mustafaozbag.org

43. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 37:12

Selamun Aleyküm. Efendim, mürşid-i kâmil ile bağlılık nasıl olmalıdır, teslimiyet nasıl olmalıdır, bağlılık konusunda, itaat konusundaki eksik konusunu kuvvetlendirmek için nasıl olmalıdır? İslâmımız lazım. Bu konuda eksikliği çok olduğu için sordum. Hakkınızı merak ediyorum. Bir müştadan bağlılık, ona teslimiyet, ona itaat.
Normalde bu insanların kendi iç güvenleriyle alakalıdır. Bir kimse, bir müstahdat bir kimseye hemen güven dediğinde güvenemez, bağlan dediğinde bağlanamaz, itaat et dediğinde itaat edemez. Aslında bunların hepsi de o kimsenin sevgisiyle alakalıdır, muhabbetiyle alakalıdır. Muhabbetin, sevginin, aşkın bulunduğu yerde geri kalan, bağlılıkta, itaatla, gerekli olan bütün yan çizgilerin hepsi de toplanır. Ama eğer bir kimse de bu noktada muhabbet yoksa, sevmiyorsa, haşit değilse geri kalan şeylerin hepsi de itekleyerek, kakatlayarak da ilerler. İnsan çünkü sevdiğine bağlılık duygusuyla bağlanır.
Bir kimse sevdiğine güvenir, güvendiğini de sever. Bir kimse birisine güveniyorsa onu sever zaten. Seviyorsa o da güvenir. Ama bu güven öylesine enteresan bir şeydir ki, istismarı da açıktır. Bir kimse birisine güvenip, güvenilen kimse güvenen kimseyi her an istismar edebilir.
Toplumda, etrafta, orada burada, bu güvenin istismar edildiğini gören insanlar hep güvenmeleri gereken yerlere kuşkuyla bakarlar. İçlerinden kuşkuyu atıp çıkaramazlar. Kuşku bu noktada onların içini kemirir. Bir kurduğun ağacı kemirip bir düzgarda devirdiği gibi, insanların içini kemirir kuşku. Kuşkunun üzerine hayatlarını kurar insanlar. O kuşkunun üzerine hayatlarını kurarlarsa, eğer kuşkunun pozitif noktasını yakalarsa, hep doğruya götür kuşku. Eğer kuşkunun negatif noktasında durursa, o kimseni bataklığa götür. Üstada, bağlılık güvenle alakalı içecek. Bir kimse güveniyorsa bağlanır ve bağlılığını real hale getirir. Bağlılığını derinleştirir. Bağlılığını içsel hale getirir. Bağlılığını her alanda, her noktada ortaya koyar.
Fakat güvenin oluşması için muhakkak muhabbetin oluşması lazım, sevmesi lazım. Şimdi, bir kimse bir üstadı sevdi, üstadı severse kendi içerisinde kendi kendine koyduğu, ördüğü o koruma duvarlarını kaldırır. Hepiniz de kendinizi korusunuz. Koruma duvarlarınız vardır, o duvarları kendiniz ödersiniz siz. Aslında o duvarlar kartondandır. Ama o kartondan ördüğünüz duvarlara o kadar çok inanırsınız ki, o ölçüde duruyor.
Bir de gerçekten bir kimse üstad mı arıyor? Burası çok önemli. Yani bunları anlatmanın aslında bir anlamı yok. Bence. Bunlar çünkü gerçekten bir kimsenin üstad arayıp aramadığının sorusunu cevaplandırdıktan sonra olacak olan şey. Eğer siz üstad arıyorsanız, eğer siz üstada ihtiyaç duyuyorsanız bu sizin kendinizle alakalı bir şey var. O zaman siz bir üstadı bulduğunuzda zaten onu sever, ona güvenir, ona bağlanırsınız. Bu, insanların gerçekten bir üstadı arayıp aramadığıyla alakalı bir şeydir. Ve toplumun ehli tasvufunun, böyle çok acı gelebilir size şimdi, yüzde doksan dokuzu bir üstad aradığına ve bir üstadın gerekli olduğuna inanır. Öyle değil mi? Öyle.
