mustafaozbag.org

422. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Ocak 2015 · 1:08:08

Ben bu kadar açıktan konuşamıyorum abi, şimdi ben iyice açıktan açığa konuşuyorum abi, çekinirler de önceden fazla böyle konuşamazlar, şimdi hiç çekinmiyorum abi rahat rahat rahat konuşuyorlar mesela, gidişat normal değil ya, ya ileriye yönelik bunun Türkiye'de ve İslam dünyasında bunun çok büyük sıkıntılar aşacağına inanıyorum.
Efendim ben hocalar çok itibar görmüyor bayağı. Ya görmüyor da mesela etkileri var, şimdi yine dinde gevşek olan insanların üzerinde etkileri oluyor. Önceden hiç kimse, hadisleri reddiye noktasında bir şey konuşmaya çekinmiyor mesela. Şimdi çekinmiyor artık insan, rahat konuşuyorlar. İleriye yönelik şey ya, sıkıntılı buluyorlar. Selamun Aleyküm. Zikir'e abdestsiz gelince günah oluyor mu? Zikir abdestsiz de yapılabilir, bunda bir sıkıntı yok ama ve lakin fazileti aşağı düşer.
Bir de normalde Zikrullah'a girerken abdesti olmaya gayret ederiz, abdest alabilecek noktadaysak. Bu, o kimsenin Zikrullah'taki görmüş olduğu halleri de etkiler çünkü. Fikir böyle abdesti görülen, abdestsiz görülen halde şüphe ulaşabilir. O yüzden normalde zikre girerken abdeste dikkat etmekte fayda var. Namaz kalan biri, alkol alacağını, günahını da sevabını da kendine ait olduğunu söyledi.
Dini boyutta bu yaklaşımı değerlendirebiliriz. İnsanların günah işleme özgürlüğü var. Bu noktada yani günah işleme özgürlüğü var derken, bir kimse alkol alması şeri bir hukuk olsa bir cezası var. Ama şeri hukuk olmadığından dolayı o kimse cezai müeydide uygulanmıyor. Böyle olunca bir kimse cezası da olsa, mesela bir kimse evinde alkol içse, İslam hukuku ona ceza veremez yani. Dışarıda sarhoş görürse, sarhoşlığını tespit ederse İslam hukuku ceza veremez. Evinde içen bir kimseye İslam hukuku ceza veremez. O yüzden bir kimse alkol içecekse günahı da benim, sevabı da benim diyor ki öyle. O günah kebahar işlemiş olur. Dinden dışarı çıkmaz. Söyleyecek, yapılacak çok fazla bir şey yok. Zamansız gözyaşının sebebi nedir?
Göz yaşı duygu noktasında akıyorsa, sebebi duygudur. Ama duygu olmadığı halde, o kimsenin gözünden yaşınıyorsa, o zaman bir rahatsızlık vardır. Uyuzluk bir şeye tepki gösteriyordur. Göz rahatsızlığı olabilir. Namaz kılarken pantolon giyilebilir mi? Bayanların namazda tesettürleri bellidir. Bu tesettürlerini ne ile yerine getirdikleri din aramaz. O yüzden normalde bir bayan namaz kılarken, ayak bileklerine kadar, açık kol bileklerini, el bilekleri açık, yüzü açık. Namazını kılar, geri kalan kısmını nasıl örtüyorsa örtsün. Bu noktada ona ne ile örttün de namazını kıldın diye sorulmaz. Pantolon üzerine uzun bir şey mi giyinmeli? Örtüsü var mı? Bu noktada bir kadının üzerine böyle bir ölçü koymak mümkün değil.
Kadın dışarı çıkarken vücut hatlarını belli etmeden örtülmeli. Bu dışarı çıkarkenki kıyafetidir. Zikir halakasındaki edeb nasıl olmalıdır? Kardeşlerim açıkira açıkira ağlamalarından etkileniyor. Hatta korkuyorum bu sebeple. Zikir meclisinde sesli mi ağlanmalıdır? Sessiz mi edebe nasıl olmalıdır? Bunu normalde bir dizayna katmak mümkün değil. Ağlamanın önüne geçilmez. Ağlamak ashabın da sünnetiydi. O yüzden ashab Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sohbet ettiğinde, zikrettiğinde rivayet öyledir. Başlarından aşağı örtülerini çekerler ağlarlardı. Bu haktır. Ben 5 yaşındayım. Sizi çok seviyorum. Babamın buraya gelmesini istiyorum. Babam için sizden dua istiyorum.
İnşallah Cenab-ı Hak babanı da buraya getirsin. İnşallah. Ne güzel. Kalbin harekete geçmesindeki kasıt nedir? Kalbin harekete geçmesindeki kasıt bir kimsenin zikrullaha aşina olup kalbinin de içinin de Allah'ı zikretmesin. Bitti. Gidiyorum. Selamun Aleyküm. Bir ara üniversiteden sonra da hiç bitmeyecekler. Rüzgar gibi geçmesin bitmeyecekti daha. Buraya düşünerekten rüzgar gibi geçeyim dedim. Allah yersin inşallah. Şeye de takıldılar ama değil mi?
Fena takıldılar. Ne o? İnsan olmasaydı Allah anlamsız kalır dedi. Orada takıldılar. Yaklaşık 6-7 tane soru geldi. İnsan olmasaydı Allah'ın bir anlamı kalmazdı deyince hani Allah'ı nasıl anlamsızlaştırıyorsunuz gibisinden orada takıldılar. Haklılar tabi. Oysa Allah bilinmedikten sonra bir anlamı yok. Allah bilinirliyle anlamı var. Bilinmeyen bir şeyin bir anlamı yok. Bilinmiyor sonuçta. Bilinmeyince ne anlamı kalacak ki? Hadi bakalım birisi yer içer birisi bakar kıyamet ondan koparmış. Ne güzel söz değil mi?
Ben içeyim siz bakın. Kıyamet ondan kopacaksa kopsun. Nereye gitmiş bu? Bu sebaktan kopacaksa bir an önce kopsun. Ne yapacağım? Hemen sorun bakalım hani. Buyurduğunuz gibi bilinme kitle ilgili bir sorum olacak. Önce bunu daha önce de böyle kardeşlerle bunun şeyini yapmıştık ama burada açmazlarımız var.
Onun için özellikle sizlere sormak istiyorum. Bilgi, tanımlama önce mi olmalı? Yani sevgiyle, muhabbetle buluşabilmesi için. Yani önce gelen bilgi midir? Yani tanıma mıdır? Yoksa sevginin üzerinde bir hükmü var mı? Daha önde olur bir hükmü var mı? İkisi de geçerli yok. Bir, bir kimse bildikçe sever. İki, bir kimse sever, sevdikçe bilir. Bilmediği bir şeyi sevebilir. Bilmediği bir şeyi şöyle sevebilir. Adını duyar. İsminin var olduğu bellidir. Bilmiyordur ama. Kalbine onunla alakalı bir yangın düşer, bir ateş düşer. Bu Sufilerin yoludur genelde. Sufiler bilmeden severler genel olarak.
Yani birisi onun Allah'ın var olduğunu söyler. Allah'ın sevilmesi gerektiğini söyler, tebliğ eder. Sufi sever onu. Sufi sevince sevdikçe bilmeye başlar, tanımaya başlar. Tanıdıkça sevmeye başlar. Bu ikisi birbiriyle kol kola girer, öyle görür. Temelinde yine bir tanımlama var. Değil mi? E tabi birisinin tarifi var. Allah'tan haberdar olmak. Tabi. Rab olduğunu bilmek. Yine temelinde sevgiyle bir ilintisi, tanımlamayla bir ilintisi. Muhakkak bilgiyle ilintisi. Hiç tanımadığımız noktasında biz şey yapıyoruz. Hiç tanımadığımız noktada bir şey ilhami olsun. Hiç bir yani bilgi gelmiyor. İlham. O kimsenin kalbine ilham gelmesidir.
Ben o yüzden derim, bir kimse zahiren bir bilgiye sahip değilse dahi, Cenab-ı Hak onun fıtraten kalbine ilham eder. Kendi varlığını ona üfler. Yani o yüzden bu noktada bir kimse için, bu benim kendi inancımdır. Dinin ona ulaşıp ulaşmaması önemli değildir. Cenab-ı Hak onu kalben ona din ulaştırır. Onu dinsiz bırakmaz. Belki de onun dini teferruatlı bir din değildir ama dindir. Bunu normalde mesela en ilkel topluluklara giderler. En ilkel toplulukların dahi bir inançları vardır. Kendince onların bir inançları vardır. Ve o inancı kabul gördüğüne inanırlar. Kabul gördüğü için Hz. Allah hadisi kudside ve hadisi şeritede buyurulur ki, o kimselere din ulaşmadıysa onlar direk ehli cennedir.
Dinin ulaşmaması mevcut. O Cenab-ı Hak'ın peygamberlerin vasıtasıyla indirmiş olduğu din ulaşmamıştır ona. Yoksa o dinsiz değildir yine. Biz ona dinsiz deriz ama Cenab-ı Hak onun içlerinden, o kavimden bazılarına bir inanç üflemiştir. Ve insanlar da o inanç doğrultusunda devam eder. Ve bir şeye inanıyorlardır onlar. Ben onların o inandıkları şeyin dahi İslam olduğunu düşünüyorum. O yüzden Allah hiçbir kavmi bu manada inançsız bırakmaz. Dini belki de yoktur bu anlamda ama inancı vardır. O yüzden en ilkel kavme gitseler hani böyle buluyorlar ya şimdi mesela işte Amazonların içerisinde orada burada hiçbir teknoloji yok, hiçbir şey yok. Dillerini bilmiyorlar, hiçbir şeyini bilmiyorlar. Ama onların kendi içlerinde inançları var.
Mesela onların oraya ne ile nasıl gittiğini de kimse kestiremiyorlar. Onların yol hikayesini bilen yok. Kim bilir kaç bin yıllık bilmiyorlar insanlar. E gidip araştırsalar, baksalar etseler onların da inançları var zaten. Onların da inançları o tarih içerisinde kendilerince artık ilk başlangıç noktası neresiyse oradan itibaren geliyor sonuçta. Yani o yüzden yarı yüzündeki bütün inanışların bu manada Allah'a olduğuna inancım var. Bir şekilde Cenab-ı Hak onların kalplerine ilham ediyor. Kendi varlığını, onlar inanılacak bir Allah inancı onlar için var. Bir tanrı inancı var bizim onun adını ne dersek diyelim. O yüzden normalde inançsız hiçbir kavim, hiçbir topluluk yok.
Ha onları normal mevcut peygamberlerin vasıtasıyla bir din onlara öngörülmemiş, söylenilmemiş. Ama bir inançları var, o inançlarından dolayı da zaten İslam onlara diyor ki onlar cennete gidecekler. Bir peygamber onlara bir din vahye etmemiş, bir peygamber onlara din anlatmamış, din öğretmemiş. Onlar kendilerince kalplerine gelen ilham üzerine bir şeye inanmışlar. O inandıkları Allah işte o Allah. Bizim inandığımız Allah'la onların inandıkları Allah'ın arasında bir fark yok. Belki de bizim o inandığımız Allah'la alakalı bilgimiz fazla. Onların belki de o inandıkları Allah'la alakalı bilgileri fazla değil ama bizde belki de safilikleri daha fazla. O yüzden normalde hiç bilgi oluşmuyorsa bunu İbrahim aleyhisselamın kıssasından da örnekleyebiliriz.
İbrahim aleyhisselama hiçbir din vahye edilmedi. İbrahim aleyhisselam normalde annesi de din anlatmadı ona. Babası da din anlatmadı. Ama o mağaranın içerisinde 13-14 yaşına geldiğinde dışarı çıktığında yıldızı gördü. Herhalde benim Rabbim bu olmalı dedi. Bakın o 13-14 yaşındaki bir çocukta bir Rab inanışı var, bir Rab Allah inanışı var. Ve benim Rabbim tabi benim Allah'ım demiyor benim Rabbim diyor. Buradaki şeyde de bir incelik var ayrıştırmada. Benim Allah'ım dese şumullu bir nokta bu benim Allah'ım demesi. Benim Rabbim demesi bu kadar şumullu değil. Rabbim kelimesi biraz daha böyle şahsın kendine ait tekilleme noktası var. Yani onun Rab anlayışı. Benim Rabbim dediğinde benim Rab anlayışım giriyor.
Onun Rab'bi dediğinde onun Rab anlayışı giriyor. Yani herkesin burada bir Rab anlayışı var. Herkesin bir Rab'bi. Herkesin Rab'bi. Rab'bin dediğinde kendince bir Rab anlayışım var. Ayet-i kerimede diyor ki İsmail İbrahim diyor ki herhalde bu benim Rabbim olmalı. Benim Rabbim bu olmalı. Yıldız. Ay çıkınca onun feri daha az olunca diyor ki hayır onun işi daha fazla. Benim Rabbim bu olmalı diyor. Bakın burada normalde çok böyle enteresan bir akıl yürütme var. Yani o kimse gördüğü bir şeyin üzerinden akıl yürütüyor. Bu aslında pozitif bir nokta. Yani böyle pozitif bir nokta derken böyle ilham gelmiyor kalbine. İlham gelmiş olsa diyeceğiz ki bu metafizik bir olgu. Bu metafizik bir olgu değil.
Bu direkt bir çocuğun akıl yürütmesi. Bu bir hikmet. Cenab-ı Hak bütün insanların kalbine vermiş olduğu bir hikmet tohumu bu. O hikmet tohumunu yeşertiyor. O hikmet tohumunu büyütüyor. O hikmet tohumu filiz veriyor. Ve ardından sabah olunca güneş çıkınca ilk defa çünkü mağaradan dışarı çıkıyor. Hep yıllardır mağarada kalmış. Çünkü hep böyle Nemrut onu arıyor. Kahinler toplanıyorlar. Bakıyorlar hala da yaşıyor senin saltanatını yıkacak olan diyorlar. Senin saltanatını yıkacak olan yaşıyor dedikçe hep o sene doğmuş olan çocukları harıl harıl Nemrut alatıyor. Ve o sene doğmuş olan çocukları öldürtüyor. Firavun gibi aynı. Geçmiş ümmetlerde böyle bir şey var.
Yani peygamberler o günkü müşriklerin, o günkü şirk ehlilerinin iktidarlarını yerli bir ediyorlar. Yıkıyorlar çünkü. Aslında iman şirki yıkan bir şeylerdir. Bizde de şirk varsa gerçekten iman ettiysek bizdeki şirkin yıkılması lazım. Bizdeki şirk yıkılmıyorsa biz gerçek manada iman etmedik o zaman. Bizim imanımız bizim dilimizde kalmış olur. Eğer üzerimizde hala da şirkin kokusu varsa, üzerimizde hala da tağut kokusu varsa, üzerimizde hala da günah-i kerbailer kol geziyorsa bizim imanımız kemale ermemiş daha henüz. Bu o. O yüzden peygamberler de geldiklerinde bütün o müşrik saltanatlarını yerle bir etmişler. Ve biliyorlar daha önce de gelen peygamberler aynı şeyleri yapmışlar.
Daha önce de gelen peygamberler aynı şeyleri yaptıklarından tarih açısından tarihi olarak insanlar bu ilme ve bilgiye sahipler. Biliyorlar ki bir peygamber geldiğinde o şirk düzen yıkılacak ve hep öldürmek için kastediyorlar, uğraşıyorlar. O sene öldürülecek olan, o sene doğmuş olan bütün çocukları öldürecekler. Ve o zaman için kahinler zaten bir de şey yapıyorlar, ne o? Tahrif ediyorlar, böyle bir çocuk diyorlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin daha önceki işte kahinlerin, büyücülerin, papazların tarif ettiği gibi. Papazlar tarif ediyorlar, İncil'de geçiyor. Musemiler, hahamlar tarif ediyor, Tevrat'ta geçiyor. Ama büyücüler de tarif ediyor. Bu noktada ne bileyim işte bu tip kahinler de tarif ediyor.
Onların tarifi de onlar büyüllerde ve kahinlerde görüyorlar Hz. Peygamber'i. Ve diyorlar ki böyle bir peygamber gelecek, biliniyor herkes. Geçmiş ümmetlerde de bilinirdi bu. Geçmiş ümmetlerde de bilindiği için o kahinler bunun için ücret alıyorlardı zaten. O devlet başkanlarına diyorlardı, bu peygamber sağ. Senin iktidarını yıkacak olan kimse yaşıyor. Onun öldürülmesi için derhal harekete geçilmesi lazım. Onlar öldürmek için uğraşıyorlardı. O yüzden İbrahim aleyhisselam da öldürmek için uğraşıyorlardı. Ve İbrahim bir gün annesini dinlemeyerekten mağaradan dışarı çıktı gece. Mağaradan hiç gece evimiz dışarı çıkmıyordu çünkü hiç. Hiç dışarı çıkmıyordu İbrahim aleyhisselam.
Yani on dört yaşındayken yirmi sekiz yaş gibiydi. İri yarıydı. Çocukluğunun parmağını emerekten geçirirdi. Ve sonuçta İbrahim aleyhisselamın orada bir aklı var. Hani bu benim Rabbim olabilir diye. O yüzden hiç peygamber gitmemiş. Din bu noktada tebliğ edilmemiş kavimlerin dahi. Kendi iç dünyalarında bir Rab inancı, bir ilah inancı vardır. O da değil. Onlar da normalde peygamber indirilmiş bir din ehli gibi bilgiye sahip değillerdir. Ama Rablerini severler. Ben o sufiliği severim. Hatta bir gün öyle yazdıydım. Biz onu sevdiğimizde ayet, hadis bilmiyorduk diye.
Bizi ayet, hadis bilmeden sevdik. Allah daim eylesin. Efendim, sohbetlerinizde kader andır. Sufi ağanın çocuğunu, ağanı yaşamayız. Bununla ilgili çoğu yerde işliyorsunuz. Yani kader andır der. Kendinin hepsini anlatır. Bir daha onu anlatabilir misiniz? Bir daha açıklayabilir misiniz? Şimdi insanlar kaderin üzerine çok konuşmak istiyorlar. Evet. Her yerde. Her yerde kader, kader, kader. Kadere iman ettik kardeş. Varmış böyle bir şey. İman ettik. Kadere iman edilmesi gerekiyormuş. İman ettik.
Ama kader nedir diye sorulduğunda doğman kaderdir. Ölümün de kader ne zaman geleceği belli değil. Bunun noktasında şu anda kader buymuş. Geldim kahve içiyorum burada. Bunun üzerine daha fazla konuşmaya, tefekkür etmeye gerek yok. Kader andır da geç. İnsanlar oturup ertesi gün ne yaşayacaklarını öğrenmek istiyorlar. Diğer gün. O yani zaten ertesi günle alakalı küçücük bir kesit estantene görseler. Yani bütün ömrünce ne yaşayacağını görecek. Ne yaşayacağımı görmektense ne yaşayacağımı bakarım. Neyi yaşamam gerektiğine bakarım. Ben yaşamak istediğim yerdeyim şu anda. O zaman kaderim de böyleymişler. Çıkarım işin içinden. Yani ama insanoğlu böyle kendince hayatını kendi dairesinde basitleştirmek ve kolaylaştırmak istiyor.
Öğrenecek yani. Yarın işte Cemil gelecek bana böyle böyle yapacak bunu biliyor. Ne anlamı kaldı? Bildiğin oldu ne olacak? Hiçbir şeysi kalmadı. Ya ben kaza yapacağımı biliyorum. Gittim güğüm vurdum köpeğe. Ha tamam gördüm yaşadım. Ha ne oldu? Bir de işin bu tarafı var. Ha bir kimseye desen ki yarın yarın gideceksin kaza yapacaksın. Gider mi çıkar mı yola? Kaç kişi teslim olacak? Şeytan vesvesesi. Şeytan vesvesesinden başka bir şey değil. Direkt şeytan vesvesesi.
Normalde insanların hepsinde de bu var. Adam evlenecek boyunu düşünüyor. Ne yapar bu kadın bana? Kadın evlenecek düşünüyor. Bu adam ne yapar bana? Yani evliliğinin nasıl geçeceğinin garantisini istiyor. Ya sen ne kadar iyisin. İyisen iyi geçecek evliliğin. Kötüsen kötü geçecek. Kavgacı bir kimsenin evliliğinden iyilik bekleyebilir misin? Yalancı, dizemez, haylaz bir adamın evliliğinden ne iyilik bekleyeceksin? Veyahut da sabırsız kavgacı bir kadının ne iyilik bekleyeceksin? Ama o bekliyor lan iyi olmalı. Ya sen iyi misin ki iyi olacaksın? Ben diyorum en kötü kadını getirin ben geçinirim onunla. Ne yapabilir bana? Yemek yapmazsa kendim yaparım.
Ütülemezse kendim ütülerim. Temizlemezse kendim temizlerim. Ne yapacak bana? İstemiyorsa çeker giderim. Ne yapacak bana? Evlenecek 9 dereceden 9 su getirecek. Yok ya evlilik dedim bir dakikalık bir şey ya evlen yürü git.
Ben kendimce kendi dairende kendime güvenim var ya. Ne alacak ya? Ben şimdi öyle söyleyince de bakıyorlar. Lan ev yu akmak değil mi? Sertçe parmağın fazla gelir diyorum. Bakıyorlar. Git orada kenarda 5 tane limon al. 3 liraya al 5 liraya sat paranı kazan. Ne var bunda? Veyahut da kadın büyütüyor kendi kafasında. Neden büyütüyor? Ves ves ves ves. Kendine güvenmiyor. Ne ondan sonra sunuşacak yer çok. O yüzden yani kader andır derken insanları basitleştiriyor. Ya an yaşadığın kader buymuş. Tamam hadi yürü git. Bir dakika andan ana geç. Ne yapacaksın ertesi gün iş yapıp da sorgulayıp da? Ben şimdi kendi kendime düşüneceğim. İzmit'te ne yaşayacağım?
İzmit'te öyle mi yaşayacağım? Böyle mi yaşayacağım? Şu mu olacak? Bu mu olacak? Ne alakası var ya? Ben hayatımı dizayn ediyorum. Burada saat kaçta olmam gerekiyordu? İşte kendimce. Cemil dedi ki bir de ben içimden dedim ki bir de gidemem ben oraya mümkün değil. Kaçtı? Bir iki çeyrek kalıyordu. Geldim. Saat dörte çıkacağım buradan. Tamam dörte çıktım. Geçen sefer yetiştiremedim çünkü. Ucu ucuna yetiştirdim. Ha dedim kendi kendime de şey yaptım. Ne oldu? Kafamdan dizayn ettim gelirken. Dedim ki tamam dörte oradan çıkarım. Abdest alırım. Üstüm başımı değiştiririm. Yemek yerim. Buradan da dedim altıda çıksak. Ben normalde programın saatini hesaplayamamışım.
Altı buçukmuş saat sonradan arabaya binince baktım. Yoksa daha erken davranırdım. Ben normalde onu altı buçuk olarak okumamışım programı. Arabada okudum. Ha dedim geç kalmışlar Mustafa Özbali'ye. Ama normalde ben şimdi ne yaşayacağımı mı düşüneceğim? Ne yaşayacağımı düşünürsen hayatta yaşanır mı? Yok ya sende ne geleceksin başıma gelsin. Ne yaşayacaksan yaşayayım. Ne düşüneyim ertesi günü? Ben doğru olanı yaşamaya çalışıyorum. Benim vazifem bu. Doğru olanı yapmaya çalışıyorum. Benim vazifem bu. Dedim yemeğe yemeğe gitmeyelim. Gürcan'a söyledim. Gürcan dedim yemeğe falan gitmeyelim oraya. İş uzuyor iyice dedim. Senin orada nasıl olsa soyunup dökünüyor mu?
Çamaşır iç. Şey değiştiriyorum elbise değiştiriyorum. Orada dedim bir çorba içelim yürüyelim dedim. Tamam bitti program bitti. Ben programı yetiştirmeye bakıyorum. Benim vazifem ne? İşte bugün üç tane sohbet var. Bunu yapmak. Ben ne yaşayacağımı ne düşüneceğim? Ben şimdi bu soruların içerisinde ne var diye mi düşüneceğim? Aşacağım bakacağım bilebildiklerime cevap vereceğim. Bilemediklerime diyeceğim ki bilemedim hakkınızı helal edin. Öğreneyim gelip. Bitti. Bu kadar basit. Ben şimdi bunun tedirginini yaşayıp bundan ne uğraşacağım? Hayat öyle yaşanmaz. Ücret toplamayacağım ki o insanlar ücret verecekler. Ücretlerin haklarını ben nasıl yerine gittim?
Böyle bir derdim. Yok. Allah rızası için herkes toplandı buraya. Herkes Allah'ı zikredecek. Biliyoruz bilmiyoruz bir sohbet edeceğiz. Yürüyeceğiz gideceğiz. Yani insanlar hadlerini aşıyorlar. Kendilerini aşan şeylerle uğraşıyorlar. Kader değişir mi? Ha değişir. Otur yaz değiştir. Nasıl olmanın gerektiği istiyorsan öyle yap. Değiştir kendini. Değişir mi? Değişir diyorum ben. Hadi uğraş değiştirmek için kendini. Değişir çünkü. Ben değiştiğine inanıyorum. Yaşarsak iyi bir karşılaşacağım. Ben değişeceğine inanıyorum. Ben nasıl olmak istiyorsan öyle yaşarım. Ben olmak istediğim hayatı yaşıyorum. Ben istemedim sevmediğim bir hayatı yaşamıyorum ki ben şu anda.
Ben olmak istediğim hayattayım. Ben mutluyum bu noktada bir sıkıntım yok. Değişir mi? Evet değişir. Ben bir mutsuzluk yaşıyorsam istemedim bir şeyse değiştiririm. Bu kadar basit. Yani bir rahatsızlığım varsa değiştiririm. Bu kadar basit. İradeye bağlıdır ama efendim. İradeye bağlı tabi. Ben normalde cüz-i iradeye inanan insanım. Değişmediği hallerde sizin değiştirebiliği insanlara önemli bir kötü huyla, sabit takılı kaldığında… O kendisi değiştirmiyor. Ben gülüp geçiyorum işte çok sinirliymiş. Laf. Kendini değiştirmek istemiyorum. Ben de sinirliyim.
Benim sinirim arkadaşıma, dostuma, eşime, çoluk çoluğuma değil ki. Benim sinirlerim alınmış değil. Bazen evde diyorlar sinirlerin alındı mı senin? Yok diyorum sinirlerim alınık değil. Ama ben diyorum eşe ve çocuklara haksız yere kızılmayacağını biliyorum. Ben eşe ve çocuklara zulmedilmeyeceğini biliyorum. Eşe ve çocuklara gereksiz sertliğin haram olduğunu biliyorum.
Benim sinirlerim alınır filan değil. Sen sinirlenecek bir şey söyle de boğazını nasıl sıkıyorum sıkmam gerekirse. Elim kolum sağır da. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine savaşmaya geldiler. Savaştık. Savaşılması gerekiyorsa savaşırız. Kızılması gerektiği yerde kızdı. Alnındaki damarlar şişti. Öfkelendi, öfkelendi ama hak için öfkelendi. Nefsi için öfkelenmedi. Onun öfkesi de ibadetti. O zaman ben kızarım, benim kızmam da ibadet olması lazım. Ben öfkelendim de öfkemin ibadet olması lazım. Öfke de hak çünkü. Allah da öfkelenir. Allah'ın sıfatıdır öfkelenmek. Eee Allah diyor cezada şediddir.
O zaman Allah'ın sıfatıyla sıfatlandıysa, Cenab-ı Hak insanı kendi suretinde yarattıysa, insan da öfkelenecek. Öfke insanda da var olacak. O doğru öfke olacak. Onun öfkesinden ibadet çıkacak. Onun öfkesinden hak çıkacak. O yüzden hiç kimse böyle sinirler alınmış filan değil. Ben öyle değilim yani. O yüzden öfkelenecek yerde öfkeleniriz. Susulacak yerde susarız. Konuşulacak yerde konuşuruz. Tebessüm edilecek yerde tebessüm ederiz. Gülünecek yerde güleriz. Ağlanacak yerde ağlarız. İnsanız. Kader ertesi gün neymiş? Ne uğraşacağım? Bana ne ertesi gün ne? Yarın şimdi hem gündüz sohbet bayanları var. Gece de tekkede var. Ben şimdi yarın ne yapacağım diye mi düşüneceğim?
Umuruma katma. Pazar günü Denizli'ye gideceğim. Ne yaşayacağım diye mi düşüneceğim şimdi? Salı gün tekrar buraya geleceğim herhalde. Değil mi önümüzdeki salı? Salı gün bir daha geleceğim buraya. Ne yaşayacağım diye mi düşüneceğim? Veya çocuklarının kaderi ne diye mi düşüneceğim? Kaderle neyse neyini yaşaymak istiyorlarsa. Onu yaşayacaklar. İyi insan olmalısın. İyi yaşayacaklar. Kötü insan olmalısın. Kötü yaşayacaklar. Bana düşen vazife onları iyi bir insan olarak yetiştirmeye gayret etmek. Bu geri kalan boş muhabbet. İnsanlar o yüzden kader noktasında gerekli gereksiz düşündükleri için ben diyorum ki yani kader anandır. Bilmiyorsun ki bir an öncesini ve bir an sonrasını.
Şimdi anında dınk deprem oldu çöktük burada biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Örnek. Gerek yok. İnsanlar tabi bilhassa böyle genç kızlar ve erkekler bu konuda çok şeyler. Hani öğrenecekler gaybına ait, ertesi güne ait bir şeyi öğrenmek istiyorlar. Bilhassa evlenecek olan kızlar ve erkekler hani işte hayırlı mı olur, hayırsız mı olur, hayırsız mı olur? Sen hayırlı, sen her şey hayırlı. Geç. Basit bir ikisi. Mesela ben tabi hukuk olarak tavsiye ediyorum evliliğinizi konuşun, görüşün, İslam hukukunu görüşün, konuşun. Bu normalde dinin emri. Ben hiçbir şey bile konuşmam. Ben derim ki tahtanın üzerinde yaşayacağım. Bir çay bardağın dahi olmayabilir. Yiyecek bir ekmeğin dahi olmayabilir.
Evleniyorsan evleneceksin, evlenmiyorsan Allah yolunu açık etsin. Ne kimden istiyorsan ondan evleneceğim. Bitti. Ne uğraşacağım ki başka? Ben şimdi diyorum beni istiyorsanız, bir yerini istiyorsanız evde durun beni istemiyorsanız selamlarım ki ben çeker giderim. Ya nereden çıktı şimdi bu ya? Nereden çıktıysa çıktı benimki böyle. Hayat felsefesi. Şimdi de burada istiyorsan minnet, geleceğim sohbet edeceğim. İstemiyorsa çekeceğim, gideceğim. Buradan nasıl? Değil mi hocam? Hayat felsefesi bu. Ne uğraşacağım ki? Hayatım boyunca hiç kimse beni sev dememişimdir.
Hayatım boyunca. Hiç. Allah yoluna çekesin herkesin. İsteyen sevecek, istemeyen sevmeyecek. Sevmeyeni neden sevmiyorsun da demiyorum. Allah yoluna çekesin. Sevilmeyecek. O kadar çok halimiz var ki. Yürü git baş başa. Sevilmeyeceğimiz yerlerimizi görmüş bizim. Allah razı olsun da çeker gider. Şimdi insanlar hayatı rahat yaşamıyorlar. Gün geçtikçe onu görüyorum ben. Karşındakini disiplin etmeye çalışıyor. Ne yapacak onu düşünüyor. Kendini disiplin edip de ben ne yapmam gerekir diye düşünmüyor. Bugünkü insanlığın, gençlerin belki de her zaman için aynı hastalıktır. En büyük hastalığı bu. Biz karşımızdaki kimsenin ne yapacağını hesaplamaya çalışıyoruz.
Biz kendimizin ne yaptığının bilincinde değiliz. Ya ben bakacağım şimdi hoca beni sevsin diye uğraşacağım. Örnek. Ya ne yapacak acaba hoca ya? Yarın ne yapar acaba? Biraz sonra ne yapar? Ya böyle hayat yaşanır mı? Ben burada ne yapmam gerekiyor? Ben burada yapmam gerekeni yapmamla mükellefim. Ben gücümün yettiği yere kadar, bildiğim yere kadar. Ben evimde gücümün yettiği yere kadar ne yapmam gerekiyorsa yapmakla mükellefim. Ben işimde gücümün yettiği yere kadar ne yapmam gerekiyorsa onunla mükellefim. Onu yapmaya çalışırım. Bitti. Hayat bu kadar basit. Millet kader deyip ertesi günü bakacağım diyor. Kader bu. Ne yapmam gerekiyordu? Yap. Hayatı yaşanmaz hale getiriyor insanlar.
Kadınlar oturuyorlar evde beş yıl sonrasını düşünüyorlar. Beş yıl sonra ne yapar? Erkekler oturuyor hanımına bakıyor. Eşim dedi kadına bakıyor on yıl sonra bu beni terk eder. Nereden çıkardın bunu? Şimdi diyor böyle böyle yapıyor diyor. On yıl sonrasını düşünüyorsun diyorum ya. Nasıl düşünüyorsun on yıl sonrasını? E şimdi sen terk et o zaman diyor. 10 yıl sonra terk edeceğine inanıyorsan. Kalıyor şimdi bu. Ya böyle bir mantık var mı? Onu öğrenmeye gelmiş bana. Ya efendim size malumdur. Eee benim hanımım beni 10 yıl sonra terk eder mi etmez mi? Hakkınızı helal edin. Ula ben dedim. Beninkine bakmıyorum. Seninkine nereden bakacağım dedim. Beni terk edecek mi? Terk edecek mi?
Böyle baktı. Hatta terk etmesine gerek yok dedim ben. İma hadise dedim. Buraya gelmedi geldim. Dese dedim. Yeter bana dedim ben. Ne yapacaksın dedi. Çeker gidelim dedim ben. Evi bırakacak mısın efendim dedim. Ulan sen dedim. Ev barka barka yok. Ulan dedim. Benim bir şeyim yok zaten dedim. Öyle durdu. Dedim. Ev onun dedim. Benim değil. Annem çok üzülmüştü buna da. Allah'a emanet olun. İstedikleri anda normalde selam aleyküm aleyküm selam. Ya hayatı korkuyla bakıyor insanlar. Kadınlar da erkekler de. O yüzden inkiliyor. Ertesi gün ne olacak? Birine öyle dedim ben. Evi dedim ya yap hanımın üzerine dedim ben. Efendim emirse yapayım dedi.
Ama dedi yani emir değilse dedi. Yok dedim ya emir niteliğinde değil de. Yani ev hanımın üzerine yaptın dedim ben. Gayet tamam benim için basit bir şey. Ev hanımın üzerine yapsan ne olacak ki. Kovuyorsun kovsun seni. Lan o kovsun. O meydanda kalmasın çoluk çocuk. O oturtun evden. Rahat etsin. Böyle kaldı. Siz beni mi düşünüyorsunuz dedi. Evet dedim ben. Vallahi şimdi ben bunu yapamam dedim. Ama o zaman burada mı? Hayattan korkuyorum daha iyi bende. Böyle dur dur. Ben bir daha evlenirim. Bir daha ev yaparım. Bir daha çocuk yaparım. Hayat benimdir. Öyle kaldı. Böyle diyor. Oğlum ne olacak hayat mı dedim ya. Allah Allah. Hayat kurmak, ev kurmak, çocuk sahibi olmak.
Yani şey değil. Bir dakikalık bir şey. Bir dakika bile uzun. Hayat çetrefilli gibi. O yüzden ama böyle hayatı yaşayamıyorlar zaten. Tadını almıyor yani. Çay içecek. Yarın ne olacak acaba? Bu çayı bulabilir miyim? Elinin körü. Çay önünde işte. Hamdet Allah'a. Ya Rabbi hamdüse ne olsun. Çay var elimde de. Lan ertesi günü Allah kerim. Adam hanımının on yıl sonra kendisini terk edeceğini düşünüyor. Böyle bir düşünce var mı? Sen ne zamandan beri sohbetlere geliyorum? Yeni geliyorum. Belli dedim. Açılanmamışsın daha sen. Nasıl dedim? Nasıl dedim? Dedim bir müddet sonra dedim. On yıl sonra değil bir gün sonra düşünmezsin dedim.
Sen derslere gel git devam etsen dedim. Böyle bir şey var mı? O yüzden kader anı yaşamak. Ne kadar güzel bak sohbet ediyoruz bugün. Cenab-ı Hak'a hamdolsun faydalı bir gün. Bizim benim için, hepimiz için. Kahfemiz var, çayımız var. Bak bir sürü içecek var. Birisi de yazmış da öyle. Sizin önünüzde bir sürü içecekler var. Özelliği ne diye. Tabii İzmir'de yazmışlar. Böyle işte ne o? Soda, çay, böyle kekif suyu falan getirmişler. Yazmış. Sizin önünüzde bir sürü içecekler var. Bunun sebebi ne diye. Açıklama yaptım ben. Dedim şeker hastasıyım. Onun son su bulunması lazım dedim. Dilim damağıma yapışıyor. Pişiyor. Ondan sonra bunlar da dedim.
Ottan çöpten şeker dedim. Şey olsun diye. Kahveydi dedim benim sevdiğim biriler. Kahve asıl dedim ben. Benim uyarıcı dedim ben. Şeker hastaları yorgunluk hissi veriyor çünkü dedim. Hayat. Öyle olunca dedim ben onlar yorgunluk hissini attırıyor dedim. Bir de kanı devaran ettiriyor dedim. Adamın dedim o esnada sohbette canlı tutuyor dedim. Yardımcı oluyor. Ondan sonra tekrar yazmış. Özür dilerim bunları sorduğumuz için. Aynı zikrullatta ya da ortamdaki kardeşimiz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ya da pirleri görüyor hatta bizleri de içine alan haller görebiliyorlar. Bu durumda ben şahsım adına onları görmesem de geldiklerine mi sevinmeliyim?
Evet. Yoksa geldikleri halde görmem bu mezhebe bulan perdelerine mi ağlamalıyım? Hem ağla hem sevin. Zaruri hallerde mezhep değiştirmek nasıl olur? Sadece o konuda mı yoksa tamamen diğer mezhebe girilmiş olur? Mesela zarurette olursa başka bir mezhep taklit edilebilir. Bu mezhep değiştirmek değildir. Zaruret var. Başka bir mezhebin bu noktadaki hükmünü kendisi uygulayabilir. Buna böyle bir mezhep değiştirmeye gerek yok. Ama gerekirse mezhepte değiştirilebilir. Bunda bir sıkıntı yok, bir sakınca yok. Aslında normalde yani ne Şafi'nin Şafi'liği kalmış vaziyette aslında gerçek manada ne de Hanefi'liğin Hanefi'liği kalmış vaziyette.
Yani gerçeğine bakacak olursak mesela Hanefi mezhebinin içerisinde uygulanan şu anda uygulananların içerisinde Şafi'den de Maliki'den de Hanbeli'den de bir sürü iştahat görebilirsiniz. Şafi'ye baktığınızda Şafi'nin içerisinde de Maliki'den Hanbeli'den bir sürü iştahat görebilirsiniz. Çünkü bir noktada aslında mezhep bu noktada bir kimseye bağırmazca tutunduğu bir yer değildir. Dini yaşamakta bir ölçü bir standarda ulaştırmaktır bu mezhepteki gaye. Yoksa bu noktada diğer mezheplerden bir şey alınmasını engelleyecek bir nokta değil. Mesela bazen ben zaman zaman düşünüyorum abdeste Şafi'ye uymayı. Yani o düşündüğüm nokta da şu, bu habire şeker yüksek olduğunda gün içerisinde şekeri zaptırapt almak için 3-4 sefer şekere baktığım oluyor.
İkide bir de çıt patlat, ondan sonra kan al bak, ondan sonra haydi abdest almaya git. Haydi aradan 3 saat geçiyor, 2 saat geçiyor. Bir daha patlat, bir daha abdest al. Top karnına, aç karnına. Arada bir ara günde 6-7 sefer şeker ölçüyordur. Murat Hoca dedi ki işte hepsini de yaz bana ona göre günlük rapor et veya haftalık. Haydi başladım ben yemekten önce bir şekeri açıklayıp sabah ölçüyorsun. Ardından yemek yiyorsun, 2 saat sonra bir daha şeker ölçüyorsun, yazıyorsun. Ardından işte bir yoğurt, moğurt, meyve bir şeyler yiyorsun. Onları yedikten bir saat sonra bir daha şeker ölçüyorsun. Ardından bir daha, bir saat sonra bir daha şeker ölçüyorsun.
Bir daha yiyorsun, yedikten sonra bir daha ölçüyorsun. 6-7 tane günlük şeker ölçüyorsun. Adının fizikolojisi mi oluyor? Her seferinde abdest tazelemen gerekiyor. Ben evde oturan bir kimse değilim ki evde ölç, patlat, git lavaboda, abdestini al namazı kıl. Ondan sonra aç televizyon, televizyon izle veya kitap oku her neyse. Ondan sonra bir daha patlat, çatlat öyle bir şey değil. Ben bütün bir günümü evde geçirdiğim bayram haricinde bir gün hatırlamıyorum. Onda canım sıkılıyor zaten. Alışmışım. Eee, baktım bir gün, iki gün yok. Bunun hakkından gelemeyeceğim ben. Dedim, bu böyle devam ederse Mustafa Özbağ dedim. Şafiye'ye geçeceğim o zaman.
Kan abdesti bozmuyor. Patlat, çatlat böyle. Zarur et çünkü. Sonra Hoca'ya telefon açtım. Dedim, Hoca psikolojimi bozacak dedim. Dedim ya. İkide birde abdest al şey, valla dedim. Zor şey. Dedim şunu gel dedim ben. Gene bir sabah akşama çevirelim. Bugüne kadar yaptıklarım yetsin sana göndereyim dedim ben. Gönderdim ona mesela yaptıklarımı. Dedim yok ölçemeyeceğim. İkide birde. İndirdim sonra şimdi sabah akşam ölçüyorum. Bu ara akşamları da attım. Adamın psikolojisi bozuyor. Yani akşam yemenden önce ölçüyorum. Bakıyorum. Şeker yüksek normalde işte. O saatte hiçbir şey yememişim. Hiçbir şey yememişim. Hiçbir şey yememişim. Normalde hiç olmazsa 150-160 olması gerekirken.
Bir bakıyorum. İki yüzün üstünde. Ulan hiçbir şey yemedim. İki yüzün üstünde diyorsun. Sonra sohfete çıkarken psikolojin iyice etkileniyor. Şeker yüksek. Öğüşmüyorum. Bilmiyorum. En fazla. Şimdi dudaklarım mesela işte kuruyor. Dudaklarımın kuruduğundan yemekten sonra ya. Saatı 11'e geliyor. Yemeği 6'da yiyelim dedik. İşte üzerinden 5 saat mi geçti? Şeker şimdi 260-270 falan toplu şekeri. Mesihet değiştirebilir mi? Her cevap değiştirebilir. İzdivaç düşünüyorum fakat biri gösterildi. Siz de sabret dediniz. Bu süre zarfında yanlışa düşmekten harama kapılmaktan korkuyorum.
Buna bağlı olarak hala sabır mı edeyim? Evet. Yoksa izdivaç edeyim mi başkasıyla helal daire içerisinde? Ona da evet. Eğlenmek muhtedir olanlara, evliliği götürebilecek olanlara farz. Hanımların hacca ömreye mahren erkeklerinden başkasıyla gidememeleri dini bir gereklilik midir? Bayan bayana hacca ömreye gitmek helal mıdır?
Mesela Hanefi'ye göre bu caiz değil. Şafiye'ye göre 40 tane mümin kimse olması lazım. Mezhep. Kadın otobüste gidecek, adamı gelecek sayacak. Kaç kişi var otobüste? 39. Olmaz. Eşini gönderemeyecek, kızını gönderemeyecek. 40. İçinizde gayrimüslim olan var mı soracak. İki tane turist var, gene gönderemez. Ama hadis-i şerif var. Bir padişahın kızını esir alıyorlar da sahabeler, Hz. Peygamber Efendimiz çok kızıyor ya nasıl bulmalısınız? Ondan mektuplaştığı bir kimse, haberleştiği bir kimse. Onun kızını, Hz. Peygamber Efendimiz on tane asker koyuyor yanına, on tane askerle geri gönderiyor. Hatta sonra oğluyla, adamın kendisi geliyor ya kızı almaya, onun gönderildiğini görünce Müslüman olurlar sonra.
Gayrimüslim. Buradan işaret, buradan hareket ederekten zannediyorum Hanbeli uleman. Yol güvenliği söz konusu olursa kadınların seyahat edebileceğinden hükmetmişler. Böyle hüküm verilebilir mi? El verilebilir mi? El cevap verilebilir. Ama onca kızlar şimdi okullarda okuyorlar, üniversitelerde okuyorlar. Buna hükmedilecek birisinin hükmetmesi lazım. Böyle gidebilirler. Bir de işin başka tarafı var. Normalde şimdi bu hüküm var ya, hacca ömreye gidecek olan genç kızlar veya dul dayanlara şu teklif ediliyor. Birisi senin nikahını alıversin ya. Biz hacca gideceğiz. Hacca gideceğimiz zaman kadının birisi işte benim nikahını alsın diye bana söylemiş. Hani benim nikahını alsın.
Dedim yok o öyle de gidemiyordu. Bir başkasına söylüyorlar. Kadına diyorum ki başka bir kadına dedim ki ya nikahladı adam. Boşamazsa ne yapacaksın? Boşamadı seni. Kaldı kadın. Ya boşamadı ne yapacaksın dedim. Öyle oluyor mu? Ya dedim böyle göstermelik nikah olmaz ki zaten dedim. O caiz değil. Bunun gibi saçma sapan işler yapıyorlar. Öyle yapacaksın. Evet kadının yol güvenliği var mı? Var. Seyahat edelim. Sadece namaza giderken abdest almam en rolunda. Hadis-i Şerif'in açıklar mısın? Namaz dışında ibadetlerimizde aldığımız abdestin hükmünüdür. Böyle bir abdest var. Bu abdest namazın abdestsiz kılınmayacağına dair değil. Yoksa Hz.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri abdestli dolaşmakla alakalı da veya diğer ibadetleri abdestli yapmakla alakalı Hadis-i Şerif'leri de var. Güzelmiş ama buradan okumuyorum aslında. Bunları da şimdi bunu okuyayım artık. Seher zikri yaptık ve Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ezen okumurken geldi. Demişler. Allah bunu merak etsin. Zikre devam. Rüzgar gibi geçeyim on bir oldu. Yok ben latife yaptım bu sekreterlikle alakalı. Yanlış ifade yok.
Ben latife yaptım. Allah hakkınızı helal edin. Öyle ya genelde hani böyle iki yıllık sekreterlik bilmem ne okuyanlar böyle diğer öyle dört yıllık okuyanlar biraz şey ya. O noktada Allah'a affetsin inşallah. Baya hal görmüşler ya. Tam bu hareketsin inşallah. İbadetlerinizden feyiz alamadığınızı, almadığınızı düşünmeyin. Bu nefsin vesvesesidir. Bunu çoğaltır sonra temeli. Bu sefer ben ibadetlerden feyiz alamıyorum noktasına götürür sizi. Buradan da sizi inkıtaya uğratır. Allah muhafaza eylesin. Din mi insan içindir? İnsan mı din için olmalıdır ve din zaman değiştikçe koşullar farklı olunca değişir mi?
Mesela bundan yüz gün sonra su miktarı çok az olsa ve alkol fazlalarsa insana bir ihtiyaç haline gelse dinimiz yeri yine aynı şekilde alkolü haram kabul edebilir mi? Evet. Haramlar değişmez. Din insan içindir. Normalde insan din içindir. Normalde insan din içindeyindir. Bu değişmeyen bir kaidedir. Ama İslam kendisini yeniler. Bundan bin yıl sonra her taraf alkol olsa, su çok az olsa, bir kimse susuzluktan ölmek noktasına gelse, alkolü su niyetine içerir. Alkol yine helal olmaz ama. Alkol yine haramdır. Veya bir kimse ölme noktasına gelse veya bir azasına bir zarar gelse, açlıktan gelecek olsa, domuz eti yiyebilir. Evlisi farzdır hatta o zaman.
Bak din insan için olmuş olur. İnsan din için olmuş olur. Domuz eti neden haramdır? Kendi pisliğini yemesinin dışında bir cevabı var mı? Domuz eti yiyen birisi için cehennemlik gözüyle bakıyoruz da içki içen birisine aynı şekilde davranıyoruz. Ama gıybet eden veya yalan konuşan insanların normal karşılıyoruz. Bu durum ne kadar doğru. Çok haklısınız. İsabet tam 12'de. Domuz eti, Sufiler şöyle düşünürler. Bir şey haramsa haramdır. O haramın hikmeti ile alakalı insanlar bulabildikleri, bilebildikleri yere kadar söyler. İnsanlar diyebilirler kendilerince. Domuz eti her türlü dış yiyor, necaseti yiyor. O yüzden leş yiyor, şunu yiyor, bunun yana her şeyi yiyor.
O yüzden haram diyebilirler hikmet açısından. Birisi de diyebiliyor ki domuz hiç terleyen hayvan değil. Terlemediğinden dolayı vücudundaki o yabancı bakterileri atmıyor. Sırf yabancı bakteriler onun vücudunda duruyor. O yabancı, kirli, pis, necis bakteriler etin üzerinden insanın üzerine geçiyor diyebilir. Birisi de bunu söyleyebilir. Bunun içinde veyahutta insanoğlu onun üzerinde haramiyeti ile alakalı hiçbir hikmeti görememiş olabilir. Bu haramiyetini kaldırmaz. Bu şuna benzer. Hani imtihan ya Yahudilere cumartesi gün balık tutmak yasaklanmış. Gün cumartesi tutmayacaksınız demiş Cenab-ı Hak. İman böyle bir şey. Bakın iman böyle bir şey. Onlar da ağaları cumadan atmışlar.
İmansızlık da böyle bir şey. O yüzden domuz eti haram kılınmış bize. Bitti. Ya hikmeti nedir kardeş Allah haram etmiş. Bitti. İman ettik biz. Sufiler böyle düşünürler. Sufiler onun nedenini, niçini, nasılını araştırmazlar. Hani onlar duyduk iman ettik var ya ayet-i kerime. Duyduk iman ettik itaat ettik derler. Bitti. Çok onun arkasını gerisini araştırmazlar. Sufi ahlakıdır. O yüzden sufiler böyle çok çetrefilli işleri düşmezler için. Derler ki Allah böyle istemiş. Tamam bitti gitti. Merakta annem. Oha bile hesaplayacağım, kitaplayacağım diye uğraşırmış. O tip insan yol alamaz. Biz iman ettikler yürürüz. Domuz eti haram etmiş mi?
Tamam kardeşim. Ya neden? Ya Allah haram etmiş kardeşim. Bırak sen uğraşacaksın. Uğraş orada. Orada dur sen. Onun nedenini, niçini araştır. Biz araştırıp soruşturmayınız. Ya siz aklınızı kullanmıyorsunuz. Yok kullanmıyoruz. Onun için kullanmıyoruz biz. Biz onun için kullanmıyoruz. Bu işin en böyle kestirme yoludur. Yürü biz yolcuyuz kardeş gidiyoruz biz. Onu araştırmakla ömrümüz geçmeyecek. Domuz bitse leşi araştıracaksın. Nesi bitse kanı araştıracaksın. Kan bitse Allah adına kesmek nasıldır? Nasıl değildir? Hangisi Allah adına kesildi? Hangisi Allah adına kesilmedi? Uğraşacaksın. Uğraşmayız biz. Haram haram. Selamünaleyküm yürü. İşte diyor adam. Ya denizden çıkanı Şafii yerim demiş.
E ye ye kardeşim. Sen Şafii sen ye. Yemek istiyorsan ye. Ben yemiyorum. Ya nasıl? Bas be kardeşim. Ben börtü böcek yemiyorum ya. Sen yiyeceksen ye. Bitti. Geçen gün birisine dedim. Hadisleri inkar edin. İnsan etini haram kılan bir ayet var mı? Kaldı mı şimdi? Yok dedim. Ben söyleyeyim sana. Ne yapacaksın? İnsan eti yiyecek misin? Sırf Kur'an bana yeter diyorsun dedi. Nereden çıktı şimdi bu ya dedi. Öyle dedin ya bana dedi. Beni onunla itham ediyor. Kur'an yetmez mi dedi bana. Yetmez dedim ben. Kaldı. Dedim insan eti haram mı dedim ben. Haram dedi. Nereden çıkardın fetvayı dedi.
Leş haram ya dedi. Leş diye neye denir dedim ben. Kendiminden ölene denir. Bana dedim ayet getir. İnsan etinin haram olduğunu bana. Bu durdu. Git hocana sor dedim. Gel dedim burada bekliyor seni dükkana gel. Öğrenmeden de gelmedi. Bu iki gün sonra geldi. Yokmuş ayet dedi insan etini haram kılan. Bu sapık nereden çıktı demiş adam. Ha dedim sen sapık değilsin ben sapıkım öyle mi dedim. Ya hocam biz sapık mı olduk şimdi dedi.
E dedim insan etini haram kılan bir tane ayet getir bana. Yazmışlar onların böyle metinleri var ya. İşte insanoğlu kakıpta. Ne o. Akrebi yılanı çıyanı haram etme yetkisi nereden geldi. Hani Hanefe'ye göre haram ya bunlar. İşte böylece siz dini dalaltıyorsunuz. Mezhep körünüzden böyle böyle yapıyorsunuz diye yazı almış getir. İyi dedim yavruslarım. Akrebi yılanı çıyanı yiyince kadar dedim. Pırıl pırıl insan var. İnsanı yiyin dedim. Akreplen yılanla çıyanla ne işiniz var dedim. İnsan etini haram kılan bir ayet yok. Dedim senin mantığınla ilerliyorum dedim. Senin mantığınla yürüyünce dedim ben. Kur'an'da haram edilen dört şey var dedim. Beşincisi yok.
Dedim domuz, leş, kan, Allah adına kesilmeyen hayvanlar dedim. Bu kadar. Hepsi de helal değil mi dedim senin dediğine göre. Evet dedi. E insan da bunun içinde dedim. Bizlisi böyle düşündü. Adama düşünme diyebilir misin? Ya nasıl düşünürler? Sen böyle düşünüyorsun ya dedim. Bundan bin yıl önce böyle bir ahmağın çıkacağını kim düşünürdü dedim. Bundan bin yıl önce böyle bir sapıklığı kim düşünebilirdi dedim. Ama Hz. Peygamber Efendimiz düşünmüş dedim. O gaybi biliyor. O dedim ilhanla konuşuyor.
O vahiy ile konuşuyor. Diyor ki dedim ben. Benden sonra bizim aramızda bu kitap vardır diyenler çıkacak. Ben oradan uzağım diyor. İşte dedim siz olsunuz. Siz insan eti değersiniz dedi. Vahşisiniz siz. Git dedim kimse hocana onu söyledi. Perdenin gerisinden konuşmasın. Gelsin bak dedim biron belli, dükkanın belli. Vahşisiniz siz dedi. Hocam var mı insan etini haram kılan yiyeceklerin içerisinde? Yok. Vahşi Allah muhafaza etsin. Dinimizde neden İsrail yolları lanetlenmiş? Bir din neden bütün kavmi lanetler? Bu durumda dinimiz hümanist değil diyebilir miyiz?
Hümanizm ne olduğunu bilmiyorsunuz kıymetli kardeşim. Hümanist, hümanizm eski Yunan Helenistik çağdan önce veya Helenistik çağın başlangıcındaki din anlayışıdır. Bu hümanistikte yarı insan tanrılar vardır. Güzellik tanrısı, savaş tanrısı gibi. Bunlar insan üzerinedir. Ve bu insanı sevmekten geçer bu hümanizm. Ama bunlar aynı zamanda tanrıdır. Hümanizm insan sevgisi değildir. Hümanizm dindir. Ve insanı tanrılaştıran bir dindir. İnsan tanrıdır. O yüzden bizim İslam dini hümanist değildir bu noktada. İslam dininde Allah hiçbir zaman insan değildir.
Hiçbir zaman. İnsanın üzerinde Allah'ın sıfatları tecelli eder ama insan asla Rab olmaz. Allah olmaz. Sıfatları tecelli edebilir ama Rab değildir. O yüzden hümanizm insanı tanrılaştıran bir dindir. Şu anda da zaten hümanist bir kimse yoktur bu manada. Hristiyanlaşmıştır herkes. Helenistik çağda kalmış bir şeydir. Ama bunu pişirip bizim önümüze getirmeye çalışırlar. Avrupalılar da hümanist değildir. Hristiyandır onlar. Hümanist olan şu anda hümanist inanca sahibi olan yeryüzünde inanç kalmadı desek yeri. Ama insanı sevmek muhakkak var. Biz yaradılarını severiz. Biz insanı da severiz.
Biz insanı eşref-i mahlukat olarak görürüz. Ama kötülük yapan o İsrailoğulları lanetlenmiş. Allah'a lanetlemiş. Dini nikah tazelemek gerekir mi? Eşlerden birisi küfre düştüyse tazelenmek gerekir. Bir evde hem erkek hem kadın çalışıyorsa tek kurban kesmek yeterli midir? Kurban şahsa göre değildir ki parası olana vaciptir. Zekat veren bir kimseye kurban vaciptir. Eşlerin her ikisi de çalışıyorsa, her ikisinin keseleri ayrı ayrıysa, herkes çalıştığına hükmediyorsa, kimin elinde zekat miktarı kadar para bir yıl durduysa ona kurban vacip olur. Zekat taksitle verilir mi tek seferde mi verilmeli? Taksitle de verilebilir. Ben yeni kapandım, ailem açık.
Annem kapanmama çok tepki gösterdi. Çok kunağa girmiş bilirsin. Farz olan bir şeye tepki göstermek Allah muhafaza eylesin. Onun farzlığına inandığı halde tepki gösteriyorsa bir sıkıntı yok. Ama onun farzlığına inanmıyorsa küfre düşer. Allah muhafaza eylesin. Olamaz. Al Fatiha. Al Fatiha.
Amin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Benim için bugün faydalı bir gün oldu.
Kendi nefsim adına. Hepinize de teşekkür ediyorum. Allah razı olsun inşallah. Sürtülü isan ettiysek affola. Beni neden bekliyor? bekliyor. Hocam kıysın nikahını. Hocam nikahlarını kıyın ver arkadaşlar. Selamun aleyküm. Hocam gibi alim bir kimse varken bize düşmez zaten. Ona aminat olun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi