ben. Neye aşıksan? Aşığın halleri bunlar. Doğru. Ben mesela kendini böyle çok eksik görür. Hani hazırlıklı kız yapışır. Böyle kendi üzerime otur. Tam gördüğün an çok tövbe etti zaten. Sanki şirke düşmüşsün gibi tövbe etti. Kendini tam gördüğün an bil ki şeytan göbeğine değil. Bütün vücuduna maddi manevi her tarafını sardı. Allah korusun böyle bir halde.
Amin. Sakın ha. Hepimizin üstünde. Ben kendime söyledim onları. yanından mı geçmeyeceğim ben? Benim nefsim öyle. Seninkini bilmiyorum. Bitmiyor ya. Allah bizi affetsin. Amin. Nefsimiz kuvvetli bizim. En kuvvetli nefis sufilerde vardır. En kuvvetlisi.
Şeytanın en kuvvetlisi sufilerdedir. En kuvvetlisi. O yüzden en zor ibadet eden bizizdir. Kuvvetli misin? Yani o kuvvetli olmamış olsa sufiliğe ihtiyaç duymayız zaten. Kuvvetli olduğunun farkındayız. Sufiliğe ihtiyaç duyuyoruz. Bizde terbiye edilmesi gereken bir şey var. Onun farkındayız. Veyahut da Cenab-ı Hak diyor ki siz şunu terbiye edin. O yüzden burayı zaten bu hesap normal değil. Burası karışık bir yer. Burada başaran yok zaten görmüyorum hiç. Başaranlar buradan dışarıdadır yani. Bak başardın mı yoksa? Bir şey söyleyebilir miyiz? Ha ben de başarmış dedim acaba dedim yani. Üniversiteden çıkıyor ya böyle şeyler.
Acaba dedim yok söyle. Babam sana bunda bir Ahmet var. Sigara içmiyor. Diyor ki oğlum buraya gelirsen bu sigara da içersin. Buraya gelersen seversin anam seversin. Kuvvetli burası. Kolay değil. Öyle. Herkes burada aslan. Herkes horoz. Kuvvetli herkes. Birine öte git diyorsun. Afyonla selam ediyor. Öyle. Burası böyle. Yapacak bir şey yok. Bakarsın başka dergahları. Ne kadar ılımanlar. Süt limanlar. Bir namaz kılıyorlar. Ben de hayran oluyorum zaten. Sen.
Biz namaz kılmıyoruz ya. Ben kendilerini nefsim için söylüyorum. Bir namazlar kılıyorlar. Bir okuyorlar böyle. Tamam ben böyle kılıyorum. Yok ömrü hayatımda öyle namaz kılamadım ben daha. Biz 118 yerde ulaşıp 119. yerde geri durmuyoruz. Bir namaz. İki rekatlık bir namaz kılar ki 118 yer mi dolaşır insan? Yok. Şöyle. Huşu içerisinde. Şöyle. Salimen galimen. Yok. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Yok durmuyor durdu yani. Yok mümkün değil. O yüzden ben artık kendimi namaza bıraktım yani. O kılsın beni. Ne yapayım? Ben halledemiyorum yani. İnşallah sen halledersin. Ben 30 yıldır halledemedim ama. Bak burada soru da bitmiyor.
Yok. Hanefiler onun kendisini ölçü almamış. O olay olabilir de.
O olaya biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine örnek bulamazsak o olaya tevessül ederiz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine örnek varsa o olaya tevessül etmeyiz. Hanefiler öyle bakarlar. Hatta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine örnek bir ürüne nah koymayı yasaklamış. Demiş ki arttıran da eksilten de Allah'tır. Ne kıtlıkta ne bollukta. kıtlık varsa artacak fiyat. Devlet ona nah koyamıyor. Bolluk varsa düşecek fiyat. Devlet yine onu bundan aşağı satamazsınız demiyor. Hanefiye göre. O yüzden ölçü değil bizim için o. Sahabenin uygulaması veya sözü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde olmazsa kıymetlidir.
Anlatabildim mi yani? Bir uygulama var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin uygulaması ölçüdür. Çünkü din odur. Birinci derecede. Biz Kur'an hani İmam Hazam hazretleri der ya Kur'an'a bakarız. Bulamazsak sünnete. Bulamazsak ashabın davranış biçimine bakarız. Sünnete Resulullah'ta sallallahu aleyhi ve sellemde bu var mı var? Bitti. O zaman ashabın davranış biçimi bizim için ölçü olmaz. Bu Hanefilerce de veyahut da işte selef alimlerce de uygun görünmemiş. Değil mi Yusuf Hoca? Normalde fıkıhçıların hepsinin ortak noktası bu değil mi? Tamam. Hadis-i Şerif var. İmam Fatiha'yı okuduğundan dolayı arkadaki cemaatin okumasının gerek olmadığına dair.
Hadis-i Şerif var bak. Anlaşıldı mı? Allah için sevmek zorakiymiş gibi. Seni Allah için seviyorum dediğinde sanki zorunluluktan seviyormuşum diye. Yok hayır öyle değil. Allah için sevmek, seni Allah için seviyorum demek ben seni menfaatin üzerine kurulu değil sevgim. Onu beyan ediyor kimse. Zorunluluk değil. Ben seni nefsim için sevmiyorum. Ben seni menfaatim için sevmiyorum. Ben seni aklım fikrim için sevmiyorum. Benim senden bir şey umduğum için seni sevmiyorum. Allah için sevgi mecburi noktasında değil.
Aslında bir kimse ben seni Allah için seviyorum dediğinde büyük bir şeye imza atıyor. İnsanlar onun farkında değil. Ben Halit'e diyorsam Halit ben seni Allah için seviyorum diye benim Halit'in üzerinde hiçbir noktada nokta kadar menfaat düşünmemem gerekiyor. Halit'in üzerinde nokta kadar nefsane düşünmemem gerekiyor. O böyle şey değil o. Nasıl söyleyeyim? Öyle zorunluluk falan değil. Şimdi onu boşa atmış volant kayışını vites boşta ben seni Allah için seviyorum. Değil. O kimseden hiçbir şey ummayacaksın. Ona şu çayımı doldur dahi edemeyeceksin. Doldurmasını dahi beklemeyeceksin. Allah için sevmek bu. Zorunluluk değil yani.
Onu söyleyen kimseye zorunluluk geliyor. O kimse kendisini öyle bir şeyin altına imza attı ki onu söylediği kimsenin üzerinde asla ve asla heva, heves, nefsaniyet, şeytaniyet, dünyaniyet, dünyayla alakalı bir şey aklına getirmiyor. Amel de işliyatınız değil, işliyatınız da olabilirsin. Deneyimini nasıl alıyor? Aşk. Bu inat bir şeyini mutlu et. Daha sonra o kazanırsa bu. Kazanırsa o onun sevgisi, mecaz. İlk günden son, sonu ülke geçirebilmek için ne yapmadılar da bu yol? O normalde bir kimse normal kendince her ne ile iştigal ediyorsa ona karşı olan muhabbetini ve sevgisini azaltıcı olan her türlü heva, heves ve fitnelerden kendisini arındıracak.
İlk günkü gibi kendi tazeliğini korumak istiyorsa her ne işte. Zorluk da gelecek, sıkıntı da gelecek, bela da gelecek, musibet de gelecek, güzellik de gelecek, tatlılık da gelecek, hoşuna giden şeyler olacak, olmayacak. Ama bu noktada o kimse kendisini her gün tazeleyecek, her an hatta tazeleyecek. Bak her an tazeleyecek. Adam bir an geliyor, ne sohbet edeceksin, yürü git, dinleyen yok, eden yok, adam eve gidiyor gene aynı ama aynı taslıyorsun. Sen onu tazeleyeceksin kendine. Diyeceksin ki bin sefer tövbesini bozsa da ben yine anlatacağım ona. Bin sefer o kafasını döndürse de ben yine tebliğ edeceğim ona. Bin sefer eve gidip küfretse de o, ben yine ona burada küfretme diye tekrar söyleyeceğim.
İlk günkü gibi taze elini korucan adamın eşi. Bin sefer de sana bir şey söylese sen ona eş yapmışsın kendine. Yürüceksin yolda. Bin sefer. Bin sefer o senin arkadaşın yürüceksin yolda. Bin sefer senin elini bıraksa da sen bin birincisinde yine tırtçalanın. Buna mangal gibi yürek lazım.
Yoksa çok basit. Hayti yansın da yürü. Bazen aslında örnek veriyor mu ya mesela? Kaç yıl oldu? Yirmi beş yıl. Kaç yıl oldu? Yirmi yıl. Bu örnek. Sen de yirmi yıllık olmayı hedefler. Sen de yirmi beş yıllık olmayı hedefler. Sen de hedefini düzgün tuttur. İstikametini düzgün tuttur. Sen de olabilirsin. Onlar gibi. Şimdi normalde bekarlığından tut. Şimdi evlenecek çocukları olanlar var içimizde. Evlenecek çocukları var şimdi. Bazen çocuklarını görüyorum Allah'ım diyorum ya. Bunun babasını ben eve ver dedim. Veya bunun annesini ben eve ver dedim diyorum ya. Şimdi diyorum çocuğu evlenecek çağa geldi.
Yani onlar ailecek dergahtalar. Kolay değil. Bizim dergah öyle normal dergah değil. Dedikodusu, gıybeti, iftirası, hararosu, güreresi, Kırılanı, çıkılanı, döküleni bizde çoktur. Az önce diyor ya millet bir namaz kılıyor diyor. Evet adamlar bakıyor. Hiçbir şey yok oturuyorlar öyle. Bizimkiler beş dakika boş bıraksan birbirini yiyor. Bir bakmışım bir taraftan bir patlak vermiş oradan. Millet bir çuruşuna çıkarmış oradan. Boş durmak yok. Enerji fazla. O yüzden normalde o şey değil yani normal değil bazı şeyler. Evet o böyle ilk günkü tazeliğini koruyacak o kimse. Yenilecek kendini. Olumsuzluk olmuş silecek.
Defteri yazıyorsun ya okuldaki. Olmuyor siliyorsun öyle değil mi? Şimdi silmek çıktı üzerine ne sürüyorlar beyaz bir şey? Daksil var şimdi. Çekiyor daksili üzerinden bir daha yazıyor. Bir daha yazacaksın. Olmadı bir daha sileceksin bir daha yazacaksın. Olmadı bir daha sileceksin bir daha yazacaksın. Böyle. O zaman o kimse ilk günkü gibi kendisini korur. Sen bir şeye baktığınızda ona muhabbetinizi devamlı arttırma noktasında tutarsanız o baktığınız arkadaşınız, anneniz, babanız, şeyhiniz, işte zakiriniz, arkadaşınız, ondan sonra sevgiliniz, çocuğunuz onlara karşı olan hiç eksik bir şey düşünmezsiniz.
Ama bir an böyle kafan dönerse ulan ya bu sarınanı biçim sarmış ya. Dedim başladın ona olumsuzluklar yüklemeye. Başlar şeytan girdi o esnada. Girdi başladı senin üzerinde işlemeye, oynamaya. Sen ona müsaade ediyorsun artık. Başlıyor sen sarından başlıyorsun, sakalından çıkıyorsun, sakalından giriyorsun, topundan çıkıyorsun. Bunu böyle düşündüğün yetmiyor. Döniyen diyorum ki Halit ya, bu adam neden böyle yaptı ya? Halit de diyor ki ya sorma diyor ya. O zaten böyleydi. Vay öyle miydi, vay böyle miydi? Gitti bitti. Adamı attın çöpe. Ben adamı az önce beraber Allah dediğin adam aynı halakada. Allah dediğin kimse ilk kim ki gibi korumak. Normalde kardeşlerinin ve etrafının hatalarını burada o kimsenin, bu uyarmamak, nasihat etmemek değil.
O kimse o hatayı, onun hatasını kafasından silerse, delete ederse o kimseye muhabbet besleyebilir. Mesela evlilerin en büyük yaptığı yanlışlıklardan birisi şudur. Mesela işte evlenmiş, yine evlendiğinde kadın veya erkek birbirine karşı bir hatalı bir şey davranmış. Silmez onu. Onun üzerinden 15 yıl geçmiş. Biliyorsun değil mi sen? Ne oldu? Düğün akşamı altını kaynanamaldıydı. Allah iyiliğini versin. Bunun gibi. Veyahut da sen işte şu zamanda bunu yaptıydın. Ya bunun zamanı mı? Sil, silmiyor. Erkek de silmiyor, kadın da silmiyor. Ya başlıyor. Ya altına yazmaya başlıyorlar. Bugün bardağı kırdı. Yarın su bardağı kırdı. Ertesi gün çayı döktü.
Ulan bugün yemeği yaktı. Ertesi gün süpürmemiş, ütülememiş, yapmamış. Suralıdı. Ondan sonra aşkım, sevgilim, canım, tatlım, kıymaklım dedi. Gidiyorsan git annene. Ah hoş geldin. Yirmi üç dey sağ. Öbürkü de yazıyor. Bugün horladı. Bugün koktu. Bugün benden yemek istedi. Ertesi gün diyor beğenmedi. Ertesi gün yaptığım ütüyü beğenmedi. Ertesi gün şunu şöyle yaptı. Ertesi gün tuvalette terlikleri ters koydum. Yazmış. Kadın bunu yazmış. Dedim durun yakaladım bir şey dedim ya. Şunu dedim bana bir tarif edin. Bu tuvalette, tuvaletten çıkarken terlikleri ters koymak nasıl bir şey?
Var mı aklına getiren hiç tuvaletten çıkarken terliklerin nasıl konacağına dair? Sen mi yapıyorsun? Böyle geyiş misafir mi? Geyiş. Geçmiş. Aferin. Bu tamam. Sünnet olduğu için. Bu sünnettir. Ben de uygun olduğum müddetçe aynı sünneti işlemeye gayret ederim. Ama kadın bunu yazmış. O sünnet olduğu için değil. Diyor ki, her seferinde diyor, tuvaletten çıkarken diyor, terlikleri düzeltmeden gidiyor diyor. Bırakıyor gidiyor öyle diyor. Durdum. Bir psikolojisine dedim bakayım şunu. Normal mi?
Öyle ya. Hep doktor vakti değil ya. Ben de bakıyorum. Psikolojisinin bozulduğunu mimiklerden nereden anlarsın? Basbayağı. Konuştuğun kimsenin psikolojisinin bozulduğunu mimiklerinden nereden anlarsın? Erkeklerin gözlerinden anlarsın. Kadınlar psikolojisini bozduğunda ağlarlar çünkü gözlerinden bir şey bulamazsın. Erkek de ağlarsa onun da gözünden bir şey anlayamazsın. Psikiyatri okuyacaksın ya. Baktım öyle bir normal mi diye.
Normal değil. Mesela bunu yazmış. Alt alta. Alt alta yazmaya başlayıp da. Bir, yazarsın, tespit edersin. Klasör dosyalar koyarsın. Kafanın önüne getirmezsin. Bu harika bir şey. Ama yazdığını her gün okuyorsan, bu sıkıntılı. Onlar birikiyor bu sefer. Birikince de bu sefer seviyorum dedin kimseyle bağım kokuyor. Anlaşıldı. Bu dervişlerin arasında, arkadaşlarının arasında da aynı. Eşler arasında aynı. Çocuklar arasında aynı. Anne baba arasında aynı. Hepsinde de aynı. Biz silemiyoruz. Veyahut da klasörledin koydun kenara. Dursun orada ya. Allah'ım hafaza eylesin.
Amin. Evet. Olabilir mi? Resvese anında. Onunla mücadele etmek, Allah'ı hatırlamak çünkü. Tövbe edip, zikret başlamak diyorum sonra tezak kuruyorum. Hani iyilikler, müdürlükler, Rabbimizden, kötülükler, neslinizden, şeytandan diye. Bir terazide dengeleyemiyorum da bunu. E kötülük zuhur ettiğinde hemen karşılığında normalde Allah hatırına geliyorsa şeytan vesile olmuş. Cevdet çıkıyorum. Hazırlar. Olabilir mi? El Fatiha. Ben selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi