mustafaozbag.org

429. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Şubat 2015 · 1:29:04

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzlerinizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Şunlara rüzgar gibi geçecektim ama şu baştan böyle ilgimi çekti. Bana sürekli dergahta sorulan fakat benim yetersiz kaldığım bir soruyu sormak istiyorum. Etrafımızda hal yaşatılan kimseler var. Fakat bazıları aşikare edepsizce davranıp sizi yasak ettiğiniz ve zaten de haram olan fiiliyatları istiyorlar.
Bu defa böyle bir soru soruluyor durmadan. Böyle bir kimse haram işlerken nasıl rüya ve hal aleminde bir sürü bir şeyler yaşıyor diye. Bu konuda bizi aydınlatırsanız çok memnun oluruz demiş. Sufilerin ne yazık ki en büyük handikaplarından birisi budur. Görülen halleri ve rüyaları bir veçesiyle sadece kendisine atfedilir. Hani ayeti kerimede namaz sizi kötülükten alıkor der ya. Bir kimse namaz kılıyordur ama namaz onda hakikat manasında tecelli ederse, namaz onda tecelli ederse o kötülüklerden alıkorulur. Ondan bir kötülük sudur etmez. Mümin odur ki elinden ve dilinden diğer Müslümanların, inananların emin olduğu kimsedir. Pardon özür dilerim. Müslüman odur ki diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.
Mümin odur ki, mümin diğer insanların malından ve canından emin olduğudur. Malından ve canından. Şimdi, sufilik o kimseyi iyi insan yapma yoludur. Sufilik insanı, insanı kamil etme yoludur. Bu yolun içerisinde insanlar rüyada görürler, halde görürler.
Ama bu yolda rüyada, halde seni de beni de aldatır. Biz o kimsenin muamelesine bakacağız. Allah muhafaza eylesin, burası çok sıkıntılıdır. Bir kimse hal göre göre cehenneme gidebilir. Bir kimse rüya göre göre cehenneme doğru yol alabilir. Bir kimse ben dervişim diye diye cehenneme gidebilir. Bu Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bir kimse görmüş olduğu rüyaya, hale kanmasın. Bir başkasının onun için gördüğü rüyaya kanmasın. Kendi gördüğü rüyaya da bir şekilde kanmasın. Kulluğa devam etsin. Bunlar güzel, manevi bir işaret.
Bunlar güzel, manevi birer lokma, birer sofra. Bunlar alemi gaybın varlığına işaret olan deliller. Her şey bu noktada âlâ, güzel. Hiçbir sıkıntı yok. Ama ve lakin hem bir kimse, bırakın hal görmeyi, rüya görmeyi, dergahın içerisindeyse ve dergah da bir dergah da yaşıyorsa, bir sufi hareketin içerisindeyse, onun günah kebalilerle işinin kalmaması lazım. Bizim sufiler olarak yaptığımız her yanlışın kendimize ait olmadığını öğrenin. Normal bir kimse bir yanlış yapar, kendisini bağlar. Doğru. Diyeceksiniz ki şeriata göre de kendisini bağlamaz mı? Doğru. Ama bir sufi, başında sufilik alameti var ise, dilinde sufilik alameti var ise, üzerinde sufilik alameti var ise, onun yapmış olduğu yanlışlık kendisini bağlamıyor.
Yolu bağlamaması lazım. Yolu bağlamaması lazım. Kıymetli dostlar, din 200 yıldan beri yaşanmıyor. 200 yıldan beri doğrusu öğrenilmiyor. Sonuçta zaten bizim memleketimizde bir algı var. Açın eski Türk filmlerini, Yeşilçam filmlerini, nerede üfürükçü bir adam var? Hoca kılında, şeyh kılında, müftü kılında, nerede yaramaz, düzanbaz, hilebaz, milletin namusuna, osuna busuna göz diken, ne kadar aşağılık işleri yapan bir kimse varsa, hoca kılında, şeyh kılında, müftü kılında, alim kılında. E buna bir de 28 Şubat'ta, acz mendiler de buna ilahe olunca, insanlarda bir algı oluştu. Zaten vardı bu, kırılmak üzereydi, kırılmak üzereydi bu.
28 Şubat'la yapılan tezgahlar, oyunlar, o tezgaha düşenler, yani orada bir hile var, hileyi kuran suçlu olduğu kadar, o hileye düşen de suçlu. Orada bir tuzak var, o tuzağa düşen de suçlu. Ey Davut, uyanık ol. O tuzağa düşmemek için de uyanık olacaksın. Her daim tuzak vardır.
Ben derim ya, zakir arkadaşlara, çavuş arkadaşlara, birine okumaya kalkmayın, birine bir şey yapmaya kalkmayın. Yol aralarız, kapı aralarız, fark etmezsin. Sana okutacağım diye gelir, bir tütsü yanında, bir koku, bayılır kalırsın, soyar seni, bir güzel seninle fotoğrafını çektirir. Kafirlerden, müşriklerden her türlü oyun ve tezgah beklenir.
Her türlü şey beklenir. Her türlü tezgah beklenir. Biz Kur'an ve sünnet dairesinde dinimizi yaşamaya çalışan insanlarız kardeşlerim. Dua edilecekse biz burada dua ederiz. Ne telefonlar geliyor bana, perşembe günü akşam dersimiz var, zikrullahımız var. İşte bize büyü yapmışlar, gel kardeşim zikrullahla beraber Allah'ı zikredelim, dua edelim orada. E hocam sen okuyamaz mısın? Yok kardeşim okuyamayız biz, bizim böyle bir ilmimiz yok. Bir laf bitti. Kendini üfletecek yer arıyor. Sen de düşeceksin tezgaha, üfleceksin. Bitti. Otuz yıl vermişsin yola.
Otuz yıl bir nefsine uydun gittin. Uğraş artık. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizim dergahımızda bayanlara okuyup üflemek yoktur. Erkek derviş kardeşler hiçbir bayana kalkıp da gel ben sana bir dua edivereyim, gel sana bir okuyu vereyim. Böyle bir şey yoktur bizde. Olmaz. Olmamalı. Olursa atarım dergahdan. Bizde ilgi ve alakası kalmamıştır. Git eşine oku, git kız kardeşine oku, git anana oku. Git kendi çocuğuna oku, git kendi akrabına oku nikah düşmeyene. Gel sana ben bir şey yazıvereyim. Bizden alakası yoktur.
Bizim dergahımızda muska yazmak, bizim dergahımızda cincilik yapmak, kocacılık yapmak, var ya bu tip şeyler. Bakıcılık yapmak, bu tip şeyler yoktur. Biz böyle şeylerle ilgilenmeyiz. Bizim işimiz Allah'ı zikretmek, dua etmek, Allah yolunda koşmaktır. Bu ara arkadaşlar herhalde beni böyle bir şey mi zannediyorlar, kim yapıyorsa yazmışlar bazılarının eline. Adam diyor ki gelmiş langırtak dükkandan içeri girdi. Mustafa Özbağ'la görüşeceğim. Buyur, bana sizin adresinizi verdi sizin arkadaşlar. Evet, bana cinniler uğradı herhalde. Kardeş bizde alakası yok, ne işin vardı dedim ya senin burada. Öyle söylediler bana. Dedim söyleyen yanlış. Söyleyen de bizim derviş değil dedim.
Kim söylediyse bilsin kendisinin dersinin olmadığını. Mane. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşler, gördüğünüz hal, gördüğünüz rüya kendinize ait delildir. Eyvallah. Bu sizin ahlakınızı güzelleştirmede bir ivme olmalı. Sizin iyi bir insan olmanızda bir ölçü olmalı. Sizin bozulmanıza sebep olmamalı. Allah muhafaza eylesin. Evet, zikrullahla alakalı derslere devam ediyoruz. Bu normalde çok daha baktım bugün de bayağı ayet-i kerime ayırmışım ben. Zikrullahın faziletiyle alakalı. Ama ve lakin bu üç derslik faziletiyle alakalı, ehemmiyetiyle alakalı, yeteceğine inandım bugün. İnşallah önümüzdeki hafta yine zikrullahla alakalı, aman zikrullahın işte edebiyle, adabıyla alakalı meselelere girmeye başlayacağız.
İnşallah. Âlâ suresi ayet 1. Yüceler yücesi olan Rabbinin ismini teşbih et. Bunu özellikle aldım, teşbih. Cenab-ı Hak kulları, insanları ve cinlileri kendisini zikretsin. Kendisini teşbih etsin. Ve kendisini tenzih etsin diye yarattı. Teşbih etmek. Allah'ın kendisini sıfatlandırmak. Ve Cenab-ı Hak'ı ama zati sıfatlarıyla, ama subuti sıfatlarıyla tanıyıp onu zikretmek. Hatta hadis-i şerifte Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri buyuruyor ki, Allah'ı tesbihi anlatan surelerin en faziletlisi diyor.
Âlâ suresi ile alakalı. Burada Cenab-ı Hak'ın ismini tesbih etmek ve teşbih etmek, benzetmek, Allah'ın kudretini, kuvvetini, sanatını, Allah'ın halik olduğunu, yaratıcılığını, bu manada Cenab-ı Hak'ın hak olduğunu, zati sıfatlarından, Rahman olduğunu, zati sıfatlarından gibi, zati ve subuti sıfatlarını tanımak.
Ve bu sıfatlarını tanıdıktan sonra, o sıfatlarını tefekkür etmek. Ve bu sıfatlarıyla Cenab-ı Hak'ı zikretmek. Ve bu zikri tefekkür ederekten, bütün kainatın üzerinde yaymak. Her anını bu manada Cenab-ı Hak'ı tesbih, teşbih ve tenzih, yani teşbih ettiklerini de tenzih etmekle geçirmek. Ve bu noktada o kimsenin, o kimsenin hayatını, gününü, saatini, dakikasını zikrullahla geçirmesi. Zikrullahla geçirmesi. Tabi, normalde, şunu unutmayın. Her yapılan zikrullah, her konulan isim, Cenab-ı Hak'ın ruhlar aleminde, önce meleklerin üzerinde tecelli etmiştir.
Cenab-ı Hak mele-i alasında, mele-i alasında kendisini zikrettirmiştir. Mele-i ala ve melekler, Allah'ı zikirle devamlı hemhal olurlar, iştigal ederler. O yüzden, bu noktada, her halükarda, Allah'ı zikretmek, her halükarda, Allah'ın sıfatlarının tezahürünün, Allah'ın sıfatlarının tecelliyatını, mazhar olmak ona.
ve onun üzerinde tefekkür etmek. Ve onun üzerinde kendince, eğer zikir yapılması gereken yerde zikir yapmak, teşbih yapılması gereken yerde teşbih yapmak, tenzih edilmesi gereken yerde tenzih etmek, namaz kılınacağı zaman vakti belli namazı kılmak, oruç tutulacağı zaman vakti belli orucu tutmak, cuma kılınacağı zaman vakti belli cuma kılmak, namazın içerisinde rükuda söylenilecek olan zikirleri, rükuda söylemek vakti ve ritüeli hazır, secdede söylenmesi gereken zikirleri, secdede söylemek vakti ve ritüeli hazır.
O yüzden, yapılacak olan bütün zikirlerin, yapılacak olan bütün teşbihler, Kur'an ve sünneti seniye ile bize öğretilmiş, o öğretilen Kur'an ve sünnet dairesinden şaşmadan, bize öğretilen Kur'an ve sünnet çizgisinden sapmadan, Allah'a vuslat yolunda devam etmektir. Sufilik budur. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Âlâ suresine ayet 14 ve 15, kendisini arındıran, Rabbinin ismini zikreden, ve namaz kılan mutlaka kurtuluşa ermiştir. Bu tam sufili, tam tasavvufı anlatan, tam bir mümin olma yolunu anlatan ayet-i kerime, kendisini arındıran, yani nefsini tezkiye eden, nefsini kötülüklerden alıkoyan, nefsini Kur'an ve sünnete tabi tutan, nefsini heva ve hevesten arındıran, nefsini her türlü kötülüklerden ve kötü işlerden arındıran, her daim nefsini temizlemek için uğraşan, didinen, her daim nefisle olan mücadelesini gözünün önünden hiç ayırmayan,
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin deyimiyle, küçük cihattan büyük cihada geçtik. Ya Resulallah karşımızdaki düşman kim? Bu kadar büyük cihat dedin. İki göğüsünüzün arasındaki nefsiniz. Nefisle cihat en büyük cihat oldu. Nefsini arındıran, az önceki bu hal görüp, rüya görüp, her türlü kötülüğü yapan kardeş için, kardeşler için, nefsini arındırmayan insanlar kurtuluşa eremezler.
Nefsini tezkiye etmeyen bir kimse felaha, kurtuluşa eremez. Sufilik yolu nefisle mücadele etme yolu, sufilik yolu nefsi tezkiye etme yoludur. Bunun en kolayı, en basiti, birinci adımı, haramlardan uzak durmaktır. Haramlardan uzak durmuyorsanız, içiniz dışınız kibir akar. Haramlardan uzak durmuyorsanız, gitmiş olduğunuz yol, sizin üzerinizde taşın üstündeki su gibi olur. Yunus o yüzden der, sen bir kara taşsın, denizin içine düş, sen de su almazsın diye. Islanmak değil, su içine nüfuz etmeli. Su içine nüfuz etmeli.
Yüzünü ıslatmamalı. Burada en önemli nokta, nefsi arındırmak. Nefsi tezkiye etmek. Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Diline sahip olmayan, nefsine sahip olamaz. Diline sahip olmayan, yoluna sahip olamaz. Diline sahip olmayan, çizgisine sahip olamaz. Diline sahip olmayan, imanına sahip olamaz. Dil. Nefsi tezkiye etme. Birinci derecede haramlardan uzak durma. Size şüphelilerden kaçınmanızı tavsiye etmiyorum. Haramlardan uzak durun, yemin ediyorum başımın tacısınız.
Haramlardan uzak durun. Dilinizden, gözünüzden, elinizden, ayağınızdan, fercinizden haram çıkmasın. Haramlardan uzak durun. Nefsi tezkiye etme yolunda olanlar, öyle namazsız, zikirsiz, oruçsuz, nefis tezkiye olacak olsaydı, öyle de kenara çekip, on demekle nefis tezkiye olacak olsaydı, eğer normalde iki tane, Arabi'den iki tane, Mesnevi'den iki tane, şuradan buradan, söz söylemekle nefis tezkiye olacak olsaydı, Cenab-ı Hakk ardı ardına sıralamazdı ayet-i kerimede.
Nefislerini arındıran, Rablerini zikreden, ve namaz kılanlar, kurtuluşa erecek olanlar bunlar, kurtuluşa erecek olanlar, nefislerini arındıranlar, ikinci özellik, Allah'ı zikredenler, üçüncü özellik, namazlarını kılanlar, ve Cenab-ı Hakk üzerinde diyor ki, bu üç özelliği üzerinde bulunduranlar, mutlaka, mutlaka, kurtuluşa ermiştir.
Sakın bazıları gibi bu ayet-i kerimeyi ayrıştırdığımızı zannetmeyin. İşte kimisi nefsini arındırır, kurtuluşa erer, kimisi namazını kılar, kurtuluşa erer, kimisi Allah'ı zikreder, kurtuluşa erer, öyle değil. Cenab-ı Hakk ardı ardına sıralamış. Ardı ardına. Namazını kılan, önce başta diyor ki, nefsini felaha erdiren, kurtuluşa erdiren, temizleyen, nefislerini temizleyecekler, kendilerini arındıracak, bir kimse kendini arındırmakla yükümlü, farz, nefisle mücadele etmek her Müslümana farz.
Bunun yolu, haramlardan uzak durup, daha önce işlemiş olduğu günahlara tövbe etmek, ve bir daha geriye dönmemek. Asla ve asla, asla ve asla haram olan şeylerden uzak durmak. İkinci adım, Allah'ı zikretmek, Allah'ı zikretmek. Üçüncü adım, o kimsenin namaz kılması. Bu üç önemli hususiyet, o kimsenin üzerinde bulunacak. Allah bize onlardan eylesin inşallah. yine son ayet-i kerime, hani meşhurdur ya, Zekeriya aleyhisselam kendi içinden gizli gizli dua eder. duadaki gizliliğin işareti oradandır. Bir maksadınız, bir amacınız, bir isteğiniz, bir ümidiniz, bir umudunuz var ise, onu saklı tutup söylemeden, gizlice hep Allah'a yalvarmak.
Bu Zekeriya aleyhisselamın sünnetidir. Hazreti Mevlana da Mesnevi de böyle bu manada der, eğer sen der, Mesnevi der, isteğini, arzunu, duanı saklarsan, gizlersen, Allah senin der, istediğini daha çabuk erdirir istediğine. Seni istediğine daha çabuk erdirir. İşte Zekeriya aleyhisselam da kendi içinden ince ince, tabirimiz öyledir ya, bir erkek evlat istiyordu Cenab-ı Hak'tan.
Ve Cenab-ı Hak ona müjdeyi verdi. Dedi ki, bir erkek evlat, melekler müjde getirdiler. Hatta Zekeriya aleyhisselam dedi ki, ben yaşlı ihtiyarım, benim hanımım da öyle. Yani benden şimdi nasıl böyle bir evlat gelecek gibisinden, hayret etti. Cenab-ı Hak'a dedi ki, yarabbi bana bir işaret ver. Mutmain olmak için.
Böyle olunca Cenab-ı Hak, bazı tefsirciler diyor ki buraya, bu Zekeriya aleyhisselamın hatasıydı. Böyle bir delil istemesi, böyle bir hüccet istemesi. O yüzden Cenab-ı Hak ona susma emri verdi. Üç gün. Kimisi de diyor ki, bu öyle değildi. Cenab-ı Hak ona böyle bir harikulade bir hal yaşattı. Bunun şükrü olarak dedi ki, insanlarla konuşmayı, ilişkiyi kes.
Bunun şükrü olarak. Ama ayet-i kerime enteresan. Cenab-ı Hak diyor ki, Allah da senin alametin insanlarla işaretle konuşman dışında üç gün konuşmamandır. Ama devam ediyor. Rabbini çok zikret ve sabah akşamını tesbih et. eğer zikrullah yasaklanacak olsaydı, Zekeriya aleyhisselama yasaklanırdı. Zekeriya aleyhisselam, insanlarla konuşması, kelam etmesi yasaklanmış olmasına rağmen, hatta Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi öyle naklederdi bu meseleyi. Allah rahmet eylesin. Onun bu konudaki nakli şuydu. Şeyh Efendi derdi ki, sus emri gelince, Zekeriya'ya, insanlarla konuşma deyince, Zekeriya aleyhisselam, bir anda Allah'ın zikrini de kesti.
Allah'ın zikrini kesince, derhal Cenab-ı Hak ikaz etti onu. Ey Zekeriya, sana sus dedim, benim zikrimi bırak demedim. Rabbini gece gündüz, sabah akşam zikret. Devamlı zikret. Susabilirsin, susabilirsin. Susacaksın zaten. Ama zikirden gafil olmak, zikirden geri durmak, zikri bırakmak yok.
Zikirden gafil olmak, zikri geri bırakmak yok. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Son ayeti kerime, ayetleri bu noktada bitireceğim, bir iki tane daha hadis-i şerif inşallah, okuyacağız, bitecek. Taha yüz otuz, sabah akşam beni tesbih et. Allah cümlemizi çokça zikreden, zikreden kullarından eylesin inşallah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den, nakledildi.
Soruyorlar, Ya Resulallah, Allah katında, amellerin hangisi daha sevimlidir? Dilin, Allah'ı zikretmeye devam ettiği halde ölmendir. İsra gecesinde, arşın nuru içerisinde kaybolmuş bir adama uğradım. Arşın nuru içinde kaybolmuş. Arş-ı alanın nurunun içerisinde kaybolmuş. Arş-ı alayı zikrullahın içerisinde hemhal olan, zikrullah'ta fani olanlar görürler. Arş-ı alanın meleği Mikail aleyhisselam'dır. Mikail aleyhisselam'ın zikri, Subhane Rabbiyel Alâ'dır.
Biz her secdede, Subhane Rabbiyel Alâ derken, Mikail aleyhisselam'ın zikrini tekellüm ederiz. İşte o arş-ı ala, sadece zikrullah ile hemhal olanlara açıktır. Onun her an nurunun rengi değişir.
Her an, ayrı bir nurda tecelli eder. Her an farklı bir nurda tecelli eder. Her görünüşü, her tecelliyatı farklı bir renkte nurdadır. Başlangıç senin derecenle başlar. Bu hak esmasında oturan kimselerin yeridir. Başlangıç olarak dervişlerin arasında. Ondan sonra yol devam eder içeride. Ondan sonra yol devam eder. Ama hak esmasına gelen kimseler önce otururlar oraya. İşte Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e diyor ki, bunun nurunun içerisinde kaybolmuş bir adam gördüm. Bir şey gördüm. Bu kimdir, bu melek midir diye sordum.
Hayır denildi. Bir peygamber midir dedim. Hayır dendi. Bu melek mi? Hayır. Bir peygamber mi? Hayır. Öyleyse kimdir dedim. Cebrail aleyhisselam cevap verdi. Bu dünyadayken devamlı Allah'ı zikreden, kalbi mescitlerde takılı olan, ve ana babasına küfredip asi olmayan bir adamdır. Devamlı Allah'ı zikreden, devamlı Allah'ı zikreden, o zikrullahta fena olan, o zikrulla haliyle hallelen, yapmış olduğu zikrullahta fena olan kimse, derslerinizi düzgün çekin, tevhidlerinizi düzgün çekin, tevhidinizde fena olun, zikrinizde fena olun, bunun yolu cömertliktir.
Bunun yolu tevazudur. Bunun yolu Adem olma yoludur. Bunun yolu tepeden bakma değildir. Bunun yolu etrafa hard hurt etme yolu değildir. Bunun yolu ahlaksızlık yolu değildir. Dilinde küfür, elinde zikir olmaz. Dilde küfür, elde tesbih. Zikrediyor arkadaş. Olmaz. Olmaz. Namazda fitne ficirlik olmaz. Namaz insanı kötülüklerden alıkor. Namazını öylesine kıl. Hiç kötülük düşünme. Hiç kötülük tefekkür etme. Hiç kötülük aklına gelmesin. Sufinin aklına kötülük gelmez. Sufi birisi için kötülük düşünmez. Nasıl hadis-i şerifte bir kimse iman üzerine zina edemez diyorsa, nasıl hadis-i şerifte bir kimse iman üzerine içki içemez diyorsa, nasıl hadis-i şeriflerde iman üzerine bir kimse günah-i kebal işleyemez diyorsa, bir kimse de sufi de, sufilikle kötülük düşünemez.
Kötü konuşamaz. Sufilikle gıybet edemez. Sufilikle iftira edemez. Sufilikle yalandı, dolandı, üçkağıtçı döndüremez. Sufilikle aldatıvereyim, kandırıvereyim diyemez. Diyemez. Onun üzerinde o sufilik elbisesi kalmaz manem. Olmaz. İşte yine de bu adamın üzerinde ne var? Bir, devamlı Allah'ı zikreden, kalbi mescitlerde takılı. Yani namazı hiç kaçırmıyor, cemaati kaçırmıyor. Ve şahit namazını kılıyor. Mescitte takılı. Vakti buldukça mescide koşuyor. Ve anne babasına küfredip hiç asi olmuyor.
Anne babaya küfredip asi olmak. Ya babamı bir tanısan sen. Kardeşim senin baban diyorum ben. Bir tanısan sen. Ya baban, baban. Baban. Böyle bakıyorum, senin suçun yok aslında diyorum. Böyle bakıyorum. Baban seni diyor mümince yetiştirmemiş. Suç babanın. Bu tohumu o ekmiş diyorum ben. Böyle bakıyor bana. Diyorum zakkumsun, zakkum tohumu ekmiş baban diyorum. Sen zakkumluğuna devam edersen, aynı zakkum ağacı devam edecek. Gel diyorum bunu aşıla kendini, şeftali yap kendini. Gel aşıla kendini. Armut yap, gel aşıla kendini. Ceviz yap, bir şey yap, bir meyve ağacı ol. Birisi öyle dedi, ben senin dilini anlayamadım dedi.
Böyle söyleyince. Gelmiş bana babasını şikayet edecek. Ben de babasına lanet okuyacağım. Ölecek yani herhalde. Öyle mi düşündü artık ne dediniz? E dedim doğru söyledim. Şimdi bu sözün doğru dedi. Bizim dillerimiz aynı dil değil dedi. Böyle baktı. Nasıl yani dedi. Dedim dilimiz de aynı değil, dinimiz de aynı değil. Hocam ben neyim şimdi? Ben bilmiyorum dedim senin ne olduğunu. Ama ben senin dininden değilim dedim. Bunu biliyorum. Bir kimsenin babası dedim ya. Babası. Bir kimsenin annesi. Annen o senin. Annen ya. Bitti. Ya kötüydü. Ya ne yapacaksın? Sen hizmetini et. Sen öfteme. Sen bırak. Yok biz onun küfrüne fetva vereceğiz ya.
Bir de kapıyı tekmeleyeceğiz. Sen kafirsin diyeceğiz. Annemize de öyle yapacağız. Sen kafirsin zaten diyeceğiz. Ooo biz tamam. Biz cennete girdik ya Allah muhafaza eylesin. Anne babaya küfredip asi olmak yok. Bunlar bizim üzerimizde hiç görünmeyecek bulunmayacak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Din Kur'an ve sünnettir. Bu Kur'an ve sünnet dairesinin içerisinde insan psikolojisi de vardır. Sonuçta Kur'an ve hadisler insan psikolojisinin zıddına değildir. Kim Kur'an'a ve hadislere uyarsa bu noktada psikolojik olarak da şifa bulur. Psikolojik olarak da kendisini dengede götürür. Bizim dinimiz orta dindir.
Kapının önü biraz sessiz olsun. Hacı Cafer kapının önünü biraz sessizleştir. Cafer kapının önünü sessizleştir biraz. Kapının önünü sessizleştir diyorum. Kapının önünü diyorum. Biz sessizleştir. Kur'an insanın fıtratına yaratılmıştır.
Fıtratına uygun yaratılmıştır. Sünnet-i Resulullah insanın fıtratına uygundur. Dinde aşırılığa kaçmayanlar. Dinde aşırı gitmeyenler. Hem negatif noktada hem pozitif noktada. Orta yolu takip edenler her hallerinde orta yolu takip edenler rahat ederler bu manada. Hem psikolojik manada hem de kendi akli denge olarak hem fiziki denge olarak hem manevi denge olarak hem batini denge olarak hem de zahiri denge olarak bir denge unsuru olur o insanlar.
Bu orta yolu takip etmek çok kısa olarak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden çerçevesi çizilmiştir. Yiyerim yani iftar ederim yerim. Demek ki yemekten kesilmek yok. Allah için ben yemeyeceğim demek yok. Uykunuz önemli uyumayacağım demek yok. Ve cima ederim. Bu cima ederim özellikle söylüyorum çünkü bazı evli, sufi evliler eşlerini bırakıyorlar. Bu tarih içerisinde görülmüş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öylesine ince perdeden söylüyor ki, ince perde bu.
Nikahlanırım, evlenirim demiyor. Cima ederim. İnce perde bu. Bu bir kimsenin bakın uyuması, yemesi, içmesi ve cima etmesi maddi manevi o kimseyi orta yolu takip ettirecektir. Bizim dinimiz orta dindir. Bizim yolumuz, sufilik yolu da orta yoldur. Orta yol. Az önce sohbette dedim ya, ben sizi şüphelilerden kaçınmanızı emretmiyorum din olarak. Bu hadis-i şerifte var mı? Var. Hadis-i şerifi inkar ettiğimden dolayı değil. Birinci derecede üzerimizdeki haramları atmakta mükellefiz. Bizim nefsimiz haram işlerken, başka bir yerde takva işleyerek, işleme süsü vererekten bizi aldatmasın.
Senin bir tarafında haram var, haram senden güldür güldür götürüyor, ama sen bir yerde kedi besleyerekten cennete gitmeyi düşünüyorsun. Bu bunun gibi bir şey. Haram güldür güldür götürüyor o kimseyi, o pekmez yemeyeceğim diye uğraşıyor. Okumuş ya, Seleften bir zat benim nefsim kırk yıldan beri pekmez istiyor. Ben her gün masaya pekmezi koyuyorum, ona bakıyorum bakıyorum, yemiyorum diye onu okumuş ya, ondan başka okuyan yok sanki.
O da önüne koymuş bir tane pekmez, o da pekmez yememekle takva edeceğini düşünüyor. Öbür tarafta haram, güldür güldür götürüyor. Hani Hazreti Mevlana Mesnevisi'nde diyor ya, sen her gün bu ambara taşıyorsun, ama ambar her gün boşalmakta. Sen bu fareyi tutup onun boğazını sıkmazsan, sen ambara ne taşırsan taşı, senin ambarın yine boş kalacak. Mesnevi'de böyle hikaye var. O zaman haram yolunu tıkamadıktan sonra, senin bir başka bir tarafta takva sergilemen, senin nefsinin aldatmacısı. Nefsinin aldatmacısı. O zaman bu manada orta yolu takip etmek, haramları terk etmek, orta yolu takip etmek, gücünün yettiğince farz ibadetleri yerine getirip, gücünün yettiğince nafilerlerle iştigal etmek, orta yolu takip etmek.
Bu bizim psikolojimizi de rahatlatacak. Bizi sık boğaza götürmeyecek. Kendi kendimizi biz böyle bir daraltının içerisinde, bir mengenin, iki mengenin ortasında görmeyeceğiz kendimizi. Orta yolu takip etmek. Orta yol. O yüzden sakın tasavvufu psikolojik bir eğitim noktasında görürsek, daraltırız bunu. Geniş. Tasavvuf psikolojiyle de ilgilenir. Tasavvuf tamamiyetle psikolojik bir eğitim değildir. Tasavvufun içerisinde psikolojik eğitim de vardır. Mesela dinin içerisinde vardır bu. Biz ümit ederiz. Bu psikolojiktir. Ümit etmek. O kimsenin psikolojisini ayakta tutar. Ümit ederiz.
Dua ederiz. Ve Cenab-ı Hak bizi ayakta tutaraktan tutma noktasında duamıza icabet eder. Biz inanırız duamıza icabet edilecek. Biz inanırız duamızın karşılığı verilecek. Biz inanırız zikrimizin karşılığı verilecek. Biz inanırız biz Allah'a koşuyorsak, Allah bizim koştuğumuzdan binbir hızlı bir şekilde bize koşacak. İnanırız buna. Bu otomatikman o kimsenin psikolojisini güçlü, o kimsenin psikolojisini diri, o kimsenin psikolojisini yıkılmaz edecektir. Bu psikolojiyle kayanın ortasından su çıkarırız. Bu psikolojiyle yarılmayacak demirden kütleleri yararız. Bu psikolojiyle suyun üstünde yürürüz. Allah yürütür, Allah açar.
Allah deldirir. Allah örttürür. Ama bu inanç da olur. Bu psikolojik olarak iman etmekten geçer. Hayatınızın hiçbir döneminde, hiçbir döneminde, ümitsiz olmamak vardır sufilikte. Hiçbir noktada karanlığa düşeceğinden korkmamak vardır. Yani karanlık seni korkutmaz. Hiçbir zaman yenilmeyeceğine inanırsın. Çünkü Allah seninledir. Allah seninledir. Allah seninledir. Sen Allah dedikçe o da kulum diyecektir sana. Sen Allah dedikçe o kulum diyecekse buna inandıysan, senin için korku yoktur. Senin için ümitsizlik yoktur. Senin için dalgaya kapılıp gitmek yoktur. Senin için rüzgarın savurması yoktur.
Hiçbir şey seni savurmaz. Hiçbir tusunemin seni alıp götürüp yıkamaz. Allah vardır çünkü. Ona yaslanırsın, ona dayanırsın. Ona inanmışsın. Sahibin odur çünkü. Mülkün sahibi odur. Ona yaslanırsan o seni geri çevirmez. Ona dayanırsan, senin dayanabileceğin en kuvvetli yere dayanmışsındır. En kuvvetli yere dayanmışsındır. O yüzden sufilik, psikolojik olarak sıra dağlar gibidir. Bir sufi sıra dağlar gibidir. Bir sufi Uhud dağları gibidir. Bir sufi Uludağ gibidir. Bir sufi Himalaya gibidir. Bir sufi Ağrı Dağı gibidir. Ve o sufilerle yeryüz ayakta durur. Mana da o sufilerle ayakta durur. Madde de o sufilerle ayakta durur.
Din o sufilerle ayakta durur. Allah dinini o sufilerin üzerinden ayakta tutar. Onlar yenilmek nedir bilmezler. Onlar usanmak nedir bilmezler. Onlar bıkmak nedir bilmezler. Onlar olmaz kelimesini bilmezler. Onlar hayır kelimesini bilmezler. Allah muhakkak halk edecektir. Allah muhakkak yaratacaktır. Allah muhakkak yol açacaktır. Allah muhakkak elini uzatacaktır. Allah muhakkak sana yardım edecektir. Sufi böyle inanır, böyle yürür. O yüzden tasavvuf psikolojiyi de elinin altında tutar. Hiçbir şey tasavvufu elinin altında tutamaz. Hiçbir şey. Tasavvufu elinin altında tutamaz.
Tasavvuf her şeyi elinin altına toplar. Cem eder. Dinin hakikatini de cem eder. Şeriatın hakikatini de cem eder. Hakikatin hakikatini de cem eder içinde. Hakikatin hakikatini de içinde cem eder. Sırrın sırrını da içinde cem eder. Bunu tasavvuf saklar. Tasavvuf korur bunu. Tasavvuf korur. O öyle bir şeydir ki görünmez bir el tarafından korunur ve muhafaza edilir. Ne kadar baskı olursa olsun, ne kadar bozulma olursa olsun, ne kadar yıkılma olursa olsun, ne kadar ne olursa olsun. Tasavvuf bir çekirdek misali onu korur ve kollar. Ve vakti saati geldiğinde çekirdeğin filizlenmesi gibi filizlendirir, ağaç eder, meyvesini verir.
Herkes ondan nasibini alır. Tasavvuf böyle bir olgudur. O yüzden ben bunu tasavvuf derken sufilik olarak söylüyorum. Bütün zahir alim terk edebilir. Zahir alim evine çekilebilir. Bütün kelamcılar, bütün tefsirciler, bütün hadisciler. Hepsinin de bozulması mümkündür. Hepsinin de bozulması mümkündür. Bir kısım ehli tasavvufun da bozulması mümkündür. Ama hakikate ermiş olan sufiler kıyamete dek var olacaklardır. Onlar bozulmazlar. O yüzden onlar bu noktada dini ayakta tutan en önemli, en önemli unsurlardır. O yüzden tasavvuf bu noktada psikolojiyi de içinde barındırır. İnsan vardır çünkü. İnsanın bulunduğu yerde de muhakkak psikoloji vardır.
O yüzden tasavvufun bundan, bunu... Hatta ince ince tasavvuf herkesin birey birey birey … psikolojilerini de ayar eder. Ayar eder. Adam gelir, saati ayar görür burada. Citizen saat gibi gider. Dışarıda ayarını bozar. Perşembe oldu mu gelir gene buraya. Ayarını tamamlar gider. Böyledir. Adam gelmezse, Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin oğlum 30 günün geçmemesi lazım. Hadi en fazla 40 gün olsun oğlum dedi. Bir mürid, mürşidiyle oğlum temas edecek, görüşecek, konuşacak, yüz yüze dedi. Halakasına katılacak çocuk.
Allah rahmet eylesin. 30 gün. Hadi bilemedin 40 gün dedi. Halakaya katılacak oğlum dedi. Onun dedi hem zahiri hem batını dedi. şifa bulur gider oğlum dedi. Öyle müritlerden olalım inşallah. Size köydeki kardeşler zikrullahta halaka içinde durmanızın hikmeti nedir diye soruyorlar. Şu an netten izliyorlar, cevap bekliyorlar.
Allah razı olsun. E geçti desene artık. Hayırlısı. Bize de çık diyorlar. Çıkıyoruz bizim de bir şey bildiğimiz ne var. Tarikat cemaatı, siyaset dairesinin içinde mi olmalı yoksa dışında mı olmalı? Siyaset nedir? İnsan varsa siyaset de vardır. Siyaset insanları idare etme sanatı olarak bize anlatırlar ya.
Siyaset insanları idare etme sanatıdır. Normalde eğer ki bir ehli tarikatta siyaset olmalı mı? Tabi olmalı. Yani ehli tarikat o memlekette yaşıyorsa, o memleketin içindeyse, o memleketin problemlerinden uzak mı? O memleketin herhangi bir eksik noksan giden meselelerinden uzak mı? Bizim sufi görüşümüz, sufi görüşümüz. Bu noktada sufi anlayışımız, bunlardan uzak durmak değil. Eğer memleketin aleyhine bir şey var ise, biz onu seslendiririz. Memleketin lehine bir şey varsa, buna da hamd eder, buna da seslendiririz. Eğer kötü gidişat varsa, onun için dua eder, onun için durması için mücadele ederiz. Şöyle bir algı var, sufi milletvekili olacağım diye uğraşmaz.
Eğer istenilen buysa, sufi gidip, gerçekten bir sufi gidip de ben belediye başkanı olayım, ben başbakanı olayım, ben cumhurbaşkanı olayım diye uğraşmaz. Bize ne? Hatta sufi bir yerde memursa, orada çalışıyorsa, müdür olmak için de çalışmaz. Uğraşmaz müdür olmak için. Vazifesini yerine getirir o. O bir tamam vazifesini yerine getirir. Nerede işi varsa, nerede çalışıyorsa. Ama memlekette bir yanlışlık var. Yani ona biz karışmayacağız. Ne demek, neden karışmayacağız? E siyaset yapıyorsunuz o zaman. Kardeşim, içkinin yasaklanmasını istemek siyasetse, evet varım. Kumarın yasaklanmasını istemek siyasetse, evet. Fuhuşun yasaklanmasını istemek siyasetse, evet.
Eroinin, baz morfinin, her türlü uyuşturucunun alınıp satılmasını, kullanılmasını, yasaklanmasını istiyorsan, bu siyasetse, evet. Memlekette hırsızlık, ursuzluk, her türlü yalancılık, dolandırıcılık, peşkeş çekme olmasın demek. Siyasetse, evet. Evet. Bu noktada bizim siyasetimiz particilik olmaz. Benim siyasetim Kur'an, sünnet, vatan millet.
Eğer bu durduğun nokta bütün cemaati bağlıyorsa, bağlasın bizim. Ama biz bir kardeşi, aman şuraya müdür yapacağız deyip de katakülle yapacak bir kimse değiliz. Aman bir kardeşi, şuraya biz işte amir yapalım diye de katakülle yapacak bir kimse değiliz. Öyle bir derdimiz yok. Ama memleket için söylenecek bir sözümüz var ise, söyleriz. Bu siyasetse, evet. Varız onun içinde. İslam ümmetine faydalı olacak bir şey var ise, onu seslendirmek vazifemiz. Biz, memleketim için memleketimin hayrına olacak bir şeye inandıysam, onu seslendirmek bizim vazifemiz. Biz öyle, hani biz siyaset yapmıyoruz deyip de particilerin kuyruğunda dolaşanlardan değiliz. Biz siyaset yapmıyoruz diyenlerin son dönemde neler yaptıklarını gördük hepimizde.
Biz onlardan da değiliz. Ama biz memleketin faydasına olacak bir şeye haykırırız. Yürünecekse yürürüz. Konuşulacaksa konuşuruz. Böyle bir algı oluşturuluyor. Yani Sufiler siyaset yapmayacaklar. Yani memleket adına bir düşüncemiz olmayacak bizim. Ömrü hayatında iki tane kitap okumamış bir kimse televizyonu çıkıp, memleket için söz söylemeye hakkı var, Sufi'nin memleket için söz söylemeye hakkı yok.
Böyle bir algı oluşturuluyor. Ya siz de mi konuşuyorsunuz? Ben bu memlekette yaşamıyor muyum? En az senin kadar vergi veriyorum, en az senin kadar bu memleketi seviyorum. Neden konuşmayayım? Biz bu noktada eğer söz konusu olan şey Kur'an sünnetse, söz konusu olan şey vatan milletse, biz orada konuşulacak bir şey varsa konuşuruz. Allah tüm hastalara şifa versin. Ben senelerdir askeri ve polislik sınavlarına girmekteyim. Bazılarında sonuna kadar gittim ya yedekte kaldım ya da sıralamaya giremedim.
Bu sınavlara kararlılıkla girmeli miyim? Yoksa özel sektörde bir iş bulup çalışmalı mıyım? Bir kardeş bana zamanında demişti ki eğer askeriye olsaydı Allah'ı zikirden uzaklaştıracaktın. Ondan olmadı. Ne yapmalıyım efendim? Ne alakası var? Herkes yeteri kadar çalışmamışsın. Bir şeyde yeteri kadar çalışmazsa insan Cenab-ı Hak ona bahşetmez.
Hadisi Kudsi'de gündüz senin için, gece ile gündüzün iki ucu benim içindir buyuruyor. Rica etsem açıklar mısın? O gece ile gündüzün iki ucu benim için dediği normalde seher vaktiyle akşam namazıyla yatsın namazının arası. Onun verdiğine sen kıymet bilmez yıkarsan nankörlerden olmuş nimete küfran etmişimdir. Nankörlük nefsin hastalığı mıdır? Gafletten dolayı mıdır? Kıymet bilinmez. Evet nankörlük de nefsin bir hastalığıdır. Bir kimse üzerinde bulunan nimetlere hamd etmezse, şükretmezse Cenab-ı Hak o kimsenin üzerinden nimeti alır. Eğer halinizden, ahvalinizden şikayet ederseniz, daha da kötülüğe düşersiniz. Her halükarda eğer hamd ederseniz, Cenab-ı Hak sizin hamdinizi gördükçe üzerinizde olan nimeti arttırır.
Kullar zıttına iş yaparlar, gaflette olana. Üzerlerinde bir sıkıntı oldukça şikayet ederler. Başım ağrıyor, şuram eksik, buram eksik. Şunu şöyle olmadı da, bu böyle olmadı da, işler kesat da, işler düzgün gitmiyor da, kriz var da, şu benim işimi şöyle yaptı da, bu böyle oldu da, o çelme taktı da, o ters geldi de, bunların hepsi de kulun razı olmamasından, hamd etmemesinden kaynaklanır.
Hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Hamd edenlere. Nimetin arttırmasını istiyorsa, hamd edecek arkadaşlar, kardeşler. Hamd edecek. E normalde, eğer bir kimse hamd etmiyorsa, o zaman nankörlük etti işte. İyiliğe iyilikle mukabele, iyiliğe kötülükle mukabele edersen, nankörlerden oldun.
Cenab-ı Hak onu senin elinden alır. Allah muhafaza eylesin inşallah. Allah'ın, namazları bir kılıp bir kılmamak, tembellik etmek nefisten midir? Bunun yenmeyi nasıl başarabiliriz? Namazı bir kılıp bir kılmamak, o kimsenin nefsindendir. O kimse disipline edecek kendini. Beş vakit namaza kendini disiplin etmeyen bir kimse, hiçbir şeye kendini disiplin edemez.
Namaz o kimsenin psikolojisini çıkarır meydana. Namazda dirayet gösteremeyen hayatının hiçbir yerinde dirayet gösteremez. Zikrullah'ta dirayet gösteremeyen hayatının hiçbir alanında dirayet gösteremez. Bunlar tecrübeyle söylüyorum bunları. Bunu böyle arkadaşlar, kardeşler üzerlerine alınacaklar ama alınsınlar. Böyle bir gün dersi çek, iki gün çekme. Bir perşembe derse gel, iki üç perşembe gelme. Bunlar dirayetsiz insanlardır. Zorunluluktan gelemeyebilir bir kimse. İşte nedir, gece vardiyası vardır. İşinin konumu öyledir. Eyvallah. Ama örtü örtüle, ya ben bugün biraz başım ağrıyor, keyifsizim ya. Ben şuraya bir uzanayım. Ya şimdi hanımın bir daha annesi gelecek, onu evde bırak derse git.
Problem şimdi. Ya ne yapacağım şimdi ya? Veya dığdığının dığdığı gelecek şimdi. E ya canım bugün gitmeye vereyim ya perşembe. Ya havaya bak ya, ne yığıyor ya? Yok bu yağmurda şimdi ya. Gitmeyin. Ya kar yağıyor bu karda da derse mi gidilir ya? Gitmeyin. İstanbullular arıyorlardı beni. Efendim ne kar yağıyor, ne kar yağıyor. Gelecek misiniz? He geleceğim diyorum ben. Toplanın. Şimdi bunlar ilk etapta bir toparlayamıyorlar senelerini. Ben gidiyorum tabii bakıyorlar öyle. Hani geldi adam diye. Birkaç sefer ben şeyde kaldım.
Ne var ya Yalova'dan çıkışta. Süper gelip de o şey varken. Yok yok. Minibüs varken, transporter varken. Ben onlara kalıyorum filan demiyorum. Gerçekten de çıkarken ben giderim Allah'ın izninden diyorum ben. Bakıyorum gidecek gibi değil bekliyorum orada. İşte kar kürümü aracı geliyor, bir şey geliyor, kürüyor. Arkasına takılıp gidiyor ben de. Evet onlar şimdi yağmur yağınca çıkmıyorlar İstanbul'da dışarı. Öyle. Böyle bir şey yok, düşünce yok. Kendi kendine, disiplin. Disiplin. Yürüyecek o kimse. O yüzden disiplinsizlik, sufilik kaldırmaz disiplinsizlik. Kaldırmaz.
Sen gideceksin farzını yerine getireceksin. Her ibadetin bir farz kısmı vardır. Bir şeyin farzı vardır. Bir mesela şurada normalde buranın dair farzı vacibi nafilesi vardır. Bu işin nafilesi, oturuyoruz ya burada şimdi. Bu işin nafilesi. Farzı neydi? Zikrullah'tı. Vacibi neydi? Öndeki sohbetiydi. Her şeyin vardır bu. Onları disiplinle riayet edecek o kimse. Benim namazlarımın kazası, tesbihlerim, dersim bir ya da bir buçuk saat sürüyor. Acaba kendime çok mu yük edip altında eziliyorum? Normalde namazların kazası bellidir. Kaza edecek olan bir kimse farzının kazasını yapar.
Farzının kazası da dört rekattır. Allah göründüğüne göre bilinmez midir, bilinir mi? Allah zahirdir. Zahir olan Allah'ı bir göz ne kadar gördüyse o kadar tanırsın. Sigarayı bırakmayanın dervişliği asla bırak sayılamayacak mı? Nasıl bırakabiliriz? Sigarayı içmeye devam edenler derviş kardeşimiz değildir demedik. Ama muhakkak bırakması lazım dedik. Dervişlik bir kimse üstadı kabul etti. Bir kimseyi muhakkak bırak dediğinde o esnada bırakmaktır. Şimdi böyle kendimi methediyormuş gibi olacağım ama hakkınızı helal edin. Biz normalde Tire'de bir gün sohbette şeyh efendi yeni dervişiz daha. Oğlum bu ağız Allah dedi mi dedi?
Bu ağız Allah dedi mi? Yalan söylemez, gıybet etmez, dedikodu etmez. Sigara dahi içmez dedi. Sanki bana söyledi. İçimden dedim ki bıraktım sigarayı. İki buçuk paket sigara içiyordum ben. İçimden dedim ki bıraktım sigarayı size söz veriyorum. Çıktım dışarı, Oktay yanımda. Oktay dedi ki yak abi dedi. Çıkardı sigarı. Oktay ben bıraktım sigarayı. Ne zaman dedi? Az önce içeride bıraktım dedi. Bitti. Bir daha elimi almadım. Bu kadar. Peygamber Efendimiz'e inen bir ayet-i kerimede o geceyi gündüzü yaratan, günleri uzatıp kısaltan, o akıl sahipleri bu ayetten ibret alıp derin düşünürler.
Derin düşünmekten kasıt bu noktada o kimsenin tefekkür etmesi. Bütün etrafındaki olaylara, fiilyatlara komple, komple olaylara, fiilyatlara üzerinde tefekkür etmesi. Allah-u Alem, ben Kur'an'da ısrarla nefis ve şeytana vurgu yapılmasına rağmen bunların günlük hayattaki fonksiyonlarını bir türlü anlayamıyorum.
Örneğin iyilik yapmaya karar verdiğimde ne şeytan ne de nefsim önüme geçebilir. Aynı şekilde kötülük yapmaya karar verdiğim zaman da beni durduramazlar. O zaman ben kimim, nefis kim, şeytan kim? Maşallah, iyilikte de kötülükte de seni kimse durduramıyorsa, nefsin baya senin kudurmuş köpek gibi olmuş. Sohbetlerinize yeni katılan birisiyim. Son zamanlarda sürekli Allah'ın cemalini, ölümden sonrasını, kabir hayatını, cennet ve cehennemi düşünüyorum. Bilgim yetmediği için tıkanıyorum. Acaba yanlış mı yapıyorum? Bu konuda beni aydınlatır mısınız? Düşün, bunda bir sıkıntı yok. Cemalini düşün, cennetini düşün, cehennemini düşün. Allah'ın hikmetine sahip olanların yolu hep aydınlık olur.
Sözü üzerine bilgi deryanızdan örnekler vererek açıklayabilir misiniz? Niye açıklayacağım? Allah'ın hikmetine sahip olanların yolu hep aydınlık sözünü istiyor demek ki. Normalde Allah'ın hikmeti Kur'an ve sünnette gizlidir. Kur'an ve sünnete harfiyle uyan bir kimsenin yolu hep aydınlık olur. Her halinde, her vaktinde Kur'an ve sünnete uygun hareket edecek. Allah gözünü tok, gönlünü zengin, rızkını bereketli eylesin. Sözü hakkında bizi aydınlatır mısınız? Bu sözü de aydınlatmaya kalkarsak vah ki vah halimize. Hastalık için şifa niyetine kirpe et, yılan et veya derisini yemekte bir sakınca var mıdır? Yok. Çok çaresiz durumdayım.
İçinden çıkılmaz bir durum içerisinde olduğum için bir fikre, bir akla ihtiyaç duyduğumdan dolayı bunu yazıyorum. Beş yıllık evliyim. Anne ve babamın düşüncesiz davranışları beni zor duruma sürükledi. Aynı şekilde eşim de onlardan aşağı durmadı. Bunlar arasındaki husumet bizi boşanma eşiğine getirdi. Ne yapmam gerekiyor? Allah rızası için bir akıl verin, tavsiye verin. Bunu yazan erkek mi, bayan mı bunu bilemedik. Eğer bunu yazan normalde erkek ise o zaman bu kardeşin dirayeti yok demek ki. Erkek dirayet sahibi olacak, eşiyle anne ve babasının arasında perde olacak. Eşiyle kendi annesini, babasını yüzgöz etmeyecek hiç.
Bir erkek eşiyle annesini, babasını birbirlerine yüzgöz ediyorsa adamın dirayetsizliğinden kaynaklanır. Adam hem siyaset sahibidir hem dirayet sahibidir. Adam siyaset ve dirayet sahibi olmazsa evliliğini yürütemez. Siyaset sahibi şudur, bütün her şeyi kendi üzerinden döndürür. Annesi babası bir şey diyecekse ona der, eşi bir şey diyecekse o da kocasına der, ona der.
Eşine der ki asla annemle babamla karşılıklı laf atışmasına girme, konuşma. Annesine babasına da der ki asla hanıma bir şey söylemeyin. Ne söyleyecekseniz bana söyleyin. Ben onu gider, evde onu çamaşır dürer gibi dürerim ben. Annesi babası da der ki ah evde bir dövsün onu. Evet, siyasettir. Aynı zamanda da içinde dirayeti saklar. Nerede görülmüş Adem'den itibaren gelin kaynana anlaşacak? Binde bir tane, o da bize denk gelmez zaten. O da bize denk gelmez, bu mümkün değil. O zaman evliliğin yürütülmesinde en önemli etken faktör erkektir. Adam hem dirayet hem siyaset sahibiyse bütün her şeyi idare eder.
Götürür o. Şimdi erkeklerin büyük bir çoğunu annesiyle, yani kendi annesiyle hanımını karşı karşıya getiriyor. Karşı karşıya getirdiği anda işin içinden çıkamıyor. Yani annesi geline bir laf söylüyor. Gelin bir susuyor, iki susuyor. Üçüncüsünde o da sırtını dönüyor. Adam gidecek şeye, ne o? İşte anneme gidelim diyor. Gelin diyor ki gitmek istemiyorum ben. İkide bir de laf söylüyor. İşte şöyle oluyor, böyle oluyor. Bunlar yavaş, yavaş, yavaş, … arttırıyorlar işi. Ama erkek siyaset yaparsa, dirayet gösterirse, eşine diyecek ki sen haksız olsan da, haklı olsan da susacaksın. Bir şey demeyeceksin anneme babama.
İçeceğiz, iki saat oradayız zaten. Üç, iki saat, üç saat oradayız. Sus. Tamam. Annesine babasına diyecek ki, ne derdiniz varsa bana söyle. Bunun en çıkış noktası budur. Böylece karşı karşıya gelmez hiç kimse. Kimisi böyle evlendikten sonra vıcık vıcık hayata devam ediyor. Bunda da noksanlık var. Vıcık vıcık hayata devam etmek şu. Bir kızın aynı şehirdeyse annesine gitme haftada bir gün hakkı var. Her gün orada kız. Bu vıcık vıcık bu. Kız evliliğini kendi evinde oturtamaz böyle. Bu vıcık vıcıklığa müsaade etmeyecek erkek. Erkek aynı şekilde de karısını da her gün kendi annesine babasına götürmeyecek. Kendisi her gün gitsin.
Hanımına diyecek ki bir gün senin annene bir gün benim anneme. Bitti haftada bir gün. Geri kalan götürmeyecek öyle vıcık vıcık yok. Onunca hani bilhassa böyle mesela bazı anneler vardır mesela işte. Gelini korur, kollar. Şimdi herkes diyecek ki benim annem aynen öyle hocam. Herkes öyle değil. Öyle değil. Öyle değil. Hanımına soracak. Haftanın kaç günü gitmek istersin. Ya bir gün gidelim. Tamam bitti. Kavga çıkmasın. Bir gün gitsin senin annene de, erkeğin annesine de. Normalde hiç gitmemesi de uygun değil. Veya böyle karşılıklı sen benimkine gittin ben gelip burada uygun değil. Ama gerekirse o da olacak.
Mesela ben öyle problemler dinliyorum. İşte annesinin evi burada iki sokak alta kızın evini tutmuşlar. İyi çok güzel. Ben şimdi diyorum ki eğer bunda bir problem yoksa bir sıkıntı yok. Yardımcılığı oluyorlarsa. Ama iki günde bir kız orada. Hayır akşam yemeğini annem oraya çağırdı. Yok sabah kahvaltısını annem çağırdı. Haydi güldür güldür güldür oraya. Nasıl yaşıyorlar bunu bilmiyorum ben. Bir de işin bu tarafı var. Bunu nasıl yaşıyorlar onu da bilmiyorum ben. Bana soruyorlar şimdi. Diyorum abicim ben bu hayatı bilmiyorum. Ben böyle bir hayat yaşamadım. Yaşayamam da zaten. Ya ben gidip de haftanın iki günü kayınpederle oturup muhabbet edemem.
Ben edemem. Yani gideceğim. Selamünaleyküm. Aleykümselam. O başka dağda. Ben başka dağda. İyi mi? İyiyim. Annem baban iyi mi? İyi. Çoluk çocuk iyi mi? İyi. Bitti. İşler nasıl? İyi mi? İyi. Beş cümle bitti. Altıncı cümle yok. Yok. Ben bana diyorlar bana sormayın diyorum. Bana sorduğunuzda yani benim tecrübem kendime ait. Ben bunu söyleyeceğim de sana denk gelmeyecek bu. Hatta birine sordum. Haftanın üç dört günü gidiyorlarmış. Oğlum ne konuşuyorsun orada dedim. Yani ne konuşuyorsunuz? Merakından soruyorum dedim. Yani adam kayınpederiyle haftanın üç dört günü ne konuşur? Böyle baktı bana.
Adam ne konuştunu söyleyemiyor bana. Çünkü konuşamıyorlar ki. Dedim dizi mi izliyorsunuz? Biraz öyle dedi. Ha siz dedim hep beraber kayınvalide ondan sonra hanım, kayınpeder hep beraber çerezler ellerinizde. Dizi izlemem gidiyorsunuz ona dedim. Bu nasıl bir hayat standartı bunu bilmiyorum ben. Bana soruyorlar ben bilmiyorum. Haftalı bir gün getiriyorlar. Hadi düğün oldu, dernek oldu, özel bir şey oldu. İyi bir gün daha gitsin kız. Eyvallah. Hadi yani ayda yılda bir de denk gelir söyler. Geri kalan ne? Vıcıklık bu. Ölçü kalmaz. Adap, Erkan kalmaz. Kalmaz.
Böyle saygı maygı böyle şey kalmaz. Vıcıklıktan doğar bunlar. Yani babam öyle derdi Allah rahmet eylesin. Sık gitme dostuna. Kalksın ayak üstüne derdi. Ha o zaman bir vıcıklık olmayacak. Veyahut aynı şey. Oğlanın annesi babası için de geçerli. Aa işte üzülürler sen. Haydi gidiyoruz. Ulan bir iki bu ya. Bu kadının evi yok mu? Bu kadın evinde durmayacak mı? Kimisi bir de yatıyor orada. Çocuğa sordum ne yapıyorsun? İşte orada da kalıyoruz. Oğlum nasıl bir evlilik yaşıyorsunuz dedim. Böyle baktı. Yani iki gün, üç gün sen kayınpederinde kalıyorsun mu? Kalıyorsun.
Yani böyle konuşmak istemem ama. Ha nasıl banyo yapıyorsun? Nasıl hani üç gün, dört gün orada kalıyorsun? Bir gün baktı bana. Üç gün, dört gün dedim. Canın hanım istemiyor mu senin dedim. Gene bakıyor. Oğlum sen bizim sohbetlerimize gelme dedin. Böyle baktı. Hastalık bulaştıracaksın sanırım. Gelmiyor şimdi elhamdülillah. Evet hastalık bulaştırıyor bize. Nasıl kalır adam orada? Ama her hafta üç dört gün kalıyorlarmış orada. Veyahut da mesela işte kayınpederinin evinde bir ay kalanı biliyorum. İki ay kalanı biliyorum. Ulan bir hastalık olur, bir şey olur. İşte hanımına bakacak bir kimse yoktur.
Götürürsün oraya, hep orada baktırırsın. Orada bakılıyordur da eyvallah ya tamam. Şimdi iş çığırından çıktı bir de. Kız doğum yapacak, anasının evine taşınıyor. Haydi orada başlıyorlar yaşama. Doğum yapıyor, yaşamak daha devam ediyor orada. Çocuk hasta olur. Çocuk üç ay, dört aylık, beş aylık oluyor. Daha oradalar. Allah Allah. Ondan sonra altıncı ay geliyor. Ben dışarıdan izliyorum bunu. Altıncı ay ya adam geliyor ya kadın geliyor. Bizim evliliğimiz bitmek üzere. Ya bitmez mi? Çok bile dayandı diyorum ben. Çok bile durdu. Bunda derayet, siyaset. Bu noktada o kimsenin, erkeğin bu noktadaki görüşü, düşüncesi, tavır ve davranışları evliliği etkiler.
Haddi aşmayacak hiç kimse. Herkes adabını, erkanını bilecek. Cıvıklık, bıcıklık olmayacak. Olmayacak. Olmayacak. Herkes kendi evinde mutlu olacak. Ne kızın annesi, babası kendi kızını evine davet etmekle, kendi kendini yiyecek, bitirecek. Ne de oğlanın annesi, babası illaki gelin gelin demek için tutturmayacak. Onlar bir aile olacaklar mı? Evet. Bir aile olmaları gerekiyor mu? Evet. Dışarıdan destek görecekler. Gel bana değil. Dışarıdan destek ne? Evet. Erkeğin babasının yapacağı şeyler. Oğlunu takip edecek. Evliliğinin düzgün gitmesi için ona nasihatlerde bulunacak. Bu noktada ne gerekiyorsa destek olacak. Akılsa akıl, fikirse fikir. Varsa maddiyse maddi.
Diyecek ki evladım, evliliğin de düzgün olsun. Ne var? Ya işte baba biraz sıkıntı var. Tamam. Yaşantısına bak. Onun yaşantısında varsa aykırılıklar. Diyecek ki bunlar bunlar bunlar bunlar aykırılıklar. Bunları düzenle. Tamam. İşte al şunu da evine koyacak. Sıkıntı yapma kendine diyecek. Varsa. Öyle gelinin önünde tamam ben senin ev kiranı da ödüyorum. Yok ben sizin bu doğalgazınızı da ödüyorum. Gelip bana hizmet edeceksiniz burada öyle şey. Bu babalık değil. Veyahut da işte oğlanın annesi. Geline akıl verecek. Aman kızım şöyle yap böyle yap. Onu koruyacak, onu koruyacak. Onu kendisine bağlayacak. Bu neyle? Onu muhafaza etmekle, korumakla. Hatta siyaset yapacak. Gelinin yanında oğluna görünecek.
Otur bakayım diyecek. Benim kızım o diyecek. Gözünü dahi kaldırmayacaksın onu diyecek. Gelin gidecek. Kaynananın koltuğunun altına girecek. Bizimkiler öyle değil. Bunun yaptığı yemeğini yiyen diyor. Gözün kör olmasın. Kimin yaptığı yemeği yiyecek? Evlendirmişsin ölünceye kadar onu yemeğini yiyecek. Sen de ki çok güzel yemek yapmışsın. Aferin kızım be. De ki senin pilavın çok güzel oluyor. Aferin hadi kızım pilavı sana ayırdım. Bir pilav yap yiyelim de. İsterse lapa yapsın getirsin. Ne yapacaksın? Lapa yapmaması için geç başına. Kızım de ondan sonra bu pirinç özel veya özel pirinç. Veyahut da de ki bu pirinç düşük pirinç. Senin kocan daha iyi pirinç alıyordur.
Bu pirinç öyle çok iyi bir pirinç değildir. Bu bire bir yirmi beş bu yerde. Öyle söyle. Yok siyaset yok bizimkilerde. Bunun gibi destek olacak. Kızın annesi babası da kıza diyecek. Adama iyi hizmet et. Bak başındaki kocanın kıymetini bil. Değerli bir adam. Ona göre. Ondan bana şikayet getirme. Hizmetinde, hürmetinde, sevginde, muhabbetinde eksiklik olmasın. Kızın annesi babası da kıza öyle diyecek. Gerçekten de öyle diyecek. Öyle olursa o zaman geçim olacak. Öbür türlü Allah muhafaza eylesin. Allah'ın cümlesini çoluğunu çocuğunu korusun inşallah. İnsanlar bu ölçülerden uzak olduklarından ailenin içerisinde bir vıcıklık var.
Bir cıvıklık var. Yani o kayınpederler de nasıl oturup böyle dizi izliyorlar onu da hayret ediyor. Hayret ediyorum ben. Bu böyle işte ipin ucunu kaçırınca insanlar toparlayamıyorlar. İpin ucu kaçıyor. Kız tarafından da, evlen tarafından da. Altlı üstlü oturanlar mesela. Kapısını da tık tıklamayacak. İster damadı ister oğlu. Demeyecek gel Allah gel, gelin Allah gelin bize, gelin Allah gelin bize. Yok. En kötü ihtimalle mesela diyelim ki bunlar caiz. Mesela o erkeğin evinde altı üstte oturuyorlarsa. Mesela bunlar uygun çünkü. Bir yerde yemek yerine bilinir.
Bunda bir sıkıntı yok. Diyelim ki anne babanın evinde yemek yeriniyor. Mecbur et. Kimisinin mesela hanımı çalışıyor olabilir. Ne bileyim değişik şeyler olabilir. Beraber yemek yeriniyor. Kız da, gelin de buna ayak uyduracak. Yemeği yedi, anne baba diyecek ki, oğlanın annesi babası. Oğluna diyecek, kulağına yürülecek. Yavrum yemeğinizi yediniz mi inin aşağıya. Bakın dairenize. Al hanımını götür buradan. Bak bu kadar. Yemek yendi bitti mi al hanımını götür buradan. Veyahut da adam onu dair gerek kalmadan. Hanım toparla mutfağa, haydi gidiyoruz. Bitti. Ama tık tık tık tık kadın toparlayacak mutfağa. Haydi gidecek, kalmayacak orada. Vıcık vıcıklık yaşanmayacak hiç. Mümkün olduğunca böyle ince bir şekilde işi götürecek.
Allah bizi affetsin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi