mustafaozbag.org

437. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Nisan 2015 · 1:37:40

Allah gecenizi hayır eylesin, inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü, ömrünüzü, nefeslerinizi hayırlı eylesin, inşallah. Kim Rahman'ın zikrine karşı kör olursa, kim Rahman'ın zikrine karşı kör olursa, ona bir şeytanı saldırır, tırz. Artık o onun arkadaşı olur. Zuhruf ayet 36. Kim Allah'ın zikrine, geçen hafta yüz çevirenlerle alakalı konuşurdu.
Bu haftada kim Allah'ın zikrine körlük yaparsa, Allah'ın zikrine kör davranırsa, ona bir şeytan musallat ederiz. Ona bir şeytan veririz. Şimdi bazı ayet-i kerimelerde veyahut da bazı ayet-i kerimelerden bazı Müslümanlar, sanki şeytanı Cenab-ı Hak o dosdoğru yolda giden bir kimseye musallat etmiş gibi gösteriyorlar.
Bir kimse zikrullah'a körlük yaparsa, ona şeytan musallat oluyor. Bir kimse Kur'an ve sünnet dairesinden dışarı çıkarsa, Cenab-ı Hak onun kalbini mühürlüyor. Bir kimse haramda ısrar eder, inat ederse ve haramın içerisinde yaşamaya devam ederse, o af olmuyor. İçki içmeye devam edenlerin dualarının kabul olunmadığı gibi veyahut da faizle iştigal etmeye devam edenlerin Cenab-ı Hak dualarını tehir etmesi gibi, buna icabet edilmemesi gibi veya kasten bir kimsenin bir farz ibadeti terk etmesi gibi, gücü yettiği halde, müsait olduğu halde, mümkün olduğu halde bir farz ibadeti terk etmesi gibi.
Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız, kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası, Nisa 115. Bunun gibi ona apaçık yol belli ve ona dosdoğru yol tebliğ edilmiş, söylenmiş, anlatılmış ama o peygamberin yolunu terk etmiş.
O normalde peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretenin hadislerini inkar etmiş. Onun Kur'an dairesindeki yolunu apaçık ihlal etmiş. O yüzden Allah onu cehenneme koydu. Allah kullarına zulmetmek istemez. Yine ama onlar yoldan sapınca Allah da onların kalplerini saptırmıştı. Saf suresi ayet 5. Yoldan saparsan Allah senin kalbini saptırır. Sen yoldan sapmazsan, sen dosdoğru yolda giderken Allah senin kalbini saptırmaz. Sen Kur'an ve sünnet dairesinde dosdoğru bir yol gidiyorsan, kendince kendi dairende Allah beni saptırır diye Allah'ın üzerinde suizam besleme. Sen zikrullah alakasında oturduğun müddetçe kendi kendine Allah'ın üzerinde suizam besleme.
Sen Allah'ın zikrullahına kör olmadığın müddetçe merak etme Allah seni cehennemine koymaz. Allah seni körlerden eylemez. Sen ne zaman dosdoğru yolu terk eder, zikrullah'a körlük yaparsan, o zaman sen hem bu dünyada hem de ben bu tabiri çok hoş görmüyorum. Benim kabul ettiğim değil ama siz tefsirlerde orada burada hep öyle okuyorsunuz.
Hem de öbür alemde diyelim. Öyle okuyorsunuz ya, öyle deniliyor ya halk arasında. Bu alem öbür alem. Alemler içerisinde alem, bir sürü alem. Öte alem dediği ahiret alemi. Yani orada da kör olacak. O zaman zikrullah'tan kim yüz çevirirse ona ait bu. Zikirden yüz çevirmek, namazdan yüz çevirmek, oruçtan yüz çevirmek, Hac ibadetinden yüz çevirmek, zekattan yüz çevirmek, Kur'an'ın hükümlerinden yüz çevirmek, Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan yüz çevirmek, Zikrullah halakasından yüz çevirmek,
Zikrullah'tan yüz çevirmek, La ilahe illallah demekten yüz çevirmek, Allah demekten yüz çevirmek, Cenab-ı Hakk'ın 99 ismi şerifini, Tirmizi'de naklediler. Ve sayısız ismi şeriflerinin tecelliyatından yüz çevirmek, Allah'ın sıfatlarını, hukukunu, kanununu, Vahdaniyetini, uluhiyetini, ehadiyetini tanımamak, Yüz çevirmek. O zaman Cenab-ı Hakk'ın hem sıfatsal noktasında, Hem subiti sıfatları, hem de zatı sıfatlarından yüz çevirmek. Kim bu yüz çevirmeyi, Kim bu körlüğü yaparsa, Cenab-ı Hak ona şeytanı musallat kılıyor. Çünkü şeytan geliyor ona. Eğer sen kendini Rahman'dan yüz çevirirsen, Bil ki yüz çevirdin yerde, Şeytana yüz çevirdin.
Sen kökü gömeci olmayan, Sen neydi belirsiz, Karanlığa doğru sen yüz çevirdin. Eğer Rahman'a yüzün dönükse, Bil ki kurtulanlardan oldun. Rahman'ı her daim, Bunun tersi o çünkü, Ayet-i Kerime'nin, Kim Rahman'ın zikrine karşı kör olursa, O zaman kim Rahman'ı görürse, Bunun zıttı bu, Kim Rahman'ı ayan beyan görürse, Kim Rahman'ı her bakışta, Her görüşte, Her bakışta, Her görüşte seyrederse, Kim Rahman'la yüzleşirse, Ne tarafa dönerseniz dönün, Veçesi onundur.
Bu hal ile hallenliyorsan, O zaman şeytandan senin korkmana gerek yok. O zaman şeytan seni bu noktada ne yapacak? Aldatmayacak. Ama Rahman'dan yüz çevirdiğin an, Bil ki şeytan gelecek, Senin önüne oturacak. Hadis-i Şerif müthiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, Şeytan kişinin kalbinin üstünde durur.
Ne zaman kalpten zikrullah kalktı, Hemen oraya tecelli eder, Hemen oturur. O zaman kalbinde iki hal var. Bir, ya şeytan oturuyor, Ya da Rahman oturuyor. Ya kalbinde şeytanın sevgisi var, Ya da kalbinde Rahman'ın sevgisi var. Ortası yok, anlık. Ya sen Allah'a kulsun o esnada, Ya da şeytana kulsun o esnada. Ya Allah'ın hizmisin, Allah'ın taraftarısın, Ya da şeytanın taraftarısın. Ortası yok. Bir fiil işlerken, bir şey yaparken, Ya Allah'ı razı ettin, Ya da şeytanı razı ettin. Ya Allah'ın emrini yerine getirdin. Eğer Allah'ın emrini yerine getirecek bir şey yaparsın, Yapmadıysan, Bil ki şeytanın emrini yerine getirdin.
Ortası yok. Ortası yok. Ya kalbinde Allah'ın zikri var, Ya da kalbinde şeytan var. Şeytanın heva ve hevesi var, Vesvesesi var. Ortası yok hiç. Keskin. Keskin. Ya Allah var, Ya da Allah, Oradan, Tabiri caizse, Rahman çekildiyse, Oraya şeytan oturdu. Buna sen sebep oldun. Bu senin elinden çıktı. Bunu sen istedin. Bunu sen istediğin için oraya geldi. Cüz-i iradele. Allah sana zulmetmezdi. Allah sen dosdoğru yolda giderken seni sapıtmazdı. Allah senin kalbinde zikrullah varken, Şeytan orada oturtturmazdı. Sen zikrullahı kovdun kalbinden. Sen zikrullaha sırtını çevirdin.
Sen zikrullaha gitmek istemedin. Sen namazı kılmak istemedin. Sen orucu tutmak istemedin. Sen iyilerle beraber olmak istemedin. Sen şeytanın kurmuş olduğu tezgaha yöneldi. Sen heva ve hevese yöneldi. Şeytan sana olmayan şeyleri varmış gibi gösterdi. Kafir cinniler seni aldattı, kandırdı. Seni heva ve hevese sürükledi. Sen kendince böyle bir suizana düştün ki, Gerçeği olmayan şeyleri gerçeği varmış gibi kabul ettin. Aslında kökü gömeci yoktu onun. Aslında aslı astarı yoktu onun. Ama sen onu gerçek zannettin. Sen onu hakikat zannettin. Sen şeytanın aldatmasını hakikat zannettin. Sen kendi kendini şeytanın yolunu gerçek yol zannettin.
Sen kendi kendine şeytanın ışığını, Sen gerçek hakikat lambası zannettin. O gerçek hakikat nuru zannettin. Ve öyle olunca sen işte Cenab-ı Hakk'ın Rahman'ın zikrullahından yüz çevirmiş oldun. O seni istediği yere götürdü. O seni istediği gibi çevirdi. Ve bir de sana öylesine kuruntu verdi ki, Sen kendini haklı gördün. Sen kendini doğru gördün. Sen kendini hakikatte gördün. Sen kendini derviş gördün. Sen kendini şeyh gördün. Sen kendini zakir gördün. Sen kendini nakip nükabba gördün. Sen kendini arşala da gördün. Sen kendini uçuyor gördün. Şeytan sana öyle bir kuruntu verdi. Öyle bir kuruntu verdi ki, Senin gördüğün rüyayı kimse görmedi.
Öyle bir kuruntu verdi ki sana, Sen öyle bir hal ile hallendin ki, Senin halin gibi hiç kimsede hal yok. Sana şeytan öyle bir kuruntu verdi ki, Sen olmasan bu dergah batar. Sen olmasan bu alem batar. Sana öyle bir kuruntu verdi ki, Bütün alem senin yüzü su yürmetine yaşıyor dedin sen. Bu düpedüz şeytanın sana aldatmasıydı. Düpedüz şeytanın kandırmasaydı. Sen Allah'ın zikrine her daim, her nefes tabi olmadın. Zikrullah'ın her haliyle hallenmedin. Nuru nura eklemedin. Namazdan namazı eklemedin. Oruçtan orucu eklemedin. Zikirden zikri eklemedin. Günlük virklerini eklemedin. Kendi kendine havalara girdin. Kendi kendine eskiyim dedin, Alayım dedin, büyüğüm dedin, Baba dervişim dedin.
Kendi kendine ne yaptın? Şeytanın kucağına kendini oturtturdun. Allah, sen şeytanı istediğin zaman, şeytanı sana dost kıldı. Sen onun Allah'ı kendine dost kılmak isteseydin, sana Allah dostluk kapısını açacaktır. İsteyen dost doğru yolda gidecek. O yol açık. İsteyen doğru yolu bırakırsa, sapıklığın içerisine düşecekti. Bunda Cenab-ı Hakk'ın, bunda Cenab-ı Hakk'ın, senin üzerinde cebri olarak bir dahli yok. İster narı seçersin, ister nuru seçersin. Nuru seçersen, ebediyen, onun cemaline mahzar olarak yaşarsın. Narı seçersen, ebediyen cehennemliklerden olursun. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin.
Tabi normalde insanlar, kendilerince, hesaba çekildiklerinde, kendilerince gitmiş oldukları yolun sapkınlığını gördüklerinde, şunu diyecekler, şeytana bakıp, keşke senin peşinden gitmeseydik. Keşke şunu yapmasaydık. Keşke zikrullahı terk etmeseydik. Keşke halakayı terk etmeseydik. Keşke bunları söylemeseydik. Keşke bunları yapmasaydık. Hep keşkelerle götürecekler işlerini. Ve o keşkeler toplandığında, cehennem ateşi olacak herkese. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, kimse, zikrullah'tan yüz çevirmeyecek. Kim zikrullah'tan yüz çevirirse, Cenab-ı Hak ona, Cenab-ı Hak, musallat etmesi, o kulun istemesi.
O kimse gidecek, şeytanın koluna girecek. Şeytan orada duruyor, kapının önünde. Buradan çıkarken, onun koluna mı gireceksin, yoksa, Cebrail Aleyhisselam'ın koluna mı gireceksin? İkisinden biri. Şeytanın koluna girersen, seni farklı yere götürecek. Cebrail Aleyhisselam'ın koluna girersen, seni farklı yere götürecek. Allah muhafaza eylesin. Şeytan onları kuşatmış. Onlara Allah'ı zikretmeyi unutturmuştur. Ne yaptı kul? Kendisi, zikrullah'tan yüz çevirdi. Zikrullah'tan yüz çevirince, Mücadele Suresi, ayet 19, Zikrullah'tan yüz çevirince, tecelliyatı, şeytan onları kuşatmış.
Sen zikrullah'tan yüz çevirince, şeytan sana musallat oldu. Ve seni kuşattı. Seni kuşattı çepeçevre. Seni sardı, sarmaladı. Artık sen o körlünün içindesin. Onlara Allah'ı zikretmeyi unutturmuştur. Şimdi şeytan sana Allah'ı zikretmeyi unutturdu artık. Her şeyi senin gözünün önüne serdi. Her şeyi senin gözünün önüne koydu. Artık senin Allah'ın zikrini hatırlamana imkan yok. Neden? Şeytan seni çepeçevre kuşattı. Sana hırs verdi. Sana kin verdi. Sana nefret verdi. Sana kibir verdi. Sana gösteriş verdi. Sana şataat verdi. Sana gaflet verdi.
Sana yemek verdi. Güzel kadın verdi. Güzel erkek verdi. Onların peşinden koşmak verdi. Haramı verdi sana. Haram düşünceyi senin kalbine oturtturdu. Aklında, fikrinde hep haram var artık. Suizanı verdi sana. Gıybeti verdi. Dedikoduyu verdi. İftirayı verdi sana. Süsledi senin etrafına bunlarla. Ve sen artık bunlardan tat almaya başladın. Önceden zikrullah'tan tatılırdın. Önceden zikrullah'a oturunca hüngür hüngür ağlardın. Önceden zikrullah'a oturduğunda arş-ı alayı seyrederdin. Önceden zikrullah'a oturduğunda Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi görürdün. Önceden zikrullah'a oturduğunda Beytullah takka karşına gelirdi. Allahu ekber deyip namaza durduğunda Beytullah önündeydi.
Ama sen yüz çevirdin. Sen iftar ederken Cenab-ı Hak meleklerini senin etrafında pervane döndürürdü. Öylesine zikrullah'la iftar ederdi. Sen Allah'ı zikrederken Cenab-ı Hak meleklerini etrafında döndürürdü. Ne kafir cinliler sana musallat olabilirdi ne şeytan. Allah senin zikrullahın nurundan gülleler yapar, o kafir cinlilerin başında patlatırdı.
O kafir cinliler şeytan bir anda gözünün önünde yanar kül olup giderdi. Yoluna asandı senin. Yürürdün seninle beraber melekler yürüdü. Yürürdün seninle beraber evliyalar yürüdü. Yürürdün seninle beraber veliler yürüdü. Yürürdün. Gökteki melekler sana hayran hayran bakardı. Ama sen bunu kaybettin. Zikrullah'a yüz çevirdin. Üstadına yüz çevirdin. Pirine yüz çevirdin. Hazreti Muhammed Mustafa'dan yüz çevirdin. Küstahlık geldik sana. Geylana Hazretlerinden kendini daha hayırlı gördün. Üstadından kendini daha faziletli gördün. Kalktın Hazreti Mevlana'da kimmiş dedin. Kalktın İmam-ı Azam'da kimmiş dedin. Kalktın Ashab-ı Resulullah'ı küçük gördün.
Kalktın geçmiş peygamberleri küçük gördün. Edeb içinde durmadın. Edebi terk ettin. Kalktın başındaki zakiri eleştirdin. Edebi terk ettin. Bu da kim oluyormuş dedin. Oysa Geylana Hazretleri demişti. Bir tek edebime binlerce derviş veda ederim. Sen, sen terk ettin. Sen yüz çevirdin. Sen dervişleri hor hakir görmeye başladın. Oturdun zikrullah halakasına. Üç beş gün, üç beş yıl geldin. Hepsi de cahil cühella bunların dedin. Ne işin var benim bunların yanında dedin. Sen halakayı terk ettin. Kendini yükseklerde gördün. Kendini çok biliyor gördün. Ve zikrullahı, zikrullah'tan sen kendini serfinaz ettin.
Ve öyle de olunca şeytan senin tepeçevre kuşattı. Tepeçevre kuşattı. Artık senin zikrullah aklına bile gelmedi. O hali de sen Allah'ın üstüne attın. Dedin ki, benim aklıma getirmeyen o. Cebriye'ye kaydın. Kendi kusurunu görmedin. Adem'in yolunu seçmedin. Ben nefsime zulmedenlerden oldum. Ben yanlış yapanlardan oldum. Ben eksik yapanlardan oldum deseydin. Cenab-ı Hak seni mağfiret edecekti. Üzerindeki şeytanın sarıp sarmaladığı örtüyü senden kaldıracaktı. Sen öylesine kibirlilik dünyasına düştün ki kendi hatanı kusurunu da görmedin. Nefsine uydun çünkü. Büyüklük tasladın.
Büyüklük tasladın. Heva hevese döndün. Bakarken heva hevesle baktın. Kibirle baktın. Derviş kardeşlerinin yanında da onların yanında da edepli davranmadın. Ve tın gitti. Kendin gitti. Çünkü fise bilillah Allah diyenleri küçük görenin Allah indinde hiç hesabı bile sorulmaz. Allah yolunda çalışan, koşturanların Allah için yaşayanların birisine tepeden baktın Allah indinde hesabın bile görülmezsin.
Bu kimdi diye sormazlar. Öyle olunca sen zikretmeyi unutanlardan oldun. Unuttun. Onlar şeytanın hizbi o oldu. Ve sen unutunca şeytanın partisine gittin. Şeytanın taraftar oldun. Şeytanın yandaşı oldun. Bir bak yanındakine. Bak kimle berabersin. Bir bak etrafına. Gece olduğunda bir bak kendine hesaba çek. Neredesin ya? Bir hesaba çek. En samimi dostunu söyle. Kimle arkadaşsın? Kimle yol gidiyorsun? Kime küfrediyorsun? Kime hakaret ediyorsun? Kimi eleştiriyorsun? Kimin kıymetini ediyorsun? Bir bak yetecek bu sana. Bir bak.
En çok sevdiğini kalbinde bir ölçü. Kimi seviyorsun en çok? En fazla nerede olmak isterdin? Bir bak kendi kendine. Sor. Neredesin? Bir seyret kendini. De ki ya Rabbi ben bugün perşembe ben neredeyim ya? Ya bugün mahallede ders var. Ben neredeyim? Ya benim en samimi arkadaşlarım, dostlarım kimler? Ben kimin için ne yaparım? Bir bak. Şeytanın taraftarı olup olmadığını gör. Okuduğun gazeteye bak. Aben olduğun gazeteye bak. Kimin taraftarı olduğun belli. İzlediğin televizyon programına bak. Kimin taraftarı olduğun belli. İzlediğin diziye bak. Kimin taraftarı olduğun belli. Dışarı çıkarken dışarı çıkma haline bak.
Kimin taraftarı olduğun belli. Gittin istikamete bak. Nereye hedefledin? Kimin taraftarısın? Sabah evden dışarı çıkıyorsun. Nereye hedefledin? Bir bak. Allah rızası için, çoluğunun çocuğunun rızkı için mi gidiyorsun? Yoksa avarelik yapmaya mı gidiyorsun? Çok basit. İşte şeytanın kendisini çepe çevre çevreleyenler, hiç Allah'ın zikri akıllarına gelmez. Sabahleyin evden besmeleyle çıkmak aklına gelmez. Sabahleyin eşine selamun aleyküm, Allah'a emanet ol. Bu aklına gelmez. Şeytan çevrelemiş. Eve girerken selam vermek aklına gelmez. Eve girdiğinde eşine tebessüm etmek aklına gelmez.
Eşiyle hemhal olmak, güzel geçirmek aklına gelmez. Kadının aklına gelmez. Eve adam gelecek. Ya ben onu hoş karşılayayım, temiz karşılayayım, güler yüzlü karşılayayım. Aklına gelmez. O bakıyor Seda Sayan kim kimle evlendirmiş. Onda o. Adam eve girmiş mi, girmemiş mi önemli değil. Çoluk çocuk neredeymiş önemli değil. Ya oturayım ben bir zikrullah yapayım evde. Evimin bereketi olsun. Aklında değil onun. O bakıyor nerede çalgı orada kalgı. Nerede hopla orada zıpla. Nerede ayıldık orada bayılacak. Herkes öyle. Şeytan ne yapmış? Sarhoş etmiş. Kandırmış. İçilmiş kendi badesinden. Kimi dünya sarhoşu.
Hepsi de dünya sarhoşu da. Kimi borç sarhoşu olmuş. Kimisi alacak sarhoşu. Kimi iş sarhoşu olmuş. Kimisi hatun sarhoşu olmuş. Kimisi adam sarhoşu olmuş. Kimisi çocuk sarhoşu olmuş. Evet sarhoş. Allah aklına gelmiyor. Allah aklına gelmiyor. Namaz aklına gelmiyor. O kadar çok işi var ki. O kadar çok işi var ki. Şu namaza bir zaman ayıramadı. Canım işte ibadetten değil mi? Ekledi arkasına. O kadar yoğun, o kadar yoğun ki onun dersini çekecek, virgili çekecek zamanı yok. O kadar yoğun o. O kadar çok önemli işleri var, önemli görüşmeleri var ki. Ya dersini nasıl yapsın o ya? Zikrullah nasıl yapsın? Namaza zamanı yok onun. Eee akşama hepsini birleştirir, toplar, söyler.
Ya ben duyduydum bir sohbette. Mustafa Efendi de öyle dediydi. Gözün kör olmasın. Ben dedim ki güvenlikçiler, polisler, işte devamlı nöbette duranlar, işte ameliyathaneye girenler, derse girenler, dersten derse çıkanlar, namaz kılma, amirinin müsaade etmedikler. Samimiyetinizi gösterin. Akşam olunca hepsini bir kılın. Gösterin samimiyetinizi. Deyin ki ben esir gibi çalıştım. Deyin ki ben evet, ameliyattaydım. Deyin ki ben acil servisteydim. Deyin ki ben hemşireydim acil serviste. Evet. Deyin ki ben koruma polisiydim, koruma müdürüydüm. Vali'yi koruyordum, başbakanı koruyordum, işim vardı. Önemli bir işim vardı. Ya sana devlet bir vazife vermişti, sen o vazifeyi tetizlikle yapman lazımdı.
Bak, ortalık terörist olup. Millet o kadar kendini ileride görüyor, o kadar fütursuz ki, adliyeye girip savcıyı şehit ediyor. Arsız, arsız. Neden? Diğer arsızlardan da, diğer şeytanlardan da, diğer şeytani güçlerden de, emir alıyor. Şeytan çepeçevre sarılmamış ortalığı. Ya, sen orada nöbet tutarken, sen dikkatli nöbet tutacaksın. Vazifeni yerine getireceksin. Şeytan da seni kandırmayacak. kandırmayacak. Şeytan da seni aldatmayacak. Uyanık olacak. Vazifemde uyanık olacak. Ey Davut, uyanık ol. Ya, şeytan her yerde hile ve desise yapar. Her yerde. Kandırmayacak. Askeri kandırmayacak, polisi kandırmayacak, valiyi kandırmayacak, emniyet müdürünü kandırmayacak, savcıyı kandırmayacak.
Zikrullahla hemal olacak herkes. Bütün ülke zikrullahla hemhal olması lazım. Ancak zikrullah uyandırır herkesi. Ancak zikrullah diriltir herkesi. Ancak zikrullah kıyamda tutar herkesi. Ancak zikrullahla hemhal olanlar, kalplerine ilham gelir. Yoksa kör olur o kimse. Kör olur. Cumhurbaşkanından erine kadar, generalinden erine kadar herkes zikrullahla hemhal olacak. Türkiye öyle bir yoldan geçiyor. Boşluk yok, gaflet yok. Zikrullahla hemhal olacaklar. Bir şehir zikrullahla hemhal olacak. Beldeler zikrullahla hemhal olacak. Zikrullah aydınlatacak. Oradaki mümin kulların kalbine rahmet olacak. Halakayı zikrullahlar çoğalması lazım. O beldenin üzerinde, o memleketin üzerinde bereketsizlik, nimetsizlik, rahmetsizlik, o beldenin üzerindeki ticaret azlığı, o beldenin üzerindeki fuhuşkarlık, o beldenin üzerindeki yanlışlıklar, eksiklikler zikrullah ile duracak.
Yok durmaz yoksa. Durmaz. Herkes o zikrullahı takacak. Kalbinde zikrullahın ateşi yanacak. Kalbinde zikrullahın nuru olacak. Dilinde değil, kalbinde. İşinizin, aşınızın, evinizin, yolunuzun, sokağınızın, ilinizin, ülkenizin, beldenizin, devletinizin ayakta durmasını istiyorsanız herkes zikrullahla hemhal olacak. Yoksa sadece seni sarmaz. Senin etrafından dıkını da sarar. Evde namaz kılınmıyorsa bilin ki o evde şeytan kol geziyor. Şeytan o evde kol geziyor. Şeytan o evi çepeçevre sarmalamış. Çepeçevre. Adam namaz kılmıyor, kadın da namaz kılmıyor. Evde şeytan adamı da, evi de, çoluğu da, çocuğu da sarıp sarmalamış.
Hiç kimsenin gözü görmüyor, hepsi de kör. O evde bereketsizlik, mutsuzluk, o evde karanlık, o evde mühtan, o evde gıybet dedikodu. İftira, şeytan, her şeyi kol gezdirir orada. Aynı şey iş yerleriniz için geçerli. Aynı şey dergalınız için geçerli. Aynı şey devletiniz için de geçerli. Zikrullah ile hemhal olmayanların kalplerinin feraseti gider. Kalplerinin nuru gider. Kalplerine ilham gelmez. Kötülüğü göremezsin. Şeytanı göremezsin. Nereden ne geleceğini göremezsin. Düpedüz körlük, düpedüz körlüğün içerisine düşersin. O körlükten kurtulamazsın. Ancak, ancak Cenab-ı Hakk'ın rahmeti, bereketi birisi kulağına üfleyecek.
Sen bu gece zikrullah'a gitmiyor mudun diyecek. Sen bu akşam ders var, nereye gidiyorsun diyecek. Kardeşlerinize nasihat edin. Birisi şeytanın kucağına düşmüş olabilir. Birisi şeytanın hizmi olmuş olabilir. Zikrullah halakasını onu oturtmak için ona tebliğ edin, söyleyin. Kardeş, bugün neredesin ya? Derse gelin. Tebliğ edin. Onu şeytanın midesinden kurtarın. Kurtarın. Allah için. Kendi kendinize tüh kaka oldu bu ya bırak. Nefsine uydu. At gitsin. O ayağı kayanlardan oldu. Deme. Allah rızası için elini uzat ona. Yolunu şaşıran bir kimseye yol gösterenin faziletinin hadis de sabit.
Yolunu şaşırmış o. O zikrullah halakasını terk etmekle yolunu şaşırmış. Ona nefsine uydu, helak oldu deme. Ya ona de ki kardeş yapma, etme. Gel zikrullah halakasına otur. Yoksa o şeytan onu çepeçevre saracak, sarmalacak. Şeytanın askeri olacak. Şeytanın hizminden olacak. Şeytanın yandaşı olacak. Ve gidecek masum insanları katletecek. Nereden olursa olsun. İster polis katletsin, isterse polisi katletsinler. Masum masumdur. Masumu katletmek yok. Ama birisi devlete silah çekiyorsa o masum değildir. Birisi devletin polisine, savcısına silah çekiyorsa o masum değildir. Uyanık olun. Birinin elinde silah var ise, birilerin elinde devletten hariç birilerin elinde silah var ise, o masum değildir.
Uyanık olun. Kalbinizi zikrullah ile uyanık tutun. Adamın elinde silah var. Silah bir tek devletin elinde olursun. Bir adamın evinde silah bulundurması da caizdir. Evinde, dinle namusunu, canını, malını korumak için o kimse evinde, evinde ihtiyaten silah bulundurabilir. İslam hukuku içerisinde. Ama devlet onu dahi, evinde dahi onun canını, malını koruyorsa, o zaman yine o kimsenin evinde de silah bulundurması caiz değildir. Bu ne demek? Birisi benim namusuma, benim normalde canıma, malıma katletmeye kalktığında, devlet onu katlediyorsa, o zaman ben evimde silah bulunduramıyorum. Devlet katletmiyor.
O zaman ben evimde silah bulundurma hakkım var. Birisi benim canıma kastederse, ben nefsi müdafaa yapıp onu öldürebilirim. Dinem bu suç değildir. Dinem bu katil de değildir. Devlet de beni evimde dururken öldürmeyecek. Devlet de ben yolda giderken beni öldürmeyecek. Katletmeyecek beni. Ama ben yüzümü örtüp ortalığı yakıyorsam, o zaman benim de hakkaniyetim kalmadı. Yüzümü poşulara sarıp, ben milletin malına, canına zarar veriyorsam, o zaman benim masumiyetim kalmadı. O zaman ben masum değilim. O zaman ben masum değilim. O zaman hukuk, devletin hukuku neyse girecek. Allah muhafaza eylesin. İşte ama ayeti kerimenin sonunda diyor ki, muhakkak ki şeytanın hizbi kaybedenlerden olacak.
Muhakkak ki şeytan ve şeytanın taraftarları kaybedenlerden olacak. Şeytan ve şeytani yollar kaybedenlerden olacak. Tarih boyunca şeytanla kim dostluk yaptıysa kaybetmiştir. İster birey, ister aile, ister dergah, cemaat, ister devlet. Kim şeytanla yandaşlık yaptıysa, kim şeytanın tarafını tuttuysa, kim şeytanın arkasında saf tuttuysa, kaybedenlerden olmuştur.
Bunu hep birey olarak tanımlamayın. Bir cemaat da, bir tarikat da şeytanın hizbi yandaşı olabilir. Bir parti, siyasi partide şeytanın hizbi yandaşı olabilir. Bir kurum, bir kuruluş. O da şeytanın hizbi, şeytanın yandaşı olabilir. O zaman kim şeytanın yandaşıysa, o kaybedenlerden olacak. Ve Cenab-ı Hak ayeti kerimede muhakkak diyor, bir katiyet var, bir tereddüt yok, hiç asla, açık kapı yok, şeyt şüphe yok, muhakkak ki kaybedenlerden olacak.
O zaman kim şeytanla kol kolaysa veya şeytanlaşmış kimselerle kol kolaysa, birinin namaz kılması sizi aldatmasın. Namaz kılaraktan gidip de şeytanlaşmış bir kimsenin koluna girdiyse, eğer ona nasihat etmek içinse ayrı mesela. Yok, beraber yürüyorlarsa, evet o şeytanla kol kola muhakkak kaybedenlerden olacak. Onun namazı sizi aldatmasın. Sizdenmiş gibi davranır. Sizi aldatmasın. Kiminle beraber olduğuna bak. Kime karşı durduğuna bak. Aldanma. Kime karşı o? Seni aldatmasın. Abdülhamid'e karşı olanlar, İslam adına karşı oluyorlar. Osmanlı'yı yıkılınca anladılar. Ama iş işten geçti. Pahalıya ödediler.
Biz ödüyoruz hala daha. Bu topraklar ödüyorlar, bu İslam dünyası ödüyor. Osmanlı'ya ihanet edenlerin acısını İslam dünyası ödüyor. Hazreti Mevlana der ki, edepsiz kendisini yakmakla kalmaz, alemi ateşe verir. Edepsiz kendini yakmakla kalmaz. Ya! Alemi ateşe verir. Bir edepsiz, bir edepsiz, bir yolsuz, bir usulsüz, bir usulsüz, bir müşrik, bir müşrikle dost olan, bir münafık, bir münafıkla dost olan, onun peşine takılan.
Kendini yakmaz sadece. Ya! Bütün alemi ateşe verir. Ateşe verdiler. Osmanlı'yı yerle yeksan ettiler. Yıktılar. Ondan sonra sabahlara kadar tövbe ettiler. Allah ne yapar bilemeyiz. Allah ne yapar bilemeyiz. Ama yıkılırken seyrettiler. Kendi elleriyle yıktılar. İslam adına yıktılar. İslam adına koca Osmanlı'yı parçaladılar. Dışarıdan müşrikler, kafirler, içeriden de müşriklerin, kafirlerin dost tuttukları. Bir makam için, bir mevki için, bir polislik için, bir bakanlık için, bir valilik için, bir kadılık için. Zöntürk'üyle, bilmem nesiyle, masonuyla, sebateistiyle, döneyiyle hepsi de Osmanlı'yı yıktılar.
Şimdi Osmanlı topraklarında, yüz yıldan beri kan var, gözyaşı var. Yüz yıldan beri, yüz yıldır kan ve gözyaşı bitmedi. Yüz yıldan beri namusların paçavraya dönmesi bitmedi. Yüz yıldan beri İslam dünyasında göç var. Yüz yıldan beri. Sınırlar oturmadı, devletler oturmadı. Çünkü hepsinde o İngiliz milyonu yaptı. Hala da İngiliz milyonu iş başında. Bakın, İslam dünyasının coğrafyasına. Şeytan kol geziyor. Kardeşi kardeşe katlettiriyorlar. O meynunlar kardeşi kardeşe katlettiriyorlar. O meynunlar İslam adına kardeşi kardeşe katlettiriyorlar. İslam adına. Din adına kardeşi kardeşe katlettiriyorlar. Din adına. Din adına insanlar birbirlerini katlediyorlar. Ve katledenler de Allahu Ekber deyip katlediyor.
Katledenler tekbir getirerekten katlediyorlar. Aynı Osmanlı'nın döneminde nasıl oyun tezgah var ise, şimdi de aynı oyunlar tezgahlar oynanıyor. Bundan bir yıl önce de aynıydı, beş yüz yıl önce de aynıydı. Tezgah aynı. İplerin renkleri farklı. Farklı. Tezgah aynı. Biz normalde renge takıldığımızdan diyoruz ki ya bu böyle yeşile benziyor. Hepsi de onların varlık küpünden çıkma. Sen renge bakma sen. Renge bakma. Tezgah aynı tezgah. Renk aldatıyor seni. Aslında onun rengi de yok. Ya sen renkli görüyorsun. Sen farklı görüyorsun. Algıyla alakalı. Sana namazında, abdestinde, orucunda görünüyor. Algıyla alakalı. Sen meselenin içerisine vakıf değilsin çünkü. İşin hakikatine vakıf değilsin.
İşin hakikatine vakıf işte bir zikrullah oluyor, bir hal oluyor. Söyleniyor burada. Deniliyor ki böyle görüldü, şöyle görüldü. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle yaptı. O bilincinde değil, farkında değil hala daha. Neyin ne olduğunu bilmiyor. Neyin ne olduğunu bilmiyor. Hakikati anlayabilecek göz, hakikati dinleyecek kulak yok. Hakikati algılayacak kalp yok. Kör! Şeytanla yatan şaşı kalkıyor. Çünkü şeytanla yatıyor. Kör! Allah muhafaza eylesin. İşte onlar muhakkak ki yenilecekler. Muhakkak ki hüsrana uğrulacaklar. Muhakkak ki onlar kaybedecekler. Kaybedecekler.
Ardındaki ayet-i kerimede diyor, Allah'a ve peygamberine muhalefet edenler. İşte onlar en çok zillete düşenlerle beraberlerdir. Allah'a ve peygambere muhalefet edenler, o zillete düşenlerle beraber. Muhalefet ediyorlar. Neye? Allah ve Resulüne ve onun yoluna. Muhalefet ediyorlar. Neler? Niye? Ümmetin bir yerde toplandığı yere muhalefet ediyor. Ümmet bir yere toplanmış. Hadis-i şerifte diyor ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin. Ümmetim yanlışta toplanmaz. Onlar bu hadisi şerh edeceğiz diye uğraşıyorlar. Evirip çevirip kıracağız belini diye düşünüyorlar. Evirip çevirip belini kırmaya çalıştıkları söz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin sözü.
Onun sözü. Eleyip gebeliyorlar. Ümmetim yanlışta toplanmaz. Kime muhalefet ettin? Ümmetin toplandığı yere. Kime muhalefet ettin? Ümmetin toplandığı yere. Kimle berabersin? Bir bak bakalım. Yanında kimlerle saf tuttun sen? Kimlerle saf tuttun? Saf tuttun kimseyi. Bak, sen de onunla beraber. Aynı şeye mücadele ediyorsunuz. Aynı yere koşuyorsunuz. Demek ki aynısınız. Aynısınız. Yoldaşlık demek. Kardeşlik demek. Aynı yere koşmaktır. Aynı hedefe koşmaktır. Allah bizi muhafaza eylesin. Şeytan onların kalplerine hakim olmuş. Şeytan onların kalplerine hakim olunca onlar, Allah da onlara zikrullahını unutturmuş.
Çünkü şeytan hakim. Şeytan hakim olduğu için zikrullahı görmeleri mümkün değil. Şeytan hakim olduğu için hakikati görmeleri mümkün değil. Onların namazları da hakikatte, hakikatte namaz değil. Onların namazları da yüzlerine paçavra gibi atılacak namazlar. O yüzden namazlar aldatmasın. Kiminle dostsun? Kiminle yan yanasın? Şeytana kendisini satmış olan kimseyle mi? Yoksa Allah'a kendisini satmış kimseyle mi? Yolun nereye gidiyor? Şeytanlaşmış insanlarla beraber o tarafa doğru mu gidiyorsun? Yoksa hakikati kendisine rağm etmiş, Allah ve Resul'u kendine yol etmiş, dost etmiş olanlarla mı berabersin? Ona bak! Sapan taşını ne tarafa doğru attın?
Ona bak! Kime sapan taşını attın? Bir Müslümana mı attın? Bir mümine mi attın? Bir kafire münafığa mı attın? Kime attın sapan taşını sen? Sen kimi kerih gördün ona bak! Kimi eksik gördün? Kimi nakıs gördün? Eğer eksik ve nakıs gördün kimse müminse nasihat et ona! Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır! Kafirlerle kol kol olup ona düşmanlık besleme! Münafıklarla kol kol olup ona düşmanlık besleme! Şirk ehliyle kol kol olup ona düşmanlık besleme! Bak sen sapan taşını nereye attığına bak! Kime attığına bak sen! Kime attın sapan taşını? Kimin hedefini oturtturdun? Bak bu sana yetecek! Eğer görebilirsen, eğer bakabilirsen, şeytan gözünü perdelemediyse, şeytan gözünü perdelediyse, sen la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenin kafir göreceksin!
Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki, kim la ilahe illallah Muhammeden Resulullah derse, bizim kardeşimizdir! Sen kime taş attın şimdi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kardeşini attın! Kimi katlettin? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kardeşini katlet dedi! Kimin kıybetini ettin? Hazreti Muhammed Mustafa'nın kardeşine! Kime iftira attın? Hazreti Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem'in kardeşine! Dilinize sahip çıkın! Hedefinizi kontrol edin! Allah bizi körlerden eylemesin inşallah! Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin inşallah! Sohbet uzun sürdü!
Hakkınızı helal edin! Alemennehu! La! El-Fatiha mâ selâvâ!
Ey cümrün! Destur!
Kıyamet günü selamun aleyküm! Kıyamet günü kadınlara sadece Hazreti Fatıma annemiz mi şefaat edecek yoksa sallallahu aleyhi ve sellem de mi şefaat edecek bizi bu konuda aydınlatır mısınız? Bir de başkasından tövbe alan biri artık ona mı bağlı olur yoksa istediğine mi yönlenir? Şefaatle alakalı böyle bir ayrışma yok! Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ümmetine şefaatçi! Kim ona ümmetse Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ona şefaat eder! Ayrıyeten ümmetin içerisinden bazı kimselerin bazı kimselere şefaatleri haktır! Meleklerin şefaati haktır! Peygamberlerin şefaati haktır! Şehitlerin şefaatleri haktır! Velilerin şefaatleri haktır! Ehli cennet olanların şefaatleri haktır!
O yüzden normalde bir hadis-i şefte ümmetimden işte bazıları bir beldeye, bazıları yüz kişiye, bazıları on kişiye, ondan sonra bazıları hiç az olan da ehli cennet olan bir kişiye şefaat edecektir diyor! Şefaat noktasında Hazreti Fatıma'nın da, Hazreti Hatice annemizin de, Hazreti Aişe annemizin de veya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin eşlerinin de şefaat hakları olacağına inanıyoruz inşallah! Aldığımız tevhidleri başkalarına dağıtabilir miyiz? Evet! Bunları Bosna'daki kardeşlere göndereceğiz! Onlar orada bir bütün Bosna şehitleri ve bütün şehitler için bir program yapıyorlar! İnşallah buradan gönderecek olduklarımızı da orada bağışlayacaklar! Allah tüm hastalara şifa versin maddi-i maddi inşallah! Mehir hakkının önemini bildiği halde hala mehir borcunu ödemeyen ve karşısındaki kadını her iki dünyada da hakkını helal etmiyorum diyecek kadar üzen derviş gönülümlü insanlar var maalesef!
Bu konuların önemini anlatabilir misiniz? Evet! Bayanlar bu noktada mehirleri hak! Bir kimse mehri söylerken o mehri vermekle mükellef! Bayan bunu ne zaman talep etti? O talep ettiğinde o mehri vermekle mükellef! Mehri borcu o kimsenin! O yüzden mehri veremeyecek olanların mehir kesilirken dikkat etmeleri lazım! Böyle nasıl olsa ödenmeyecek ya ben işte ne isterse vereyim bu caiz değil!
O yüzden ödeyebilecekleri mehirleri bu noktada mehir olarak beyan edecekler! Ödeyebilecekler! Bu önemli! İkincisi şimdi burada her iki dünyada da hakkımı helal etmiyorum diyebilen derviş görüntüsü denilen şey ağır bir şey! Bunun her iki tarafı da dinlemek gerekir! Eğer erkek haklıysa o zaman söylenecek bir söz yok! Herkes kendince kendisini haklı görür! Böyle hala daha böyle derviş görüntüsünde insanlar var demek ağır bir tabir! Bunu söyleyen bayan da kendi dervişliğine bakacak! Allah muhafaza eylesin! Öyle buraya gelip de derviş kıyafetiyle burada derviş olacak o noktada bizim burada kardeşler için öyle kolay bir nefis mücadelesi değil!
Ne erkekler ne kadınlar için herkes nefsini eze eze, herkes nefsini ayağının altına ala ala geliyor buraya! Hepimizin hatası, kusuru, eksikliği noksanlığı var! Birilerinin bir hatası, kusuru, eksikliğinden dolayı onun tamamen dervişliğini çöpe atmak çok hoş bir düşünce değil! Allah bizi affetsin! Amin! Tevhid esması darbide nasıl yapılmalıdır? Yaptığımız gibi yapacaksınız! Bu noktada lafızlar belli olacak! La ilahe illallah! Lafızlar belli olacak! O yüzden lafızlar belli olmazsa o kimse kendince tevhid çekiyor yine! Sıkıntı yok ama onu dışarıdan anlayanlar, dinleyenler suizana düşüyorlar! O yüzden son olarak, bu şekilde yapmaya başlamak, o kişinin durumları var!
Evet, son yaptığımız şekilde olacak bundan sonra! Ev idaresinin evin fatura geçimini sağlamak ve her şeyden kısıp, kadının ihtiyaçlarından vazgeçirip evi yönetmek kadının üzerine midir? Hayır! Erkekler evlerinin idaresini ve geçimini sağlamak mecburiyetindedirler! Eğer bir erkek bir evin idaresini ve geçimini sağlayamayacak noktadaysa, evlenirken evlenecek olduğu eşine söyleyecek! evi geçindirebilecek kadar mali duruma şeyim yok, gücüm yok! Benim bir lira maaşım var, bu halde benimle evleniyorsan evlen! Kadın da bir lira maaşla evlenmeyi kabul ettiyse, adamdan bin yüz liralık hayat istemeye hak yok! Adam işsizse evlenmeyecek diye bir kaydı yok! Kadın diyebilir, ben senin işsizliğini kabul ediyorum!
Benim annem babam bizi bakabilir, ben bakabilirim! Yeter ki evlenelim! Bu bir hak! Aldatmak yok! Bakın aldatmak yok İslam'da! Erkek şunu diyebilir, ben hiçbir iş yapmıyorum! Ya ben evleneceğim seninle, sen hem bana bakacaksın hem kendine bakacaksın! Hak! Aldatmak yok! Adam şunu demeyecek! Ya benim beş lira maaşım var, aslında bir lira maaşı!
Bu aldatmaya giriyor! Adamın maaşı belli, kaç para? İki lira! Adam diyor ki, ben iki liralık sana hayat sunabilirim! Kabul ettin mi ettin, tamam bitti! Senin iki lira bir kuruşluk hayat istemeye hakkın yok! Öbür türlü bu noktada bir evin iaşesini sağlamak, bakımını sağlamak erkeğe ait! E şimdi kadınlar kendilerince diyorlar ki, biz hem evin iaşesini sağlarız, hem kariyer yaparız, hem çocuk yaparız, hem de eve bakarız!
Onun problemi! Eğer böyle normalde adam aldatmıyorsa, benim bir lira maaşım var! Veya ben elimin emeğini yiyorum! Ben elimin emeği bir şey oldu, yapamadım! Kadının ona söyleyecek bir sözü yok! Veyahut da kadın evleniyor, adam x fabrikada çalışıyor! Evlenirken bu adamın x fabrikada çalıştığını biliyor musun? Evet! O fabrikanın maaşı belli mi? Belli! Senin daha üst bir hayat istemeye hakkın yok! Bakın daha üst bir hayat istemeye hakkın yok! Nikahta bunların konuşulması lazım! Evlendikten sonra, adet gelenek göreneye göre evlenmiş! Evlendikten sonra kadın diyor ki, ben bulaşık yıkamaya mecbur değilim! Bunu nikahdan önce söyleyecektir! Çünkü Türkiye'deki Anadolu'da gelenek, görenek kadın bulaşığı da yıkar, çamaşırı da yıkar!
Evi de temizler, yemeği de yapar, çocuğa da bakar, adama da bakar! Türkiye'deki gelenek bu! Eğer hiç konuşulmazsa bu örf geçerli olur! Hiç konuşulmadı, bu örf geçerli! Ama kadın diyor ki, ben yemek yapmasını bilmem ve yapmam! Harika! Adam diyorsak ya, tamam ben sen bilmesen de yapmasan da kabulüm! Adam şunu demeyecek, bugün kuru fasulyeyi ben pastırmalı istiyorum! Ya yapmayacağım dedi, yapamayacağım dedi, bilmiyorum dedi, senin ondan kalkıp da kuru fasulyeyi yemeği dahi isteme, hakkın yok! Yaparsa Allah rızası için yiyeceksin, yapmazsa geçeceksin, sen yapacaksın, o yiyecek! Söylemiş, konuşmuş! O yüzden konuşulduysa akit oldu! Konuşulmadıysa gelenek, örf geçerli oradan! Örfe göre davranacak!
Dinimizde evlilik hayatında erkek evini şartlar ne olursa olsun geçindirmeli mi? Eğer normalde örf böyle konuşulmadıysa böyle olacak! Yoksa kadın da çalışıp yardımcı olmalı mı, olabilir mi? Bu noktada kadına zorunluluk yok, örf noktasında zorunluluk yok! Örf böyle çünkü! Örf olarak kadına eve bakma zorunluluğu yok! Millet örfe göre evlenince bu noktada yok! Eğer varsa, bunun nikahta konuşulması lazım! Erkek diyecek ki, eve sen bakarsın bak! Ben eve bakacak durumda değilim! Neden? Ya ben çalışmayı sevmiyorum! Ya ben Yusuf gibi güzelim, nazlıyım, sen bakacaksın eve! Harika! Adamın birisi öyle diyebilir!
Bakmayın siz, Halit yabana gitti! Bespedavaya gitti, ben ona sabret dedim, dinlemedi beni desem yalan olmuş! Tabi kibisi kendisini Yusuf gibi görün! Der ki ya, ben ne ev bakarım, ne hatun bakarım! Ee, ben gider gelirim eve! Hak! Bana bakmayın, ben bir rüyaya kurban gitmiş adamım! Şeyh'im evleniyorum dedi, evlendim ben! Yoksa bana bir şey dememiş olsaydı, ben ağırlığımca altın alırdım mehir olarak kendime! Sürme çekmek, sünnet, evet! Sadece erkekleri mi dışarıda serbest, evet! Bayanlar evinde mi kullanılmalı, evet!
Göze şifa olduğu ve cuma günleri çekilirse sünnete uygun olduğunu okudum, bayanlar da her daim sünnet çekebilirler mi? Evlerinde, evet! Bir keresinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme vahiy geldiğinde yüzü kıpkırmızı kesilmiş ve kırıltılı bir ses çıkarıyormuş! Bu hal nasıl bir haldir, vahiy tecellisi kalple mi olur ve kimlere gelir? Mübarek bize vahiy gelmiyor ki biz onun tecelliyatını bilelim! Vahiy peygamberlere girir! O hali de ancak peygamberler bilir! Bir kimse, bir veli, bir mürşid kendisine gelen ilhamı vahiy derecesinde gösterirler, gösterirse bu da küstahlık olur! Günlük verdiğimizi çekmemizin en eftel olduğu zaman hangi zamandır?
Seher vakti esen yerler! Tanrı ya da Allah Celle Celaluhu demekten çekiniyorlar bazı ateistler ise Allah'ın varlığını artık kanun gibi reddetmiyorlar! Fakat Allah'ın zatına direkt şahitlik etmedikleri için Allah var diyemiyorlar! Bilimin bu kadar faydaları varken astronomi gibi bilim dallarını reddetmek İslam'a zarar vermek olmuyor! Kim demiş astronomiyi İslam reddediyor diye, yıldızlardan bahseden Kur'an'ı nereye koyacaksınız? Sirius'un de Rabbi Allah'tır diyen ayet-i kerimeyi nereye koyacaksınız? Göklerin de yerin de nuru Allah'tır diyen ayet-i kerimeyi nereye koyacaksınız? Yıldızlardan bahseden, gezegenlerden bahseden Kur'an'ı kerimeyi nereye koyacaksınız?
Milletin şimdi astronomi dedikleri bilim dalını sufiler çok affedersiniz yan ceplerine koymuyorlar! İslam'ın bunlarla uğraşmadığını söyleyen hamcahiller! Varlığın derecelerini anlatan hepsi de İslam'dan öğreniyorlar! Astronomi ilminin temelini atan İslam! Daha yeni gezegenleri onlar 12'ye çıkardılar! Kur'an'da 12 tane gezegenden bahsediyor! Günün ardı ardına gitmesini, ayın güneşin dönmesini, Kur'an bahsediyor bize! O yüzden İslam reddetmiyor! İslam'a inanmayanlara, İslam'a ortaça Hıristiyanlarına benzetme fırsatı verilmiyorlar!
Hiç alakası yok! İlim Çin'de de olsa gidip alınız, ilim Müslüman'ın yitikmanıdır diyen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Aa! Önde de soru varmış! Kimi Şeyh efendiler, hoca efendiler, imamlar astronomiye ne gerek var diyorlar! Fakat astronomi bilim dalları ile ateist, materyalist felsefe bu bilim dallarının ortaya koyduğu sonuçlar çıkmadan önce kanun gibi tanrı yoktur diyorlardı! Şimdi kendisini ateist diyenler bu evreni bir güç yarattı diyorlar! Bu kimse, o Şeyh Efendi, o hoca efendi, imamlar cehaletlerinden astronomiye reddediyorlar! Onu gerçek mürşidi kamiller, veliler asla ve asla astronomiye reddetmezler! Cahiliye zamanında, zamanımda hatasız, tek düze bir hayat yaşarken İslam'la tanıştıktan sonra kendimi ateşe atıp büyük günahlar içinde buldum!
Fark edip tövbe ettiğimde belki de çok geçti bilemiyorum! Pişmanlığımı anlatacak ne kelime ne hal var, tamam Allah'ım yeni bir hayat derken ilmi konuda fikirlerini önemsediğim bir insan, küçüklükten beri İslam'a hayat süren bir insanla birçok günah işleyip Rabbi bulmuş bir insanın Allah katında bir olmayacağı, kübrada da bunların tek tek yüzümüze vurulacağı konusunda bilgiler aktardı! Hani bir tek, bir top kumaşın içindeki defolar gibi, o top işe yaramaz artık dedi! Oysa ki sizden dinlediğim hep tövbelerimizi geri dönmemek şartıyla Allah'ın kabul ettiği, hatta unuttuğu ve unutturduğuydu! Ben bu konuyu duyduğumdan beri tekrar geçmişe döndüm hocam ve gecem belli ne gündüzüm kronik hastalıklarla boğuşuyorum!
Hepsinin ceza olduğunu düşünüyorum, içimdeki ses sürekli acaba mı Allah'ım diye sorguluyor! Allah'tan şüphe etmeye başladım, estağfurullah! Kur'an kursuna gidiyordum, gidemiyorum! Hocalar arıyorlar, diyorum ki benim orada yerim yok, sohbetlere katılmamaya başladım! Senin yaptıklarını bilseler diyor içimdeki ses! Nasılsa kübrada da görecekler hocam ben bunları geçebilir miyim, çıkış yolu arıyorum! Sen hala daha burada çıkış yolu arıyorsan, kendi kendini gömmüşsün! Tövbeden hiç günah işlememiş gibidir! Tövbeni edeceksin zikrullahına, dersine, Kur'an ve sünnet tarihindeki hayatına devam edeceksin! Şeytanın vesvesesine bakmayacağım! Mikrofon verin hadite! Mikrofonsuz sormuyor ya! Onun rengi böyle işte!
Babacım şimdi, mesela, insan zahiri olarak bu içinde bulunduğumuz odaya göre küçük! Ama bardağa göre büyük! Veya dünya, dünya bize göre büyük! Veya içinde yaşayan bir gökdelene göre büyük! Ama dünya güneşe göre küçük! Güneş dünyaya göre büyük ama samanyoluna göre küçük! Samanyolu güneşe göre büyük ama onun bir üst alemine göre küçük! Bir diğer yerde atom nötronuna ve elektronuna göre büyük! Ama atom altı, atom üstü parçacıklara göre küçük! Her şey, bir büyük ve bir küçük yanı var! Ve her şeyden büyük bir şey, her şeyden de küçük bir şey varken! Büyük ve küçük nedir neye göre belirli?
Aldatma! Yani burayı anlamakta biraz zorlanıyorum hayatımın içinde! Büyük nedir? Yani bilgilerim diyor ki, büyük olan Allah'tır! Ama bunu tanımlayamıyorum! Büyük ve küçüğün ne olduğunu, bizim hayatımıza nerede neyin büyük, nerede neyin küçük olduğunu oturtturamadım! Şekilsel olarak baktığın zaman büyük ve küçüklerin hepsi de birer aldatmacadan, birer kandırmacadan ibarettir! Mana olarak nedir? Mana olarak da normalde onların hepsi de aldatmacadır! Buradan nasıl düşünmemiz gerekiyor? Normalde o bizim algı noktasında, algımız o noktada, algımız o noktada olduğu için, biz zahir dünya ölçütlerine göre, şehadet alemin ölçütlerine göre, birine göre küçük, birine göre büyük olarak biz onu isimlendirip adlandırıyoruz!
Aslında o bizim şehadet alemindeki dünya ölçütlerine göre, birine göre büyük ve küçük olarak adlandırdığımız, isimlendirdiğimiz şeyler, gözün yanılsaması, yanılması! O yanılmayı biz hakiki olarak görüyoruz! O yanılmayı biz gerçek olarak görüyoruz! Aslında onun daha da ileri giderseniz, normalde bütün hiçbir şeysinin hiçbir vücudu bile yok! Enteresan bir nokta! Diyor ki mesela Arabi de böyle bir kelam kullanmış, demiş ki, Ne demiş o da? Bütün alem bir noktadır demiş! Tamam yok! Acaba bizi zihnimiz mi aldatıp yanıltıyor? Bu normalde zihnimiz aldatıp yanılması değil! Bizi normalde yaşadığımız dünya gerçeği, ölçeği aldatıyoruz! Yaşadığımız bu dünya gerçeğinden, ölçeğinden, dışarı çıkamadığımızdan dolayı aldanıyoruz!
Eğer dünya gerçeğinden ve ölçeğinden çıkmış olsak, biz o zaman bu aldanmaktan kurtulacağız! Buyur hocam! Bunların hepsi de misal aleminde! Misal alem olunca birinci kat sema, ikinci kat sema, üçüncü kat sema, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, dokuz yok da! Yani yediye kadar, sekize kadar! Bunlar yediye kadar semalan katlar! Ondan sonra başka şeyler başlıyor! Şimdi normalde bunların hepsi de misal aleminin içerisinde! Biz gök dediğimizde, yer dediğimizde misal aleminin içerisinde! Bütün biz yerin de göğün de nuru Allah'tır deyince, bütün bütün her şey misal aleminin içerisinde zuhur etmiş oluyor!
Misal aleminde zuhur ederken, her şey alemi şehadete inerken, yani en aşağıya girerken, hepsi de bir yanılsamadan ibaret! Yani Cebrail aleyhisselam dıhye suretinde görünüyor, öyle görünüyor! Daha doğrusu herkes dıhye olarak görünüyor onu! Bak herkes onu dıhye olarak görüyor! Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretten onu dıhye olarak görmüyor! Bir taraf onu dıhye görüyor, bir taraf onu Cebrail aleyhisselam olarak görüyor! Bir taraf dıhye gördüğü şey şehadetle alakalı noktada dıhye olarak görüyor o da! Ama işin hakikatine rağm olduğundan, hakikatini bildiğinden onun gerçeğinin Cebrail aleyhisselam olduğunu biliyor! Ve o yüzden bütün bu alem, bu Arabiye göre değil, bütün bu alem hakikat-i Muhammed'in içerisinde!
Hakikat-i Muhammed'in içerisinde, normalde kendi içerisinde kendi teceriyatları var! O yüzden bizim büyük gördüğümüz şey hakikatinde küçücüktür, bizim küçücük gördüğümüz şey hakikatinde büyüktür! Ama bu da yanıltır insanı! Bu da nasıl yanıltır? Bu da misal alemin içindedir! O yüzden hep burada hakikatin hakikatini aramak gelir bize! Büyük gördüğünü de asla bu büyüktür deme! Küçük gördüğünü de asla bu küçüktür deme! Sen onun menziline ulaşmaya çalış! Bunun menziline ulaşmak neresidir? Amadır! O zaman sen ama perdesine gelinceye kadar gördüğün her şeydin hakikati olabilir! Cebrail aleyhisselamın bir tecelliyatı farklıdır! Melek suretinde ve melek noktasında bir tecelliyatı farklıdır!
Adem tecelliyatında görünür! Aynı şekilde bir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de bir kimsenin üzerine kendi manevi derecesine konumuna göre farklı görüntülerde tecelli eder! Aynı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem de Cebrail aleyhisselam olarak da görünür! Aynı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Beytullah olarak da görünür! Konuşur seninle! Muhammed Mustafa'yım da! Bunlar dervişlerin seyri sülüklerinde yaşanan şeylerdir! Dervişin başındaki üstad mürşid-i kamil değil ise o dervişini sapkınlığa da götürebilir! O yüzden bir seyr-i sülûk yaşamamış olan bir mürşid, mürşid değildir zaten! Ve dervişlerin de seyr-i sülûk yaşatamaz! O yüzden bunların içinden çıkamaz!
Misal alemin yani bütün bu alemin içerisinde büyük gördüğün şey küçüktür, küçük gördüğün şey büyüktür! Onun dahi hakikati farklı tecelli edebilir! Bakarsınız, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri güneş suretinde tecelli eder! Güneştir! Yaklaşamazsınız, yanarsınız! Ama velakin sizinle konuşur! Ve kendisine, kalbinize sizin onun Muhammed-i Mustafa olduğu ilham olur! Ve Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem! O yüzden ama o güneş suretinde tecelli eder! Bu noktada bunların hepsi de o kimsenin seyri sülükunda hem nefis meratibine göre hem kalbi seyri sülükuna göre tecelliyatta değişecektir! O yüzden o tecelliyatta mesela bizim Adem olarak gördüğümüz farklı tecelli edecek, melek olarak gördüğümüz farklı tecelli edecektir!
Bu tecelli kahları, bu tecelliyatları yaşamayan bir kimsenin bunlardan haberdar olması da mümkün değil! Ama bu alem, bu hani yeni bir tabir çıkarıyorlar ya, yanılsama mı diyorlar ona? Helogram değil, helogramlık ayrı, yanılsama alemi! Burası yanılsama alemi! Bu yanılsama yani buradaki bütün hiçbir şey, hiçbir şey! Doğru değil, hakikat değil! Her şey yerli yerinde ama biz öyle görüyoruz! Sabah kalktığımızda biz öyle görüyoruz! Sabah kalktığımızda hepimiz de o yanılsamanın içindeyiz! Ama biz onun derinleşmiş olsak aslında hiçbir şey durduğu yerde durmuyor! Ve hiçbir şey gördüğümüz gibi de değil! Ve hiçbir şey o esnada tuttuğumuz gibi de değil! Bu her an büyük bir değişkenlik!
Ama bu yanılsamayı biz göz tembelliğinden, kendi kalp tembelliğimizden bunu algılamakta güçlük çekiyoruz! O yüzden büyüklük küçüklükten bahsedildiğinden oradan çıktı! Şimdi baktığımızda bunun köşesi var değil mi? Hep beraber bakıyoruz, bunun köşesi var! Doğru mu? Zahiri tecelliyet noktasında bunun köşesi var! Ama ve lakin o köşeye daha da derinleşseniz, siz onun köşesinin olmadığını göreceksiniz! Daha da derinleşseniz, onu da görmeyeceksiniz! Evet! Değil! Ben senden arkana geçerim seni!
Seni geçerim ben! Evet! Anlatabilir miyim? Hiçbir şey olmaz! Hiçbir şey olmaz! Ben buradan doktordan geçerim! Şimdi doktor benim yine psikatri olarak verecek fetvayı bana şimdi! Konuşmak istemiyorum şimdi de! Normalde doktordan geçerim arkaya! Ve doktorun ruhu dahi duymaz! Ama anlayabiliyorum fiziksel olarak! Bu normal! Bu fiziksel değil! Bu sünflikte hal! Bak! Bunu biz matematiğini bilmeyiz bunu! Biz buna şey veriyor yani! Olabileceğini söylüyor! Bizi ilgilendirmiyor bu! Ben işte olaya fizik nazarıyla baktığımda da sizin dediğiniz bu perde! Mesela bir perde sonrası mı diyorsunuz? İşte kabira! Biz perde sonrası cennete cennete! Acaba o perde bizim fizikteki boyuta mı karşılıyor?
O boyut diyebilirsiniz siz ona! Biz ona sufi alemde perde diyoruz! Perde dediğimizde hani ben perde diyorum daha doğrusu! Zulümatta yetmiş bin perde vardır! Her tevhid çekiş yani her zikrullah bir zulümat perdesini kaldırır! O zaman normalde bizim önümüzde perde var! Her zikrullahta biz bir perde geçeriz! Bu bir seyri sülüktür! O zaman seyri sülükte yetmiş bin perde vardır! Şimdi bu hadis-i şeriften ben buna bağlıyorum! O zaman seyri sülükte yetmiş bin perde vardır! Siz yetmiş bin perdeyi geçtiğinizde ancak hakikate erebilirsiniz! Buna biz yetmiş bin alem diyebiliriz! Madem yetmiş bin perde var! Buna yetmiş bin alem diyebiliriz!
Bunu daha da arttırıyorum ben! Allah affetsin! Açık arttırma gibi değil! Her perdenin kendi içerisinde yedi meratibi daha var! Yedi perdesi daha var! Yani siz bir perdeden bir perdeye geçerken Arada yedi perde daha geçiyorsunuz katman olarak! Ve her perdenin tecelliyatı sizin üzerinde de farklı! Orada da farklı! Bu şuna benziyor! Rengarenk duvarın sonuna kadar perdeler olduğunu tefekkür edin! Ama bu duvarın sonuna kadar olan renklerin hiçbirisi de birbiriyle aynı değil! Hepsi de farklı renkte! Öyle bunu tefekkür edin! Siz o esnada sarıdasınız! Öbürki yeşil! Öbürki kırmızı!
Öbürki siyah! Siz sarıya geldiğinde sapsar oluyorsunuz! Yeşile geldiğinde yemyeşil oluyorsunuz! Kırmızıya geldiğinizde kıpkırmızı oluyorsunuz! Beyaza geldiğinizde bembeyaz oluyorsunuz! Siyaha geldiğinizde simsiyah oluyorsunuz! Bu yetmiş bin perde olarak düşünün! Ve her perdenin üzerinde ilahi ayrı bir sıfatın tecelliyatı var! Ve siz o tarafa doğru koşuyorken her ilahi sıfatın tecelliyatını üzerinizde yaşamış oluyorsunuz! Ama siz yine aynısınız! Bunun bir de yetmiş bin küfür perdesi var! Karanlık! Siz o tarafa doğru da meylettiğinizde yürümeye başladığınızda sizde karanlığın tecelliyatları oluyor! Bu ayrı!
Hayır! Şimdi bunların arasında siz yürürken, siz yürürken kendinizce Bunu kocaman bir alem olarak da görebilirsiniz! Küçücük bir alem olarak da görebilirsiniz! Burada kaldınız! Ve yaşadığınız her perdede, yaşadığınız her perdede ayrı bir alemin zuhur ve tecelliyatı var! O zaman şöyle düşünebilirsiniz! Ben kendimce! Gördüğün hiçbir şey, gördüğünü zannettin hiçbir şey hakikat değildir!
Yürüyeceksiniz! Benim çıkardığım sonuç bu! Bunu matematiksel olarak, bunu benden birisi istese yok bende matematiği onun! Sinüsünü, kosünüsünü bilmiyorum! Astronomi İslam'da şöyle hal olarak var Sufiler'de! Ya Sufiler'de hal olarak nasıl var? Şimdi mesela bir itikafta veya bir suluk esnasında sizi bir yıldıza atabilirler!
Bunu bilemem! Siz o yıldızda tek başınıza yaşamak zorunda kalabilirsiniz! Oradaki o zorlukları görebilirsiniz! Oradaki değişik mahluklarla uğraşabilirsiniz! Orayı sizi tanıtabilirler! Tanımlayabilirsiniz! Bu noktada yıldızların kendi içinde kendi halleri var! Bir gittiğiniz yıldızla başka bir yıldızın halleri aynı değil! Tecelliyatları da aynı değil! Ve siz o yıldızların içerisinde dolaşabilirsiniz! Ve sizi yıldızdan yıldızla atabilirler! Sürebilirler! Bu noktada o seyr-i sülûk esnasında Yani size iyilik yapmak isteyenler olduğu gibi Kafir cinni ve şeytan taifesinin size kötülük yapması da mümkün! O yüzden normalde bir an nefsinize uyup bir an gaflete düşüp Onların bu noktada kötülük pençesine kalıp farklı bir yere de gidebilirsiniz!
Bunlar böyle Sufiler'in konuşamadığı şeyler! Ama normalde bunu şimdi konuşmaya kalksa Bunu zaten algılayacak, anlayacak kimse de yok! Adamın, doktorun dediği gibi deli gömlerini giydirip götürürler adama! Ama bu seyri sülükte yaşanabilen şeyler! Ve bunu normalde seyri sülükte giren bir Sufi 5. makamdan sonra bunları yaşıyor! Ama 5. makama kadar bunları yaşaması mümkün değil! Şimdi bunları böyle hiç kimse de açık açık konuşmazdı önceden zaten! Bu böyle normalde üstadlar bunları konuşmazlar! Sadece bu hal ile gelen bir kimsenin ne olduğunu anlar o! O yüzden bunu böyle konuşmadan o gelen kimsenin haline göre veya söylemesine göre, anlatmasına göre ona esma verir!
Ona işte bu tip şeyler konuşulur filan fişman! Şimdi astronominin içindedir aslında Sufi! Hocam güneşin arkasını nasıl fızık nazarıyla göreceğim? Ben de söyledim! Mesela siz diyordunuz işte felsefe olmadan fizik bir şey ifade etmez diyordun! Bunlar fizikçilerin de söylediği! Hatta şu an fizikçilerin tıkandığı yer! Bir felsefecinin bunları söylememiş olmaz! Yani şu an fizik! Fizik! Gerçekliğini yitirmiş vaziyette! Felsefesiz fizik mi olur hocam ya? Evet şu an felsefeciler konuşmadığından dolayı!
Fizikler artık tanıcık mı, dalga mı ikileminde kaldı! Ve oradan da çıkamayacaklar! Yok çıkamıyorlar! Yani astronomi olarak da çıkamıyorlar aslında! Normalde mesela henüz daha güneşe ulaşabilmiş değiller mesela! Örnek! Bu maddeden bahsediyorlar! Karanlık enerjiden bahsediyorlar! Güneşin arkası hocam! Güneşin arkası karanlık! Yani farklı bir algı var! Farklı bir şey var! Güneşin ulaşmadığı! Güneşin soğuk olduğu! Güneşin ulaşmadığı!
Aynı zamanda da güneşin soğuk olduğu! Güneşin aydınlık olduğu! Aynı zamanda da karanlık olduğu nokta var! Bu manyak bir şey! Çözümlemek mümkün değil yani! Fizik olarak çözümlemek mümkün değil! O yüzden normalde astronomi olarak da çok geriler! Çok geriler! Ama yani insanların bir sefer bunu zahir noktada uzakmış gibi görünen bazı şeylerin gerçeğinde çok yakın olduğunu bilmiyorlar!
Onu bilemem! Ama uzakmış gibi görünen şeylerin uzak olmadığı! Onun fiziğini bilemem! Matematiğini bilemem! Ama insanoğlunun şu anda uzak kavram olarak gördüğü, uzak dediği şeylerin aslında uzak olmadığını, burnunun ucunda olduğunu insanoğlu bir gün çözecek! Bazen böyle bir bundan 4-5 yıl önce filan böyle fizikle alakalı bir şey okudum!
Böyle hani işte bilmem hangi üniversitede yayınlanmış, Türkçeye çevrilmiş, baktım! Ne kadar geri kalmışlar uzaklar dedim yani heyecan yapıyorlar bunu dedim! Yani bu tabii önemsiz görme noktasından değil ama sufilerin seyir sülükte yaşadığı şeyleri modern ilim ehlinin oturup, bunları dinleyip, bunları not alıp, bunlarla kendimce, benim kendim kafamda tasavvurun bir fizik felsefesi oluşturması gerektiğini inanıyorum!
Evet yani normalde ama sufiler bu noktada toplum nazarında ve bu pozitif bilim adamlarının nazarında şeyde değil yani olması gereken yerde değil! O yüzden sufiler küskün bu noktada! Ve bunu anlatabilecek de sufi çok az zaten! Allah'ın eğer kulunun zanlı gibiyse şekil değiştirmesi mümkün!
Çünkü daima kullarının... Şekil değil, tecelliyat değil! Yani anlatmaya çalıştım! Evet! Tecelliyat değiştirmesi mümkün! Çünkü daima kullarının zanlı üzerine dahi tecelli eden bir Allah var! O zaman o pozitif ilim ehli olan ilim adamlarının tanımlamış olduğu tecelliyat bir sonraki gelen insanın zanlı üzerine değişecek! Hal böyle olunca o zaman ilmin de bir sabitliği kalmıyor! Zabit değil ki zaten! O zaman bu noktadaki ilmin ölçüsü nedir ki? İlmin ölçüsü şehadet noktasındadır ölçüsü! Herkes birbirinin ilmini zan ile yıkabilir! Şehadet ölçüsündedir bizim ilim! İki kere iki dörttür şehadet ölçüsünde! Halit ile İsa'yı toplarsan birbir daha toplandı iki etmez!
Ama Halit ile İsa'yı ayrı ayrı ortaya artı koyarsan eşittir iki etti! Ama Halit ile İsa'yı iç içe katarsan iki etmez! Ben birbir daha iki eder etmez dediğim şey odur! Birbir daha kaç yapar iki eder! Sufiler için etmez! Biz neden? Bir sürü hepsini de birinin içerisine koyarız biz! Hepsini de birinin içerisine koyduğumuzda sen üç yüz tane vardır birdir o! O yüzden bu noktada Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatlarının şehadet alemindeki tecelliyatı matematikseldir! Bunda bir yanılma yoktur! Ayet-i Kerim'de diyor hepsini bir düzen üzerine seyran ederler! Bitti! İlim budur!
İlim bunu çözer koyar ortaya! Der ki! İşte dünyanın güneşin ekseni etrafında dönme hızı budur! Onda hiç matematiksel şey yoktur! Matematiksel olarak herhangi bir şehadet noktasında bir sıkıntı yoktur! Ama Sufiler bunu normalde matematiğine karışmazlar! Sufiler bu matematiğin içerisine girmezler zaten! Sufiler dünyadan çıkmayı düşünürler! Sufiler uzay, hani bu alemler içerisinde seyrillah yapmayı düşünürler! Seyrillah esnasında bütün matematik kuralları yıkılır! Bu adamın seyrullahı kalmaz ki o zaman! Yani seyrullahın zevkinden dolayı Allah'ı unutturuyor! Mümkün değil ki!
Onu öyle kitaplarda yazıyorlar! Onu yaşayan kimsenin neyi unutacak! Yani bir kimse oturdu şimdi tesbih elinde La alahe illallah, La alahe illallah, La alahe illallah, La alahe illallah, La alahe illallah Dervişlerin büyük bir kısmı Bunu kendi başına gece zikrullah yapanların Hepsinde de bizim kardeşler de tecelli eder! Gece otursunlar el ayak çekilince Başlasın, alsın eline tesbih, başlasın La alahe illallah, La alahe illallah, La alahe illallah, La alahe illallah, La alahe illallah Bir anda bir an yakaza dediğimiz hali yaşar o kimse. Bizim de arıçların hepsi de yaşar. Kendilerine verirlerse. Ve o esnada yakaza esnasında ama işte kimisi bir çayırda dolaşır, kimisi bir otlakta dolaşır, kimisi bir gül koklar, kimisi başka bir şey görür, işte eski bir ev görür, başka bir şey görür. Şehadet alemiyle alakalı veya görünen alemle alakalı bir şey
görür yaşar. O esnada o ama kendinde değildir. O esnada Allah'ı unutma gibi bir şey olmaz ki. O zaten kendinde değil. Kendine geldiğinde la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe baştan. Böyle bir hal yaşan elini kalırsın. Üç yaşa beş yukarı benim anlattığım gibi olmuyor mu? Evet. Allah'ta algıyı sabit tutamıyorum. O zaten sabite girmez ki. Yani hiç uğraşma. Gördüğümüz şeyler onun o andayım. Mesela dilla ilahe illallah dese bile onun bir merkezini bulamıyorum. Doğru da duramıyorum. Burada, burada, burada parantez aşk. İşte hocam, işin matematik kafası bu. Anlatabildim mi?
Bak, matematik kafası bu. Bu matematik kafa normalde tecelliyatı bir yere bağlamaya çalışıyor. Anlatabildim mi? Oysa öyle değil. Bu normalde bütün böyle okuyan kesimin takıldığı nokta. Hastalığı gibi. Anlatabildim mi? Matematik kafası. Yani bu matematik kafası şu. Yani o tecelliyat o noktada kalmıyor ya veyahut da o tecelliyat o noktada kalıyor diye görünüyor. Bizim kaçtığımız, zunfilerin kaçtığı şey bu, durduğu nokta bu. Oysa ayeti kerimede o her an bir şan üzerinedir. Bir iş üzerinedir. O zaman onun her an bir şan üzerine, bir iş üzerine ise onun tecelliyatının normalde bir noktada, bir merkezde, bir çerçevede kalması mümkün değildir. Anlaşıldı. O yüzden hiçbir kimse, hiçbir zaman aynı hali bir daha yaşamaz.
Bu Allah'ın sıfatlarının hepsinin de sayısız tecelliyatında sayısız şekil ve seman sayısız fark var. Tam namazı evde kıldım. Perdeye bakıyorum. Böyle tül desenli. Şöyle bir ses duydum içimde. Allah şimdi buraya tecelli edecek diye. Sonra perdeye güneş vurdu. Perdeye güneş vuru baktığım zaman çocukluktan beri artık ne kadar geçti onu bilmiyorum. Bütün geçmiş olduğumdaki zevkleri, böyle mutlulukları bir anda yaşadım. Böyle bir anlık bir şey oldu. Ama daha sonra o bir anlık Allah'ın o tecellisinden sonraki o bir anlık hal gitti. Yani o hali daima yaşamamız mümkün değil mi? Yoksa biz sadece ömrümüz boyunca Allah'ı bir o an mı tattık da sonra hep gaflette kaldık.
O normalde işte o hali yaşamayı değil yolda yürümeye hedefleyecek o kimse. Eğer o hali yaşamayı hedeflerse orada hani Allah'ı unutmak dediğin nokta orası o. Yolda yürümeyi yani Allah'a kurbiyet yakınlık yakınliğin de yakınliği yakınliğin de yakınliği yakınliğin de yakınliğini arıyorsa o zaman o kimse halden hale geçecek. Öbür türlü kalan. El Fatiha. Allah'a selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi