mustafaozbag.org

438. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Nisan 2015 · 1:44:07

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. 12. derse gelmişiz maşallah. Daha bir hayli gidecek, bu böyle giderse bir seneyi bulacak galiba, zikirle alakalı sohbetler. Kehf Sürüs, ayet 100-101. O gün cehennemi kafirlere açıkça göstermişizdir. Onlar ki beni zikretmeye karşı gözleri perde içindeydi ve dinlemeye tahammül edemezlerdi.
Tabi buradaki zikirden kasıt, müfessirlerin büyük bir çoğunluğuna göre kafirlerle alakalı ve Kur'an'la alakalı. O insanların Cenab-ı Hakk'ın hidayetine göz yummaları, Cenab-ı Hakk'ın bu noktada lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla bize bahşettiği kurtuluş kapısı olan Kur'an'ı ve Kur'an'ı dinlememekle alakalı. Bu kafirler üzerinde evet, müminler üzerinde de bir kimsenin Kur'an ve sünnete tabi olmayışı, bu Müslümanların üzerinde herhangi bir meselede, herhangi bir noktada Kur'an ve sünnete tabi olmayıp, o kimsenin kendi nefsine uyması, kendi hevasına dalması, kendince kendi dairesinde Kur'an ve sünneti terk etmesi.
Ama bu günah kebahirler noktasında, ama küçük günahlar noktasında, veyahut da ne bileyim günlük hayatında, Kur'an ve sünnetin hükmünü bildiği halde, o hükmünden serfinaz etmesi, o hükmünden dışarı farklı yol araması gibi. Bunun içerisinde tabi bir değişim, sufileri ilgilendiren bölüm bu var. Sufileri ilgilendiren bölüm de o kimsenin kendisini zikrullah'tan alıkoyması. Zikrullah'ı terk etmesi, günlük virdini terk etmesi, günlük yapmış olduğu amelleri terk etmesi, namazı, orucu, abdesti, günlük dersini, girdini, tevhidini, haftalık dersini terk etmesi. O kimse bunları bile bile, göz göre göre, bunları normalde gözünü yumması, buradan geri dönmesi, bu noktadan. Allah muhafaza eylesin.
Yol uzun, o ömrünce gidilecek olan o yolda, o kimsenin bir müddet sonra, o Allah'ın lütfuna, ikramına, ihsanına göz yumup, oradan geri dönmesi. Yani o bu noktada, hani başka bir ayet-i kerimede de Allah'ın kim zikrine sırtını dönerse, onu bir şeytanı arkadaş ederiz. O zaman o kimse zikrullahla, zikrullah'a sırtını dönmekle kalmıyor. Zikrullah'a gözünü yummakla kalmıyor. O kimsenin üzerine bir şeytan ne yapılıyor? Arkadaş ediliyor. Biz küçükmüş gibi görüyoruz. Bir viridi çekmemeyi, bir derse gitmemeyi, bir herhangi bir noktada bir şey yapmayı küçükmüş gibi görüyoruz. Ama o küçük şey bize pahalıya mal oluyor. Ve bizim üzerimize bir şeytan, biz kendi kendimize, eğer Allah'ın dostluk akidini bozarsak, şeytanla akitleşmiş oluyoruz.
Otomatik bu. Allah'ın dostluk, Allah'ın kulluk akdini bozdun, anında şeytanla akitleşti. Şeytanla akitleşti. Cenab-ı Hak sana hemen bir tane şeytan verdi. Şeytan hazır zaten. Ne yaptın? Şeytanla yoldaşlık, arkadaşlık etmeye başladın. Çünkü zikrullah'a sırtını dönmekle kalmadın. Ya hemen bir şeytan sana musallat oldu. Zikrullah'a gözünü yummakla kalmadın. Hemen sana bir şeytan ne yaptı? Musallat oldu. Sen kendince iman ehliyim diye görüyorsun. O şeytan sana musallat olunca, seni adım, adım, adım, … seni ne yapıyor? Küfre doğru götürüyor. Kafirliğe doğru götürüyor. Seni adım adım zarara doğru götürüyor. Önceden günah-i keballere dikkat ederken, dikkat etmemeye başlıyorsun.
Önceden namazına dikkat ederken, namaza dikkat etmemeye başlıyorsun. Önceden haram işlenen yerde durduğunda, İçin sıkılırken, kalbin sıkılırken, için daralırken, Artık daralmamaya başlıyor. Hatta tat alıyorsun oradan. Lezzet almaya başlıyorsun. Hoşuna gidiyor seni. Önceden kaçardın, şimdi oturuyorsun. Bir de kendince de, kendi dervişliğinden dem vuruyorsun. Bundan bize bir zarar gelmez. Bundan biz yıkılmayız. Önceden gıybetten uzaklaşırken, Küçük küçük gıybet etmeye başlıyorsun. Daha da ilerliyor bu. Suizana dönüyor, iftiraya dönüyor. Önceden küçük küçüktü, bu küçükten dair kaçarken, Şimdi kocamanını işliyorsun. Kocamanını işliyorsun. Şeytan örttü seni. Yani o zikrullaha bu noktada, Gözlerini kapatmakla kalmadın sen.
Küçük bir şey. Seni tamamiyetle sardı şeytan. Bunun tipik örneklerini görürüz biz hayatın içinde. Derviş kardeşlerden de görürüz. O zikrullaha geliyordur, harikadır. Bir müddet sonra bir şey ona musallat olur. Bir imtihan, onu bu noktada sekteye uğratır. Kadın erkek, bu anne babası olur, bu eşi olur, bu çocuğu olur, bu malı olur, bu sağlığı olur, bu yanındaki arkadaşı olur.
Bu başındaki zakiri olur. Bir şey onu imtihan eder. Bu şeyhi olur. Bir şey onu imtihan eder. Aslında imtihan eden Allah'tır burada. Bir şey vesile olur bu imtihana. O kimse kendince gözünü yummaya başlar. Ya ben şimdi gideceğim ya işte. Ya gene Hüseyin şimdi orada zikrullaha yaptıracak. Yaptıramıyor arkadaş ya. Ya işte orada Hüseyin şimdi sohbet edecek. Edemiyor kardeşim ya. Ya şimdi gideyim orada sohbet var. Ben şimdi sohbete bakmayayım ya. Ya işte onda zikrullaha başlıyor. Ben zikrullaha başladığımda gideyim zikrullaha oturayım gideyim. Otur sohbet dinle. Ya boş ver ya. Sonra da internetten dinlerim zaten ben onu.
Yok ya ben evde internetten sohbeti dinliyorum. E tam zikrullaha başlıcağı esnada biniyorum arabaya gidiyorum oraya. Harika. Tatlı gösteriyor insana bunu. Ya ne olacak ki ben şimdi yani internetten hallediyorum hepsini. Gitmeye gerek yok. Ha yani bir tane daha adam otursun internetin başına. Oradan herkese sohbet etsin. Ne toplanmanın ne anlamı var ki. E cemaatle ya böyle de cemaatiz işte. Harika. Ne var bunda? Adım adım başlıyor. Önce dervişleri çok seviyor. Hiç kusurunu görmüyor kimse. Harika arkadaşlar var orada. Ya ne mübarek insanlar ya. Ne hoş insanlar ya.
Aradan bir müddet geçiyor. Ya bu adamla da yol gidilmez ya. Bu adamı neden dergatı tutuyorlar ya. Bir müddet daha geçiyor. Ben onlardan ayrıyım kardeşim. Ya ya şeyh efendi çok iyi. E geri kalanını at ya çöpe. Ha Mustafa abi bak sen üzerine alınma. Sen hariçsin abi. Önceden bana söylenen sözler bunlar. Bir müddet daha geçiyor. Abi ya şeyh efendi böyle adamları burada tutuyor ya. Bunlar atması lazım değil mi? Dakika bir gol bir. Ben omzuna vuruyordum. Hoş geldin 23 isten. Ne oldu abi? Şeyhliğe adaysın. Ne oldu abi? Ya dergahda kimin durup kimin durmayacağını, kimin atılıp kimin atılmayacağını karar verme noktasındasın.
Sen tamam. Şeyhsin sen. Ya oğlum sen şeyhsin işte. Daha ne istiyorsun? Nefsin senin şeyhlik makamını geldi. Oturtturdu. Kapıya geç. Otur sen. Kapıda nöbeti tut. Sen girersin, sen giremezsin. Sen gidersin, sen gelemezsin. Sırala. Ya abi öyle demek istemedim. E oraya geldin. Şeyh efendi bunları nasıl tutuyor? Dedin. Bunlar burada ne arıyor? Dedin. Başladın dergahı yönetmen. Veya ben şeyh, sen şeyh olsan abi ben şeyh olsam bunu zakirlikte tutmam ya. Bunların hepsinin başlangıcı, zikrullaha göz yummaktan, sırt dönmekten başlar. O çok bilenler zikrullaha halakasına oturmazlar. Onlar çok biliyorlardır.
Onları hizmette göremezsiniz, koşuşturmada göremezsiniz, bir çilede göremezsiniz, bir gayrette göremezsiniz. Onlar fil dişi koltuklarına oturup, çok bildiklerini beyan ederler. Kaç tane şeyh görmüştür onlar. Nice dervişler görmüşlerdir. Eee? Onların dedikleri, söyledikleri doğrudur. Kulağını fısıldarsın. Abi seni zikrullahta görmüyoruz. Biz evden katılıyoruz ona. Bunlar benim dinledikleri. Abi nasıl katılıyorsunuz evden siz? Biz huzur ediyoruz evden. Şeyh Efendi geliyor, gidiyor, iki gün, üç gün duruyor burada. Dört gün, beş gün eski arkadaşlar, biriler. Altı gün, yedi gün kalır burada.
Har hara, yürele, sohbette, zikrullahtı, koşuşturmaydı. Canhıraş, misafirler gelir gider. Ama o arkadaşlar, baba dervişlerdir. Her şeylere evden katılırlar. Her şeyi de çok iyi bilirler. Bu, süreç. Devam eder bu. Önce yanındakini beğenmemekle başlar. Ya bu Halit'te nasıl soru soruyor ya? Buradan başlar. Bu Hüseyin abi neden böyle konuşuyor ya? Buradan başlar bu. Bakın başladığı yer buradan. Ya bu Şeyh Efendi ne ama ikide bir de cevdetle gidip geliyor ki ya? Başka adam mı yok? Buradan başlar bu. Başladığı yer burasıdır. O kimse zikrullaha gözünü yumdu. Bir müddet sonra sırtını dönecek.
Bir müddet sonra şeytan onu arkadaşlık edecek. Çepeçevre saracak. Ben derslere gelmiyorum. Neden? Ya filanca adam da geliyor ya. Ben o yüzden oraya gelmeyeceğim. Ben derslere gelmiyorum. Neden? Soğuttular beni. Aa soğumuş arkadaş zikrullahtan. Ben derslere gelmiyorum. Neden? Ya işte çocuklar çok gürültü yapıyor. Bulmak mümkün her şey. Nefis de ne yaptı? Onu haklı gösterdi. Sebep? Zikrullaha gözünü yumaktan. Devam ediyoruz. Bir de nefse uydu mu insan? Hakikati söyleyene kızmaya başlar.
O zikrullaha göz yumdu. Nefse uydu. Şeytan ona geldi oturdu. Artık sen ona doğruyu söylersen o sana öfkelenmeye başlar. Birisine dersin gıybet etme öfkelenir sana. Öfkeleniyorsa şeytan onu sarmış. Birine dersin ki iftira etme kızar sana. Şeytan onu sarmış. Birine dersin ki ya dersi terk etme. Zikrullaha terk etme. Zikrini yap dersini yap öfkelenir sana. O şeytan sarmış o. Hakikatin karşısında öfkelenen şeytandır. Öfke Allah düşmanlarına karşı doğrudur. Öfke şeytana karşı doğrudur. Öfke nefse karşı doğrudur.
Öfke sana zarar veren, sana düşmanlık yapan kefereye karşı doğrudur. Farzdır. İbadettir. İnsana verilen duyguların hepsi de ibadete açıktır. Yerli yerinde kullanıldığında ibadet ettirir sana. Ya Musa dostumla dost, düşmanıma düşman oldun mu? Bak öfke seni ibadete götürdü. Öfke seni ne yaptı? İbadet ettirdi sana. Kime aman? Allah'ın düşmanlarına karşı. Eğer öfkeyi ailene, çocuklarına, arkadaşlarına, Kur'an ve sünnet yolunda mücadele eden insanlara, Allah'ın dostlarına, peygamberlerine, sahabesine, imamlara, velilere, mürşitlere, dervişlere, sufilere ise sen şeytanın apaçık ayaklı tecelli atısın.
Senin üzerinde tecelli etmiş. Boyan şeytanın boyasına dönmüş. Allah'ın boyası değil. Hakkın boyası değil. Yok, şeytanın boyası. Eğer size birisi hakikatten bir şey söylüyorsa, siz ona öfkeleniyorsanız, şeytan yerleşmiş size. Bunun başlangıcı, zikrullaha göz yummaktan. Allah muhafaza eyleseyim. İkinci ayet, Cin Suresi, ayet 16-17. Şayet onlar yol üzerinde istikameti bulmuş olsalar da, onlara bol bol su içirirdik. Kim Rabbini zikretmekten yüz çevirirse, Rabbi onu alt eden bir azaba sokar. Demek ki Kur'an ve sünnet yolunda sen yürürken, Cenab-ı Hak sana bol bol rahmet verecek, bereket verecek, lütuf verecek, ikram edecek, ihsan edecek.
Ve eğer sen, Cenab-ı Hak'ı anmaktan, zikrullahtan, yüz çevirirsen, bu sefer de sana azap edecek. Zikrullahtan yüz çevirene, azap var. Yolda istikametini tam olarak tutturan insanı da, lütuf var, ikram var. Ayetle sabit. Kim yolda istikametini kaybetmeden yürürse, yol, büyük caddeni, Kur'an sünnet. Kur'an'ın sünnetin içerisinde, tasavvuf yolunun adabına, erkanına, icabına uygun hareket edenlere, Cenab-ı Hak rahmet, bereket, lütuf, ikram, ihsan verecek.
Sen o istikamet üzerine giderken, o lütuftan, o ikramdan, o ihsandan faydalanırken, Allah'ın zikrinden yüz çevirirsen, Cenab-ı Hak seni cehennem azabıyla azablandıracak. Yüz çevirdiğin için, daha önceki ayet-i kerimeler mucibince, sana dünyada da, ahirette de darlık verecek. Ama istikametin dümdüzgün olursa, Cenab-ı Hak seni, nimetin içerisinde dolaştıracak.
Nimetin, üç tecelliyatı vardır. Cenab-ı Hak, kafirleri nimetlerinin içerisinde, doldurur. Kafirlere nimetlerini, bol verir. Bunun sebebi şudur, o kimse dünyadayken, iyice küfrünü arttırsın, çünkü onun dünya sarhoşu olur. Dünya nimetinden dolayı, Allah onun hatırına gelmez, zikrullah onun hatırına gelmez, ve o kimsenin azabı şedid olur.
İkincisi nedir? Müminlere Cenab-ı Hak lütfeder, ikram eder. Bu da nedir? O kimseler, Kur'an ve sünnet yolunda, çizilmiş dosdoğru, hidayet yolunda yürürler, ve Allah'a hamd ederler, şükrederler. Cenab-ı Hak'ta, ayet-i kerime, mucibince, hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Disturu ve kaidesiyle, o müminlere ne yapar? Nimetlerini arttırır. O kimse, nimet içerisinde yüzer. Müminlerin içerisinde, bir sınıf daha vardır ki, onlar kendilerini, doğru yolda, olduklarını zannederler. Oysa, sapıktılar, sapkındırlar. Ve o sapık ve sapkın olan, ama Müslümanların içerisinde görünen, müminlerin içerisinde görünenlerin de, nimetlerini Cenab-ı Hak arttırır.
Aslında o kimseler, Kur'an ve sünnet dairesinin içinde değillerdir. Ama, kendilerini Kur'an ve sünnet dairesinde gösterirler. Ve Cenab-ı Hak, onlara da nimetlerini arttırır. Ki bu, Müslümanların üzerindeki, La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah diyenlerin üzerindeki, istidracı bir nimettir. İstidraç ehlidir bunlar. Bunların üzerinden, keramet görmek mümkündür. Bunların üzerinden, harikulade haller görmek mümkündür. Bunların üzerinde nimetler görmek mümkündür. Bunların bu hali istidracıdır. Onlar bunlardan aldanırlar. Bir kimse namazı hiç kılmadığı halde, kendini doğru yolda görür. Bir kimse haramı işlediği halde, kendini doğru yolda görür.
Bir kimse zikrullahı terk ettiği halde, kendini doğru yolda görür. Bir kimse, Kur'an ve sünnetin dışında, tavır ve davranışlarını, doğru ve hakikat olarak göstermeye çalışır, kendini doğru yolda görür. Ayet-i kerimede der ki, onlar kendilerini iyilerden zannediyorlardır. Bunlar istidracıdır. Ölçü, o kimsenin, zahiren ve batınan, Kur'an ve sünnetin içerisinde bulunup, o hal üzerinde yürümesi.
Hem zahir olarak, hem batın olarak, Kur'an ve sünnete uygun yaşaması. Gücünün yettiği nisbette, Allah yolunda cihad edip, Allah yolunda koşması. Gücünün yettiği nisbette. Kur'an ve sünnet dairesinde, neye gücü yetiyorsa, gücünün yettiğinden sorumlu olduğunu bilip, o sorumluluğunu yerine getirmesi. İstidraçtan kurtulmanın yolu budur. İstidraçtan kurtulmanın yolu budur. Yoksa bu istidraç hali, bütün sufilerin bu noktada, bir handikapı, bir vartasıdır. Üzerinde haram varken, haramla iştigal ederken, kendini evliyadan görmek.
Allah muhafaza eylesin. Amin. Kur'an ve sünnetten, öyle küçük değil, derinlemesine sapmalar var iken, istidraçı bir şekilde, üzerinden harikulade haller zuhur etmesi. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bu, o kimsenin helakına sebep olur. İşte nimetin öyle bir hali vardır ki, o kimse hamde ve şükre doğru yönlendirmesi gerekirken, onu azgınlığa, sapkınlığa gönderirse, sevk ederse, o nimet onun için külfet olur.
Mümin için nimet, hamd edilmesi, şükredilmesi gereken bir şeydir. Hamd edenlere nimetlerini arttırır. Senin Kuran ve sünnete sımsıkı yapışman, senin hamdini gösterir. Senin zekat vermen hamdini gösterir. Hacca gitmen hamdini gösterir. Namazı kılman hamdini gösterir. Oruç tutman hamdini gösterir senin. Cenab-ı Hak sana sağlık vermiş, sağlığının karşılığında hamd et. Pazartesi, perşembe oruç tut gücün yetiyorsa, sağlığının karşılığında hamd et. Ramazanı oruçsuz geçirme. Aldatma kendini. Oruç tutmamak için seyahate çıkıyorum deme. Seyahat edene oruç farz değil deyip, Avrupa seyahatine çıkma.
Seyahate çıkana oruç farz değil deyip, Araplar gibi Türkiye'ye gelme. Hamd et. Sağlığının karşılığında hamd et Allah'a. Namazını kıl, hamd et. Namazını kıl. Yapman gereken ibadetleri yerine getir. Bu hamdtir. Bu hamdtir. Sen zekat verilecekse zekatını ver. Bu hamdtir. Ara, bul. Nerede fukara var? Git ona saplıdan, gizliden ver. Oturduğun yerden, internetin başından filanca vakfa bu kadar verdin. Fişmanca cemaatı bu kadar verdin. Yok öyle. Git o fukaraları bul. Onlar nerede oturuyorlar?
Gör. Haline hamd et. Onlar ne yiyorlar, ne yiyemiyorlar, ne içiyorlar, ne içemiyorlar. Gör. Haline hamd et. Git lüks villalarda yaşa, bir tane fukara görme. Öylece öl git. Bu sufi hayatı değil. Bu sufi hayatı değil. Git. İşte örnekliyorum, Bademli'den bir villa al. Ne fukara gör, ne fukara yaşa. Yok öyle bir sufi hayatı. Senin kapını tıklatacak olan var mı? Yok. Yok, sufi hayatı o değil. Sen bir fukara senin kapını tıklatıyor mu? Hayır. İlacını alamamış bir kimse senin kapını tıklatıyor mu?
Hayır. Sen sufi hayatı yaşamıyorsun. Sana gelip birisi derdini anlatamayıp saatlerce orada duruyor mu yanında? Hayır. Sufi hayatı yaşamıyorsun. Hayır. Bu sufi hayatı değil. Bir arkadaşının, bir kardeşinin, bir dostunun sıkıntısından haberin yoksa bu sufi hayatı değil.
O kimse hamd etmiyor. O kimse hamd etmiyor. Bir dostunun, bir arkadaşının, bir kardeşinin bir sıkıntısını gideremiyorsa var da gidermiyor yani. O sufi hayatı yaşamıyor mu? O hamd etmiyor. Bakın o hamd etmiyor. Kardeşlerinin derdiyle dertleşmeyen, onun kendini dert etmeyen hamd etmiyor. Hayır. Hamd etmiyor. Sufi hayatı böyle değil. O yüzden Sabancı gelip bize sufi olacak değil. Olmaz. Bu ölçülerde olmazlar. Neden çok zenginler sufi olmuyorlar?
Olmazlar. Olamaz adam. Bu hayat ağır gelir ona. O akşam yemeğini bilmem hangi restoranda yiyecek. Nasıl boğazından geçecek? Onlar hacca da gidince gidip işte bilmem hangi otelde kalıyorlar. Adam şeyhi orada kalıyor. Bununla övünüyor. Bu sufi hayat değil. Değil. O hamd etmiyor. O zaman sufiler hamd edecekler. Hamd edenlere nimetlerini artıracak. O zaman o kimsenin kalkıp da zikrullah'tan yüz çevirmesi, geri durması mümkün değil. Yolda dükdüzgün gitmek gerekir.
İstikametini bozmadan. Kur'an, sünnet imamların iştahatı ve eski sufilerin koymuş olduğu adab, erkan yolun hakikati doğrusu yolu bozmak yok. Yolu nefsine uydurmak yok. Ayetleri, hadisleri imamların iştahatlarını eğip bükmek yok. Kafana göre bir yol kurgulamak yok. Yok. Ha burada ortada hadi canım bir hatun oynayiversin. Yok böyle bir yol. Böyle bir şey yok. Ha hadislerin hangisi doğru hangisi değil. Yok böyle bir şey. Orta okula giden çocuk hadisler sahip mi diye soruyor.
Senin bu böyle bir algı ortaya koyman yok böyle bir şey. Kur'an, sünnet ne diyorsa o. İmamların iştahatı ne diyorsa o. Hamd edenlere nimetler artırız. Yolu bozarsan o zaman azap var. Ayet-i Kerime'nin sonunda diyor ki Allah onu alt eden bir azabın içerisine sokar. Görürüz ya bazı yerler böyle dağılırlar, bozulurlar.
Herkes dışarıdan bahane bulur onu. Ben dışarıdan bahane bulmam. Ben derim ki onlar yolda azgınlık ve sapkınlık yapmışlardır. Onlar yolun esasını bozmaya çalışmışlardır. Boğulmuşlardır. Onlar pak olan Kur'an ve sünneti kendi heva ve heveslerine döndürmüşlerdir. Allah onların üzerinden nimetini alır. Dostlar, Kur'an ve sünnete hizmet etmek pak olmaktan geçer. Dosdoğru olmaktan geçer. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmaktan ve taviz vermemekten geçer. Eğer siz Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışır, kaidelerinden vazgeçmez, yolun hakikatini buna uygun olarak dizayn eder, öyle yaşarsanız Allah'a hizmet etmiş olursunuz. Cenab-ı Hak ayeti kerimede kim Allah'a yardım ederse Allah da ona yardım eder diyor.
Allah'a yardım etmek Cenab-ı Hakk'ın dinini tam bir şekilde anlatmak ve yaşamaktır. Yoksa gelir size birisi dokanır, sizi dağıtır bir anda, darmantası olursunuz. Birbirinize düşer, hizmet edemez hale gelirsiniz. Birbirinize düşer, koşamaz hale gelirsiniz. Çünkü ayeti kerimede diyor, yol üzerinde istikametli bulunsalardı, yolda istikametini bozarsan, Cenab-ı Hak senin başına bir zalim peydah ettirir.
Ve o zalimle senden intikamını alır. O zalimle o topluluktan intikam alır. Sen zekat paralarını kendine devşiremezsin. Allah onun intikamını alır senden. Sen ben etrafımdaki fakire fukaraya göz kulak oluyorum, getirin bana zekatlarınızı de toplarsınız. Ondan sonra zikrullah halakasının yüzünü göremezsiniz.
Ben haklıyım diye de cartınırsınız ortalıkta. Allah sizin ipinizi pazara çıkarır. Hesabını veremezsiniz. Millet bilmez hakikatini. Ya ne oldu da ne gitti de ne olmuş ki? Hakikati çıkar ortaya. Bir daha kimsenin yüzüne bakamazsınız. Milletin evine, işine, aşına, eşine karışırsanız, Cenab-ı Hak ipinizi pazara çıkarır. Yolda sapkınlık yapmak yok. Sen dervişliğini kullanırsan, kendi heva ve hevesine Allah senin ipini çıkarır pazara. Kimsenin yüzüne bakacak, yüzün kalmaz.
Sen cemaat olarak, bir topluluk olarak hainlik yaparsan, Cenab-ı Hak senin başına bir zalim peydah ettirir. Herkes 28 Şubat'ı söylüyor. Müslümanlar dedim dost durdurmadıklarından bu peydah oldu. Şımardılar. Strateji uygulayamadılar. Öttüler. İmam, komutan, devlet başkanı. Bunu hesaplamak zorundadır. Bir şeyh bunu hesaplamak zorundadır. Senin arkandaki cemaati, beraber yürüdüğün insanların gücünü, kuvvetini hesaplamak zorundasın. Sen o cemaati helak edemezsin.
Hepsinden sorumlu olursun. Sen bir yolu helak edemezsin. Sorumlu olursun ondan. Sorumlu olursun. Mücadelede, savaşta bir tane asker kaybediyorsan, onun sorumluluğu sana aittir. Senin stratejinden dolayı bir asker gitti, vallahi de, billahi de, tillahi de sorumlusu sensin. O asker şehit olur. Onun hesabını Allah senden sorar. Senden sorar. Sen yolun adamının dışına çıkamazsın. Sen yolun erkanının dışına çıkamazsın. Çıkamazsın. Ayet-i Kerime ile sabit. Şayet onlar yol üzerinde istikameti bulmuş olsalardı. Allah onlara nimetlerini, Allah onlara yuduflarını, ikramlarını indirecek.
İstikameti bozdun. İstikameti bozdun. Cehenneme doğru yol almaya başladın. Mağlubiyetin hiç kaçışı yok. Hak. Hiç kaçışı yok. O yüzden kıymetli dostlar, kim zekrullah'tan yüz çevirirse, Cenab-ı Hak onu alt eden bir azaba ne yapar? Yücağ eder. Alt olursunuz. Kur'an sünnet, imamların iştahından ve sufilerin koymuş olduğu kaidelerin dışına çıkmak yok. Dini, diyaneti, sufili, kendi heva ve hevesine uydurmaya kalkmak yok. Yok, kendince, kendi dairende, kendine göre bir yol biçmek yok. Allah muhafaza eylesin.
Ey Habibim, bizim zikrimizden yüz çevirip, dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir. Eğer Allah'ın zikrinden yüz çevirenler var ise ve dünya hayatını tercih edip, Allah'ın zikrinden yüz çevirenler var ise, sen ondan yüz çevir, tebliğ et, ona anlat.
Ama hala da dünya hayatını kendine Rab edindiyse, dünya hayatını kendisine ilke, ülkü hedef edindiyse ve sadece dünyalık düşünüyorsa, dünyayla irtibatlıysa, sen ondan yüz çevir. Eğer Allah'ın zikrinden bir kimse apaçık yüz çevirdiyse, o Allah'ın dostlarına, velilerine, peygamberlerine atıyorsa, o kimse Kur'an'a, sünnete, imamlara, iştahatlarına atıyorsa, o kimse bu noktada kafirlikte ısrar ediyorsa, ondan yüz çevir.
Bir kimse zikrullah alakasına atıyorsa, laf söylüyorsa, tebliğden, nasihattan anlamıyorsa, ve senin kalbinde acabalar başlatacaksa, yüz çevir. Açık ayet-i kerime, bir kimse Allah düşmanıysa, tebliğ ediyorsun Allah düşmanı, bir daha tebliğ ediyorsun Allah düşmanı, anlatıyorsun Allah düşmanı. Sen onunla dost olacağım diye uğraşma. Allah'a apaçık düşmanlık yapanla dostluk kuramazsın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tehdit etti Cenab-ı Hak. Senin kalbini onlara çeviriverim dedi. Tehdit herkese. Sen Allah'a apaçık düşmanlık yapanla dostluk kuramazsın.
Allah'a apaçık düşmanlık edenle sen dostluk kuramazsın. Allah'a apaçık düşmanlık edenin peşine takılamazsın. Allah'a açıkça düşmanlık eder. Düşmanlık eder. Bu ister siyasi lider, ister parti, ister devlet başkanı, ister annen, ister baban, ister kocan, ister amcan, ister deden, ister karın, ister çocuğun.
Allah'a apaçık düşmanlık edeni sen kendine dost edemezsin. Onun peşinden gidemezsin. Açıkça düşmanlığını ilan eden, açıkça düşmanlığını ishar eden, açıkça sen onun peşine takılamazsın. Sen ben onu seviyorum dediğin an onunla berabersin. Sen de Allah'a düşmanlık ettin. Ya ben o düşmanlığın içinde bulunmuyordum. Onu sevdin ya. Sen de o düşmanlığın içinde gibisin. Bundan kaçış yok. Sevdikleriniz ve sevmedikleriniz sizin yolunuz. Sevdikleriniz ve sevmedikleriniz sizin imanınız.
Sıralar. Şimdi kime sorsan, ayet-i kerimede diyor ya, kime sorsanız onlar inandık derler diyor. Kime sorsak şimdi herkes Allah'ı seviyor musun? Evet. E içkiyi, sarhoş edici maddeleri, onu da seviyor. Bu nasıl sevmek? O haram etti. Allah'ı seviyor. Namaz yok. Allah'ı seviyor. Oruç yok. Allah'ı seviyor. Zikir yok. Allah'ı seviyor. Haramın içinde. Bedevilere diyor ki, siz Müslüman olduk deyin. İman ettik demeyin. Siz Müslüman olduk deyin. Sen Müslüman oldun de. İman ettim deme. Neden? İman ettim dedin de, namaz var, abdest var, oruç var, zikir var, zekat var, haç var.
Bu iman edeme. İman edeme. O zaman sen Müslüman oldun der. Ne? Ben Allah'ın varlığını, birliğine, bunlara iman ettim. O inandım bunlara. Tamam. İslam arkadan geliyor. Namaz. Allah muhafaza edersin. O yüzden Cenab-ı Hak diyor ki, sen de onlardan yüz çevirsin. Sen de onlardan yüz çevirsin. Onlar yüz çevirmişler. Siz de onlardan yüz çevireceksiniz. Allah muhafaza eylesin. Son bir paragraf var. Darimi nakletmiş. Çok hoşuma gitti. Buraya aldım bunu inşallah. Müsaade edin bunu da okuyayım inşallah. Sohbet sona gelsin. Lokman hekim oğluna şöyle derviş. Yavrum, İlmi alimlere karşılıklı övünmek veya cahillerle çekişmek yahut meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme.
Bir, alimlerle, alimlere karşı övünmek, cahillerle veya etrafta birisine yukarıdan tepeden bakmak ve tartışmak için öğrenme. İlmi onu küçümseyip terk ederek, cahilliğe meylederek de bırakma. Yani bu tehlikeleri var deyip de ilmi de küçümseme. Onu da terk etme. Bir kimseye farz olan ilimle günlük hayatını Kur'an ve sünnet dairesinde geçirebilecek kadar ilmi öğrenmesi her Müslüman kadın erkeğe farz. İlim mücadele etmek için, tartışmak için değil, ilim yaşamak için olmalı. Kur'an ve sünneti öğrenmek, yaşamak için, tartışmak için değil, din tartışma götürmez. Din tartışılmaz.
Dini tartışan insanlar cahil insanlardır. Cahiller din tartışırlar. İslam bellidir. Bir kimse eşedü en la ilahe illallah ve eşedü en Muhammeden abduhu ve resuluhu dedi mi? İman etmiştir o kimse. İman ehlidir bizim nazarımızda. Namaz tartışılmaz. Ayetle, hadisle, imanların iştadıyla bellidir. Adam namazı tartışıyor ya. Ne tartışıyorsun namazı sen? Din tartışma konusu değil. Ya iman etmişsindir, ya etmemişsindir. Ya kabul etmişsindir, ya etmemişsindir. Kafana göre bir din oluşturmak yok. Adam kafasına göre din oluşturmaya çalışıyor. Bırak tartışma onunla gerek yok.
Gerek yok. Devam ediyor. Yavrum, meclisleri titizlikle seç. Meclisleri titizlikle seç. Allah'ı zikretmekte olan bir topluluk gördüğün zaman hemen onların yanına otur. Meclisleri titizlikle seç. Allah'ı zikreden bir topluluk görürsen hemen onların yanına otur. Zira şayet sen, alim isen, ilmin sana onlara bir şeyler öğretip sevap kazanmak suretiyle fayda verir. Cahil isen onlar sana öğretir. Ayrıca belki Allah onlara rahmet nazarıyla bakar. Bundan onlarla beraber sana da isabet eder. Allah'ı zikretmemekte olan bir topluluk gördüğün zaman ise onların yanına oturma.
Bir topluluk Allah'ı zikretmiyorsa onların yanına oturma. Lokman aleyhisselam oğullarına söylüyor bunu. Bir topluluk Allah'ı zikrediyorsa onların yanına otur. Bir topluluk Allah'ı zikretmiyorsa onların yanına oturma. Çünkü sen şayet alim isen bu durumda ilmin sana fayda vermez. Cahil isen onlar senin delaletini veya cahilliğini arttırırlar. Belki de Allah onlara azap nazarıyla bakar da onlarla beraber sana da isabet eder. Allah muhafaza eylesin. Amin. Selamun aleyküm yanıda. Ben Şafii mezhebinde olduğum halde Hanefi olarak namaza başladım. Namazlarım kabul oluyor mu?
Tabi oluyor. Yoksa derhal Şafii mezhebine mi geçmeliyim? Geçerken birilerinden izin almam gerekir mi? Hiç kimseden izin alman gerekmez. Namazlarını Hanefi mezhebine göre, kıldığına göre yine bütün Hanefi mezhebine göre devam et. Bütün hayatımdan. Bediüzzaman'ın talebesi Muhammed Nasır. Ben Emir Dağı'da üstadla görüştüm. Bana Fethullah Gülen için bu münafığa dikkat edin. Ben öldükten sonra zamanı gelince bunu herkese söylememi istedi. Sorun şu, Peygamber Efendimiz zamanında münafıkların isimleri açıkça söyleniyor muydu? Eğer Fethullah Gülen gerçekten münafıysa neden o zaman değil?
Şimdi söylenmesinde hikmet nefes. Valla bunu konuşanlara sormakta fayda var. Bunu bize söylemediler. O yüzden böyle bir sözü kim kime söylemiş, kim ne yapmış? Duyduklarınızı söylemeniz size yalan olarak yeter. Hadis-i şerif. Duyduklarınızı aktarmanız, duyduklarınızı söylemeniz. Bu tip meselelerdir. Bunun gibi şeylerdir. Size yalan olarak yeter. Bunlar böyle değişik minvallerde, değişik merkezlerde kendi kendilerine uyduruyorlar, kaydırıyorlar, bir şeyler söylüyorlar, yapıyorlar. Bir kimsenin hatası da olur, kusuru da olur, eksiği de olur, yanlışı da olur.
Herkesin olur. Ama böyle elde bir delil yok. Yok o öyle demiş, yok bu böyle demiş. Bunların hepsi de boş sözler. Şimdi herkeste böyle bir Fethullah Gülen düşmanlığı oluştu. Yani bir hatalarının, kusurlarının üzerine herkes yükleniyor, yüklenebildiği yere kadar. Cesaret buldu herkes.
Olanca lafı söylüyor herkes. Ya bu değil İslam. Bu müminlik değil. Bu mümin kardeşlik değil. Gerek yok. Hataları, kusurları var mı? Evet var. Hatasını, kusurunu normalde gelelim, söyleyelim, neyse nasihat edelim. E gidin nasihat edin. Böyle toplum içerisinde bir kimseyi zem etmek, toplum içerisinde bir kimsenin böyle La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diye bir kimseyin münafıklığını at etmek öyle kolay şeyler değil ya. Değil. Yani bir kimseye münafık diyebilmeniz için, bunu itikadi noktada münafık demek için elinizde böyle kat'i deliller olması lazım.
O kimsenin de o hata da yapmış olabilir. Onu da daha henüz, hala da onu da ısrar etmesi lazım. Allah muhafaza eylesin. Ağır sözler bunlar. Bu ağır sözlerden Müslümanlar, Müslümanlara söylemekten kaçınması gerekir. İşte Bediüzzaman Said-i Nursi'nin talebesi böyle demiş. Talebe sağ mı? Değil. Sağ mı talebe? Bu soruyu göndereyim. Sağ mı talebe? Sağ mı? Daha önce ne söylememiş? Yok. Ben şöyle, kendim bizzat sözümü, ben değilim. Buna durdurlar, durdurlar.
Hoştuk. Sufiler işin, biz Sufilerin kararı şudur. Sufiler bir, ya kendisi görecekler, duyacaklar, ya evde bir yazılı belge olacak, ya da o kimse manen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri veya geçmiş sahabelerden, geçmiş peygamberlerden birisi ona söyleyecek kat'i olarak. Sufinin delili budur. Allah muhafaza yapsın. Evet, hata yaptılar, büyük hata yaptılar. Bunu nereye koyarlarsa koysunlar. Bunda hemfikir. Yani siz bir devleti dinleyeceksiniz. Kime dinlediniz? Dinlediklerinizi nereye servis ettiniz?
Bunlar hata. O dinleyenlere sen destek çıkıyorsan sen de onlarla berabersin. Bu büyük hata. Bunlar büyük yanlışlık. En büyük handikap bu zaten. Bunda hemfikir. Sen kalkıp da devlet idare etmeye, devletin içerisinde el kol atıp orada işleyen çarkıp farklı yöne çevirmeye kalkarsan bu sıkıntı.
Bunu kabullenmek mümkün değil. Sen Cumhurbaşkanı'ndan tut, genelkurmaydan tut, ordu komutanlarından tut, iş adamlarından, sanatçılarına kadar yirmi sekiz Şubat'taki gibi kebapçısından ne bileyim işte simitçisine kadar dinleyeceksin. E dinlediklerinin üzerinden de operasyon yapacaksın. Bu yok. Bunu yapıyor bir ekip. O ekibi de sen sahip çıkarsan derler ki bu ekip senin ekip. Bu tamam. Bunlara hemfikir, bunda bir sıkıntım yok. Tamam böyle münafık, bu ağır bir şey. Allah bize affetsin. Teknik bilginin hakkı nedir? Kişi ustasından öğrendiği yöntemi, projeyi kendi dükkanında uygulayabilir. Evet.
Neden usta? Ona bir şey öğretiyor. Ülkemiz içinde büyük takım insanların Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar kötü ve karanlık günlere gidiyor diyenler toplum düzeninde neyi amaçlıyorlar? Yetmişli, seksenli, doksanlı yıllarda ülkemiz çok maydınlıktı. E bu bir siyasi proje. E Türkiye gerçekten şu anda iyiye doğru bir gidiş var. Yani sonuçta bu reddedilmez. Hem dini serbestlik açısından, hem ekonomik açısından, hem hukuki açıdan Türkiye'de çok büyük bir gelişme ve normalleşme ve iyileşme var. Bu tarih boyunca olmuş, Abdülhamit Han'ın zamanında da Abdülhamit Han'ı çok böyle kötü göstermişler.
Onu yıkmak, onu devirmek için bunu yapmışlar. Şimdi de Türkiye'de iyi kötü tartışılır, beni ilgilendirmez, siyasi konuşmak istemiyor. Bir milletin seçtiği bir hükümet var, bir daha seçime gidiyor ülke. Hoşuna gitmiyorsa insanlar, kazandıkları para, kendilerine yapılan hizmet, kendilerinin dini özgürlükleri, şahsi özgürlükleri, toplum özgürlükleri, bunlar normalde insanların isteklerine cevap bulamıyorlarsa, alternatif birisi varsa, gider oyunu oraya atar.
Türkiye karanlığa gidiyorsa, sen aydınlat kardeşim, bir çırağı yak, senin peşinden gelelim. Sen ne kadar güzel karanlığa gittiğini görmüşsün, kur bir parti, senin peşine gelelim biz. Parti kuran yok, elini taşın altına koyan yok, mevcut kurulu partilerin de bir şey yaptığı yok, ortalıkta bir yaygara dolaştırıyorlar. Türkiye kötüye gidiyor, iyi kardeş, sen daha iyi yapacağını biliyorsan, çık meydana, meydana çıkan da yok.
Bunların hepsi de fitne, bunların hepsi de memleketi kaosa sürüklemek için uydurulan sözler. Bana da geliyorlar, memleket çok kötü, ben çok iyi diyorum. Ya nasıl iyi diyorum? Ya kardeşim diyorum, ben 53 yaşındayım. Ne az zaman görülmüş, 18 yaşına kadar gelen çocuklar bedavadan tedavi olacak. Bedavadan hap alacak, bedavadan doktor görecek.
Böyle söyleyince bakıyor benim gözümün içine. Adam bir kuruş ödemiyor. Diyorum sen hiç çocuğuna ilaç alamadığın zaman oldu mu, bakıyor gözümün içine. Çocuğun hastalandığında, öksürdüğünde, o bir öksürürken sen on öksürdün mü, bu çocuğa doktora götüremeyeceğim diye. Böyle bir yokluk yaşadın mı diyorum, bakıyor gözüme. Ben yaşadım diyor. Şimdi bakıyorum insanlara diyorum, evet çocuğunu alıyor kucağına götürüyor o doktora. Hastaneye götürüyor. Götürüyor muydun önceden? Hayır. Şevket Yılmaz'a gittim ben. Şeyle, şekerle alakalı.
Sırada bütün herkes, valla bir baktım öyle. Bir tane böyle hani zaten normalde hali vakti olan gidiyor zaten. Özel hastaneye gidiyor. Dedim ki şu insanlar doktor yüzü görüyor, ilaç yüzü görüyor. Doktor yüzü görüyor, ilaç yüzü görüyor. O çocuklara bakıyor. Hiç gittiniz mi bir çocuk hastanesine? Gittin mi? Dörtçeliğe gidin mi? Orada bir tane ayağında beş yüz bin liralık, üç yüz bin liralık ayakkabı olan bir baba, bir tane ayağında iki yüz bin liralık ayakkabı olan bir anne göremeyeceksiniz. Göremeyeceksiniz. Kadınlar göreceksiniz, ayakları terlikli. Ayakkabılı değil. Kadınlar göreceksiniz orada, mantosu üzerinde emanet duruyor.
Evet, bir gece saat ikide üçte bir oranın aciline gidin, oturun bir. Ders almak için gidin, oturun. Allah kimsenin çoluğunun çocuğunun sağlığını bozmasın. Amin. Bir gidin saat ikide ciddi söylüyorum bunlara. Bir görün siz. Bir saat bir de ikide bir çocuk götürün. Yani bir komşunuzun bir çocuğunu götürün. Kimse oturup da böyle kaos muhabbeti yapmasın. Kur kardeşim bir parti. Bütün insanlar iyi yönetildiğine inanıyor. Bir grup insan var iyi yönetilmiyor diyor. İyi kardeşim biz de senin peşinden gelin. Ben oy filan attığım yok. Ben hiçbir yere oy filan atmıyorum.
Öyle bir derdim yok. Ama tam böyle seçim üstü millet böyle bir yaygara koparıyor. Allah muhafaza eylesin. Amin. Tüm hastalara acısı, ağrısına şifa için dua istiyoruz. Allah şifa versin. Amin. Nerede varsa. Cemaatle namaz vakitlerinde sarık takabilir miyiz? Cemaati az olan mı çok olan mı camilere namaz kılmak haladır? Kimseye sarık takma diyemeyiz. Bu noktada bizim, benim daha ağzımdan çıkmamıştır sarık takmayın diye. Ama sufiler böyle yolda berde, çarşıda böyle sarıkla dolaşmazlar gösterişe giriyor.
Sufi olduğunu gösteriyor diye. Bu korkudan değildir. Sufi geleneğidir bu. Sufiler dışarıda dervişliklerini, sufiliklerini gösteren alametler kullanmazlar. Bu sufi terbiyesidir. Ola ki bir tarafından bir eksiklik, bir yanlışlık çıkar. Bu eksikliği yanlış diye bir kimse şahit olur. Yola laf getiririz diye. Sufiler dışarıda sufiliklerini gösteren alametler kullanmazlar. Biraz burada melamelik kokar. Melamiler bunu daha fazla uygularlar. Eski sufiler bunu böyle bir adab olarak koymuşlardır. Dışarıda o kimse sufilik gösteren, sufiliğini gösteren özel ritüeller ve kıyafetler kullanmazlar. Bu sufilik adabı, sarık sünnet-i Resulullah'tır.
Namaz kılarken takan bir kimse 33 derece fazla sevabı alır. Namaz kılarken bu noktada bu sünneti icra edebilir herkes. Bu özel izne tabi değildir zaten. Müslüman bir kimsenin ölüm anında ve sonrasında kabirdeki ruh hali nasıldır? Neler ile karşılaşır?
Bir kimsenin basiretinin bağlanması ne anlama gelir? Basiretin bağlanması hakikati görmemesi. Bir Müslümanın da normalde son nefesi ve kabri o kimsenin ameline bağlıdır. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Gürsül'ü Fırat kardeşin nenesi vefat etmiş. Sizden ve derviş kardeşlerden dualarınızı bekliyor. Allah taksiratını affetsin. Tüm sınava girecek olan kardeşlere Allah yardım etsin inşallah. Bizi jandarma için sınava girsin. Zikrullah'ta evde dersimizi çekerken, gün içinde çalışırken, yemek yerken, yürürken rabıtamız nasıl olmalı?
Siz Allah'ı zikredin her dair. Merak etmeyin rabıtanız gelir sizin gözünüzün önüne. Salı günü gecesi annemi ölü gördüm. Evde beyaz kefenlenmiş olarak yatıyordu. Yanında bir cenaze daha vardı ve rüyam hemen sonra uyandım. Buradan rüya tabir etmediğimi söylemiştim. Benim 11 senelik namaz borcum var kılmaya başladım. Ama şu anki namazlarım da sünnetlerini kaçırmak istemiyorum. Hem sünnetleri kılıp sonunda o vaktin kaza namazını kılsam olur mu? Nur hala nur olur. Bir gün oluyor, bir hafta boyunca, iki hafta boyunca namazımı hiç kaçırmıyorum. Dersimi gece yatmadan çekiyorum. Her şey güzel giderken. O bir gün bırakmışım, yatsı yıkılmadan yattım. Derse de çekmeden, gündüz dükkanı da çektim.
Sabah namazı da öğlene doğru kaldı. Yani tabiri caizse hep batıp çıkıyorum gibi geliyor. Bu beni rahatsız ediyor. Veya bir gün günde 10 bin TV çekiyorum. Ertesi gün 500 çekiyorum. Yani daha çok ibadet etmek istiyorum, yapıyorum, yapıyorum. Bir yerde tıkanıyorum hep. İstikamet üzerine ol. Az ama devamlı olanı tercih et. Zikir sonrası mikrofonunuz takılmadığı için sohbetinizi duyamıyoruz. Kitap okurken Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin adı geçtiği her seferinde salavat getirmeliyiz. Eğer kim benim adım anılır da salatu selam getirmezse ne diyor? Bu nasıl örtülsün?
Başka bir adı şerifte de en cimri odur diyor. İste ama derecesine göre iste bir otun bir dağı çekmeye kudreti yoktur. İstemedeki ölçü nedir? Kişiyi istediği noktaya getirecek olan Allah değil midir? İsteği neden kısıtlamamız gerekir? Kısıtlama yok. Ölçü var burada. İste ama diyor ölçülü iste. Bir saman çöpü dağı kaldırabilir mi? haddi bilmek, kendini tanımlamak, haddi bilmek, kendini tanımlamak. İşte bir kimse gücünün üstünde bir şeye talep ediyor. Gücünün üstünde. Talep ettiği şeyi kaldırması mümkün değil. Hani mesela bir erkek çok dini bütün bir kadın almak istiyor.
Harika. Bilmiyor çok dini bütün bir kadın onu beğenmeyecek. Veyahut onun yaptığı her şey onun gözüne görünecek. Bu sünnete aykırı, bu hadise aykırı, bu fıkıha aykırı. Bu ölçü böyle değil. Adam zivan eden çıkacak. Deyecek ki ya ben nereye evlendim ya? Veyahut bir kadın istiyor ki çok dini bütün bir adamla evleneyim. Olur. Kadın diyor ki işte ben bir çarşıya çıkacaktım. Hayırdır? E bir gezecektim. Heva hevese düşme. Ah nasıl yani? Basma ya. Bir işin yok. Ne işin var çarşıda? Harap. Otur otur dünyada. Dakika bir, gol bir. E ben bir dolaşacaktım. Hayırdır? Ya bir bakacağım vitrin nerede ne var? Caiz değil.
Dini bütün adam istedin mi böyle oluyor. Ondan sonra bu benim ruh ikizim değilmiş. Veyahut bana mesaj yazmış geçenlerde birisi. Ben evliyim şu kadar ayı oldu evleneli. Kocamın adı bu, soyadı bu, annesinin adı bu, babasının adı bu. Acaba bu benim ruh eşim mi? Dini bütün bir kadın istemek.
Hala. Dini bütün bir erkek istemek. Hala. Harika. Veyahut da diyor ki, ya ben bir derviş kadınla evleneyim. İyi. Derviş kadının dört gece zikrullahı var. Ne yapacaksın? Ya hanım ben gideyim sen evde dur. Ya nereye duracak? O da zikrullahı gidiyor. Senin şeyhin onun da şeyhi. Senin dersin onun da dersi. Telefon. Efendim işte evde durması lazım değil mi? Neden? Sen de otur evde. Senin evde, sen de evde durman lazım o zaman. E ben derse geleceğim. E onun da hakkı. Evlenirken öyle dedin ya. Dervişim ben dedi kadın. Tamam dedi ya ben de dervişim. O yüzden dervişle evleniyoruz ya. Tamam ben derslere müsaade istiyorum.
Ne demek ya derslere müsaade istemek? Böyle bir şey mi olur? Zaten beraber gideceğiz gelecek. Kadın uçuyor kızcağız. Pırpır ediyor. Neden derslere beraber gidip gelecekler? Hayal harika. Kol kola girecekler. Yan yana derslere gidip gelecekler. Sohbetlere gidip gelecekler. İzmir. Ondan sonra Çanakkale, Gelibolu, İzmir. Uçuyorlar. Ben gülüyorum. Hani böyle bir hain gülüş var ya böyle hani. Sırıtaraktan. Öyle olmayacak. Olmuyor da zaten. Adam pes ediyor. Veya çocuk oluyor. E geleceğim. Çocuk üşür. Otur. O çocuk üşücek. Hiç kimsenin ki üşümüyor.
Çocuğu hasta edersin. Gelme. Çocuğu üşütürsün. Gelme. Bu tabii daha evlendikten sonra başlıyor. Sen bak öksürüyorsun. Sen bugün gelme. Tellersin orada. Temelli hasta olursun. Bir de hamile kaldın. Bak bebeğe. Aman aman. Zarar verir. Ardından çocuk. E çocuk hasta olur. Ardından büyüyor zaten. Okula gidecek derdi var. Sıkıntısı var. O'su var. Gitti kadının dervişti. Ve isterken ölçülü ister. Madem sana devamlı evde oturacak bir kadın lazımdı. Evlenme. Git bir tanemle. De ki. Devamlı evde oturacaksın. İsterken ölçülü ister. Kaldıramayacağım bir şey isteme.
Yapamayacağım bir şey isteme. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bir de gençliğimde olurdu benim. Normalde şimdi bazı arkadaşlar düğün var. Bizim orada düğünde erkekler sıralanıyorlardı. Hiç hoşuma gitmez benim. Şimdi arkadaşlardan birisi gidiyor. Normalde işte gelinin kız kardeşine asılmaya başlıyor. Veyahut damadın kız kardeşi var işte. Süslenmiş, püslenmiş, özel elbiseler giymiş. Ben diyorum ki bizimkiler. Oğlum yanlış ata oynuyorsunuz diyorum ben. Bakıyorlar bana. Diyorum ki o kız şimdi size bakmaz. Bunlar duruyor. Ulan oğlum diyorum. O şimdi gelinin kız kardeşi. Hava sekiz bin onda. Damadın kız kardeşi. Hava on sekiz bin onda. Sen şimdi o sana bakar mı?
Yanlış ata oynuyorsunuz diyorum ben. Yanlış kimseyle uğraşıyorsunuz. Neden? Ya bakmaz şimdi o. Sen isterken ölçülü işte. Bugün değil o gün. Ya. Ulan yarın git. Saçı başı bozulacak onun. Boyalar da gidecek. Özel elbisesi de olmayacak. Git yarın ne bakacaksan bak. Ama bu gece o hit. Sen o gece ona hiç yanaşma bile. Ölçü bilmiyor. Ölçü yok. Veyahut da gidiyor işte. On numara bir aile. Bizim oğlan fakir ama yürekli. Dakika bir gol bir. Adam diyor ki iki kilo altın lazım. Kalıyor. İsterken ölçülü ister. Kolay değil. Nerede Ali kurbanlığın beri? Ali nasılsın?
İyi misin? Sağ olun. Kurbanlığın benim. Nasıl? Beş kilo altın aklına geliyor mu? Yoksa hiç mi? Bak. Cemil diyor ki. Hiç çıkmıyor. Yok unutmuştur artık ya. Ama sabahları kahvaltı yapıp gitmek ayrı bir farklılık değil mi? Elhamdülillah. İstersen sen böyle bir yani soru işaretli dur. Zannetme ben arttırmam. Oturduğum yerden şimdi bile bir beş kilo daha koydum Ali üstüne derim. Ona göre baka. Şimdi seslenme artık tamam. Dersi almış. He? Çiftin sen bilirsin.
Beş kilodan aşağıya indireceğimi de biliyor. Veya daha arttıracağımı da biliyor. Vallahi Ali bilmiyorum artık işte. O gün Halit yoktu yanında. Halit olsaydı kurtarıldı senin. Senin yanında hiç kimse yoktu o gün. Yenildi. Halit yoksa yok olmaz derdi. İki yüz gram olsun, üç yüz gram olsun diye pazarlığa girerdi.
Allah-u Teala'nın kuluna yönelik cezalarının en ağırı kulunun kısmetinde olmayan şeylerin ardına düşmesidir. Kişi bir şeyin kısmetinde olup olmadığını nasıl bilebilir? Kısmet bu noktada nedir? Valla ben bu noktada böyledir bu hadis-i şerif. Sen bu noktada itiraz etme noktası değil ama kısmetimizin ne olduğunu bilmiyoruz. Biz yolumuza devam eder. Mücadelemizi yerine getiririz. Eşimin türban takmasını istiyorum ama kendisi istemiyor. Bu sorunu nasıl aşarız? Sakin ol. Yavaş yavaş. Anlata anlata. Şiviyy şiviyy. Sevdire sevdire. Yumuşak yumuşak. Geçen sohbetlerde yoğurt mayası tarifi vermiştiniz.
Aklımda kalmadı. Bir daha tarifi tekrarlayabilir misiniz? Eş sohbetleri takip edeceksiniz. Geriye yenilik bakacaksınız. Oradan dinleyeceksiniz inşallah. Demokrasi sistemi, tağut sistemiyle aynı değil midir? Evet. Oy vermek, Allah'ın hükmünü bırakıp tağuta hizmet etmek değil midir? Hayır. Evet. Normalde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukuku, İslam hukuku değil. Kim derse ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukuku, İslam hukuku hata yapmış olur.
Büyük aslında küfre düşer. Allah muhafaza eylesin. Ama bu noktada mesela, Darül Harp'te Müslümanların kendilerine bir emir seçmeleri haklarıdır. Kendinizi emir seçme gibi görebilirsiniz. Tekrar edeyim mi?
Darül Harp'te müminlerin kendilerine bir emir seçmeleri haklarıdır ve seçmeleri gerekir. Darül Harp hukuku içerisinde. O yüzden Darül Harp'te müminlerin bir emir seçip o emrin şemşiyesinin sayesinin altına girmeleri de müminlerin vazifeleridir. Farzdır bu. Farz, farz. Bu sistemi tasdik etmek veya sistemi bu noktada İslam hukuku diye söylemek, bu zaten küfür bu noktada kimse bir şey diyemez. Darül Harp'te müminlerin bir emirinin olması gerekir. Emir olabilecek olan birinci özelliği iman ehli olması lazım.
Müminlerin emiri konumundaki bir kimse iman ehli olacak birinci derecede. İşte takvası olacak, ihlası olacak, samimiyeti olacak, Kuran ve sünneti kendisine yol olarak görecek. Böyle baktığınızda o zaman yol çıkar ki meydana. Yani siyasi farkı mısınız? Yok, illaki siyasi parti lideri, böyle bir şey söylemedim ama bir emir seçebilir insan.
Yönetilmiyor olabilir, bu noktada bir sıkıntı yok. Müminin bu noktada Müslümanın kendi cüzde iradesinde kendince bir durduğu nokta var. Seçim oluyor mu? Evet, bu seçimlerde katılmama hakkına sahip bir Müslüman, evet. Ama normalde katılırsa, doğru noktada doğru bir kimseyi seçerse, eğer doğru noktada doğru bir kimseyi seçer de, Kuran ve sünnet dairesinde iyileştirmeler, güzelleştirmeler daha ileriye yönelik temeller atılıyorsa, o zaman hata yapmış sayılmaz ki bir Müslüman.
Eğer amaç, hedef, Kuran ve sünnetin hakim olması için, içinse, ha bunda aldatmacalar vardır, kandırmacalar vardır, bunda bir sürü şeyler olabilir, olabilir. Müslümanlar bu noktada kendilerince zahire göre hükmetecekler. 28 Şubat'ta Kuran kursları kapatıldı mı, imam hatipler kapatıldı mı, Kuran'ın Kuran-ı Kerim eğitimi tamamiyetle yasaklandı mı, camilerde çocuklara dahi yasaklandı mı, şimdi açık mı hepsi de, bunu normalde bir şekilde, yani Türkiye'deki muhafazakar kesim olarak adlandırılan, benim kabul etmediğim bir tabir bu ama,
yani o kesimin oylarıyla iktidara gelen bir partinin eliyle oldu mu bu, Müslümanları şimdi biz burada hatalı görebilir miyiz? Yani oy veren kimseleri biz şimdi nasıl hatalı göreceğiz, onların hepsine de siz Davut'u desteklediniz deyip de, küfrüne fetva vereceğiz. Buna kim verecek bu fetvayı? Bir kimse kendince hüsnü niyette bu adam iyidir, İslami meselelerde kendince iyileştirmeler gücü nispetinde getirebilir deyip, iştahat edip bir partiyi desteklemesi de haktır.
E şimdi başörtü, memurlar dahi başörtüsü serbest mi şimdi, okula giremiyorlardı. Şimdi ilkokullarda bile başörtülüp, ilkokula giden bir çocuğa dahi dokunamıyorlar. Bu görülecek bir şey miydi? İlkokula giden bir çocuk, başörtüsü takıyorsa dokunamıyorlar şu anda. Bırakın ortaokulu. Bırakın ortaokulu bırakın. İlkokula giden bir çocuk başörtüsünü örtüyorsa, kız çocuğu okul yönetimi de, öğretmenler de hiçbir şey diyemiyor. Bunlar her dönem çıkar böyle. Derler ki işte oy vermek bidattır, oy vermek küfürdür, oy vermeyin derler. Söylerler onu.
Benim oy vermemek noktam, konumumdan dolayı. Ben bir partiye gitsem, oy vermiş olsam, angajı olmuş olurum ben bir partiye. Benim konumum itibariyle, bir partiye angajı olmam mümkün değil. Ama bu demek değildir ki ya, doğru bir şey var. Bu doğru bir şeyi neden ben inkar edeyim ki? Yapılan bir şey var, inkar müddetçesinde. Bir arkadaş askerdi, eşi hamileydi onun. Gece hastaneye götürdük biz onu. Hiç unutmuyorum. Ben hastaneye giremedim. Giremeyişimin sebebi şuydu, ben sakallıyım, hastanede ben sakallı, beni görürlerse, kadına bir sıkıntı yaparlar diye, ben hastanın başında, hastanın yanında daha gidemedim.
Bakın oradan geldik. Yapıyorlar mıydı? Evet. Yapıyorlar mıydı? Evet. Tutturmuşlar bir şey şimdi. Oy atmak ne o? Tağutu sisteme desteklediğinden dolayı küfürdür. Şeyle bir farkı yok. Eli açıklar. Neydi ki İslam var ya. Hem diyor ya, sana neyi vereceklerini soruyorlar. De ki ihtiyacınızdan fazlasını. Zekatla alakalı. Bu onun gibi bir şey. Darül İslam'dayız diyenlere nasıl cevap vermeliyiz? Nasıl örnekler vermeliyiz? Çok basit.
Darül İslam diyene diyeceksiniz ki, ben hükmolunmak istiyorum. Ne oldu? Ben daha önce zina etmiştim. İtiraf ediyorum. Rejim edin mi? Çok basit. Ben Türkiye Darül İslam diyene hemen diyorum ki, Darül İslam mı? Evet. Hadi diyorum. Böyle rejim et. Ne oldu? Ben diyorum, geçmiş dönemde, cahiliye döneminde zina ettim. Bekardım. Seksen sopa vurulmasını istiyorum. Kendim. İtiraf ediyorum. Darül İslam diyen, senin şeyhin mi, alimin mi, hocan mı, kim varsa, götür beni ya. Çok basit. Darül Harp olması için cuma namazı kılınmaması gerekiyor diye bir savunma koyuyorlar.
Darül Harp'te cuma kılınmaya bilinir diyor. Kılınmaz demiyor. Kılınmaması lazım demiyor. Üç tane hüküm var. Hanefi'ye göre, İmam-ı Azam'a göre, İmam-ı Muhammed'e göre bir hüküm. İmam-ı Muhammed'e göre bir yerde İslam hukuku yok ise orası Darül Harp'tir. Bu kadar. İmam-ı Azam Hazretleri diyor ki, Darül Harp, orada İslam hukuku uygulanmayacak. İki, Darül Harp'e bitişik olacak. Üç, daha önce eman verilenlerin emanları kaldırılacak. Yani orada gayrimüslimlerle müslümler eş değerli olacak. Onun tersi var Türkiye'de düne kadar. Gayrimüslimler bizden daha değerliydi. Biz özgürce ibadet edemiyorduk. Onlar havralarında, sinegoklarında, kendilerince, kiliselerinde bizden daha özgür ibadet ediyorlardı.
Biz dini nikahlarımızı saklı gizli yapıyorduk. Onlar normalde kilisede evleniyorlardı. Onlar hala da kilisede evleniyorlar. Siz camide evlenemiyorsunuz. Böyle bir kaide yok ama böyle bir yasak da var. İslam'da böyle bir kaide yok. Ama siz gidip de bir cami imamına benzer evlendir diyemiyorsunuz. Cami imamı diyor ki resmi dini akdiniz var mı? Var. O zaman sizin nikahınızı kıyın. İmam-ı Azam'a göre bu üç şart var diyor. Bunu zaten söylemesine gerek yok. Yani şeyden ne o? Bundan iki önceki Cumhur Reisi Türkiye'nin dar İslam olmadığını, Türkiye'de Cumhuriyeti Devleti'nin bir İslam Devleti olmadığını, o yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin demokratik, çağdaş bir hukuka dayandığını, dini bir, teokratik bir sisteme dayanmadığını kendisi söyledi.
Kim? Devletin başı. Cumhurun başı diyemeyecek. Devletin başındaki kim diye birisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti dar İslam derse Cumhuriyet Savcısının önünde soluğu alır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin layık, demokratik, hukuk, çağdaş sistemini teokratik sisteme döndürmekten kütürtek içeride.
Bu tartışmalı zaten. Ben bu noktada yetkili, etkili bir kimse değilim. Ama Darül İslam olan bir yer olduğuna daire de ben bir hüküm veremem. Hada bakma. Hada Ahmet, Mehmet olan nice münafıklar var. bu kanunlar sabit kalmak üzere Müslümanlara şeriat hükümleri bulacağız ve sebeple Hadesistan bulacağız.
O Osman ayrı olur. Hüküm farklı. Şimdi Mahmud Efendi Hazretlerinin cemaatinden Darül İslam'dayız diyor. Çok basit. Bunu böyle bana söyleyenler oluyor mesela. Yani Türkiye'de böyle cemaatler var. Kendilerince dergahlar, tarikatlar var. Türkiye'nin Darül İslam olduğunu söylüyorlar. Basit bir şey söylüyorum ben. Onlar işte camilerde ezanlar okunuyor. Bu meşhur bir terenenli var ya. Bu bir terenenli. Camilerde ezan okunuyor, camiler açık. Süleyman Demirel'in sözü bu. Süleyman Demirel'in sözünü değişik cemaat ve tarikat liderlerinden duymak kadar incitici bir şey yok.
O iki sözünden birisi şudur onun. Türkiye'de camiler açık. Şu kadar bin tane cami var. Hepsi de açık. Türkiye'de ezanlar okunuyor. Aynı şeyi, aynı bu sloganı alıyorlar. Türkiye'deki bazı şey efendiler, bazı hoca efendiler bunu söylüyorlar. Türkiye'de o kadar camiler açık. Çok affedersiniz, meyhaneler de açık. Adam bir meyhaneden çıksa camiye gidecek. Meyhaneden çıkamıyor ki. Türkiye'de camiler açık, kerhaneler açık, pavyonlar açık, barlar açık, fuhuşhaneler açık, randevu evler açık, beş boynuzlu oteller açık, Rus'undan, Ukraynalısından, bilmem nerelinden, bilmem neresine kadar hepsi de dolu.
homoseksüeller, mezbiyenler açık, eşcinseller açık. Bilmiyorum da, HDP'de bir tane eşcinsellerin başkanını da milletvekili adayı koymuş. Öyle dediler, duymadın mı, haberlerden duydun mu? Öyle mi? Öyle mi şimdi? Evet. Yakın dedim, enclise girdik. Bunlar da açık. O Darülislam diye, ben diyorum ki, o hoca efendi, o şeyh efendiyi getir, ben arabayı, bindireyim onu. Gece saat 12'den, birden sonra, İstanbul'dan ben, paralı yola gireyim, nasıl bu Darülislam'mış? O paralı yolda, o şeyde, gişelerin, geçiverince, o fuhuş yapmak isteyen, bekleyen, dönmeleri, ondan sonra, kadınları görsün.
Darülislam denilen yerde, resmi faizcilik mesleği var. Adı ne? Faktör. İlanları var. Çekleriniz anında paraya çevrilir. Televizyonda var, radyoda var, basında var, her yerde var. Darülislam denilen yerde, faizcilik, resmi, meslek. fahişelik meslek. Devlet, kendi tebasını, kendi evlerinde satıyor. Nereden korkuyorlarsa böyle, Darülislam demek için.
Bir taraftan Darülislam diyorlar, kendilerini yakıyorlar. Tabi onları savcılık çağırmıyor. Darülislam dedikleri için. Bu sistemin hoşuna gidiyor çünkü. Darül harp yeğeni çağırıyor. Sen kiminle harp halindesin? Ben kimseyle harp halinde değildim diyor. İmam-ı Azam böyle demiş. Duruyor. Ben söylemedim. Süleyman Demirel söyledi. Televizyonda. Açın. Hazreti Google'a. Süleyman Demirel Darül harp yazılıyor. Tık çıkacak karşımıza. Süleyman söylüyor. Süleyman'ın fetvası var. Türkiye'nin Darül harp olduğunu, yani Türkiye'de İslam hukukunun olmadığına dair Süleyman'ın fetvası var.
Cumhurbaşkanı söylüyor bunu. Hacı Efendi, Hoca Efendi, Şeyh Efendiler de illaki memleketi Darülislam edecekler. Harkında değiller, içeri girecekler. Ali İsmide, Allah razı olsun. Şafi'ye göre de Darül harp.
Şafi'ye göre daha önce bir yer Darülislam olduysa orası asla Darül harp olmaz. Ama devam eder. Pararam. Eğer orada İslam hukuku uygulamıyorsa, son Müslüman şehit oluncaya kadar orada savaşmaları arza indir der. Alın. Şafi'den fetva. Radyoda program yapıyordum bundan yıllar önce işte, yirmi beş, yirmi yıl önce, yirmi iki, yirmi üç yıl olmuştur Bursa'da. Bu Darül harp, Darülislam meselesini soruyorlar. Bir tane emekli mühtü var. Böyle hani, sütlerin arkasına saklanıp da soru sorarlarmış ya. Öyle, o da böyle soru soruyor. Ondan sonra Darül harp, Darülislam meselesini. O zaman Sancak Radyo var. Sancak Radyo'da program yapıyoruz biz. Soru geldi Darülislam, Darül harp meselesini.
Ben İmam-ı Azam'a göre, üç tane meseleyi okudum. Dedim ki, üç tane meseleyi söyledim. İmam-ı Azam'a göre bu üç şey tecelli ettiyse Darül harptır dedi. Dedi ki, Şafi'ye göre Darülislam olan bir tane Darül harp olmaz ama dedi. Doğru söylüyorsunuz dedim. Sonraki paragrafı da okuyun dedi. Şimdi söylerken belli kitaptan okudum. Nasıl yani dedi. Sonraki paragrafı da okuyun hocam dedim ben. Direkt. Bu kaldı şimdi. Sonraki paragrafta ne diyor hocam? Orada eğer İslam hukuku uygulanmıyorsa, son Müslüman şehit oluncaya kadar Müslümanların orada cihad etmeleri farz ayındır. Diyor mu dedim ben? E işte diyor ama, alması yok hocam. Diyor mu dedim ben?
Diyor. Hocam Şafi'nin fıkhını şimdi siz oradan dedim. Kabul ediyorsanız alın elinize kılıç mı alacağınız, pala mı alacağınız, silah mı alacağınız, otomatik tüfek mi alacağınız ne alıyorsan dedim. Cihada başla. Dın kapattı telefonu. Harundan da zaten terörlü mücadele bastı. Tersi sesleri giriyor dışarıdan dedim tamam. Basıldık. Neyse hareket bu. Hani mola ver. Dedim tamam. Biz mola verdik. Ardından şehitlikle alakalı mevzu sordular. Şehitlikle alakalı. Canlı yayın öyle kolay değil. Şehitlikle alakalı sorunca şehit dedim böyle böyle. Önce Müslüman olması lazım. Mümin olması lazım. Ondan sonra ama kafir tarafından ama zulmen öldürülmesi lazım filan.
Tabi bastırıyor birisi şeyden. Ne o? Telefonda. Güneydoğu'da öldürülenler hakkında hüküm ne hocam? Güneydoğu'da öldürenler hakkında hüküm denilince dedim ki ya normalde bunlar mümin iseler. Ve dedim kendi topraklarını, canlarını, mallarını korumak için ölüyorlarsa şehittir dedim. Ama telsi sesini duydum arkadan. Şehittir dedikten sonra. Ha dedim bunlar tamam amcalar dinliyorlar bizi. Biraz daha böyle bir iki kenayesine böyle yemini sordular. Onlar da geldi basıldık zaten geldiler. Ondan sonra bir tane komisermiş o. Tanıştık. Ondan sonra hocam dedi. Sizin hakkınızda çok hani negatif şeyler söylemişlerdi. Ama dedi bugünkü sorularınıza cevaplarla dedi. Siz dedi o negatifliği yıktınız dedim estağfurullah.
Bizim öyle bir şey yok. Din neyse o dedim yani. Ondan sonra biraz böyle bir on beş yirmi dakika muhabbet ettik. Ondan sonra neyse çaylar, çorbalar geldi. Yedik içtik biraz ondan sonra tatlı tatlı. Onlar biraz muhabbet edince onlar da şey çıktı. Eski ülkücü çıktı. Ondan sonra bir muhabbet daha kaynattık biz. Dediler tamam hocam. Önceden terörle mücadele öyle şeydi. Ne o? Sağlam gençler, delikanlılar vardı orası. Böyle şeydi. Ne o? Biraz daha böyle Muhsin Yazıcıoğlu'nun ekibi gibi böyle. Biraz daha böyle seçme her biri. İyilerdi yani. Bir. He?
Kim? Özel harekatçılar da öyle değil mi? Sen olmadan olmaz. Evet, özel harekatçılar da öyle. Evet. Doğru söylüyorum. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi'ydi yirmi sekiz Şubat'ta Nevşehir'de emniyete çağırmışlar. O zaman dedim gitme efendim. Dedim bir bekleyin beni siz. Neyse dedim bir ben bir sorayım, soruşturayım kim var kim yok. Sorduk, soruşturduk. Orada da terörle mücadelenin ondan sonra şube müdürü şeyin Allah rahmet eylesin Muhsin Başkan'ın ondan sonra iki binden çıktı. Dedi ki siz direkt oraya gidin. Siyasi şube müdürü de oraya gelecek dedik yani. O demiş ki gelsin buraya. Siyasi şube çağırmış o zaman. Siyasi şube müdürü çağırırmam buraya demiş.
Sıkıntı olmaz. Neyse şey efendim dedim böyle böyle efendim dedim ben. Bizim Muhsin Başkan'ın ekibinden selamım da var size dedim. Direkt ona gideceksiniz. Terörle mücadelenin şube müdürüne. Neyse terörle mücadelenin şube müdürüne gidince o hocam hoş geldin beş gittim. Ondan sonra neyse biraz muhabbet etmişler. Ondan sonra demişler böyle böyle Muhsin Başkan'ın hani tanışıyormuşsunuz. Evet demiş o da hacı arkadaşım olur. Ondan sonra demiş bizim bir de Bursa'da demiş Mustafa Efendi var. Onun demiş eski arkadaşı demiş. Onlar iyi tanışıyorlar birbirleriyle filan. Sonra orada ifadelerini almışlar göndermişler. Önceden öyleydi şimdi bilmiyorum artık durum ne oldu. Şimdi Hoca Efendi'nin cemaati girdi o girdi bu girdi.
Karma çorman oldu ortalık. Toparlayacağız diye uğraşıyorlar. Değil mi? Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi