Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 27 Şubat 2015 · 1:57:05
Esselamun Aleyküm. Aleyküm inşâAllah. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Zikirle alakalı sohbetlere devam ediyoruz. Bugüne kadar zikrin ehemmiyeti, önemiyle alakalı sohbetler yapmıştık.
Böyle birkaç derste şimdi inşâAllah zikrin o kimsenin üzerindeki tecelliyatı, zikrin bu noktada halleriyle alakalı sohbet edeceğiz inşâAllah. Mü'minler onlara denir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Mü'minlere, mü'minler kime denirmiş? Allah anıldığında, yani zikredildiğinde kalpleri titrermiş. Ayet-i kerime devam ediyor. Allah'ın ayetleri onlara okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve sadece Rablerine güvenirler. Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar. Ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar. Elfal ayet 2 ve 3.
İşte mü'minler onlara denir ki, Allah zikredildiği zaman onların kalpleri titrer. Kalbin titremesi bir, korkudandır. Kalbin titremesi iki, üzüntüdendir. Kalbin titremesi ümittendir. Kalp sevinçten de titrer. O zaman o kimse, Allah zikredildiği zaman, o kimsenin kalbinde bir titreme söz konusu olacak. Zikrullah bizde tecelli edecek. Zikrullahın kalbimizde tecelli etmesi, kalbimizin normal halinden dışarı çıkması. Normal halinden, normal ritminden dışarı çıkıp, kalbin üzerinde bir korku, bir ümit, bir sevinç oluşması.
Bu zikrullahla alakalı, zikrullahın kalpte tecelli etmesiyle mümkün. Bunu sadece zikrullahla çevrelersek, bunu bizim oluşturmamız mümkün değil. Müminler vasıf olarak vasıflandırılırken, Cenab-ı Hak tarafından birinci vasfı, o kimsenin Allah anıldığında kalbinin titremesi. Ondan sonra Kur'an-ı Kerim onlara okunduğunda, onların Kur'an-ı Kerim'i normalde okunduklarında imanlarını arttırması ve onların namazlarını kılmaları ve verilen rızıklardan infak etmeleri.
Bakın, müminler, mümin ona denir ki, müminler onlardır ki, Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer. Birinci özelliği, Allah zikredildiği zaman, Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titrer. Kalpleri bir hal değiştirir. Kalpleri farklı bir noktaya doğru rucu eder. Kalpleri farklı bir noktaya doğru gider. İkincisi, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda, onların imanları artar. Onlar ya bu ayet böyle olmaması lazımdı demezler. Ya bu da mı haram demezler. Ya bu emir nereden çıktı şimdi demezler. Onlara ayet-i kerimeler tebliğ edildiğinde, onlara ayet-i kerimeler okunduğunda, ona Kur'an-ı Kerim, Kur'an-ı Kerim tebliğ edildiğinde, hatta Kur'an-ı Kerim zahirende onu okunsa, onun imanını arttırır.
Ve üçüncü özelliği, onlar namazlarını dosdoğru kılarlar. Mümin vasfı, o namazını dosdoğru kılacak. Dördüncü vasfı ne? Onlar ve kendilerine verilen rızıklardan infak ederler. O kimse infak eden bir kimse. Cömer, cuud ehli. Cenab-ı Hak onun himayesine, onun elinin altına, onun tasarrufuna bir rızık vermiş. Bu rızkı komple kendisine kabul edip, sadece kendisinin olarak görmüyor.
İnfak ediyor. Bunun farz kısmı ne? Bir kimsenin malının kırkta birini zekat olarak vermesi. Bir kimsenin mal varlığının, daha doğrusu ticaret varlığının, kenardaki parasının, her neyse, zekata giren nisap miktarındaki o ölçünün kırkta birinin verilmesi. O zaman namaz denilince, namazın farzlarını yerine getirme. Namazın vaciplerini yerine getirme. Namazın sünnetlerini yerine getirme. Namazın müstehaplarını yerine getirme. Ve namazı da huşu içerisinde kılma. Namazı dosdoğru kılma. Namazı bir şekilde dosdoğru kılmak. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın. Namazlarınızı benden gördüğünüz gibi kılın.
Abdesti benden gördüğünüz gibi yapın. Öyle kendi kendisine, işte abdestin farzı dört, ben bunu yaparım bitirdim yok. Müminler onlar ki, Kur'an'a ve sünnete sımsıkı yapışırlar. Müminler onlar ki, Kur'an'a ve Resulullah'a itaat ederler. Resulüne itaat var. Ama o müminler onlar ki, onlara Kur'an ayetleri okunduğunda imanları artar. Ama başlangıcı ne? Başlangıcı müminlerin vasfını anlatırken, Cenab-ı Hak başlangıca bir şey koymuş. Allah zikredildiğinde kalpleri titrer. Çünkü zikrullah en büyük iştir. Bakın Cenab-ı Hak bu ayeti kerimede, Kur'an okumayı ayırt etmiş. Bu ayeti kerimede namaz kılmayı ayırt etmiş.
Bu ayeti kerimede zekat vermeyi ayırt etmiş. Bunların başına Allah'ın zikri koymuş. Yani o zikre karşı gelenlerin tezini çürütüyor. Hani zikre karşı gelenler diyorlar ki, zikirden kasıt sadece Kur'an-ı Kerim okumaktır. Kimisi diyor ki sadece namaz kılmaktır, oruç tutmaktır, ibadet etmektir filan. Cenab-ı Hak ayeti kerimeyle herkese cevap veriyor. Enfal suresi ayet 2 ve 3. Müminler onlara denir. Mümin kime denirmiş? Allah zikredildiği zaman kalbi titreyen. İkinci vasfı, Kur'an-ı Kerim onlara okunduğunda imanlarını arttıran, imanlarını kemale erdiren. Üçüncü vasfı, namazlarını dosdoğru huşu içerisinde kılan.
Dördüncü vasfı, verilen rızıklardan infak eder, tasadduk eder. Zekatını dosdoğru hesaplayıp veren, zekatını dosdoğru hesaplayıp veren, zekatın haricinde sadakaya, sadakaya, birisine yardım etmeye, görünmeden bir kimsenin elinden tutmaya, görünmeden o kimseye bir yardım ulaştırmaya özen gösteren kimse.
Kıymetli dostlar, burada Cenab-ı Hak gerçekten mümin olanların sıfatlarını bize aktarıyor. Müminin sıfatı, bu müminin sıfatında bu dört ana unsur olacak, bu dört tane ana temel olacak, bu dört tane ana kaide olacak. Bu dört ana kaide o kimsenin üzerinde değilse, müminlik sıfatlarından eksikliği var. Allah'ı zikredecek, Allah'ı zikretmedi yetmedi, zikretmesi yetmedi.
O zikrullah onun kalbine tecelli edecek, onun içine tecelli edecek, onun kalbi titrecek. Allah derken kalbi titrecek onu. La ilahe illallah derken kalbi titrecek onu. Allah'ın zikredildiği bir yerde kalbi titrecek onun. Hangi zikrullah alakasında oturursa otursun kalbi titrecek onun. Eğer zikrullah da kalbi titremiyorsa, eğer zikrullah da kalbinde bir huşu oluşmuyorsa, o kimse yüzeysel olarak Allah'ı zikretti.
Dışından zikretti. İçine tesis etmedi. İçine tecelli etmedi. İçine oturmadı. Bunun oluşması için o kimsenin nasıl namazda huşuyu yakalamak için, nasıl normalde Kur'an-ı Kerim'i dinlerken huşuyu yakalamak için, bir ibadeti işlemek işlerken huşuyu yakalamak için, bütün her şeyinle, o ibadetle, o ibadetle, hem hal oluyorsan, zikrullah da da aynı olacaksın. Etrafla ilgi ve alakanı keseceksin. Yanındakiyle ilgi ve alakanı keseceksin. Sadece zikrullahla baş başa kalacaksın. Sadece zikrettiğinle baş başa kalacaksın. zikrettiğinle baş başa kalaraktan huşuyu yakalayacaksın. Zikrettiğinle baş başa kalaraktan kalbin trim trim titreyecek. Zikrullahı, kimin zikrediyorsa, onunla baş başa kalacaksın.
Mü'minlik sıfatı buradan başlayacak. Sen la ilahe illallah derken, onunla baş başa kalacaksın. Ondan geldin, ona döneceksin. Onunla yüzleşeceksin yine. Hesabını, kitabını o görecek senin. Hesabını, kitabını Ahmet Mehmet görmeyecek. Hesabını hızla görecek olan o. Sevaplarını kabul edecek olan o. Günahlarını silip temizleyecek olan o. Merhamet edecek olan o. Sana şefaatçileri hatırlatacak olan o. Şefaatçilerin gönlüne de seni koyacak olan o. O, Beytullah'a da seni hatırlatacak olan o. Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme hatırlatacak olan o. Seni veline, seni normalde bu noktada, mürşidine, seni asab-ı Resulullah'a, şu hedaya, senin sevdiklerine, senin sevdiklerine, seni hatırlatacak olan o.
Hesabı, kitabı en hızlı bir şekilde görecek olan o. O zaman zikrullah da Allah'ı zikrederken kalbin tiril tiril titremeli. Allah'ın zikredildiği yerde kendine çeki düzen vermelisin. Kur'an-ı Kerim'i adapla, edeple, erkanla dinlemelisin. Kur'an-ı Kerim okunuyorsa, yanındaki ne konuşma. Kur'an-ı Kerim okunuyorsa, edeple dinle. Edeple dinlemeyeceksen, dinleyemeyeceksen, orayı terk et. Edepsizlik yapmaktansa dinlememek daha hayırlı. Zikrullah halakası var. Edeple zikrullahı yap. Edeple. Kendi nefsinden, kendi kendine etrafla uğraşma. Vay lan bu adam da mı Allah demeye gelmiş ya? Ne amma gelmiş bu buraya ya?
Vay bu da mı geldi ya? Hiç sevmediğim adam geldi ya. Vay buna görüyor musun? Keçinin sevmediği ot dibinde bitermiş. Adam dibimde bitti benim ya. Vay canım bu zikrullah bana şimdi ölüm oldu ya. Esaret oldu bu zikrullah bana. Ya ben nereden gördüm bu adamı ya? Bütün feyizim kaçtı şimdi. Oldu ya kuşu uçurdum. Allah'ı zikirle baş başa kal. Kendimle baş başa kal. Günahlarını düşün, kusurlarını düşün, hatalarını düşün. Ne yaptığını düşün. En büyük işle karşı karşıyasın. Allah'ı zikir en büyük iştir. En büyük işi yapıyorsun. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Seni zikredecek. Sen ne kadar huşu ile zikredersen, o da senden yüz fazla, bin fazla seni zikreder.
Sen hele hele zikredersen, o da sana hele hele bakar. Sen böyle yalan yapşak zikredersen, o da onun merhameti, onun şefkati yüksektir. Ama senin yalan yapşaklığının karşılığını verir o. Verir. Zerrece hayır yapanın hayırı karşılıksız kalmaz. Zerrece şer işleyenin şerri cezasız kalmaz. Allah'ın sizi ne kadar sevdiğini merak ediyorsanız, sizin Allah'ı ne kadar sevdiğinize bakın. Siz Allah'ın sizi nasıl zikrullah ettiğini merak ediyorsanız, sizin onu nasıl zikrullah ettiğinize bakın. Sizin nasıl yaşadığınıza bakın. Siz günlük hayatınızda nasıl yaşıyorsunuz ona bakın. Günlük hayatınızda ne kadar Allah'ı hatıra getirdiniz, ona bakın. Günlük hayatınızda namazınızı, abdestinizi, orucunuzu, zikrullahınızı ne kadar yerli yerine getirdiniz, ona bakın.
Günlük hayatınızda kaç kişiyi kırdınız, kaç kişiyi yüzdünüz, kaç kişinin canını yaktınız, ona bakın. Kaç kişiye haksızlık yaptınız, eşinize ne kadar hürmet, hizmet ettiniz, ona bakın. Çocuklarınıza ne kadar merhametli, şefkatli davrandınız, ona bakın. Etrafınıza ne kadar merhametli, şefkatli davrandınız, ona bakın. Çünkü bunların hepsi de sizin kalbinizin titreyip titrememesine sebep olacak. Sen etrafa mermer gibi davrandıysan, kalbin titrecek diye bakma. Sen yumuşak davrandıysan, kalbin burada yumuşak olacak. Kalbin Allah indinde pamuk gibi olacak, yumuşacık olacak, berrak olacak, apakça olacak, apakça olacak. Bembeyaz olacak, nur olacak, nur. İçi nurla dolacak, içi titrecek.
Kalbinde dilinle Allah dediğinde kalbinden aksi sedayı duy. Aksi sedayı duyuncaya kadar devam et. Dikkat et, aksi sedayı, her şeyin bir aksi sedası vardır. Bir vadiye bağırırsın, Allah dersin. Vadiden ekolu ses gelir, Allah. Kalbin bir vadi kadar olmadıysa, vücudun bir vadi kadar olmadıysa, ve kalbinde bir aksi sedayı yok ise, dikkat et kendine, dikkat et.
Aksi sedayı duy. Allah dedinde kalbinde bir aksi sedayı olsun. Allah desin. Aksi sedayı. Namazı kıldığında aksi sedayı gör. Namazı kıl, namazı kılarken namazı gör. Aksi sedan olsun. Kıldığın namazı rükunlarıyla beraber semada yükselirken seyret. Namazda seyret. Aksi sedanı gör. Kur'an-ı Kerim'i okunurken, Kur'an-ı Kerim'i dinlerken, aksi sedayı içinde hisset. Sadece kulaklarını da dinlemiş olma. Kalbinde Kur'an-ı Kerim'in ayet-i kerimeleri tekrar tecelli etsin. Bir daha yürüsün. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine vahiy inerdi. İnen vahyin aksi sedasını hem kalbinde hem dudaklarında tekrar ederdi.
Cenab-ı Hak dedi ki, sen onu tekrar etme. Senin kalbine ilham eden, senin kalbine yazacak olan, sana hatırlatacak olan benim. Sen dudaklarını kımıldatma dedi. Aksi sedayı duy. Kur'an-ı Kerim'i okurken, kalbinde aksi sedayı duy. Kalbinde Kur'an-ı Kerim'i dinle. Kalbinden dinle. Hani Cenab-ı Hak dedi ya, Allah'tan hakkıyla korkarsanız, Allah sizin bilmediklerinizi öğretir. Bilmediğini senin kalbine ilham eder. Duymadığını senin kalbine ilham eder. Görmediğini senin kalbine ilham eder. Dokunmadığını senin kalbine ilham eder. Yürümediğin yeri senin kalbine ilham eder. Kalp ayağıyla yürürsün. Kalp ayağıyla tutarsın. Kalp yoluyla. Kalbin eli vardır. Kalbin ayağı vardır. Kalbin kulağı vardır.
Kalbin gözü vardır. Sen mümin sıfatını üzerinde taşı. Aksi sedayı kalbinde tecelli edecek. O yüzden Kur'an-ı Kerim'i dinlerken, aksi sedayı kalbinde ılık ılık akacak. Namazı kılarken, aksi sedayı kalbinde ılık ılık akacak. Ilık ılık akacak. O yüzden Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri dedi. Dedi ki, ayağına ok batmıştı. Dedi ki, oku namazda çıkarın. Namazda çıkardılar. Seslendi, dedi ki, ben sizi namazda çıkarın demedim mi? Ona dediler ki, ya Ömer el-Müminin, vallahi namazda oku ayağından çıkardık. Bunun gibi sahabede örnekler var. yarasını yakmak isteyen, kılıç yarasına, ciraat bağladı. Yani aksa yaptı.
Yani, ne diyorsunuz ona tıp dilinde? Enfeksiyon kaptı. Çaresi yok. Dediler ki, yakalım. Bu eski usul tedavi. Yakaraktan tedavi sonradan men edildi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yakaraktan tedaviyi men etti sonradan. Önceden men edilmemişti. Yakaraktan ceza verilmek men edildi. Çocuklarınızı ateşle korkutmayın. Yakarım seni demeyin. İnsanları yakarak cezalandırmak da yok. Bu ceza Allah'a mahsus. Bu ceza Allah'a özel. Yakacak olan Allah'tır yakarsa. Diğerleri yakma cezası uygulayamazlar.
Onlar namazlarını öyle kıldılar. O yaraya, o yaraya ateş dağıladılar. Nerede? Namazda. Sahabe dedi ki, ben namaza durayım. Müsaade edin dedi. Ben namaza durayım. Bu tedaviyi namazda yapın. Benim yaramı namazda yakın. Allah'u ekber namaza durdu. Namaza durduğunda o ashabın yarasını namazdayken yaktılar. Selam verdi. Dedi ki, neden yapmadınız? Ben size bu yaramı tedaviyle alakalı namazda yakın demedim mi? Dediler ki, vallahi biz namazda senin yaranı yaktık. Dağladık senin namazda senin yaranı. Onlar namazı böyle kılarlardı. Böyle kılarlardı. Onlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dinden bahsettiğinde zikrullah ederken, onlara sohbet ederken, onlar örtülerini başından aşağı geçirirler, başlarını bir şeyle örterler, sim simalarlardı.
Göz yaşı dökerlerdi onlar. Onlar Allah zikredildiği zaman kalplerinde bir huşu, bir titreme, bir sevinç olurdu. Onlar duvarlara vurmazlardı Allah'ı zikrederlerken. Onlar çırpınmazlardı. Onlar raks etmezlerdi Allah'ı zikredilirken. Onlar değişik, acayip, karayip, sesler çıkarmazlardı Allah'ı zikredilirken. Huşu içinde, edeb içinde, erkan içinde, takva içinde, itaat içinde. Allah'ı zikrederlerdi. Hiçbir tanesinin bir tane yanlış hareketini göremezdiniz. Dansözler gibi oynamazlardı zikrullahta. Onların gözlerinde yaş olurdu zikrullahta. Onlar huşu içinde Allah'ı zikrederlerdi. Onlar kalkıp da kendi kendilerine titreme hastalığına, tutulmuş sarı hastaları gibi titremezlerdi. Bunları şeytandan zannederlerdi.
Zikrullah onların kalplerine tecelli ederdi. Zikrullah onların dillerine tecelli ederdi. Hayır konuşurlardı. Zikrullah gözlerine tecelli ederdi. Harama bakmazlardı. Zikrullah kulaklarına tecelli ederdi. Haramı dinlemezlerdi. Çünkü kalpte ne varsa uzuvlarda da o var hadis-i şerifini düşünürlerdi. Sizde bir organ vardır. Bir et parçası vardır. Orası iyiyse bütün vücut iyidir. Bütün organlar iyidir. Orası kalptir. Kalpte Allah'ın zikrullahından dolayı bir huşu var ise bütün vücutta huşu olurdu. Bütün vücutta. İşte kıymetli dostlar. Müminlik sıfatıdır. Allah zikredildiğinde o kimsenin kalbinin titremesi. Müminlik sıfatı.
Zikrullah o kim müminde tecelli eder. Müminde. Zikrullah münafıkta tecelli etmez. O münafıklar var ya Allah'ı çok az zikrederler. Onların kalplerinde tecelli etmez. O münafıklar Allah'ı zikirden kaçarlar. Allah'ın zikri onları sıkar. O münafıkları Kur'an-ı Kerim sıkar. Kur'an-ı Kerim'den nefret ederler. Kur'an-ı Kerim'i dinlemek istemezler. Kur'an-ı Kerim'e sırtlarını dönüp giderler. O münafıklar mümin olmayanlar. Namazlarında gevşeklik yaparlar. Kılmazlar. Namazı göz göre göre terk eder. Namaz dinde son kale dedi Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Her kimsenin namazı yıkılırsa dini yıkılır.
Münafıklar namaz kılmaktan uzak dururlar. Namaz onların bedenlerine ağır gelir. Namaz onlara zor gelir. Zor gelir. Namazdan kaçacak delik ararlar. O yüzden Medine-i Münevvere'de münafıklar öğlen ve ikindi namazını hemen mescitte kılarlardı. Akşam ve yatsıya mescide gelmezlerdi. Yani akşam ve yatsı namazını terk ederlerdi. Buradan mescide gelmezlerdi. Sözü bu. Terk ederlerdi. Akşam ve yatsı namazını ve sabah namazını kılmazlardı. Gece olduğundan herkes evine çekilir. Evine çekilince herkes Rabbisiyle, imanıyla baş başa kalır. Onlar sabahı, akşamı ve yatsıyı terk ederlerdi. Münafıklar bu üç namazı terk ederler. Günün münafıkları bir baskı yok ya.
Bir zorlama yok. İlla ki herkes namaza gidecek diye bir emir yok. Günün münafıkları beş vakit namazı birden terk ediyor. Mümin sıfatı üzerinde yoksa ya münafıktır ya kafirdir. Bir şey zıttı. Mümin sıfatı neymiş? Allah zikredildiğinde kalpleri titrermiş. Onlara Kur'an-ı Kerim okunduğunda imanlarını arttırırmış. Ve onlar namazlarını huşu içerisinde kılarlarmış. Ve aynı zamanda da onlar Allah'ın vermiş olduğu rızıktan infak ederlermiş. İnfak etmek, dağıtmak, kardeşine, arkadaşına yardımcı olmak. Tebessüm ne dahi olsa yardımcı olmak. İnfak eden nifaktan kurtulur. Toplumlarda infak yoksa orada nifak vardır.
Orada fitne vardır. Zenginle fukaranın arası açılırsa orada sosyal facialar olur. Dünya üzerinde sosyal facia var. Zenginlerle fakirlerin arasında uçurum var. Bu uçurum kapanmıyor. Gün geçtikçe açılıyor. Bir tarafta askeri ücretle geçinmeye çalışan, bin lira maaşla geçinmeye çalışanlar, bir tarafta akşam yemeğinde kişi başına bin lira harcayanlar, bir tarafta akşam yemeğinde, atıyorum, elli liralık, yüz liralık yiyenler, bir tarafta akşam yemeğinde üç bin liralık, dört bin lirayı yiyenler, uçurum hızla, hızla açılıyor.
Bir tarafta yolda, belde kalan insanlar banklarda, garajlarda sabahlarken, bir tarafta insanlar, artık beş yıldızlılar demode oldu. Yedi yıldızlı otelleri tercih ediyorlar. Açılıyor arası. Sosyal faciaları bekleyecek dünya. Sosyal faciaları bekleyecek. Devletlerin sosyalleşmesi lazım. Devletlerin sosyalleşmesi için, devletlerin hızla kapitalist sistemden çıkması lazım. Sistemlerini düzeltmeleri lazım. Bu kapitalist sistem devletlerin başında olduğu müddetçe sosyal facialara kapı aralacak. Bunu önlemenin yolu zulüm değil. Bunu önlemenin yolu iç kargaşa değil. Bunu önlemenin yolu baskıcı idareler değil.
Bunu önlemenin yolu infak etmek. İnfak etmek. Bunu önlemenin yolu insanların hayat standartlarını yükseltmek. Bunu önlemenin yolu zekat müessesesini çalıştırmak. Devlet zekat müessesesini çalıştırmalı. Gidip o zenginlerden alıp, fukaralara dağıtmalı. O zenginlerin başında durup, çalıştırdıkları fukaraların haklarını dosdoğru vermelerini sağlamalı.
Eğer bunu yapmazsa sistemler, sistemler kendi sonlarını hazırlayacaklar. Ne kadar paralı asker tutarlarsa tutsunlar, o paralı askerler de dönecek, o fukaralarla beraber olacak. Ve fukaralar yeryüzüne hakim olacak. Bunu bilmiş olun. Kur'an'ın gelme sebebi, Hz. Muhammed'in Mustafa'nın geliş sebebi, fukaraların yeryüzüne hakim olması içindir. Cebbar, kendini bilmez, firavunca yaşayan zenginlerin hakim olması için değil. Allah onların o firavunca zenginliklerini batıracak. Mümin, Müslüman, zenginliğe düşman değildir. Firavunca zenginliğe düşmandır. Firavunca zengin nedir? Zekatını vermeyen, infak etmeyen kimsedir. Etrafındaki çalışanlarına zulmeden, alışveriş ettiği insanlara zulmeden, zulmederekten para kazanan, faizcilikte para kazanan, insanları çarparaktan para kazanan, insanların emeğinin üzerine, insanların alın terinin üzerine, kurulan o zalim iktidarların parasıdır.
O yüzden İslam, zulümle olan zenginliğe karşıdır. İslam, firavunca olan zenginliğe karşıdır. İslam, kapitalistçe yaşanan zenginliğe karşıdır. İslam, zenginliğe karşı değildir. Helal yoldan çalışana karşı değildir İslam. Zekatını dağıtana karşı değildir. İnfak edene karşı değildir. Asla, sakın, kendini bilmez, Maoist, Leninist, Stalinist, solcular gibi, zenginliğe düşman olmayın.
Ya, kapitalist zenginliğe düşman olun. Firavunca olan zenginliğe düşman olun. İslam, firavunca ve kapitalistçe zenginliğe düşmandır. Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellemin gönderiliş sebeplerinden birisi de budur. Yeryüzünde zulmü önlemektir. Yeryüzünde adaleti sağlamaktır. Yeryüzünde müminlerin, inananların kalplerinin titremesini sağlamaktır. Namazın dosdoğru kılınıp, zekatın dosdoğru verilmesini, Kur'an'ın hükmüyle hükmedilmesini sağlamak için gönderilmiştir. O yüzden kıymetli dostlar, infak etmek, zekat vermek, müminlik sıfatıdır. Bunun üzerine dikkat ederseniz, Kur'an'ı Kerim'de, çok yerde, namazla zekatı yan yana görürsünüz. Çok yerde zikirle namazı, zekatı yan yana görürsünüz.
Bunlar çünkü denge unsurudur. Siz, namazı kılıp da işimiz bitti diyemezsiniz. İnfak edeceksiniz. Bilginiz varsa, bilginizi infak edeceksiniz. Sanatınız varsa, sanatınızı infak edeceksiniz. Hoşgörünüzü infak edeceksiniz. Merhametinizi infak edeceksiniz. Şefkatinizi infak edeceksiniz. Babalığınızı infak edeceksiniz. Anneliğinizi infak edeceksiniz. Oğlunuzu infak edeceksiniz. Diceksiniz ki, ben iyi, hayırlı bir evlatım. İnfak edeceksiniz. Kızdığınızı infak edeceksiniz. Ben hayırlı bir kızım. Ben hayırlı bir kız evladıyım. İnfak edeceksiniz. Hayır yapmak, hayırlı olmak da cömertliktir, infaktır. O zaman her halimizde ne yapacağız? İnfak edeceğiz. Bir ayeti kerime bu hususta, onlar bir hayasızlık yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı zikrederler.
İşte o müminler sıfatları belli. Kalpleri titriyordu. Ne için? Allah anıldığında. İşte aynı müminler. Müminleri devam ediyor. Onlar diyor bir hayasızlık yaptığında veya nefislerine zulmettiklerinde Allah'ı zikrederler. Her bir yanlışlığı hemen Allah'ı zikretmek. Yanlışlığı yaptığın yerde zikretmek. Hatta Muhyiddin Arabi Hazretleri der ki, günah işlediğin yerlerde Allah'ı zikretmedikçe, işlemiş olduğun günahlar affolmazlar. Ne zamanki günah işlediğin yerlerde Allah'ı zikirle dolaşırsan, o zaman der senin o günahlarının affolduğuna işarettir. O zaman bir hayasızlık, hayasızlık ne?
Haram işlemek. Haram işlemek. dilinle, gözünle, kulağınla, elinle, ayağınla, cinsel huzunla. Hayasızlık işlersen, haram işlersen hemen Allah'ı zikret. Nefislerine zulmettiklerinde, yani nefsinin kaldıramayacağı bir söz söylediğinde, nefsinin yapamayacağı bir şeye ahit verdiğinde, haddi açtığında, haddi açtığında hemen ne yapıyorlar? Allah'ı zikrediyorlar. Allah'ı zikrediyorlar. Ve günahlarının bağışlanmasını isterler. Ve onlar hemen ne yapar? Günahlarının bağışlanmasını isterler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlar? Yaptıkları kötülükte bile bile ısrar etmezler. Müminler sıfatı. Müminlerin sıfatı.
Günah işlediğinde hemen tövbe etmek. Hemen tövbe etmek. Hemen geri dönmek. Nefsine zulmettiğinde hemen geri dönmek. Allah'tan her an bağışlama dilenmek. O yüzden sufilerin dersinin başlangıcı tövbedir. Tövbe edip temizlenmek. Çünkü tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Hadis-i şerif Kim subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi lazim ve bi hamdiye estağfurullah lazim bunu günde yüz kere söylerse deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder.
Allah onu affeder. Deniz köpükleri kadar günahı olsa ve o müminler o müminler o dervişler yapmış oldukları yanlışlıkta yapmış oldukları kötülükte bile bile devam etmezler. Allah rahmet eylesin. Üstadım Şeyh'im Abdullah Efendi Hazretleri derdi ki evladım mürşidi kamillerde de hata kusur olur. Mürşidi kamillerde de günah olur. Ben bizatihi onun ondan dinledim bunu. Şimdi insanlar mürşidlerini kendilerince günahsız görüyorlar. Ben ondan dinledim. Onun sözü. Bunu değişik kitaplarda okumuştum. Ama canlı olarak üstadımdan dinledim.
Dedik oğlum herkes mürşidini günahsız görür dedi. Hatasız görür. Bu onun hakkıdır dedi. Ama mürşidler de günah kebarişler oğlum dedi. Ben kaldım. Devam etmezler oğlum dedi. Allah onların kalbine inham eder. Hemen tövbe edip geri dönerler dedi. Geçmiş peygamberler hata kusur işlemiştir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde bu dahi yoktur. O yüzden müminler farzlara vaciplere sünnetlere nafilelere riayet ederler. Hadisi kutsi hep hatırlayacağız. Bir kulun Allah'ın farzlarını yerine getirmesi Allah'ı çok hoşnut eder.
Nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever. Bu üç adım kullar için. Allah bizi onlardan eylesin. Evet ikinci ayeti kerimimiz hadit ayet 16 İman edenlerin Allah'ı anması ve ondan inen gerçek için kalplerin yumuşaması zamanı hala gelmedi mi? Hadit 16 O iman edenlerin iman edenler Allah'ı anıp zikredip kalplerinin yumuşama zamanı gelmedi mi?
İman edenler ne yapacakmış? Allah'ı zikredip kalpleri yumuşacak. İnşallah önümüzdeki hafta bu ayeti kerimeden devam edeceğiz. Ama bununla buna geçmeden önce biz yine her haftaki gibi böyle bir bir kısa hadis-i şerif zikirle alakalı okuyalım inşallah. Allah Zekeriya aleyhisselamın ohlu Yahya peygambere hem kendisinin amel etmesi ve hem de İsrailoğullarına emredip amel etmeleri için beş kelime vahyetti.
Bu hususta biraz gecikir gibi olunca kendisine İsa aleyhisselam geldi ve dedi ki Allah sana hem senin amel etmen hem de İsrailoğullarına emredip amel etmeleri için beş kelime emretti. Bunu İsrailoğullarına ya sen haber verirsin yahut ben haber veririm deyince Yahya aleyhisselam ey kardeşim sen yapma onları söylemekte sen beni geçersen yere batırılmamdan veya azap edilmemden korkuyorum dedi. Sonra İsrailoğullarını Beytil Maktis doluncaya kadar topladı. Yüksek yerlere oturdular. Sonra onlara hitaben şöyle dedi. Allah bana hem kendim yapmam hem de İsrailoğullarına emredip yapmaları için beş hüküm vahyetti. Beş hüküm. Onların ilki hiçbir şeyi Allah'a eş koşmayınız. Beş hükmün birincisi Allah'a şirk koşmak yok.
Şüphesiz ki Allah'a eş koşan kimsenin benzeri öz malı olan altın ve gümüşle bir köle satın alıp sonra onu bir evi oturtarak çalış ve yaptıklarını bana sun dediği ve kölenin de çalışıp efendisinden başkasına sunduğu kimse gibidir. Köle efendisine değil başkasına çalışıyor. Siz bir yanınızda çalışsın diye bir kimse alıyorsunuz o kimse gidip başkasının evini temizliyor sizin evinizi temizlemiyor.
Gidip başkasının dükkanını düzenliyor sizin dükkanınızı düzenlemiyor. Ücreti de sizden alıyor ama. Hanginiz kölesinin böyle olmasını ister? Şüphesiz ki Allah sizi yarattı ve size rızık verdi. Öyleyse Allah'a hiçbir şeyi eş koşmayınız. İkinci hüküm namaza durduğunuzda sağa sola yönelmeyiniz. Şüphesiz ki Allah kulu yüzünü çevirmedikçe ona yönelir. Demek ki namazı kılarken sağa sola yüzünü çevirmeyeceksin. Hanefilerde bir ibare vardır. Bir kimse namaz kılarken orasını burasını oynatırsa dışarıdan gören bir kimse bu namazda değil hükmüne varıp selamun aleyküm derse ona namaz kılan kimsenin namazı fasit olur. O yüzden bir rekatta iki hareket yapmaktan sonrası caizlerin namazı ifsad eder.
Bir adam aldı eline bir göğsünü kaşıdı elini bağladı bir de bacağını kaşıdı elini bağladı böyle sarığını düzeltti namazı bozuldu Hanefi'ye göre. Bir kimse kübleden zarret olmadığı halde yönünü döndürdü başka bir yöne. Namazı fasit oldu Hanefi'ye göre. Demek ki bu ölçü yeni değil. Hazreti Allah İsrail oğullarını da bunu vahyetmiş. Emretmiş. Namazda sağa sola dönmeyin demiş. Size orucu emretti. Hani var ya geçmiş ümmetlere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Geçmiş ümmetlere namaz farz kılındığı gibi size de farz kılındı.
Size orucu emretti. Bunun benzeri yanında mis kesesi olup bir örtü içerisinde olan kimse gibidir. Herkes miskin kokusundan faydalanmayı sever. Şüphesiz ki oruç Allah katında mis kokusundan da daha güzeldir. Demek ki oruç Allah katında mis kokusundan daha güzel. Hazreti Allah hadisi kudüsüde ne dedi? Oruçluğunun ağız kokusu Cenab-ı Hak'a miskamber gibi hoş gelir. Miskamber gibi hoş gelir. Dört size sadaka vermenizi emretti. Bunun benzeri düşmanın esir edip ellerini boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere hazırlık yaptıkları kimse gibidir.
Bu esir düşmana canımı bağışlamanız mukabilinde size bedel vereyim mi demeye başlar. Ve canını kurtarınca kadar az ve çok malını verir. işte zekat insanın canını bağışlamasına sebep olur. Malcanın yongasıdır derler ya o yüzden malcanın yongası canının bağışlanmasına canının bağışlanmasına sebep olur. Malın sigortasıdır. Malın sigortasıdır zekat. Malınızı temizle. Sizi de temizle. Hazreti Mevlana ne diyor? Bir yerde fuhuşun artması zekatın kalkması bereketsizliğe sebeptir. Bir yerde bereket yoksa orada zekat kalkmıştır fuhuş da çoğalmıştır.
Allah muhafaza eylesin. Beş size Allah'ı çok zikretmenizi emretti. Bunun benzeri düşmanın kendisini takip ettiği kimse gibidir. Nihayet bu kimse muhkem bir kaleye gelip kendisini orada kurtarır. İşte kul da böyle. Şeytandan ancak Allah'ı zikretmekle korunur. Demek ki bizi şeytandan koruyacak olan Allah'ın zikri. Kim La ilahe illallah der ise Allah'ın kalesine sığınmıştır. O kale ne metin kaledir. Hadisi kudsi kudsi o zaman şeytanın desisesinden vesvesesinden şeytanın bize olan musallatlığından tasallutlığından kurtulmak istiyorsak Allah'ı çokça zikreden kullarından olacağız inşallah.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ben peygamberlerin evveli ve sonuncusuyum buyuruyor. Bizler ahir zaman ümmetiyiz. Bizimle kıyamet kopar mı? Bizden sonra da ahir zaman ümmetleri gelecekler midir? Şöyle düşünebiliriz bu meseleyle alakalı yaşadığımız bu insanlık diliminde bu insanlık diliminin ahir zaman ümmeti biziz. Bizden sonra Cenab-ı Hak yeniden dünyayı inşa eder yeniden insanlar gönderir göndermez. bu bizi aşan bir mesele. Hayatı son bulup ölüp gidenlerin durumları nasıldır? Ölen kişiler öldükten sonra ne gibi durumlarla karşılaşırlar? Ahirete iman nasıl olmalıdır? Biz ahiretin varlığını hesabın kitabın varlığına kabir azabının kabir hayatının varlığına iman ederiz.
Hadis Şevti Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki ölen kimse Rabbike nebike dinike imanike diye sorulur. Arkandaki şahsa söyle sözde gönderdiler son fasırı. Cevaplamışlar.
28 Şubat'ta zamanın Adalet Bakanı ben kimseden davacı değilim.
Zamanın genel kurmayı benim arkadaşımdır demesi bizi çok düşündürdü. Siz 28 Şubat'ı yaşadınız. Siz mağdur sıfatıyla çağrılır çağrılsanız davacı olur musunuz? ben normalde avukatlara danıştım. Benim elimde bu noktada şey yok. Böyle bir resmi evrak yok elimde. Resmi evrak olmayınca bizim bu noktada söyleyecek bir şeyimiz olmuyor. Ama elimde resmi bir evrak olsa evet ben davacı olurdum. Ümmete yapılan zulümler haksızlıklar ve 28 Şubat'ı yaşatanlar sizce cezalandırılmalı mıdır? Evet. O davacı olmayanlar zaten hep her seferinde pılısını pırtısını toparlayıp gidenler.
Zina yapan kişi ancak zina yapan ya da müşrik birisiyle evlenebilir demiştiniz bir Twitter'ımızda. Bu tövbe eden ve bir daha o yanlışa düşmeyen içinde geçerli mi? Hayır. Bir kimse zinaya devam ediyorsa ancak zinaya devam eden bir kimseyle evlendirilir. Resim olan eve melek girmez diye bir hadis okudum internette doğru mudur? Evet. Böyle bir hadis-i şerif var. Bütün bir insan resmi boydan baya varsa bütün bir insan heykeli boydan boya varsa oraya rahmet melekleri girmez. Bir derviş hal görmüyorsa bunu zikrullah'ta burnu zikrullah'ta koku almıyorsa gözü dışarıda geçen evliyayı Allah dostunu görmüyorsa bu nedendir.
Çok tövbe edecek. Çok tövbe edip çok zikredecek. Allah burnumuzu koku alan burunlardan eylesin. Hanefi mezhebindeyim dişimde dolgu var gusül abdest alırken mezhep taklit etmem gerekir mi? Nasıl niyet etmem lazım? Diş dolgusuyla alakalı Hanefiler fetva vermişler. İmam-ı Azam Hazretleri'nin böyle bir diş dolgusuna karşı fetva verdiği söylenir. Ama velakin talebeleri bunun öyle olmadığını İmam-ı Azam Hazretleri'nin diş dolgusuna cevaz verdiğine dair nakiller yaparlar. O yüzden Hanefilerce'de diş dolgusu ve takma diş caizdir. Hazretleri defnederken kefenin baş ve ayak kısmındaki bağların çözülmesinin sebebi nedir?
Sorgu melekleri geldiğinde ölünün ayağa kalkmak istemesi başını tahtalara çarpması o an öldüğünü anlaması ödünün o an patladığını gösterir. Eğer beden hareket ediyorsa ruh bedeni terk etmiyor mu? O ana kadar ruh bedeni ölür ölmez terk ediyorsa beden nasıl hareket ediyor? Bunların hepsi de boş muhabbettir. O başının ve ayak ucundaki bağların çözülmesi rahat çürüsün diye.
Ondan sonra börtü böcek rahat girsin içeri hareket etsin diye. O normalde eski Türklerin inancıdır. İşte toprağa gömülünce öldüğünü anlayacak tak kafası ondan sonra tahtalara vuracak filan fişman muhabbeti boş muhabbet. Bir kimse öldü inna lillah inna ileyhi raciun. Bitti. Ruhun bir daha geri gelmesi söz konusu değil. Nerede ne zaman ölürse nişanlım mehir olarak benden talaklarımdan birini istedi. Bu mehir olarak kabul edilir mi? Hayır. Bu noktada ona da boşama hakkı doğar mı? Normalde boşama hakkı kadın nikah esnasında alırsa onun da erkek gibi boşama hakkı olur.
Aksi takdirde tekrardan mehir gerekir mi? Evet. Mehirsiz nikah nikah değildir denmiş hadis şerifte o yüzden mehir yani bir altın olabilir tarla olabilir ev olabilir para olabilir binek araba olabilir deve olabilir at olabilir inek olabilir mehir Hızır aleyhisselam ile ilgili tam açık ifadeler var mıdır?
Melek mi? İnsan mı? Peygamber mi? Hayatta mı? Değil mi? Tam açık bir bilgi var mıdır? Sufiler Hızır aleyhisselamı bir peygamber olarak inanırlar ama onun hayat standardı bizim hayat standardımız gibi değildir. İdris aleyhisselamın hayat standardı bizim hayat standardımız gibi değildir. İsa aleyhisselamın hayat standardı bizim hayat standardımız gibi değildir. Cennetteki hayat standardı bizim hayat standardımız gibi değildir. Cehennemdeki hayat standardı bizim hayat standartımız gibi değildir. Cenab-ı Hakk'ın değişik hayat standartları vardır. Şehitlerin, velilerin hayat standartları bizim hayat standartlarımız gibi değildir. Onlar hakkında da onlar haydır, onlara ölü demeyiniz ayeti kerimesi var. O yüzden hepsinin farklı farklı hayat standartı vardır. Hızır aleyhisselam da sufilerce biz peygamber olarak kabul ederiz. Bir kısım fetva ehli onu Allah'ın veli kulu olarak söylerler.
Ama biz Adem aleyhisselamları kesinin arasında gelmiş bütün peygamberlere iman ettiğimiz gibi Hızır aleyhisselam da peygamber olarak bilmemizde bir sıkıntı yok, bir sakınca yok. Biz onu peygamber olarak biliriz. O yüzden o kimsenin melek olduğuna da inanmayız. Bu noktada Kur'an-ı Kerim'de Hızır aleyhisselamla alakalı kıssa var. Eski akitte, ahitte yine Hızır'la alakalı kıssa var. Bunlar delil olarak hem eski ahit hem Kur'an-ı Kerim hem de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadisleri bize delil olarak yeter.
Allah faslı ayırt edici olmayı sever. İş, söz ve hata namazda bize efendim bu hadis-i şerifi anlayamadın. Allah faslı ayırt edici olmayı sever. Allah ayırt eder her şeyi, tasnif eder. İş yerindeki amirimiz Cuma'ya namaz kılmamıza izin vermiyor ise yol kesicilerden mi oluyor? Evet. Değilse bizim bu durumda nasıl bir terör almamız lazım? Uygun bir iş aramamız caiz midir? Bu noktada iyi uygun iş aramanız caiz olabilir. Ama Cuma'yı normalde dar bir harp hükmünden dolayı kılamasanız da bundan sorumlu olmazsınız. Ama namaz vakitleri başka bir iş buluncaya kadar illaki kılınmıyorsa fırsat buldukça cem edebilir veyahut da gecesine komple namazı iade edersiniz.
Buradan hakkınızı helal edin. Rüya yorumlamıyorum kağıda yazılarakten söylenenleri. Zakir ağabeyizden birisini zikrederken böyle padişah gibi gördüm. Bunda bir öneriniz var mıdır? Padişahın mübarek olsun. Allah cümleye yardım etsin inşallah.
Mahalle derslerinde mesela Gursu'da Salat-ı Seba okunmuyor. Oysa siz okunsun demiştiniz. Dağıttığımız, söylediğimiz halde bu arkadaşlar ya duymadı ya da nefis yapıyor. Ya da muhalefet. Vay! Okunacak mı, okunmayacak mı? Öneminin faydasını son bir kez olsun söyleyebilir misiniz demiş. Allah'a yardımcınız olsun. Arkadaşlara söyledik. İnşallah onlar yavaş yavaş kardeşlere öğretecekler. Yavaş yavaş öğrettikten sonra tatlı tatlı arkadaşlar da bunu okumaya gayret edecekler. Böyle arkadaşların aleyhine arkadaşların hoşuna gitmeyecek şeyler söylenmesi hoş değil. Bizim kardeşlerimiz muhalefet eden kardeşler değiller.
Muhakkak ki uygun bir zamanı ve zemini kollarlar. Öylece üzerlerine düşen vazifeleri bir tamam ederler. Kardeşlerinize yardımcı olun. Aralarını bulun. Bu noktada kardeşlerinizi eleştirmeyin açıkça. Herkes Allah rızası için Allah demek için toplanmış. Kalbinizi bunlarla yormayın. Kardeşlerinizin, arkadaşlarınızın, abilerinizin ders yaptıran kardeşlerin eksik ve noksanlıklarını araştırmayın. Onların eksikliklerini, noksanlıklarını yüzlerine vurmayın. Onların hata ve kusurlarını yüzlerine vurmak bize bir şey elde etmez. Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Çayları için biz nasihat edenlerden olalım inşallah. Bir yudumda çay içerseniz tadınızı bulamazsınız.
Öyle çay içmeyin. Çayın tadını çıkarın. Yudum yudum için. Tatlı tatlı için. Yumşak yumşak için. Arkanızdan koşan yok. Sizin karşımda çay içmeniz edebe mugayir bir şey değil. Çaylar dağıtılınca müsaade istemeye gerek yok. Çayın dağıtılması demek çay içmeye müsaade edildi demek. O yüzden çaylarınızı için. Çay içilirken edeb odur. Ne o kaşık çakır çakır çakır çakır karıştırılmaz. Köpür getirilmez. Çay içilmez. Normalde bir kimse çayı tatlı bir şekilde içer. Dervişin bir çayı bir hayı var. Bir cigarası bir çayı değil. Bu yanlış. Dervişin bir çayı bir cigarası olmaz. Dervişin bir hayı bir çayı olur.
Çeker hayı, içer çayı. Öyle dervişin bir çayı bir cigarası olur. Sufilere dokunmayın. Yok böyle bir şey. Biz dokunuruz Sufilere. Eskere kavmanın önce, günün önce rüyaya geçmedik de. İzmir'de adam bir şeyhin dilinden duymuş bunu.
Kendisi diyor ki ben bizatihi onun dilinden duydum. Onun sohbetinde duydum dedi. O şeyh demiş ki Sufilerin bir cigarası, bir çayı var. Cigarası ile çayına dokunmayın demiş. Şimdi bizim Yusuf Hoca hop oturup hop kalkacak hop kalkacak şimdi böyle hadisi okumadım diyecek. Bir de demiş ki Cenab-ı Hak Miraç'ta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine buyurdu ki işte benim yolumdan gidenlerin bir çayı, bir cigarası olacak ümmetimi söyle onlara dokunmasın.
Hoca böyle mi öğretiyorsunuz milletesiz? Ben harafiye söylüyorum. Hah. Tamam. Ghaneler duyacağız. Şaban babam olmuş. Maşallah. Ne dedi? Şaban babanın selamı var mı? Öyle mi dedi? Maşallah. Allah mübarek etsin. Sen de selam söylek etsin. Görürsem neyse. Maşallah. Maşallah. Pazarda satılıyor sanki be.
Bilmediklerini sorma, araştırma. Ayet-i Kerimesi. Evet. Onun şerhi. İnfak etmek için değil o. İnfak eder bir insan. Bunlarla ilgilenir. Sıkıntı yok ama. O normalde bir kimse bu noktada birine yardımcı olmak kastıyla usul böyle hafiften, inceden bir hareket etmesi caiz ki.
Onun özel hayatını araştırması caiz. Sufilerin pazartesi ve perşembe oruçları var. Senelerin içerisinde, yani senelerdir öyle düzenli olarak bunu tutuyorlar sufi hayatlarında. Bir gün dolu, bir gün boş tutuyorlar. Ama yani zaman geçtikçe görülüyor ki, yani oruç bir yerden sonra acaba sıradanlaşıyor mu? Yoksa fark edemediğimiz bir şekilde orucun bizi götürmüş olduğu yer neresi? Bize nasıl bir yararı var? Yani açlığın dışında, manevi olarak orucun sufiyi götürmüş olduğu yer ve yararların faydalarını nedir diye bir sormak istedim. Teşekkür ederim. Sufiler oruçtan bir fayda ummak için tutmazlar. Allah'ı sevdiklerinin göstergesidir.
Pazartesi, perşembe oruç tutmak. Çünkü Cenab-ı Hak ayeti kerimede Allah'ı zikredenler için peygamberde çok güzel örnekler vardır. Sufiler Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kendilerine protip örnek aldıkları için o pazartesi, perşembe tutabilen pazartesi, perşembe bir gün boş, bir gün dolu ayın başında, ortasında, sonunda veya 14, 15, 16'sında oruç oruç ile alakalı hadis-i şerifler var.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de böyle zaman zaman oruç tuttu. Bazı aylarda 14, 15, 16'sında bazı aylarda başında, ortasında, sonunda bazı zamanlar pazartesi, perşembe devam edip, bazı zamanlarda bir gün boş, bir gün dolu mesela Recep ayında 15 gün gibi, Şaban ayında 20 gün gibi oruç tuttuğu zamanlar olmuştur. O yüzden biz birinci derecede oruç farzdır. Ramazan ayında geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi oruçta size farz kılındı.
ayeti kerimesi mucibince biz Ramazan ayında 30 gün oruç tutarız. Bu işin farzıdır ibadet noktasında. Ama diğer oruçlar nafile hükmündedir. Sünnet-i Resulullah'tır. Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi oluruz evvela. Onun sünnetine tabi olduğumuzdan dolayı önce biz onun bu oruçlar sünnet olduğu için tutarız. İkincisi biz ümit etmeyiz. İbadette huşuyu oruçta huşuyu zikrullahta huşuyu namazda huşuyu yakalayabilmek için sırf Allah'ı sevdiği için o kimse ibadet eder. O yüzden sufiler orucun karşılığında af olmaktan çok Allah'ı sevdikleri için oruç tutarlar.
Af olmak için değil. biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uymak Allah'ı sevmenin göstergesidir. Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O yüzden bizim nafile oruç tutmamız Hz. Muhammed Mustafa'ya uymamızdır ki bu da bizim Allah'ı seviyor olma noktasında kendimizce bir göstergesi bir işareti bir tecelliyatıdır. o yüzden biz oruç tutmaktan bir şey beklemeyiz bir şey ummayız. Sufiler oruç tutmanın sevaplarını namaz kılmanın sevaplarını zikir yapmanın sevaplarını sıralamazlar. Çünkü bunları sevap kastıyla yapmazlar. Bunları yaparken sırf Allah'ı sevdikleri için yaparlar. Biz de orucu sırf Allah'ı sevdiğimiz için tutarız.
Çünkü az önce söylediğim ayeti kerime buna delildir. Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Çok enteresan bir şey söylediniz dedin. Ümit etmez dediniz sufiler. Ümit yani sonuçta bir istek bir dua. Ayeti kerime var. Sizin duanız olmasa ne işe yararsınız diye. Bu ümitsizlik ne demek oluyor? Biz kendi nefsimiz için dua etmeyiz. Biz derviş kardeşlerimiz için dua ederiz. Dua etmemek istememek küstahlıktır. Cenab-ı Hak'tan istenir. Ama biz kendi nefsimiz için değil hep kardeşlerimiz için istemeliyiz. Etrafımızdaki insanlar için istemeliyiz. Ya Rab sen gariplerin sahibisin.
Gariplere elini gariplerin üzerinden elini çekme. Ya Rabbi sen hastaların sahibisin. Hastaların üzerinden şifanı geri çekme. Ya Rabbi sen borçluların da Rabbisin. Onların borçlarını ödeme yardım eyle. Ya Rabbi sen kimsesizlerin kimsesizsin. Bizim gibi kimsesizlerin de kimsesizsin. Kimsesizlerin kimsesi ol Ya Rabbi. Biz kuvvet değiliz, kudret değiliz. Bizim elimizde hiçbir güç yok. O güçsüzlerin de Rabbidir, kuvvetsizlerin de Rabbidir. Kuvvetsizlerin kuvveti, güçsüzlerin güçsüzü olsun inşallah. Amin. O yüzden sufiler kendi nefislerine istemezler. Bu kendi nefsine istememektir. Kul öyle bir hale gelir ki Allah'a olan sevgisinden ve aşkından dolayı, Allah'a olan zikrinden ve Allah'a olan güveninden dolayı Allah'tan kendi nefsi için bir şey istemez.
Allah'tan kendi nefsi için bir şey istemezse Allah onun ihtiyaçlarını giderir. Onun bir şey istemesine gerek yoktur. Onun kendi nefsine ya Rabbi bana şu lazım demesine gerek yoktur. Belki de Allah alem kendisine lazım olan şeyi bir kardeşine ister. Kendisini kendinize lazım olan şeyi bir kardeşinize isterseniz umulur ki ümit edilir ki ve öyle inanılır Allah onu size de bahşeder.
O yüzden siz kardeşlerinize isteyin, etrafınıza isteyin, çocuklarınıza isteyin, eşlerinize isteyin, arkadaşlarınıza, kardeşlerinize, annenize, babanıza isteyin, dostlarınıza isteyin, komşularınıza isteyin. O vericidir, dua edenlerin dualarını kabul eder. Sıkıntıda birisini gördüyseniz onun sıkıntısına dua edin. Birisinde bir hastalık teşhis ettiyseniz, tespit ettiyseniz onun hastalığına dua edin. Birisinin darda olduğunu gördüyseniz onun darda olmasına dua edin. Gücünüz yetmiyorsa onun darlığını kaldırmayın. Dua edin. Dua edin, dua edin, dua edin. Muhakkak ki Cenab-ı Hak duaları kabul edendir, geri çevirmez. Cenab-ı Hak geri çevirmez. Tabi Sufi'nin kendisine de istemesi haktır.
Sufi kendine dua etmez derken bu işin ince perdesidir. Biz kendimize de dua edebiliriz, bu yol kapalı değil. Ama kendimize dua ederken aceleci olmaktan korkarız. Bu nedir? Hani Cenab-ı Hak itab eder, ikaz eder, kul aceleci der, Allah'tan dua istediğinde, bir şey istediğinde hemen olmasını ister der. Bu bir ikazdır. O yüzden sufiler o ikaza düçar olmamak için aceleci sayılmasın diye kendisine istemezler. İnsan kendine bir şey isterse istediği şahsın eline bakar. bu biraz zayıflıktır.
Siz yanı başınızın hakkına dua et. Allah size de selametlik vercektir. İki tane durum tespit ettim. Bunu sizle tespit ettim. Bunu sormak istiyorum. Bir haliniz var babacığım. O halinizde mesela demin onu yaşandı. Allah'la direkt konuşurcasına ve çok yakın bir noktada dua ediyorsunuz. yani sanki karşılıklı konuşurcasına. Ama geçenlerde de yine bir soru sormuştuk burada üç hafta önce. Orada da mesela soruya ben bakmıştım. Bir içimden değerlendirme geçmişti. Hani yine Allah'la konuşup bir yakınlaşma gerçekleşecek diye.
Ama bu sefer siz konuşurken şöyle mesela konuştunuz. İşte ben affederim ben rahmet ederim. Yani o dilden konuştunuz. Bu nasıl bir bu durumu soracaktım ben. Bunun ikisinin arasındaki fark ve bir insanın Allah'ın dilinden konuşmasının açıklaması nedir? Nasıl bir haldir bu? Nedir yani? Bu benim üzerinde tecelli etmemiştir de sen öyle tespit etmişsindir de kendince hüsnü zam beslemişsindir. Bilakis videoya bakılabilir yani. Bunu ben zaman zaman bu oluyor. Farkında değiliz. Gözleriniz değişiyor. Teriniz farklılaşıyor. Biz onlardan değiliz. Allah bizi affetsin inşallah.
Ama şöyle bir şey denilebilir. Aşıkla maşuğun arasında muhakkak ilişki vardır. Bunu onu haktan bilmek doğru an gelir öylesine öylesine aşıklığı artar. Maşuk bir anda aşın yerine geçer. Aşık maşuk olur. Maşuk aşık. Çok özür dileyerekten bunu söylüyorum. Ben o soruya bakmış olduğum zaman kalbime şöyle bir his geldi. Sen bu soruyu çok iyi cevaplarsın diye içime. Ondan sonra böyle biraz dinleyince yani ben kendimin hissiyatında iç alemimde Allah'la konuştuğumu Allah'la konuşurken o sizin haliniz gibi Allah'a niyaz ettiğimi gördüm.
Fakat onun üstüne siz bir anda böyle bir hale geçince yani o dilden konuşunca dedim ki Halit kendi kendime tövbe ettim özür dilerim böyle bir şey yaşandı. Nurelbi olanı bunlar haktır değil mi babacığım? Hak olmayan bu halinde Allah. Peki bu kişinin kendi kontrolünde midir? Yoksa kişi farkında olmadan başkalarının üzerinden de böyle bir durum söz konusu olabilir mi? Bizim o kadar matematiğimiz o aklımız yok haline. Yani her an her noktadan bu gelebilir mi? Matematiğim olsaydı profesör oluyordu. Çok akıllı kimse olamadı.
Daha geçmedik o hali. Çok tartıştı bu mevzulardan biriydi. Şeytan Kimdir? Daha orada mı kaldın? Şeytan nedir? Askerde misin daha? Tevhis oldun değil mi? Şu anda da kapatılır. Şeytan nedir? Şeytan neyden yaratılmıştır? Neden kötü iletişlerden? Ne geç çekerim lan? Vay. Bilmediklerini araştırma demiş Ayet-i Kerime'i. Sık sık en zor şeyi insanın kendi üzerinden konuşmasın.
Soru strateji olarak oturmadın. Olmalı. Ben anlatamam. Farkındayım anlatamam. O çok zor da bir şey ya. Deviriyorum çeviriyorum. Biraz daha demek ki ayıracaksın çevireceksin. Yoğuracağım biraz daha. Başkası üzerinden mi söyleyeyim dedim. O zaman da dedim edepsizlik mi edelim? Yok. Biz kendi üzerimizden konuşmayı sevenlerden değiliz. Bazı örnekleri verirken Şeyh Efendi'nin zamanıyla alakalı kendimi orta yere koymak için değil edep adap meydana çıksın diye biz böyle yaşadıydık biz böyle ettik işte bana şöyle dedildi bana böyle dedildi derken kendimi anlatmak için söylemiyorum onlara. Onlar hani sen geçmiş peygamberlerin kıssalarını da anlat ayet-i kerimesi mucibince sufiler şeyhleriyle alakalı kıssaları anlatmayı uygun görmüşler.
Hani edep adap doğru otursun babından benim öyle anlatmam kendimi orta yere koymak için değil. ve ben Allah bizi affetsin. Yani kendimizi bir noktada görenlerden değiliz. Soru bir tane sorayım o zaman. Şöyle bir soru sorayım. Bazı veliler Allah gibi yani Allah'ın dilinden konuşuyorlar. Ve ikinci bir durum olarak onunla karşılıklı konuşuyorlar. Bu nasıl bir durumdur? O an ne yaşanır? O anki durum nedir? Yani o söyleyen dili tutan eli gören gözü duyan kılığı olur.
Öyle olunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisi kudsi de buyurduğu gibi benimle konuşur, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür der. Ayet-i Kerime de buyurduğu gibi sen öldürmedin ben öldürdüm sen atmadım ben attım der. Bu bir haldir. O esnada o sufi, o veli öyle bir hale Cenab-ı Hak onu çıkarır. O esnada o Cenab-ı Hakk'ın elinde bir alet gibidir. O kimsenin üzerinde o esnada cüzde iradesi yoktur. Kelimeler, sözler, cümleler onun değildir. Direkt onun ağzından, dilinden konuşur.
o ayet-i kerime tecelli eder. Bu maşûr, aşıkta aşığı kendi zaptı rabdına alıp, aşığın cüz-i iradesini kesbelip, cebredip, kendine bağlamasıdır. O esnada aşığın kendisiyle alakalı hiçbir iradesi yoktur. kâh Cenab-ı Hak bu halde bunu böyle uzun süre bir kimsenin üzerinde tecelli etmesi o kimsenin helak olmasına bile sebep olur. Aşık o esnada o helakı ister zaten. O hal üzerine helak olayım diye bakar ve helak olur zaten. Kâh bu halden çıkar, aşıkla maşık karşı karşıya kalır, o da haktır.
bu da normalde bir veçesiyle aşığın bir veçesiyle iradesi yoktur. Bir veçesiyle iradesi vardır. Bu bir veçesiyle iradesi olmaması onun o noktada melekut halidir. Bir veçesi melek, bir veçesi insan olmuştur aşık o esnada. Karşılıklı konuşurken evet. Bir veçesiyle melektir, melek veçesiyle Rabbi ile konuşur. Bir veçesiyle. Diğer veçesi de insandır o esnada. Biz onun bir veçesine baktığımızda insanı ama insanı görürken insanı kâmili bir veçesiyle insanı kâmilin meleklerinin üzerine meleklerle eşdeğerdeki veçesini görürüz.
o esnada hitap edenle hitap edilen vardır. Aslında her halde hitap edenle hitap edilen vardır. Ama bu halde aşık maşuk tarafından hitap edilendir. Ve aşık da maşuğa hitap eder o esnada. Karşılıklı hitabet vardır bu noktada. Bu ikilik değildir. bu Cenab-ı Hakk'ın aynada tezahürü gibidir. Aşık o esnada saf ayna hükmündedir. Aksettirir. Bazen de aşık işte birinci haldeki gibi maşuğun tamamıyla tecelli gahına girer ki o zaman yer değiştirir dediğim şey normalde tamamıyla maşuk kesilir.
Ama yine de maşuk değildir. Neydi? Tehze. O esnada edilmez zaten. Kimse edemez. Yok edemez. Sonradan tehze edilir. Aslında mesela o an idrakta çalışmıyor. İnsan idrak edemiyor o an cebreder dedim ya cebretmek bir şeyi tamamiyetle hiçbir şeyin olmasına fırsat vermeden kendi iradenin altına almak.
Yok. Makam cevabesini çok onu normalde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde öyle bir halleri vardı ki o haller dediğim gibi normalde sen atmadın ben attım haliydi. Ama öyle bir hali vardı melekut noktasıydı. O zaman aşık maşuk ikilisi var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir veçesi de insandır. Değer ya ben kure ekmek yiyen Medine'li kadının oğluyumda dul kadının oğluyumda bu onun insan tarafıdır. O yüzden ama onun insan tarafı da insanı kamildir. Yani veliliğin en üst derecesidir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin insan tarafı veliliğin en üst tarafındadır.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin melekut tarafı diye az önce ifade ettiğim şey peygamberlik nebilik halidir. Peygamberlik nebilik hali bir makamdır. O hal değildir. Gelip geçici değildir. O bir makamdır. O yüzden velilik bir makamdır. Ama veliliğin içerisinde az önceki söylediğim şeyler bir hal. Velilik makam olarak durur. Haller geçer. O da hal. Onları normalde makam gibi göstermek insanların ayaklarını kaydırır.
Doğru bir nokta değildir. Avamın üstünde tecelli eder mi? Herkesin üzerinde tecelli eder. Yol herkese açıktır. Biz avam has olarak ayırmayız kimseyi. Cenab-ı bakın öyle tecellileri vardır ki o kimse secdede Ya Rabbi dediğinde velilerin derecatına ulaşır bir anda. Velilerin derecatına ulaşmak ile velilerin makamına ulaşmak aynı değildir. O kimse bir anda melekleri dahi geçebilir. Cenab-ı bak o yolu açmış herkesi. O yüzden normalde bir kimsenin o yolu kapalı diyemeyiz. dervişlerin zikrullah esnasında bir anda Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine görmesi haktır. O bir haldir ama o bir makam değildir. O nefsine uyarsa o hal gider ondan.
Çünkü onda henüz daha makam yok. Makam kalıcıdır. Makam geçici değildir. İnsanın iki ağır yolundan bahsetmiştik. Bir tanesi Melekut velilerde ve Peygamber Efendimiz'de bir tanesi de insan tarafı. Peki insanı kâh Melekut hali Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem insanlarda melekut hali vardır. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem Hazretleri o hal peygamberliktir dedi. Melekut değil. Melekut tarafı peygamber dedi. Evet. Melekut tarafı peygamber peygamberliktir yani. Veliler için bunu söyleyelim. Veliler için de o tarafı melekut halidir. Yani melek leşme meleklerle yarışma hatta meleklerin üstüne çıkma halidir. Onu soracağım. İnsanı kamil için melekler bir alt düzey değil mi?
Alt düzeydir. O zaman neden oraya çıkma gereksinir? Melekut ile melekut bir normalde makam değildir ki velilik makamdır. Melekut hali o yüzden herkes de tecelli edebilir dedi. Velilik herkes de tecelli edilir. Velilik makamdır çünkü. İnsanı kamil meleklerden üstün mü? İnsanı kamil melekuttan üstündür.
Velilik makamı diye ayretten makam vardır. Onlar nefsi makamı. Nefsi meratibleri görülmüyor? Onlar değişir mi? Onlar orada insan iner çıkar. Onun da düşme şeyi vardır da görünmemiş hiç. Peygamberliğin bir altı. Ben demişim bir kimse
bir üstada bir üstada bağlanmak kolay bir şey değildir. Herkes bir üstada gidip imtisap edemez. Yani böyle işte ya giderken orada uğradım ya işte bir orada varmış birisi bir ders aldım çıktım öyle değil. Bir kimse evet ben bu kimsenin üstad olduğuna inandım ben bu yola da muhakkak haramın arkasından çekiştirir bunu.
Ama o kimse emmare-i levvameyi geçer bu üstada kolay öyle bir üstada intisap etmek öyle her babayı bin arzu değil. Alim insanlar dahi gidip intisap edemezsin. nefes ağır gelir. Yani biz düşer noktasında görmemelik. Ancak böyle sözleri dinlemezse manen koparsa mesela işte olmazsa olmazları yapar dervişler bazen. Bu hani Allah'ın azap edicidir ayeti kerbesini unutur kendince kendi dervişliğini kendi yolunu istismar eder. O zaman sıkıntı var.
Yani istismar eder mi ihanet eder istismar dedim o gider mesela bunu böyle şimdi açık açık konuşacağım ama yani sufiliğini mesela bir kızı istismar etmek için kullanırsın. Sufiliğini para kazanmak için kullanırsın. Sufiliğini bir işini hallettirmek için kullanırsın. İstismar eder böyle. O zaman sıkıntı vardır orada. Orada o kimsenin normalde hiçbir üstad bir dervişin bağını kesmek istemez. Ama bu meselelerde Geylana Hazretleri çok titizdir. Geylana Hazretleri'nin önünde de dayanacak insan çok azdır. Çok azdır. Böyle insanlar bu işleri boş görürler biraz.
Geylana Hazretleri Allah affetsin. Hiç kimseyi onunla baş başa bırakmasın bu noktada. Keser adamı bu tabi yolun disiplinidir aynı zamanda. Hiç kimse de edeb edip ona bunu yapma demez. Hiç kimse ben bir böyle üstadın kendisini ortaya atıp da buna dokunma dediğine şahit değilim.
Efendim? Bu hain ihanet ederek ya normalde hiç kimse işte bu tip şeylere sufilere dervişlere Geylana Hazretleri şey yapmaz. Keser atar. Kesip atınca da kolay kolay hiç kimse de ona efendim işte hani affedin ben konuşurum ben yaparım ben ederim diyemez kolay kolay kimse. öyle olunca da tabi o kim esamesi kalmaz bir anda. Öyle olunca da şey değil. Bazen normalde mesela mesela Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin bazen üstüne alırdı. Ben konuşayım derdi mesela. Beni gönderdi git olup söyle bir şey yap kendini toparlasın gibisin de.
Ama kimse de böyle Allah affetsin şey yapardı kendini bir şey zannederdi ben öyle diye yapmadım da etmedim de ondan sonra da tabi kelle giderdi. Ondan sonra Şeyh Efendi birkaç sefer dedi karışmayacağım artık oğlu Mustafa Efendi şey yapmıyorlar hani dinlemiyorlar dinlemiyor tabi dervişler o zamanlar şeydi bu tip şeyler yaşanır ama ben o yüzden ihaneti ondan sonra böyle istismarı çok sıkı tutmamın sebebi odur. Herkes belki neden bunda feveran ediyor diye düşünürler. Ben hiçbir kardeşin Geylana Hazretleriyle bu noktada karşılaşmasını istemek. Burası bu türlü çok himmet eder. Çok himmettir himmetlidir. Hiç naz etmez. Çok gayretlidir.
dervişlerin dervişlerinin üzerinde çok muhabbetlidir. Bir kimse dergahın önünden geçse ona himmet eder. Öyledir. O bir böyle keskin tavrı var. O keskin tavrı o kimse sufiliği kullanmayacak. Sufiliği istismar etmeyecek. Mesela işte bir kimse erkeklerle çavuşluk yapıyor diye herkes ona ihtimam gösterir. işte ona hürmet eder. Ona saygı duyar. O bunu istismar etmeyecek. İşte ders yaptırır bayanlar vardır. Herkes abla abla abla etrafında döner. O bunu istismar etmeyecek.
Herkes için geçer. Normalde bizde ders yaptırırlar çok çabuk yol alırlar. Ama çok tehliketedirler. Tabiri caizse bıçak sırtında yürür onlar. Bıçak sırtı derken böyle keskin olmayan tarafı değil keskin tarafından. Bıçak sırtı orasıdır. O keskinliğin üzerinde yürür ders yaptıranlar. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Ben çok korkarım yani ders yaptıranların bu noktada hata kusur yapmasından. Lime lime olup gider bir taraftan. Bir anda kalbi çalışmaz hale gelir.
Bir anda gözü görmez hale gelir. Bir anda kulağı duymaz hale gelir. Üzerinde ama hala da aynı havan var verik havası. Kalmaz bir şey. Uğraşırız tekrar yeniden kendini toparlasın diye yakışman ama ben o yüzden okumda çok titiz davranırlar. Normal bir derviş yapsa onu hoş görürler. Hadi onun için biraz böyle iltimas olur. Ama bir türlü mesela işte semazenini kullanan, meyzenini kullanan, ne bileyim dervişliğini kullanan, zakirliğini, çavuşluğunu kullanan işi zordur. Adam işte çavuşun bizim çavuşumuz işte onu yedirip içirmeye kalkar, o yiyip içmeyecek.
Dikkat edecek. Ölçüyü kaçırmayacak. Ona hediye almaya kalkarlar. O bu konuda frene basacak. Kendisi basacak frene. Yapmayın diyecek. Yolu düşünecek. Böylece disipline gidecek. İstismara uğratmayacak hiç. Yoksa Geylana Hazretleri'nin bu noktada tersi sıkıntılıdır yani. Bu tip meselelerde de Pir Efendilerinin Pir Efendiler de Geylana Hazretleri'nin den vurduğu bir şeye kimse bir şey demez. Şaşar kalırsın. Bu yüzden hangi ister Mevli ol, ister Rufay ol, ister Bedev ol, Geylana Hazretleri'nin kılıcı her tarafa keser.
Sağına, soluna, arkasına, önüne, altına, üstüne, hiç mesele değil. Böyle bir şey olduğunda kılıcın hışırtısını duyarsın böyle diye geçer. Ben bildiğin kılıç dolaşır bulur adamı. Allah muhafaza evet. Onlar mazur karşılıklar. Bilevler. Ben şimdi işte normalde Çanakkale'ye gezmeye gelmişim. Ben haditten öğlen yemeğini yeriz şimdi. Dedim gitti. İstismar oldu. Anlaşıldı. İşte ben ilk yere bir yere gitmişim.
Orada ya öğlen yemeğini filancaya gideyim de oradan yiyeyim veya akşam yemeğini filancaya diyeyim. İstismar oldu. Sen daha kaçacaksın beni yemeğe götürmesinler diye. Anladın? Veyahut da ya işte andırayım işte bu akşam orada yatayım. Ya Yusuf Hoca şimdi oraya geleceğim ama nerede kalacağız orada ya? Bende kaldım. Bitti. Sen aslında kalacak yer aradın. İstismar. Cemil nerede yemek yiyeceğiz ya? Örnek. Bitti. sen Cemil'e yemek hatırlandı. İstismar. Anlatabildim mi?
Ya Cemil ya sizin orada bir alışveriş merkezi varmış. Orada işte bana uygun böyle bol pantolonlar varmış. Öyle duydum. ben 54 beden beden geyiyorum. Ben bedenime uygun bulamadım da. İstismar. İncedir bunlar böyle. Veyahut da işte Cemil'e birisi diyor ki ya Cemil ya şeyhefendi yemekte beraber olacakmışsınız.
Nerede yiyeceksiniz? Ben de geleceğim demek o. Beni de çağır demek o. Anlatabildim mi? İstismar. Cemil ya kimin evinde misafir olacak şeyhefendi akşam hemen nerede yiyecek? Gürcan'ın evinde. Nerede onun evi? Hoş geldin 23 Nisan. İstismar. Anlatabildim mi? Olmadı. Veyahut da Cemil diyor ki işte işte örneğin şey ediyor ki Halit'e ya Halit ya burada bazı sıkıntılar yaşıyoruz biz. Bu sıkıntıları atlatmamız zor oluyor. Yani benim buradaki bu çalışmalarda rahat hareket edebilemem için benim 10 liraya ihtiyacım var. Bana 10 lira borç verir misin? İstismar. Gitti.
Demek değildir ki dervişin eşi dostu olmayacak. Bu olacak. Bunlar araşverisini yapsın. Ama dervişli hukuku varsa ayağı frende olacak. Anlaşıldı? Hacamet gitti mi? Buradaydı. İstanbullular gittiler mi? Gittiler mi? Mesela ben örnek Hacamet'e derim. Hacamet şunu yap bana derim. aramda ticaret hukuku var. Anlatabilir miyim? Ona dahi devam var. Örnek. Demeye hakkım var. Devam. Benim işim daha keskindir.
Benim arkadaşlarım Nuri, Oktay, çocukluktan diyebilirim istediğimi. Öyle de inanıyorum diyeceğimi. ben derim ki sakin dervişlik ince işinizin. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Bir insanın ticaret hukuku olduğu kimseleri dervişlik hukukla ödürür mi? Olur. İkisi bir arada yürür. Yürür. Sıkıntı olmaz. Ama derviş olan infak etmeyi göze açık. Diyecek ki ya ben buna bir ticaretim olacaksa ya kaç paralık ticaret yapacağım ben? On liralık. On lirayı da silebilmeliyim gözümden.
Ben öyle yaparım yaparsam. Dervişler arasındaki ticaret demek. Evet. Dışarıya karşı böyle bir şey yap. Yok. Alacağımı vereceğim. Alacağımı dalırım vereceğimi de veririm. Dervişlerle ticaret o yüzden zordur. Silmeyi göze alıyorsan yapacaksın. Anlatabilir miyim? Yapmamak isteyebilir mi insan? İsteyebilir. hakkıdır. Yani doğru sürdür. İki çapkası. Yapmaması daha uygun olur. Ben onu örneğin silemeyecekse. Adamın mali durumu yerinde değildir. Neden silsin ki? Mali durumu yerinde olmuyor bir kimse. Neden silsin? O isteyecek. O isteyince de sıkıntı yaşayacak. Sıkıntı yaşayınca da o zaman uzak dursun. Benim mali durumum diyelim ki işte örneğin yine Cemil'e döneyim ben.
Cemil benden diyelim ki yirmi lira para isteyecek. benim mali durumum o yirmi lirayı yirmi günlüğüne vermeye müsait. Eğer Cemil onu yirmi günde veremeyecekse ben sıkıntıya düşeceğim. İsteyemeyeceğim de ben o zaman kusura bakma hakkını helal et. Bunu yerine getiremeyeceğim derim. Anlatabildim mi? Eğer onu yerine getireceksem hiç istemeyeceğim ben. Hiç. Kur'an-ı Kerim'de Hazreti Musa'nın karşısında Firavun yani küffarı ile zirve kurandan fakat Firavun için şöyle bir tabir var.
Onun kalbi de Musa'nın hak peygamberi olduğunu anladı. O da yani bildi. Peki Firavun'da da çalışan bu müessese nedir babacım? Cenab-ı Hak'ın bütün insanları yarattığında hepsinin kendi kalplerine ruhundan ve nurundan üflediğidir. Biz bunu mu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz? Evet. Bu hidayet nurunu Cenab-ı Hak bütün ruhlara saçtı. Bütün ruhlarda o hidayet nuru var. O hidayet nurunu kimisi aydınlattı, parlattı. Üzerindeki nefsin şeytanın örtüsünü çekti, meydana çıkardı. Kimisi daha üstüne örttü. O yüzden bu noktada iman nuru dediğimiz nurun bütün varlıkların hepsinde de var. Var olduğu için yani İsa olarak var olduğu için bütün insanlar Müslüman mümin oldu.
Peki Firavun haliyle nasıl gördü Hazreti Musa'nın İçinde var. Örtmemiş miydi? Örtse dahi içinden bir sızıntı var. daim çalışıyor mıydı? Daim çalışır. O zaman her içki içen bilir onun kötü. Her kesinde vardır. Bir kimse o yüzden illaki peygamber lazım değil. İllaki kitap lazım değil. Kalbinde onun var. Cenab-ı onu delillendirecek mahşerde. Senin kalbinde bu iyilik nuru yok muydu diyecek? Vardı diyecek. Ben senin kalbine asılmadın mı? Senin vicdanını titretmedin mi? Sen çocuklara merhamet merhamet et demedin mi ben sana diyecek? Hepimizde var yani. Var. Hepimizde var. Ben o yüzden bangır bangır bağırırım ben. Gelsin en alası benim karşıma desin ki bu kötülük olduğunu bilmiyorum.
İncelikleri bilmez. İnce işçiliği bilmez. Ama onun kötü olduğunu bilirsin. Onun haram olduğunu bilirsin. Bilirsin. Allah bilinendir çünkü. Zahirdir. Allah bilinendir. Zahirdir. Cenab-ı Hak herkesin kalbine kendini bilme, kendisini tanıma, kendisini zikretme nurunu koymuştur. Birisi onu cüz-i iradesiyle üzerindeki nefisle mücadele odur. Cüz-i iradeyle üzerine örtülü olan nefsin örtülerini kaldırmaktır. O kimse kaldırdıkça içerisi ışınmaya başlar. Kaldırdıkça içerisi parlamaya başlar. Kaldırdıkça içerisi nurlanmaya başlar. Aslında o floresan lambası gibi düşün. Bir lamba gibi düşün.
Üstüne on tane örtü ötünce dışarı ışık verebilir mi? Veremez. Bu da onun gibi. Bizim kalbimizde iman nuru var. ama örttük günahlarla kusurlarla yanlışlıklarla nifakla fitneyle küfürle o ışıkta faydalanamıyor. Zikrullahla tövbeyle namazla oruçla üzerindeki bizim o nefsin örtüsünü atıyoruz. Attıkça ortalık aydınlanıyor. Attıkça ortalık aydınlanıyor. Attıkça üstünden ortalık aydınlanıyor. Biz tövbe ettikçe zikrettikçe üzerindeki örtü kalkıyor. neden zikrullah halakasında hal görüyor da dışarıda görmüyor? Adam zikrullah halakasını burada hal görüyor. Yalvarıyoruz, yakarıyoruz burada. Yarabbi diyoruz. Adam kapıdan dışarı çıkıyor. bir saat geçmiyor.
Evine gidiyor. Evde normalde adam oturuyor her yer karanlık. Bir saat geçmiyor. 45 dakika geçmiyor. Adam buradan eve gidinceye kadar koruyamaz mı? Koruyamıyor eve gidinceye kadar. O zikrullah halakası o yüzden derim ben. Zikrullah halakasına otur haftanın bir günü de olsa. Neden? Bir günde sen onu katmerliyorsun hafta boyunca. Atıyorsun üstüne boyuna. Hiç olmaz ki gel buradan çık bu hafta yok ne on beş dakikalığına da olsa bir anlık da olsa için senin bir aydınlansın o seni bir hafta götürüyor işte veya üç gün beş gün götürüyor kaç gün götürüyorsa ne diyecektim yarınki programla alakalı yarın dördünü birden mi konuşacağız bir günde yoksa birini mi konuşacağız?
Dördü ya da dördünden kesit kesit duruma göre tecelli edeceğiz üniversitede değil mi inşallah yine öğrende bayanlara tamam her zamanki gibi bir buçuk işte bir buçuk iki gibi gelirim ya bir buçukta gelirim biz salon halk o normaldeki o halk son yaptığımız yerde değil mi kaçta orada olacağız halkiyetimle itirajı inşallah
inşallah el fatiha selamat
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.