Şimdi hepinizi burada, sizi yargılamak için söylemiyorum. Hepinizi burada tek tek kaldırsa, hepinizde bir üstadın nasıl olması gerektiğini, saçından, sakalından, konuşmasından, hareketlerinden, tavır ve davranışlarından, kıyafetine kadar, hepinizin kafasında bir idol, hepinizin kafasında bir perspektif, hepinizin kafasında bir daire vardır. Öyle değil mi? Değil mi? Aslında siz, kendi kafanızda yaratmış olduğunuz, kendi tahayyül ettiğiniz, hayal ettiğiniz bir üstad arıyorsunuz. Siz, real, gerçek, real, gerçek, gerçekten bir üstad aramıyorsunuz. Bu size tuhaf gelebilir. Bu size tuhaf gelebilir. Kendi kendinizi bu noktada sorgulayabilirsiniz. Hiç mesele değil.
Ezberiniz bozulabilir. Ben de ezberinizi bozmak için söylüyorum zaten. Ve size yıllardır üstad tarif edildi. Öyle değil mi? Kitaplarda, üstadlar, dervişler, sofiler, daha önceki üstadlar, o üstada bağlı olan dervişler, zakirler, nakipler, nugabbalar, hepimiz, ben de daim, hepimiz bir üstad tarif ettik. Aslında hepimiz bir üstad tarif ederken, kendi kalbimizde canlandırdığımız, hayal ettiğimiz, arzuladığımız, kafamızdan izgilerini çizdiğimiz, sınırlarını koyduğumuz bir üstad tarif ettik.
Bu noktada bembeyaz bir sayfa, ben üstadın hakkında hiçbir bilgim yok. Ben sadece bir üstad arıyorum. Bu noktada hiçbir öngörüm yok, ön koşulum yok. Bu noktada hiçbir perspektifim yok. Bu noktada hiçbir çizgim yok. diyebilecek noktada değiliz. Öyle değil mi? Aslında hepimiz de bir üstad kadar bilgiye sahibiz. Üstad şöyle olmalı diyorsak, biz üstad kadar bilgiye sahip olduğumuzu gösteriyoruz. Ve şöyle olmalı derken, aslında üstada biçiyoruz. Öyle değil mi?
Bir üstad biçimi koyuyoruz. Üstadın hiçbir çizgisi yoktur halbuki. Üstad çizgisinin olduğundan üstaddır. Büyük bir çoğunluğunuz benim kıyafetlerimi dahi eleştiriyorsunuzdur içinizden. Eleştiriyorsunuz. İçinizden benim ayakkabıma konuşanınız var. İşte pantolonlarıma konuşanınız var. Sakalıma konuşanınız var. Verdiğim derse konuşanınız var. Sohbetimi konuşanınız var. Tavun ve davunluşlarımı konuşanınız var. Bunlar ben bunları etkilendiğim için söylemiyorum. Sadece insanların aslında kafalarında tahayyül ettikleri bir üstad var. O üstadı arıyorlar insanlar. Yani birisinin kafasında mesela sakallı, çüppeli yani sakallı derken kocaman sakallı, kocaman çüppeli, kocaman şalkanlı, hakim yakar, kocaman bir elbisesi olan, işte çok konuşmayan, devamlı böyle huzurda rabıtadaymış gibi duran böyle bir üstad arıyor.
Kimisi diyor ki ya işte öyle bir kavga olmalı ki kendinden önce gitmeli. Öyle birisini arıyor. Kimisi diyor ki ya Nesar'ın da hayır var. Gidiyor işte kafasına şimdi bu akşamda böyle bir şey taktıracağım. Bizim aslında gerçekten bir üstad aradığımızın göstergesi değil. Ben hep, hani benim meşhur eşkıya muhabbetim var ya, ben üstadı hep eşkiyaya benzeterim.
Eşkıya nedir biliyor musunuz? Eşkıya, dünyevi, dünyevi iradeyi elinde tutanların, hukukuna uymayan kimselere eşkıya dedir. Bu dünyevilerce tarifi eşkıyanın budur. Uhrevi eşkıya ise dini noktadan Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyi tanımayan kimseye eşkıya denir.
İşin manevi eşkıyası da odur. O kimse sadece Kur'an ve sünneti dinler. Kur'an ve sünnetin haricindeki bir şeyi dinlemez. Eşkıyalık yapar. Bu nedir? Yani işte birisi oraya bir şey yazmış, atar kenara. Doğru Kur'an ve sünnettir der. Bu da eşkıyadır. Bu 1400 yıllık kültürünü reddetmek demek değildir, yanlış anlaşılmasın. Ama herkesin kafasında kendi bir üstad vardır. Ve işin en azı tarafı, herkes o kendince olan üstadı aramakla geçirir ömrünü. Ne yazık ki bulamaz. Eğer bir kimse içsel manada, içsel manada, manevi manada bir üstada ihtiyaç duyuyorsa Allah onu muhakkak o noktada buluşturur. Eğer bir kimse kendi kafasında tasavvur ettiği bir üstadı arıyorsa onu bulamaz ömür boyu.
İçsel manada üstadla buluşuyorsanız siz, içsel manada üstadla buluşuyorsanız siz, o zaman gerçekten siz manevi olarak bir üstada ihtiyaç duyup manevi olarak bir yol gidiyorsunuz demektir. Hepiniz iyi kötü rüya görürsünüz, öyle değil mi? Ve iyi kötü rüyalarınızı anlatmak istersiniz, öyle değil mi? Kalktığınızdan, uyandığınızdan, hep istersiniz ki elimizin altında bir rüyayı tahmin ettireceğimizi, rüyayı anlatacağımız birisi olsun, öyle değil mi?
Birisinin gördüğü rüyayı gördünüz mü? Hiç böyle düşündünüz mü kendi kendinize ya? Acaba bu akşam kim rüya gördü? Veyahut da kendi kendinize öyle bir düşündünüz mü? Yani işte bir sürü terviş var, öyle değil mi? Arkadaşlar var. Birisinin rüyasını rüyanda görmek veya o kimseyi rüyayı anlatırken ya anlatma, istersen ben de anlatayım demek veya onun unuttuğu yeri anlatmak.
Gördünüz mü böyle bir şey? Hiç böyle bir şey aradınız mı hayatınızda? İksellik, maneviyet bu işte. Üstad arıyorsanız aradığınız üstad da bir özellikse özellik bu olur. Eğer sakal, cübbe, sarı, bunları küçümsemiyorum ha. Yani o kimsenin dış görüntüsü. Bu onun şaşası olabilir. Şaşalı bir evi, şaşalı bir dergahı, şaşalı bir arabası.
Veyahut da çok fukara, hiçbir şey yok. Yani işte hasırın üstünde duran, fukara bir hayat yaşayan, hiçbir şey olmayan, böyle miskin, köhne, peşhurda bir hayat yaşayan birisini mi arıyorsunuz? Kafanızdaki bir üstad var ya, mesela işte çok fukara bir hayat yaşayan, çok böyle hiçbir şey yoksulluk içerisinde hayat süren, sakallı bir kimseyi kendi kafanızda üstad olarak tanımlayabilirsiniz. Ve hayatınızın boyunca böyle birisini ararsınız. Veyahut da işte öyle bir üstad tanımlarsınız ki, o kimsenin altında arabası, yanında hizmetkarları, şoförü, etrafında insanlar, hüra gitti, geldi, geldi, geldi, geldi, bu hareket, böyle şatafat, böyle bir şey de arayabilirsiniz. İşte bunların hepsi de sizin kendi kafanızdaki belirlediğiniz üstadlar ve o kafanızdaki belirlediğiniz üstadı bulamadığınızdan dolayı mevcut olan üstada hep kuşkuyla bakarsınız.
Bu üstad mı değil mi diye. Çünkü üstada ben veya sayfayla gelen çok azdır. Bakın ben veya sayfayla gelen çok azdır. Hep insanlar böyle yapmazlar mı? Gidecek olduğu, bağlanacak olduğu üstadları denerler. Öyle değil mi? İmtihan ederler. Kendi kafanızdan üstadı imtihan edersiniz. Veyah bir kimse gelir, genelde öyle olur ya Türkiye'de ve İslam dünyasında.
Ben üstadım, bu gece bana görev verdi denir. Siz de oturursunuz, bacak bacak üstüne atarsınız, haşa. Bizi cigara yakın, düşünürsünüz. Bu adamı bu gece görev verildiğini söylüyor. Biz bunu bir imtihan edelim. O da geldi söyledi ya, üstadım dedi ya. Ona sorun artık, onu imtihan edin. Ve o sizin sorularınızdan geçtiyse ne oldu? Üstad oldu. Neyin üstadı oldu? Sizin sorularınızın üstadı oldu. Sizin üstadınız olmadı yine. Biraz kafanızı karıştırabilir bu sohbet. Ama ben içimdekini paylaşmak isterim. Ben böyle bundan konuşmayı seven bir kimseyim. İçimdekini saklayıp gizlemek istemedim. Gerçekten beyaz bir sayfa açıp üstad arayın. Bu kim olursa olsun, bunun ben olmam şart değil. A, B, C. Ben üstad olduğumu zaten iddia etmiyorum da. Yani bunun kim olduğu önemli değildir.
Siz gerçekten gönlünüzü beyaz bir sayfa açıp, gerçekten bir üstad arayın. Ve gerçekten öyle bir üstadı bulduğunuza inanıyorsanız, bunun üzerinde kuşku duymayın o zaman. O derse ki, buraya düz duvara tırman, tırmanın. O derse ki, işaret parmağınızın üzerine hamuda kalkın, işaret parmağınızın üzerine hamuda kalkın. Onu gerçekten sevin. Gerçekten sevin. Aklınız da değil, kalbiniz de sevin.
Ona gerçekten kalbinizle bağlanın. Ona gerçekten kalbinizle itaat edin. Ve zaten o üstad anlayışıyla bir kimse gerçekten o üstadı buldu ise, onun kalpten kalbe bir yol oluşacaktır. Ve üstad onun gördüğü rüyayı görür. Ve üstad onun gördüğü hali görür. Allah'ın izniyle. Allah gösterdiği müddetçe. Ve üstad onun kalbinden geçeni bilir. Allah'ın izniyle. Ve üstad onun içine vakıf olur. Allah'ın izniyle.
Kime ama? O duvar hızını, duvar örmemiş, kendini örtmemiş, kendini kapatmamış, kendini kuşku dünyasının, kuşku vadisinin içine atmamış olan mürid için geçerli bu. Çünkü üstad kendisine bembeyaz sayfayla gelenlerin üzerine yazmak ister. Siz bir yere mektup yazacağınız zaman, daha önce üzerine mektup yazılmış bir kağıdın üzerine mektup yazar mısınız?
Anlaşılır mı yazdığınız kelimeler? Anlaşılmaz. Onu çok iyi bir okuyucu lazım ki onu okusun. Hiç kimse yazmaz. Öyle değil mi? Üstadlar da yazmaz. Demiş aşıklar. Arif olan cevherini boş yere saça alın diye. Ve siz gerçekten o kuşku duymayacağınız, gerçekten güvendiğiniz, sevdiğiniz, bağlandığınız o üstadı bulduğunda gözünüzü dahi kaldıramazsınız.
Yan dahi oturamazsınız. Nefes dahi alamazsınız içinden. Nefes dahi alamazsınız. Nefes dahi alamazsınız. Dersiniz ki nefes alışverişinde hata yaparsam şimdi bu yanlış olur. Dersiniz ki şimdi oturmuşunda bir eksiklik olursa bu yanlış olur. Dersiniz ki yürürken yanlış yürürsem bunu hisseder. O bunu görür. Ben burada yanlış davranırsam onun bundan haberi olur. Bunu bir başkası şirk olarak nitelendirir. Bunu bir başkası şirk olarak nitelendirir.
Evet. Bu yüzden kavga çıkar dinin içerisinde. Bu ehli tasarruzun hepsi de şirk ehli derler. Buradaki ince çizgiyi bilemediklerinden. Çünkü o üstadın eğitimine, edebine, erkanına, sevgisine, muhabbetine ram olur. Ram olursa onun kalbinden çıkmazsa. Bunun kalbinden çıkmazsa o devamlı edeb üzerine durur. Devamlı zikir üzerine durur. Devamlı varlık üzerine durur. Devamlı aşk üzerine durur. Devamlı muhabbet üzerine durur.
Eğer bu noktada bir kimse üstada bulur. Üstada giderse. Bu mesele geniş. Hakkınızı helal edin. Evet. O yüzden zamanla uzun bir yol. Zamanla bu sohbetler inşallah devam edecek. Ya da soracağını bir gün de başka bir cenahtan anlatacağız. Bir gün de başka bir cenahtan anlatacağız. bir şekilde bunlar anlatılacak. Ama gönlüm şunu arzu eder. Bu hepinizin üzerinde bütün dünya üzerindeki bütün İslam'ı yaşayan, tasavvufu yaşamaya çalışan, tarikatların içerisinde hizmet etmeye çalışan bütün herkesin şöyle olmasını isterim.
Gerçekten bir üstad bulun ve gerçekten siz yalnız bulun. Siz o üstada hazır, o üstad bulun derken üstadlar var. Siz o üstada bulma noktasında kalbinizdeki bütün verileri atın. Bütün yazdığınız, çizdiğiniz kitapları da atın. Ve deyin ki ben gerçekten içsel manada, manevi manada bir üstad. Ben ona ihtiyacım var.
Ve eğer bir yere bağlandıysanız, bu kim olursa olsun bu noktada bağlanmaya çalışın ve bu noktada bağlanın. Yoksa bu benim dediğim tasavvufi manada. Yoksa tarikat manasında herkes gider bir şey bulur. Herkes ondan ders de alır. Virdiyi de çeker. Kendi kendine de ben bu virdiyi çekiyorum. Dersini de aldım. Ben de cennetlik oldum der. Kendini bir kenara atar. Benim derdim bu değil. Benim derdim bu değil. Ben belki de donkuşat gibi yer değermeyenler ile savaşıyorum. Hayalperest olabilirim. Ben bu yüzyılda tasavvufi manada tasavvufun yaşayıp anlaşılmasını istiyorum. Bağlıklıkların kalbi, muhabbetlerin kalbi, ibadetlerin kalbi, sevgilerin kalbi, yaşayış tarzının ve davranışlarının kalbi olması için mücadele eden bir kimseyin.
Kalbi olsun. Bakın kalbi olsun. Yani muhabbetiniz, bağlılığınız, itaatiniz kalbi olsun. Kalbi olursa bu yüzeysel kalmaz. Bu kaba kalmaz. O kalın düşmez. Kalp ince işlerin, ince davranışların, ince düşüncelerin, derin düşüncelerin yerisi. Geri kalan nefsin işidir. Kaba davranır, kaba konuşur, kaba oturur, kaba yer, kaba içer, kaba düşünür, kaba düşünür.
O kimse kalbi davranmıyor. Ve o kimsenin sevmesi, seviyorum der o kendi kendisine, onun o kabalık yatar seviyorum demesine dair. O seviyorum diyen bir kimse, ben seni sevmiyorum desen hemen kabalaşır o kimse. Neden? O nefsinden davranıyor çünkü. O diğer kizan, ben sana aşıkım. Sen dersin ki ben sana aşık değilim. Seni hiç sevmedim. Bir sana hiç aşık olmadım. Ben sana aşık olmayayım. Tö Allah cezanı versin, ne biçim adamsın der. Böyle şeyh mi olur der? Çünkü seviyorum demesi nefsindendir. Onun aşığım demesi nefsindendir. Nefis ona söyledir öyle. Nefis söyledir. Karşılık bulmazsa, nereden sevdiğim o zalim kadını var ya şarkı, onu söyle. Bir anda sevdiği zalim olur. Bir anda sevdiği acımasız olur. Bir anda sevdiği kötü olur. Bir anda sevdiği dünyanın en kötü insanı olur.
Bir anda sevdiği dünyanın en zalim insanı olur. Bir anda sevdiği dünyanın en bahtı karılı adamı olur. Öyle değil. O yüzden insanlar üstadlarına, seviyorum dediklerine. Mesela üstadı da öyle derler ya, ben seviyorum. Seni sevmiyorum deyince, deyince ne yapacaksın? Sana aşıkım. Ben sana değilim. Ben sana çok bağlıyım. Ben sana bağlı değilim. Ben senin için ölüyorum. Ben senin için hiç ölmüyorum. Ben senin peşinden koşuyorum. Ben hiç senin peşinden koşmuyorum. Yürü git yanında. O zaman insanın sevgisinin rengi çıkar meydana. Kovdum birisini. Üstad. O zaman rengi çıkar meydana. Adam geri geri, efendim ben başka bir yer bulmam, bilmem mümkün değil. Siz beni kovdunuz ama kapıdan kovsanız pencereden geleceğim.
Veya kapının önünde yatacağım. Ben buradayım. Yedilecek noktada mı insanlar? Hikayeler güzel değil mi? Yunus'u kov... Yunus gitmiş. Demiş gelmesin demiş üstadı bir daha. Ama gelmiş Yunus tekrar. Mübarek bastonuyla dokunmuş, gözleri görmemiş. Hanım bu kim demiş? Demiş ki Yunus, bizim Yunus'u demiş. Hemen Yunus evre eline dolanmış, eteğine dolanmış. Acaba kovsak kim gelir ki? Hiçbirimizi sevmiyoruz desek kim gelir ki? Bugün sert davransak kim durur ki? Üstad'ı sevmek, üstad'a bağlı olmak, üstad'ı itaat etmek, mangal gibi yürek lazım. Bu üstad'ın her halini, her durumunu, her noktasını kaldırmak lazım.
Zor bir şey. Gerçekten zor bir şey. Bunu ben Allah rahmet eylesin. Şeyh'imin yanında dururken yaşadığım şeyler, gördüğüm şeyler, niceleri yanıyordu böyle. Şeyh Efendi Hazretleri Allah rahmet eylesin. Yanan adama bir ters bakardım. Öyle adam biterdi yangınla. Ben de derdim ki ona ters baktı ki, işte o onunla muhabbeti kesilsin. İşte işine gücüne baksın. Hiç alakası yok. Adam işine gücüne de bakmıyordu. Dergahı terk ediyordu. Ben rabıta ettiğinde Şeyh Efendi'yi, rabıtasını uyurken gördüm diye dergahı terk eden derviş tanıyor. Rabıta etmiş. Sabah namazından önce, sabah namazından önce şeyhini yatarken, uyurken rabıtasını da görmüş. Dedim, ben rabıt ederken nasıl benim üstadım yatakta yatar, böyle üstad mı olur dedin, bıraktı dergahı.
Ben de dedim ki ona, dedim dikkat et. Ben sana geri dönmen için söylemiyorum dedim. Sen ne haldesin görüyor musun şimdi dedim. Sen rabıt ediyorsun, üstadın yattığını, uyuduğunu görüyorsun. Ya böyle bir hal var sende. Ve sen diyorsun ki dedim, ben rabıta ederken, üstad nasıl uyur deyip şeyhi terk ediyorsun şu anda dedim. Öyle durdu o kimse. Bitti dedim. Ben yüzüne söyledim. Bitti dedim. Nasıl yani dedim. Bana söyledin ya bunu dedim ben. Bitti dedim ben. O arkadaş geldi tekrar işte Şeyh Efendi'den ders aldı. Şeyh Efendi onun ders verdi tekrar. Gitti tekrar geldi. Gitti. Tekrar geldi. Tekrar gitti. Tekrar geldi. Tekrar geldi. Tekrar gitti. Süleyman'ı geçti.
Var ya altı sefer gelip yeni sefer giden. Onu geçti. Niçin? Kimse üst kuyuyla bakıyor artık. Ben yok. O kimse üstada beyaz bir sayfayla gelmiyor. Beyaz bir sayfayla gelmiyor. Allah muhafaza eylesin. Bağlanacaksanız öyle bağlanın. Sevecekseniz öyle sevin.
Muhabbet besleyecekseniz öyle muhabbet besleyin. Bu da sorunlar kaldı. Hakkınızı helal edin. Cevdet. Cevdet o nerede? Geldi mi Cevdet? Cevdet mi? Cevdet mi? Allah razı olsun getir. Bunun ortada yanlış anlaşılmasın. Ben kendimce doğru bir perspektifi anlattım. Bana öyle davranın. Düşüncesiyle değil. Bana öyle davranın. Düşüncesiyle değil. Ben bir üstada bağlanacak olan kimsenin kendimce nasıl olması gerektiğini söyledim.
Yoksa böyle olun. Böyle bağlanın. Benim kendi nefsimle alakalı bir şey değil. Allah bizi affetsin. Amin. Kendimizin hiçbir zaman üstad görmedik. Cenab-ı Hak inşallah böyle koron hastalığı tutup da kendisini üstad görenlerden eylemesin bize. Zor iştir. İnsanın kendisini şeyh, üstad görmesi de bir hastalıktır. Allah razı olsun. Allah razı olsun. İnsanlar kendilerini şeyh, üstad görürler, alim görürler. O da bir hastalıktır. Allah muhafaza eylesin. Derviş görür. Kendisini iyi mürid görür. Kendisini iyi görür. Bunların hepsi de hastalıktır. Asla kendinizi ölü göstermeyin. Asla kendinizi ölü görmeyin. Tasavvuf, insanın kendisini hep hor görmesi, kendisini bu manada eksik görmesidir.
Hor demeyeyim de, kendisini hep eksik görmesidir. Kendisini hiçbir zaman tamam görmeme halidir. Hor hakir demeyeyim de, ona da karşıyım ben çünkü. İnsan kendisini hep hor hakir görmesin, kimlik bunalımı yaşar. O zaman da kişiliksiz, kimliksiz bir şey çıkar ortaya. Öyle bir şey de değil. Biz kendimizi bu noktada hor hakir de görmeyeceğiz. Ama kendimizi hep eksik görürüz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Üç ihlas bir Fatiha. Şerif. Amin. Evela bizat fahri kainat sevim ve mevcidat sevgili Peygamber Efendimiz Samurullah ve Selam Hazretleri mübarek ruh şerplerine.
Amin. Adem Aleyhisselam'ın hareketinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber Zişan Efendimiz'in mübarek ruh şerplerine. Amin. Yarı yarı güzün Ebu Vekir, Sıdık, Ömer, Faruk, Osman, Zulmur, Enaliyen, Murtazalat, Allah'a nehmendlerimizin evladı Resulullah, Zevcahaz-ı Resulullah, Ashab-ı Resulullah, Şuhedâ Resulullah, İmamız, İmam-ı Azâme ve Hanıfe, İmam-ı Şâfi, İmam-ı Alik, İmam-ı Hamber, İmam-ı Eşşâ, İmam-ı Atıride, İmam-ı Hâmet, İmam-ı Yusuf, İmam-ı İmam-ı İmam-ı Hazretlerine. Amirimiz bir, Seyyid Abdülkadir, Ceydani, Seyyid Ahmet Ar-Rufay, Seyyid Ahmet Ar-Bedevi, Seyyid İbr-Habbi, İmam-ı Şehir, Şah-ı Nakşümen'in Muhammed-i Bahattin, Şah-ı Mevlana Celâvetinin Rûmi, Hacı Bektâşi ve Hacı Bayram ve Vesselkaran'in Mahmud-i Dâhi, Halvet-i Cevvet-i Müşâfi-i Tümdülü, Sûh-ı Reveld-i Kûr-i Reveld-i Şeyh-i Mûkid-i Din-i Arab-i, Muhammed-i Üftâdâ Hazretlerinin ruhlarına, Dün geçmiş Üstadların, Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyalarına aşıkar, sadıkar, mühvan, ehli iman.
La ilahe illallah, Muhammed-i Resûlullah. Yaşayan Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyalarına aşıkar, sadıkar, mühvan ehli iman. La ilahe illallah, Muhammed-i Resûlullah. El-Nasih-i Mûkid-i Hüquranî, Er-i Mûkid-i, Cez ve Cezad'dan ruhlarına, Hediyelerine, Boğası ve Salâre eyle Ya Rabbi. Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullahel-azîm el-Kerime, L'azîle' a ilahe illahû, El-hayyul gayyım hüvvetü bil-eğineşşeytanirracîm.
Bismillahirrahmanirrahîm. Eftarizikir fâlemennâ Hû.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi