Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2015 · 1:19:33
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak ömrünüzü bereketli eylesin inşâAllah, ömrümüzü bereketli eylesin inşâAllah. Bazı kendine sufi diyen, biz tasavvuf ehliyiz diyenler, bir kimsenin derviş olabilmesi için sadece Allah'a inanmasını yeterli görüyorlar. Böyle görenler küfre düşmüş oluyorlar mı? Sufiliğe, dervişliğe ağır bir darbe indirmiş olmuyorlar mı? Buna iki açıdan bakmak gerekir. Eğer hiçbir inanca sahip değilse bir kimse, o hiçbir inanca sahip olmayan kimseye, önce Allah inancı aşılır. Bu manada o kimse Allah'ın varlığına, birliğine, tekliğine, zatı ve subiki sıfatlarına inanca doğru yol aldırır.
Bu manada tebliğ esasına göre bir kimseye, bu manada şu çocukların hoplayıp zıplamasına müsaade etmeyin. Çocuklarsız burası olmaz. Çocuksuz bir toplum, çocuksuz bir cemaat, çocuksuz bir toplantı, geleceği olmayan toplantıdır. Çocuklar olacak, çocuklar da biraz böyle tatlı bir şekilde, fazla sert olmadan, uyararaktan onları da adabı erkana katmaya gayret edeceğiz. Ama bu noktada çocukların kırılmasına, üzülmesine, horlanmasına taraf değilim. Çocukların dergaha gelmemesine taraf değilim. Çocuklarınızı getirin, buradan hatta hiçbir yere götürmeyin. İnşallah. Bu sözümden böyle çocukları istemiyorlar, hükmü çıkmasın. Biz bu hatayı camilerde yaptık çünkü. Tekkelerde yaptık.
Sohbetlerde, zikirlerde bizim toplumumuz bunu yaptı. Baba camiye giderken çocuğunu götürmedi. Annesi okumaya giderken, kursa giderken, Kur'an kursuna giderken kızını götürmedi. Sonra annesi çarşaflı, kızı mini etekli oldu. Sonra babası sakallı, oğlu punkçu oldu, punkçu oldu. Allah muhafaza eylesin. Evet, o yüzden normalde hiç din, diyanet bilmeyen bir kimseye, sufilik noktasında ona böyle sadece Allah'ın varlığını, imanını anlatmak bu noktada bir sıkıntı değil.
Bu bir strateji güdülü. Mesela bir Hristiyana din nakletmenin stratejisi vardır. Siz bir Hristiyana kalkar, benim peygamberim senin peygamberini döver dediniz mi? Kaybedersiniz. Ona önce Allah'a iman tam anlamıyla o telkin edilir. Oğlu olmadığına, kızı olmadığına, çocuğu olmadığına, doğmadığına, doğrulmadığına. Önce buna o telkin edilir.
Bu telkin edilince o önce gerçekten bir Allah imanıyla karşılaşması lazım. Mesela bir Yahudiye önce Allah'ın varlığı, birliği anlatılır. Onlar da Üzeyir Allah'ın oğludur dediler. Oradan esinlenerekten İseviler de dediler ki İsa da Allah'ın oğludur. Ondan esinlenerekten söylediler. O yüzden normalde bir Hristiyana, bir Yahudiye, Museviye din tebliğ ederken mesela onlara önce Allah'ın bu noktada sıfatlarıyla alakalı, şirkle alakalı sohbet edilir. Hiç Allah'a inanmıyor. Ona Allah'ın varlığı anlatılır. Ona önce namaz anlatılmaz. Ona önce oruç anlatılmaz. Ona önce Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem anlatılmaz.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'de müşriklere önce müşriklikten kurtarmaya çalışıyordu. Diyordu ki gelin tek Allah'a inanın. Allah'a inancı söylüyor. Şimdi de o müşriklere veyahut da Hristiyanlara ve Yahudilere olan tebliği kendimize alıyor bir kısmı. Diyor ki işte tek Allah'a inanırsak hangi peygambere inandığımız önemli değil. Kurtuluşa eririz. Öyle değil. Çünkü hadis-i şeriflerin de esbab-ı nüzulüne bakmak gerekiyor. Hadis-i şerif kime söylenmiş? Esbab-ı nüzulüne ne sebepler, neden dolayı bu inzal olmuş ona da bakmak gerekiyor. O yüzden normalde bu noktada eğer ki sufili hiç inancı olmayan bir kimseye naklederken din nakledilir. Ona önce Allah'ın varlığı anlatılır.
Yoldur bu. Tebliğ metodu, tebliğ yolu. Bizde mesela bir kimse ateist. O ateist kimseye biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetlerinden bahsediyoruz. Ya adam ateist inanmıyor hiç. Allah'ın varlığına inanmıyor ki peygambere inansın. İnanç esasları ne? Birincisi Allah'ın varlığına iman ediyoruz. Biz hiç inanmayan kimseye Allah'ın varlığını anlatacağız. Ardından o kimse Hristiyan meleklerin varlığına, kitaplarının varlığına, peygamberlerinin varlığına. Ve ona diyeceğiz ki İsa aleyhisselam da peygamberimiz. O da peygamber. Biz onun peygamberliğine de iman ediyoruz. Ama son peygamber Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem.
İnanç esasları bakın. Yukarıdan aşağı doğru sıralandığında aynı zamanda da tebliğ esasları çıkıyor. Siz bir kimseye önce iman esaslarını anlatıp ondan sonra İslam'ın esaslarını anlatacaksınız. İman etmeyen bir kimseye İslam'ın esaslarını anlatmak, stratejiye uymamak. Cebrail aleyhisselam geldi, iman nedir ya Resulallah? Soru bu. Ardından İslam nedir ya Resulallah? Soru bu. Ardından ihsan nedir ya Resulallah? Adımlar belli. O zaman karşımdaki kimseyi analiz et. Önce ona iman mı anlatacak? Sonra İslam mı anlatacak? Sonra ihsan mı anlatacak? O kimse iman ehli, harika.
O kimse İslam ehli, harika. Ona o zaman ihsan anlatacak, tebliğ edilecek olan şey bu. Ona namazı söyleme, namaz kılıyor. O orucunu tutuyor, ona oruç anlatma. O haram-ı helalı biliyor, ona ne haram-ı helalı anlatıyorsun? Beyhude şeyler anlatma. Neden? Ya o biliyor onları. O zaman ona ihsanı anla. De ki buraya örneğin, şey yap, tersinden bak. De ki ya bu hadis-i şerifin sonunda ihsan nedir deyince, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmek. İnsan bu hale nasıl gelir acaba? Allah'ı görüyormuşçasına insan nasıl yaşar? Bu ihsan mertebesine nasıl ulaşır insan? İman ettik, harika. E dinimizi de hasbelkader yaşamaya çalışıyoruz, harika. İhsan haline nasıl ulaşacağız?
Burada bir sır var, burada bir incelik var. Burada bir hedef var. Burada bir hedef var. Biz buna bakarsak o zaman ne olmuş oluyor? İlmen lakin, aynel yakin, hakkel yakin noktası. İhsan nedir ya Resulallah? Bunun gibi o yüzden bir insan böyle karşısındaki analiz edip, ona Allah'ı anlatmak, ardından dini anlatmak, bu muhakkak ki bu noktada bir tebliğ metodudur. Ama bunları bilen bir kimse bile bile Hz. Muhammed Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretine iman etmemek, onun yolundan gitmemek, buna gerek yok diyorsa, Müslüman ise tecrüde iman, tecrüde nikah gerekli. Kımız helal mıdır? Bununla alakalı işte iştihat ulemasının değişik görüş ve düşünceleri var. Kımızla alakalı.
Çünkü kımız at sütünden oluyor. Normalde bir kısım Hanefiler, daha doğrusu Orta Asya uleması diyebiliriz bunu. Bir kısmı Kımızla alakalı, işte helal olduğuna dair, haram olmadığına dair sözler söylemişler. Ama Hanefilerin büyük bir çoğunu, at etini yasaklamışlar. Eşek etini de yasaklamışlar. Ölümünce onların sütleri de yasaklanmış oluyor. Vitir namazının kazasının hükmü nedir? Vitir namazı İmam Azam'a göre vaciptir. İmam Muhammed, İmam Yusuf'a göre, İmam Şafii, İmam Maliki, İmam Hanbeli'ye göre nafiledir. Bunlar nafile dedikleri için, böyle nafile olarak gören, inananlar, bu iştahda tabi olanlar için Vitir namazının kazası yoktur. Ama bizim Anadolu'da genel olarak, çoğunluk İmam Muhammed, İmam Yusuf'un iştahatlarına uyulduğu halde, Vitir namazında İmam Azam'a uyarız.
İmam Azam vacip demiş, biz de Vitir namazını vacip olarak kabul ederiz. Bütün Anadolu'da, Türkiye'de de, insanlar Vitir namazını vacip olarak kılarlar. Oysa İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam Ayin, ikisinin de birleştiği nokta vardır bu noktada. Vitir namazı nafiledir. Ama biz o nafile diyenlere, bu noktada katılmamışız. Onlar nafile demişler ama, Anadolu'daki insanlar, ve bundan işte ceddüke, ceddüke, hep bu noktada vacip olarak kılmışlar. Vacip olarak gidiyoruz. O yüzden kazası var. Allah'ın kudretinin bir sınırı var mıdır? Allah'ın zatının sınırı olmadığı gibi, kudretinin de bir sınırı yoktur. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarına sınır biçmek, Allah'ın şu sıfatı buraya kadardır demek küfürdür.
O yüzden Allah'ın zatı sonsuz olduğu gibi, sıfatları da sonsuzdur. Ona da bir sınıf biçmek, sınır biçmek mümkün değildir. Derviş olmaya çalışan birisinin, üstadının sohbetinden başka bir şeyhin sohbetini dinlemesi, kalbinin kaymasına neden olur mu? Eski sufilerin büyük bir çoğunluğu bunu yasaklamışlar. Bunu uygun görmemişler. Derviş yetişirken, kalbi bir tarafa kaymasın, kalbi çatallaşmasın diye, kendi kardeşlerini bu noktada yol gidenlerin yasaklamışlar. Bu fakir buna çok uygun hareket etmedi. Yani ben Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'ye bu noktada demiştim, ben arkadaşları serbest bırakıyorum efendim demiştim. Ben arkadaşları serbest bırakıyorum deyince, Şeyh Efendi de bir not olarak bana bunu düşmüştü.
Demişti ki, evladım işte Çorum Naci Mustafa Efendi, işte yeni dervişlere böyle şey müsaade etmezdi. Biz Şeyhimizden onu gördük. İşte daha önceki Antep'li Bilal Nadir Hazretleri de böyle söylerdi demişti. Ben de böyle Şeyh Efendi'ye karşı gelmek gibi değil, tatlı bir şekilde efendim ben arkadaşları serbest ettim. Ondan sonra giden gideceği yere gitsin, kalbi kayacaksa kaysın bu noktada böyle bir yasakçı bir zihniyet düşünmemiştim efendim dedim. Ben bunu şey efendim, ben serbest ettikten sonra bu mevzu oldu. Ondan sonra iyi etmişin oğlum, ala etmişim dedi. Ben o günden sonra arkadaşlara hiçbir yasak getirmedim. Şu anda da bir yasağımız yok. İsteyen istediğini dinlesin, isteyenin istediği yere kalbi kaysın, kalbi kaydıysa isterse oradan gitsin ders alsın. Herkes sevdiği yere ve sevildiği yere yakışırmış insan.
O yüzden kardeşler kimin sohbetini dinliyorlarsa dinlesinler. Bu noktada rüyalarında birisini görüyorlarsa, hakkımız helal olsun gelip helallaşıp gitsinler. Bu noktada bizim bir yasakçı bir zihniyetimiz yok. O yüzden bizim sohbetlerimize, zikirlerimize herkes gelebildiği gibi bizden de herkes gidebilir. Bu noktada bir sıkıntı yok. Sohbet olarak da dinleyebilir. Kimi dinliyorlarsa dinlesinler. İnsanlar sevdiklerini dinlerler. Kimi seviyorsa onu dinlesin. Bunu neden ona yasaklayalım? Seviyorsa da gelir helallaşır. Ben bundan sonra filancı yere gideceğim. Biz de hakkımızı helal olsun. Allah yolunu açık etsin der. Göndeririz. Bir daha geri dönüşü yok.
Böyle giden arkadaşlar var. Sonradan da işte tekrar geri dönmek istiyorlar. Geliyorlar. Ben de diyorum ki hakkınızı helal edin. Ben bunu söylüyorum. Ama bir daha da geri dönüşü yok diyorum diye not düşüyorum. O yüzden bir daha geri dönüşü yok. Bir kimsenin biz dersini alırız, çarparız, çırparız, yıkarız, döveriz. Ne bileyim işte, çitileriz. Kendimiz ne yaparsak yaparız. O bizim kendimize ait. O ayrı mesele. Ama bir kimse ben gidiyorum diyorsa Allah yolunu açık etsin deriz. Bir daha da bizim bu noktada kapımız ona açık olmasın. Bu. Herkes istediği yere gider. Bu zorla olacak bir şey değildir. Tasavvuf, sufilik zorla olmaz. Yani ben buna mesela çok böyle şey durmam.
Yani bir kimse rüyasında başka bir şeyhi görüyorsa, bu gördüğü rüya hüccetliyse, delilliyse, sahihse onu bir yerde tutmak zulüm. Zulüm. Zulüm. Benim katıldığım bir şey değil. İşte birisi bir dergahtadır, bir şeyhe intisap etmiştir, başka bir şeyhi rüyasında görüyordur. Oradan işte sen bizim şeyhimizi de göreceksin yakında işte sen burada devam et demek ona zulüm. Hiç gerek yok. Bu biraz da böyle insanın hayat anlayışıyla alakalı. Bir kimsenin İslam'a inanıp inandıklarına şehadet etmemesi, iman etmemiş olmasına mı işaretidir?
Yok. Bu noktada bir kimsenin imanı zaman içerisinde olgunlaşır, kemale erir. Şehadet etmesi o imanının kemale ermesiyle alakalı. İmanı kemale eren kimse yavaş yavaş kemal noktasına göre o kimsenin de şehadet noktası değişir. İmanın en düşük mertebesi nedir? İmanın en düşük mertebesi bir kimse iman ettim der, dinin kaidelerini ve hukukunun hiçbirisini bilmiyordur veya yapmıyordur, bilmiyordur demeyelim.
Bilmeyen çünkü bu noktada maruzdur ama bildiklerini yapmıyordur, o yapmayan kimse en düşük mertebesinde denilebilir. İnanmak imanın içinde midir? Evet, inanmak imanın içindedir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki kimseden bir şey istemeyin. Ben de onu uymaya çalışıyorum. Birçok sınava girdim, birçok başvurular yaptım ama olmadı. Şikâyetçi değilim fakat evden baskı yapılıyor. Bir yerlere giremedin, kimseye bir şey demedin diye elimden geleni yapıyorum ve Allah'a tevekkül ediyorum. Devam mı etmeliyim yoksa birilerinden iş için istekte bulunmalı mıyım? Bu karar kardeşin kendisine ait. O yüzden normalde biz bir vesile olmak da sünnettir, vesile aramak da sünnettir.
Bir işe girmek için bir vesile aramak, vesilelere tevessül etmek haram değildir. O yüzden ama burada şirke düşmeden yani vesileyi sanki vesileyi yaratanın kendisi gibi görmeden bu noktada vesile aranabilir bundan bir sıkıntı yok. Her iki alemde de zerre zerre onu arasan ve bulduğunu sansan bildiğin hiçbir şey o değildir. Çünkü o şey sadece senin tasavvurundur. Mantık-ı tayr-ı ferüdüdün atlar hazretleri, hazretin sözlerinde mana nedir? Hazrete sormak lazım. Her iki alemden de kasıt ne ki? İki tane mi alem var? Buna bakarken hangi noktadan bakacağız? Buna bakarken eğer Arabi'den bakacak olursanız Arabi der ki vücut tektir.
Nevi olarak, çeşit olarak iki der. Birisi vücudu hakiki öbürkü de vücudu izafi der. Vücudu izafi geçici olan vücuttur. Buna bakarken eğer ferüdüdün atlar hazretlerinin bakış noktasını yakalamak gerekir. Bazılarınca maddi alem de manevi alem olarak da tasavvur edilen bütün alemler aslında manevidir. Bazılarına göre iki alem yoktur.
Hepsi de hakikat-i Muhammediye'nin içindedir. Hepsi de hakikat-i Muhammediye'nin içindedir diyen için iki alem ne oldu? Şirk oldu. Bu yolda sonsuza dek aramak mı vardır her kul için mi geçerlidir? Bu yolda sonsuza dek hep kulluk yapmak vardır. Burada normalde hangi aleme giderse gitsin bir kimse eğer kulluğunun idrakinde değilse onun arayıp bulacağı hiçbir şey yoktur.
O aranırken onun yolu, kapısı kulluk kapısıdır. Kulluk kapısında durmayan, kulluk kapısında yürümeyen bir kimse onu aradığını zanneder. O bir zandan öte gitmez. Onu arayanlar hep kulluk kapısında ararlar. Bunu bulanlar da kulluk kapısında bulurlar hep. Onu başka bir hal üzerinde arayanlar, başka bir noktada arayanlar bu fakirce. Hep yanılmışlar, yenilmişlerdir. Yanılgıdan ve yenilgiden kurtarmanın tek yolu sana hakkıyla kulluk edemedim. Ya Mabud diyen peygamberin izine düşmektir. O yüzden önüne gelen senin için çok alem olsa dahi onların hepsi de kesrettir.
Alem birdir bu manada. Bunları tanımlamak için, bunları göstermek için senin gözünün önüne farklı farklı alemler sergiler. Farklı farklı alemlerin sergilenmesi onun kudret ve kuvvetinin tanıtılması sıfatlarının tecelliyatı içindir. Her farklı tecelliyet sana hep farklı bir alemmiş gibi gelir ki farklı bir alemdir ama hepsi de onların alemler içinde bir alemdir. Hepsi de bir alemin içerisinde alem ise o zaman sende tecelli eden hep hayretten hayrete geçiştir, hayret perdesidir. Her hayret perdesini bir alem gör. Ama bil ki bütün alemler de bir alemin içindedir. Sen de bir alemsindir. Hani Cenab-ı Hak dedi ya, yerin ve göğün bütün nuru Allah'tır dedi. Yerin de göğün de nuru Allah'tır.
Sen istersen yerden kasti nefsin bil. İstersen gökten kasıttan bunu ruhun bil. İster nefis meratiplerinden yürü. Yerin de nuru Allah'tır. İstersen ruh meratiplerinden yürü. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet de. İstersen bunu akıl noktasından yürü. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasından gör. Ardından ehadiyet makamı olarak yerleştir. Ama ne tarafa gidersen git, ne tarafa dönersen dön. Hangi veçeden bakarsan bak, hepsi de alemler içerisinde alem gibidir. O yüzden öte alem dediğiniz alem de o alemin içerisindedir.
Bu alem dediğiniz de bu alemin içerisindedir. Ötelerden bahsettiğimiz bizim ruh olarak bizim uzağımızda olandır. Bizim uzağımızdadır o. Bize uzak değildir. Biz ona uzağızdır. O yüzden kabir dediğiniz alem de ötelerde değildir. Burnunuzun ucundadır. Mahşer dediğiniz alem de ötelerde değildir. Burnunuzun ucundadır. Cennet, cehennem dediğiniz alem de ötelerde değildir. Burnunuzun ucundadır. Ama biz yakinliği, kurbiyeti sağlayamadığımızdan dolayı, bize uzakmış gibi görünür. Ve ötelerden bahsederiz. O yüzden bize uzakmış gibi görünür. Biz o yüzden iki alemden bahsederiz. Oysa Allah-u Alem.
Doğrusunu Allah bilir. Bütün alemler kendi içerisindedir. Bir alemin içindedir. Bir alemin dışına çıkmak yoktur zaten. Alemin dışı da alemdir zaten. Sen alemin dışına çıktığını zannedersin. O yüzden yerin nasıl nuru Allah ise. Yerin nuru nasıl Allah ise. Göklerin de nuru nasıl Allah ise. Yerden müteşabihtir bunlar. Yerden kastın eğer dünya yeri ise. Yerden kastın görünen bu izafi alem ise. Veyahut da yaşadığın bu alem ise. Ki öyle değildir. Benim inancım o noktada değil. Ben yerden kastı. Nefsin meratibleri olarak görürüm. Gökten kastı da.
Ruhun meratibleri olarak görürüm. Ama ne tarafa dönersen dön. Onun nurudur. Onun nuru ise. Öte alem dediğin de onun nuru. Bu alem dediğimiz de onun nuru. Öyle olunca. İstediğin yere dön. İstediğin yere neyi yaparsan yap. Hangi idrake gelirsen gel. O idrak noktasında da senin kulluğunun kemale erişi vardır. O yüzden sen kulluğunu kemale erdirmeye çalış. Eğer kulluğun kemale ererse bil ki sen insanlığın da kemale erecek. Kulluğun kemale ermesi zaten insanı kamil olmaktır. İnsanı kamil olan bir kimsenin içinde öte alem bu alemde bir alem kalmaz. Eğer hakkel yakin noktasında bakacaksa onun öte dediği şey de burnunun ucundadır. Daha ötelerin ötesi dediği de burnunun ucundadır.
O yüzden normalde tafsilat açısından, anlaşılması açısından, anlatılması için açısından biz insana baksak insanın görmesini ayrı, duymasını ayrı, koklamasını ayrı, duyu organlarını ayrı, iç organlarını ayrı, aklını ayrı, ruhunu ayrı. Bu noktada fiziki kalbiyle manevi kalbini ayrı ayrı tasdif edip anlatabiliriz ki. Bu normalde bilgiyle alakalıdır. Bilinsin diye anlatılır. Yoksa insanı biz sadece görme olarak göremeyiz diyor, sadece duyma olarak duyamayız. Sadece insana ya içsel bir kalbi var deyip sadece içselliğine bakamayız. Duygularının da içsel tecelliyatları vardır. Sadece o veçeden bakıp insanın duygularının içsel tecelliyatlarına bakaraktan insan sadece bu diyemeyiz.
Allah Adem'i kendi suretinde yarattı, alemi de Adem'in suretinde yarattı. Madem ki alem Adem'in suretinde, Adem meydandandır, Adem'e bak da alemi anla. Adem'e bakıp, alemi anlamaya çalışmıyorsan o zaman sen alemleri kendince çok fazla görüp kesrete düşeceksin. Batın dediğiniz şey de zahirdir çünkü. Eğer batından kastınız sadece Allah'ın zat-ı uluhiyetiyse ona söyleyecek bir söz yoktur. Allah'ın zat-ı uluhiyetinden başka batın alem diye bir alem yoktur. Zat-ı uluhiyeti de bu noktada Cenab-ı Hak bunu tefekkürden uzak tutmuştur. Biz Allah'ın zat-ı uluhiyetini tefekkür edemeyiz. Zat-ı uluhiyetinden sudur etmiş olan, zat-ı uluhiyetinden yaratmış olduğu bir şey batın değildir.
Gayb de değildir. Bizim için gaybler olabilir ama bir şeyi Cenab-ı Hak var ettiyse ama izafi noktada var ettiyse o batın değildir. Biz anlamaktan uzak olabiliriz, biz idrak etmekten uzak olabiliriz. Bu noktada melekut dediğimiz melekler alemi de zahirdir. Bu noktada zahirdir. Melekler görülür, melekler işitilir. Melekler görülür ve işitilirse ve bununla alakalı ayet de varsa, hadis de varsa ve görülüp işitileceğine dair evliya menkıbeleri de varsa ve dört mezhep imamının fıkıh noktasında iştahı var ise bunun nesi batındır ki, gayttır ki?
Ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. bize cennetten ve cehennemden bahsediyorsa ve hadis-i şeriflerde ve miraçla alakalı meselelere bize cennetten ve cehennemden bahsediyorsa bize lev-i mahvuzdan bahsediyorsa, kalemden bahsediyorsa bize kabrin dehşetinden veya güzelliğinden bahsediyorsa ruhların bekletildiği hem ervah olarak, yani önce yaratıldığı yer olarak hem de ruhların dünya hayatını yaşadıktan sonra bekletildikleri yer olarak bize bunlardan bahsediyorsa bunlar batın değildir.
Bunlar gaybi şeyler de değildir. Bazıları bazılarımız için gaybi olabilir. Ama bunların hiçbirisi de bu noktada öte alem değildir. O yüzden iki alemden kastınız dünya ve ahiret hayatı ise bu alemler içerisinde bir alemdir. İkiliye gerek yok, hepsi de bir alemin içindedir. Anlaşılması için böyle söylediyse, Ferud-i Dini Attar Hazretleri ona söyleyecek bir sözümüz yok. O yüzden bir kimse hiçbir zaman buldum demez. Buldum diyenin kaybettiği, yanıldığı aşikardır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Her daim arayanlardan eylesin inşallah. Bu yolda sonsuza dek aramak mı vardır?
Her kul için mi geçerlidir? Bunun için alemlerin incisi sallallahu aleyhi ve sellem de dahil midir? Ben onu arayanlardan göremiyorum. Allah bizi o noktada muhafaza eylesin. Biz zayıf kullar muhakkak aramakla mükellefiz. Hakikatin de hakikatine ermek için mücadele etmekle mükellefiz. Ama o zaten hakikatin içindeydi. Bir hanımın kocasının rızası olmadan kendi annesiyle Ümrü'ye gitmek için eşine surat asıp bunalım yapmaya hakkı var mı? Bizim Anadolu kadınları böyle yapar ya biraz. Bizim Türk kadınları trip atarlar biraz. Ellemeyin atsınlar, özgür bırakın ya.
Bundan rahatsız olmayın. Sıkmayın o kadar. Bırakın biraz trip atsınlar, surat atsınlar. Siz de gönüllerini almak için biraz böyle alttan alın. Onlar da mutlu olsunlar. Hep siz trip atacak değilsiniz ya. Eşleriniz de biraz trip atsınlar, şımarsınlar biraz. Biraz şımartın eşlerinizi. Eşler şımarsınlar biraz kadınlar. Fazla sıkmayın. Ne diyor? İyelik kemiğinden yaratılmıştır. Çok düzeltmeye kalkarsanız kırarsınız. Çok gevşek bırakırsanız da iyice yamultursunuz. Biraz öyle trip atsın. Hem bu tip şeyler için neden müsaade etmemezlik ediyor ki erkekler bunu da anlayamamlar. Helal caiz olan yolları bu noktada kullandırın eşlerinize.
Erkekler için söylüyorum. Helal caiz. Sıkıntı yapmayın. Şöyle bir şey diyebilirsiniz. Tabiat boşluk bırakmaz. Gitmek istiyorsan git. Bu bizim, bu söz konusu olan bizim erkek derviş kardeşlerdensen üzülürüm yani. Gerçekten.
Daraltmayın. Bundan bir şey çıkmaz. Sufiler daraltmazlar. Kabız hali çıkarmazlar. Bu kabız halidir. Helal daire geniş bir dairedir. O yüzden helal dairede serbest bırakın. Evde kabız hali yaşanmasın. Eşler arasında kabız hali yaşanmasın. Aynı şey dervişler için de geçerlidir. Bir dervişin helal dairesini kendi dairesinde yasaklarsanız o derviş kabız hali olur. Bir sefer o derviş manevi olarak yol yürüyemez. Siz ona bu yasak, bunu yapma, bunu etme, şunu şöyle yap, bunu böyle yapma dediğinizde. Hani az önceki başka bir şeyhin sohbetine gitme gibi.
Helal dairede. İstediğin hoca efendiye gitsin, istediğin şeyh efendiye gitsin, istediğin sohbet alakasına gitsin, istediğin zikir alakasına gitsin. Gönlü cumş etsin. Hoş olsun kalbi. Ne sıkıp da kabız haline sokacağım ki onu? Bu hayat anlayışınız olsun. Bakın hayat anlayışınız olsun. Kadın boşanmak istiyor. Daha yeni bir iki günlük mesele. Adam boşamayacağım diye uğraşıyor. Dedim ne uğraşıyorsun? Kaldı ikisi de. İşte dedim burada boşanmak istiyorsa boşanabilirsin diyeceksin dedim. Adam döndü boşanmak istiyorsan boşanabilirsin dedi kadına. Kadın dedi ki sen benden kurtulmayı istiyorsun demek.
Dedim mübarek kadın. Az önce dedim sen benim gözümün önünde dedim. Ben boşanmak istiyorum. Bu adam benden boşanmıyor dedim. Aha adam senden boşanacak. Bir anda ikide bir de söylüyormuş boşanmak istiyorum diye. Adam da diyormuş ki boşamayacağım hani sen. Ne inat ediyorsun dedim. Adama. Dedim hadi boşanmak istiyorsan şimdi dedim dinen boşasın seni. Hadi gidin dedim mahkemede karşılıklı işe verin dedim. Şeyi ne o? İmzayı biçsin. Adam kaldı. İşte kadın kaldı. Bu sefer adam da kabarmasın mı? Kalk boşacağım seni diyor. Adam bir ara baktı kaş göz ettim. Otur oturduğun yere batırma ortalığı diye. Neyse adam sustur.
Ondan sonra dedim ulan oğlum ben senin evliliğini kurtaracağım diye uğraşıyorum dedim. Sen temeli batıracağım diye uğraşıyorsun dedim. Hürriyette rahmet vardır. Bu senin hakkın kardeşin. Ya işte annesiyle ömreye gidecekmiş. Allah mübarek etsin. Harika. Bak işine gücüne. Ne sıkıntı yapıyorsunuz ki? Ondan sonra trip çek boyuna. Ki beraber onu birkaç kez götürdüm. Gücüm yeterse bu sene de hacca götürmek istiyorum. Ama surat bir karış. Yok böyle bir şey dedim. Caiz mi? Bunun böyle edepsizlik yapması. Estağfurullah edepsizlik değil ya. Öyle görmeyin. Eşlerinizi edepsiz görmeyin.
Bu eksik bir söz olsun. Okuduğuma da pişman oldum. Desem yalan olur. Eşlerinizi öyle görmeyin. Herkes hata yapar. Herkes kusur işleyebilir. O da mutlu olacak. Annesiyle beraber de gidecek. Annesine hürmet edecek, hizmet edecek. Ellemeyin mutlu olsun. Ne kadar güzel. Birisinin mutluluğundan mutluluk kapın sizde. Deyin ki ya mutlu oldu bu meseleden. Mutlu olsun. Efendim Allah gecinden versin. Kur'an-ı Kerim okumanın öneminden ölüm döşeğine düşünce mi bahsedeceksiniz? Bu soruma öyle bir cevap beklerim ki bir daha sormama bahane kalmasın inşallah. Vallahi işte eksiklik bizim her tarafımızdan akıyor herhalde.
Bir daha soracaksın galiba sen. Evet. Muhakkak ki Kur'an-ı Kerim'i okumak çok önemli. Ama daha ondan önemlisi ona uymak önemli. Allah sizi Kur'an-ı Kerim'i okuyup okumadığınızdan hesaba çekmeyecek. Allah sizi dinini yaşayıp yaşatmadığınızdan dolayı hesaba çekecek.
Ben ölüm döşeğine düştüğümde Cenab-ı Hak bana sen neden Kur'an-ı Kerim'i okutmak için uğraşmadın diye sorarsa Allah-u Alem ben de diyeceğim ki Ya Rabbi yangın vardı. İnsanlar imandan uzak, İslam'dan uzaktı.
İnsanlar dini bilmiyorlardı. Okudukları Kur'an'ı anlamıyorlardı. Okudukları Kur'an'ı yaşamıyorlardı da. Kur'an-ı Kerim okumasını hepsi de biliyordu. Ama hepsi de haramın içerisindeydi. Hukuku bilmiyorlardı, hükmü bilmiyorlardı. Allah'ın hukukunu öğrenmek Kur'an-ı Kerim okumaktan daha evladır.
Haramları, helalları öğrenmek okumaktan daha evladır. Bakın haramları, helalları öğrenmek okumaktan daha evladır. O yüzden Kur'an-ı Kerim'in okunmasıyla alakalı herhalde biz bu noktada eksik sohbet etmiş olabiliriz. Bu soruyu da bir başkasına böyle yazamazlar.
İnsanlar bize gelince nefisleri kabarıyor. Samimiyetimizi istismar ediyorlar. Bir de yazmış birisi, okur musunuz? Okuyoruz. Kimisi yazıyor, bunu muhakkak oku. Allah cümlemizi iyi etsin inşallah. Amin. Rahatsız değiliz. Sakın öyle algılamayın. Amin. Derdin değil. Hiç ama. Nefis her yerde var. Her yerde kol geziyor. Her yerde.
Ve o kimse kendince şimdi bunu yazarken çok önemli bir şey yaptı. Allah bizi hayır etsin inşallah. Amin. Amin. Evet. Sekizinci derse gelmişiz. Zikrullah'ın bu noktada insanların üzerindeki tecelliyatı. Geçen derste biraz bir giriş yaptıydık. Onda devam ediyoruz inşallah. Rabbinin adını zikret. Ve bütün gönlünle sadece ona yönel. Onu çokça zikret. İşin gücün onu zikretmekle olsun. Onu zikretmenin sendeki tecelliyatı sadece ona yönelmek olsun. Zikrullah'ın sende tecelli edip etmediğini anlamak istiyorsan.
İşinde gücünde evinde barkında yolda ticaretinde çalışırken yalnız kaldığında karanlıkta durduğunda muamelelerinde etrafına olan muamelelerinde davranışlarında. Sadece ona yönelmek mi var? Başka bir şey mi var? Rabbini çok zikret. O çok zikrin sendeki tecelliyatı her halinle ona yönelmek olsun. Bu ne demek? Bu haramlardan uzak durmak. Farz ibadetleri yerine getirmek. Eşine karşı muamelede de Allah'ın adaletini hukukunu gözetmek. Hz. Muhammed Mustafa'nın sünnetini gözetmek. Arkadaşlarınla olan muamelede Kur'an ve sünnet dairesini, haram helal dairesini çizgisini tutmak.
Ona yönelmek. Her halinle, her halinle ona yönelmiş olmak. Gece gündüz, soğukta, sıcakta, baharda, ilkbaharda, sonbaharda. Dört mevsim ona yönelmek. Gece gündüz ona yönelmek. Gündüzün hayatında ona yönelmek. Gecenin hayatında da ona yönelmek. Halimiz de ona yönelmek. İnşira ayet yedi. İşini bitirince ona yönel. Dünyevi işini bitirdiğinde bir işle işle iştigal ederken o işini bitirdin. Öğlen namazını kılmamazlık etme. Dünya işinden dolayı öğlen namazını öteleme. Ona yönel.
Dünya işinden dolayı ikindi namazını öteleme. Ona yönel. Dünya işinden dolayı akşam namazını öteleme. Ona yönel. Gece yatsı namazını öteleme. Gece yatsı namazını es geçme. Ona yönel. Gündüz ticaret yapıyorsan ticaretinde hiç kimseyi aldatma. Ona yönel. Kalbinde Allah korkusu olsun. Kalbinde Allah sevgisi olsun. Kalbinde Allah olsun. Kalbinde O olsun. Her halinle ona yönelenlerden ol. Her halinle onun sıfatlarının tecelliyatını izle. Her halinle ona yönelerekten onun sıfat ve efvalini izle. Bil ki bütün fiiliyatı yaratan O.
Bütün efal ve sıfatın sahibi O. Hem enfisi noktada hem de afaki noktada her şeyin sahibi O. Enfisi dedim iç aleminde. İç aleminde. İç aleminde tecelli eden O. Senin dışındaki de efal ve sıfat olarak tecelli eden O. Senin içinde de efal ve sıfat olarak tecelli eden O. Yerin de göğün de nuru Allah. O zaman sen kendini öyle bir rahmutaya al. Öyle bir tefekküre al. Öyle bir zaptu rapt altına al. Gaflete düşme. Şeytan ve nefis seni kandırmasın. Her an, her an onun seni gördüğünü bil. Her an gözünün gördüğü görmediği her yerde sıfatsal olarak tecelli edenin O olduğunu bil.
Sakın Allah'ı zikirden uzaklaşma. Her halin zikir olsun. Yemen, içmen, yürümen, oturmen, öksürmen dahi zikir olsun. Gırtlak temizlemen dahi zikir olsun. Öylesine zikir olsun her halin. Nefis gıdıklamasın boğazını. Şeytan gıdıklamasın boğazını. Nefis ve şeytan gıdıklamasın seni. Öylesine haşyetle Allah'ı zikret. Öylesine vakarla Allah'ı zikret. Öylesine zikret ki senin her halin zikir olsun. Her halin.
İşte bütün gönlünle O'na yönelirsen sende nefis ve şeytanın tecelliyatı kalmaz. Allah'ın korumasına alınırsın. Cenab-ı Hak seni hıfzına alır. Husisi manada. Cenab-ı Hak seni muhafazasını alır husisi manada. Cenab-ı Hak seni rahmetini alır husisi manada. Cenab-ı Hak seni bereketlendirir husisi manada. Musa'ya nasıl gökten indirdiyse rızkını senin de indirir merak etme. Nasıl İsa'ya ve havarilerine gökten indirdiyse merak etme sana da indirir. Maddi manevi seni de rızklandırır. Sen yeter ki O'na yönel her halinle. Her halinle O'na yönelmenin tadını çıkar. Gönlünde O'ndan başka bir eser bulunmasın.
Gönlünde O'nun muhabbetinden başka bir muhabbet bulunmasın. Gönlünde O'nun tecelliyatından başka bir şey bulunmasın. O'na öylece gönlünle, içinle, dışınla göner. Öylesine zikret, her şeyin zikir olsun senin. Her şey. Sesini duyan O'nun sesini duysun. Hani Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri diyor ya, Allah'ın öyle kulları vardır ki, onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Sen öyle zikret, sen öyle O'na yönel ki, seni gördüklerinde Allah hatıra gelsin. Hani öyle bir tane Hadis-i Kudsi var ya, Allah'ın öyle kulları vardır ki, zikrin anahtarıdır onlar. Zikrin anahtarı.
Onlar zikrullah ile hemhal olurlar. Zikrin anahtarı O. O zikrin anahtarı O. Allah'ı öyle zikret. Ve merak etme. O her şeyin Rabbidir. O doğunun da Rabbidir. O batının da Rabbidir. O yerin de Rabbidir. O göğün de Rabbidir. O şeytanın da Rabbidir. O nefsinin de Rabbidir. Onun Rabbi olmadığı hiçbir şey yoktur. Sen öyle yönelirsen her şeyi sana hizmetçi eder. Sen her şeye hizmetçi olmazsın. Sen her şeye hizmetçi olacak değilsin. Sen halifesin. O sana her şeyi memur eder.
O her şeyi sana hizmetçi eder. Eğer ona yönelirsen. O yüzden İyyâ kenabüdü ve iyâ kenastayin sırrını hiçbir zaman unutma. Her şeyinle ona yönel onu zikret. Her şeyinle. İkinci ayet-i kerime. Onlar ki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer. Onlar ki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer.
Kalbin titresin. Onu zikrediyorsan için titresin. Ve onun zikrinden için trim trim trim titresin. O zikrullah yaparken sen ve her şeyinle onu zikrediyorsan İçin tiril tiril titresin. Tiril tiril titresin. Bakın içi gönlü tiril tiril titreyenin ikinci vası. Onlar dedi müminler. Onlar dedi Allah'ın veli kulları. Allah'ın dostları. Onlar dedi Allah'ın evliyaları. Onlar dedi Allah'ın hizbi. Allah taraftarı. Başlarına gelene sabrederler. Eğer kalbin Allah'ı zikredersken tiril tiril titriyorsa. Başına gelenlerden sabır sende çıkar.
Sen başına gelen musibetlerden, başına gelen sıkıntılardan, başına gelen darlıktan. Ki bunların hepsi de izafidir, hayaldir. Buna sabredersin. Namazı kılarlar. Bakın namazı da hemen anında ekliyor. Eğer ki siz zikrullah ederken kalbiniz tiril tiril titriyorsa namazınızı kılarsınız. Allah. Bu zikrullahın tecelli ettiğine işarettir. Buraya toplanıp da Allah'ı zikrediyorsanız, günlük virdiğinizi çekiyorsanız, sizde bunun tecelliyatı, başınıza bir şey gelirse sabırlı. Ardından ne? Namazlarını dosdoğru kılarlar. Ve kendilerine verdiğimiz rızıktan dağıtırlar, infak ederler. Ondan sonra ne yapıyormuş o kimse?
İnfak ediyormuş. Cömert kullardan oluyor. Allah'ı zikreden ve zikrederken kalbi titreyen bir kimse, başına gelen musibetlere sabırlı, namazını dosdoğru kılıp verilen rızıklardan infak eden insanlar. İşte kalbin titremesi, bu noktada o kimsenin Allah'la alakalı her şeyde duyarlılık göstermesi, ince davranması, haramlara duyarlı, farz ibadetlere duyarlı, ince davranıyor.
Kalbi titriyor çünkü onun. Onun yanında Allah'tan bahsedersen o duyarlı, can kulağıyla dinliyor o. Zikrullah'ta duyarlı, başka bir şeyle uğraşmıyor. Namazda duyarlı, alıp satmıyor benim gibi. Alıp satmıyor benim gibi. O kalbi titremiş onun. Kur'an ve sünnet dairesinde o kimse hassas. Birinin kalbini kırmakta hassas. Birini incitmekte hassas. Birine karşı edep dışı davranmakta hassas. Aman ben buranın havasını bozarım demekten hassas. Nefsine uyup uymama noktasında hassas. Şeytana uyup uymama noktasında hassas. Kılı kırk yılıyor. Eşine karşı hassas. Çocuğuna karşı hassas.
Arkadaşlarına karşı hassas davranıyor. Etrafına karşı hassas davranıyor. Eşyaya karşı hassas davranıyor. Allah'ı çok zikreden, Allah'ı zikrederken kalbi titreyen bir kimsenin. Bir şeye zarar vermesi mümkün değil. Bir şeyi boş vermesi mümkün değil. Bir şeyi odandan kaçırması mümkün değil. O her şeyiyle ona yönelik. Ve kalbi trim trim titremekte. Kalbi trim trim titremekte. Allah adına o kalbi atmakta. Ve her nefes Allah demenin derdinde. Ve her haliyle, her haliyle. Allah'ı yaşamakta o. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. O yüzden o kimse Allah'ı çokça zikrediyorsa, onun üzerindeki tecelliyatı bunlar. Yoksa çokça zikretmek, değişik sesler çıkarıp değişik modurtular çıkarmak demek değil.
Çokça zikretmek demek, zikrullahın ahenginde kendi kendine nefsinden bir aheng çıkarmak demek değil. Çokça zikretmek demek, çokça bağırmak demek değil. Sayha atmak demek değil. Kalbin titremesi. Değişik hareketler yapmak demek değil. Kalbin titremesi önemli. Çokça zikretmiş, namazı terk etmiş. Bu sufilik değil. Kalbin titriyorsa namazı nasıl es geçiyorsun? Allah'ı zikreden nasıl namazı es geçer? Allah'ı zikreden infaktan nasıl es geçer? Allah'ı zikreden nasıl katı kalpli olur? Nasıl zulmeder etrafına? Eşine nasıl zulmedersin? Çocuğuna nasıl zulmedersin?
Arkadaşına nasıl zulmedersin? Allah'ı zikreden nasıl gıybet eder? Nasıl dedikod eder? Allah'ı zikreden nasıl kendisini salıp koyuverir? Allah'ı zikreden nasıl nefsini düşünür? Allah'ı zikreden nasıl ütmeyi düşünür bir başkasını? Allah'ı zikreden nasıl kötülük düşünür? Allah'ı zikreden nasıl mümin kardeşine bir kötülük senaryosu kurar? Allah'ı zikreden nasıl mümin kardeşinin başına çorap örmeye çalışır? O'nun kalbi titriyorsa Ve kalbi trim trim titriyorsa O'nun korkacağı Allah'tır O'nun ümidi Allah'tır O'nun sevgilisi Allah'tır O'nun mabudu Allah'tır O'nun matlubu Allah'tır İyâken âbudü ve iyâken esteyin sırrında durur O Çünkü bilir ki Allah'tan başka imdat edecek yoktur Bilir ki Allah'tan başka ibadet edilecek yoktur Allah'ı çokça zikreden kimse şeyhini nasıl Rab görür?
Allah'ı çokça zikreden bir kimse şeyhini nasıl nebi görür, peygamber görür? Allah'ı çokça zikreden bir kimse Allah'tan başka nasıl ilah tanır? Allah'tan başka nasıl hukuk koyucu, nasıl kanun koyucu tanır? Allah'ı zikreden bir kimse Muhammed-i Mustafa'nın izinden başka iz tanır mı? Allah'ı zikreden bir kimse Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinin üstünde bir şey tanır mı? Allah'ı zikrederken o kimsenin kalbi titriyorsa Yol sünnet-i Resulullah olmalı onun gideceği yol Unutma Sünnet-i Resulullah yolunu Allah yolundan ayrı görme Onları iki görme Kur'an ve sünneti iki görme Tafsilat açısından ikiymiş gibi görünür Az önceki bu alem muhabbeti Sakın yol tektir Sakın yolu iki görme Sakın Allah'ı zikreden yolu iki görmez Bu Kur'an'ın yolu, bu sünnetin yolu demez Sünnet-i Resulullah da Kur'an'ın yoludur İkisi birbirinden ayrılan şeyler değildir Tafsilat açısından ayrılır Tafsilat açısından O yüzden sakın ha
Allah'ı zikrederken kalbin titriyorsa Sünnet-i Resulullah'a uymakta imtina et Ona göre dikkatli ol Çünkü Allah'ı zikredenler için Muhammed-i Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellem'de güzel örnekler vardır buyurdu Kim için? Allah'ı zikredenler için Allah'ı zikrediyorsa o kimse Kalbi pırpır ediyorsa zikrullah da Muhammed-i Mustafa'ya uyacak sallallahu aleyhi ve selleme O raks eder gibi Allah'ı zikretmedi O değişik sesler çıkararak da neydi belirsiz sesler çıkararak da zikretmedi O lafızları oturtturdu Allah dediğinde herkes onun Allah dediğini anladı bildi
O dini apaçık yaşadı Saklı gizli yaşamadı O dinin hükümlerini de apaçık anlattı Saklı gizli anlatmadı Saklı gizli bir din anlatmadı bize Saklı gizli bir yol da koymadı O zaman Allah'ı zikredenler Allah'ı zikredenler Kalpleri pırpır edecek Duyguları Duyguları Hassasiyeti Kur'an ve sünnet üzerine odaklanacak Namaza odaklanacaklar İnfaka odaklanacaklar Paran yoksa tebessümün de mi yok Paran yoksa nasihatın da mı yok Paran yoksa iyi geçiminde mi yok Sakın Bir kimse kalp kırıyorsa Zikrullah onun kalbine oturmamış Bir kimse dedikot ediyorsa
Zikrullah onun kalbine oturmamış Bir kimse iftira ediyorsa Zikrullah onun kalbine oturmamış Bir kimse suizanla hep meşgul ise Zikrullah onun kalbine oturmamış Yerleşmemiş onun kalbine Allah zikredildiğinde kalbi pırpır ediyorsa o kimsenin O haramlardan tövbe edip geri dönendirir O farzları yerine getirip Nafilelerle ona yaklaşandır Ona yaklaşandır Onun hali o zaman Yanar döner hal gibi değildir Bir ışılayan bir sönen gibi değildir Onun hali o zaman Yanıp sönep yanıp sönep kimse değildir O gökteki yıldızlar gibidir
Yol gösterir o Ashab yıldızlar gibidir Hadis-i şerif ona işarettir Ashab yıldızlar gibidir Gece yolda kalana yol gösterir Allah'ı zikredenler Gece de karanlıkta kalmış ümmete yol gösterir Sen öylesin Allah'ı zikret ki Karanlıkta kalmışa yol göster Karanlıkta kalan Şeytanın desisesine Şeytanın yoluna kanan kimse Şeytanın parlaklığına kanan kimse Nefsin oyununa düşen kimse Öylesine Allah'ı zikret Gökteki yıldızlar gibi ol Yol göster insanlara İnsanlara Kur'an ve sünneti anlat İnsanlara gıybet etme İnsanlara dedikode etme
İnsanlara iftira atma Bildiğin bir şey varsa Allah'ı zikret Floresan lambası gibi yol aydınlat Bildiğin bir şey varsa Yok bunun dışında bir şey yapıyorsan Bil ki şeytana kulluk ediyorsun Hem dergaha gelip Hem gıybet edip Hem dedikod edip Hem iftira edip Harem hem haram işliyorsan Bir de bunu dervişlik gösterisinin altında Dervişlik cübbesinin altında yapıyorsan Vallahi sen bizim yolumuza taş attıranlardansın Sen dervişlik süsüyle cübbesiyle İhanet ediyorsun Sen zikrullah halakasında durup İhanet ediyorsun İhanet etme
Tövbe et Geri dön Bir daha oraya girme Tövbe et Geri dön Bir daha oraya girme Floresan lambası gibi ol Bir yerde gıybet ediyorsan sen Bir yerde iftira ediyorsan Zikrullah'ın nuru senden kalktı Gitti senden Sen şeytanın kulu kölesi oldun O esnada şeytana yolculuk ediyorsun Sen şeytana yoldaşlık ediyorsun Dikkat et kendine Dikkat et Allah'ı zikredenlerin Vasıfları Dedikodu gıybet değil iftira değil Allah'ı zikredenlerin vasıfları Allah'ı zikredenlerin vasıfları Allah yolunda koşmak Her şeyinle ona yönelmek Her şeyinle ona yönelmeyen bir kimse
Zikrullah haliyle hallenmedi Zikrullah'ın haliyle hallenmedi Zikrullah'ın haliyle hallen Her şeyinle ona yönel Dilin, gözün, kulağın, elin, ayağın, için, dışın ona yönelsin İhsana o zaman ulaşacağım Hani sohbetin başında vardı ya İman nedir, islam nedir, ihsan nedir? Allah'ı görüyormuşçasına yaşamaktır Allah'ı görüyormuşçasına yaşamaktır İhsan Allah'ı görüyormuşçasına yaşamaktır Görüyormuşçasına yaşa O yüzden sufiler derler ki Karşındakini Rab bil Karşındakini Rab bilirsen Görüyormuşçasına yaşarsın Aldatamazsın Kandıramazsın
Ütemezsin Kale almamazlık edemezsin Tepeden bakamazsın Dedikodusunu, gıybetini, iftirasını edemezsin Karşındakini Rab gör hadi Bakarsın Başka bir Güzellikte sana tecelli eder O zaman kıymetli dostlar Kıymetli kardeşler Biz İnşallah Allah'ı her haliyle Kullarından Kullarından Bizi dışarıdan Bunlar Bunlar Ortalıkta Delilik hareketler Böyle Kimisi şataat eder Kimisi tuhaf davranışlarda bulunur O bu öyle delilik değildir Bu Allah delilidir Her şeyle ona yönelir Herkes haramı kaşıklarken o bırakır
O haramı kaşıklamaz Herkes gıybet ederken o etmez Susun der Herkes der ki ya ne buranın havasını bozdu ki bu Herkes orada bir günaha girdiyse o çeker gider oradan Herkes der ki ya deli bu adam Evet Delilik o manada Yoksa tuhaf davranışlar değil Namaz kılar o kimse Onlar derler ki deli bu adam Kafeiymiş Herkes gülüp eğlenirken bu namaza durdu Ya ne işiniz var bu akşam maç var Deli misiniz siz zikrullah'a gidecek Ya şu pazar sohbeti de tam böyle derbiyeden geldi ya E deli misin ya zikrullah mı gidilir bu pazar E ne var ya Fenerbahçe-Kalasaray maçı var ya
İşte onlar delidir Onlar Kur'an ve sünnet noktasında delidir Allah bizi onlardan eylesin Allah'ı zikreden kimseyle onu zikretmeyenin benzeri diri ile ölü gibidir Demek ki Allah'ı zikredersen sen dirisin Ölüler kim? Zikretmeyenler Zikirden uzak olanlar Zikirden paya almayanlar Bu manada Allah'ı zikredilen ev ile zikredilmeyenler Zikredilmeyen ev arasındaki farkı söyleyeyim mi?
Söyle ya Resulallah Allah'ı zikredilen ev Böyle hani harabe de olsa mamurdur Yani güzeldir Allah'ı zikredilmeyen ev Böyle güzel görünse de O harabedir İnsan da aynıdır Allah'ı zikreden insan Mamurdur, ahzendir, güzeldir Ama böyle zikreder Böyle zikreder Onu görenin aklına Allah gelir Ona bakan Kaşı böyleydi, burnu böyleydi diye suretine bakıyor Onu gören Allah'ı zikrediyorsa Harika O zikrin anahtarı olduysa harika Zikrin anahtarı olmuş Allah'ı zikredenler Zikrin anahtarı gibidir Bir takım gruplar Dünyada yayılmış Döşekler üzerinde
Allah'ı zikrederler Bu zikirleri Kendilerini Cennette Yüce derecelere Ulaştırır Buyurdu Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri O zaman siz Oturup kalktığınız yerlerde Allah'ı zikredeceksiniz Öyle döşeklerde Koltuklarda Boş boş Oturmak yok Heva Hevesle oturmak yok Onların hamdini yerine getireceksiniz Allah'ı çokça zikredeceksiniz İnsanlar size Mecnun deyinceye kadar Allah'ı çok zikrediniz Buyurdu Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Onlar size diyecekler ki Bunlar Mecnun oldular Mecnun deli demek
Bunlar deli oldular Bunlar deli Bunlar deli oldular Deli oldular denilinceye kadar Allah'ı çokça zikredeceksiniz Münafıklar size Siz gösteriş için yapıyorsunuz Deyinceye kadar Allah'ı çok zikredin Demek ki siz öylesin Allah'ı zikredeceksiniz ki Münafıklar Decekler ki Siz gösteriş yapıyorsunuz Hayır Öyle demişti Bir hoca efendi bana Bizim bayındırdaki kardeşler Öyle dedi Sahabeler bu kadar zikrullah yapmıyorlar Dedi Hafızdı kendisi Dedi ki Mustafa efendi Sahabeler sizin yaptığınız Zikrullah kadar Zikrullah yapmıyorlardı
Dedi Şeyh efendiye dedi Abdullah efendi Bir kurtar benim yakamı buradan Dedi Öylesine zikredeceksiniz ki Dışarıdan görenler size Decek ki Deli olmuş bunlar Öylesine zikredeceksiniz ki Zikrullah'a öyle yapışsanız Derslere öyle yapışsanız Münafıklar diyecekler ki Bunlar gösteriş yapıyorlar Münafıklar Çünkü Allah'ı zikirden hoşlanmazlar Münafıklar Allah'ı zikredenden de hoşlanmazlar Sizden hoşlanmayacak iki grup var Bir kafirler İki münafıklar Dervişler grubunu bu iki grup sevmez Dervişler grubunu bu iki grup has etmez
Birisi kafirlerdir Kafirler Allah'ı zikredenler de nefret ederler İkincisi münafıklardır Onların nefislerine ağır gelir Her gün yüz tane şundan çek Her gün yüz tane bundan çek Her gün namazını kıl Her gün işte kendini zaptır aptaltına al Münafıkın canı sıkılır Zikrullah'a gitmeyi istemez münafık Önlemeye çalışır Bakın önlemeye çalışır Yasaklayan ise kafirdir Bir kimse bir kimsenin zikrini yasaklıyorsa kafirdir o Ona tecdit iman tecdit nikah gerekli Ona tecdit iman tecdit nikah gerekli Allah'ın mescitlerinde Allah'ın zikrini yasaklayandan daha zalim kim olabilir?
Mescit yeryüzüdür Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlere Başka peygamberlere verilmeyen beş şey bana verildi Arz bana mescit kılındı dedi Arz bana mescit kılındı O zaman yeryüzünde Allah'ın zahiri olarak Allah'ın zikrini yasaklayandan daha zalim kim olabilir? Sadece camiler değildir bunun içinde Evde zikrullah yapacak adam yasaklıyor Evde zikrullah yapacak anne baba yasaklıyor Evde zikrullah yapacak koca yasaklıyor Evde zikrullah yapacak kadın yasaklıyor Ya kendi nefsin Sen kendini zikrullah'tan yasakladıysan senden daha zalim kim var?
Ya sen kendini zikrullah'tan beri tuttuysan uzaklaştırdıysan senden daha zalim kim var? Çünkü senin üzerinde Allah'ın sıfatlarının cemi var Allah'ın sıfatları tam olarak senin üzerinde tecelli etti Tam olarak tecelli etti Ve sen ol senin üzerinde zahir ve batıl İçsel ve dışsal olarak Kendini zikrullah'tan öteliyorsan Senden daha zalim yok Senden daha zalim yok Çünkü sıfatullah senin üzerinde tecelli etmiş vaziyette Sıfatullah senin üzerinde tecelli ettiyse Sen o ancak zikrullahla hemhal olacak Orada kendini bulacak
Orada kendini bulacak Orada kemale ereceksin sen Sen onu zikrullah'tan yasaklıyorsan Senden daha büyük bir zulüm yapan kimse yok Senden daha zalim bir kimse yok Hele zikrullah'a kattın Ardından çıkardın Zikrullah alakasından sen kestiysen yolunu Senden daha zalim bir kimse yok Senden daha zalimi de yok Neden? Sen çünkü bütün zikrullah'ı otomatikman kestin attın sen Otomatikman kestin attın yasakladın Kendini münafıklar zümresine koydun Kendini münafıklar zümresine koydun Sen kendi kendine yaptın Bir başkası değil Allah bizi affetsin inşallah Cenab-ı Hak cümlemizi hakiki manada zikreden kullarından eylesin Cenab-ı Hak cümlemizi zikriyle zikrini yapanlardan eylesin Cenab-ı Hak onun zikriyle zikrinden ayrılanlardan eylemesin inşallah
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.