Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 18 Ocak 2015 · 2:05:32
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Evet, zikirle alakalı sohbetlere devam ediyoruz. Bununla alakalı sohbetleri, Allah izin verirse biraz daha böyle düzenli sistemli götürmeyi düşünüyorum. Ardından zikrin faziletleriyle alakalı sohbet bittikten sonra, cehri zikirle alakalı kafalarda soru işareti, yok işte hafi miydi üstündü, yok cehri miydi üstündü, şu muydu üstündü, bu muydu üstündü, ardından bunlara geçmeyi inşallah düşünüyorum.
O yüzden bu birkaç ders daha ne kadar devam edecek bilmiyorum. Zikrullah'ın faziletleri, faziletler bittikten sonra, zikrullahın bu noktada nasıl olması gerektiği ve nelerin olmaması gerektiği, ondan sonra da inşallah cehri zikrullahla alakalı sohbetlere devam edeceğiz inşallah. Tabii malum bizim bu noktada en önemli durduğumuz nokta, Kur'an ve sünnete tabi olma.
Din, Kur'an ve sünnet ise ki öyle, o zaman yapılan her şey, dinsel manada, ibadet açısından, her şeyin Kur'an ve sünnete uygun olması gerekir. O meselenin ama Kur'an'dan, ama sünnetten bir temeli olması, ama Kur'an'dan, ama sünnetten bir delili olması gerekir eğer söz konusu olan din ise. O yüzden her şey belki de Kur'an-ı Kerim'i anlamaya çalışanlar için Kur'an-ı Kerim'den çıkarılamamış olabilir.
Çünkü Kur'an-ı Kerim ilahi bir kitap, ilahi bir sır. Bu sırrı Cenab-ı Hak zaman içerisinde Müslümanlara bahşediyor. Bazı meseleler, bazı hadiseler olabilir. Bunun sünnetten karşılığı olabilir. Müslümanlar onu eğer Kur'an'dan karşılığını bulamadılarsa, bu Müslümanların eksikliğidir. Müslüman ilim adamlarının yetişmemesiyle alakalıdır. Yoksa bu böyle Kur'an'da bir şey yok ibadetsel açısında, dini açısından, hayatın içerisinde, yürüyen hayat akışı içerisinde Cenab-ı Hak kitabında ve sünnet-i Resulullah'ında her şey bize bahşetmiş. Ahzab suresi ayet 41-42 Cenab-ı Hak diyor ki, Allah'ı çok zikredin. Bu kesin emir.
Bu ileriki sohbetlerde, bunu belki de tekrar işleyebiliriz. Bununla alakalı başka bir ayet-i kerimede de diyor ki, münafıklar Allah'ı az zikrederler. Bakın ayet-i kerimede Ahzab'da Allah'ı çok zikredin diyor. Başka bir ayet-i kerimede de, münafıklar ancak Allah'ı az zikrederler diyor. O yüzden Cenab-ı Hak bize emrediyor ki, kalbimizle, dilimizle, aklımızla, hareket tarzımız, fiiliyatımızla devamlı Allah'ı zikredenlerden olacağız.
Teşbih etmek, sabah akşam teşbih et, bunu ilk su ilk tefsirciler bu ayet-i kerimeyi sabah akşam namaz kıl veya sabahla ikindi namazını kıl olarak tefsir etmişler. Ama teşbih etmek, bir şeyi bir şeye benzetmek.
Han derler ya, teşbih de hata olmaz. Cenab-ı Hak insanları ve cinnileri kendisini zikretsin, tesbih etsin, teşbih etsin, teşbih etsin ve tenzih etmek için yarattı. O zaman teşbih etmek, Allah'ın sıfatlarının üzerinde tefekkür etmek, düşünmek, Allah'ın sıfatlarının işleyişine, Allah'ın sıfatlarının tecelliyatına müptela olmak, bunu anlamaya çalışmak, bunu idrak etmeye çalışmak.
Bu da zikrin içi, hani tefekkür etmek, 80 yıllık nafile ibadet etmekten Allah'ın sıfatlarının üzerinde, Allah'ın yarattıklarının üzerinde tefekkür etmek, 80 yıllık ibadetten, nafile ibadetten evladır. Bu tefekkürün üzerinde, o müminler, o kullar, Allah'ın sıfatlarının çalışmasını, Allah'ın sıfatlarının tecelliyatının üzerinde tefekkür edecekler. Sabah akşam zikret, Allah'ı çok zikret ve sabah akşam teşbih et, ara verme. Sen devamlı zikirle iştigal et, senin her halin zikrullah üzerine olsun. Bunun içerisinde tabi farz ibadetler, bunun içerisinde muhakkak ki haramlardan uzak durmalar, bu zikrullah şemşiyesinin içerisinde. Hadis-i şerifte de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Kim bir yerde oturur ve orada Allah'ı zikretmezse, Allah'tan ona bir noksanlık vardır.
Kim bir yerde oturdu, orada Allah'ı zikretmedi. Allah'tan ona bir noksanlık vardır. O eksik yaptı, o eksik bir hayat yaşadı, o eksik bir zaman geçirdi. Bir yerde oturdu, Allah'ı zikretmedi. Herhangi nerede olursa olsun, bir yerde oturduğunda, bir işte, iştigal etkin de, bir şey yaptığında, Allah'ı zikredecek. Ne yaparsanız yapın, Allah'ı zikirden uzaklaşmak yok. Devam ediyor, kim bir yerde yatar, orada Allah'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır. Kim bir yerde yattı, uzandı, dinleniyor veya gece oldu yatıyorsun. Eğer yaptığın yerde Allah'ı zikretmezsen, sana bir noksanlık var. Sen noksan hareket ettin, eksik hareket ettin. Devam ediyor. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah'ı zikretmezse, ona Allah'tan noksanlık vardır.
Bu hani, siz ayaktayken, yanlarınızın üzerine yatarken, otururken Allah'ı çokça zikredin, ayeti kerimesinin tefsiri gibi. Demek ki bir mümin, günlük hayatını yaşarken, zikirsiz bir zamanı olmayacak. Yürüyorsun, Allah'ı zikredeceksin. Eğer yürürken Allah'ı zikretmezsen, bir noksanlık ulaştı sana. Yatıyorsun, Allah'ı zikredeceksin. Oturuyorsun, Allah'ı zikredeceksin. Dikkat edin, insanın üç hali var burada. Fiili hali. İnsan oturur, insan yürür, insan yatar. İnsanın üç hiliyatı var, dolu dolu. Biz ya yatıyoruzdur, ya oturuyoruzdur, ya da yürüyoruzdur. Üçünden birisi, üçünden birisi, üç hal üzerineyiz.
Tefekkür edin, üç hal üzerineyiz. Ya yatıyoruz, ya oturuyoruz, ya da yürüyoruz. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri üç insanın, üç halinin üzerine diyor ki, eğer bu üç hal üzerinde Allah'ı zikretmezse, ona bir noksanlık vardır. Hadis-i şerif, bir mecliste oturup da Allah'ı zikretmeyen bir topluluk yoktur ki, kıyamet gününde hüsrana uğramasın.
Eğer bir mecliste, bir toplulukta oturursanız, orada muhakkak Allah'ı zikredeceksiniz. Bu neresi olursa olsun, Allah'ın zikredilmediği bir mecliste oturduysan, ve sen de orada zikretmediysen, kıyamet gününde o meclisten senden hesap sorulacaksın. Başka bir hadis-i şerifte, hemen arkasında, Ademoğlunun emri bil maruf veya nehlil münker veya Allah-u Teala Hazretlerine zikir hariç, bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir.
Ya bir yere gittiğinizde Cenab-ı Hakk'ın emirlerini tebliğ edeceksiniz, ya da bir yere gittiğinizde haram işleniyorsa, insanları onlardan nehy edeceksiniz, ya da Allah'ı zikredeceksiniz. Üçü, bunun haricinde olan her şey, Ademoğlundan hesaba çekilecek, Ademoğlundan. Hepsinden hesap verecek. Hepsinden hesap verecek. Hesap vermediği bir zaman, bir an olmayacak. Muhakkak ki, muhakkak ki, bu üçünün haricinde, insan hayatında bir şeyin olmaması gerekiyor. Geri kalan ne yapacak? Hesabı tabi olacak. Allah muhafaza eylesin. Sonraki ayeti kerimede diyor ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allah rahmet bahşeder.
Melekler de dua eder. Allah müminlere çok merhametlidir. İşte siz Allah'ı çokça zikrederseniz, onu sabah akşam teşbih ederseniz, Cenab-ı Hak sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Cenab-ı Hak sizi nuruyla nurlandırır. Cenab-ı Hak sizi bereketlendirir. Cenab-ı Hak diyor ki, rahmet bahşeder Allah ona. Allah'ı kim çokça zikretti? Sabah akşam teşbih etti. O günlük hayatında, gün içerisinde zikirden hiç geri kalmadı. Allah'ın nurunu birbirine tamamladı. Namazdan namaza niyet etti. Arasında Allah'ı zikretti. Otururken Allah'ı zikretti. Yolda yürürken zikretti.
Yatarken zikretti. O üç hal üzerinde de zikretti. Cenab-ı Hak diyor ki, ona rahmetini bahşeder. Onu karanlıktan aydınlığa çıkarır. Hemen ardından müjdeyi Cenab-ı Hak müjdeli veriyor. Karanlıktan aydınlığa çıkarır. Melekler ona dua ederler. Bu hal üzerine olan bir kimsenin üzerine melekler dua ederler. Melekler ona dua eder. Devam ediyor. Allah müminlere çok merhametlidir. Cenab-ı Hak o zikrullah ile iştigal eden o müminlere çok merhametlidir. Onlara karşı merhametini ne yapar? İcra eder. Açar. O yüzden onunla alakalı, onunla alakalı Cenab-ı Hak her ne varsa ne yapar? Onlara bahşeder.
Bütün ulema hemfikir olmuş. Allah'ı zikretmenin, zikretme hususunda delillerden başka hiçbir kimsenin, delilerden başka hiç kimsenin özrü kabul edilmemiştir. Bir kimse ya delidir, yani sorumlu değildir. Ya da o kimse zikrullah'tan sorumludur. Zikrullah'tan sorumlu olmayan kimselerin akli dengelerinin olmaması gerekir. Ya iman ehli değildir, ya da akıl ehli değildir. İman ehli ve akıl ehli ise o kimse zikrullah'tan sorumludur. O kimse zikr yapmamaktan sorumludur. Cenab-ı Hak bizleri ayaktayken, otururken, yan yatarken, çalışırken, yerken, iterken, günlük işlerimizi yaparken hastaymış, fakirmiş, sağlıklıymış, zenginmiş, arabası varmış, katı varmış, alimmiş, zalimmiş, padişahmış, sultanmış, ayırmıyor.
Şeyhmiş, ayırmıyor. Hatta peygamberleri dahil buna. Hani bir peygambere sus, konuşma yasağı kondu. O zikrullahı da bırakınca Cenab-ı Hak ikaz etti. Ben sana sus dedim, benim zikrimi bırak demedim dedi. Ben sana konuşma yasağı koydum dedi. Sana zikir yasağı koymadı. O zaman her halükarda, gizlimiş, açıkmış durumuna göre, yerine göre Allah'ın zikredilmediği bir an, Allah'ın zikredilmediği bir zaman olmayacak. Zikirle iştigal edecek o kimse. Kardeşler, sufilik bu manada Allah'ı zikretmenin üzerine kurulur. Sufilik laylaylon değil.
Bir şeyhe bağlandım, işim bitti, öyle bir şey değil. Vay biz işi bitirdik ya tamam, öyle bir şey değil. Son nefesine kadar zikirle hemhal olmak. Son nefesine kadar Allah'ı zikirle berdevam olmak. Son nefesine kadar Kur'an ve sünnet dairesinde mücadeleye devam etmek. Son nefesine kadar nefisle mücadeleye devam etmek. Son nefesine kadar haramlardan uzak durmaya devam etmek. Son nefesine kadar mümince yaşamaya devam etmek. Son nefesine kadar zikir halakalarına devam etmek. Son nefesine kadar günlük virdini çekmeye devam etmek. Ben beş yıllık oldum, yirmi yıllık oldum, on yıllık oldum, otuz yıllık oldum, geç bunları. Sen son nefesine kadar bu hal üzerine devam et. Son nefesine kadar kendini berdevam et.
Allah'ın zikir kapısında tut kendini. Oldum derdine düşme. Bitti derdine düşme. Allah'ı zikretmeye devam et. Kim zikrullahı terk etti, bilsin ki Allah da onu terk etti. Kim zikrullahı kesti, bilsin ki Allah da onunla irtibatı kesti. Bilsin ki Allah da onunla irtibatı kesti. Kim Allah'ı unutursa, Allah da onunla irtibatını keser. Kim Allah'ı boş varsa, Allah onunla hususi manada ilgilenmez. Tabiri caizse, Allah da onu boşlar. Hani hadis-i şerif, hadisi kudsi var ya, kim Allah'a kavuşmayı dilerse, Allah da ona kavuşmayı diler. Bunun tersi, hadisi kudsi devam ediyor.
Kim Allah'a kavuşmayı dilemezse, Allah da ona kavuşmayı dilemez. Bir adım gelene, Cenab-ı Hak on adım gelir. Biz bir adım gitmekle mükellefiz. Gitmekle mükellefiz. Zikrullah da öyle bir hal vardır ki, onu normalde akıllar, onu normalde diller, o sırrı anlamaya yetmez, anlatmaya yetmez. O ancak o hal ile hallenmekle mümkündür.
O yüzden, normalde hiç kimse, hiç kimse ama, hiç kimse, göz göre göre, Cenab-ı Hakk'ın merhametine ve rahmetine sırtını döremez. Allah'ı zikretmek, Allah'ın rahmeti ve bereketidir. Çünkü geçmiş derslerde konuştuk, kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Kim Allah'ı zikrederse. Amkıbüt suresi, ayet 45, ey Muhammed, sallallahu aleyhi ve sellem, vahyalon kitabı oku. Sana vahyoldu bir kitap, onu oku. Devam ediyor ayeti kerime. Namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz ki namaz, insanı fuhuş ve kötü şeylerden alıkoyar. Devam ediyor ayeti kerime.
Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir, en büyük iştir. Allah ne yaptığınızı çok iyi bilir. Cenab-ı Hak tasnif ediyor. Tasnif ediyor. Bu ayeti kerime, zikrullahın en büyük iş olduğuna dair delil. Kur'an-ı Kerim okumaktan da, namaz kılmaktan da, Allah'ı zikretmek daha faziletli olduğuna delil.
Hani bazıları böyle Allah'ı zikredenleri küçümsemek için, Kur'an-ı Kerim'den de mi üstündür Allah'ı zikretmek dediklerinde, evet denilecek ayeti kerimedir bu. Eğer Allah'ı anmak en büyük iştir dediyse Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'inde, Allah'ı anmak en büyük iştir. O Kur'an-ı Kerim'i okumaktan da faziletlidir, namaz kılmaktan da faziletlidir. Çünkü Kur'an-ı Kerim okumak için belli bir ritüel gereklidir. Abdestte olman gerekir. Namaz kılman için belli bir ritüel gerekir. Abdestte olacaksın, kıbleye yöneleceksin. İçinde ve dışında farzları var. Allah'ı zikir için hiçbir ritüel şartı yoktur. Ola ki birisi namazdan fari olabilir. Yani kör kütük o kimse hastadır.
Ayağa kalkamayacak haldedir. Ehli fetva onu namazdan feragat ettirir. Bir kimse kendi başına abdest alamayacak noktada ise, elini kolunu oynatamıyorsa, ehli şeriata göre namaz ondan sakıt olur. Bir kimse abdesti yoksa, bu şekilde abdest alamıyorsa, Kur'an-ı Kerim okumaktan sakıt olur o kimse. Ama bir kimsenin ne halde olursa olsun, sakıt olamayacağı bir ibadet vardır.
Bu Allah'ı zikretmektir. Hangi halde olursanız olun, aklınız yerindeyse, siz Allah'ı zikretmekle mükellefsiniz. Kadınlar belirli zamanlarda namaz kılamazlar. Belirli zamanlarda namaz kılamadığı gibi, Kur'an-ı Kerim de okuyamazlar. Ama Allah'ı zikretmekle mükelleftirler. Erkeklerin de belirli zamanlarda namaz kılamadığı, Kur'an-ı Kerim okuyamadığı zamanlar vardır. Gusletmesi gerekiyordur. İki namaz vakti arasında gusülü, gusülsüz geçirebilir o kimse. Bu esnada Allah'ı zikretmekle mükelleftir. O esnada bakın, o kimse Kur'an-ı Kerim okuyamaz. O kimse o esnada namaz mı kılamaz. Gusletmesi gerekiyordur, gusül icap etmiştir çünkü. Ama o esnada o Allah'ı zikretmekle mükelleftir yine.
Allah'ı zikirsiz geçiremez. O yüzden Allah'ı zikretmek, Kur'an-ı Kerim'in tabiriyle en büyük iştir. Ve namazdan da, Kur'an-ı Kerim'den de ayrı bir ibadettir. Kur'an zikrullahın şemsiyesinin altındadır. Namaz da zikrullahın şemsiyesinin altındadır. Bütün iyilikler zikir şemsiyesinin altındadır. Kötülüklerden kaçınmak da zikir şemsiyesinin altındadır. Ama bunların içerisinde en faziletlisi Allah'ı zikretmek. Bu Allah'ı zikretmek, bunların da içerisinde en faziletli zikir, La ilahe illallah demektir. En faziletlisi de La ilahe illallah demektir. O yüzden Allah'ı zikretmek en büyük iştir. O yüzden arkadaşlar, Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ne? Cenab-ı Hak diyor ki, Ey Muhammed!
Sen bu sana vahyettim Kur'an'ı oku. Vahyettim Kur'an'ı oku demek, Sen bu Kur'an'ın hükümlerini insanlara anlat. Sen bu Kur'an-ı Kerim'de anlatılanları, Kur'an-ı Kerim'de verilen mesajları, Bütün insanlara tebliğ et. Bu aynı zamanda bütün Müslümanlara farz olan ibadettir. Müslümanlar Kur'an'ı bir başkalarına tebliğ etmekle mükelleftir. Birbirimiz birbirimize nasihat etmekle mükellefiz. Müslümanlar kendi Müslüman kardeşlerine Kur'an'ı nasihat ederler. Kur'an'dan haberi olmayan kimselere de Kur'an'ı tebliğ ederler. Kur'an müminlere nasihat edildikten sonra onlara namaz tebliğ edilir, Namaz kılmayanlar için.
Namaz dinin direği, namaz müminin miracı, Namaz en son yıkılan kale hadis-i şerifte. Bir kimsenin namazı yıkılırsa o kimsenin dini yıkılır. Bir kimsenin namazı yoksa bu hadis-i şeriften o kimsenin dini kalmaz. Tehlikeye gider. Yavaş yavaş yavaş yıkılmaya başlar. Biz namazı kasten terk eden bir kimseyi imansız görmeyiz. Asla. Ama o çok büyük bir günah kebârin içindedir. Bu namazın en önemli özelliği namaz kılanın o kimseyi kötülüklerden alıkoyması. Eğer namaz kılan kimse kötülüklerden alıkonmuyorsa, eğer namaz kılan kimsenin dilinde gıybet, iftira, dedikodu var ise, namaz kılanın ahlakı, İslam ahlakı değil ise, o kimse gerçek bir şekilde namaz kılmıyor.
Ayet-i kerime bu. Namaz sizi fuhuştan, fahşiyattan ve kötülüklerden alıkoy. Namaz o kimseyi kötülüklerden alıkoymalı. Namazın o kimseyi kötülüklerden alıkoyması demek, namazı öylesine kılacak ki teslim olmuş olacak. Namazı öylesine kılacak ki kendisini Allah'ın huzurunda görecek. Namazı öylesine kılacak ki namaz onunla hemhal olacak. Namazını öyle kılacak ki o namaz haline gelecek. O namaz haline gelecek. Ve namaz o gidebildiği yere kadar gidecek. Bu o kimsenin ahlakıyla alakalı. Bu o kimsenin kendi faziletiyle alakalı. Ve bunların, muhakkak bunlardan eksiklikler olacak. O yüzden namazın arkasından Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tesbihat koydu.
33 tane elhamdülillah, 33 tane subhanallah, 33 tane Allahu ekber koydu. Namazın içerisindeki eksiklikler, namazın içerisinde bizim tadil-i erkanla yapamayışlarımızı namazın arkasındaki bu tesbihat tamam edecek onu. Eksikliklerini tamamlayacak. Ve namaz miraç olacak. Kıymetli dostlar, şeyhlerinin vermiş olduğu yırtı çekip namazların ardından Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tesbihatını çekmeyenler bu noktada bidat istiyorlar.
Sünnet-i Resulullah'ı terk etmek bidattır. Namaz kılanlar muhakkak ki namazın sonunda bu 33 tesbihatlarını çekecekler. Namazını kıldın, bu 33 tesbihatları çekeceksin. Çekeceksin. Namaz arkası dersim var benim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dersini nereye koydun? Bir şeyhin dersi Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin virdinin önüne geçemez. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin virdini bırakıp şeyhinin virdini çekiyorsa bir kimse hatadadır, yanlıştadır, vartaya düşmüştür.
Vartaya düşmüştür. Bu vartadan kurtulması gerekir. Bu hangi şeyh olursa olsun, hangi mürşid olursa olsun, hangi kamil zat olursa olsun, kim olursa olsun. Namaz insanı kötülüklerden alıkoymalı. Ve namaz o kimse için önemli bir ibadet olmalı. Namazı asla terk etmemeli. Ve namazla kendisini barıştırmalı. Namazla kendisini ne yapmalı? Bu noktada itibat sağlamalı. Ardından ayeti kerime müthiş. Ardından diyor ki Allah'ı zikretmek en büyük iştir. İşte bunlar o kadar önemlidir, önemlidir. Ama Allah'ı zikir var ya, o bunların da üstünde.
Bunlardan da önemlidir. Allah bizi öyle olanlardan eylesin. Allah'ı zikretmekle alakalı hani Selman'ı Farisi'ye de sormuş birisi. Ama ellerin hangisi en yüksektir? En üstündür. Ona verdiği cevap şu. Kur'an'ı okumuyor musun? Selman'ın Farisi'nin verdiği cevap. Kur'an'ı okumuyor musun? Elbette ki Allah'ı zikretmek en üstün ibadettir. Onu zikretmekten daha üstün bir ibadet yoktur demiştir. En önemli, vurucu söz. Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah bu konuyla alakalı müthiş bir şey söylüyor. Diyor ki, Allah'ın sizi anması sizin onu anmanızdan daha büyüktür.
Bu ayeti kerimeye soruyorlar. Diyorlar ki ona, Allah'ı zikretmek en büyük iştir. İbadetiyle, ayetiyle alakalı ne buyurursun? Ashab'ın alim zatlarından dört Abdullah'tan birisi, dört Abdullah'tan birisi, ziki, belagatı çok kuvvetli, Arapça diline hakim buyurduğu şey şu, Allah'ın sizi anması, sizi anmanızdan daha büyüktür.
Demek ki, kim Allah'ı zikrederse, o bahsettiğim ayeti kerimeye, geçen derste bahsettiğimiz ayeti kerimeye atıfta bulunuyoruz. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Asıl burada hayrete düşürecek iş, Allah'ın onu zikretmesidir. Asıl tefekkür edilmesi gereken şey, Allah'ın o kimseyi zikretmesidir. Asıl düşünülmesi gereken, asıl üzerinde odaklanılması gereken şey o. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Son söz, hadis-i şerif, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor. Kulun kıldığı namaz ve o namazın içinde Allah'ı anması, namazın okulu fuhuş ve kötü şeylerden alıkoymasından daha büyüktür.
Efendimiz şöyle buyurmaktadır, sizce amellerin en hayırlısını, Allah katında en temiz olanını, derecenizi en iyi yükselteni, sizin için altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılışıp, ölmeniz ve öldürmenizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Sahabe o nedir ya Resulallah diye buyurdu. O da Allah'ı zikretmektir dedi. Kıymetli dostlar, Allah'ı zikretmek ibadetlerin en evlası, en üstünü, en hayırlısıdır. Bu noktada İslam ulemasının içerisinde bir ittifak vardır.
Bu ittifak bizleri Allah'ı zikirle hemhal olmaya yönetir. O yüzden her daim Allah'ı zikredenlerden olacağız. Ve zikirle hemhal olanlardan olacağız. Asla zikir üzerinde, zikretmek üzerinde herhangi bir şeklimiz, şüphemiz bunun üzerinde herhangi bir kendimizce acabamız, soru işaretimiz olmayacak. Cenab-ı Hak bizi onlardan eylesin inşallah. Konuyla alakalı arkadaşlardan kısa da olsa soru alalım. Allah'ı bilirsin. hadisi şeriflerde ses kamidi.
Kerime ve hadisi şeriflerde onların uykusunun bile ibadet olduğu ve çeşitli fiillerinde Allah'ı zikir olduğundan bahsediliyor. Allah'ı zikretmek sadece la ilahe illallah Allah veya Allah kelamları söylemek midir? Allah'ı zikretmenin içerisine neler dahildir? Mesela Allah'ı zikretmemek nedir ki Allah'ı zikretmeyi anlayalım? Yani ortada bir Allah'ı zikretmek diye bir kavram var. Ama mesela biz onu sadece la ilahe illallah Allah demekle sınırlıyorum ben kendimce. Bu sefer çalışıyorum. İş yaparken Allah'ı zikretmek aklımdan gittiği zaman ben Allah için çalışmamış evime rızık götürürken Allah için gayret etmemiş mi oluyorum?
O halim zikirsizlik mi oluyor? Veya insan cinsel ilişkiye girdiği zaman bu noktada üremek için Allah adına hayırlı nesil sahip olmak istediği takdirde o cinsel ilişkide Allah'ı zikretmiyorsa içerisinde veya bunun dışındaki hayatında yaşadığı bütün anlarda böyle bir zikirsizlik yani la ila illallah veya Allah demiyorsa bu onun zikirsiz kaldığı anlamına mı gelir? Allah'ın zikrinin dışı neresidir? Soru bitti mi? Ehli sufi her hale bakarken her şeye bakarken bazı zamanlarda üç veçeden bakar üç hal üzerinden bakar ilmel yakin aynel yakin hakkel yakin Allah'ın zikri de bu üç hal üzerinde değerlendirebiliriz ilmel yakin derecesinde değerlendireceksek bir kimse namazını kıldı bir dahaki namaza niyetlendiyse iki namazın arası ibadet ibadetle zamanını geçirmiş hükmündedir hadis şeritle sabittir bunda bir sıkıntı yoktur bu ehli şeriatın durduğu noktadır ehli şeriatın durduğu nokta o kimse
sabah namazını kılar sabah namazını kıldıktan sonra Allah'ı hatırlayıp hatırlamaması Allah'ı anıp almaması onun bu noktada kendince mümessilli yoktur bir mecburiyeti de yoktur öğlen namazına kadar geçirdiği zaman onun için ibadet etmiştir yatsı namazını kılar sabah namazını niyet eder geceyi ibadette geçirmiş hükmündedir bunda bir sıkıntı yoktur ilmel yakin noktası burasıdır hiçbir problem yoktur ilmel yakin noktasıdır bir kimse namazını dosdoğru kılar dosdoğru bir hayat yaşarsa ehli cennettir ilmel yakin noktasıdır
ey kadınlar bana üç şey söz verin ben de size cenneti söz vereyim beş vakit farz namazınızı kılacağınız burada farz namazı diye nitelendirir otuz ramazan farz orucumuzu tutacağınıza ve kocalarınıza itaat edeceğinize bana söz verin ben de size cenneti söz vereyim der bu ilmel yakin noktasıdır bu işin en vasat noktasıdır en alt dairesidir bir kimse kendince hani halk tabiriyle kıl beşi bitir işi yapabilir namazını kılar haramlardan uzak durur o kimse ehli cennettir arasında geçirdiği zamanlar bizim Halit hocanın dediği gibi
ibadetten geçmiştir eyvallah ikincisi aynel yakin noktasıdır ayni görmektir artık o kimse bu hal ile kendisi tatmin olmaz bu hal ile tatmin olmadığından o arayışın içerisine girer Allah herkesi aynı seviyede yaşatmaz hiç kimse de aynı seviyede değildir o yüzden bu iş arayanların işidir bu iş daha fazlası yok mu diyenlerin işidir Allah'ı zikretmek en büyük iştir sabah akşam Allah'ı çokça zikredin ayeti kerimesini o beş vakit namazı kılan kimse kendini çokça zikrediyor mu görüyordur hakkıdır bunun daha fazlası da var mıdır
vardır o aynel yakin noktası nedir o kimse artık onunla yetinmiyordur mesela işte kim yüz sefer subhanallah ve bi handihi subhanallah el azim ve bi handihi estağfurullah el azim der ise deniz köpükleri kadar günahı olsa af bulmur bakın onun hali değişti o farklı bir şey istiyor kim yüz sefer la ilahe illallah huvahdahu la şerikele lehül mülkü ve lehül hamdu ve hu ala küllü şeyin kadir der ise ismail aleyhisselamın kavminden on köle azat etmiş gibi sevaba girer bakın aradığı ayrı artık onu cennette kim subhanallah ve bi hamdihi
der ise cennette onun için bir ağaç dikilir bakın aradığı ayrı artık o beş vakit namazda durmuyor aynel yakin noktası o kimse daha fazlasını arıyor tasavvuf daha fazlasını arayanların mesleği ve işidir daha fazlasını isteyenlerin işidir tasavvuf tembellerin aymazların yol gitmezlerin hainlerin vefasızların yolda koşmayacak olanların işi değildir Allah'ı sevenler özel bir kavimdir Allah'a aşık olanlar özel bir kavimdir Arap'tı Acem'di Paris'iydi beyazdı siyahtı sarıydı değil onlar bir kavimdir onlar Allah'ı severler
Allah da onları severler onlar Allah'a koşarlar ehli tasavvufun işidir bu bu aynayaki noktasında duracak olanlardır onlar Allah'ı sevmek için mücadele ederler onlar Allah'ı zikretmek için mücadele ederler daha da zikretmek isterler daha da zikretmek isterler onlar için artık cennet değildir dertleri cennet cennet dedikleri üç beş kılman üç beş şuuru isteyene versen onu bana seni gerek seni bana seni gerek seni diyenlerin işidir ehli tasavvuf buranın sonu yoktur buranın sonu yoktur işte aynel yakin noktası
o kimsenin buraya adım atmasıdır buraya derken yani Allah'ı arama Allah'ı tanıma Allah'ı bilme Allah'ı sevmeye koşmasıdır o kimse için artık cennete girme derdi bitmiştir cennetlik olduğundan dolayı değil müjdeyi aldığından dolayı değil o öpelere doğru kanat çıkmak ister o kendisini yaratanı sevmek kendisini yaratanı tanımak kendi yaratanınla dost olmak istiyor onun duracağı yer ehli şeriat noktası değil ne işi var burada bu milletin evlerinde oturur namazlarını kılar kur'an-ı kerimlerinde okurlar yatarlardı bir güzel
evet hiç kimse aklını peynir ekmekle yemedi kimse yemedi ne işiniz var çanakkale istanbul izmir izmit dolaşıyorsunuz boyuna aklınızı peynir ekmekle mi yediniz paranız mı battı huzurunuz mı battı sizi koşturtturan ne daha da yok mu koşturtturan bu daha da işte bu daha da koşanlar ancak hakkel yakin noktasına ulaşırlar işte daha da koşar daha da koşar daha da koşarsan Allah'ın seni zikretmesine hayrette kalırsın işte hakkel yakin noktasına ulaşmak budur sen onu zikredersin o seni zikreder sen onu zikrettikçe onun seni
zikrettiğini hakkel yakin noktada ayan olur hakkel yakin noktasında ayan olan bir kimse asla ve asla onu zikretmekten bir nefes dahi olsa geri kalmak istemez ve bir nefes ona hicrandır bir nefes uzaklık ona hüsrandır bir nefes uzaklık ondan ayrılıktır bir nefes uzaklık ondan için sanki küfür gibidir sanki o kimse şirke düşmüştür bir nefes onu zikretmemek oysa bütün mükevanat onu zikreder ama mükevanatın onu zikretmesi idraki değildir kesbi değildir senin vücudun da onu zikreder sen zikretsen de zikretmesen de senin vücudun
onu zikreder ama bu idraki değildir bu cebridir duvar onu zikreder bu cebridir kağıtunu zikreder bu cebridir masa zikreder yediğin zikreder içtin zikreder bu cebridir saçın zikreder kulağın zikreder gözün zikreder bu cebridir ilmen yakindir bu onu zikretmeyen hiçbir şey yoktur yerin de göğün de nuru odur onu zikretmeyen bir zerre daha yoktur ama senin bundan haberin yoksa sen körsündür körün de körüsündür senin bundan haberin yoksa sen körün de körüsündür bundan haberdar olman ancak zikretmekle mümkündür hem de çokça zikretmekle
mümkündür hem de her halinle zikretmekle mümkündür namazınla abdestinle orucunla iyi halinle güzel ahlakınla edebinle terbiyeninle saygınla küstahlıkla terbiyesizlikle ahlaksızlıkla gıybetle dedikoduyla iftirayla saygısızlıkla değildir bu bu ancak güzel ahlaklıdır bu ancak tevazuyladır bu ancak kendini bilgisiz görmekledir ancak boyun eğmekledir ancak tevazuyladır çünkü her zikrettiğinde bilirsin ki o da seni zikrediyor bu idraktır kes dediğimiz istemek budur istemek farkındalık dedikleri uzak doğu kültüründe budur
senin onu zikrettiğinde onun seni zikrettiğinin farkına varıp kendinden geçmektir belki de ondan kendini dinlemektir senin susup onun konuşmasıdır öyle bir hale gelip öyle bir hale gelip sen mi zikrediyorsun o mu zikrediyor bunun şuurunun kalmamasıdır Allah'u alem Allah'u alem bu hale ulaşıncaya kadar hatta bu hale ulaşsanız dahi sakın kafanızı kaldırmayın sakın gözünüzü kaldırmayın sakın kendi kendinize bir şey zannetmeyin bu halin bir anda gittiğini görürsünüz ağlarsınız yıllarca sonra sakın size vasiyetim olsun
sakın Allah'ı zikretmeye devam edin koşmaya devam edin sakın onu zikretmekten asla asla gelişemeyin ehli tasavvufun hepsinin yıkıldığı yer burasıdır hepsi de bir müddet sonra eminliğe geçerler hepsi de bir müddet sonra olduk haline geçerler hepsi de bir müddet sana o beni zikrediyor nasıl olsa deyip gevşekliğe düşerler vallahi de billahi de tillahi de gözlerinin önünü görmezler kördür hepsi de sakın o yüzden zikrullahın ilmel yakini vardır aynel yakini vardır hakkel yakini vardır hakkel yakinde durmak yoktur sakın
orada da durulduğunu zannetmeyin o yüzden her daim her daim Allah'ı çokça zikretmeye devam bu idrakidir kesbidir idraki kesbih bakın biz namazlardan sonra otuz üç subhanallah otuz üç elhamdülillah otuz üç Allahu ekber çeker işimiz biter bizim bu sünnettir tamam Allah'ı çokça zikredin bunun arkasından zikrullah'a devam edersin bu şu demektir Ya Rabbi bize dedin ki çokça zikredin biz de çokça zikrettinin kapısını aralıyoruz ve bu aralanmış olan kapıdan yürümeye ve koşmaya devam ediyor bugün kardeş
rüyasında görmüş ders almak istiyormuş cumartesi günleri öğlenden sonra saat 2'de burada bayanlara sohbet oluyor o esnada inşallah kardeşe dersi verelim ben Boza'yı çok seviyorum ve içiyorum ama caiz değilmiş öyle duydum doğrusunu sizden öğrenmek isterim Boza'nın tazesi caizdir Boza bir müddet durduktan sonra kendince şaraplaşmaya başlar şaraplaştığı zaman caiz olmaz kardeşin eşi rahatsızmış Allah şifa versin inşallah kabir namazı var mı varsa nasıl kılınız normalde bazı fıkıh kitaplarında
yahu bazı fıkıh kitaplarında kabir nur namazı diye bir namaz var bununla alakalı bazı böyle büyük fıkıh kitaplarında böyle bir namazdan bahsedilmiyor ama bazı yerlerde bahsediliyor bu akşam namazından sonra iki rekat bir nafile namaz niyeti de niyet ettim ya Rabbi kabir nur namazına diye ehli tasavvuf bu namazı kılar ama fıkıh kitaplarının büyük bir çoğunluğunda bunu bulamazsınız televizyondan Kabe'yi izlemek canlı olarak izlemek kadar sevap mıdır e sonuçta normalde Kabe'yi izlemek seyretmek sevaptır o yüzden canlısını da
cansızını da izlemek hani cansız gibi görünüyor ya izlemek sevap olur başka bir şey izleyeceğine canlı olarak Beytullah'ı izlesin asın eline de tesbihini Allah'ı zikretsin nur ala nur ol babam kanser hastası sigaraya devam ediyor vazgeçiremedik ne yapmalıyız bize yol gösterir misiniz bu illetten kurtulması için duamızı istiyoruz Allah şifa versin inşallah bunu 6 yaşında bir kız bir şey yazmış ona cumartesi gün cevap vereceğim inşallah unutmazsam Cenab-ı Hak unutturmasın
inşallah Ya Allah Bismillah için çaylar bu Allah Vay dersten önce
getirecektin aklımdaydı önümüzdeki perşembe sorabilirsin aç kafa yapacağım mikrofonsuz sormuyor Allah'ı zikrederken geçen derste de sanıp tekke dersinde de bundan bahsetmiştiniz bir de daha evvelinde de Hazreti Mevlana'nın canı inşallah denk olanlar konusuyla ilgili canının inşallah hatan üstün olur yani Allah'lı olanlar konusunda söylemiştiniz şimdi bazen öyle hallerimiz oluyor ki bu hallerde hiç dilimiz Sübhanallah La ilahe illallah ve elhamdülillah
veya Allah'ı zikretmezken öyle bir böyle sanki dost uçasına sanki konuşurmuşçasına bir parkta böyle beraber bir dost uçasına yani arkadaş uçasına bir hal oluyor ama bazen de elimiz tesbihdeyken yani Sübhanallah işte elhamdülillah derken işte ne satacağız ne alacağız gibi aklımızda işte ne yapacağız biraz sonra ne olacak gibi noktada kavramlar düşüyor dil zikretmezken kalbin onunla olup zevk alması mı gerçek bir zikirdir yoksa aklın düşüncenin algının başka bir işle meşgul olduğu yerde dilin onu zikretmesi mi eftar zikirdir
bu hususta zikrin mahiyetini ne olarak açıklayabiliriz İkisi de eftar İkisi de eftar bunu birbirinden üstün tutmak birbirinden ayırmak gibidir o yüzden birbirinden ayrılmaz bir kimse ama kalbinde bir hoşluk istesin yakın olarak kendisini görsün ama isterse o esnada aklı alışverişte ama o alışveriş dünyasından veyahut o melayenetten çıkmak için bir kimsenin dille zikretmesi her ikisi de hoş arasında bir üstünlük göremeyiz ben arasında bir üstünlük görmem peki bir sufi adayı gerçekten samimi ve halisane olarak geldi
dedi ki ben bu yola baş koydum her şeyimle bu yoldayım onun yapmış olduğu hatalarda zikir kavramının içine girer mi zikir onları nur eder zikir kavramının içine girmez o zaman bir kimse zina eder zinasını da o zaman zikir kavramının içerisine çıkarır haramları bu noktada onun içine katmamı mümkün değil ama bir kimse Allah'ı zikrederse zaten haramlardan uzak durmuş olur Allah'ı zikrederse Allah'a yakın olmuş olur Allah'ı zikrederse o kimsenin üzerindeki tecelliyet mümkün olduğunca zaten Allah'ın istemediği şeylerden
uzak durmaktır zikrin tecelliyatı bir kimse ne kadar çok zikretti ne kadar çok yakındırdı onun istemediği hallerden o kadar uzaklaştıdır namaz sizi kötülüklerden alıkor namaz insanı kötülüklerden alıkorsa namazın hakikati bu manada zikrullahın hakikati de öbür diğer yapılan ibadetlerden daha evlaysa o zaman zikrullahın hakikati insanı küçük kusurlardan dahi alıkoymalı alıkoyması gerekir peki bir insan yapmış olduğu hatasına mutlu olabilir mi ben hata yapıyorum hatakarım diye o biraz nefsaniyet olur biz yapmış olduğumuz
hata ve kusurlardan tövbe eder üzüntü duyarız o yüzden tövbe etmiş üzüntü duymak o hatadan dolayı nedamet getirmenin yolu bir kimse elhamdülillah hata yaptın deyip de saç çalıp oynayamaz nefsi ona sen hatasızsın dediğinde onun yani hata yaptığını mutlu olarak kabul etmesi doğru değil nefsin bir kimsenin nefsinin hatasızsın demesi o kimsenin nakebair olarak yeter zaten bunun üstüne hata gördüğü zaman mutlu olması Allah onu tövbe ettiğimde affedecek hayra çevirecek yine o kimse hata yaptığında kalkıp da mutlu olmaz ya Rabbi
ben hata ettim sen hataları örtücüsün deyip Allah'tan attık bu hatasızlığı istemek değil hata yaptığında bir kimsenin af dilemesi üzülmesi üzerine sıçrayan bir çamuru temizlemesine bekler bir kimse üzerine bir pislik bulaştığında elhamdülillah üzerine pislik bulaştı deyip saç çalıp oynadı pislikten sevinilmez hak yolcusu olan sufinin hatası sufinin gözünün önünde bir başkasının günahı kebaili gibi görünmesi gerekir ki sufi ondan nedamet ederekten Allah'a yaklaşma vesilesi kılsın Allah'ın eksikliğini bilmesi eksikliğini
bilmesi kulluğunu idrak etmesi peki bu olumlu bir şey mi de muhakkak hepimiz eksikiz eksikliğimiz hep burnumuzun önünde durup eksikliğimizi tefekkür edip eksikliğimizden af dilememiz bizim Cenab-ı Hakk'ın huzurunda kendi tamlığımızı ispat etmek için değildir her daim eksik olduğumuzu görmemiz içindir her daim af dilemek her daim hep eksik olduğunu görmek bir kimse eksik olduğunu görmekten uzak durduğu anda Allah muhafaza eylesin büyük bir kibre düşer ki kibre düşen adam günah kebalidir günah bu noktada kibir devam ederse
o kimseyi gizli şekeriz peki Allah'ın hesapsız kulları var mıdır muhakkak vardır ama bizim kendimizi onlardan görmemiz büyük bir handikap olur kim kendisini ben Allah'ın hesapsız kuluyum diyorsa hesaba onu düçar ederler ben hesapsızım diyen küstah ben hesapsızım diyen aldanmışlardandır birisi Cenab-ı Hak birini hesapsız edebilir onun keyfiyetine kalmış bir şeydir keyfiyet hiçbir zaman keyfiyet hiçbir zaman hiçbir zaman ölçü değil o zaman biz neden sufiyiz o zaman daha yani tamamen şeriat üzerine bir
sistemini tabi olmamız gerekir hesapsızlık demek değil sufilik demek hesaba çekinmeyeceğiz demek değil ama şerii kavramların bir derece üzerinde durmak bu şeriatın dışına çıkmak demek değildir öteki hesapsızlık şeriatın dışına çıkmak hesapsızlık demek normalde bir kısım sufilerin bu noktada söylediği bir şeydir karşılığında kuran ve sünnet yoktur bir zevktir o bir kısmı sufiler bir kısmı üzerinde öyle söylemiş ben hesapsızım diyen bir sufiye denk gelmedik sen denk geldin mi efendim bir şey sorabiliyor konu üzerinde
muhiddin arabi hazretleri firavun için diyor ki kim için firavun için firavun atlar için yok firavun için firavun için diyor ki son nefesinde diyor ruhsalın hakkına iman ettiğim için diyor firavun diyor cennetliktir diyor o zaman muhiddin arabi allanlık taslamış olmuyor mu firavun cennetliktir demez orada fisusunda fisusunda firavun içinde rahmet umurur der firavun içinde sonunda cennet vardır der sonunda bu ne demektir firavunun son nefesinde bu hadisi kutsi vardır bu noktada bazıları bunu zayıf olarak nitelendirir
ama ehli sufi bunu zayıf olarak nitelendirmez o da şudur firavun boğulma esnasında Musa'ya bakarak senin Rabbine iman ettim der senin Rabbine iman ettim derken tam o esnada rivayet edilir ki Cebrail aleyhisselam balçıkla ağzını tıkar hadisi kutsu bu manadadır burdan yola çıkarak muhiddin arabaz der ki burada tevil eder tefsir eder şerh eder der ki firavunun sonunda cennete gideceğini ümit ederiz der biz de ona katılırız burada arabinin allahlığı yoktur arabi bir hadisi kutsiyi tevil eder şerh eder yanıldıysa bir sevap alır
isabet ettirdiyse on sevap alır müteşabihtir çünkü yani biraz bir on gündür konuyu düşünüyorum oradaki mülevalar da muhiddin arabi kafirlikle itibar ediyorlar acaba o kafirlik muhiddin arabi örpek babından mı çünkü küfrün bir anlamı da örpek demektir örpek babından mı kafirliğe diyorlar yoksa yanlışlığından mı kafirliğe onun normalde küfrüne fetva veren ulema bu noktada hata yapıyor küfrüne fetva veren ulema sonraki ulemalardandır sonraki ulemalarda tekfir meselesi vardır ilk ulemalarda sahabe tabi tebai tebain yani
asıl selef alimlerinde tekfir yoktur selef alimleri la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diye bir kimse tekfir etmezler farzlardan bir şeyi inkar etmedikçe haramlardan bir şeyi helal etmedikçe sonradan gelen ulemanın içerisinde tekfir hastalığı vardır bu sonrakiler bu tekfir hastalığına bulaşmış bir tekfir hastalığına bulaştıklarından dolayı İslami anlayışta ve düşünce sisteminde kısırlaşmaya sebep olmuştur insanlar tekfir edilmekten korktukları için müteşabihlerin üzerinde baya baya bazı meselelerin üzerinde kendilerince
kendi düşünce fikirlerini açıklayamaz hale gelmiştir oysa gerçek şu olmalı tekfir etmektense ona karşı risale yazmaları gerekirdi ama ne yazık ki sonraki ulema sonraki bu normalde ilmi kısırlıklarını düşünce karanlıklarını ve hapisliklerini tekfirle kurtarmaya çalıştılar ki yanlıştır o yüzden burada ister bir doğruyu örtme bağımından küfürdensin ki öyle bir şey düşünselerdi ona karşı risale yazarlardı doğrusunu yazmak için ama onlar işin kolayını kaçtılar anlamadıkları meselelerde bu adam küfre düşmüştür deyip dinsizlikle
suçladılar ki Allah muhafaza edilsin biz onlardan değiliz o yüzden Arabi'nin mesela böyle bazı hadisi kutsilere ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere herkesin baktığı pencereden bakmaz değişik bir pencereden bakar değişik bir boyut katar meseleye bir kimse bunun katılırsa katılır katılmazsa karşı bir risale yazar bir bilgisi varsa elinde bir donesi varsa eğer bir bilgisi bir donesi yoksa susar ilim bunu gerektirir ama katılmayabilir ama küfürle itham etmesi ağır bir şey biz katılmayız ona ki ben katılırım Arabi'nin o noktadaki
Firavun'un normalde sonunda cennete gideceğine ben katılırım ama bu bir herkese dikte edilecek bir yol değildir mesela aynı şekilde Arabi bir gün cehennemde azabın son bulacağını söyler cehennem ebedidir biz bunları açık açık da konuşuruz bundan da yüksünmeyiz cehennem ebedidir cehennemlik olanlar da ebedidir ama cehennemde bir gün azap bitecek der Arabi bu konuda hem Hazreti Ömer Efendimiz'den nakledilen hem de Ebu Hureyre'den nakledilen iki tane hadis-i şerife örnek gösterir katılırız biz onlara ben katılırım çünkü
Hazreti Ömer Efendimiz radıyallahu anh hazretleri akılcı bir sahabedir örneğin aklı önde tutar eğer o normalde bu noktada nakil varsa ondan da dışarı çıkmaz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tamamiyetle bağlıdır o nakleder Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir rivayette alır toprağı çöl toprağını savutturur cehennemin sonu bir gün böyle olur der bir seferinde de böyle bir balçık çamur sopayla elini sopayla o balçık çamura böyle bular eliyle bir gün cehennem bu hale gelirdi
hadis-i şeriflerde ben şuradan buna katılırım benim rahmetim gazabımı geçmiştir bu hem hadis-i kutsidir bu manada ayet-i kerime de vardır bu manada hadis-i şerif de vardır madem ki onun rahmeti gadabını geçmiştir cehennemde azap ebedi değildir cehennem ebedidir ama bir kimsenin 80 yıllık ömrü için ebediyen azap görmesi bu Allah'ın rahmetine uygun değildir ben de buna katılmam o yüzden bir kimse 80 yıllık ömür için 8 bin yıl azap çeksin örneğin ama sonunda bir gün cehennemde azap biteceğine inanırım ama o kimse ebedi
cehennemliktir ayet vardır ebedi onlar cehennemde kalacaklar diye evet ebedi cehennemde kalacaklar ben hatta daha ilerisini söyleyeyim onun Arabi'den onlar için cehennem cennetleri olacak ama cehennemde kalacaklar ebedi bu ayrı bu şuna benzer yine Arabi buradan bir dem vuralım Arabi'de yılan için fare rızıktır bizim için tiksilecek bir şeydir ama yılan fare için can atar biz ise fareyi yer miyiz kaçarız ama fare yılanı rızıktır o zaman kendi hususiyetleri yılan olanlara fare caiz olmuş olur çok affedersiniz bok toparlayan
böceğe bokun caiz olması gibi ona rızık olması gibi ehli küfüre de cehennem rızıktır cehennem rızıktır caizdir rükye caizdir hadis şerifle sabittir o yüzden rükye bir kimseyi okumaktır yok öyle filmden musallat olmaz videoları izleseniz de bir şey olmaz ama bir korku olursa ve o korkuda manevi dünyanızda manevi perdenizde bir aralık olursa o aralıktan kafir cinniler girebilirler böyle bir sıkıntı var bu şuna benzer herkesin böyle manevi bir perdesi manevi bir muhafazası vardır
o manevi muhafaza bir an korkuyla çok büyük bir sevinçle veya böyle çok büyük bir endişeyle veya çok büyük bir üzüntüyle açılabilir açıldığında o esnada oradan kafir cinniler sızabilir sızma yapabilirler dervişse cinler cin çıkarmıştır mesela bu cinniler adını anarak adını anarak şu ekranlar ismi zavik için zavik zavik ulaşsın arkadaşlar ulaşıyorsun peki bu içimde çeker çeker yani onu çağırıyorsun çünkü mesela bir cinlinin ismi belli olmuş olsa cinni ismini söylese onu böyle bir kimse anmaya başlasa kendince onu şey yapsa
o duyar çünkü duyduğunda da gelir vervişin kendi iradesinin dışında da bir kalkanı var mıdır vervişliğin bir kalkanı vardır tabii sufi sufiliğini devam ettirdiği müddetçe sufilik dairesinde durduğu müddetçe Cenab-ı Hak onu normalde o sinsilenin nuraniyetinde onu korur peki efendim eyvah ki eyvah o zaman git git diyeceğim istihare kavramını sizden öğrendiğimiz ölçüde iki rekat namaz kılıp dua edip kalbimize ilk gelen evet düşüncede ve algıda kalbimize ilk gelen duygu bu noktada istiharede hakkımız istiharede eğer bir
sonuca ulaşamadıysak evet istiharede ulaşamadıysak yine istiharede ulaşamadığımız veya umuma açık konuların dışındaki konularda bir şahsiyetle veya bir konuyla geçmiş tarihte veya ulaşamayacağımız zahiren konuyla ilgili o konuya odaklanıp dua edip o konuya odaklanıp Allah'tan gilediğimiz an kalbimize ilk gelen bu hususta doğru mudur bu noktada bunun yolu ayrıdır mesela işte görüşebilmek konuşabilmek soru sorabilmek yolu ayrıdır odaklandın mesela işte Abdullah Baba'ya odaklandı bir kimse odaklandı odaklandığı anda kalbinden
sorusunu geçirdi kalbine gelen ilk düşüncenin üzerinde şeytanın tahakküm kurma şeyi var mıdır selayeti olabilir onu nasıl ayırır onun sufinin seyri suluku olması lazım sufinin bu noktadaki bir yolu ayrıdır sufilikte bu yol o kimsenin kalbine gelen ilhamla var varidatla alakalıdır sufinin bu noktada elinde bir delili olması gerekir sufinin elinde bir delili yoksa delil nedir aldanır şeyhidir sufinin delili şeyhidir kalbinde ilk önce şeyhinin hitabıyla kalbine hitap geldiyse o zaman yine hitap gelir kalbine hitap gelmeyenin
kalbine gelen bütün her şeyde yüzde elli yüzde elli şüphe vardır ancak hitaba eren dernişlerin kalpleri bu noktada şaşırmaz şeyhinin yanındaysa hiç önemli değil nerede olduğu önemli değil kalbine hitap gelmedikçe bir kimsenin kalbi hiçbir zaman doğruyu söyleme noktasına gelmez kalbine hitap gelmesi ey nefis Rabbine mutmain olarak dön haline gelmesidir o kimse bu da dördüncü makamdadır dördüncü makamda duran her daim orada perçinleyen kimsenin kalbine hitap gelir bu beşe yakın demektir tam beşe girdiğinde kalbine hitap
gelir kalbine hitap da Allah'tan gelir dördüncü makamda hitap şeyhinden gelir bir şeyhi oldu bir peygamber Efendimiz olur üçte başlar bu üçte o kimsenin kalbine şeyhinden hitap gelir dördüncü de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden gelir bir şeyhinden gelir bu sefer ses bu noktada hem hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sesi hem üstadının sesi bu noktada birbirini teyit eder perçinleşir alışır ardından beşinci makama geçtiğinde Cenab-ı Hak ona hitap eder aynı seste hitap eder
aynı ses tonunda aynı sesin tınında ve şeklinde hitap eder ona dermişlikte hitap almış derviş denir o hitap alan derviş beşinci makama gelmiştir halifeliğe adaydır onun kalbine onun kalbine o esnada bunun da tecelliyeti şudur bir kabristanın başına gider emir sultan hazretlerinin başına gider emir sultan hazretlerine sorar ondan cevabı alır üftada hazretlerinin kabri şerifinin başına gider sorar cevabı alır zikullah da abdülkadir geylan hazretlerini görür sorar cevabı alır hitap alan dermişin kalbi budur bunun da ancak
bu da üstadıyla beraber perçinlenir üstad da bunu görür üstad onu görür üstad onu gördüğü zaman üstad da onu görür üstad da onu görünce derviş perçinlenir derviş bunu kendi kendine ben gördüm oldum davasına düşerse yanılır bunu böyle ölçü olarak açık açık söylüyorum hiç kimse bu noktada kendi kendine hata yapmasın diye buradan dervişler yıkılır çünkü kendi kendine hitap aldım der yıkılır Allah muhafaza eylesin o zaman o kimsenin kalbine gelen sorduğu sorunun cevabı kalbine geldiğinde o kimse mutmainnedir çünkü hatta
hatta mutmainleden yukarı mülhümeye geçmiştir mülhümede artık o kimsenin kalbine varidatlar iner kalbine varidat inmesi köşeden şimdi halit çıkacak tak halit çıkar şimdi halit tebessüm edecek tak tebessüm eder halit şimdi şunu soracaklar tak sorar kalitten bir adım öndedir o peki şöyle varabilir mi o veyahut da işte şimdi kuş buraya konacaklar tak kuş oraya konar şimdi bu araba buradan dönecekler tak döner onun kalbine her an kalbi çalışmaya başlar peki onun dediği için mi o fiil gerçekleşir yoksa o fiil o normalde
o dediğim için isi mi gelir dediğim için gerçekleşti diyen tingiltapak gider zaten o hale gelen asla onu söylemez o hep dış kaynaklıdır o hep acziyettedir benden benden dediği anda arabaların arkasında var ya böyle devam acziyetini ortadan kaldıran mahiyetini ortadan kaldıran helaya kapıcı bile olmaz kalbin çalışmasıyla hal arasındaki fark nedir ince bir perde bir odanın içerisinde ayrı bir perde ince bir perde bir de meleklerin insanları koruması nasıl olur zahirret yani zahirde de müdahale edebilirler o hale gelince
zahirde batın da korunur insanların yüzüne çirkinlik ithaf etmeyiniz Allah Adem kendi söyledikler evet buradaki yaratma bahsindeki kursallık mı insanların yüzü veçullah'tır Allah'ın veçesidir o yüzden bir kimsenin yüzüne vurmak onu tokatlamak yüzüne tükürmek yüzüne çirkin ifadesi vermek onun yüzüne ekşitmek hiçbir zaman caiz değildir günlük zikirlerin üzerinde tevhidlerde çekerken zikrimiz bir arahane kayboluyor sanki sadece değil oynuyor işte çeşitli şeylere dalıyor insan aynı namazda olduğu gibi buradaki zikirden
kulun kendisine bir faydası var kalbe hiçbir şey inmiyormuş hiç bu konuda vesvese yapmayın şeytan vesvese verir insana hiç yapmayın bir de bir ayet kelimede Allah'ın cebdiler diyor ki ey nefis rahdine mutmayın olarak dön diyor buradaki nefis nefis olarak bütün mümkünler bu şeyden sorumlu mu bu ayete muhatap bütün bunu yerine getirmeyenlerin bunun yerine getirmeyenler cehennemde biraz cızbız olduktan sonra gidecekler babacım bazen önce söylediğiniz arkadaşın sorusundan yüksek makre veya sevinç bu tarz yerlerde insanın
kendi psikolojik hayatında şöyle bir şey var insan kendi karakterini kendi şeyini bekliyerek bilir ama işte böyle bir travma aşırı üzüntü aşırı sevinç aşırı korku aşırı heyecan anında bunu saklayamaz kendini neyse o ortaya bulur yani o zaman tanınır o diye şimdi bu terbi yırtılmasıyla alakalı olarak yani o nasıl bir mekanizm oluyor da o yırtılması nasıl söz konusu oluyor o esnada öyle bir meleğaniye öyle bir gaflete düşüyor ki meleğaniye ve gaflete düştüğünde o esnada kendisini derviş için söylüyor bunu derviş zikullahtan
ve bütün her şeyden kesiliveriyor o esnada mesela o esnada Allah'ı unutuyor o kimse anlaşıldı Allah'ı unuttuğu anda derviş için geçerli o esnada dersi mersi de kalmıyor hiçbir şey çıkamıyor o esnada cinli vuruyor bicağını oraya dınk giriyor içeri o esnada o yüzden bu normal kimselerde zaten bu zaten var mesela sufi olmayanların cinli taifesi etki yapabilir ama onlar hiçbir zaman sufirdeki etki gibi görünmez zaten kafir cinliler onların etkisini alır onları istediği yere sürüklerler istediği yere götürürler istediği gibi
makul dairede kendilerini hissettirmeden istediklerini yaptırırlar burada derviş için tehlikeli olan şey şu derviş öyle bir sevinç öyle bir üzüntü öyle bir keder öyle bir noktada kendisini öyle bir yere taşıyor ki non stop kaldı stop aşırı unutma hali diyebilir mi stop etti her şey durdu bunun farkına varır mı derviş farkına varmaz mı onun farkına varmıyorsa zaten baktığını görüyor baktığını yapamıyor yapamıyor şey yapamıyor o esnada o kimse kalıyor onun dervişliğiyle kalmıyor muhakkak olması lazım ama o iş böyle iş
biraz olmaz kalmıyor hadis herif dedi ki dar zamanında duası kabul yorulması istiyor geniş zamanında çok duası istiyor şimdi dua bir tane bir şey bir şey işte soğuk dua kabul olmaz diye bir şey kendimizi vererek bir şey olduğu zaman kendini yakın hissedip gerçekten isteyebiliyor onun dışında şey yapamıyor yani bu geniş ferah zamanında tam böyle kendini veremiyor o zaman böyle bir çelişki gibi mi oluyor nasıl nasıl babacım hani dar zamanında sıkıntı ne bileyim sıkıntı olduğu zaman yakın hissediyor kendini ve daha böyle bir
Allah'a hatırlayıp o şekilde dua ediyor ve gerçekten isteyerek dua ediyor ama geniş zamanda yani bir sıkıntısı yokken bir sıkıntısı yokken biraz daha böyle hani dua tam o şey olmuyor o sefer bir çelişki olmuyor mu onun için oradaki hadis-i şerif benim hatırladığım kadarıyla dar zamanın geniş zamanında Allah'ı zikredene geniş zamanında da dar zamanında da Allah yardım eder olarak biliyorum ben evet değil var dördüncü makama erişmesi o makamda o kimse kul Allah'tan razı Allah da kuldan razıdır en az bu noktada o kimse
ruhunu teslim edecek Allah bu noktada muhakkak hak ama şefaate güvenip de günah işleyicilerden olmayacağız müteşabil bunlar bunları söylersek insanlar o zaman çalıştırmazlar kendilerini o kimsenin kalbinden mi konuştuğunu mu düşünüyorsun?
bir sefer görüşüyorsun o sana soruyor onun içindeki olgunla nefes alıp sen sen söyleyip bir sefer yani o beklesin mi ben anlayamadım soruyu anlayamadım birisiyle görüşüyorsun ona bir şeyler aktarıyorsun o da sana bir şeyler soruyor düşüncesini anlıyor sen onun düşüncesini anlıyorsun öyle mi?
bu yanılabilirsin burada burası yanılma yeri var bir kimsenin söyledikleri bize söyledikleri bize ölçül kimse niyet okumaya kalkmış öyle bir şey yok nefis bir de efendim bir şey değilmişsiniz ya her yerde Allah'ın ziydi dediniz efendim sohbet esnasında sohbet vereninde yani de Allah'ın ziydi dedirsen o sohbet verene saygısızlık olur mu? daha iyi anlar insan sohbeti sıkıntı olmaz yalnız edep şudur sohbet verenin etrafında eline tesbih alıp da tesbih çekinmez içinden zikreder mesela hiç olmaz sohbeti dinlemek de zikirdir nur hala nur olur biz zaten cümle harf falan mani yatağı mesela şöyle bir kitaplar okuyayım mesela Şemsettin'i Tebrizi'nin ilmiyle alakalı bizim neyi okuyup neyi okumadığıyla alakalı bizim elimizde zahiri bir delil yok ama velakit Şemsettin'i Tebrizi Hazretleri'nin bu noktada manevi ilim erbabı oldu talebesi Hazreti Mevlana'dan belli
ama Şemsettin'i Tebrizi Hazretleri'ni ilimsiz ve maneviyatsız görmemiz mümkün değil bu yol açıktır ama gerçekten böyle bir şey oluştuysa bu yol açıktır buna söylenecek bir söz olmaz o kimse gerçekten bu noktada iyi bir sufi eğitiminden geçerse vardır sufilikte bu sufi hiçbir zaman örneğin yani bunu öyle sufiler yani fazla kitap okumazlar ama şeyhlerinin sözlerini harfiyen yerine getirmeleri gerekir onun eğitimi odur öyle varsa eyvallah o zaman o kimse şeyhinin sözünü kendisine hüccet ve delil kabul eder hüccet ve delil
kabul ederekten hiçbir şeye bakmaz yoldur bu ama can kulağıyla dinler normal kulakla değil o zaman bu iyi oldu ona söyleyecek bir söz kalmış alır o hale gelince bir kimsenin onuru gururu ayrıdır onuru ayrıdır onuru bir kimsenin Kur'an ve sünnet dairesinde insanlığıdır bu insanlık çerçevesinden taviz vermez bu insanlıktır bu onur adını şimdiki insanlar onur diyorlar eyvallah dervişliğin bir onuru vardır hani dervişliğin bir profili vardır dervişliğin bir protipi vardır dervişliğin bir ölçüsü vardır o kimse dervişliğini
korumakla mükelleftir aslında kendi dervişliğini korurken dervişliğin onurunu korur müslüman odur ki elinden ve dibinden diğer insanlar emindirler bu müslümanlığın onurudur mümin odur ki diğer müminler ve canlılar o kimsenin canından emin olurlar canından ve malından emin olurlar bakın bu müslümanlığın müminliğin onurudur bir kimse o zaman müslümanlığın onurunu da korur aynı zamanda diğer müslümanlar onun elinden ve dilinden emin olduklarından elinden emin olunması dövmemek onun vurmamak eliyle ona bir zarar vermemek
dilinden emin olması diliyle zarar vermemek bu aynı zamanda müslümanların onurudur müslümanlığın onurudur dervişliğin de onuru vardır derviş dervişliğin onurunu zedelememek için hiç taviz verme dervişlik neyi gerektiriyorsa onu yapmak dervişliğin onurudur insanlığın neyi gerektiriyorsa onu yapmak insanlık onurudur hani bir mesele oluyor Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'in zamanında Hazreti Ömer Efendimiz'in zamanında mı ne sahabeden bir zat birisine kefil oluyor canını verecek yoksa insanlık öldü mü ki diyor o kimse de
canını teslim etmeye geliyor geldim ki diyor insanlık ölmemiş kesinler ayırılan söz yerine geliyor bu insanlığın onuru o yüzden onur vardır onuru reddedemeyiz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Müslümanların onurunu korumak için savaştı ne yaptı Beni Kureyze kabilesinden bir adam kadının başörtüsünü çekti başka bir Müslüman da geldi o başörtüsünü çeken adamı bir tokat vurdu o Yahudi de kalktı onu öldürdü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tam ikindiyi kılacaktı dedi ki namazı yolda kılın
orada kardeşinizin intikamını almadıkça dedi burada namaz kılmanızın bir anlamı yok çıkın yola bütün Beni Kureyze kabilesine doğru o Müslümanın onurunu İslamın onuru için savaştılar gurur ayrı kibirden kaynaklı dervişin gururu olmaz acziyet olur dervişten yok bu benim kendi hayat standartı benim hayat felsefeyi bu normalde gururlanmaktan değil ki o gururlanmak biraz böyle kibre değil sufi için azciyet önemli kalmaz biz niye
mezara gidip orada dua ederiz normalde normalde İslam insanı kutsal bilir kutsal bildiği için onun mezarlığını da ayırmıştır İslam mezarlıkları da ayırmıştır ona kutsiyet verdiğinden dolayı biz kabristanları da ziyaretimiz bizim insana ve insanın kutsiyetine değer verdiğimizden dolayı bu bir ikincisi bir kimse kabristana gittiğinde kabristana ziyaret ettiğinde onun ruhuna ruhu eğer o kimse kafir değilse müsaade edilir o kabrinin başına gelir bekler arayan bulur yani herkesin vardır yani arayan bulur Efendim
bir hadiste barışan müslümanın yalnız kaldığında ya rica Allah ey Allah'ın adamları yardım ederiz diye mida etmesi tavsiye Allah'a Allah'ın adamlarından kasıtlı edip rufinin üstadından medet dilemesi kalben bu noktada bağlantılı mı bu normalde o Cenab-ı Hak bir şeyi verirken sebepler dairesinde verir bir kimse yardım ederken de sebepler dairesinden yardım eder o yüzden vesile arayınız demek bu noktada bir şeyi vesile etmek haktır caizdir o da bir yoldur ilim hiçbir zaman insana yük olmaz efendim Allah'ın
hayal edilir bu başkanı ona hem bedenimizi hem yolumuzu hepsinin bir bütündür Peki bedenimizden alındıktan sonra rüzgarlı işini devam ettirir mi? Bir şeyi hayal ediyoruz veya bir şey hakkında düşünüyoruz, üstünde düşünüyoruz, şöyle olsa veya böyle olsa ama bu böyle olmuyor. Hani işte örnekle mesela şu içeceği bana versin. Bu böyle olmuyor babacığım. Sanki o yol kapanıyor komple. Hiç böyle olmuyor. Ne zaman ki bir şeyler unutuluyor işte araya zaman gidiyor bir şeyler oluyor diye 3 sene sonra o içeceği sana veriyor. Bu bizim o düşündüğümüz, o hayal ettiğimiz şey biz kendi nefsimizle mi o yolu tıkıyoruz ya da ona tahakküm mü kuruyoruz? Neden olmuyor mesela?
Ama düşünmediğimiz zaman bir şey gerçekleşiyor veya istemediğimiz zaman veya hayal etmediğimiz zaman. Üstel de öyle olmuş. Dünün elikâti burada. Efendim senin üstadın duyasında şunu şöyle yaptırdığı zaman ne yok tevhile yetiştirip... Zahire göre hükmetecek. Üstadın nasıl ölecek öyle yapacak. Az önce buyduğumuz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Yahudi'nin, Müslüman kandesinin yanını alın gelin. Oradan sütçü imandan günümüze gelirsek. Bugün az önce bahsettiğimiz Müslümanların onuru. Bugün günümüzde Müslümanların onur ayaklar altında yerine bitirken. Ehli sütçinin masof pehribi bulması gereken yerini destekliyor. Sonuçta herkes imamına tabi olacak. Efendim?
Sır değil. Sır olmamakta kendisi derdi değil mi? Öyle mi? Bu da buyurdunuz. Dervişin çok sevinme hali, çok üzülme hali, gaflet hali. Günahta da geçerli. Geçerli. Günafında da aynı yerde yırtılır. Yırtılır. Bir kimse normalde derviş inadı ne inadına, günah kebahere doğru gidiyorsa perdesi yırtılır. Bu noktadaki bir uçun olur mu? O kimse bunu, o noktaya gelmeyecek. Sufi o noktaya gelmez. Geldiyse o zaman perdesi yırtılır, geriye dönüp helallaşması gerekir. Evet. O yüzden incelerinin dervişliği kalmaz.
Söylemez de kimsenin, ne o? Kusurları örtmekte gece gibi oldu. O kendisi bilmez mi insan ne halk işlediğini? O perdesiyle kılık metulmadığını. E o, söylüyoruz ya. Serveştiğini düşüyor. E söylüyoruz ya, perdeyi yırttığın zamanın kimsenin yırtılacağını. Günah-ı kebari kasıtlı işlemek. Kim nasıl aldanmasın? Günah-ı kebari işlemeyin diye bağırıyor. Aldanmasın, işlemesin. Düşmesin, sufilik yapacak ya. Davut Aleyhisselam'ın burayı Davut'a yönük oluyor. E o, sufi zaten o yönük oluyor. Eydanlar, onlar üzerinde uyarı var. O uyarı varsa, Sufi'ye zaten uyarı var. Burada kastettiğim şey, göz göre göre, kasıtlı yapması diyorum.
Zina yapmanın, aramın olduğunu herkes biliyor mu? Ben nereye gidiyorum? Hiç mi için sızlanıyor? Hiç mi için titremiyor? Hiç mi kalbinde bir hüzün yok? Hiç mi kalbinde bir sıkıntı yok? Nasıl yaptın?
Olur insanla, hepimiz hata yapacağız. Hepimiz günah işleyeceğiz. Ama olmazsa olmazlar var. Yedi tane büyük günah-ı kebari var, örneğin. İşte Mekke'ye göre yirmi dört tane büyük günah-ı kebari var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nakille, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah, yedi tane günah-ı kebari sıralıyor. Eyvallah. Ama Mekke'ye göre yirmi dört tane. O yirmi dört tane Mekke bunları sıralarken ait hadisler ışığında sıralıyor. Bir derviş hem bunlar bu sufilik yapacağım diye uğraşırken öbür tarafta da göz göre göre bile bile kalbi çatlarcasına, gözü gönülü çatlarcasına günah-ı kebari işler mi? İşler mi? İşler. O zaman işlerse gidecek diyecek ki ya ben yaptım yapacağımı.
Ben yaptım mı diyecek? Yaptım mı? Şeytan onu uçurmasın yanı. Ama o kimse burada üstattan helallaşmayı şu noktadan koymuşlar. O kimse gidecek onunla helallaşacak ki nefsi törüşecek onun. Nefsi zelil olacak onun diye. Nefsi bir yerin dibine girecek onun. Aciziyeti tatacak, mahviyeti tatacak. Tülü deve gibi dolaşmayacak ortalıkta. Hem gidiyor melaneti işliyor hem bir de tülü deve gibi dolaşıyor. Yok onun tülü deve gibi dolaşma hakkı yok. Çünkü bir kısmı da dervişliğini kullanırlaktan yapıyor. Bu işin daha büyük handikapı. Böyle bir şey yok.
Hani bu şuna benziyor. Bir kimsenin çıkıp vaazı nasihat edip bütün millete hadi getirin paralarınızı deyip parayı utup gitmesine benziyor. Böyle bir şey yok. Hani var ya Süleyman Aleyhisselam'ın hesabı. Güvercinin kanadı. Demiş ya güverci. Bunu demiş ben demiş. Sufilik elbiselerinin çıkarılmasını istiyorum ki başka bir kardeşimizi aldatmasın. Sufilik elbisesiyle aldatılmak, aldatmak kadar büyük bir şey yok. Burası yanlış. Bir sufi, bir derviş hakikat orucunu tutmadan nefis hafiflerinin başında bulunur mu? Normalde o kimse muhakkak ki muhakkak ki nefsiyle mücadele edecekse evet. Yani orucun bu manada sadece ağzını bağlamak değil, günah keballerden uzak durman olduğunu bileceğim.
Öğretmeye çalıştığımız o zaten. O yüzden diyorum haramlarla beraber olmaz bu işleri. İnsan nefsinden hayal edilir. Yani düşünmek istediğini onu görür. Defalarca görüyorsa aynı şeyi konuşurup nefsinden bile yok. O normal defalarca görüyorsa nefsi ondan tat almıştır, görür. Orada onu bırakır. Orada çengelde askıda kalır. O kimse mesela işte şeyhini görüyorum nasıl olsa dedi. Orada kalır o. Hep şeyhini görür. Çengelde askı, ileri gitmez o. Peki değişik değişik görüyorsunuz efendim. O ayrı mesele. Yani hemen hemen aynı şeyleri mi? O ayrı mesele değişik. Görülebilir, olabilir. Ama her durduğu nokta bağlı. Yürüyecek. Yürüyelim arkadaşlar, ileri diyecek.
Bir sonra da bir şey sorabilir miyim? Normalde efendim birkaç defa dünyada ya da halde kılay sonrasında görmüş olduğunuz bir şey var. Benim mesela bir kardeşimin arkadaşında vefadırttı. Bir sefer sanırım, yani çok eski zamanın teyveni varmıştınız da. Ben onu efendim şu anki yaşımdaki gibi, yani otuz otuz beş civarında gördüm. İşte kafası, yani dayı saçıken, ben de, bu sakalımız var. Kabe'ye yakın tarafta semazenler benim. Kabe'ye böyle tavaf ediyoruz. Biz de sizin yani komutanız eşliğinde esmalarında böyle tavaf ediyoruz. Kardeşin de orada. Evet efendim. O şekil. Yani birkaç defa gördüm ben.
Yok kardeşim, Beytullah'ın şeklini, şemalini şeytan giremez. Orada Beytullah işin rumuzu. Beytullah orada işin hakikatinin ne olduğunu gösteriyor. Beytullah olmamış olsaydı, örneğin bize dedi ki olmadı. Beytullah. Beytullah'ın şeklini, şemalini asla şeytan girmez. Bu hadis de sabittir. Anlatabildim mi? Normalde Beytullah orada olunca işin hakikat kısmı orası. Efendim bir şey daha. Biz mesela efendim Mecnun Emevi tarafından kabe'ye doğru gidiyoruz. Kabe'ye duruyoruz. Yine böyle kardeşlerle hep birlikte. Bir tane devre yüksek böyle eğvek duruyor, oturuyor efendim. Bir yere, siz önündesiniz, mektak gider gibi böyle.
Bu şekilde yani ceviz yıkkılaştık, ne? Gidiyoruz böyle, olup böyle atlıyoruz. O şekilde efendim birkaç defa, on ekisten bile yoksa böyle bir halindir, yalnız yani. Biz Beytullah oğlanı seypalım. Orada da Beytullah. Tamam, o da doğru. Duruyoruz efendim, öyle gidiyoruz. Orada doğru o zaman. Sıkıntı yok. Bir kimsenin kendine nazara vermesi, kendini mahvetmesidir. Bu şeyh de olsa kendini mahveder. Diyemiyor musunuz? Kendisini mahvetmesidir bizim yolumuz. Kur'an ve sünnettir. O yüzden bir kimsenin kendisini nazara vermesi kadar büyük halde kapı olmaz. Bu şeyden mi Beytullah'ın gelmesi? Evet. Ölçü. Anladın mı? O bir sohbet esnasında burada herkese söylenmiştir. Bir kimsenin şeyhi mürşid-i kamil olduğuna dair mürşid-i kamilliğiyle alakalı, şeklinde şemaline girilmeyeceğiyle alakalı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle beraber görülüyorsa, Beytullah'la beraber görülüyorsa, geçmiş peygamberlerle görülüyorsa, sahabelerle, pil efendilerle görülüyorsa bu değildir. Bu sohbet esnasında söylenir. Rüyalarda bir kimse bir kimseye rüya anlatırken, o kimse orada işte şeyhini de gördüğünde bizim yolumuz bir geçmez. Bu insanı helak etmiyor. Allah muhafaza etmesin. Biz Allah davet istiyoruz. Kendimize davet etmiyoruz. Kendimizi de bir şeyh olarak görmüyoruz. Allah bize affetsin. Kendisini görmesi bir halde, bir rüyada şeyhini görmesi kendisine delil mi? Delildir.
Bir mürid için delildir. Şeyhine eğer muhamade kendisi delildi gördüyse. Mesela bir mürid için şeyhini peygamber efendimizle gördü, Beytullah'la beraber gördü, peygamberlerle gördü, sahabelerle gördü. Hani benim ve Raşit halifelerimin şekline şemaline şeytan giremez hadis-i şerifi. Bazıları demişler ki işte Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Ali ama demişler ki Raşit halife ebediyen olacak. O zaman zamanın kutupları, şeyhleri verilir de bu Raşit halifelerden sayılır demiş. Ama bir kimse mesela bir toplulukta bir şeyh için ondan sonra bir kimse için böyle işte Hz. Peygamber Efendimiz söyledi ona tabi olur. İşte şu söyledi ona şekline şemane şeytan girmeyecek olanlar böyle bir hitabı varsa rüyalarda o delilidir, o ispatlıdır.
O zaman bir kimse kendisi görmemiş olsa dahi başkaları gördüyse bu noktada ispat, delil noktasındadır. Delil noktası olunca sufilikte delildir bu. Bir kimse kendince kendisi görmese dahi sahih kabul ettiği birileri böyle bir rüya hal gördüyse veyahut da çoğunluk böyle bir şey anlatıyorsa, bir düzen, bir düzmece değilse o zaman o kimse kalben der ki evet tamam benim şeyhimin şekline şemaline şeytan giremez der. O zaman kendisi için ölç olur. O ağabeyin nasıl ağzını sorduğunu hepsinden görmek. Dervişin böyle tereddüt etmesi doğruyu bulma noktasıdır. O yüzden normalde doğruyu bulma, mutmain olma noktasıdır. Bu da İbrahim Aleyhisselam diyor ya hani ya Rabbi sen bizi tekrar dirilteceksin ben buna iman ettim ama gönlün mutmain olmak istiyor.
Dervişin mutmainliği araması bu yoldan haktır. O yüzden derviş mutmainliği ara. Rüyasını anlatması da onun tevil ettirmesi mutmainliği aramasından dolayıdır. Kalbi mutmain olmak ister. Yani benim gördüğüm hakikat mi diyeyim diye. O dervişin gördüğü rüyada hakikat rumuzu var ise ona dersin ki evet senin gördüğün rüyada bu hakikat rumuzudur. Gördüğün rüya hakikatten sana bir perdedir, bir penceredir. Hakikatten sana bir ihandır. Ben şimdi kısa kestim, kapalı kestim. Kardeşini öyle görmesi aslında şimdi meseleyi açayım o zaman. Ben şimdi böyle şey yapmadım. Kısa kestim, aydın evası olsun diyor. Kardeşin, kardeşi derviş değildi. Şimdi böyle daha açıkça söyleyeyim.
Kardeşi derviş değildi ama yolun hakikati, yolun maneviyatı, yolun nuraniyeti kardeşini de yolun içine almış. Bu bir himmet, bu bir şefaat. Kardeşini de yolun içerisine almış, kardeşini de dervişlerin içerisine almış. Bu Abdülkadir Geylana Hazretleri'nin mübarek sözü. Der ki Geylana Hazretleri, biz kümesiyle himmet ederiz ona der. Kümesinde ne varsa. Kümesindeki tavuğa kadar der hatta. O yüzden bu yolun hikmetidir. Bir kimse iyi bir dervişlik sergiler, iyi dervişlik yaparsa, etrafındaki bütün herkes ondan faydalanır. Derviş olmasalar bile. Şüphe değil bu. Mutmainliğe olmak istemesi. Mutmain olmak istemesi. Bu şüphe değil bu.
Normalde inanıyor ama o inandığı şey tasdik edilmesini istiyor. Anlatabilir mi? Ona inanıyor o kimse. Ona imanı var. Evet imanı var ama ne olacak? Mutmain olacak. İbrahim Aleyhisselam'ın dediği gibi, sen diyor bizi yeniden delirteceksin. Ben buna inanıyorum, iman ediyorum. Ama diyor kalbim mutmain olmak istiyor. Nasıl yapacaksın bunu? Değil. Peki efendim mesela, işte, mesela bu şüphe değil gibi, hani insanın böyle sıkıntılı halini oldu. Bu aylarda mesela, yine altı çok kalmadı, işte altı tane. Bu aylarda mesela görememesi işte altını, göremediği zaman pişman oldu. Hani ben işte günaha da aldım, o yüzden göremedim. Gafletten, evet. Gördüğü zaman da hamletin, o hale takılıp kalmak...
Orada takılıp kalmayacak, yürüyecek, devam edecek. Ya bu hali görememek onun bir şeyini, varta olur mu? Varta. Varta ama o varta da kalmayacak, devam edecek. Hocam, hani Hazreti Ömer, sahabe efendimize münafıklarının listesi verildiği zaman... Kuzeyfetül Yemani'ye. Hazreti Ömer'in peşinden gidiyor yani, söyle bana, bölme ismin... Bunların içinde var. Bayağı da uğraşıyor. Ağlıyor. Yine öğrenemiyor. Şimdi koca... Bu öğreniyor mu? Öğreniyor mu? Sonunda diyor. Sayın yok sizin hayvanlar. Yani koca Hazreti Ömer Efendimiz bile bu şeye düşüyor. Bazen işte sohbetlerde veya bir yerde, şimdi mesela bahsediliyor işte, yolun atıyorum haini veya işte işte münafık, bu şekilde.
Yani biz ki yani hiçbir şeyken, Hazreti Ömer Efendimiz'in de böyle hissetmemizde, yazılırsa mıdır bu yoksa, yani acaba ben o hainin içinden miyim? Veya ya işte o bende var mı, ben onlardan mıyım gibi birisinden? İnsanın bu noktada haf ve reca noktası durması net edilmiş. Yani biz bu noktada bir kanca olması iyi midir? İyi tabii ya. Normalde acziyetini kaybetmeyecek insanın, mahiyetini kaybetmeyecek. Bu sufi için lazım. Evet. Bir şey yok. Anlatmaması, bir yolu dışarı tutmak için aslında yok mu? Yok. Anlatmak da sıkıntı olur mu? Yok. Yani bir süreklerden ne sıkıntı değil bu kadar. Niye ya? Sıkıntı olmaz. Keksi böyle mi? Yani nefeslerden bir şey konuşalım.
Şimdi efendim dedim ya, o işte tüm kardeşlerle ilgili, işte bir tane de öyle müstehede bir kişi var. Ama efendim sağ olu selam onları düşünmek, bir kişinin yani nefsinden bir bir yok. Yok. Orada efendim sağ olu selam. Öyledir kalbe öyle bir his kendisi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı kendi teşrifetler ve sizlerdeki büyüklerimiz teşrifetler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sizi maşallah zikir yaparken bu esnada geldi. Alınızdan öptü, dedi ki maşallah isminizi size hitap edelim. Dedi ki maşallah bu kadar cemaatli bir alev tutulmuşsunuz. Size teşekkürüm ayetinde örnekler bir şey yaptı. Sizin en ufak muhatil etti. Ve oradan parmayalar şeyi gösterdi. Abdülkadir Yelan'ın iyi gösterdi ki, kim ki gerçek anlamda kalbiyle inanarak ve isteyerek, yönerek bu insandan ya Abdülkadir Yelan'den bir şey istersen, Rabbim ona o yetkiyi vermişti.
İnşallah ki istediği şey imkanlar dairsi inşallah fakir edecektir, dedi. Ve geçen hafta, bir önceki haftada ben fay takkesi takmıştım. Fay Hazretleri yanıma geldi. Dedi ki bana, sen bu takkeden dolayı benim kibayeme alacağım, dedi sizi. Ondan sonra siz oradan geçtiniz, onun yanına geçtiniz. O yanına dediniz ki, bu dediğiniz dersimiz çekmiyor. Ben burada dediğiniz kefili olmam. O esnada Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem geldi. Ve dedi ki, size seslenerek dedi ki, bu dersimiz çekmiyor ama yani bir şekilde keşke herkes yani, o daha önce şöyle bir öykü vermişti, dedi.
Olmanın gerektiği gibi ol, dedi o zaman. Daha önceki gösterdiği zaman. Dedi inşallah, yani dersini çekemese bile, eğer ki olması gerektiği gibi olursan, inşallah dedi, sıkıntı olmaz dedi o esnada. Ben de böyle boynumu büktüm, tamam dedim. Bir sonraki hafta, Fay Hazretleri geldi. Bu sefer Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem tekrar geldi. O dedi ki, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Ömekir. Onlar vardı yanında. Benim yanımda başka diğer, bu sohbete beraber gelip gittiğimiz arkadaşlar vardı. Onların yanındakiler her biri kavrayla işaret etti. Sen dedi, benim imanımdasın. Diğer de dedik, sen de benim imanımdasın. Sen de benim imanımdasın. Yani Hz. Ömer, birini gösterdi.
Artık o sorun yanında birini. Hz. Ömekir birimizi, Hz. Ali birimizi gösterdi. Dedi, sizin üzerinizdeki bazı haller değil, sizin tavrınız, sizin, dönüşün, sizin şeyiniz bizim bize uygundur ve nazarımız sizin üzerinizdedir dedi. Ömer, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de evet dedi. Sonra o şekilde gitti efendim. Derslerine çek. İnşallah efendim. Ama yani bu tembellik önemli değil mi? Ama bir türlü hızıma girmiyor ya da elime aldığım gibi şeytan bir şekilde ders edin mi? Ben size de çektim inşallah. Ben dersin başında Geylan Hazretlerine bir münacattı bulundurdum da onun cevabını aldım diye benimle sevindim aynı zamanda.
Bu konuşma geçerken ben de babacığım Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sesini duydum. Dersini çeksin dedim. Siz de üstüne dersin aynı kelimeyi söylediniz babacığım. Ben dedim bana ya nasıl olur dedim ya Resulallah dersini çeksin dedim. Efendim peki helalleşmanın yolu adabın mı nasıl olur?
Yani dersliğinden itibaren baştan hepsini tek tek tek … Helal olsun sana ne hakkımız var. Ben helal olsun herkese hakkımız helal olsun. Biz bu dünyadan gider olduk.
O yüzden hiç kimseyle bir hesabımız kitabımız yok. Kendi nefsimizle de alakalı bir şeyimiz yok. Layık olmasak da alnımızdan öpmüş ya. Sor. Yani bahset onu arkadaşlarımızın bahset diye söyleyeceğiz. Her birinin yapılması her bir bir bir sefer törbeşesini kırsan da yine. Bu durumda bir sefer yolda dalgından herhalde kalması gerekir her seferinde. Bin bir seferde olsa her seferinde kardeşlerinden dalması gerekir mi? Yani varsa kardeşlerine karşı yanılsız olsaydı.
Örneğin yolda bir tepsiliyeti varsa burada kardeşlerin üzerinde de bir soru her şey olur bu yolda. adam yolda durduğu müddetçe Cenab-ı Hak hepsini derlerine. Herkese selal olsun. Herkese selal olsun. Anlat bunu. şimdi mahşer mahşer meydanı mahşer meydanı Hazreti Resulullah salalar ve selal ben geçen haftadan da öyle görmüştüm. Bu haftadan da diğer peygamberlere bisiklet doğum kırmış. Mahşer meydan ve zikriler ile giderken Hazreti Resulullah böyle iki konunu açtı. Bir konumdan cehri zikiler dağlı bir konumdan hafiz zikiler dağlı döküldü.
Diğer Türk peygamberler Hazreti Hazreti içinde boyun gülmüş olarak beklerken bütün devrelerimiz ve melaikelerle zikrular yaparken diğer melaikelerle karşı Şam ve Şam ve içerisindeyler. Nazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir karşıdan onun ümmetli böyle bir akıl gibi ona doğru ilerlerken her bir dairede mesela siz büyük bir çiçeğin yaprakları gibi mesela siz böyle halaka halindedirse üstadlar rüşür ikanında onların içinde kalbinde ve onlara tabi olmuş denmişler sınıfyan grupları vardı.
Ama sınıfyan gruplar üstadlarımın kalbindeydi. Üstadlarımın kalbindeydi. Hazreti Resulullah sanki eğer o çiçek tanesini yaprağına dolaşır gidip bu maaşlar meydanında binlerce üstad binlerce onların görünümün içerisinde alakalar kurmuş dermişan zikrular yaparken bizim size yaklaştığı size yaklaştı Hazreti Resulullah bizim sanki cemaatimiz çok aşka muhabbetle zikir yapar yapıyormuş çasıda bize yaklaştı bizim zikrimizin o aşkı muhabbeti peygamber efendimizi çekti ve sizi ağrınızdan öttü o anda sizin kalbinizden kalbinizden
bir kafa açıldı ve peygamber efendimizin kalbine kalbine doğru bir oradan bütün dermişan geçti sizin gönlünüzden orası bir cennet bahçesi gidiyormuş ama zahirat orada her insan olduğu gibi peygamber efendimizin de gönlünde ayı üstadın orada vardı dermişan orada vardı peygamber efendisi orada vardı Hazreti Resulullah kalbimler ve gönlümler de bir yolculuk Allah'tan gayet olur zikrular yaparak o hay hay esması öyle yolculuk yaparak Hazreti Allah'a yaklaştık o hay hay esması kuslandığı zaman ondan sonra arkalarına hak
vurdurma böyle bir ışık sürtmesi içinde böyle bir her şey kaybettir soru efendim bir anda soru efendim iş yerimizde ya da yakın dairemizde ait akrabalarımızda olsun bizim dini olsun siyasal düşünceleri kabul etmeyin aşağılayın hatta mesela ben bu sana yaşıyorum buna siyah diye karşı hiçbir
düşünceyi kabul etmeyin insanlarla nasıl olmadı devam ettin işine devam etin sen cahilleri gördüğünde selam de gerek çok eskiden beri iki seneden iki buçuk seneden bir sikire gidiyor sikir sırasında sikire başladı o zaman sikir sırasında çok güzel kokular görüyoruz sikir dildikten sonra bu konuda duyuyoruz ama her sikirde çok güzel kokular görüyoruz bu hani hanzala kafir oldu diyor ya hazreti ebubakir efendimize o da diyor ki ne oldu valla ben diyor peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretin huzurundan çıkınca
diyor oradaki gibi olamıyorum aynı şey bende de var diyor gidiyorlar hazreti peygamber efendimize o da diyor siz buradaki halinizi korusanız muhafaza etseniz dışarıda diyor meleklerin size kanat geldiklerini görürsün buradaki halini dışarıda koruyamadığınız namlıyor çocukların şefaati hak olur şefaati hak olur şefaati hak olur oradan kadının birisi iki tane ölen ya resulullah ona da şefaat bir tane ölen ya resulullah onun da şefaati hak olur benim bildiğim Fatiha Allah
sebeht amin destur Allah hoşçak yapın şallah abone
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.