mustafaozbag.org

433. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 7 Mart 2015 · 1:07:40

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin. Gündüzünüzü hayır eylesin. Cenab-ı Hak, ayınızı, yılınızı, gününüzü hayırlı eylesin inşallah. Beşen dakika sorulara bakalım, ondan sonra tekrar mutat sohbetimize devam edelim inşallah. Vahabilik nereden çıkmıştır, kimler türetmiştir, İslam'ın kalbi Mekke ve Medine bunların elinde olmasına nasıl bakıyorsunuz?
Osmanlı'nın son döneminde ne yazık ki bu Vahabilik Suud bölgesinde türedi. Irkçılığa dayalı din anlayışı bir, şu anda böyle meseleyi böyle dolaştıracağım belki de, dünya üzerinde normalde İslam üç parçaya bölündü, üç ana parça.
Daha önce iki ana parçaydı. Bir tarafta Şia vardı, bir tarafta Sünniler vardı. Buna ilave edildi, Osmanlı'nın son döneminde yıkılırken Vahabilik. Vahabilik de işte Abdurrahman Vahabi olması lazımdı adı herhalde, hatırımda kaldığı kadarıyla. Bu İbn-i Tehmiye'den etkilenen, ama ve lakin sünnetleri reddeden, sünnet-i seneyi kesinlikle bu noktada al aşağıya ve İslam'ın kendince, Müslümanların kendi ritüellerini de o noktada reddeden, direkt Kur'an böyle demiş deyip, yeni bir anlayışla kendilerince, Arap milliyetçiliğinin üzerine bir din oluşturdular.
Tabii bunda Selefi dediğimiz akımın farklı bir versiyonu oluştu. Bu biraz da böyle Osmanlı'nın son dönemindeki milliyetçilik akımlarına da uygun bir akımdı. Arap milliyetçiliğinin üzerine kurulur ve İngilizler tarafından desteklenen, İngilizler tarafından parlatılan bir algı ve anlayış oldu.
Ve Osmanlı'nın içerisinde böyle bir oluşumla bunlar ilk etapta ayrıldılar. Nasıl Suriye'de Nusayriler, Esed gibi böyle İslam'ın içerisinden farklı bir noktaya ayrıldılarsa, bunlar da farklı bir noktaya ayrıldılar. Şimdi dünya üzerinde bu üç temel anlayışa, bir tarafta Arap milliyetçiliğinin üzerine kurulu Selefi Vahabi düşüncesi, bir tarafta Farisi milliyetçiliğinin üzerine kurulu Şia düşüncesi, bir tarafta da Sünniler var.
Bu herhalde İslam'ın içerisinde en büyük handikaplarından birisi. Bu handikaptan dolayı İslam dünyası bayağı sıkıntı yaşıyor ve yaşayacağı da benziyor. Ve bunun bu noktada beş yılda, on yılda, yirmi yılda bu meselenin hallolması biraz zor. O Mekke'de, Medine'de, imamiyet noktasında bugüne kadar malikilik orada ağır basıyordu. Ve imamları, Oooo, Hacı Mahir başlar. Nasılsın, iyi misin? Allah daha iyisin inşallah ya. Şeyden, Mekke'de, Medine'de imamiyet noktasında önceden malikiler ağır basardı. Hatta malikiler genel olarak halkın eskileri, biraz daha klasik olanlar maliki mezhebindedir. Yeni gençlerin, bir kısım gençlerin, Arap milliyetçisi gençler, bu noktada biraz Vahabi, Selefi çizgisinde duruyorlar.
Selefi demiyorum sırf. Yani normalde eski Selef imamlarının yolundan gidenlere söyleyecek bir sözüm yok. Yeni Selefilik, yeni Selefi Vahabi düşüncesine karşıyım. Yoksa Selef imamlarının düşüncesine karşı çıkmak, çünkü İmam-ı Azam da Selef imamı sonuçta, karşı çıkmak insanın kendince, kendi durduğu yeri, kendi ayağının bastığı yeri reddetmek gibidir. O yüzden özellikle konuşurken, sohbet ederken de bunu ayrıştırın. Bugünkü Selef ve Vahabi çizgisindeki düşünceye karşıyız. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Bu noktada kardeşler bir şey söylerken de tekfir etmesinler. Durdukları çizgi meydanda, işte IŞİD çizgisi de meydanda. O yüzden bunlar İslam dünyasında daha çok tartışılıp sıkıntı yaşatacak şeyler.
Sizde ders nasıl alınıyor rüyamızda ve ne ve neler görmemiz gerekiyor ders alabilmek için? Sufi dergahlarında bir kimsenin ders alması için, orada bir kimse kendisinin yerinin olup olmadığını rüyasında görmesi lazım. Aslında Üstadımız Mevceli Abdullah Efendi Hazretleri derdi ki, iki çeşit ders alınır. Bir kimse gider bakar, Kur'an-ı Sünnet dairesinde inceler, oradan ders alınması gerektiğine kendisi kalben bu noktada karar verir. İşte orası Kur'an-ı Sünnet dairesinde zahiren bir sıkıntısı yoktur der. Dersi alır oradan. Bir de bunun işin manevi tarafı var. O kimse orada sahih rüya görmesi lazım. Herkes rüya görecek diye bir kaydı yok.
Ama orada sahih rüya ile o kimsenin ders alınabileceği veyahut da kendisinin oraya ait olduğuna dair bir rüya görmesi gerekir. Bu işin en böyle temiz ve sağlam tarafıdır. Çünkü öbür türlü Kur'an-ı Sünnet dairesinde incelemiş olsa dair zaman içerisinde o kimse akla uyuyor. Aklınla orayı aklıyla yorumlamaya çalışıyor. Veya bir hadisi bilmiyor. Veyahut da bir hadis yorumlamasını bilmiyor. Şeytan oradan giriyor ona. Bak bu hadisi böyle söyledi, böyle yorumladı diyor. Veyahut da o noktada bir ayet-i kerime bilmiyor. Bir fıkıh bilgisi yok. Bir fıkıh bilgisi olmayınca şeytan oradan giriyor. İşte Darül Harp'te faizle alakalı mesele gibi. Okumamış. Fıkıhın inceliklerini bilmiyor.
İşte bana da mail ile gönderiyorlar. Diyorlar ki böyle böyle biz geldik derslere sizin bu faizle alakalı meselemiz kafamızı karıştırdı. Ben de soruyorum. Evde İbni Abidin var mı elinin altında? Yok. El hidaye var mı? Yok. İşte dürer gürer var mı? Yok. El ihtiyar var mı? Yok. Elinde fıkıh kitabı ne var diyor. Susuyor. Ses yok. Elinde bir fıkıh kitabı yok. Bu kanıya nereden var mı? Bu bilgiye nereden ulaştı? Bunun gibi zaman içerisinde o kimsenin aklı burada oynuyor o kimsenin. Bizim yolumuz normal bir tarikat yolu gibi değil. Biraz fazla canlı heyecanlı hareketliyiz biz. Biz böyle kenarda çekil işte dersini çek namazına bak orada hayatına devam et.
Öyle bir tasavvuf anlayışım yok benim. Hiç olmalı. Hiç olmalı. Bizimki biraz daha kanlı canlı heyecanlı koşuşturmalı. Adam koşması lazım. Mücadele etmesi lazım. Dersleri takip etmesi lazım. Bir vazife alması lazım. Bir vazife almasa dahi vazifelere bu noktada desteklemesi lazım. Yani böyle canlı heyecanlı bir tasavvuf hayatı yaşaması lazım. Böyle canlı heyecanlı yol giderken birisi onun ayağına basacak. Biz onun ayağına basacağız. Birisi ona öteye git diyecek. Biz diyeceğiz öteye git diye. Veyahut da çekeceğiz adamı gel burada otur diyeceğiz. Orada kaynayacak biraz. Cızbız olacak filan pişman. Her şey var. Böyle olunca o kimsenin ya ben neden şimdi ötedeyim?
Ya ben şimdi neden içerideyim? Ya beni neden üçüncü halakaya attılar şimdi? Gibi nefsine vurursa burada onun peşinden gidecek olan kimse yok. Vay kardeş sen niye küstün? Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin öyle derdi. Nice başlar kesilir kan parasını soran olmaz. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış. Adam küsmüş eve gitmiş oturmuş. Ömrünce küssen ne olacak? Öyle olunca adam rüyasında görürse kendince oraya ailiyetini kendisinin görürse. Oturur, kovsan da gider gelir adam. Bazen öyle diyorlar. Kovulur mu? Kovulur. Kovar mısın lan? Kovarım tabii. Ya biz böyle yumuşak halim salim zannediyorlar.
Deyip kim Allah'ın lanetlediği bir şey yaparsa kovarız onu. Deriz ki dergahla işin gücün yok kardeşim. Bakın git başka yere. Bizim kovmamız bu. Sen böyle davranırsan bizim aramızda yerin yok. Bu kadar basit. Bu kovmaksa eh kovmaktır. Bak bu kovmaksa kovmaktır. Sıkıntı yok. Bir kimse hem dergahın içerisinde durup hem de Allah'ın lanetlediği bir şey yapmaya devam edemez. Böyle bir hakkı hiç kimsenin yok. Kimsenin yok. Ben de dahilim buna. Öyle olunca bizde yol inişli çıkışlı, çetrefilli, dikenli. Evet bir kimse. Aa kendince, gönlünce burada olduğunu görmüş adam. Kalbi ısınmış, içi yatmış.
Rüyasında da görmüş. Eyvallah. Yol bir günlük, iki günlük, üç günlük, beş günlük değil. Ben 86'da ders aldım. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin 2004 ölünceye kadar. Bitmedi. Devam ediyor adam. Ne zaman bitecek bildiğimiz yok. Öyle olunca inişli çıkışlı, engebeli arazi bu. Rafting yapar gibi. Bizim sufi hayatımız raftingçilere benzetiyor. Dalganın nerede vuracağı belli değil. Nerede bir şelale var belli değil. Nerede bir kaya var. Ne zaman önüne bir kocaman kaya çıkıp ters kepçe seni getirecek belli değil. Hiçbir şey belli değil. Sabahleyin kalktığında sağlam tutun. Sağlam tutun.
Kayıt bir tarafta, sen bir tarafta kalabilirsin. Böyle olunca o kimse rüyasında görmüyor. Tasavvufun zaten böyle içi özü bu. Herkes sufi olacak diye bir kaide yok. Bizim öyle bir kaidemiz yok. İnsanlar adam toplamak için hürat, kalabalık olacaklar ya önüne gelene yolda ders veriyorlar. Verirler. Tarikatlar yapar öyle. Biz sufi topluluğumuz. Ben ta başından beri söylüyorum. Biz sufi bir topluluğumuz. O yüzden bizde renk çok, cümbüş çok, bizde hayat çok, bizde girişçi çok, çıkıntı çok, yokuş çok, iniş çok, düzlük çok. Her şey var elhamdülillah. Rüyasında görürse, buraya ait olduğumu da görürse o kimse rahat eder, canı da rahat eder, kendisi de rahat eder.
İnsan ya sevdiği yere ya sevildiği yere yakışır. Buraya sevilmek için gelmeyin hiç. Vaa ben gideyim orada beni baş köşeye tutursunlar, yok. Bizde öyle şeyler yok. Hatta eleştirirler bile. Bana mesaj çekerler, mail çekerler, işte hocam geldik hiç kimse yüzümüze dahi bakmadı. Ben de cevap yazıyorum. Yüzüne bakacak olan yere git. Böyle sert beklemiyor. Ya hocam, çok sert söyledin. Hadis-i Şerif patlatıyor bu sefer. Bir topluluğa gittiniz de size hiç kimse hürmet etmedi. O topluluktan çıktığınızda cennetlik birini görmek istiyorsanız ona bakın. Biz böyle bilmiyorduk. E nefsinizden konuşuyorsunuz.
Dini bilmiyorsunuz. Hani var ya para alan, para üten cemaatler, tarikatlar onlar paralarını üttüklerinden milletin o filanca X efendi hoş geldin başka bir şey oturtuyor. Neden? Parasını ütecek onun. Alacak parasını ondan. Alacak ondan parasını. Ölümünce hürmet ediyor. Bir tanesi öyle dedi. Ben Süleyman Efendi'nin cemaatine gidiyorum. Beni ayakta karşılıyorlar. Fethullah Hoca'nın cemaatine gidiyorum. Beni ayakta karşılıyorlar. İşte bilmem bütün filanca Kur'an kursuna gidiyorum. Beni ayakta karşılıyorlar. İkizler Kur'an kursuna gitmiş. Ayakta karşılamışlar. Dinliyorum ben şimdi. Ama dedi buraya geliyorum dedi.
Kimse yüzüme bakmıyor dedi. Baktık ya dedim. Böyle baktık. Baktık ya dedim işte. Kimse yüzüne bakmıyor dedim. Baktım dedim. Dinliyorum bak seni. Öyle değil hocam dedi. E dedim ben. E dedi kimse hürmet etmiyor bize dedi. Cafer'e de gittim dedi. Cafer Bey'e dedi. Yardım edeyim buraya. Beş yüz bin lira dedim dedi. O da para almak dedi. E geçmiyor dedim burada para. E böyle baktı. Burada dedim imekliye imekliye gireceğim buraya dedim. Sen dedim böyle tekkenin sahibi gibi giriyorsun. Tuhafına gitmiş. Adam parayla tekkeyi satın alacak. Öyle olunca bizde böyle işte birisi gidiyormuş. Gidecek Allah yoluna çık etsin. Allah onun zamanın kutbuna derviş etsin.
Bizim bu noktada bir dertimiz yok. Seviniriz. Onun kötülüğünü istemeyiz asla. Allah muhafaza eylesin. Ama burası çok fazla çalkantılı ya. Çalkantılı yerde tutulmak biraz zordur. Burası böyle kaynıyor. Kaynayan yer tutulmak çok zordur. Bir yer var. Rütin gidiyordur. Rütin gidiyordur. Orada yol yürümek de kolay olur. O yüzden bizde böyle biraz yol yürümek kolay değil. O yüzden rüyada görürlerse daha hoş olur. Bir her insanın mutlaka bir mürşidi kamili, bir şeyhi olması gerekir mi? Bütün ehli tasavvuf böyle söyler. Bu bir doğrudur, hakikattir. Ama bunu böyle söylediğinde karşıdaki kimse de kendini bir şey zannediyor.
Karşıdaki kimse bir şey zannettinden diyorsun ki yok kardeş herkese lazım değil bu. Bak işine. Eğer sen nefsini bilen, Rabbini bilir, hadisi şerifinin üzerinde, senin üzerinde tecelli etmesini gerekiyorsa, bunu istiyorsan, senin nefisle alakalı mücadelede sana bilgi verecek, eğitim verecek birisine ihtiyaç duyacaksın o zaman.
Ama öbür türlü lazım değil. Herkes tatlı yemek zorunda mı? Değil. Herkes bir tamam yemek mi yemek zorunda? Değil. Birisi kalkar, ayak üstü bir sandeviç de yer, karnını doyurur. Sen de istedik, karnını doyurur. İllaki mükemmel bir sofra da yiyeceğim diye bir kaide yok herkes için. Ben hep böyle sohbetlere gittim ama hep gittiğim yerlerde hocanın minderinin altına para sıkıştırıyorlardı. Ortada şapka gezdiriyorlardı. O yüzden hepsinden soğudum. Burası öyle değil diyorlar ama gene de içimde şüphe var. Gülüyorsunuz sizin başınıza gelmedi de o yüzden. Bir de sizden duymak istedim demişim.
Bizde öyle para sıkıştıracak bir minder yok. Öyle kafadan, böyle orta yerde takke şapka da dolaştırılmıyor. Herkesin burada takkesi şapkası kıymetli. Bir adam zikrullah yaptı, ibadet etti, takkesi para için ortalıkta gezdirmez bizim burada. Birisine desen ki takkeni ver para için gezdireceğiz, adama hakaret etmiş gibi oluruz biz burada. Adamın takkesi zikrullahla terlemiş ya. Onun içerisine para doldurulur mu? Para doldurmak için dolaştırılır mı insanın önünde? Yok. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gideniz. Ayet-i Kerime. Biz mümkün olduğunca bu ana kadar böyle bir şeyler yapmadık görmedikten. Bakın yapmadık görmedikten.
Ben öyle minderinin altına para koyulabilecek kadar iyi bir şeyh olamadım. Ben değilim zaten de, kötüsü de değilim de. Ama o minderinin altına para konulan şeyhler herhalde çok iyi şeyhlerdir ki insanlar onların minderinin altına para koyuyorlardır. Ne bileyim işte şapkalarını para dolduruyorlardır.
Ceplerine para dolduruyorlardır. Ben onu gördüm. Cuma mübarende bir şeyhefendiye normalde herkes geliyor, el böyle duruyor. Herkes elini öpüyor. Bir eliyle de onun böyle şalvarının cebine para sıkıştırıyor harçlık olarak. Cuma mübarende. Ben ortasına doğru denk geldim. Baktım cep baya şişmiş. Halifesine dedi bu sefer. Dedim maşallah dedim ya düğüncü parası gibi olmuş dedim. Nasıl Mustafa Efendi'yi anlayamadım dedi. Dedim normalde böyle zengin düğünlerinde dedim insanlar oynayanlara dedim para atar böyle. Ortalıkta da dedim o müzisyenlerin elemanları dolaşır dedim. Habire ceplerine sıkıştırırlar veyahut da dedim olmadı artık. Bir dedim çuvala doldurmaya başlarlar.
Maşallah dedim şeyhefendi de öyle olmuş dedim. Bu kıpkırmızı oldu. Sizde yok mu Mustafa Efendi dedi. Vallahi benim şeyhim dedim hiç böyle görmedim dedim. Hiç böyle bir şey yaşamadık biz dedim. Allah bizi muhafaza edesin. Ben buraya ilk defa geldim. Burada insanlar hal görüyorlarmış. Bu nasıl bir şey? Her zikrullahta görülüyor mu? Hatta bugün de görüldü mü ya da görülecek mi? Genelde görüyorlar her zikrullahta. Bugün görülür mü görülmez mi buna bir şey diyemem. Bu böyle rüyayı uyanık görmek gibi. Ha rüya görüyor ya bir kimse. Bu rüya uykudayken görülen rüya.
Bu uykudan uyananlar var. Onlar uyanıkken görüyorlar rüyayı. Bu Osmanlı zamanında bu dergahların, halifelerin, kadıların, devletin içinde olduğu söyleniyor. Bize bu dergahlar nasıl unutturuldu, nasıl nefret ettirildi. Cumhuriyet kurulunca bunların hepsi de oldu, oluştu. Uzun bir mesele. Ama ve lakin bir şey oluyorsa böyle insanlar onun kıymetini bilememişlerdir de o yüzdendir. Ya da Cenab-ı Hak daha yenisini, daha iyisini verecektir. O yüzden olmuştur. Daha iyisini, daha yenisini verecektir. Allah hani bir elbise eskir ya. Bir elbise eskiyince insan kendisine yeni bir elbise diker. Veya bir kimse bir müddet sonra büyür, elbise ona dar gelmeye başlar.
Bu sefer o kimse kendisine yeni bir elbise diktirmek ister. Din de böyledir. Sufilik de böyledir. Bir müddet sonra gelir, o elbise eskir, renkleri solar. Öyle olunca yeni bir elbise, yeni rengarenk, canlı renklerle bir elbise dikilmesi gerekir. O yüzden normalde işte sufiler de bir elbisenin renkleri gibidirler. Cenab-ı Hak İslam'ı yeniliyor yeniden. Kur'an ve sünneti yeniden yeniliyor. Böyle olunca o yeni elbisenin de bir süsü, bir rengi, bir tadı, lezzeti olması lazım. Bu da sufiler. O yüzden ya işte kapanmasaydı, kapanmış, yıkılmasaydı, yıkılmış. Biz kapatmadık ya, kapalı bulduk. Biz yıkmadık ya, yıkılı bulduk biz.
Hamd edelim, biz yıkmadık. Ya Cenab-ı Hak bizim elimizden yıktırsaydı onu, ya Cenab-ı Hak bizim elimizden kapattırsaydı. Şimdi bir de bu tarafı var. Biz, ben kendi nefsim için söyleyeyim. Ben dergaha girdim de baktım, dergahlar yıkılmış, tekkeler yıkılmış, zaviyeler yıkılmış, medreseler yıkılmış, yıkılmış. Yıkılmış. Üzerine toz, kir, pis, toplanmış. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'nin yanında Bursa'da ilk zamanlar esnaflardan bir kişi yanında gezemezdi. Şimdi o Şeyh Efendi'ye çok kıymet verenler öldükten sonra uğruna ölüyorum diyenler sağlıklarında Ulu Cami'ye gittiğimizde uzaktan selam verip giderlerdi.
Haklılar kendilerince. İnsanlar bir dergaha girdiklerini, bir tekkeye gittiklerini, bir şeyhe gittiklerini saklarlardı. Batı öyleydi. Bu biraz daha Orta Anadolu'ya gittiğinizde Kayseri'dir, Sivas'tır, Nevşehir'dir, Kırşehir'dir, Tokat'tır, Çorum'dur, Malatya'dır. Bunları hep Şeyh Efendi dediler. Allah rahmet eylesin. Biz seyahat ettik. Bunlar da daha bu noktada aa bir dergaha girmiş, Allah mübarek etsin. Millet çok düşmanca davranmazdı. Ama Batı bu noktada alabildiğince düşmandı. Alabildiğince düşmandı. Yani Şeyh Efendi Bayındır'a geldiğinde yer yerinden oynamıştı. Ben derviş oldum, dergaha girdim diye Bayındır'da yer yerinden oynadı.
Nasıl olur böyle bir şey diye. Bu daha da zordu. Benim dergaha girdiğimde böyle yıkıntı vardı ortalıkta. Camide ilk zikrullahı yaptık biz Bayındır'da. Mevlüt adı altında. O ana kadar camide hiç kimse zikrullah yaptırmamış. Biz Mevlüt adı altında camide zikrullah. Şimdi bizim Harun Hoca'nın imamlık yaptığı Hacı İbrahim camisi var.
O camide ilk zikrullahı cemaat halinde yani dışarıda o camide yaptırdık biz. Ben belediye aparlasından ilan verdim. Belediye aparlasından bir hafta boyunca ilan yayınlıyor. Hacı İbrahim mahallesinde Mustafa Özbah rahmetli babası adına mevlüt ve tehvit okutacaktır. Bütün Bayındır halkı davetlidir diye. Allah esmasının ortasında mevlüt okuyan imam mikrofonu bıraktı. Dışarı çıkıyor. Zikrullahı duyunca. İmamı zor geri döndürdük. Yani zor değil imam için zor oldu. Benim için zor olmadı da imam için zor oldu. Benim için zor değildi o zamanlar hiçbir şey. Bir şey yoktu.
Devam et. Bir tanesi de imamın birisi de mahalleden bizim komşu imam. O böyle bakıyor ne oluyor diye. Bir an durdu Mevlüt. Ben tabi gelen o zaman için Treda Abdurrahman vardı. Abdurrahman'a dedim ki Gelin işte Aşk ile Allah diyelim Lafzı başlayınca dedim Allah esmasını başlayın. İşte başladı Allah sana işte Aşk ile Allah dese bu lisan Dökülür cümle günahlar misni hazan Bizimkiler Allah Bir başladı.
Herkes ayrıştı böyle ne oluyor diye. Tabi böyle hepsi toplu oturmuyorlar. Caminin içerisinde dağınıklar. Bizim bayındırırlar bakıyorlar şimdi. Ben de en arkadayım. Kim kaçacak? Bütün herkes de biliyor zaten. Kaçarsa muhakkak bir şey yapacağım ben. Böyle bakıyorlar geriye ben oradayım. Tak kafayı çeviriyorlar. Kadınlar üst katta Annem rahmetli bütün herkesin hülüt okutuyor diye davet etti. Bütün hısım akraba geldi kadınlar. İlk defa Cehriz Zikrullah'la böyle karşılaştılar. Tabi ben ertesi gün karakoldayım. Bırakırlar mı seni oradan?
Sıkıntı yok. Ya normalde yok böyleydi yani. Gerçekten yıkıntıydı. Şeyh Efendi için Alevi diyor daha hiç kimse tanımıyor. Dakika bir gol bir Alevi'ymiş Şeyh Efendi. Kaç tane hanımı olduğunu bilmiyormuş. Ne kadar parası olduğunu bilmiyormuş. Bak daha Nevşehir'e gitmedim ben. Böyle bir anda böyle aha fısıltı gibi devam etti. Ben ilk etapta sustum. Hani normalde dedim ya ne oluyor acaba? Aa! Duydum ben onu. Hemen hafta böyle biterken daha biri geldi böyle söyledi. Nerede kafa koyayım dedim ben. Birader yok ben öyle bir şey demek istemedim dedi. Tak tuttum yakasını. Sen gördün mü lan dedim ha? Hayır dedi. Ulan ne onun bunun çocuğumuşsun sen dedim böyle.
Görmediğin bilmediğin bir kimsenin hakkında böyle konuşuyorsun dedim ha. Bu renkten renge giriyor tabii. Yıkılan karşımdan dedim. Aa! Söylenti bitti. Dedim kim konuşursa dedim. Hakkını vereceğim onun dedim. Biti verdi söylenti. Hiç hiç. Aa dedim ki ya. Mustafa Özbağ tarzını değiştirme. Sen dedim tam yol ileri. Bir şey söyleyecek oluyor. Benim meşhur sözüm var. Dedim diyorum sözümü kullanayım mı? Yok birader öyle demek istemedik. Konuşma bir daha. Tamam bitti. Hani böyle bir sufi edebi adabı var ya. O sufiye geçerli.
Karşında sufi var. O sufi adabı geçerli. Ya karşında eşek var. Eşek sözden anlar mı? Biz eşeğe de sufi adabı yapmaya çalışıyoruz. Zulüm. Ben başladım. Yumuşak gelene yumuşak. Sert gelene çakıyorum ben. Sistem strateji aynı. Derviş olmazdan önce de halim buydu. Ha devam ettim ben. Dost gelen dostluk bulun. Tire'deki dervişlerin içerisinde dahi şeyh efendiye eleştirmeye kalktılar benim yanımda. Ben bir kaykıldım bitti. Dinlersen adam konuşur.
Sonra bir gün şeyh efendi Allah rahmet eylesin. Mustafa efendi oğlum sen dedi hemen cumadan otobüse bin gel bakayım Nevşehir'e dedi. Ben bindim otobüse gittim. Evini gördüm. İşte eşini çocuklarını gördüm. Oradaki aileyi gördüm. Oradaki arkadaşları gördüm. Söylenenlerin hiçbir ilgisi alakası yok. Onlar nereden tutturmuşlar? Derste şehidi kerbela 72 şüheda var ya. Şehidi kerbela 72 şüheda eski ders kitaplarında var. Oradan tutturmuşlar bu alevi değil. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Herkes her şeyi yapar. Biz Kur'an ve sünnet tarihinde durmaya gayret ediyoruz inşallah. Cemsiz fark şirktir bu şeriat makamıdır.
Farksız cem zındıklıdır bu marifet makamıdır. Cem ile fark birlikte tevhittir bu marifet makamıdır. Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri. Bunu Hazreti Ali Efendimizin sözü olduğu söylenir. Ama bu söz hadis kitaplarının içerisinde hiçbirisinde rastladığım bir söz değil. Bu sözü genelde melami ve alevi bektaşi çizgisinde olanlar bu sözü söylerler.
Ama bu sözün bu noktada kaynakçasını bu fakir bulamadı. Bu sözü duyalı yeni değilim. Yaklaşık sufi hayata girdiğimden beri bu sözü melamilerden, alevi bektaşi çizgisinde olan kimselerden, kendisini arabi çizgisinde görenlerden hep bu sözü duymuşumdur. Eyvallah bu sözü şerh etip etmemekle alakalı değil. Bu Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretlerinin sözü olarak söylüyorlar. Ben hayır demiyorum ama benim elimdeki kaynaklar belki de bu noktada buna yeterli olmayabilir. Bu sözü ben bugüne kadar dini hayatım boyunca sahih bir kaynağını görmedim. Benim, bendeki kitaplarda genelde bulamadım bunu. Belki de benim eksikliğimdendir. Cemsiz fark şirktir, bu şeriat makamidir. Normalde yani buradaki normalde cem bir şeyi toplamak.
Bir gördüğün şeyde de bir şeyin farkını görmek. Burada herkes bir zikrullaha toplandı ama bizim Adnan Hoca'nın kafasındaki onun sarığını bağladığı şapkası siyah. Bu fark. Anladınız mı? Varlığı komple bütünleyip, kesreti vahdete ulaştırıp, vahdetin içerisindeki farkı yakalamak. Bu şeriat makamıdır diyor.
Farksız cem zındıklıktır. Yani o farkları sen görmezsen zındıklık olur. Yani namaz bir farktır, oruç bir farktır mesela. Bunlar böyle ince ince şeyler ne o? Dökümanları, ameller, dökümanlar. Bunları yapmazsanız o zaman da zındıklıktır diyor. Bu da marifet makamıdır. Cem ile fark birlikte tevhiddir. Yani normalde bütün varlığı bir görüp ama içerisindeki farklı renkleri görmek de diyor marifettir, tevhiddir. Bu marifet makamıdır. Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri söylemiş. Bu sözler insanları aldatan sözlerdir. Bunu bir kısım ehli melame olanlar bu kelimelerle aldatıyorlar kendilerini ve etraflarını. Kelimelerle aldatıyorlar.
Kelimelerin, bu tip kelimelerin arkasına sığınarak da namazı terk edenler, orucu terk edenler, biz cem ehli olduk deyip de ibadetleri küçük görenler filan var. Allah muhafaza eylesin. Kişi adı geçen makamların anlamı nedir? Kişi Rabbine en yakında olsa da böyle durumlara düşebilir. Herkes için ayağının kayması muhtemeldir.
Hüseyin nerede? Hüseyin Aga. Mustafa Efendi, Eyyüzü Besmele, Hamdele, Salvele sohbete başlamanın adaf ve hedeflerinden olduğu malumken, siz niçin bu adaba riayet etmiyorsunuz?
O kadar ince düşünememişim. Allah bizi affetsin inşallah. Adapsızlık bizim başımıza tac olmuş. Allah hedef ve adaf versin bize inşallah. Bir topluluğa gidince ben buraya sohbet etmeye, böyle size ben vaaz etmeye geliyormuş noktasında değil. Ben sizin kabul ederseniz kardeşinizim.
Sufi sohbetleri kardeşlik sohbetidir. Hep beraber biz buraya geliyoruz. Soru soran varsa soru soruyor. Bir şey anlatmak isteyen bir şey anlatıyor. Biz burada vaaz dinlemeye gelmiyorsunuz. Biz hep beraber yarenlik yapıyoruz. Kardeşlik yapıyoruz. Arkadaşlık yapıyoruz. Ben geldiğimde selamun aleyküm derim. Herkese aleyküm selam derim. Kardeşçesine. Allah gecenizi, gündüzünüzü hayır etsin derim. Bu benim 20 yıldan beri arkadaşlara. Dua'mdır kendimce. Ama bizde böyle bir ritüel saplantısı var ya, Bu genelde böyle hani medreselerde particiler veyahut da böyle derin hoca efendiler çıkarlar konuşma yapmak için.
İşte eyyüzü besmeleği çekerler. Ondan sonra Allah'a hamd ederler. Hutbe okur gibi. Ondan sonra salatu selam ederler. Hutbenin bu. Hutbenin adabıdır. Hutbeye başlayacak olan kimse önce bu noktada eyyüzü besmele ondan sonra hamd eder. Ondan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam ederekten hutbeyi okur.
Bu hutbe adabıdır. Ama ne yazık ki bizde neyin ne olduğunu bilmediğimizden o hutbe adabını biz işte böyle bir sufi toplantısında da hutbe adabını uygulamaya çalışırlar. Kardeşler biz buraya sohbete geliyoruz. Sohbet bunun adı. Bunun adı vaaz değil. Bunun adı hutbe değil. Biz haftada bir iki kaç gün toplanıyorsak toplanıyoruz. Toplandığımız zamanlar sohbet ediyoruz. Yarenlik yapıyoruz. Kardeşlik yapıyoruz. Burada birisi üstte birisi altta değil. Biz hepimiz kardeşiz burada. Hepimiz. Bak bu kardeş bile çok rahat bir şekilde bunu söyleyip buraya koyabiliyor. Geçenlerde de aynı şeyi buraya yazıp koyduydu.
Cevabını almadan gitti herhalde. Ya da illa ki yani bununla beni buraya zorlayacak herhalde böyle bir hani nasihat etme açısından, nasihata uydurma açısından. Sufiler insanların renklerine karışmazlar. Sufi karşısındaki kimseyi kendi rengine boyanması için uğraşmaz. Eğer ben sizi burada hepinizi de Mustafa Özbağ rengine büründürmeye kalkarsam bu hepinize de ağır gelir.
Herkese ağır gelir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de ümmetine ağır geleceği için İbadetleri benden gördüğünüz gibi yapın dedi. Benim yaptığım gibi yapın demedin. Benim yaptığım gibi yapın deseydi helak olurduk hepimizden. O dini yaşayamazdık. O yüzden bizim topluluğumuzda bizim kardeşler, herkes kendi rengi neyse o rengiyle gelir buraya. Biz arkadaşlara bir sarık tavsiye etmeyiz bir renk. Bir renk takke tavsiye etmeyiz. Bir renk haydari tavsiye etmeyiz. Bir sitil cübbe, şalvar, don, faline tavsiye etmeyiz biz. Bizim işimiz millete don, faline biçmek değil.
Bizim işimiz adamın iş çamaşırından uğraşıp cübbesinden uğraşmak değil. Adam göbek deliyle diz kapağının arasını kapattı geldi oturdu. Hiç umurumuzda değil bizim. Gelir oturur buraya. Dönüp sen neden çıplaksın üstün neden çıplak diye sormam bile. Sormam bile. Onun rengi oymuş derim. Oysa bütün insanların hataya düştüğü yer burasıdır. Herkes karşısındaki kimseyi kendi beyninin doğrultusunda götürmek ister. Bu değildir sufilik. Benim anladığım sufilik bu değildir. Benim anladığım yol bu değildir. Ben şeyhinden de öyle görmedim. Bana bir seferden bir sefere şu renk sarık tak.
Bir seferden bir sefere şu renk takke giy. Bir seferden bir sefere şu renk haydari giy. Bir seferden bir sefere bana cübbe giy. İşte şalvar giy. Şunu giy. Bunu hiç söylemedi bana. Ya kendince bu adam olmaz dedi. Bırakayım bunu dedi. Kafasına göre yaşasın dedi. Ya da doğrusu oydu. Ama benim etrafımda birisine söylediğini de görmedim ben. Dini tavsiye etti. Dedik oğlum cuma günleri sarık sarmak evladır, sünnettir dedi. Cuma namazına sarıkla gitmek de sünnettir dedi. Ben gideyim efendim bugün o zaman dedim ben. Git Mustafa Efendi dedi. Evde sarıyorsun beyaz sarım var benim. Kocaman.
Ben bir cuma günü bayındır da cuma namazına şeye gittim. Hacı Sinan Camii'ne. Oturduğum yerde beyaz sarı bir sardım. Herkes dedi ki Hazreti Ömer buraya mı gelmiş arkamdan? Kimse sarıklı görmemiş ki. Bizim dairede müdür yardımcısı bir saf arkamdaymış. Yanındakına vuruyormuş. Bu bizim Mustafa değil mi? O da diyormuş ki ya bizim Mustafa'ma Hazreti Ömer'e benziyor diyormuş. Benim kafamda sarık. Ben ne arkama bakıyorum ne yanıma bakıyorum. Cuma'yı kıldık. Geriye bir döndüm herkes beni bekliyor. Müdür, müdür yardımcısı, şefler. Dedim tamam bugün kabak kırılacakmış dedim. İmtihan buymuş. Müdür yardımcısı dedi. Mustafa bu ne dedi.
Sünnet efendim dedim. Ne sünneti dedi. Bas be Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünneti dedi. Müdür MHP'li. Müdür yardımcısı MHP'li. Bir tane şef var MHP'li. İşte şeyde İzmir ilde benim çalıştığım birimin bağlı olduğu müdür var. O da MHP'li. Bizim bir SOP var. Hüseyin SOP. O zaman için işletmedi. O Ankara'da genel müdürlükte. Onunla da bizim samimi olduğumuzu biliyorlar şimdi. Müdür dayanamadı. Oğlum memleketi sen mi kurtaracaksın dedi. Valla bize düşmüş müdürüm dedim ben. Ben kurtarmayacağım demiyorum yani. Kibirliliğe bak ya. Bize düşmüş müdürüm dedim ben. Biz tabii şeyden ülkücülükten memleket kurtarmaya hazırız ya.
Memleketi ancak biz kurtarırız. Bizdeki eğitim bu. Bir şeyi kurtaracaksak biz kurtarırız. Bizim ülkücülükten aldığımız eğitim bu. Memleket kurtaracak biz kurtaracağız. İhtilal olduğunda biz ihtilal yaptık dedim ben. Ben ihtilal sabahı maydanoz sulamaktan geliyorum bahçeden. O mahalledeki kız bana bağırıyor. Mustafa Mustafa ihtilal oldu. Dedim ki bizimkiler yaptı ihtilali. Eve geldim. On dakika geçmedi. Kapıdan dışarı çıkacağım ya. Nasıl olsa bizimkiler ihtilal yaptı ya. Askerleri dikmişler. Bir düdük ben dışarı çıkınca. Mustafa Özba bir düdükle içeri girer mi? Ondan sonra asker çapraz tutuşta koşa koşa geldi. Dedi gir içeri ihtilal oldu. Kim yaptı dedi.
Dedi genelkurmay yaptı. Bizimkiler yapmadı. Sizinkiler kim diyor adam bana. Bizdeki algı o. Biz kurtaracağız memleketi. O yüzden normalde ben şeyhimden de görmedim bunu. Bakın şimdi arkanızda dönün bakın. Kimisinde sarık var, kimisinde sarık yok. Kimin de haydarı var, kimin de yok. Rengarenk. Sahabe de böyleydi. Bakın sahabe de böyleydi. Rengarenkti. Geliyordu kavimlerden. Dini öğreniyordu. Oturuyordu orada. Allah'ı öğreniyordu. Peygamberi öğreniyordu. Dini öğreniyordu. Bakıyordu onlarda. Hayatını, dinini yaşamaya başlıyordu. O yüzden bu kardeşliğe yazıp ki bizden böyle bir sohbete başlarken bir han derken bizden bir türlü duyamayacak. Burada mı?
Nerede kendisi? Seviyoruz kendisini. Nerede o gürsulu? Gürsulu değil mi o? Nerede? Çık çık kaldır kafanı. Bak refah selamı veriyor. Çık çık çık kalk kalk kalk. Kalk görsün arkadaşlar. Gençler seni tanımıyor. Ben tanıyorum da. Bak. Tabi. Refaha devam daha değil mi? Efendim? Saadete devam ediyor. Saadete mi devam ediyor? Evet. Bir kalk ya. Saadetli mi oldun? Refah da mı duruyor? Ya saadet, refahın devamı mı şimdi? He? Hani Erbakan hocanın oğlunu attınız partiden? He ne yaptınız?
E bir de baksana şey ne o? Eee neydi eski Şevket Kazan yirmi sekiz Şubatçıları şikayet etmekten de vazgeçmiş. Bak iyi yaptınız arkadaşımız demiş. Evet. Sonradan tornisten yapmış da geri dönmüş ama. Demek ki refah değil bu. Yoksa Şevket Kazan da Çevik Biri'le ortak olup Erbakan hocaya mı bir kumpas kurdular?
Haydi yeni bir şey çıktı değil mi? Öyle demiş çok samimi arkadaşız, dostuz biz demiş. Şikayetçi değilim demiş. Kendisi abi teşekkür etti. Çevik Biri de teşekkür etmiş değil mi? Tabi dost dost da teşekkür eder. Hiç davalarına sahip çıkmadılar. O zaten büyük handikap. Hiç davalarına sahip çıkmadılar. Ne Erbakan hocaya sahip çıktılar. Ne de davalarına sahip çıktılar. Yok. Çıkmadılar. O yüzden mahşerde işleri çok zor. Bunu ciddi söylüyorum. Bir kimse bir şeye ahdetti söz verdi mi sözünde duracak.
Akit yapıyor çünkü. Çıkıyorlar kapalı spor salonlarında refah işareti söz veriyorlar. Akit yapıyorlar orada. Hani sufiler akit yaparlar ya söz verirler ya. Onlar da söz veriyorlar. Akit yapıyorlar orada. O kimse ahdinde durmuyor. O müminler ki söz verdiklerinde sözlerini yerine getirirler. Allah muhafaza eylesin. Evet geçen haftadan devam ediyoruz. İman edenlerin Allah'ı anması ve ondan inen gerçek için kalplerinin yumuşaması zamanı hala gelmedi mi? Hadit 16.
Demek ki iman edenlerin Allah'ı zikretmesi ve ondan inen yani Allah'tan inen Kur'an-ı Kerim'i kalplerinin yumuşaması zamanı gelmedi mi? Yani o kimseler Allah'ı zikret, ne zaman Allah'ı zikredeceksiniz? Ne zaman Allah'ı zikredip Kur'an-ı Kerim'in emirlerine uyacaksınız? Ve Kur'an-ı Kerim'in emirlerine uyaraktan kalpleriniz ne zaman yumuşacak? Demek ki bir kimsenin kalbini yumuşatan iki tane önemli öge var. İki tane önemli amel var. Birisi Allah'ı zikretmek. Cenab-ı Hak diyor ki iman edenlerin Allah'ı anması, Allah'ı zikretmesi ve Allah'tan diyor inen yani Kur'an-ı Kerim kalplerinin yumuşaması zamanı gelmedi mi? Demek ki iman edenlerin vasfı ne?
Allah'ı zikretmek. Ve zikrin buradaki tecelliyatı ne o kimsenin üzerinde? O kimsenin kalbinin yumuşaması. Kalbin yumuşaması için o kimsenin aynı zamanda da Kur'an'ın hükümlerine uyması gerekiyor. Yani sadece zikrullah yaparsanız ve Allah'ın hükümlerine uyumazsanız, Cenab-ı Hak'ın haramlarına uyumazsanız, sünnet-i Resulullah'a tabi olmazsanız, imanların iştihatlerini hiçe sayarsanız kalbiniz yumuşamaz.
Kalbin yumuşaması için, bakın şimdi daha önceki sohbetlerde biz zikrullahın faziletini anlatıyorduk. Şimdi zikrullahın insan üzerindeki tecelliyatını anlatıyoruz. Tecelliyat, zikrullah bir kimsenin üzerindeki tecelliyatı ne? Geçen ders de aynıydı. Zikrullah o kimsenin kalbini yumuşatacak. Kalbi yumuşacık olacak onun. Kalbi hangi noktada yumuşacık olacak? Kur'an ve sünnet dairesinde. Kalbin yumuşaması demek Allah'ın haram ettiği şeylere de yumuşak davranmak demek değil. Bu aldatıyor insanları. Kalbin yumuşaması demek Allah'ın lanet ettiği bir fiile yumuşak bakmak demek değil.
Bir kısım bozuk ehli fırka sufiler bunu yapıyorlar. Ve insanlar da sufilik onu zannediyorlar. Allah'ın lanet ettiği bir hal ile hallenen bir kimseye yumuşak davranmak Allah'ın hukukunu ve hududunu çiğnemektir ki ya küfürdür, ya şirktir, ya günah kebahirdir. Siz Allah'ın hukukunu ve hududunu çiğneyen kimseye yumuşak davranamazsınız. Ancak ona tebliğ edersiniz. Kardeş zina etmek haram bu zinadan uzaklaş. Kardeş lutilik haram bu lutilikten uzaklaş. Kardeş bu lezbiyenlik haram lezbiyenlikten uzaklaş. Kardeş mümin mümine faizle alışveriş edemez. Uzaklaş bundan. Uzaklaş. Buraya sufilik yoluna gelen kimseler haramı terk edecekler.
Bunu kendi kendilerine diyecekler ki biz haram işlemeye gelmedik buraya. Öğrendikçe, öğrendikçe, duydukça, dinledikçe kendilerini düzeltecekler. Ama kendisini düzeltmiyorsa o kimse, harama devam ediyorsa onun kalbi yumuşamıyor. O zikrullah onun üzerine oturmuyor. Zikrullah onun kalbine tecelli etmiyor. Sebep ne? Allah'ın indirdiği Kur'an'a tabi olmadığından. İkinci ayak bu. Sufilik, Kur'an, sünnet, imamların iştahı dairesinde. Allah'ı zikir, Kur'an, sünnet, imamların iştahı dairesinde. Sen bunun haricinde bir yol arama kendine. O yüzden Cenab-ı Hak ayeti kerimede diyor ki O inananların Allah'ı zikretmesi Allah'ı zikretmesi ve Kur'an'a uymasıyla kalplerinin yumuşacağı zaman gelmedi mi daha?
Yani siz Allah'ı zikrediyorsanız Kur'an ve sünneti uyuyorsanız Kalbinizin yumuşaması lazım. Kalbin yumuşaması demek O kalbin din kokusu alması O kalbin ötelerden bir şey alması O kalbin bu noktada zikrullah ile ihata olması Kalplerin mutmain olması Önümüzdeki derse gelecek Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur Tecelliyatın oluşması lazım Eğer buraya gelip gidiyorsanız Kalbiniz yumuşamıyorsa Sıkıntı var Sıkıntı ne?
Haramlarla bağlantınız devam ediyor demektir Haramlarla bağlantınız devam ettiği müddetçe Kalbiniz yumuşamayacak O zaman sufi yolu Sufi algısı Tecelli etmeyecek Sufi ahlakı Sufi tecelliyatı Üzerinize oturmayacak O zaman bize düşen vazife Allah'ı zikrederken Kur'an ve sünnet dairesinde durmak Allah'ı zikrederken Hayatımızı Kur'an ve sünnet dairesinde Devam ettirmek Allah bizi onlardan eylesin Amin Yine katede Diyor Cenab-ı Hak İman edenlerin Allah'ı anması Ve ondan inen gerçek için Kalplerin yumuşaması Zamanı hala gelmedi mi?
Buyurunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine bunu sormuşlar Bu ayeti kerimeye Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri demiş ki İnsanlar arasında İlk gün huşu kalkacaktır Huşu Bu ayeti kerimede Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Huşunun kalkması olarak Nitelendiriyor İlk önce demek ki Huşu kalkacakmış Kalbin yumuşamasının Yumuşamasının O kimsedeki Tecelliyatı Huşu Huşu ne?
Allah'ı severekten Önce korkarak Sonra severek İbadet etmek Korku O kimsenin içinde Kaybolmayacak için Huşunun Tecelliyatıdır Eğer korkmazsa Haram işler Allah'tan korkmayan Kimse Haram işler Allah'ı sevmeyen Kimse Haram işler Göz göre göre O zaman Huşu İnsanı haramlardan Uzak tutup Allah'ı sevmeye Doğru yönlendirecek Bu geceki İkinci ayet Sonra ciltleri Yumuşar Ve kalpleri Allah'ın zikrine Dalar Zümer Ayet 23 İşte o kimse Allah'ı zikreder Ve Kur'an ve Sünnete Tabi olursa O kimsenin Kalbi Yumuşamakla Kalmaz Ya O komple
Böyle Merhem Gib olur Her şeyle Her haliyle Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Haliyle Hallenir Öyle onun Haliyle Hallenince O kimse Artık Allah'ın Zikrine Dalar Dikkat edin Ayet-i Kerime Diyor ki O kimse Allah'ın Zikrine Dalar O zaman O zikrullah Yapan kimseler Allah'ın Zikrine Dalacaklar Hani Uykuya Dalmak Sohbete Dalmak Sohbete Dalınca Etraftaki Zamanın Geçtiğini Unutup Her şeyi Hiçbir şeyi Görmemek Gibi Dalmak Uykuya Daldı Uyudu Hiçbir şeyi Görmedi Artık Gaflete Daldı Unuttu Bir şeyi İşte
O kimse Allah'ın Zikrine Dalacak Zikrullah'ın Tecelliyatı Zikre Dalmak Etrafınla İlişkiyi Kesmek Zikre Dalmak Artık Hiçbir Şey Düşünmemek Sadece Ve Sadece Zikrullah'ı Düşünmek Sadece Ve Sadece Zikrettiğini Düşünmek Zikrettiğini Düşünmek O kimse Bu hale Gelince İşte Müminliğin Tadını Çıkarır O kimse Allah Zikredildiğinde Edep Haşyet Ümit Sevgi Anlayış Anlayış Ve İlim İle Ağlayarak Zikreder Huşu İçinde Zikret Alar O Nitekim Cenab-ı Hak Şöyle Buyuruyor Başka Bir Ayet-i Kerime Müminler Ancak Onlardır Ki Allah Anıldığı
Zaman Kalpler Ürperir Allah'ın Ayetleri Kendilerine Okunduğu Zaman İmanları Artar Ve Rablerine Tevekkül Ederler Onlar Ki Namazı Dos Doğru Kılarlar Ve Kendilerine Rızık Olarak Verdiğinizden İnfak Ederler İşte Onlar İnanmışların Ta Kendileridir Onlara Rablerinin Katında Dereceler Mağfiret Ve Cömertçe Verilmiş Rızıklar Vardır Onlar Ki Kendilerine Rablerinin Ayetleri Hatırlatıldığı Vakit Onlara Karşı Kör Ve Sağır Davranmazlar İşte Bunlar Allah'ın Evliyalarıdır Kim Bu Hal ile Hallenirse Onlar Allah'ın Dostlarıdır Cenab-ı Hak
Cümlemizi O dostlardan Eylesin İnşallah Seyban Radiyallahu An'dan Şöyle Dediği Rivayet Edilmiştir Altını Ve Gümüşü Birektirip Onları Allah Yolunda Harcamayanlar Yok Mu İşte Bunlara Pek Acıklı Bir Azap Müjdele Tevbe Suresi Ayet 34 Ayete İnince Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ne Bir Seferde İdik Aslaptan Biri Ayet Altın Ve Gümüş Hakkında Mı İndi Hangi Malın Hayırlı Olduğunu Bilseydik Onu Edinirdik Deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Şöyle Buyurdu Malın En Faziletlisi Allah'ı Zikreden
Bir Dil Allah'ı Zikreden Dil Altından Gümüşten Ve Bütün Mallardan Faziletli Malın En Faziletlisi Allah'ı Zikreden Bir Dil Şükreden Bir Kalp Malın En Faziletlisinin İkincisi Neymiş Şükreden Bir Kalp Haline Hamd Eden Cenab-ı Hakk'ın Nimetlerine Teşekkür Eden Hiç Bu Noktada Razı Noktasında Durup Her Haliyle Cenab-ı Hakk'a Şükreden Kimse Her Haline Elhamdülillah Diyen Cenab-ı Hakk'ı Bu Noktada Hamd-ı Senada Gaflete Düşmeyen Kimse Ve Devam Ediyor Üçüncüsü Ve Kocasına İmanında Yardımcı Olan Bir Eştir Buyurdu Demek ki Oradaki
Erkek Sahabelere Dedi ki Bu Kadınları De İlgilendiriyor Bir Kimse Eğer ki Allah'ı Zikreden Bir Dil Allah'a Şükreden Bir Kalp Ve Bu Noktada Kendisini Haramlardan Uzaklaştıran Bir Eş Cenab-ı Hak Nasip Etiyse O Kimse De Neymiş Malın En Faziletlisi Varmış O Zaman Kendimize Ölçü Çıktı Ölçü Çıktı Fazilet Ölçüsü Allah'ı Zikreden Bir Dil Allah'a Şükreden Bir Kalp Ve Bizi Haramlardan Uzaklaştıracak Olan Bir Eş Cenab-ı Hak Bu Üç Hal ile Bizi Hallendirirse Biz En Zengin İnsanız
Allah Bizim Zenginliğimizi Bunlardan Eylesin İnşallah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi