Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Ocak 2015 · 2:08:52
Belliyken her toplulukta eğit büküyor. Hani Kuran-ı Kerim bu noktada bize ikaz eder. Siz dinin emirlerini ayetlere eğit bükenler yok mu der. Dinin emirlerini eğit bükenler, bu eğit bükenlerken ama maddi menfaatlerini ama bu noktada makam, mevki kendilerince bir menfaat gözetip o menfaatlerinden doğru dini eğit bükme. İşte tarih boyunca Adem'den itibaren tabi bunun da böyle olmasında da hikmet var. Muhammed-i Mustafa'ya gelecek sonuçta. İnsanlar dinlerini eğit bükmüşler. Kaybedenler hep dinleri eğit bükmekten kaybetmişler. Zaman içerisinde, tarih süreci içerisinde insanların kaybettikleri noktalar onlar olmuş.
Ama toplumun önüne geçen siyasiler, ama toplumun önüne geçen dini otorite gibi görünen dini şahıslar, ama toplumun önüne geçen ekonomik olarak zengin olan kimseler, hep dini eğit bükmüşler. Tabi dini eğit bükerken de kendi menfaatlerinin peşinde, kendi heva ve heveslerin peşinde bu noktada davranmışlar. İşte yine aynı şekilde o vezir diyor ki kendine ait olanı terk et. Çünkü tabiatını kabul ettiği merduttur.
Yani tabiatı, insanın kendi tabiatı var. İnsanın kendi tabiatını kabul ettiğini kötü olarak görüyor. Mesela biz hani insan tabiatı dediğimizde, insanın tabiatı işte malumdur ya, dört element derler ya, ta Helenistik çağdan itibaren, Tabi beşincisini Cem Yılmaz koymuştu ya, hatırlarsanız. Dört element, hani malum, işte ateş, hava, su, toprak, tabi Cem Yılmaz da ona bir de tahta eklemişti. Ondan sonra tabi buna beşinci element olarak, mesela bir televizyonda izlemiştim ben, yani hava, su, toprak, işte belli, ateş, ondan sonra neyse, baktım elementler çoğaltıyorlar. Halbuki belli, başka bunun normalde şeyi yok, ne bileyim işte, söylenecek başka bir şey yok ama normalde ekliyorlar. Normalde havasız insanın yaşaması mümkün değil, kendinden olanı terk et deyince, normalde bir kimse havasız yaşaması mümkün değil, bir kimse susuz yaşaması mümkün değil, bir kimse toprakla var oluyor, topraksız bir kimsenin oluşması mümkün değil, bir kimse bu noktada kendisinde bir ateş, bir hararet olmuş oluyor.
Kendisinde o ateş, o hararet olmazsa yaşaması mümkün değil. Ama işte, o Yahudi, Hristiyan görünümlü Yahudi, böyle biraz tavirimi hoş görün, Doğan görünümlü Şahin gibi oldu bu ama, işte onun gibi bir şey bu adamda. Bu adam da bir yere gittiğinde diyor ki, kendine ait olanı terk et. O madde işte kendisiyle alakalı, kendi fıtratıyla alakalı olanları terk edecek, savaşacak, kendisiyle savaştırıyor. Düşünebiliyor musunuz? Oysa insanın kendisiyle alakalı olan şeylerde savaşacak olduğu şey bir tek nefistir. Nefsinizi terk edemezsiniz, ruhunuzu terk edemezsiniz, ruh sizi terk eder, siz onu terk edemezsiniz. Nefsinizi terk edemezsiniz, o sizi terk etmez, mümkün değil. Siz onunla insansınız. Kendi fıtratınızla, kendi yaratılışınızla savaşamazsınız.
Kendi yaratılışıyla, fıtratıyla savaşanlar hep batarlar. Batarlar, tarih boyunca batmışlar. Psikolojik sendrom yaşarlar. İnsan kendisi neyse odur yani. Başka bir şey değildir. Ama biz eğer ki bu noktada, bir de bunun haricinde bir de insanların ve bütün hayvanatın fıtratı vardır. Biz o fıtratla da savaşırsak yanılır ve yeniliriz. Bunların hepsi de insan fıtratına ve tabiatına aykırı olan şeylerdir.
O zaman tabiatımıza aykırı bir şeyi biz kendimize de alamayız. Ve kendi tabiatımızda olan bir şeyi de reddedemeyiz, yok edemeyiz. Bir şeyin tabiatı varsa, fıtrat yaratılışı var ise o fıtratın yaratılışın dışına çıkaramazsınız. Bir örneğin kuzunun kuyruğunu sırtına koyamazsınız. Onun tabiatı yaratılışı odur. Asla bunu yapamazsınız. Bir keçinin kuyruğunu aşağıya indiremezsiniz. Mümkün değildir.
Ne yaparsanız yapın. Bu tabiatıyla savaştıramazsınız insanları. İnsanlarda sonuçta bir tabiatları vardır. O tabiatları değişmez insanların. Mesela bir kimse bu noktada yaratılış fıtratı olarak, bunu ahlaka ayırt ediyorum burada. Yaratılış fıtratı olarak kendi tabiatının dışına çıkamaz. Ama ahlak olarak kendisini iyileştir, güzelleştirir. Ama fıtrat olarak, yaratılış olarak kendisini değiştirmesi mümkün değil. Birbirlerine aykırı yollar nefse kolaydır. Herkese bir din can olmuştur. Birbirlerine aykırı yollar diyor, nefse tatlı gelir. Oysa din nefisle mücadele etmektir. Adem'den beri gelen bütün peygamberler, insanlara nefisleriyle mücadele etmelerinin yollarını öğrettiler.
Çünkü insanın nefsi terbiye olmadığı müddetçe, hep yalana, yanlışa, harama, hep kötülüğe doğru çekecektir insanı. Oysa nefis terbiye olursa, o kimse iyiliğe doğru yol alacaktır. Ve Adem'den beri insanların doğru yolu birdir. Cenab-ı Hak Adem'i hem ilk insan hem ilk peygamber olarak indirdi. Ve Cenab-ı Hak insanlara doğru yolu gösterdi. O zaman doğru yolun karşısındaki zıt yol, insanı bu şekilde cehenneme götürsektir. Ama eğer her şey zıttı lazım deyip de kendimizi eğri yola atamayız biz. Oysa o Yahudi diyordu ki, gerçekte Yahudi olan, diyordu ki birbirine aykırı olan yollara gitse, bu senin nefsine kolay gelir hem. Yani birisi eğer namaz kılıyorsa sen kılma.
Birisi oruç tutuyorsa sen tutma, aykırı git. Eğer birisi doğru gidiyorsa sen eğri git. Birisi seni Allah'a davet ediyorsa kaç ondan. Eğer o aykırı olan şey senin de dinin olsun. Oradan da bir yol olsun sana. Hani bir kısım ehli tasavvuf görürsünüz ya, o bir kısım ehli tasavvuf, Kur'an sünnet ve imamların iştahı dairesindeki bir dinden dışarı çıkmışlardır. Onlar kendilerince kendi gittikleri yolu da din olarak gösterirler. Ve çok suçlu bir de söz vardır ya, Allah'a gider nefes ad edince yol vardır diye, Allah'a gider nefes ad edince yol vardır derler. Evet bütün yollar Allah'a gider, cehennem de alana. O yolun nereye götürdüğü önemli seni. Bütün yollar Allah'a, dönüş Allah'a olacak.
Ama dönüşün Allah'a olurken ebedi olarak cehennemde mi kalacaksın, ebedi olarak cennette mi kalacaksın? Evet nefese ad edince yol var. Biz o nefese ad edince yol lazım değil. Bize lazım olan heva ve hevesten çıkmayan Kur'an ve sünnet yolundan gitmek istiyoruz. Din o. Eğer biz heva ve hevesimizi dinleştirirsek, heva ve hevesimizi tanrılaştırırsak, evet nefesimiz ad edince yol olur bizim. Ve nefes ad edince yol var deyip de kendi nefeslerini ilahlaştıran, kendi yollarını tanrılaştıran, dinleştiren insanlarla dolu geçmiş dönemlerde. Bu hala dava. İnsanlar kendi enelerini, kendi benliklerini, kendi kimliklerini, kendi bireyliklerini öne koyup, kendilerince din ihdas ediyorlar. Kendilerince din yerine getiriyorlar.
Din kuruluyorlar. Farkında değiller. Ama bu yeni değil. Bu eskiden itibaren hep Adem ve peygamberlerin karşısında olanlar, hep kendilerince heva ve heveslerini uyup, yeni bir din oluşturmaya kalkmışlar. Ve din oluşturmuşlar. Ve şu anda da dünya üzerinde nefislerini tanrılaştıran insanlar, kendi dinlerini kurgulayıp, kendi dinlerini yaşıyorlar. Bakıyoruz biz. Bu haram mı haram? Haramı kendi nefsimize helallaştırıyorsak biz, biz yeni bir din oluşturuyoruz. Farkında değiliz. Ama bilerek ama bilmeyerek. Yanlışa yanlış demek, doğruya doğru demek, hakikatin ta kendisi olmalı. Ama biz yanlışa yanlış diyemiyorsak, biz doğruya doğru diyemiyorsak, ve dilimiz bu noktada güdük çıkıyorsak, biz doğruyu haykıramıyorsak, ve kendi yaşadığımız yanlış hayatı dinmiş gibi gösteriyorsak, işte yeni bir din oluşturduk biz.
Ama bunu ehli tasavuf yapsın, ama ehli cemaat yapsın, ama ehli tarikat yapsın. Bunu kim yaparsa yapsın, ehli siyaset yapsın, ehli ekonom yapsın, ehli askeriye yapsın, ehli felsefe yapsın. Bunun kim yaptığı önemli değil. Müslümansak, İslam'sak, din, Kur'an ve sünnet, imanların iştahıdır. Din bu. Bunun dışında bir şey oluşturuyorsak, o zaman biz, o Yahudi Hristiyanın gittiği yoldan kendimize yol açıyoruz. Birbirimize zıt yollar. Birbirimize zıt yollar, bizim için, hani birisine zıt, Peygamber'e zıt bir yol din değil, ama dinleştiriliyor. O zaman Ebu Cehil'den bir farkımız yok. O zaman Musa'nın karşısına çıkan Firavun'dan bir farkımız yok. O zaman İbrahim'in karşısına çıkan Nemrut'tan farkımız yok. O zaman Yusuf'u kuyuya atan kardeşlerinden farkımız yok.
Yok. Onlar Yusuf'u kuyuya attılar. Biz şimdi imanı kuyuya atıyoruz. Onlar o zaman İbrahim'i ateşe atmıştı. Biz şimdi Kur'an ve sünnete ateşe atıyoruz. Kendi imanımıza ateşe atıyoruz. Onlar kendi Nemrut atmıştı onun adı. Biz de kendi nefis Nemrut'umuzu atıyor bize. Başka bir kimse atmıyor. O zaman o birbirine aykırı yollar, nefse kolay gelir. Evet. Nefse tatlı gelir. Kur'an ve sünnete aykırı bir yol nefse tatlı gelir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine izine basınmayan yol nefse tatlı gelir. Hadisleri inkar edilen bir yol nefse tatlı gelir. Düşünebiliyor musunuz? Hadisleri inkar ediyorlar. Namazı kafana kılıyor. Diyorum ki nasıl namaz kılacaksın?
Namaz tarif et bakıyor. O zaman kafana göre namaz kılacaksın. Ya diyor bu namaz diyor şeyden gelme. Ne o? Kadim bir şey. Namazın kılınış şekli belli. Kardeş. Kur'an'ı yeni okudu bir kimse. Namazı kıl diyor. E sen eğer sünneti resulullah kenara atarsan bu kimse hangi namazı kılacak? Kimin namazını kılacak? Nasıl namaz kılacak? Nasıl böyle densizlik yapabilirsiniz? Nasıl böyle bir şey oluşturabilirsiniz? Bunu konuştuğumuzda cevap vermek yok. Ama internetlerde, medyada, orada burada işte Kur'an'ın dini. Laf çok süslü. Ancak Kur'an'a uyarız. Laf çok süslü. Kur'an'ın emrettiği İslam. Laf çok süslü. Cezbediyor insanı. Çekiyor. Kur'an dini. Çekiyor bakın.
Cezbediyor. Ve biz bunu hak görüyoruz. Doğru söz. Bu neye benziyor? Haricilerin o zaman için Hz. Ali Efendimizin karşısına çıkmasına benziyor. Muaviye, Mızrağın, Yezid ve Muaviye, Mızrakların uçlarına kimin aklıyla? Amur bin As'ın aklıyla. Amur bin As zeki. Çok zeki bir kimse. Çok zeki. Muaviye diyor sana bir akıl vereyim mi? Seni kurtaracak diyor. Söyle. Söyle diyor askerlerine. Mızraklarının önüne Kur'an'ı geçirsinler. Kur'an'ın hükmetmesini, Kur'an'ın hükmünü istiyoruz desinler. Bakın aynı oyunu tezgahlanıyor şimdi. Muaviye'nin askerleri, Mızraklarının ucunda Kur'an yaprakları savaş meydanına çıkarıp, Kur'an'ın hükmünü istiyoruz diyorlar.
Kur'an'ın hükmünü istiyoruz. O böyle Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin etrafında sonradan harici denilen, Bugünkü, tekrar söylüyorum bakın. Sonradan harici denilen bugünkü selefi, vahabi uzantısı insanlar var. Bunların ta sonu, başı oraya kadar gidiyor. Bunlar böyle işte Allah'ın eli denildiği zaman Allah'ın elinin var olduğunu şey yapıp, müteşabihleri zahir olarak bakıp, asla böyle müteşabih noktasında yoruma kaçmayan, kendilerince çok köşeli, toleransı olmayan ve kendilerince böyle altı zayıfını yaşayan bir grup var.
Hz. Ali Efendimiz'e diyorlar ki biz bunlarla savaşmayız. Hz. Ali Efendimiz onların yanlış olduğunu, bakın Kur'an'a yeniden, Kur'an'ı yorumlayacak bir şey lazım. Kur'an'ı yorumlayacak hadis lazım. Kur'an'ı yorumlayacak bir alim lazım. Kur'an'ı yorumlayacak bir fıkıh lazım. Bu olmazsa, Kur'an'ı yorumlanmazsa bu olmaz. Bunu söyleyecek hiç kimse, Hz. Ali Efendimiz'i dinlemiyorlar. Ve sonradan zaten Hz. Ali Efendimiz'e de savaşıyorlar. Ve onu katlediyorlar, şehit ediyorlar zaten. Onlar yapıyorlar. Aynı şey. Değişmiyor bir şey. Tarih içerisinde, tarih içerisinde değişmiyor. Şimdi hepimiz birer Ali katlediyoruz biz. Biz hepimiz birer Hüseyin katliamı yapıyoruz. Görüyoruz biz. Görüyoruz bunu. Biz aşureden aşurede o katliam aklımıza geliyor.
Her gün katliam yapılıyor. Bu ne? Bu herkesin kendi kafasından din oluşturması. Ve dine aykırı bir din oluşturması. Biz dine tabi olmak nefsimiz ağır geliyor bizim. Hadislere tabi olmak nefsimiz ağır geliyor. Ve o gün nasıl bize Kur'an lazım deyip de mızrakların önünde savaşa çıktılarsa bugün de aynı bir ruh bize Kur'an lazım deyip bizim karşımıza çıkıyor. Ve reddiye düzenliyorlar. Hadislere reddiye düzenliyorlar. Bugün bakın Hz. Mevlana'nın sözü asırlara işaret ediyor. Asırlara işaret ediyor. Veli nefesi. Veli nefesi bu. Asırlara işaret ediyor. Ve diyor ki herkes bir din oluştur. Allah muhafaza eylesin. Eğer hakkın din işlerini kolaylaştırması doğru bir yol olsaydı her Yahudi ve meclisi Allah'ı duyar ve anlar da demişti.
Bu ne demek? Yani eğer ki din işlerini kolaylaştırması yani normalde ruhsata tabi olunmasaydı burada ruhsatı inkar ediyor. Dinin kolaylaştırılmasını inkar ediyor. Ya kendince o azameti bize din olarak anlatıyor. Hani şimdi de var ya böyle tip insanlar. Ruhsat var diyorsun ki ya burada ruhsat var. O diyor ki Kur'an var. Ya bu dini yaşayamıyor bu kimse. Bu ruhsattan yaşasın. Buradan yürüsün. Yok hayır. O oradan yürütmüyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretini kolaylaştırınız zorlaştırmayınız demiş. O zorlaştıracağım diye uğraşıyor. Burada o ruhsatı kullandırmıyor dini yaşamak isteyenlere. Toleransı kullandırmıyor. Dinin orada bir toleransı var.
O toleransı örtüyor. Din adına küfre işliyor. Orada bir kolaylaştıran bir sünnet var. Kolaylaştıran bir hadis var. Kolaylaştıran ashabın bir uygulaması var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin sağlığında uygulanmış. Ve Hz. Peygamber efendimiz ona seslenmemiş. İnkar ediyor onu. Onu asla kabul etmiyor. Reddediyor. Ve bunlardan dolayı İslam dünyası zaten geri kalıyor. Bunlardan dolayı din yaşanamaz hale geliyor. Yani pantolon giyen kadınların kafir ilan edilmesi gibi. Yani çarşaf giymeyen kadınların tesettürlü olmayıp çıplak hükmünde olması gibi. Böyle bir din algısı olabilir mi? Bir bayan çarşaf giymedi çıplak hükmünde.
Bir bayan mantosunun altına pantolon giydi erkeklere benzedi lanet olsun sana. Bunlarla uğraşıyor. Bir bayan sohbetinde muhakkak bir soru gelir. Mantonun altına pantolon giymek caiz mi? 21. yüzyıldaki İslam dünyasının uğraştığı işlere bakın. 21. yüzyılda. Biz nereye gideceğiz? Biz aya gideceğiz. Hiçbir yere gidemeyiz biz. Hiçbir yere gidemeyiz. Ruhsatı çalıştırmayı bilmiyoruz ki. Biz dinin bu noktada kolay tarafını insanların önüne koyamıyoruz ki. Koyduğumuz zaman zaten dinden sayılmıyoruz ki biz. Neden? Dinin içerisinde kendince oligarşik yapılar kurmuş olan bir grup var.
Bu grup o oligarşik yapıyı devam ettiriyor. Ve siz o oligarşik yapıyı kıramıyorsunuz. O hiyerarşiyi kıramıyorsunuz. Yapamıyorsunuz bunu. Bunu söylediğinizde sizi Türk Haka ilan edip zaten çarmıha geliyor. Her dinin içerisinde İsa'yı çarmıha gelen gruplar var. O gün için Museviler bunu yaptılar. Şimdi de İslam'ın içerisinde Museviler var. İslam'ın içerisinde. İslam'ın içerisindeki Museviler Muhammed'leri çarmıha geliyor. Kur'an ve sünnet diyenleri çarmıha geliyorlar. Kur'an, sünnet, imamlarının iştahı diyenleri çarmıha geliyorlar. Neden çarmıha geliyorlar? Çünkü bu dini yaşanır hale getiriyor. Dinin kendi içerisindeki otoriteyi, onların kurmuş oldukları otoriteyi sapsıyor.
Onlar oradan bir otorite kurmuşlar. Ve insanlara ruhsat kapısını kapatıyorlar. İnsanlara iştahat kapısını kapatıyorlar. Ve din bu noktada iştahat üretemez hale geliyor. Biz hala da iki yüz yıl önceki herhangi bir hukukla kendi kendimizi eğlendiriyoruz. Bazen örnek veriyorum size. Kaç tane üniversiteli bayan var burada? Kaldır elini. Peki Hizmet'in dışından buraya gelenler elini kaldırsın. Dışarıdan gelmiş. Dışarıdan gelenler. Hepiniz de anneniz babanız mı getirdi? Annesi babası getirenler elini kaldırsın. Bitti. Hepsi daha nefiye göre haram işte. Hiçbirisi de otobüse bakıp da otobüste kırk kişi var mı? Kırk'ı da iman ehli mi diye saymadı.
Siz Türkiye'de yolculuk yapıyorsunuz. Kime soracağınız? Kamil Koç'u zaten yabancı firma aldı. Yabancı firma alsan olacak ki zaten. Önemli değil. Kamil Koç'a gireceksiniz, soracağınız önemli. Veya da herhangi bir otobüs firmasına. Kaç kişi var, nereye gideceksiniz? Hizmet'e gideceğiz. Kaç kişi var biletli yolcunuz? Otuz beş kişi var. Binemez mi bayağı? Hanefi'ye göre. Otuz dokuz kişi var. Kırkıncısı bu. Binemez. Kırk kişi olacak içeride. Kırk birincisi olacak. Şafi'ye göre binemez. Hanefi'ye göre zaten gidemez. Şafi'ye göre de binemez. Kaldı. Hepsi de haram işte. Biz ona iştahat edemiyoruz ki. Askere giden gençlere bundan on beş yıl önce ben diyordum ki askere gidiyor genç.
Namazını diyorum namazını terk etme. Sabahleyin abdesti bir şekilde botunu giy. Gün içerisinde botunu hiç çıkarma. Botun üzerine mest et, botunla namazını kıl diyorum ben. Farslarını kıl. Ortalık ayağa kalktı. Çok bilmiş bir diyanetten birisi telefon açtı bana. Mustafa Özbağ'la mı görüşüp buyurun dedim ben. Dedi siz dedi ayakkabıyla namazın kılıncağına fetva veriyormuşunuz dedi. Siz yasaklayın dedim işiniz ne. Nasıl yani dedim. Ben namazı kılsın diye fetva veriyorum. Siz de kılmasın diye yasaklayın dedim. Hocam bununla alakalı fetva nereden dedi. Hadis-i şerif var dedim. Ashab aktarıyor. Diyor ki dedim ben biz Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin ayakkabısıyla namaz kılarken gördük.
Ve diyor ki dedim torunuma getir evladım oradan benim ayakkabılarımı. Ayakkabısını giyip namaz kılıyor dedim ben. Ne yapacağız şimdi dedim. Hadis var. Okudun mu sen bunu dedim. Ben durdum. E dedim aç kötü bisiddeye oku. Bakın bir de çok böyle girift bir yerde değil ya. Kötü bisidde der. Bizim Diyanet Teşkilatımız kötü bisiddeye okumuyor ki. Biz bu noktada ruhsatı çalıştıramıyoruz. Biz toleransı çalıştıramıyoruz. Biz birisi namazını kılmış biz hükmediyoruz. Başı açık senin namazın olmadı. Neden? Başın açık dolaşıyorsun sen. Ya bırak namazı kılmış sana ne? Onun başı açık onun orucu kabul olmaz. Onun sakalı yok onun namazı kabul olmaz. Zaten gelmiyor muyuz?
Hazreti Mevlana bize 800 yıl öncesinden, kendisinden önce, 2000 yıl önce yaşanan bir olayı bize aktarıyor. Bu hadisenin aktarından bugüne kadar geçen zamanda 2500 yıldır bir zaman geçmiş. Şu hadise. 2500 yıl sonra biz aynı şeyleri konuşuyoruz. Değerli kardeşler bunlar 2500 yıl önce de aynı mesele olmuş. Bundan 2500 yıl önce insanlar aynı meselelerde kafa patlatmışlar.
Biz de aynı meselede kafa patlatıyoruz şimdi. Ruhsatı çalıştıracağız mı? Çalıştırmayacağız mı? Evet. Evet. O zaman ne yapmış? Diyor ki o gerçekte Yahudi olan, görünüşte Hristiyan olan. Eğer diyor ruhsatlarla, ruhsatlarla amel edilseydi, amel edilseydi Yahudiler ve Meclisiler diyor Allah'ı duyar anlandılardı. Ya o zaman o katı ruhsatları terk edip meselenin katı yüzünden bakarak gideceksin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nasıl yaptıydı bakmayacaksın. Hani çıktı ya neydi ihsan eyla açık mıydı? Sana derler, ayet-i kerim var ya, sana derler ki neyi tasattık edeceğiz? İhtiyacınızdan fazlası. Hadis-i şerif yok burada. İhtiyacınızdan fazlası. Ne zaman çıktı ihsan eyla açık? Beş yıl oldu. Daha önce neredeydi?
Yoktu. Şimdi Müslümanlar Türkiye'de siyasette, ekonomide ondan sonra bir yerlere gelmeye başladılar. Muhafazakat kesim, dindar kesim neyle geliniyor? Ekonomiyle geliniyor. Ekonomiyle geliniyor. Ekonomisiz olmuyor. Bize diyor ki hepsini de dağıtın şimdi. Siz çok para kazandınız. E para kazanarak da siyasette orada burada sözünüz geçmeye başladı. E şimdi hepsini dağıtın sizin sözünüz geçmesin. Allah bizi affetsin inşallah. Öbüründe demişti ki başka bir gruba da başka bildiğini anlatıyor. Kolay olur ki gönlün hayatı ve canın gıdası olur. Diyor ki sen kolayı al. Sen zorluklara katlanmayacaksın. Sen azameti tercih etme. Ya hep ruhsata bak, hep kolaya bak.
İşin en kolayına in. Nefesine ne kolaya geldi onu al. Bir tarafta diyor ki başka gruba sakın kolayı ve kolaylaştırılığını tercih etme. Öbür gruba diyor ki siz yine komple kolayı tercih edin. İşte böyle insanlar bozuluyor. Birisi diyor ki din azameti tercih etmek. Azametle yol gidecek. Öbürki diyor ki ya ruhsat var. Biz ruhsatı da alalım. Yok savaştırıyor, kavga ettiriyor. İşte o da diyor ki sen kolay olana bak. Birisine zor olana bak dedi. Kolaylaştırma. Zorla devam et. Eğer sen zoru kabul etmezsen asla dedi Allah'a ulaşamazsın. Öbürküne diyor ki sen kolay odur, kolay odur ki gönlü hayatı ve gıdası canı gıda olsun bu kolaylık.
Gönlüne hoş gelsin. Nefsine tatlı gelsin. Kolay olana bak. Hani bir ara normalde ben İzmir Bayındırlıyım bizim orada melamiler çoktur. Tenzih ederim. Bütün melamiler böyle değildir. Bizim oradaki bir şeyhefendi bizim o zaman derviş kardeşler pamuk ekiliyor o zaman. İşte pamuk tabi çapası filan böyle bakımı sıcaktır güneşin altında. Tabi oruç tutuyor ya kadınlar filan onların da akrabası. Demiş bu yazın göbeğinde oruç tutmayın Allah'ın alacağı otuz günlük oruç değil mi demiş. Kışın tutuverin. Nefsi ne kadar tatlı geliyor öyle değil mi? Bir ara profesörlerden birisi de demişti ya. Bakın bir ara profesörlerden birisi de dedi. Her Ramazan'da çıkıyorlar ya profesörler.
Onlardan birisi dedi ki yani Avustos'ta ne oruç tutuyoruz ki ocakta tutalım dedi. Tabi yani senin kulağın ağrıyor. Kulağın ameliyatı olması gerekirken gel senin gözüne ameliyat edelim gibi bir şey bu. Herkes ona sen ne yapıyorsun ya sen geri zekalı mısın embesin mi senin? Benim kulağım ağrıyor neden gözüne ameliyat ediyorsun deriz biz. Alakalı birisi çıkar der ki ya biz neden sıcakta oruç tutuyoruz biz kışın tutalım orucu der. Hiç kimse ona itiraz etmez. Veya profesörlerden birisi çıkmıştı da bir ara haçla alakalı mesele. Dedi haç belli bir zamanda yapılmaz dedi. Gerek yok buna. E haçı serbest edelim dedi. Herkes istediği zaman gitsin haç yapsın. Tabi bütün ay 12 ay haç yapacaklar.
Tabi sıra burada kalkmış o tek bu sefer. Sıra dediğimiz bir problem yok. Her ay haç olunca her ay düşünün 50 bin 60 bin kişi hacca gitti geldi. 8 ayda bitecek 100 bin kişi. 120-130 bin kişi sırada şimdi. Eee her ay işte bunu diyelim ki gönderecekler 10 bin 20 bin 10 bin 20 bin. Ha bir senede herkesin haccı bitmiş olacak. Ne ala memleket öyle değil mi? Hiç kimse buna şunu diyebilirsiniz bakın. Ya buna inanan mı olur? Kıymetli dostlar 100 yıl sonrasını düşünün. 100 yıl sonrasını düşünün. Birisi kalkıp da bunu ya geçmiş 200 yıl önce alimin birisi böyle demiş diyebilir mi? Diyebilir.
Ve bunu böyle çok muhteşem parlak fikir diye bundan 300 yıl önce birisi sunabilir mi? Sunabilir. Ve arkasından gelenler bunun yanlışlığını anlatmak için can uğraşırlar mı? Er cevap uğraşırlar. Tabiatın hoşlandığı her şey vakti geçince çorak yerekilmiş tohum gibi mahsul vermez. Önceden diyordu ki tabiatı reddet.
Tabiatının kabul ettiği her şeyi itiraz et. Şimdi de diyor ki tabiatın hoşlandığı her şey vakti geçince çorak yerekilmiş tohum gibi mahsul vermez. Önce tabiatınla savaştırıyor sonra tabiatla barıştırıyor. Onun mahsulü pişmanlıktan başka bir şey olmaz. Onun kazancısı haline ziyandan başka bir şey getirmez. Yani tabiatın hoşlandığı her şey tatlı gelecek, hoş gelecek ona. Ve pişmanlık olmayacak. Ama tabiatına zıt bir şey olursa onu normalde yerine getireceğim diye uğraşırsa yani nefsine tatlı gelen bir şey için harika bir şey. Ama nefsine tatlı gelmezse onu kabul ederse nefsine tatlı gelmeyen bir şeyi sonradan pişmanlık duyar diyor. Ya nefsiniz haram işlemek istiyorsa siz haram filan demeden haram işleyeceksiniz.
Eğer bunu bu haram ben bunu işlemeyeyim derse yarın bugün pişmanlık duyacaksınız. Nefis sizden intikam alacak. Kendini zorlama. Nefsini terbiye etme. Kendini terbiye etme. Canın ne yapmak istiyorsa onu yap. Canın ne yapmak istiyorsa. Tam bir Pavlosvari. Pavlos'a göre suç da yoktur, ceza da yoktur. Zaten bu Hristiyanın Pavlos olduğunu ben öyle, bu tarihte ona oturuyor çünkü.
Suç da yok, ceza da yok. Suç olmadığına göre hiçbir şey ceza değil. Pavlos'un meşhur sürüdüdür bu. Hristiyandır kendisi. Pavlos onu der. Bir şeyi suç kabul etmezseniz, suç olarak görmezseniz cezası da yoktur der. Cezasız bir din oluşmuş olur. Bugün iyi sevgilikteki olduğu gibi o hale getirdiler ya, hiçbir şeyin cezası yokmuş gibi davranılıyor. Cezası yok. Onun mahsulü pişmanlıktan başka bir şey olmaz. Yani siz böyle zorla bir şeyi kabul etmeye kalkar, mücadele ederseniz yarın öbür gün döner ona pişmanlık duyarsınız. Ve döner pişmanlık duyarsanız intikam alırsınız kendinizden. Yani siz kendinizi farzlarda şedid bir şekilde istihdam etmeye çalışmayın. Canınız namaz kılmak istemiyorsa kılmayacaksınız.
Canınız oruç tutmak istemiyorsa tutmayacaksınız. Canınız akşam yemeğinde bir kırmızı şarap içmek istiyorsa içeceksiniz. Neden? Hoş olmalı her şey. Bu pozitif noktadan baktığımızda evet biz namazı severek kılmalıyız. Harika. Orucu severek tutmalıyız. Harika. Dini severek yaşamalıyız. Harika. Bunları reddedecek noktası değil. Ama nefsimizden gelen bütün her şeyi de biz yerine getirmeye çalışırsak o zaman orada bir sıkıntı var. Orada bir problem var. Gönül arzu der ki insanlar din ve dinden yanı olan her şeyi sevgiyle muhabbetle onu alsın kabul etsin ve yaşasın. Eğer sevgiyle alır kabul eder yaşarsa bu harika bir şey olur. Ama nefisle olan mücadelede bazen şedid anlar olur.
Nefisle olan mücadelede sert yerler olur. Nefisle olan mücadelede bazen inişli çıkışlı alanlar ve yerler olur. O zaman biz o nefisle olan mücadeleyi yürütebilmemiz için biz buralardan da taviz vermememiz gerekir. Yoksa yarın öbür gün nefsin senden intikam alıp ee sen heva hevesine göre bir hayat yaşar. Bu bizi dinden uzaklaştırır. O zevk sonunda da önünde olduğu gibi kolay ve hoş görünmez. Nihayet adı güç olur. Güçlenmiş bir hale gelir. Yani eğer o normalde biz nefisle mücadele etmezsek ve o nefisle mücadele etmemenin sonucunda da biz zarar edenlerden oluruz. Ama normalde o sen güçleştirilmişse kolaylaştırılmışı birbirinden ayırt et. Bunun yüzünü de sonuna nazaran, sonuna nazaran gör.
Onun yüzünü de sonuna nazaran. Yani sen normalde o hiçbir şeyi sen zorlaştırma. Her şeyi nefsine kolay gelin yap ve nefsine kolay gelen yönden al. Ve hiçbir zaman, hiçbir noktada kendini zor bir noktaya atma. Yani nefisle mücadelenin içine girme diyor. Allah muhafaza eylesin inşallah. Dört yüz doksandan devam edelim inşallah. Devam edecek aynı şey. Diyor ki bir yerde burada dört yüz doksanda sen kendine bir üstad at. Sorulara. İçerisi bir hali sıcak oldu gibi ya.
Diğerlerden soba, moba varsa, klima falan varsa kapatın. Ya da Bursa soğuk. Biz soğuk yerden mi geliyoruz böyle ya? Ondan oldu herhalde. Ben soğukum. İkindi namazının son 45 dakikaya kalırsa sadece farzını kılmak sünnet. Fakat günlük işlerimizden dolayı ikindi namazın çoğunlukla son 45 dakikaya kalır.
Bu konuda çok sık olsa bile hep sadece farzını kılmalıyız. Evet Hz. Peygamber kerahat vakti girince ikindinin kerahati Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ikindinin sünnetini terk etmiş. O yüzden ikindinin sünneti bu noktada kerahat vaktini kılmaz terk edilir. Ama ikindinin sünnetini kılmak da çok büyük sevaptır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri met etmiş. Mümkün olduğunca sünneti seniyeye tabi olup sünneti kılmaya gayret eder. İkindinin sünneti. Meşhurdu ya hani İstanbul fethedildikten sonra Ayasofya camiye çevrilince ilk kılıncak ya namaz. İşte derler ki hiç ikindinin sünnetini kaçırmamış bir kimse namazı kıldıracak.
Onca alim ulemanın içerisinden bir tek Fatih Sultan Mehmet çıkar. Bir Allahu Ekber der. Ellerini bağlamaz. İkinci Allahu Ekber der. Ellerini bağlamaz. Üçüncü Allahu Ekber der. Bağlar. Arkadan akşam sehtinde der ki ya bizim evlatın herhalde biraz kibirlilik geldi. Üç tekbir getirdi der. Namazdan sonra der. Evladım neden üç tekbir getirdin der. Efendim hakkınızı helal edin der. Herhalde nefsime uyudum biraz. Birinci tekbirde Allahu göremedim. İkinci tekbir getirdim yine göremedim. Ancak üçüncü tekbirde Beytullah'ı gördüm. O yüzden elimi bağladım der işte. Halimizi düşünün artık. O yüzden Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri örneğin ikindinin sünnetini hiç terk etmemiş.
Salamat çekmeniz söylendiyse nefse ağır gelir. Böyle bir vazifeli, kardeş, rüya tevil ettirmiş. O noktada nefse ağır gelen şeye devam edeceksiniz. Ezan duasında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme makam ve mahmudu vermesi için Allah'a dua ediyoruz. Bir takım kimseler Peygamber Efendimiz'in bunun için duaya ihtiyacı olmadığını söylüyor. Sizin buna cevabınız ne olmalıdır? Sonuçta sünnet de sabit. Millet öyle diyebilir. Biz yine de dua ederiz. Vakıf binamızda bayan kardeşler için Kuran-ı Kerim ve fıkıh dersleri verilmesini istiyoruz.
İnşallah arkadaşlar iyi güvensinler. İnşallah doğru yazıyorsunuz mübarek insanlar. İki cümle, iki cümle. Peygamberlerin gösterdikleri mucizelerin bir gün bilimsel olarak da açıklanabileceği konusunda bilgilendirebilir misiniz?
Mesela bir bayan tek başına evlat sahibi olacak mı Hz. Meryem gibi? Evet. Bütün peygamberlerin gösterilmiş, peygamberlerin üzerinden tecelli etmiş olan bu benim kendi inanışım. Mucizelerin bir matematiği var. Allah hiçbir şeyi hesapsız, kitapsız, denklemsiz yaratmaz. Matematiksiz yaratmaz. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede de diyor ki her şey bir hesap üzerine yaratılır. Her şeyin bir hesabı var.
O yüzden bu her şeyin bir hesabı, bir matematiği varsa, peygamberlerin mucizelerinin üzerinde insanlar yoğunlaşırlarsa, onları fiziki olarak, matematik olarak çözümlemeleri mümkün. ve onları insanların lehine tecelli ettirmeleri de mümkün. Mümkün bu. Bunları normalde bilimsel olarak bilim ne yazık ki tespit edemediğinden dolayı, biz, onlar mucize olarak hâlâ da devam ediyor. Ama bunun bilimsel bir açıklaması, bir matematiği var. Ve bunların kıyamete yakın ben çözünürlüğünün bulunacağını, çözüleceğini, bu mucizelerin nasıl gerçekleştiğini, insanların anlayacağına inanıyorum. O yüzden onların bilimsel açıklaması yok diyemeyiz, sadece biz bilmiyoruz bilimsel açıklamalarını. Bu dünyada kadınlar namuslarında sorunlu, eşleri de onları korumakla zorunlu.
Benim her zaman kafama takılan erkekler de namuslarında bir o kadar sorunlu olacaklar. Evet, erkekler de namuslarında sorunlu, erkekler de zina yapmamakla emrolundular. Evli bir erkek zina yaparsa, evli bir erkek zina yaparsa, ve bu bilinirse, bunu kendisi normalde kabul ederse, örneğin o da rejim edilir. O rejim edildiğinde kadının nikahı boşa çıkardı. Nasıl evli bir kadın zina ettiğinde rejim edilip, öldürülüp erkeğin nikahı boşa çıkıyorsa, aynı şekilde kadın da aynı olması gerekir. Erkek de aynı olması gerekir. Ama İslam hukuku olmadığından dolayı bu oluyor. İslam hukuku olmadığından kadın da bu noktada evli olduğu halde zina etse hiçbir şey olmuyor, erkek de zina etse hiçbir şey olmuyor. Bu işin acı tarafı.
Tabi bir de toplum algısı bunun yanında bonusu. Toplum algısı ne? Erkek yapar. Toplum algısı bu. Toplum bunun kendi içerisinde bunu böyle enjekte etmişler bize. Bunu enjekte etmişler. Erkek istediği kızla konuşur. Erkek istediği kadınla çıkar. Toplum algısı. Bir erkek örneğin beş tane, altı tane kızla sevgili yaşar, yedincisindekiler evlenir birisiyle.
Toplum algısı. Hiçbir anne baba ya bu çocuğun kaç tane sevgilisi olmuş daha önce gidelim araştıralım bakalım. Yani bu olduysa bu haram işlemiş. Biz bir haram işleyen bir kimseye mi kızımızı vereceğiz diye düşünür mü? Haram. İna en büyük harallardan birisi. Düşündüğümüz zaman başka bir dünya açılıyor bize. Yani bu bütün erkeklere desek ki, erkek anne babalara desek, yani bir kızınız bir başka, bu kızı alır mısınız?
Altı yedi tane erkekle konuşmuş, çıkmış. Büyük bir çoğunluk diyecek ki, hayır ben oğlumu anne almak. Öyle değil mi? Büyük bir çoğunluk erkek de diyecek ki, ben onu almak istemem diyecek. Peki, sen ne yaptın? Harkez aldım. Sıkıntılı. Yaşarken ölüm anını yaşadığın bu on saniyelik bir an oldu. Dönüp bedenime bakarken geri döndüm. Bu olayı iki defa yaşadım. Ruhumun ayak uçlarından, göğüs kafesinden çıkışını hepsinde an ve an yaşadım. Buna ne anlam vermeliyiz? Harika. Bu daha da artacak. O kısa olmuş. Daha da uzayacak. Bir bakacaksın ki, yatıyor bedenin orada upuzun. Uyuyor mesela. Diyeceksin ki, nasıl uyuyormuş ya? Göreceksin. Bundan sonra yükseleceksin, gideceksin, bakacaksın, dolaşacaksın. Bakacaksın hala da uyuyor orada.
Çocuklarımızın yatılı okullara veya kurslara vermemiz uygun mu? Tabi bu okullar, dini eğitim veren okullar sizin düşüncenizdedir. Bana sorarsanız ben çocuklarınızı burnunuzun dibinden ayırmayın derim. Bu benim kendi algım. Çocuklar bir müddet akıl bağlı oluncaya kadar, büyüyünceye kadar burnunuzun dibinden ayırmayın. Ben üniversiteye dahi kendi bulunduğunuz şehrin dışına göndermeyin derim.
Hele kız çocuklarınızı göndermeyin derim. Kendi şehrinizin dışında. Ama kız erkek önemli değil. Çocuklarınızın birey özgürlüklerini de ellerine verin. Çocuklar hem burnunuzun dibinde olmasını istiyorsanız hem de onun birey özgürlüklerini eğer kısıtlıyorsanız o çocuklar sizden kaçacaklar. Birey özgürlüklerini eğer vermezseniz onların, onların kendi arkadaşları olacak.
Makul arkadaşlarıyla toplanacaklar, sohbet edecekler, çay içecekler, gezmeye çıkacaklar, yürüyüş yapacaklar örneğin. Bir etkinlik oluşturacaklar. Eğer biz onların bu birey özgürlüklerini tanımazsa çocuklar bizden kaçacaklar. Bu sefer çocuk özgürlüğü için dışarıda bir okul yazacak. Diyecek bir yakamı kurtarayım. Kadın erkek hiçbir şey önemli değil. Kız erkek hiç önemli değil. Bir yakamı kurtarayım şunlardan. Haklı. Benim için sinemaya gitmek yani normalde örneğin ne işim var sinemada benim. Bir 18-20 yaşındaki bir çocuk gidecek sinemaya. Makul bir film görsek, arkadaşları ile gidecek. Sen ona...
Kurslar bu noktada muhakkak çocuklara iyi şeyler katıyorlar. Ama çocuklar bence anne baba sevgisini, aile sevgisini almalılar annelerinin babalarını yanında. En azından üniversite çığına kadar çocuk aile ortamını, aile sevgisini, anne baba sevgisini, aile ortamının bu noktadaki sıcaklığını hissetmeli. O çocuk aile ortamının sıcaklığını hissetmeli ki çocuk kafasında başka bir alternatif oluşturmasın.
Benim kanaatim. Buraya rüya yazmayın. Hadi yazmayın. Aleminin gerçek olduğunu fakat şimdi birbirimizi görüyoruz, işletiyoruz, konuşuyoruz. Bunun gerçek olmadığını tekrar izah eder misiniz? Her şey gerçek. Ben bu gerçek, bu gerçek değil diye ayırmam. Bir kimsenin rüyası da gerçektir. Yaşadığı bu hayat da gerçektir. Şunu şöyle algılayabiliriz. Ya bu yaşadığımız hayat rüyaysa, rüya bu noktada farklı bir dairede ise biz belki de burası rüya olarak yaşıyoruz.
Bizim için uzun bir rüya olabilir mi bu? Bizim uzun gördüğümüz. Belki de bizim uzun gördüğümüz bir rüya bu. Öldüğümüzde uyanacağız. Hadis-i Şerif insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar. Eğer insanlar uykudaysa öldüklerinde uyanacaklarsa Hadis-i Şerif mucibince bu bir rüya. Hoş geldin 23 Nisan. O zaman bu bir rüyaysa ölmeden önce ölünüz.
Hadis-i Şerif ile biz rüyadan, rüyanın içerisinde, rüyanın içerisinde hakikate bir kapı açacağız o zaman. Öldüğümüzde uyanacaksak ölmeden önce ölünüz. Yani bilinçli, ihtiyari bir şekilde biz ölüme geçersek eğer o zaman rüyadan uyanmış olacağız. Bakın bu ihtiyari rüya, ihtiyari bir ölüm. Bir ölüm var bizim ihtiyarımızda değil. Eğer biz ihtiyarımızda olmayan ölüm anına geldiğimizde, öldüğümüzde uyanacağız. Hadis-i Şerif insanlar ölürlerken tam ölecekleri zaman onlara hakikat gösterilir. İnsanlar ve o hakikati görürler ölüm anında. O yüzden Hz. Allah der ki ve Hz. Resulullah sallallahu ve selam Hz. der ki ölmeden önce tövbe ederiz. O perde size aralandığında o esnada tövbe geçerli olmayacak derler.
Niçin perde aralandığında? Demek ki biz perdeyiz. Öte alem dediğimiz, o aleme karşı perdemiz var bizim. Öte alem dediğimiz, o perde bizim gözümüzden açıldığında o zaman tövbe etmemiz artık anlamsız. Niçin? Biz o zaman idrak ettik. Allah dedi ki, öte alem var. Allah-u alem, ölüm esnasında o kimse, Allah-u alem diyorum bakın, mahşerini yaşıyor. O esnadının hesabı kitabı görülüyor. Mahşer o kurulacak mı? Kurulacak yine. Mizan kurulacak, kurulacak, her şey kurulacak, bu kurulacak. Eyvallah. Eyvallah. Ben bu anlatılanları inkar olarak görmüyorum.
Ve o kimse aslında gerçeği gördü o esnada. Ölüm esnasında gördü. Ölüm esnasında gördüyse, o zaman işte ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifi üzerimizde tecelli ederse, biz de gerçeğimizi göreceğiz o esnada. Biz o gerçeğimizi göremediğimizden dolayı aldatmacının içinde duruyoruz biz. Biz o gerçeğimize gözümüz kapalı olduğundan, önümüzdeki perdeyi kaldıramadığımızdan dolayı biz uykuya devam ediyoruz.
Belki de bu alem komple de rüya olabilir. Hz. Mevlana mesnevisinde diyor ki, bu alemi hayal üzerinde yürürdür. Arabinin şerhi gibi, hatta Arabiyi anlatır gibi. Arabi bütün bu alemi hayal olarak gösterir bize. Bu farklı bir noktadır. Ama Hz. Mevlana bu alemi hayal üzerine yürür gördü. Tabanında hayal var yani. Öyle olunca insan baktığında o zaman bu alem o hayalin üzerine yürür. Buyur hocam. Efendim kimin hayali peki? Evet, bunun üzerinde son dönem bizim dergahın içerisinde bu böyle bir fenomen haline geldi. Kimin hayali?
Ben bu hayali, şimdi şöyle diyeceksiniz, Allah hayal kurmaz diyeceksiniz, ben Allah'ın olarak görüyorum. Çünkü o bilinmekliyi sevdi, bilinmekliyi sevince bilinmekliğin üzerine kendisi bilinsin diye böyle bir kararografi sundu. Bunun hepsi de bütün bu alemdeki varlığın cilvesi, varlığın kaynaması, varlığın içerisindeki tecelliyatın tamamı bunun bilinmekliği ile alakalı. Ve insan bu bilinmekliğin içerisinde olduğu müddetçe insan bu bilinmeklikten uzaklaştığınca Allah muhafaza eylesin. Esfel-i Safil'in dediği hayandan daha aşağı. Çünkü insan bilinmeklik için yaratıldı. Bilinmek için yaratıldıysa Cenab-ı Hakkın bu bilinmeklik hayali, bu kurguysa eğer bu kurgunun peşine takılıp Allah'ı bilme noktasında ve Allah'ın bilinmekliği noktasında, Allah'ın bilinmekliği noktasında, Allah'ı bilme farklı bir nokta, Allah'ın bilinmekliği farklı bir nokta gibi algılıyorum ben.
Bilinmekliği sıfatlarının tecelli etmesi, bilinmekliği zahire tecelli eden noktası, Allah'ı bilmek ise tecelli etmemiş, varlığa geçmemiş olan manayı da bilmek. Bilinmeklik tecelli eden şey, bir şey tecelli ettiyse o bilinebilir. Bu bilinmekliktir. Cenab-ı Hakkın tecelli ettirdiği şey bilinmeklikle alakalıdır. Allah bir şeyi tecelli ettirdi, batından varlığa, yani batından zahire geçirdi veyahut da birinci tahirinden ikinci tahirine tecelli ettirdi, ayağını sabiteye tecelli ettirdi, ayağını sabitede daha henüz varlık yok, zahire dökülen bir şey yok.
Ayağını sabitede, malum olmak ne kadarına malum olduysa bu Allah'ı bilmekle alakalı. Ama ayağını sabiteden düşmüş olan veyahut da Nur-u Muhammediye makamından aşağı düşmüş olan, varlık alemine düşmüş olan şey Allah'ın bilinmekliğiyle alakalı. Bu benim kendi ağlıyor. Bunu böyle bir kitabi olarak görmeyin, illaki doğru olarak da görmeyin. Bu benim kendi ağlıyor. O yüzden bir şey varlığa düştüyse bu Allah'ın bilinmekliğiyle alakalı. Ama varlığa düşmeyen şey Allah'ı bilmekle alakalı. O zaman Cenab-ı Hak varlığa düşürmekle kendi bilinmeklerini istiyor. Ve varlığa düşen her zerre Allah'ın bilinmekliğiyle alakalı. Ve biz ne kadar hangi tecelliyete mazhar olduysak varlığın içerisinde o bilinmeklikte o kadar yol aldık demek.
Bu Cenab-ı Hakk'ın düpedüz kendi kurgusu bilinmeklikle alakalı. O yüzden biz bunu haşa Allah muhafaza eylesin. Böyle yanlış algılanmasını da istemem. Bunu ben Allah'ın hayali olarak görüyorum. Yani bu Allah'ın hayali ol dedi oldu. O hayaline ol der olur. Bizim hayalimiz ol dediğinde olmaz biz kuluz. Ama onun hayali ol dediğinde kül dediğinde olur. O yüzden bu noktada biz o hayali yaşıyoruz diyebiliriz. Kendimce Atatürk'ün hayatta olduğu dönemde harf inkilabının yapılması, alimlerimizin bir anda cahil duruma düşmesinin sebebi kimdir? Sonuçta o gün için böyle bir şey olmuş, böyle bir şey yapılmış. İyisiyle, doğrusuyla, yanlışıyla, eksiyle, hatasıyla bu yapılmış. Bunları tartışmanın, geriye yönelik böyle hesap sormanın bir anlamı yok. Bize getireceği bir şey de yok.
Evet yanlış mı? Biz şimdi buradan bakaraktan yanlış olduğunu görüyoruz. Kendimizce. Örnek demek kolay. Yani beş bin yıllık bir Çinceler hala daha devam ediyorlar adamla. Eyvallah. Ama yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti hangi şartlarda kuruldu, hangi sistemde kuruldu, ne sözler verildi, neler yapılarak kuruldu, bunların farklı bir tartışılması gerek. Bugünden oturup bundan 80 yıl öncesini bu doğruydu, bu yanlıştı demek çok rahat, çok kolay. Bu konuların tartışılmasının bizim toplumumuza bir fayda getireceğine inanmıyorum ben. Gerek yok. Yani bunu Atatürk'ü sevmek veya Atatürk'e düşmanlık etmek, Atatürk'ü kafir görmek, yok mümin görmek, Atatürk'ü doğru görmek, yok eksik görmek, bunlar bize bir şey fayda getirmez.
Gerek yok. Olmuş bitmiş bir şeyin üzerine konuş, Allah konuş. İnsanlar birbirlerine düşmanlık besleyip birbirlerini kırıyorlar. Hiç gerek yok. Biz oturduğumuzda Osmanlı'yı da incelemiş olsak, Osmanlı'nın da yaptığı hataları, kusurları görürüz, sereriz herkesin önüne. Hatasız, kusursuz kim var ki? Osmanlı'nın hatalarını, kusurlarını ortaya çıkarıp, Osmanlı'yı lanetlemek ne kadar kötüyse, Atatürk'ün de eksik ve kusurlarını çıkarıp, lanetlemek o kadar kötü.
Lanetlemek kolay bir şey. Gerek yok bu tartışmalara. Buradan bir şey çıkmaz, bu ülke bundan bir şey kazanmaz. Ama insanlar pişirip, pişirip, pişirip, pişirip, medyada bunları önümüze getiriyorlar. Biz de böyle boş şeylerle tartışıyoruz. Boş şeyler. Bizi bunlarla aldatıyorlar. Bizi bunlarla kandırıyorlar. Bir tartışma çıkıyor, birisi Atatürk'e bir lanet okuyor.
Hürra alıyor başına gidiyor, herkes Atatürk için bir tartışma ortamı çıkarıyor. Kimisi onun kafir olduğunu ispat etmek için uğraşıyor. Var onu, yoğunu, onun küfrüne, kafirliğini ayırmış. İşi o onun sanki. Ya bırak, sana ne? Bu benim kendimce düşüncem. Yani bunun tartışmanın bir anlamı yok çünkü. Kafir olsa ne kazanacağım? Mümin olsa ne kazanacağım? Sana ne?
Bunlar boş muhabbetler. Biz ne yapalım? Ona kimse bakmıyor. Allah muhafaza eylesin. Evet normalde şimdi kendi kendimize düşündüğümüzde bu böyle olmuş, bu böyle olduğu için de işte bizim insanlarımız kitaplarını okuyamamışlar. Doğru. Doğru. Doğru. Ama o bir süreç. O güne kadar alimler ne? Neredeydi madem o zaman? Neredeydi o Osmanlı alimlerle Osmanlı ayaktayken daha? Osmanlı yıkılırken ne yaptılar?
Hiç bunların tartışması yaşandı mı bu ülkede? Hangi şeyh müstem, hangi fetvayı verdi de? Hangi şeyh efendi ne yaptı da? Bu insanlar okuyamadılar. Bu devlet kendisini yenileyemedi. Bu toplum kendisini yenileyemedi. Nerede hata yaptılar diye biz araştırıp baktık mı? Koca bir imparatorluk çökerken bu imparatorluğun içerisindeki medreseler, bu imparatorluğun içerisindeki dergahlar, tarikatlar, bu imparatorluğun içerisindeki okullar, camiler ne yaptı ya?
Bu süreç buradan gelirken bedavaya gelmedik ya. Elini kolunu sallaya sallaya mı geldi? Ben şimdi mesela bazen zaman zaman orada burada konuşuyorum. Diyorum ki bu insanların önüne dergi toplu bir şey çıkarır. Ziyanet teşkilatı, üniversiteler, toplanın kardeşim. Bir üniversite öğrencisinin önünde siz insanları bu hale getiremezsiniz. Bu hale koyamazsınız.
Hanife'ye göre namazın farzı, abdestin farzı dört, Şafi'ye göre beş, Maliki'ye göre, Hanbelli'ye göre yedi. Üniversite öğrencisi bir tur işte bunu görüyor şimdi. Hadi çıkarın. Kimin dinini götürüp de bir insana teklif edeceksiniz şimdi? Siz çocuğuna nasıl anlatacaksınız bunu? Her dönemin kendince, kendisine ait hastalıkları, kendisine ait sıkıntıları ve problemleri var.
Siz bir hadis inkarcısıyla nasıl anlatacaksınız siz bunu şimdi? Duruyor her şey. Bundan yüz yıl sonra dinin kendi içerisinde kendisini otorite görenler, bunlar yüz yıl yaşasalar, kendi yapamadıklarını, yapmadıklarını nasıl anlatacaklar insanlara? Büyük handikap bundan. Hiçbir şey elini kovunu sallaya sallaya gelmez.
Bana bazen söyleyince kızıyorlar sen Osmanlı düşmanı mısın diye. Herkes işte şapka devrilmeyene konuşuyor öyle değil mi? Ondan öncesinde Osmanlı'da sarı çıkarılıp fesin kullanılması var. Osmanlı kendisi dikcikliyor kendi halkını. Siz sarı çıkaracaksınız fesgeyeceksiniz diye. Bu neden konuşulmuyor hiç? Sarı çıkarılıp fesgeyebilmesinden dolayı alimler neden kalkışmadılar? Sarı çıkarılıp fesgeyebilmesiyle alakalı neden tekkeler konuşmadı? Neden alimler konuşmadı? Neden medreseler konuşmadı? Neden Kur'an ve sünnetin içerisinde iştahat kapısı kapanınca, yeni iştahatlar olmayınca, tekkeler, medreseler neden ayağa kalkmadı? Neden yenileyemediler? Neden iştahat koyamadılar? Önceden Molla Güranileri yetiştiren bir sistem, Molla Fenarileri yetiştiren bir sistem neden yetiştiremedi?
Neden köhneleşti? Niçin hala daha üniversitelerimizde, Diyanet teşkilatımızda bir Molla Güranimiz yok? Dünya İslam alimleri başkanı Kardavi neden Türkiye'den çıkmıyor? Bizim neden Hanefi iştahatına göre bir tane biz düzgün Türkiye'de, Anadolu'da yaşayacak olan insanlara ama Diyanet'in yayınlandığı yayınlasın, Komple bize bir İslam fıkıhı çıkarsınlar. Ama öyle namaz, abdest, sonuç istemiyorum ben.
Cuma'yı da koysunlar, hukukunu da koysunlar. Yapamazlar ki. Hadi üniversitedeki bütün fıkıhçı, profesörler toplansınlar, komple toplansınlar. Ortak bir ilmi heyet oluştursunlar. O ortak ilmi heyette bize böyle hadisleri inkar etmeden, inkar etmeden bizim dilimizi kolayca yaşayabilecek, bizim anlayabileceğimiz bir şekilde bize bir tane fıkıh, fıkıh kaidelerini anlatan bir eser çıkarsınlar bize.
Neden duruyorlar? Ücret alıyorlar. Devletten maaş alıyorlar. Hepsi de. 50 yıl sonra ne yapacaklar? Profesörler hepsi de. Ben Bursa'da Mustafa Kara'ya dedim. Hocam gel otur benim bulunduğum yere dedim. Bundan 20 yıl önce. Eleştirmeye kalktı. Hocam eleştirme dedim. O zaman ilayette asistan da. Eleştirme dedim. Gel bu akşam sohbet et dedim. Nasıl ya? Bas be hocam dedim. Ben cahilim ya dedim. Sen alimsin. Gel sen sohbet et. Nasıl? 100 kişi toplanıyor, 150 kişi toplanıyor. Gel sohbet et. Her perşembe gel. Biz her perşembe seni dinleyelim. Gel bizi zikrettir. Zikir, caiz mi? Caiz. Doğru mu? Doğru. Gel hocam sen yaptır. Biz cahiliz. Kaldın. Hala da bizi sevmez. Bizim tartıştığımız, atıştığımız yer burası. Yanında da öğrencileri var.
Hocam dedim. Gel sizin yeriniz. Siz olmadığınızdan biz oturuyoruz. Siz oturmanız gerekiyor. Gelin. Kaldı. Sonra demiş ki ya ne kadar sert konuşuyor işte. Yani böyle küstah gibi. Ne küstah hocam? Canım yanıyor benim. İçim yanıyor. Yok. Ben 20 yıldan beri bunları söylüyorum. Yok. Bir tane ilahiyat profesörünün çıkardığı bir fıkıh kitabı var mı Türkiye'de 80 yıldan beri? Yok. Var mı hocam? Yok değil mi? Hepimiz hala da Fikri Yavuz'un ilmalini okuyoruz. Öyle değil mi? Hala da biz Kuduri'nin tek ciltlik ilmali var. Sadeleştirilmiş. Onu okuyoruz. Bakın Türkiye'de hala da bunları okuyoruz biz. Birisi normalde bana fıkıh kitabı soruyor. Ben ne soracağım? El hidayı al dört çit. Karşılaştırmalı yapabilirsen. Tek cilt istiyorum. Fikri Yavuz'un künü al. Tek cilt istiyorum. Git Kuduri'ye al. Ne diyeceğim ben şimdi?
Ben üniversitede ilahiyatta ilahiyatın ilahiyatta fıkıh bölümünün profesör olmuş olsam utanırım kendi kendime. Valla utanırım ben. Ben utanırım yerin dibine girerim ben. Diyanetin fetva... Bursa diyanette fetva verecek olan kimseye gittim ben. Hocam bunun hakkında fetva istiyorum dedim. Vakti benim yüzme. Ya hocam siz dediniz. Ya dedim hocam ben fetva istiyorum sizden.
Koltuğunun altında götürdüm. Dört ciltlik el hidayeyi. Gürer düreni koltuğunun altında götürdüm. Hocam İbn Abidini getirmeye utandım dedim. Bunun fetvası ne? Burada böyle yazıyor dedim bak. Burada böyle yazıyor. Siz bunun dışında konuşmuşsunuz. Bunun dışında konuşuyorsunuz dedim. Bak yanımda. Hamdi döndüreni aradı. Selamun aleyküm aleyküm selam. İşte böyle böyle bir mesele var. Ned buyuruyorsunuz. O da böyle böyle dedi.
Yani o dürer dürerdeki, el hidayedeki, İbn Abidindeki bütün fetva-i Hindiyedeki fıkhın dışında bir şey söyledi. Hocam bunun altına imza atıyor musun dedim ben. Ben böyle uygulayacağım bunu. Sizden fetva almaya geldim. Bunu böyle uygulayacağım dedim. Hiç sıkıntı yok. Mahşerde bunun hesabı size ait bak. Sustu. Selamun aleyküm alacağımı aldım ben dedim. Yapamazlar ki Allah muhafaza eylesin. Bu yüzden şimdi Atatürk'ün zamanına da buradan atıfta bulunmak çok kolay. Çok kolay. Gereksiz tartışmalar. Allah bizi affetsin. Muhammed-i Mustafa sallallahu ve sellem'e kadar amel defterlerinin kapalı olmadığını söylediniz. Kala Adem aleyhisselamdan peygamberimize kadar ki insanlar amel defteri kapalı mı? Yok. Kim hayır yaparsa Cenab-ı Hak o hayır yapanın ve arkasından hayır getiren, kim senin amel defterini kapatmazsın.
Benim Kur'an-ı Kerim'e ihtiyacım vardı ve bedava dalıtılacağını duydum. Dalıtanların kim olduklarını bilmiyordum. Almaya gittiğimizde vermeden önce oradaki teyzelerin elinin öpülmesi gerektiğini söylediler. Ve orada bir ekranda yaşlı bir adamın duasına amel deirdim. Böylece tövbe almış oldum. Ben bunu bilmiyordum. Sorduğumda, Menzil-Nafşibendi tarikatından olduklarını ve bu şekilde tarikata bağlanmış olduğumu öğrettim. Ama ben daha önce sizden ders almıştım. Bu durumda ne yapmadım?
Hiçbir şeye gerek yok. Olanem getirmişler artık. Allah'a selamet dıklarsın. Yakında İskenderiye ve Kozvin ümmetime fetholunacaktır. Kozvin. Bu ikisi cennet kapılarından iki kapıdır. Kim ki bunlardan ikisinden veya birindeydi. Yalnız sadece nöbet tutarsa günahlarında annesinin dolduğu günkü gibi sıyırmış oldu. Bu hadiste geçen İskenderiye ve Kozvin neresinde. O Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin gaybi hadislerinden. Onlar fetholundu zaten. Orada da nöbet tuttu askerler. Bu onlarla alakalı. Bu üniversiteden hocamın sorusu. Eğer İslam dininde puta tatma yoksa neden insanlar Kabe'yi tavaf ediyorlar? Kabe'de bir put değil mi?
Biz Kabe'yi tavaf ediyoruz Allah'ın emri. Kabe'nin emri olduğu için değil. Bakın Kabe'yi tavaf ediyoruz. Kabe'yi tavaf etmek Allah'ın emri. Kabe'nin emri değil. Kabe ilah değil. Anladınız mı? Kabe ilahımız değil. Darül İslam hukukuna göre zina eden bir kimsenin suçunu itiraf ederse rejim edilmesi gerektiğini söylemiştiniz. Rejim edilecek kişi ölü hükmünde olduğu için nikah ortadan kalkıyor. Bu durumda soru bir bu kişi eşine geri döndüğü zaman Darül Hak Hukukuna göre zina etmiş midir? Bu durum çıkar yolu var mıdır? Tövbe etmesi bu durumu ortadan kaldırır mı? Doğan çocuklar veledi zina mı olur? Bu ilişkiden doğan çocukların yapabileceği bir şey var mı?
Bu durumda bilmeyen birçok insan var, bilmeyen kişilerin durumu nasıl olur? İşte bunların hepsi de İslam hukukunun olmamasından kaynaklanıyor. Bakın İslam hukukunun olmamasından kaynaklanıyor. Şimdi böyle biraz açık açık konuşsam hakkınızı helal edin. Ya bir kadın mail göndermiş. İşte kocam beni aldattığını ben ispat ettim başka bir kadınla. Ben de intikam almak için başka bir kimseyle adamla intikabımı aldım. Kocama da bunu söyledim. Bizim durumumuz ne? Hoş geldin 23 Esra. İbn-i Abidin'de yok fetvası, Fetevay-i Hindiye'de yok fetvası, Dürer Gürer'de yok, El-Hidaye'de yok, Şafi'de yok, Maliki'de yok, Hanbeli'de yok.
Hiçbir yerde yok bunun fetvası. Böyle bir şey yaşanmamış çünkü dağıncı ki. 1400 yıllık İslam tarihinin 1300 yılında böyle bir şey yaşanmamış hiç. Yok yazılı kaynaklarda. Bakın yazılı kaynaklarda yok. Benim bağırdığım, benim böyle çok özür dilerim, sesimin yükselmesine sebep olan şeyler. Bana gelen maillerden ben artık böyle fiziko rejim bozuluyorum.
Kendi kendime diyorum ki ya Mustafa Özbağ bunlara nasıl cevap verceksin? Mümkün değil. Bakın mümkün değil. Bunu Diyanet'e sorduğunuzda Diyanet'in verdiği cevap ne biliyor musunuz? Sizin resmi evlenme aktinizde kocanız kimse o sizin kocanız yolunuza devam et. Kadın gitti, ben bu sefer telefon açtım. Ya hocam böyle fetva veriyorsunuz dedim. Resmi evlenme aktinizde kocanız kimse o senin kocan diyorsunuz dedim. Bu kadın istediği gidip adamla yatarsa ne yapacaksınız dedim ya. Hocam sen mi gönder dedim onu. Bunu sen mi gönderdin? Ben mimliyim Bursa Diyanetler. Bunun içinden çıkılmıyor. Veya adam dolaşıyor boyuna ortalıkta.
Evli adam. Bizim dilimizde bu hovardalık yaptık. Vay ya ne hovard adam ya. Dilimizde bu bizim. Bizim hiç demiyoruz ki biz o adam. Zinacısın sen. Zanisin. Günah kebal işin Allah'ın ihanet ettiği işi yapıyor. Adama öyle demiyoruz biz. Adam için. Hak bu. Ya ne farkı kaldı ki yani bir müslüman bir kimseyle dinini yaşayan yaşamayan kimseyle arasında ne fark kaldı? Olmuyor işin içinden. İslam hukukuna göre evli bir kimse nikahsız bir kadınla durursa, bir erkek yaparsa böyle bir şey rejim edilecek, öldürülecek. Kadın boşa çıktı.
İslam hukukuna göre. Yok. Aynı şekilde de kadın rejim edilecek. Yok. Kadının birisi geldi. Bu adam mı ya benim kocam işte bu adam mı dedi. Ne oldu dedim. İki tane adam dolaşmış. Hala daha diyor ki dedi. Dedesi diyormuş ki dedi. Nikah mı olur? Bu da nikahımız olur diyor dedi. Biz sorduk soruşturduk. Bu işin içerisinden çıkacak olan bir tek Türk bulsa da sen varmışsın. Sana geldik. Nikahın üstüme yıkıldı. Kadın adamla daha adam. Bana diyor ki olur mu hocam benim nikahım bu adamla olur mu diyor. Anı düşünüyor.
Dedesi öyle demiş. Diyanete sordurdum. Diyanet dedesi gibi hükmediyor. Çıkamıyoruz işin içinden. Söyleyin nasıl çıkacağız şimdi. Yok fetvası. Yeniden iştahat edilmesi lazım. O İzmitliler bilir. Salonda bir hani fıkıhçı birisi vardı. Soru soruyordu ya boyuna. Doktora yapan. Doktora yapan. Bir daha gelmedi. Geldi. Dedim harikasın ya doktora yapıyorsun dedim ben. O arada da sıcak günden. Dedim başımda böyle bir şey var. Dedim kadın böyle bunu bunu bunu yapmış dedim.
Nikahı duruyor mu durmuyor mu? Bana doktora yapıyorsun ya. Fıkıhta. Son gidiş. Elveda. Bir daha gelmedi adam. Dedim git hocana mı soruyorsun? Kime soruyorsan sor dedim. Sakın İbn-i Abidin'e bakma yok dedim. Fetavay İmdiye'ye bakma yok. El Hidaye'ye bakma yok. Dürer Gürer'e bakma yok. Ben soruyorum. Ben söylüyorum. Memsut'a bakma yok. Bana böyle baktı şimdi. İçine var mı senin var dedim ben. Bunlara bakma. Bunlara baktım hepsine. Dedim hatta mültekaya da bakma. Orada da yok dedi. Yok içini içinden çıkamıyoruz. Bunun fetvası yok. Ben diyorum ki boşanın. Hemen anında boşanın diyorum ben.
Gel lan diyorum boşanın. Yapacak bir şey yok. Söyleyebileceğim bu. Kimisi diyor tövbe etsek düzelir mi? Ya kardeşim. Yani git oyuna dolaş gel tövbe ettim de o zaman. Nasıl bir şey bu? Bazı adamlar da şey rahatlar. Yani adam diyor üç tane çocuğum var hocam. Allah Allah. Ne yapayım ya adam dedim ya. Üç tane çocuğum var diye dedim. Ne yapıyorsun? Ne yapıyorsun şimdi? Üç tane çocuğum var ya kabul edecek kadını. Kadın gitmiş dolaşmış gelmiş. Bir nefes almış. Bir hava almış. Kadınlar da haklı. Kendince. Ben onun yüzünden gittim diyor. Bunun sorumlusu bu diyor. Dükkanda kavga çıkacak.
Sakin olun. Rahat olun. Durun bir dakika. Millet kadın yeri. Herkes alışveriş ediyor içeride. Biz küçücük bir biri orada. Efendim. Ben gittiysen bunun yüzünden gittim diyor. Adam da öyle duruyor. Adam rahatsız da sıkıntı yok. Üç tane çocuk var diyor adam. Bakacak kimse yok diyor. Ben o yüzden diyorum evlenecek olan adam. Kaç tane çocuğu var? O kadar çocuğun kendi başına bakabilecek gücü varsa evlensin. Örnekler var. Tecrübe var. Kaç tane çocuk bakabilecek sen? Sen hani bak yani bir sufiden bu beklenecek sözler.
Tecrübeler var. Kaç tane çocuğu bakabilirsin sen? Hanımın kalmayınca bir tane. Bir tane çocukta kal. Başbakan beş tane diyor. Sen beş taneye bakabilecek misin evde? Bıraktı kadın. Çekti gitti ya. Dine erkeğe ait çocuk. Ateğe bakacak çocuğa. Çocuk erkeği. Bakabileceksen dur durdun yerde. Allah bizi affetsin. Fetvası yok. Var. Diyanetin fetvası belli. Önemli değil. Önemli değil. Kadın, erkek. Nerede dolaştılarsa dolaştılar. Kaç bağrı notunu yedirlerse yedirler. Resmi evlenme akitleri duruyor mu? Evet onlar karı koca. Devam edin hayatımıza.
Diyanet bunun dışında fetva veremez ki. Bunun dışında bir şey söyleyemez. Medeni kanunla çatışacak. Hoplatırlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na layık hukuk devletinden çıkarıp ondan sonra işte dini mühteratüre uygun devlet haline getirmekten hopur hoplatırlar hepsini. Birisine diyemez bu noktada sen zina etmiş oldun, boşanman lazım veyahut da katledilmen lazım diyemez.
Desin hadi bir. Gidin sorun diyorum ben yazılı bir fetva alın. Yazılı fetva da veremiyorlar. Şifayen söylüyor. Şifayen. Dedim gidin yazılı alın fetvayı. İsterseniz sorun Diyanet Govtr'e. Evet. Hükmü nedir deyin. Cevap gelmiyor. Kuyuya taş atmak gibi. Arkasını bekleme. Sonsuz çünkü taş gidiyor yerini bulmuyor için. Gidiyor daha bizim taşlar. Cevap veremez. Arkadaşın dedi ki medeni kanun duruyor orada. Nereye cevap verecek?
Ben Boşay'ın tavsiye niteliğinde bununla alakalı dahi savcılığa ifade verdim. Ben dedim tavsiye ettim boşanın diye dedim. Emretmedin. Benden de yazılı bir şey alsalar ben de selamün aleyküm diyeceğim. Birisi birkaç bahar ot yemiş. Öbürkü de birkaç bahar ot yemiş. Kerimesini ben çekeceğim. Nerede? Mustafa Özbağ kodeste. Sebep? İki kişi ot yemiş. Zinankarlık etmiş. Ben içeride cezaevinde yatacağım. Evet. Evet. Böyle. Bu Türkiye. Allah bizi ye de inşallah. Böyle söyleyince dilim sivri benim.
Sevgimizi söylemek mi hissettirmek mi? Hani birisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanında böyle bir sahabeden bir kimseymiş geçiyormuş. Ben demiş onu seviyorum ya resulallah demiş. Kalk demiş koş. Ona söyle sevdiğini. O da kalkmış koşturmuş ona gitmiş sevdiğini söylemiş. Muhakkak sevdiğini söylemek de güzel ama önemli olan onu hissettirmek. Seni seviyorum boş laf olarak bile klişe laf gibi olmayacak. Güzel bir şey ama önemli olan onu hissettirmek. İslam'da sakal bırakmanın hükmü nedir? Uzunluğu, kısalığı ne kadar olmalı? Sünnet. Sakal bırakmak sünnet. Bir kabze bırakmak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin terk etmediği sünnet. Bırakmadık sünneti terk etti o kimseydi.
Günahkarsınız diyemeyiz sünneti terk eden bir kimseydi. Hayatımızda o kadar çok sünnet vardır ki terk ettiririz. Yani onları görmeyip sakalı görmek abes olur zaten. Allah muhamaz ederiz. Yani bir kimsenin sabah namazının sünnetini veyahut öğlenin sünnetini terk etmesi örneği neyse sakalı terk ettiririz. Sakalı sünneti terk etmesi hayır. O yüzden hiç kimse bir sünneti terk etti diye günah kebal işledi, günah işledi diyemeyiz. Sakın böyle ağzınıza alıştırmayın. Sakın. İslam'da haramlar belli. Haramların haricinde yeni günah kebaliler oluşturmak, yeni din oluşturmak kimidir. Haramlar ayetle, hadisle belli. Bu noktada bunların hepsi de iştah artı.
Bir de işin Darülü Harp, Darülü İslam noktası var. Yani biz az önce bir şey anlattık. Öküzü bırakmışız. Öküzün tüyünden uğraşıyoruz şimdi. Anlatabildim mi? Öküzü bırakmışız. Öküzün tüyünden uğraşıyoruz. Ya öküz var ortalıkta. Biz asıl ana problemle uğraşmaya gücümüz yetmiyor. Biz milletin sakalın neredeyse santim santim boyuna ölçeceğiz. Bırak sakalın. Derdim, yangınım var benim. İstersen bütün herkes sakalı kesmiş olsun. Yangınım o değil ki. Göz göre göre, Kur'an ve sünnetle sabit olan haramlar işleniyor. Biz ana meseleyi bırakıp teferruatla uğraşacağız. Allah bizi affetsin. Yani bu ne? Milletin sakalının santimi.
Allah muhafaza eylesin. Yok. Bunların hepsi de nefis aldatmacısı. Nefis aldanıyor Allah. Asıl mücadele edilmesi gereken alanı bırakıyor. Hiç böyle elzem olmayan başka alana kayıyor. Önümüzde bir Uhut var. Önümüzde bir Bedir var. Önümüzde bir Hendek var. Biz onları bırakmışız. Örneğin Medine'nin içerisindeki kanalizasyon nereden geçsin diye onun hesabını yapıyoruz. Kardeş, orada önümüzde bir Bedir var. Önce Bedir anladı. Önümüzde bir Uhut var. Önce bir Uhut halledelim. Yok. Nefis ona gelmiyor. Nefis ona zor geliyor çünkü. Önümüzde namaz var önce bize. Önce namaz var önce bize. Önce namazı halledelim.
Bir şey vardı, yirmi yıl oluyor tabii. Tofaşla çalışıyordu adamcağız. Ondan sonra o işte bir yere intisap etmiş. Bir yere intisap edince ona demişler ki sakalını muhakkak bırakacaksın. O da sakalı bırakmış. Tabii iş yerinde de tofaştan sıkıntı var tabii o zaman. Bundan yirmi yıl önce. Neyse demişler ya gidelim ona söylerim. Biz de tabii genciz o zaman adam bizim sözümüze bakmıyor. Tamam geldim. Dedim ki kardeş, sakal bırakmak sünnet. Çoluğunun çocuğunun bakımı farz edin. Sorumlusun. Yapma. Böyle bir iş de bulamaz sınır. Ailen bozulur, çoluğun çocuğun bozulur, hepsi de bozulur. Sen dedim kes sakalını, devam et işine.
Namazını kılın, orucunu tut, farzını yerine getir. Ailene bak. Yok. Adam sakal yüzünden işi bıraktı. Bir pazar günü sabah erken şeye gidiyor. İşte sohbete gidiyor. Arabada da işte araba dolu. Börek satıyor. Dedim iki kilo börek ver hadi bakalım. Neyse iki kilo börek verdim şimdi. Dedim ne yapıyorsun? Börek satıyorum işte dedi. Böyle baktım. İşte sakalı bırakmış. Allah yardımcın olsun. Biraz da böyle hani sen dedim hani sakalı kesmemi isterim. İşte hani mutluyum, memnunum. Benim huzuna vurdum ben şimdi.
Gönlüm arzu eder ki dedim ben. Eski günlerini hiç aramam. Aradan bir altı ay daha geçti. Böyle oturuyorum ben dikkat. Geldim kafayı. Selamun aleyküm aleyküm selam. Tıraşı olmuş. Takım elbise giymiş. Kravatı da takmış. Hoş geldin. Dedi hakkım helal açmaya geldim. Ben sana dedi çok attım tuttum dedi. Çok konuştum dedi. Senin arkandan gelenlere konuştu. Hepsine dedi söylenmeyecek laflar söyledi. Sana dedi söylenmeyecek laflar söyledim. Dedim küfrüme fetva vermişim dedi. Verdim dedi.
Gittim dedi hocama sordum dedi. O da dedi dedi. O küfür ehli dedi senden bir çıktı. E ne olacak şimdi dedim. Şimdi sen ne yaptın dedim. Bu halin ne? Seni şimdi. Eşim terk etti dedi. Çocuklar terk etti dedi. Kayınpeder dedi perişan etti ortalığı dedi. Haklı dedi. Babam dedi attı beni evden. Ben dedi yeniden toparlamak için dedi ortalığı dedi. Şimdi dedi işte şurada filan bir yerde iş yapıyorum. Çalışacağım ve uğraşıyorum. Hepsini toplayacağım diye uğraşıyorum. Dedi beni dedi dergaha kabul et. Hakkını helal et. Allah yolundan çık etsin sen dedi. Neden? Yok dedi. Biz dedim böyle saplantılı arkadaşlarla yoğunluk deneyiz dedim.
Sen saplantılısın. Pesleşik, psikolojik, dengesizsin sen dedi. Dengen bozuk senin. Sen bak işine. O kendine bir yer dedim. Biz küfür ehliyiz ya bir dedi. Ya hocam öyle deme. Ne hocası kardeşim dedim ya. Küfür ehli adama bir de hocam mı diyorsun sen? Sen hocana da söyle şimdi dedim ya. De ki dedim ben. Küfür ehli dediğin adam hala da hayatına devam ediyor. Ve söylediği şey çıktı. Çıktı mı dedim ben ona dedim eşin gider çoluğun çocuğun gider. Hayatım bozulur dedim. Yapma. O yüzden Allah bizi affetsin. Orta yerde ana meseleler var ya olmazsa olmazlar. Bütün hayatınızda ona göre odaklayın. Örnek senin diyelim ki 2 lira gelirin var.
Sen önce evinin olmazsa olmazlarına bak. Evin kira evinin kirasını öder. Elektrinin suyunu doğalgazını öder. Olmazsa olmaz. Sen gidip de janjanlı bir şey alacağım diye uğraşma. Ne lazım sana? Sen işte diyelim ki 3-4 kişilik bir ailesin. Sana tencere yemeği lazım. Git nohut al, kuru fasulye al, pirinç al, bulgur al. Zeytinyağını örneğin yağını al. Ana malzemeleri kur önce. Sen kalkıp da böyle işte yok çikolataydı, yok pastaydı, yok işte çokellaydı, yok janjanlı bilmem neydi. Bırak onları sen önce. Sen ana meseleleri halledeceksin. Bakın hayatınızı ona göre dizayn edeceksiniz. Bana ne lazım önce? Şeker lazım. Un lazım. Pirinç lazım. Bulgur lazım. Nohut lazım.
Kuru fasulye lazım. Salça lazım. Bana lazım olanlar bunlar önce. Ben önce en kötü zamanda dahi tencereye girecek bir şeyler almam lazım. Çoluk çocuk ekmeksiz, susuz, aç kalmayacak. Ana maddeler bunlar. Ana madde bunlar. Ya işte ne lazım işte ne on pastaların üzerine sıkıyorlar ya ne on? Krem şanti. Krem şanti. Ulan batsın krem şanti. Ne kraker? Ulan batsın krakerin. Yemeği var kraker. Patos çitos yeme. Yeme. Ne içecek koydu buydu alma. Ne işin var senin onlarla? Senin gelirin belli. Sen ana malzemelerle işini gör. Bitti. Millet ne yapıyorsa yapsın.
Ne yapacaksın sen? Ne işin var senin salonuna? Git bir kilo kıymayı al ye sen. Ne işin var sucukla senin? Kilosu kırk lira. Lan git yirmi beş liraya al kıymayı ye. Ne işin var senin sucukla? Anladınız mı? Ev geçimi. Veya din. Önce ana kaideleri yaşar. Önce ana kaidelere bak. Önce haramlardan uzak dur. Önce farzları yerine getir. Sana bunlar lazım önce. Bakın sana önce bunlar lazım. Yok. O bir tane kedi besleyeceğim de cennete gireceğim diye uğraşıyor. Lan bırak kedi beslemek de cennete gireceğim diye uğraşıyor. Lan bırak kedi beslemek de cennete gireceğim. Bir tanesi normalde hani var ya hadis şerifte kuyunun başında.
Öyle bir kuyu denk gelirse. Kuyunun başında da bir tane köpek denk gelirse. Sen kuyudan suyu çıkar içir. Yok. O normalde namazı bırakmış, orucu bırakmış, farzı bırakmış, vacimi bırakmış. Bahçede ne ol? Çokakta dolaşan kedileri besleyip cennete gireceğim diye uğraşıyor. Veyahut da farzı bırakmışız, vacimi bırakmışız. Biz veyahut da haramları söylemeyeceğizler. İşte örneğin herhangi birisine şimdi. Diyeceğiz ki mesela işte neydi ismin? Erhan'a diyeceğim ki Erhan senin sakalın neden böyle ya? Ha başka işimiz yok bizim. Veya birisi de diyecek lan Mustafa Hoca'nın sohbetine bak ya. Ya böyle bir sakallı birisi de geliyor ya. Nereye geldik ya? Ha ya? Oy takvan bozuldu senin.
Evet. Sen öyle takvasın ki. Öyle kadar takva ki. O. Akıyor böyle. Bağlamak lazım paçalarını sağlam lastikle. Akmasın aşağı yamana gitmesi. Tabii. Akıyor ondan çünkü. Bizde öyle bir hastalık var ya. Yani bakıyor şimdi. Bu adama peşinden mi gidiyorsunuz? Ha evet. Cübbesi yok. Bizim kardeş de böyle benim cübbeli fotoğraflarımı göndermiş. Dedim kızım hiç mi dedim ne ne alakası var? Sen ne ama böyle yaptın bırak elleme dedim. Nereye gidiyorsa gitsin ne yapıyorsa yapsın. Efendim ağrıma gitti diyor. Sizin hakkınızda cübbesiz dedi. Bence cübbeli fotoğraflarınızı göndermiş. Kızım yavrum dedim ya ne gereği var.
Elleme cübbesiz kalalım biz. Yok. Din olarak onları söylüyorlar çünkü. Bize olmazsa olmazlar anlatan yok. Kardeşim faiz aran. Bankalar randuraların faizle iştikal ediyor. Devlet kurumları faizle iştikal ediyor. Adam vergisini bir gün geciktirince faiz biniyor tepesine. Adam öyle Türk parasını bir gün geciktirse faiz biniyor tepesine. Faiz biniyor. Ve geciksin diye bakıyor bütün hepsi de. Faiz alacak çünkü. Satmış ya onun karşılığını zaten onu satmış sana. Onu satmış ödemediğin zaman faiz işletecek. Ona bakıyor sana. Kimse bunu konuşmuyor Türkiye'de. Bunu Türkiye'de konuşan yok. İslam'ın hukuku hiçbir yerde yok. Bunu konuşan yok.
Biz oturmuşuz. Kadının iki teli görününce ne kadar harap. Hadi bakalım çıkın işin içinden. Öyle işte sakallı bir halimizde hocam bankaya girebilir miyiz giremez miyiz? Lan girmiş evine girmiş cebine girmiş senin. Sen fiziken vücut olarak bankaya girsen ne olacak girmesen ne olacak. Senin her şeyine girmiş. Elektrik parasın, su paranın, senin emekli maaşın her şeyin bankayla. Esnafsan her şeyin bankayla. Memursan da bankayla. İşçi sen de bankayla. Biz hala da şunu konuşuyoruz. Biz bu halimizde bankaya girelim mi girmeyelim. Cebinde kredi kartı var adamın bankaya girip girmemekten konuşuyor. Ana kaideleri bırakmışız biz. Bu şuna benziyor.
Kadın evde yemek pişirmemiş. Gitmiş bir tane tatlı yapmış. Yemek yok. Akşam olmuş adam gelmiş eve. Hani yemek lazım. Aa aşkım kısarak. Aşkım bugün ne oldu biliyor musun? Ne oldu? Ben sana tatlı yaptım. Aa ne kadar güzel. İyi öncesinde yemek yiyeceğiz ya. Ha yok. Eee ben bugün sana helva kavurdum ama. Hoş geldin 23 Nisan'da. Adama 99'luk değil binlik lazım ya sabah için. 99'luk yetmez çünkü. 99'a gelince patlar yener. En iyisi binlik lazım. Evinizde binlik tespih olan var mı? 2 kişi çıktı. Alın işte bir eksik. Evinizde binlik tespih yok kimsenin gibi.
Allah bizi affetsin. Seyr-i sülûk nedir? Aşamaları nelerdir? Herkes yapabilir mi? Herkes yapabilir. Seyr-i sülûk. Sülük etmek. Yani bir şeye doğru yürümek. Seyir seyretmek. Seyir seyretmek. Seyrediyor. Seyrediyor bakın. Seyrediyor. Az önce hani bir sohbet vardı. Allah'ın yarattığı şeyler Allah'ın bilinmekliğidir. Bu bilinmeklik seyretmektir. Yani seyrediyor. Bir sürü varlık aleminde varlığın içerisinde türlü cilve var. O cilveleri seyrediyor. Seyir.
Sülük. Yol gitmek. Bir şeye doğru yürümek. Bir şeye doğru avdet etmek. Bir şeye doğru koşmak. Bir şeye kendini adapte etmek. Allah. Allah'a koşarken o kimsenin seyretmesi. Allah'a koşmak. İnsanlar Allah'a koşunuz. Emir. Allah'a koşunuz Emir. Allah'a koşunuz. Allah'a koşarken seyretmek. Herkes yapabilir mi? Herkese bu kapa açık. Bu kapanın kapalı olduğu bir mümin kimse yok. Kim eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedene Muhammeden abduhu ve resuluhu dedi. Allah'a koşunuz emrini kendi üzerine aldı.
O seyri sülükün içinden. Allah mübarek eylesin herkese. Bitti. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha. Allah hepinizden de razı olsun. Cenab-ı Hak cümlemizi hem beni hem sizi duyduklarımızın doğru kısmıyla amel etmemizi nasip etmesin.
Amin. İnsanların bütün konuştukları doğru değildir. Her şey doğru değildir. Arasında ağzından kaçan, dilinden kaçan, bir anda gaflete düşüp isabet ettiremediği, iştahat edemediği yerler de olabilir. O yüzden bizi kardeşler böyle her şeyle doğru olarak nitelendirmesin iki tarafta. İşte bütün konuştukları doğru, böyle nitelendirmeyin. Bunlar ağır sözler. Bunlar haddi aşan haller. Bir tek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hatasızdır, kusursuzdür, eksiksizdir, noksansızdır. Kim derse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hatası, kusuru, noksanı var, o küfür ehlidir. Ona inanmayın. Kim derse ki bizim şeyhimizin hatası, kusuru yok, Allah muhafaza eylesin, o da küfür ehlidir.
Bir kimse şunu diyebilir, hakkıdır. Ben Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'nin bir hatasını, kusurunu benim yanımdakini görmedim ben. Başka yerlerde olmuş olabilir. O kapağı çıktığı konada. Ben şahit olmadım. Ama muhakkak şahit olan kimseler vardır. Bu onun hakkıdır. Ama bizim şeyhimizin hatası, kusuru yok. İşte böyle bütün konuştukları, İmmi'yle dünden bu tip böyle iki tarafta sohbetler de şimdi şeylere konuluyor.
O yüzden herkese ders olsun diye söylüyorum. Bu tip bir inanış doğru bir inanış değil. Hem Kur'an hem sünnet hem de imanların iştahı hem de tasavvufun bu noktada kendi içerisindeki kaidesine aykırı şeyler. Üstadlarınız için, hocalarınız için böyle kelimeler kullanmayın. O hata yapar mı? Yapar. O ne konuşursa işte şeyden no, ilham ile konuşur. Yok hayır kardeşlerim. Bunlar aşırı haddi aşan sözler. O yüzden bu kardeşinizi de öyle görenler Allah muhafaza eylesin bize hata ve eksik getirmiş olurlar. Bizim de hatamız, eksiğimiz vardır. Bizim de yanlışımız vardır. Bizim de günahımız vardır.
Bizim de isabet ettiremediğimiz yer vardır. O yüzden bizim de doğrularımızı alın. Yanlışımız, eksiğimiz varsa bize dua edin. Bizim için de yarabbim bunun yanlışı ve eksiği için sen onu affet deyin. Bu bizim için daha hayır. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Bu gidin manasında değil. Ben yiyeceğimi içeceğim ya biraz daha. Soracağım olan sorusu varsa sorabilirim. Buraya rüya ve hal yazmayın. Rüya ve haller böyle kağıttan okunarak olmaz. Karşılıklı olması lazım. Onun için buraya ayda bir geliyorum bayanların sohbetine. Bayan kardeşler orada soruyorlar genelde. Böyle bir zaman kalıyor. Erkeklerle de perşembe günler kalıyorum şeyde. Ne o?
Bursa'da. Erkekler de Bursa'da kaldığımda sorabilirler orada. Zaman kalırsa. İnşallah. Bizim için rüya hal önemli. Ama meselenin ana kaidesi değil. İşiniz güceniz rast gelsin. Erhan ne yaptın? İyi misin? İyi vallahi. Görüşemedik bayağı rüyada. Biraz yoruldum var. Allah yardımcı olsun. İşin gücünden gelsin. İnşallah. Allah razı olsun. İnşallah. Orhan senin büyüğün mü? Ufağın mı? Büyüğün. Senin büyüğün. Senin bir büyüğün.
Senin bir ufağında var o zaman. Orhan. Senin küçüğün var. Orhan'ın bir büyüğü daha var. Bu da size yakın yolu var. Öyle mi? He. Büyüğünde seni tanıdım, Orhan'ı tanıdım, Orhan'ın büyüğünü tanımadım. Ben küçüğü de tanımadım. Küçüğü geliyor mu? Büyüğü daha... Küçüğü geliyor mu? Küçüğü geliyor mu? Geldi birkaç gün sonra. O ne iş yapıyor? O da aynı. Sen babayı çok seviyorsun aramda. He? Amcası. Amcası heee. Bu hangisinin kızı şimdi? Küçüğün kızı. Senin küçüğünün kızı.
Ne güzel bir şey. Aksakallı heyeti kimlerdir? Efendim? Aksakal heyeti. Aksakal heyeti mi? Türklerin derin devlet olarak bir Aksakal heyeti diye bir... Orta Asya'da konuşuyorlar. Evet. Cümlete kadar devam eden bir şey var mı? Onu öyle söylerler ama zannetmiyorum onu. Normalde Aksakalı değil de böyle işte Türklerin devlet, her devletin derin devleti vardır. Bu normalde bir devlet derinsiz olmaz. Mesela eee şeyde örneğin bunu böyle nitelendiriyorum ben. Aşeri mübeşşere derin devletti. Aşeri mübeşşere'nin yerine birileri konulmadığı için devlet dağıldı.
Aşeri mübeşşere'den eksildiğinde mesela iştihat edip onlar. Örnek. Biz şimdi geriye doğru baktığımızda bunu böyle onlarda bir eksiklik, noksanlık görmek değil. Geriye doğru baktığımızda Aşeri mübeşşere'den birisi vefat etti. İlk o sahabelerden, akil insanlardan bir kişi daha seçimle. Yine akil insanlardan böyle bir seçimle böyle on kişilik, yirmi kişilik, kırk kişilik böyle bir heyet kurulabilirdi. Bu heyet buna iştihat edebilirdi bir şeye. Bunun olması gerekir. Mesela ayette sabit istişare ederiz. Siz bir karar alacağınızda istişare ederiz diyor. O zaman istişare edecek bir heyet lazım. O yüzden devletin derinliği lazım. Derin devletlerinden bir olgu, bir yapı oluşması lazım.
Mesela şimdi ne? Derin devlet, Milli Güvenlik Kurulu. Öyle. kullanmam. Mesela işte genelkurmay başkanı, milt müsteşarı, işte bakan, belli bakanlar, belli müsteşarların böyle katıldığı bir istişare heyeti devlette lazım. Öyle. Devlet idare edenler, devleti idare ediyorsan bu lazım. Her yerde bir derin vardır. Bir dergahta, bir tekkede bir derin vardır orada. Vardır. Bir derin var mesela. Anlatabildim mi? Buranın kendine has bir derin vardır. Ben onu kurarım. Bunu böyle ayarlar mı? Oturtturur mu?
Bu olmazsa olmaz çünkü. Burada işleri götürecek olan bir derin yapılanma olur. O derin yapılanma ne? Aslında saklı gizli değildir. Oradaki derin yapılanma nedir? Orada işleri götürecek abiler vardır. Arkadaşlar vardır. Onlar koşuştururlar. Olması gerekenleri bir şey yapanlar. Onlar çok da önde görülmesine gerek yok. Onlar işleri organize ederler. Ben onlara derim. Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın. Şunu şöyle olsun, bu böyle olsun. Bunun gibi bir şeydir. Hiç bir yer derinsiz çalışmaz. Önceden mesela bizim geleneğimizde ailelerde derinler vardır. Kim? İşte ailede bir babaanne, bir dede, bir büyük amca veya bir küçük amca. Ailenin merkezi hükmündedir o. Ailenin merkezi hükmündedir o.
O ailenin merkezi hükmündese bütün aileyi senkorize eder o. Aileyi ona göre dizayn eder. Ondan okey çıkar. Evlenecek birisi ondan okey olur. Verilecek birisi ondan okey olur. O böyle derin aile yapılanması gibi. Böyle bir derin lazım. O hayır dediği zaman suların duracağı. Evet dediği zaman coşacağı bir yapılanma lazım. Olmazsa olmaz. Yüzeysel kalır her şey. Her yerde lazım o derin yapılanma. O Türklerde Orta Asya'dan itibaren vardır. Her yerde vardır ki. Olması gerekir zaten. O bir de oranın aklıdır.
Mesela örnekleyeceğim şimdi. Şimdi AK Parti karar aldı ya üç tane. Mesela ben şimdi merak ediyorum ne yapıyorlar diye. Partici değilim ben ne yapacaklar diye. Milletvekili değil. Ama onların derin yapılanması lazım. Eskilerin partide vazife almaları, orada oturmaları lazım örneğin. Neden? Yeriler bilmez ki neyin ne olduğunu örnek. Şimdi Allah rahmet eylesin. Muhsin Yazıcıoğlu sağ olsaydı derin orada duracaktı o. Ta 12 Eylül öncesini biliyor örnek. Neler yaşandığını biliyor. Hangi gizli servisler oynadı oyunu. Gizli servisler oyunlarına nasıl tezgahladı biliyor. Dur. Bunun gibi. O derinlik lazım her yerde. Olumsuz ne devlet olur.
O derinsiz ne dergah olur. Derinsiz ne de aile olur. Öbür türlü aileler de sağlıyor. Bir gelin birisinden ürkmeli. Bir damat birisinden korkmalı. Birisi düşünmeli. Bu okey çıkar mı oradan çıkmaz mı? Ona göre hesap etmeli. Bunlar önemli şeylerdir. Bunlar çatıyı muhafaza eder. İnsan o yapılanmaya mesela kendince kendine ahidiyet kesbettiyse. Orada ne cevap gelecek? Mesela bir dergahın şeyhi, bu derin yapılanmanın kutbu gibidir. Ne diyecekti? Onun demesine göre hareket edilecek. Eee o zaman onu böyle es geçmek, böyle ya hadi ya demek yok. Oradan hayır çıkarsa bütün yollar tıkanır mı tıkanır.
Adam onu bilecek. Eee onun öyle olduğunu bilmiyorsa, ona rağmen bir şey yapmaya kalkıyorsa bunu affedersin necasette girdi demektir. Olmaz. Bunun gibi. Ve hatta işte, ya işte şimdi bazen böyle diyenler çıkar. Cafer Ağabey'e mi soracağız? Evet ona soracaksın. Örnekle. Ya Hüseyin Ağabey'e mi soracağız? Evet soracağım. Ya Cemil Ağabey'e mi soracaksın? Soracağım. Bak soracağım. Bunlar bir şeyin aklıdır çünkü. Bir şeyin geride böyle hafızası gibidir. Sen o hafızayı yok sayamazsın. Sistem bu. Reddetmeyecek zaten.
Zaten o olmazsa mesela hiçbir yerde bir şey kökleşmez oturmak yerleşmez. 52 yaşında bir kadın ömreye yalnız gidebilir mi? Gider. Yaşı önemli değil ki. Ama bunu Hanefi'ye göre gidemez. Şahi'ye göre gidemez. Maliki'ye, Hanbeli'ye göre gidemez. Ama hadis-i şerif var. O hadis-i şerife binayın gidebilir. Gene beni çarmıha görecekler bak ya. Sakın bu kadın böyle ona şimdi bir de şu var. Şimdi hacca ömreye gidecek olan böyle yalnız başına gidecek olan kadınlar eğer dulsa veyahut da şöyle söyleyeyim. Bekarsa, nikahsızsa böyle çok bilenler çıkıyor bir de. Oradan gidenlerden birisini nikahlarız seni canım.
Ulan nereye nikah alıyorsun? Yok ya nasıl bir şey yapacaksın? Kadının birisi de böyle işte kocası vefat etmiş hamca gidecek. Genç de, mal mülkte kalmış biraz. Bir tane de kızı var böyle. Birisi nikahlayacak onu anında. Kadına dedi, nikahladı kaldı, boşamadı seni. Ne yapacaksın dedim. Nasıl yan dedi. Basbaya dedim. Nikahlı karısısın. İstediğin gibi bir tasarruz edebilir sana dedim. Anlaşmalı nikah yok ki dedim. Hiçbir fıkıhta yok. Öyle dediler ama dedi. Sakın ha dedim. Sen öyle git gel. Allah muhafaza eylesin. Yok böyle bir şey. Allah'ım aldatıyor. O yüzden gidecek.
Evlerimizde insan fikirli biblio bulundurmak günah mı? Eğer normalde tam bir insan şekli ise oraya diyoruz rahmet melekleri girmez. Tam bir insansı. Ama bir tarafında eksikliği var ise tam bir insan sureti şeklinde değil Hanefi'ye göre. Evet onlar mesela ona baktığımızda biz insan değil o bakın o normalde insan suretinde normalde şekil olarak insana benziyor.
Tam bir insan dediğimizde burada herhangi bir kimsenin direkt böyle şeyi olması lazım. Ne o? Makete gibi. Makete gibi olacak. Bu sadece bunlar şey. Ne o? Ne diyorlar bunlara? Biblio gibi. Bunlarda bir sıkıntı yok. Onlarda bir sıkıntı yok. Buradakilerin hiçbirisinde de sıkıntı yok. Mesela bunlar işte bizim eski köy kıyafetlerini anlatan bir şey. Figür. Figür. Bu farklı bir şey. Oradaki iştihatta fetvada bir insan normalde normal bir insan hükmünde normal bir hayvan. Mesela bir keçi. Her şeyde bir keçi örneğin. Ona diyor ruh hüflenmesi istenir mahşerde. O ayrı. Keçiye benzer bir hayvan. Mesela o eşek desek eşek değil. Keçi desek keçi değil.
Bir de boyruzu mu kulağı mı o? Kulağı kulağı. Hiç öyle eşek kulağı gördünüz mü dik? Yeriyim. Allah bize affetsin. Hocam resimde orada namaz kılınır mı? Namazın kılınmayacağı bir yer bir tek tuvalettir. O da mecbur kalınırsa kılınır. Bak namazın kılınmayacağı tek yer tuvalettir. Mecbur kalınırsa orada da kılınır. Orada da kılınır. Yok göz bakıyor. Namazın kılınmayacağı hiçbir yer yok kardeşim. Bak bir tek tuvalette bir kimse hüsisi bir şekilde namazı kılamaz. Hatta tuvalette zorunu kalsa dahi kılmama hakkına sahip.
Anlatabilir miyim? Bir de tuvalette dahi namaz kılsa neden namaz kıldın sen orada diyemeyiz. Geri kalın boş söz. Namazınızı kılın. İşte burada figür var. Sen kıblendeyse onun üstüne bir ört ört. Ona doğru secde etmemiş ol. Bu kadar. O da o kimsenin kalbine göre, niyetine göre. Niyetin sana ona secde etmek değil ki. Bugüne kadar kapatıyorsunuz. Kapat. Örneğin kapatırsan kapat. Mesele değil. Ama normalde niyet oradaki önemli insanın. Evet bir insan normalde onları kapatması, onları örtmesi güzel bir şey. Ama namaz kılınmaz ben diyemem. Kimse diyemez. Siz namazınızı kılın kardeş. Namaz mümini miracı.
Müminin bu noktada Allah'a yaklaştıran en önemli ifadetlerden gelsin. Namazınızı kılın. Ben bayan kardeşlere diyorum. Açık dolaşıyorsanız. Açık dolaşıyorsanız. Yanına bir örtü, bir etek al. Nerede denk geldi orada namazını kılın. Kılamadın, akşam hepsini beraber kıl. Ne yapıyorsan yap, kıl namazını. Ertesi günde namaz borcunla çıkma. Gece namazını kıl, bitir. Gündüz kılamadın. Erkek kadın, kim nerede koşuyorsa koşsun. Akşam olduğunda namazını kılsın. Hiç olmazsa ertesi günü namaz borcundan çıkmasın. Kılsın. Bana kızıyorlar, toptancısın sen diyorlar. Diyorum ya bırak, adam namazını kılsın kardeşim. Ömür tülü kılmayacak. Ertesi gün bir daha eklenecek.
Ertesi gün bir daha eklenecek. Adam kendince bir iş tutturmuş, kendince bir şey tutturmuş. Kıl namazını gece kıl. Kim ne derseniz. Namaz, namaz, namaz. Namazı kılacak. O yüzden her taraf Biblio olsan olacak ki, namaz kılacaksan ben Allah'a ekber der namazı kılalım. Allah yiyesin inşallah. Selamun Aleyküm. Hakkınızı helal edin inşallah. Geceli sayılırız. Biz biz bunu anda izledin, maj sne meynreddin. Çeviriyle katılırız. Kıl dinledi alev için.
Dinlenecek neultura uygulana uygulana yaz niyo. Y personally,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.