mustafaozbag.org

428. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Şubat 2015 · 1:18:26

Esselamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmayı nasip eylesin inşâAllah. Allah hangi isimlerle zikredilmeli, anılmalı? Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve sahabeler Cenab-ı Hakk'ın Kur'an-ı Kerim'inde beyan etti.
isimlerle Allah'ı anıyorlardı. Bunu duyan müşrikler, hani siz tek değildiniz, bu ama Rahman olarak, ama Rahim olarak Allah'ı anıyorsunuz, bu şirk değil mi? denilince, Cenab-ı Hak ayet-i kerime imzal etti. İsra ayet 110. İster Allah deyiniz, isterse Rahman, hangisini çağırırsanız çağırın, güzel isimlerin hepsi de onundur.
Bu noktada, ister Allah de, ister Rahman de, hani Besmele'de de Bismillahirrahmanirrahim deyince, hem Rahman olan, hem de Rahim olan, Cenab-ı Hakk'ın iki sıfatı, hem de Allah Celle Celaluhu ismi ki, bütün sıfatların, bütün isimlerin cem edildiği, toplandığı sıfat. Cenab-ı Hakk, bütün kullarına, inananlarına diyor ki, ister Allah de, ister Rahman de. Ve Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, bu manada, insanların Allah'ı değişik isimlerle, yani, ism-i azam dediğimiz, ism-i azamla zikredilebileceğine dair, değişik hadis-i şerifler beyan etmiş. Bu noktada, zikrin eftali muhakkak ki, la ilahe illallah'tır.
Ama ve lakin Allah ism-i şerîfi de, bütün ismi şeriflerin cemidir. Malum, hepimizin bildiği gibi, değişik hadis kitaplarında, Cenab-ı Hakk'ın 99 Esma-ül Hüsna'sı vardır. Bu Esma-ül Hüsna'yı, bir tek İmam-ı Tirmizi Hazretleri nakleder. Ve İmam Tirmizi, değişik hadislerden, bunu toplayaraktan, normalde 99 ism-i şerîfi, hadis kitabında cem etmiş.
Ama Buhari Müslim, ama diğer hadis alimleri, bu noktada bunu böyle yapmamışlar. Tirmizi'nin hadis-i şerifinde, malumunuz o 99 ism-i şerîf vardır ve hadisler vardır. Bu hadis-i şeriflerde, kim Allah'ın 99 ismi şerifiyle dua ederse, duasının kabul edileceğini, kim bu 99 ism-i şerîfi ezberlerse, cehennem ateşinin onu yakmayacağı, kim bu 99 ism-i şerîfi, sabah akşam kendisine virt edinirse, rızıktan endişe edemeyeceğini, 99 ism-i şerîfi kendisine sabah akşam virt edinenlerin, Allah'ın koruması altında olacağına dair, bu noktada hadis-i şerifler mevcuttur.
O yüzden, normalde İmam-ı Şafi, bu noktada kendisince binin üzerinde, bin bir tane Allah'ın ismi şerifini, sıfatlarını ben tespit ettim der, diğer selef alimlerinin de, diğer tabi'in alimlerinin de, bu noktada Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin sayısız olduğunu, sonsuz olduğunu, bu noktada o sayısız, sonsuz isimlerinin var olduğunu söylerler ki, bu doğrudur. Ama ve lakin, biz bu noktada, Kur'an ve sünnete tabiyet noktasında, Kur'an-ı Kerim'de geçen isimler ve aynı zamanda da, hadis-i şeriflerde geçen isimler noktasında çerçeveyi çizeriz. Cenab-ı Hakk'ın sayısız, sonsuz isimleri vardır. Ama zikredeceksek, bu noktada Cenab-ı Hak'ı anacaksak, bunların içerisinde, hadis-i şeriflerle sabit olan, zikir ve dualarda, hadis-i şerifle sabit olan, evraplarda, eskarlarda sabit kalmamız gerekir.
Muhakkak ki, seleften olsun, seleften sonraki alim ulema, veyahut da değişik mürçidi kamillerin, velilerin, ilhami olarak, kendilerine verilen virtler, kendilerini bağladıklarından dolayı, onlar kendilerince bu tip virtleri çekebilirler. Ama, sünnet-i Resulullah noktasında, bizim din olarak aktaracağımız, bizim din olarak kardeşlere tavsiye edeceğimiz şey, hepsi de Kur'an ve sünnetin içerisinde olmalı ki, biz bu noktada, kendi heva ve hevesine uyanlardan olmayalım.
Bu noktada, Kur'an ve sünnete tabi olmayan, imamların iştahına tabi olmayanlar, heva ve heveslerine, kendi akıllarına tabi olurlar ki, bu tabiyet, Kur'an ve sünnet dairesinde olduğu müddetçe kabul edilir. Eğer bu tabiyet, Kur'an ve sünnet dairesinde değilse, ne yazık ki, insanları sapıklığa, sapkınlığa, zarara doğru götürür. Niceleri vardır ki, bu manada, tasavvufun içindeyim, tarikatın içindeyim, ben tasavvuf ehliyim, tarikat erbabıyım, diyerekten, heva ve hevesine uyup, ne yazık ki, yoldan sapanlar olmuş, arkasından giden insanları da saptıranlar olmuş. Kıymetli dostlar, hiçbir ehli tasavvuf, hiçbir mürşid, hiçbir şeyh, adına siz ne derseniz deyin, hiçbirisi de, yeni bir din icat etmez.
Eğer birileri yeni bir din icat ediyorsa, o sapıklıktır, o küfürdür. Hiç kimse, Kur'an ve sünnetin, sünnetten dayanağı olmayan bir şeyi, bizim önümüze getirip koyamaz. Eğer bizim önümüze getirilen, konulan şey, muhakkak ki, Kur'an ve sünnetten dayanağı olması gerekir. Bu konu bizim için olmazsa olmazdır. Olmazsa olmazdır. Eğer birileri bir şey söylüyorsa, din adına bir şeyler yapıyorlarsa, din adına bize bir şeyler tavsiye ediyorlarsa, din adına bizim önümüze bir yol koyuyorlarsa, bu ister ben olayım, ister başkası olsun, kim olursa olsun, hangimiz olursak olalım, hangimiz, hangi zakir, hangi nakip, hangi alim, hangi şeyh olursa olsun, ister dergahımızın içinden, ister dışından, söylenilecek olan her şey, tavsiye edilecek olan her şey, Kur'an, sünnet ve imanların iştahı daresinde olması gerekir.
Eğer Kur'an, sünnetten temeli yok ise, bizim için atıldır, batıldır. Allah bizi o noktada, devamlı olanlardan eylesin. O Allah ki, ondan başka ilah yoktur. Görüleni ve görülmeyeni bilir. O Rahmandır, Rahim'dir. Güzel isimler onun içindir. Göklerde ve yerde olanlar, onu tesbih ederler. Ve o azizdir, hakimdir. Haşir suresi, ayet 22'den 24'e kadar. Cenab-ı Hak bunun gibi, Kur'an-ı Kerim'in içerisinde, kendi hem zatî sıfatlarını, hem de subiti sıfatlarını böylece zikreder. Ve bütün her şeyin, yaratılmış olan her şeyin, yaratılmış olan her şeyin, onu zikrettiğini söyler. Ve yaratılmış olan her zerre, Allah'ı zikreder.
Her zerre. Allah'ı zikretmeyen hiçbir zerre yoktur. Bu zerrelerin Allah'ı zikretmesi, iradi değildir. Emridir. Burada bu zerrelerin, kendi iradeleri yoktur. Bu zerreler, cüz-i iradeleri olmadan, Allah'ı zikrederler. Sen ister Allah'ı zikretme, ister zikretme, vücudunun her zerresi, Allah'ı zikreder. Senin aldığın nefes dahi, nefesteki hava dahi, Allah'ı zikreder. Bu noktada, Allah'ı zikretmeyen, alemde hiçbir zerre yoktur. Hiçbir zerre. Ve Cenab-ı Hakk'ın, bu varlık aleminde, her varlığın derecesinde, Cenab-ı Hakk'ın zikri hakimdir.
Nereye yönelirseniz yönelin, nereye bakarsanız bakın, Allah'ın veç'i oradadır. Ayet-i kerimesinin bir manası da budur. Ne tarafa yönelirseniz yönelin, yöneldiğiniz noktada, Allah'ın zikri vardır, Allah vardır. Haşa. Buradaki Allah'ın zat noktasında değil, bütün sıfatlarının, varlığa tecelliyat noktasında, bakmamız gerekir. Kime bakarsanız bakın, nereye bakarsanız bakın, ne tarafa yönelirseniz yönelin, o hepsi de Allah'ın zikrinin içindedir. Çünkü başka bir ayet-i kerimede, Allah yerlerin ve göklerin nurudur da, varlık tamamiyetle Allah'ın nurunun kapsamının içindedir. Ve Cenab-ı Hakk'ın nuru, varlığın bütün veçesine, bütün zerresine tecelli etmiştir.
Ve varlık hangi halden hale geçerse, geçsin nurdan nura geçer. Nurun dışında değildir hiçbir şey. Hiçbir şey. Ve hiçbir şey zikirsiz değildir. Ve varlığın içerisindeki bütün dereceler, hayat bulduysa, zikrullah ile hayat bulmuştur. İster bu varlık ruhani olsun, ister bu varlık şehadetten olsun, ister bu varlık ayağını sabit eden olsun, isterse bu varlık tabiattan olsun, isterse bu varlık insanın üzerinde olsun, isterse bu varlık cini tayfesinden olsun, değişen hiçbir şey yoktur.
Varlıkta ne tecelli ettiyse, ne zuhura geldiyse, ne vücuda geldiyse, hangi dalgadan olursa olsun, hangi kelamdan olursa olsun, hangi hareketten olursa olsun, hangi iğmeden, hangi durağından olursa olsun, her şey Allah'ı zikreder. Ve ne zamanki sufi, her an ve her şeyde Allah'ın zikrini hisseder, o zaman kemalata doğru yürür. Eğer baktığında, gördüğünde, duyduğunda, dokunduğunda, duyur organlarıyla hissettiğinde, Allah'ın zikrini duyamıyorsa, eğer baktığı yerde Allah'ın zikrinden uzak ise, bunda fani olamamışsa, o sufi için yol daha çok uzundur. O yüzden sufiler görmüş oldukları rüyalardan, hallerden kanmamalı.
Aldık, almış oldukları esmalara kanmamalı, yola devam etmeli. Bütün evliya Allah'ın yıkıldığı yer burasıdır. Bütün dervişlerin yıkıldığı yer burasıdır. Zikrullah'ı her an işitmedikçe, ve her şeyde Allah'ın zikrini görmedikçe, ve her şeydeki zikirde beraber olmadıkça, ve kendisini alemin her zerresinde görmedikçe, ve kendisinin dahi alemin her zerresindeki zikrine aşina olmadıkça, sakın oldum derdine düşmesin.
Zikrullah, onu çepeçevre çevrelemesi gerekir. Aslında çevrelemiştir. Buna aşina olması gerekir. Bu tecelliyata mahzar olması gerekir. Ve onun bakışı zikir, duyuşu zikir, tadı zikir, nefesi zikir, tutuşu zikir, yürüyüşü zikir, hayatı zikir olmalı. Eğer öyle değil ise, onun üzerine zikrullah henüz daha tecelli etmemiştir. O yüzden Cenab-ı Hak bütün alemde, her ne ismi var ise, her ne ismi tecelli ettiyse, bütün güzel isimler ona aittir. Aslında onun bütün isimleri güzeldir. Onun güzel olmayan ismi yoktur. Ama burada ince bir perde vardır. Bu ince perdeyi sufiler çok güzel kendilerine ders yaparlar. Bu sanki kötülükleri Allah yaratmıyormuş gibi perdelerler sufiler kendilerinde.
Oysa iman noktasında hayrı da şerri de yaratan Allah'tır. Ve Allah şerri de yaratandır. Ama sufiler bu noktada derler ki, sufiler bu noktada derler ki, burayı kendilerine perdelerler. Allah'ın bütün güzel isimleri ona aittir derler. İnce bir perde koyarlar. Burada bir kısım Arabi ekolünde olanlar bunu direkt gün ve dek söylerler. Gün ve dek bunu söylediklerinde, karşıdaki kimse bunu algılamakta zorluk çeker ve ona ters sevap verir. Benim sufiliğe ilk başladığım yıllarda, bir melaminin gelip, Allah zina da yapar, zinadan da zevk alır deyip, beni hallaş pomona cibi atması gibi. O zaman sufiliğimin ilk yılları daha, bir melami bana gecenin saat ikisinde iki buçuğunda öyle söylemişti.
Öyle söylediğinde ben böyle kabarmıştım. Ayranım kabardıydı. Normal değilim ya ben. Ayranım kabarınca da kaçmıştı elimden. O istasyon caddesinde aşağı doğru koşarken, ben de arkasından koşup onu yakalayıp, dövmeyi düşünüyordum. Ve o benden hızlı koşmuştu. Benim çok sinirlendiğimi görünce. Sufiler, kötülükle alakalı, yanlışlıkla, eksiklikle alakalı şeylerde konuşmazlar. Oysa, bütün fiiliyat noktasında her şeyi yaratan, bu noktada Allah'tır, bu gerçektir. Sakın böyle kendi kendinize de, insanların anlayamayacağı laflar söyleyerekten, insanların kafasını karıştırmayın. Sufilik bu değildir. Bunlar laf cambazıdır. Hali olmayan, hali olmayan, sufili olmayan, laf cambazlığı yapar.
Hali olmayan, sufili olmayan, kendince cambazlık yapar. Bunlar yol keser. Bunlar fiiliyatında bakarsın, süçlerine bakarsın. Harikadır. Sarıkları, tatkeleri, haydarileri, rengarenk uyumludur. bir baktığınızda, ne yakışıklı dermiştir. Dışına özen gösterdiği kadar, içine özen göstermeyen, yol münafığıdır.
Dışına özen gösterdiği kadar, fiiliyatına özen göstermeyen, yol münafığıdır. Yol münafığı. Dışına özen gösterdiği kadar, diline özen göstermeyen, yol münafığıdır. Dışına özen gösterdiği kadar, ibadetlerine özen göstermeyen, yol münafığıdır. Harika derviştir baktığında. Harikadır. Allah rahmet eylesin, şeyhimin dediği gibi, dışı yeşil türbe, içi estağfurullah töver. Allah muhafaza eylesin. Sufi, sufi, dervişliği, fiiliyatıyla yaşar. Fiiliyatıyla yaşar. Sözüyle, hareketleriyle, davranışıyla, o bir derviştir. Haliyle, o bir derviştir.
O her an, her an, her an, her yerde, her yerde, takip edildiğini bilir. Allah bizi onlardan eylesin. En güzel isimler Allah'ındır. Allah'a bu isimlerle dua edin. Onun isimlerini değiştirenleri terk edin. Onlar ileride bu yaptıklarının cezasını göreceklerdir. Araf ayet 180. İşte en güzel isimlerle Allah'a dua etmek, o ayet ve hadislerin çerçevesinde olan, Esma-ül Hüsna ile dua etmektir.
Ve Esma-ül Hüsna'nın dışına çıkmamaktır. Ve Allah'ın isimlerini değiştirmemektir. Allah'ın isimlerinin önüne ardına ilaveler etmemektir. Namazın önüne ardına ilaveler etmemektir. Orucun önüne ardına ilaveler etmemektir. Dinde olmayanı varmış gibi ilaveler etmemektir. Dinde olmayanı varmış gibi ilave etmemek ne kadar yanlış ise var olanı da yok etmeye çevirmemektir. Allah'ın isimlerine, Allah'ın kelimelerine, Allah'ın ayetlerine dokunmamaktır. İlave veya içinden kaldırma veyahut da tebdil etme, değiştirme yapmamaktır. Allah'ın ayetleri kumaş değildir.
Tedbil edelim, rengini değiştirelim. Allah'ın ayetlerine dokunmak, onları ağız burun bütmek, onlara tepeden bakmak, onları kabul etmemek, onların üzerinde şek şüphe yapmak, onların üzerinde fırtınalarını koparmak, sufilerin işi değildir. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın isimleriyle üzerinde oynamadan, Allah'ın isimleriyle dua etmek, onlarla istemek, onlarla ibadet etmek yolumuzun şiarıdır.
Allah size nasıl hidayet ettiyse, Allah'ı öyle zikredin. Ve Cenab-ı Hakk bize ayet, Bakara ayet 198, Allah bize neyi nasıl emrettiyse, biz Allah'ı öyle zikredeceğiz. Allah bize nasıl zikretmemizi emrettiyse, bu namaz, bu oruç, bu abdest, bu gusül, bu zekat, bu hac, zikrullahın dairesi çok geniş. Zikrullah bir şemşiye. Bütün İslami faaliyet ve İslami noktada, dini noktadaki ibadetler, zikrullah şemşiyesinin altında. Ve bunları yaparken, Allah ve Resulü bize nasıl tayin ettiyse, Allah ve Resulü bunu bize nasıl bildirdiyse, Allah ve Resulü bunu bize nasıl anlattıysa, biz öyle yapmaya devam edeceğiz.
Bunun haricine çıkmak, bunun haricine çıkmak, asla ve asla kabul edilebilir bir şey değil. Bu ayeti kerimeyi iyi belleyin. Allah size nasıl hidayet ettiyse, Allah'ı öyle zikredin. Bakara 198. Çünkü önümüzdeki haftaki derslerde, Cenab-ı Hakk'ın zikrullahı nasıl yapmamız gerektiğiyle alakalı, konulara gireceğiz. Bize nasıl yapmamızı emretmiş. Adabı, erkanı ne olmalı zikrullahın? Televizyonlarda gördüğümüz, hoplayıp zıplayıp adamlar Allah'ı zikir mi yapıyorlar? Televizyonlarda gördüğümüz, kendilerini duvara vuranlar Allah'ı zikir mi yapıyorlar? Veya televizyonlarda gördüğünüz birisi titriyor, cezbe geçiriyor hesapta.
Allah'ı zikir mi ediyorlar? Bunların hepsinde teker teker, Allah izin verirse sohbette anlatacağız, bunları önümüzdeki derslerde konuşacağız. Çünkü hepimiz geçiciyiz, ölümlüyüz. Hiç kimse kalmayacak. Ama nasıl bu yol, sisileden geldiyse, yine bizden sonra da, arkadaşlara muhakkak birileri gelecek, muhakkak ki arkadaşlar, sufiliklerine devam edecekler. Ama devam ederlerken, yolun adabını, erkanını nasıl olması gerektiğini bilirsek, hiç olmazsa, hem Bursa'da, hem çevre il ve ilçelerde, bu tip şeylere, mahal bırakmadan, sapkınlıklara, taşkınlıklara, eksikliklere, noksanlıklara, cevaz vermeden yolumuza devam ederiz. Çünkü, bir yerde birisinin titremesine müsaade edersek, herkesin titremesine müsaade ederiz.
Bir yerde birisinin, yaka paça, kendi gömleğini yırttığına müsaade edersek, herkese müsaade etmemiz gerekir ki, bu Allah'ı zikretmek değildir. Bu, Kur'an ve sünnette anlatılan, zikir yöntemleri değildir. Bir yerlerde birileri bir sayha atıyorsa, kendince, onu nefsinden yaptığını bilmemiz gerekir bizim. Zahiri ilimle. Herkes zikrullah'ı aynı tempoda götürürken, birisi tempoda farklı bir ses çıkarıyorsa, bilelim ki, o nefsinden yapıyor. Bilelim ki, o nefsinden yapıyor. Birisi orada zikrullah yaptıran bir kardeşe itaat etmiyorsa, bilelim ki, onun itaat etmeyişi nefsindendir. Baya haklıydı ya, diye kendi kendimize, fetva vermeyelim.
O yüzden, Allah, bize, nasıl, meseleyi bildirdiyse, Allah'ı öyle zikredeceğiz. İnşallah. Ve bilmediğiniz şeyleri, size öğrettiği şekilde, Allah'ı zikretti. Biz zikrullah'ı bilmiyorduk. Biz nasıl ibadet edileceğini bilmiyorduk. İnsanlar Allah'a nasıl yalvarıp yakarlayacağını bilmiyorduk. Bunu insanlara öğreten Allah, bunu peygamberleriyle tebliğ eden, peygamberleriyle fiili bir şekilde öğreten, ve kitabıyla, kitabıyla bunu destekleyen Allah.
İnşallah, Kur'an ve sünnet, bize nasıl öğrettiyse, hangi isimlerle öğrettiyse, şekli şemali nasıl ise, şekli şemali nasıl ise, biz ancak öyle yapanlardan olacağız. Biz abdestin sırasını değiştirmeyeceğiz. Biz namazın kılınış şeklini değiştirmeyeceğiz. Rütüelleri aynen uyacağız. Gün gelecek ki insanlar namazın şeklini değiştirmeye çalışacaklar. Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi, camilerin içerisine okul sıraları gibi sıra konulup, sıralarda namaz kılmayı denedikleri gibi, gün gelecek bize ibadetlerimizin şeklini ve şemalini değiştirmeye çalışacaklar. Ve bunlar belki de, kendilerince çok aşırı derecede sufiliğin içerisinde, kendilerini gösterebilirler. Veyahut da çok böyle dini yalamış, yutmuş, ayet ve hadislerin manasına ermiş, bir molla görüntüsünde bize gelebilirler.
Biz ayeti kerimeye uyup, Kur'an ve sünnet bizi neyi nasıl emrettiyse, nasıl bildirdiyse, biz öyle ibadet edenlerden, ve öyle zikredenlerden olacağız. Bizim için çünkü, zikrullah esnasında, kafası kesilmiş kuş gibi çırpınmak yok. Debelenmek yok. Bu Kur'an ve sünnetin emrettiği nokta değil. Allah bizi, Kur'an ve sünnetin emrettiği şekilde, kendisini zikreden kullarından eylesin. Kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah. Bir derviş kardeşimle, annemizden, babamızdan ve ailemizden daha çok sevmek, İslami açıdan sıkıntısı var mı? Allah razı olsun. Bu noktada sıkıntı yok. Ama hani şu hadis-i şerifi de unutmayın.
Severken ölçülü sevin, bir gün düşmanınız olabilir. Düşmanınıza ölçülü düşmanlık edin, bir gün dostunuz olabilir. Kardeşler kendi aralarında muhabbet etmeleri, sevmeleri birbirlerine, dinin bu noktada onlara emrettiği şey. Ama ve lakin bu muhabbetten doğacak olan, birbirlerinin sırrına vakıf olma, birbirlerinin girintesini, çıkıntısını bilme noktasında, bunu kardeşler bir sır olarak, dostlukları böyle bir sıkıntıya uğrasa dahi, içlerinde tutmaları, bunu saklamaları gerekir.
O yüzden kardeşler sır ehli olmalı. Kardeşlerinin eksikliklerini, yanlışlıklarını, hatalarını, kusurlarını, kendilerince etrafa yaymamaları. O yüzden birbirine muhabbet etmekte bir sıkıntı yok. Ama ve lakin, birbirinin arkasından gıybet etmek, dedikodu etmek, onun sırrını ifşa etmekte yok. Kaşa faça atmak günah mıdır? Evet, bir kimsenin kaşına bile bile faça atması, bir kadının bile bile, vücuduna veya bir tarafına faça atması, bile bile dövme yaptırması, bile bile dişlerini böyle işte, törpül etmesi, peruk takması, takma, saç takması, bunların hepsinde, hepsi de, caiz değil, günah kebair. Sakal, saç ve sakal uzatmak günah mıdır?
demiş, saçları uzatmamakta bir beis yoktur. Sakalda da uzatma, sünnet olan uzatma bir tutamdır. İslam'da göbeğine kadar sakal bırakmak yoktur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, göbeğine kadar hiç sakal bırakmadı. Bu yeni çıkan, böyle göbeğine kadar sakal bırakanlar, sakallarınızı bırakınız, bıyıklarınızı da kırpınız, hadis-i şerifini zahire göre yorumlayıp, sakalın gidebildiği yere kadar bırakmak olarak algılıyorlar.
Öyle değil. Sakallarınızı bırakınız, hadis-i şerifini, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir kabze olarak tarif ediyor. Ve tarih boyunca, İslam dünyası, 1400 yıldan beri, sahabeler dahil, sakallarını bir kabze olarak bırakmışlardır. Bir kabze sakal bırakmak sünnettir. Bir kabzenin dışındaki, daha uzun yani, sakal bırakmak, caiz değildir. Sünnet-i Resulullah'a, aykırı bir durumdur. O yüzden normalde çok, sakalı upuzun bırakmak, matah değildir. Güzel sünnet, bu manada, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ahlakıyla ahlaklanmaktır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Bir arkadaşımız, hırsızlık yaptıysa, biz de bunu bilip söylemiyorsak, biz de hırsız sayılır mıyız?
Eğer bir arkadaş, bir arkadaşınız, bir hırsızlık yaptıysa, ve o hırsızlık yaptığı sabit ise, siz onu gözlerinizle gördüyseniz, veyahut da o size itiraf ettiyse, böyle bir şeyi, o kardeşinizi bundan men etmek, çalınan malı, çalınan kimseye iade etmek için, uğraşmak farzayın olur. Siz bir kötülüğü gördüğünüzde, eliniz de mümkün değilse, diliniz de o da mümkün değilse, kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız. Hadis-i şerif, o yüzden eğer bir hırsızlık vakasına, şahit olduysanız, onu eliyle düzeltmek, devletin işidir. Diliyle düzeltmek, alimlerin işidir. Kalben buğz etmek de, elinden hiçbir şey gelmeyenlerin işidir ki, o da imanın en zayıf noktasıdır da. O yüzden eğer o noktada bir kimsenin malına, mülküne, parasına, puluna bir zeval geldiyse, bunu o kardeş ne yapacak?
Ona tavsiyede bulunup, ona tebliğde bulunup, bunu yerine getirecek. Sigaraya bağımlı birine, sigara haram mıdır? Sigaraya bağımlı olsa da, olmasa da, sigara herkese haramdır. Üzerinde sağlığa zararlıdır, ibaresi onun haram olmasına yeterlidir. Bir şeyin illeti, daha önceden bu sigaranın illeti bilinmiyordu. Şimdi illeti sabit olunca, o illetinden dolayı bir şeyi haram etmek, Kur'an ve sünnete göre de, mümkündür, doğrudur. O yüzden illeti belli olan, illeti sabit olan, zararlı olan bir şeyi haram etmek. Kur'an ve sünnet dairesinde, iştahat noktasında caizdir. Buna kalkıp da, buna kalkıp da, cahil bir şekilde, Kur'an'da sigara geçiyor mu, sünnet-i Resulullah'ta sigara geçiyor mu, deyip de, böyle karşı gelmek, o kimsenin din cahili olduğunu gösterir.
Bir şeyin illeti sabit çünkü. Cebrail aleyhisselamla, görüşmem olmasaydı, her gün soğan, sarımsak yerdim. Ağız kokusundan dolayı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, soğan, sarımsağı yiyememiş. Sigaranın ağız kokusu yaptığı belli. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, eşlerinden birisi güzel bir helva yapar, her gün o helvayı yer.
Hz. Ayşe annemiz yanına, bir iki tane daha hanımını örgütleyerekten der ki, hep beraber olalım, o helvayı yedikten sonra, ağzım bir tuhaf kokuyor diyelim. Bu helvayı yemekten vazgeçsin. Yine o helvayı yer zannediyorum, o helvayı yapan Cüvedi annemizdir. Aklında kaldığı kadarıyla. Helvayı yedip, yiyip gittikten sonra, Zeynep annemizin yanına gider, Zeynep annemiz der ki, Ya Resulullah ağzım bir tuhaf kokuyor. Mübarek Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hızla dişlerini misfaklar, ağzını çalkalar, Ayşe annemizin yanına gider. Ayşe annemiz de aynı şeyi söyleyince, o da hemen dişlerini misfaklayıp, hızla ağzını çalkalar. Ağız kokusuna bu kadar çok ehemmiyet verildi, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem.
Sonrasında Cebrail aleyhisselam gelir, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, bu noktada eşlerinin bir tezgah kurduğunu ona uyarır. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ağız kokusuna bu kadar çok ehemmiyet vermiştir. Sigara içenler, eşleriniz sizin ağız kokunuzu dinlemek zorunda değil. Boşanma sebebi ağız kokusu. Vücut kokusu boşanma sebebi. Bir erkeğin veya kadının ağzı kokuyorsa, bir erkeğin veya kadının vücudu kokuyorsa, bir erkeğin veya kadının dinsel uzuvlarında bir koku var ise, buna altı ay müsaade edilir tedavisi mümkün ise. Tedavisi mümkün değil ise eşlerin boşanma hakkı doğar.
O yüzden sigara hiç kimse çok böyle latif kokuyor, güzel kokuyor diyemez. Sonunda israftır, israf haramdır. Vücuda zararlıdır, vücuda zarar veren her şey haramdır. Allah bizi affetsin. Sema yaparken ben gözümün önünden beyaz bir şey geçti, o nedir? Gören ben değilim ki. Gören sensin. Ve sizi rüyamda gördüm demiş. Allah hayır etsin. İnşallah. Arkadaşlık hukuku nedir, nasıl olmalıdır, gıybetimizi yapan, laf söz taşıyan, söz verdiğinde sözünde durmayan arkadaşlarımıza nasıl yaklaşmalıyız? Arkadaşlar birbirlerinin özel hayatına hangi noktada durmalılar? Kıymetli kardeşler, mümin, müslüman odur ki, dilinden ve elinden diğer müslümanlar emindirler.
Mümin odur ki, diğer müslümanlar malından ve canından emindirler. O zaman bizim etrafımızdaki arkadaşlar bizim dilimizden emin olacaklar. Bizim elimizden emin olacaklar. Bizden canlarından emin olacaklar, mallarından emin olacaklar. Kardeşlerinizin aleyhinde diliniz çalışmadığı müddetçe iyi bir müslüman ve mümin olursunuz.
Kimsenin aleyhine konuşmayın. Kimsenin gıybetini etmeyin. Kimsenin dedikodusunu yapmayın. Laf taşımayın. Gözünüzde görmediğinizi, kulağınızda duymadığınızı anlatmanız size yalan olarak yeter. Duyduklarınızı anlatmanız size yalan olarak yeter dedi hadis-i şerifte Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. O yüzden arkadaşlarınızın gıybetini yapayan söz taşıyanlar Allah muhafaza eylesin üzerlerine münafıklık alameti olur. Kardeşlik hukuku bu değildir. Birbirlerinizin kanı, canı, namusu, şerefi, haysiyeti birbirlerinize haramdır. Hiç kimsenin aleyhinde bir şey arkasından konuşmayın.
Hiç kimsenin canını sıkacak, üzülecek bir meseleyi arkasından konuşmayın. Bir Müslüman'ın, bir müminin yüzüne karşı da eleştirmeyin. İnsanlarda şimdi eleştirme hastalığı var. Rahatsızlık bu. Çok biliyormuş edalarında etrafındaki insanları eleştirenler, çok biliyormuş edalarındaki etrafında yanı başında karşısındaki insanları eleştiren, onları batıran, bunlar İslam ahlakına uymayan şeyler.
Sanki onun yüzüne söylüyor, delikanlı bu yiğit bir adam. Öyleymiş görünüyor. Şeytanın işini yapıyor. Ben onu bunun yüzüne söylerim. Sen onun yüzüne söyledin de o da çekse, bir çağız aplayıverse sana ne yapacaksın? Sen onun yüzüne söylerken kaldırsa elini, bir tokat patlatsa sana ne yapacaksın? Ama dervişlere söylerler insanlar.
Bilirler ki onlar kendilerine tepkide bulunmayacaklar. Sana ne dese ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Din nasihattir, nasihat edin. Bir evliya menkıvesiyle meseleyi anlatın. Bir hadis-i şerifle, bir ashabın başından geçen bir olayla meseleyi anlatın. Geçmiş peygamberlerden kıssalarla meseleyi anlatın. Din nasihattır. Bu haktır. Ama birisinin yüzüne karşı eleştirmeyin. Bu hak değildir. Bu ancak, bu ancak bir alime, bir mürşide, bir peygambere hak verilmiş. Geri kalana hak değil.
Allah bizi affetsin. Kimsenin özel hayatını karıştırmayın. Kimseye ilgilendirmez. Bilhassa kadınlarda bu çok olur. Yeni bir bayan gelir. Vay neredesin, kimsin, neyin nesisin? Özeline girecek. Onun geçimi nasıl, kocasıyla arası nasıl? Sorgulacak, soruşturacak. Allah muhafaza eylesin. Bunlar yanlış şeyler. Nefisle mücadelede mücadele, haramları terk etme ve farzları yerine getirme niyetine ve mücadelesine girdim. Hedefim, farzlarımı yerine getirmek, haramlardan uzak durmak. Bana dua eder misiniz? Allah mu'inin olsun.
Allah bu hedefinde koşuşturup hedefe nail olanlardan eylesin inşallah. Namazlarımızı kılamıyorsak kazaya kalmadan kaç dakika aralığında kılmalıyız. Herkes çeşitli şeyler söylüyor, aydınlatırsanız sevinirim. Öğlen namazının vakti ezan okunduktan ikindi namazının ezanı okunup bitinceye kadar vakti vardır. Bu arada muhakkak namazını kıl. Ezanların okunmasıyla, diğer namaz ezanının okunup bitmesiyle. Namazın vakti, öğlen namazının vakti, öğlen namaz ezanın okunmasıyla başta ikindi ezanının bitmesiyle son bulur. Tarikat cemaatleri, tarikat cemaatleri Avrupa Birliği Bakanlığı kuran, Avrupa Birliği tezini savunan partiye mi destek olması lazım? Yoksa İslam Birliği idealindeki siyasi kuruluşa mı beraber olması lazım?
Tarikat ve cemaatleri herhalde, tarikat ve cemaatler ortaya. Avrupa Birliği Bakanlığı kuran, Avrupa Birliği tezini savunan partiye mi destek olması lazım? Yoksa İslam Birliği idealindeki siyasi kuruluşa mı beraber olması lazım? Kim bu, İslam Birliği'ni kuracak parti? Bu soruyu soran kim? Soruyu soran burada mı ki? Tarikat ve cemaatleri soruyu soran kim? Kim, İslam Birliği'ni savunan parti? Efendim? Saadet. İnanıyor musun sen davana? Maşallah. Bize de inandırsınlar, biz de destek olalım. Ama biz onların şu anda bu noktada durduklarına inanmıyoruz. İslam Birliği'ni kurma noktasında hiçbir partiye inanmıyorum ben.
Sadece ona değil. Bu, kardeşler, İslam Birliği kurmaya çalışan bir siyasi parti tanımadım bugüne kadar. Lafta, edebiyatta çok güzel. Yeter artık kandırdıkları. Kandırdıkları yeter. Atıldığımız yeter artık.
Böyle parlak kelimeler bulup, edebiyatı güzel laflar bulup, ondan sonra Paryamonte'ye gidip bu parlak sözleri ve lafları unutanları tanıdık. Bunun hepsi de dahil. Dahil buna. Hepsi de dahil.
Böyle yola çıkaraktan Müslümanları aldatıyorlar. Böyle yola çıkaraktan Müslümanları kandırıyorlar. Müslümanların paralarını ütüyorlar. Enerjilerini ütüyorlar. İslam Birliği kuracağız deyip yola çıkaraktan bütün Müslümanların paralarını ütüyorlar. Bunun içine girenler, Müslümanlar pamuk eller cephe. Müslümanlar televizyon kuruyorlar, televizyon gidiyor. Gazete kuruyorlar, gazete gidiyor. Allah yolunda mücadele edilecek diyorlar. Zekatları, fıtreleri topluyorlar. Paraları topluyorlar. Herkes kendine han hamam yaptırıyor. İslam Birliği kuracağız diyenler öldükten sonra arkasından kilolarca, tonlarca altın çıkıyor. Çocuklar birbirleriyle miras kavgası yapıyor. İslam Birliği kuracağız diyen Şeyh Efendiler öldükten sonra arkasından trilyonlar çıkıyor, şirketler çıkıyor.
Seyahat şirketinden tut, ticaret şirketinden tut, bir sürü arsalardan tut, vakıflara varıncaya kadar. Ondan sonra oğlunu o şirketlerin başına oturtacağız diye uğraşıyorlar. Yeter kandırıldığımız, yeter aldatıldığımız, yeter. Hadi hürra İslam için gidin, oy verin. Dinle aldatıyorlar hepimizi. Dinle aldatıyorlar. Kim memlekete hizmet edecekse hizmetini etsin. Hangi parti olacaksa olsun. Hangi parti olacaksa olsun. Sözler bunlar.
Girme Bakanlığı kurmuş. O bakanlık yeni mi kurulmuş? Bana ne bir de kursa? Birisi dese ki ben Avrupa Birliği'ne gideceğim, oraya da İslam edeceğim. Ne diyeceksin ona? Şimdi metot bu, şimdi bu çalışma bu. Biz oraya gireceğiz, Avrupa Birliği'nde üye olacağız, hepsini de İslam edeceğiz dese. Ne diyeceksiniz ona? Ona da kanacağız. Allah'ın ne hesabı olduğunu bilmiyorsunuz. Avrupa'ya işçi olarak gitti bütün herkes. Avrupa'da onları alırken asimile edeceğini düşündü. Ve gidenler de Türkiye'den işsiz, gaytsız, cahil insanlardı. Ters tepte Avrupa'nın hesabı tutmadı.
Hiçbirisi de asimile olmadı. Hepsi de dinlerini öğrendiler orada. Millet oraya giderken de cemaatler, tarikatlar, onların parasını ütmek için gittiler. Paralarını da üttüler. Ama onların da dinlerini öğrettiler. Adamlar parayı verdiler, dini satın aldılar. Onlar parayı verdi, dini satın aldı. Ya o parayı alanlar ne yapacak? Nasıl hesap verecek mahşerde? O verdi parayı, dini satın aldı. Kimin dinini satın aldı? Senin. Para toplayanlar. Hiçbir hesabı tutmadı. Tutmadı mı? Tutmadı. Allah üfledi. Oradakiler de dini aç, cami yapacağız dediler, paraları topladılar. Şirket kuruyoruz dediler, paraları topladılar.
Aman ne büyük şirketler kuracağız dediler, paraları topladılar. Haydi Türkiye'de İslam iktidar olacak dediler, paraları topladılar. Millet Almanya'dan arabalarıyla geldi, Refah Partisi'ne çalışmak için. Paralarıyla, arabalarıyla geldiler çalışmak için. Buradakiler milletvekili oldu, çöplerini doldurdu. Allah'ın da bir hesabı var. Bunlar böyle parlak laf bunlar, süslü laf. Seçimler geliyor ya şimdi, seçimler gelince her yerde bu süslü lafları bulursunuz. Buraya da gelirler şimdi. Buraya da gelirler. Geçen seçimlerde Saadet Partili'ler geldiği gibi. Gelirler, hiçbirisinde hiçbir anlamı yok. Bir laf söylüyorum ben.
Oğuzhan Asır Türk diyorum, bize böyle bir söz verdi. Oğuzhan Asır Türk verdi, söz de tutmadı. Gelsin bizden özür dilesin. Gelip dilemiyorlar. Bu yanlışlığı yaptınız mı yaptınız? Bu sözünüzü yerine getirdiniz mi? Hayır. Yıllar öncesinin meselesi. Yok. Yok öyle şey yok. Bitti. Müslüman bir delikten iki sefer ısırılmazmış mümin. Biz bir değil, birkaç sefer öpüldük. Bir daha öpülmeye niyetimiz yok. Bir zakirin derse gelen bir kardeşin yapmış olduğu bir hatayı sürekli yüzüne vurması, unutmaması, ona kin gütmesi, sürekli dile getirmesi ve özellikle de onun olmadığı zamanlarda dile getirmesi ne kadar doğrudur, bu kardeş ne yapmalıdır?
Yanlış. Yanlış. Arkadaşlar, kardeşlerin hatalarını ve kusurlarını yüzlerine söylemeyin, yüzlerine vurmayın. Bunu tekrarlamayın. Yanlış. Bir kardeşin içinden Allah'a küfür geçmekte. Bu durum özellikle lavabodayken gerçekleşiyormuş. Bu durumda nasıl kurtulabileceğini, nasıl bir yol izleyeceğini sormamı istedi. Tevhid nerede böyle elin dilinden, içinden böyle bir şey geldi? Lavaboda tevhid çekecek. Dışarıda eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu diyecek. Bunu devam edin arkadaşlar hep. Evlat sahibi olmak istiyoruz, duanızı diliyoruz. Allah evlat isteyenlere hayırlı evlat, iş isteyenlere hayırlı iş, derdi olanlara hayırlı derman, borcu olanlara hayırlı eda nasip eylesin inşallah.
Bu soruyu sormak zorunda olduğumu düşünüyorum. Bizimle beraber gelen arkadaşların aklına sohbetinize başlarken niye? Eyyüzü besmele çekmeyiş, çekmeyişiniz takılıyor. İçinizden söylüyor musunuz? Biz bu arkadaşlara ne diyelim sorup sorup duruyorlar. Sorsunlar, dursunlar. Her şeyin gösterişine bakıyorlar insanlar. Allah bizi affetsin inşallah. Bu ne kardeş ya? Kısa bir türlü okumasam bir türlü. Eski bir, bu hadise geçtiğimiz Perşembe Gürsü'de oldu.
Eski bir okul arkadaşıma cemaatimizi, dergahımızı anlattım. Anlaştık, sözleştik, meraklandı, heveslendi. Benimle sohbete gelecekti. Ben bu kardeşimizi cemaatimizde görmek istiyordum. Elma armut olmazdı ama gayret bizdendi. Takdir Allah'tan. Elma armut olur, kim demiş olmaz diye. Biz elmaya armut aşısı vururuz, ondan armut yeriz. Milletin inanışı o, elma armut olmaz diye. Ben öyle inanmam. İyidirliler neredesiniz? Sen de mi İyidirlisin? Maşallah ya. Ama sende var mı bahçe? Bahçeli oğlum, Fatih. Elmaya armut aşısı olur mu? Elmaya armut aşısı yaparsak elmanın bir dalından armut alır mıyız?
Elmanın bir dalına da ayvay aşısı yapsak ondan da ayvay alır mıyız? Vay be. Yaptınız, denediniz oldu. Benden sonra mı denediniz? Daha önce mi? Daha önce. Demek oluyor yani değil mi? Demek ki oluyormuş. Aslında bir dalına da başka bir aşı vurur. Olur. Öyle elmadan armut olmaz diye düşünmeyin. Olur. Öyle gayret edeceğimiz. Öyle bir şey yok. Sohbete gelmeden bir gün önce 8-10 saat gibi yatsı namazın çıkışında sadece selam alıp verdiğimiz benden biraz büyükçe biri yatsı namazın çıkışında yanımıza sokuldu. Ben gayret gösterdiğim kardeşe selam verdim. Bu yanımıza sokulan adam da incilmesin diye ona da elimi uzattım.
Bu irici olan arkadaşım bizim cemaatimizden, dergahımızdan ayrılanlardan ve gursuda kendi başına bir şeyler yapmaya çalışanlardan olduğunu bilmiyordum. Bu arkadaş vesile olmaya çalıştığım kardeşe internetten sizin güya Mustafa Kemal'e yakınlığınızı ifade eden kelimeleri buldu, gösterdi. Vesile olmaya çalıştığım kardeşim de ben Atatürk'ü öven hocayı dinlemeye gelmem dedi. Ve ertesi gün gelmedi de ben de bu iki arkadaşından ayrılmadan iri olana sen şimdi bu kardeşeyi ayarttın, çaldın benden. Eğer bu perşembe buna karşılık bu kardeşinizle Türkiye'nin herhangi bir yerinde bir sohbete oturmazsan kıldığın namazların zevkini alamazsın dedim. Bu kardeşi bizden çalan arkadaş dergahtan ayrılıp gursuda bir şeyler yapmaya çalışan kişi bu durumda yol kesicimiz mi oldu?
Evet. Ya da ben büyük konuşarak hem günah kazandım ve o iri olan yol kesici incitmiş mi oldum? Hayır. Artık cemaatimize laf atanlara bizim de ne gibi cevabımız olsun ki onların da uykuları kaçsın. Kimsenin uykusu bizim yüzümüzden kaçmasın. Başladı. İnsanlar bir şeyi dinliyorlar, dinlerlerken dinlemedikleri görülüyor. Ne yazık ki Türkiye'de muhafazakar kesim veya dindar kesim adını ne dersek diyelim.
Atatürk'e hakaret etmeyi, küfür etmeyi kendine zevk edilmiş. O sohbette insanlar halden haberleri yok. Bir kimse Cenab-ı Hak nasip ederse halinde şeytanla böyle görüşür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri görüşmüş mü? Evet. Sahabeden görüşenler var mı? Evet. Sahabeden kafir olan öldükten sonra Ebu Cehil'le, Ebu Leheb'le, Utbe'yle onların kabirdeki hallerini gören olmuş mu? Evet. Din bilmez insanlar. Hatta onların kabrinin başına gittiğinde, kabrinin başına gittiğinde onların yalvarışlarını, yakarışlarını, pişmanlıklarını Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bize naklediyor mu?
Evet. Sahabeler naklediyor mu? Evet. Din bilmiyor ki insanı. Bir veliye, bir evliyaya kabir azabı çeken kimseler, o veli, o evliya ona dua etsin de yalvarırlar. Bunu bilmezler ki, din bilmezler. Bu haline vakıf bir kimse kabristana girdiğinde, kabristanda ne kadar kabir azabı çeken var ise, hepsi de kendi lisanlarıyla yalvarırlar ona. Bize de oku diye. Azabı çekmeyenler makamları yükselsin diye okumasını isterler. Şimdi bir şey anlatacağım eskilerden.
Böyle yanımızda birkaç kişi de olduğu için öyle söylüyorum. Yani benim bir dahilim yok. Ödemişte bir eskici Mehmet Efendi vardı. Halife. Bir gün onunla işte şey, adil, yanımızda birisi daha vardı herhalde veya yoktu bilmiyorum. İşte birkaç yere gittik böyle. Daha doğrusu orada bir Rufayi Dergah var. Rufayi Dergah'ın yerini tespit etmeye gitti. Tarla şimdi. İşte burada, işte dedim burası mı burası. Evet burası mı burası. Burada şu mu vardı? Evet neyse. O zat da böyle beni çok sever. Sabahları onlar hatme hacagan yapıyorlar bir camide. Ondan sonra muhakkak beni sabahları oraya davet ediyor. Beni sabahları dersi bana yaptırıyor orada.
Duayı bana yaptırıyor sabah namazından sonra. Neyse oradan dedi ki illa ki böyle yalvardı dedi ki bir bizim hanımefendinin de bir kabri şerifine gitsek dedi. Olur gidelim dedik biz. Haydi oraya gittik. Onlar önden girdiler. Ben de bir abdest tazeleyimdi. Orada abdest taze dedim ben. Geldik kabri şerifin başına. Nasıl ağlıyor adam. Çocuklar gibi ağlıyor yaşlı başlı adam. Dedi ki bana Mustafa Efendi dedi. Eşimin durumu pek iyi değil dedi. Ne olursun bir dua et sen dedi. Cenab-ı Hak ona dedi hani bir hayır açsa. İşte yal böyle nasıl çocuklar gibi yalvarıyor. İçim dışıma çıktı böyle adamın o halini görünce. Neyse kabrin başına geçtik.
Ben makamları bağışladım. Tehvit okudum. İçimden de Şeyh Efendi'ye vesile ettim. Dedim efendim. Dedim bir himmet etseniz. Bu kadıncağızın işte kabir azabı. Sükun bulsa. Neyse bitti sükunlar. O koskoca adam elimi öpeceğim diye uğraşıyor. Nasıl ağlıyor çocuklar gibi. Diyor Zekrullah yaptıktan sonra diyor. Aldılar götürdüler diyor. Ne sevindi o diyor. Ben de sevindim diyor. Cenab-ı Hak hamdolsun diyor. Kabir azabı bitti diyor. Nasıl seviniyor adamcağız. Bu halden haberi olmayanlar başka türlü konuşurlar. O yüzden o kabir azabı çekenler yalvarırlar. Bizi de kurtarın diye.
Bir haline vakıf olan kimseler mezarlıklarının için yanından geçmesi bu noktada rahmettir. Berekettir. Bir derviş, bir sufi. Neden sufi adabına koymuşlar? Kabristanlardan geçerken en az üç ihlas bir Fatih okuyup kabristandakilere dua edilir. Onlara hediye edilir. Bundan haberi yok. Bunlardan haberi yok. Ben o sohbetimde diyorum ki Atatürk bana dedi ki diyorum. Ben onlara fabrik açın dedim. Yollar yapın dedim. Ülkeyi kalkındırın dedim. Ama bunlar bunu yapmadı. Şikayetçiyim diyor dedim. Bu gözle dinlemiyorlar.
Laf söyleyecek ki illaki. Ne söylediğime bakmıyor benim. Bak benim ne söylediğimi dinlemiyor. Beni dinsiz gösteriyorlar. Beni dinsiz, benim dinsiz olduğumu söylüyorlar. Ben dinsiz değilim. Ben dinsiz değilim diyorum. Allah bilir hesabını. Bana ne? Bana ne? Biz onun son nefesinde yanında değildik ki kafirliğine, müminliğine, fethavere. Bunlar boş söz. Laf atacak ya bir kimse. Laf atmak için kullandıkları tabirler. Allah bizi affetsin. Sufi olun siz.
Vermiş olun. Ha bir kimse birisinin sözünden zikrullah halakasına gelmeyecekse gelmeyecek. O ayrı mesele. Ama kimin sözünle gelmiyorsa mahşerde diyecek ki ben gidecektim. Bu beni geri çevirdi. Bunu da unutmasın kimse. Ya Rabbi ben zikrullah halakasına gidecektim. E bu geldi beni geri çevirdi. Çünkü zikrullah halakası af halakası. Siz oradan af olmuş olarak kalkınız. Burada kimse zikrullahı yaptıran kimseyi zikretmiyor. Allah rahmet eylesin. Şeyh efendinin dediği gibi oğlum size dedi şeyh efendi arkadaşlara Mustafa efendi ya Mustafa efendi ya Mustafa efendi diye mi dedi zikir talimi yaptırıyor dedi.
Kendisini mi zikrettiriyor? Yok efendim dediler. Ne dedirttiriyor dedi. Allah dedirttiriyor. Oğlum Allah dedirttirenin kölesi olur insan dedi. Birisi Allah dedirttiriyorsa onun kölesi olur dedi. Siz buna laf söyleyeceğim diye uğraşıyorsunuz dedi. Benim yanımda söylediği şey bu. Bir kimse Allah dedirttiriyorsa Allah dedirttirenin Allah'ı öğreten Allah'ı tanıtanın yanında sen el pençe divandır. Boş yer. Senin yaratıcını tanıttırıyor. Senin yaratıcını zikrettiriyor. Senin yaratanı zikrettiriyor. Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. sırrına erdiriyor senin. Nereden gidecektik? Nereden ben kendi nefsim için söylüyorum.
Abdullah Efendi olmasaydı nereden öğrenecektik? Nereden bilecektik? Benim arkadaşımı böyle fısıs kulağına söylerekten davet ettiler. Ben dedim nereye davet ettiler seni? O dedi birader boş ver ya sana uygun değil söyle lan dedim seni nereye davet ettiler. Ben o adamın köyde evini biliyorum. Vallahi de billahi de bu gece ben onun evini basacağım dedim köyden. O zaman normalim bozuk benim. Hoş şimdi de bozuk da ben köyü basacağım dedim de basacağımı biliyor o arkadaş. Ben o köyü de çok iyi biliyorum. Bizim ilk ocaklarının başkanı da benim zamanımdaki başkanı da o köyden köy bütün köy tanıyor beni zaten. Ben yazları orada kalıyorum çalışıyorum orada orada kahvede yatıyorum falan böyle böyle Berduşan'a bir hayat var bizde o zaman.
O arkadaş beni götürdü zikrullah alakasına ilk zikrullah ile benim tanışmam o. Ne var dedim ben zikir var dedi. Götüreceğim beni dedim. Ben de o zamanlar kendi kendime zikrullah yapıyorum. Dama çıkıyorum arka tarafta bir mutfak gibi böyle bir banyo gibi bir şey yaptım betondan merdivenle çıkıyorum oraya merdivenle sabah namazından sonra oraya çıkıyorum orada Allah'ı zikrediyorum. Kıyameti bekliyorum güneş nereden doğacak diye. o zamanlar kıyamet alametlerini okuyorum. Elime bir kitap geçti diyorum ki kıyametin kopması lazım. Dünya bitmiş. Çünkü o kitapta diyor ki bu 300 yıl önce bu alamet filanca yerde görüldü. Yani bir alamet söylüyor bu 500 yıl önce filanca yerde görüldü. Bu 200 yıl önce filanca yerde görüldü.
Bu şurada görüldü. Bu burada görüldü. Yerleriyle beraber söylüyor. dedin mi hiçbir şey kalmamış. Ne kalmış? Kıyamet işte oradan kopacak. Bir de o zamanlarda da Mehdi meselesi var. O zamanlar o menzil şeyhini Mehdi olarak herkes tayin ediyor. Menzil şeyhi Mehdi. Bediüzzaman Sayıcı Nursi Mehdi. Ondan sonra İzmir'deki Fethullah Gülen Mehdi. Şemikler'de bir tane Melami şeyhi var Mehdi. Bir tane bizim Furnu köyünde Melami şeyhi var Mehdi. Tire'de bir tane Melami şeyhi var Mehdi. Ondan sonra şey var Esat Coşan var Mehdi. Dervişleri diyorlar ki Mehdi bunlar. Süleyman Efendi'nin talebeler diyor ki Mehdi geldi gitti hepiniz ayakta uyuyorsunuz.
Kimdi? Süleyman Efendi'ydi. Geldi bitti vazifesini yaptı. Bunları hepsini duyuyoruz. Tamam Mehdiler de çıkmış bir sürü var ama bana düşen ne? Kıyameti bekleme. Ben her gün La gözüm güneşte benim. Ha doğudan çıktı tamam bugün kıyamet yok rahatız. Öyle sabah namazına camiye gidiyor herkes bakıyor birisi dayanamıyor blader pavyyondan direkt buraya mi geliyor dedi.
Ne yapayım ben anca affettiririm diyorum blader bu kadarını bilmiyoruz diyor. Hani pavyyondan direkt buraya geliyorum diye. Birisi tuttu blader dedi kumarda kaybettiğinden mi buraya geliyorsun dedi. sabahları yalvarıyorsun dedi. Ne yapacağım dedim ben kumarda kaybedince dinde kazanayım diye bakıyorum dedi. En önemlisi de şu bir cuma gün cuma namazından çıktım gidiyom birisi geldi yanaştı dedi birader pes dedi ya ne ol dedim ben sıra müftünün kızına mı geldi bu insanlar melamiler çağırıyor beni ne uçtum muhabbetler
tabii gayet normal bir masada oturuyor bu akşam bir pike yaptım öyle bir ovayı dolaştım maşallah mahsuller güzel bugün sana diyor ezan okunuyor ikindi çınarın altında oturuyorlar mesela hadi yürü sizi çağırıyorlar ah siz biz bitirdik biz o size ezan dedim birine siz biz devamlı namazdayız dedi tabii devamlı namazda olanlar devamlı oruçta olanlar hep etrafımda benim fırını köyünün melami melami şeyh var mesela o yazın millet pamuk çapasında çalışıyor demiş ne yapıyorsunuz siz demişler ki çapı yapıyoruz hem oruçlusunuz
evet Allah'ın azıcağı otuz gün oruç değil mi ya kışın tutuverin demiş yürüyün boş verin demiş tabii birisi nebi olmak üzere bir perdesi kalmış bir perde sonra nebi yani bir tanesi 23 yıldan beri bu meslekteyiz o yüzden biz de sahabeyiz ee sakıt oldu 23 yıl meslekte kaldı mı sahabe mesleği 23 gün melamilik sohbetinde oturdun mu şapkayı kaptın kurtuluşa erdin sahabedense ibadette sakıt oldu senden Hz. Peygamber Efendimiz 23 yıl yaptı çünkü bakın bunların içindeyim ben bir tutuyor Fethullah hocanın cemaatinden millet beni
o okul senin bu okul benim içim dışıma çıkıyor Manisa Turgutlu Salihli ondan sonra Tire İzmir Aydın o bölgede ne kadar cemaatin okulları yurtları varsa hepsini dolaştırıyorlar beni hizmetleri gör şeyde ne o Çantacı Necmi abinin talebelerinde Risale okunu evde ben tutanın elinde kalıyorum o ara bir bakıyorum bizim ev kiracılar onlar zaten ne şey Risale okunuyor zaten iki haftada bir karakola gidiyorum bir de canı sıkılınca çağırıyorlar beni gidiyor selamun aleyküm aleyküm selam sizin evde kiracı varmış var kimler var
talebeler var nasıl talebe basbaya talebe yani imam hatibe giden talebeler onlar kitap okuyormuş ya ne yapayım dedim talebe adamlar imam hatipler kitap okuma mı diyeyim ne kitap okuyorlarmış dedim ben e sen bilmiyor musun ya benim kiracım adamlar ben içeri girip siz ne kitap okuyorsunuz diye onu mu soracağım hadi gidiyoruz biz e tabi bizde o zaman böyle bir delilik de var öyle çok üzerime gelirse kaykılıyorum ben karakolda iş patlayacak bu sefer bırakıyorlar beni aradan 15-20 gün geçmiyor bir daha toparlayıp götürüyorlar
gidiyorum geliyorum onlardan da bir tanesi demiyorum şöyle olur böyle olur biz gidiyoruz geliyoruz boyuna çantacı Necmi abi beni gördüğünde kahraman diyor yalnız bana biz gazet alıyoruz ya kahraman diyor ya yürü o hiç önemli değil bizim için onun kahramanıyım ben tabi ki beni de çağırıyorlar sohbetlere ben gidiyorum hemen sözleri benim elime veriyorlar oku ders yap Necmi abinin yanında biz Necmi abiyi tanımıyoruz ki o zaman için yani İzmir'den geliyor birisi sohbet ediyor başında beyaz sarığı var ondan sonra sohbet eden bir kimse
belki de diyorum kendi kendime basılırsa kitap elinde sıç aleti bende ben gideceğim yine yani başka kimse gitmeyecek ömrümüzce ömrümüzce böyle gaza gelip gittik zaten sen kahramansın dediler iki silahla dolaştık biraz daha kahramansın deseler tomzonla dolaşacağız halimiz bu o haldeken zikrullah'a gittim ben o durumdaki kendi kendime diyorum ki benim muhakkak bir şeyhe intisap etmem lazım onların alemini okuyorum onların alemini okuyunca zaten geçiyorum kendimden kafam allak bullak oluyor ahmet er rufay hazretlerinin
onların alemi oradan buradan değil direkt damardan vuruyor kafa göz kalmıyor kafa göz kalmıyor iki tane hadis oku hap gibi yut uyu ya da deli ol çık ikisinden biri onların alemi kime verdiysem o kitabı zaten ya kafir oldu ya mümin oldu ortası olmadı birine veriyorum al oku iki üç sayfasını oku beş sayfasını oku sonra bana getireceksin zaten diyorum ben beş sayfasını okuyor geliyor ben kafirmişim abi ya diyor hoş geldin diyorum aramızda aramızda hoş geldin o kadar onda böyle ibareler vardır sen kimi seviyorsun şeyhini
adı ne ahmet git hadi der sevdiğini zikret ahmet de evet öyle çılgınca ibareler vardır orada neyi seviyorsan sevdiğini zikret yavaşı yoktur hiç neyi seviyorsan onu zikret der atar kenara bir kalpte iki sevgi mi olur mürahi yalancı yüzüne söyler sen heyva bana söylüyor neden ulan ben filancıydı seviyorum ya ee sen Allah'a karşı mürahisin yalancısın bırak git der sevdiğini zikretsen der öyle keskindir o öyle dağıtır insanı ben diyor ki kesin bana bir şey efendi lazım ben bir mürşide bağlanmam lazım benim bir zikir alakasına gitmem lazım
dua ediyordum ben ya Rabbi beni hayırlı bir yere gönder onların aleminden öğrendim ben dervişleri eğer diyor eğer isteğimde samimiysen duanda samimiysen Allah senin önüne takkadak çıkaracaktır diyor hiç şüphe şüphe etme e ben istiyorum benim önüme çıkardı bitti benim işim bakın benim önüme çıkardı bitti benim işim o zamanlar öyleyiz e şimdi biz der ben dergaha girdiğimde de ne laflar e Cenab-ı Hak hamdolsun lütfetmiş bizi orada oturtturmuş kalacak olan kalır gidecek olan da bir şeye vesile olur gider ama sen vesile olma
gitmesine Allah muhafaza etmesin herkes o yüzden bir şey diyecek önemli değil o da bizim imtihanımız olsun geçse hani bir gürültü çıkar ya kargaları kovmak için teneke çalarla o da bizim tenekemiz olsun kargalarını ökütmek için el fatiha aman sefat

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi